Yerel Haberler
İzmir
Kınık’ta maden işçileri eylemde 21 Şubat 2026 Cumartesi - 16:44:25 İzmir’in Kınık ilçesinde faaliyet gösteren Polyak Eynez Enerji ve Madencilik işçileri, maaş ödemelerindeki aksamalar nedeniyle iş bırakma eylemi başlattı. İzmir’in Kınık ilçesine bağlı Eynez bölgesinde faaliyet gösteren Polyak Eynez Enerji ve Madencilik bünyesinde çalışan işçiler, ücret ödemelerinde yaşandığı belirtilen gecikmeler nedeniyle iş bırakma eylemine başladı. Süreç, Bağımsız Maden İş Sendikası öncülüğünde yürütülüyor. Sendika temsilcileri, maden sahası önünde düzenledikleri basın açıklamasında, yaz aylarında yaklaşık 3 bin işçiden 1700’ünün işten çıkarıldığını, işçi sayısının 1200’e düşmesinin ardından işletmenin Çinli bir firmaya devredildiğini ifade etti. Açıklamada, devir işlemi sonrasında maaş ödemelerinde aksamalar yaşandığı, işçilerin yaklaşık 55 gündür ücretlerini alamadığı ve nakliye hizmeti veren firmaların da yaklaşık 3 aydır ödeme beklediği öne sürüldü. Ücret ödemeleri ve devir süreci tartışması Sendika yetkilileri, mevcut kömür stokunun satışıyla ödemelerin karşılanmaya çalışıldığını savundu. İşletme tarafından dile getirildiği belirtilen ’yurt dışından para transferinde zorluk yaşandığı’ yönündeki açıklamanın gerçeği yansıtmadığını savunan sendika temsilcileri, sürecin şeffaf yürütülmesi gerektiğini kaydetti. Jeolojik açıdan zor bir bölgede üretim yapıldığını belirten sendika, deniz seviyesine yakın ve yaklaşık 800 metre derinlikte faaliyet gösteren bir maden sahasında işçi haklarının aksatılmasının kabul edilemez olduğunu ifade etti. Eylemin ilk aşamada ’paşa vardiyası’ olarak adlandırılan vardiyada üretimin durdurulmasıyla başladığı bildirildi. İlerleyen günlerde diğer vardiyaların da sürece katılmasının planlandığı, ücretlerin yatırılmaması halinde üretimin kademeli olarak tamamen durdurulacağı açıklandı. Açıklamada ayrıca satış sürecinin şeffaf olmadığı iddia edilerek, yapılan sözleşmelerin kamuoyuna açık biçimde paylaşılması çağrısında bulunuldu. İşçilerin kıdem ve ihbar tazminatlarının durumuna ilişkin belirsizliklerin giderilmesi gerektiği vurgulandı. Bağımsız Maden İş Sendikası, yalnızca bu işletmede değil, bölgedeki diğer maden sahalarında da benzer hak kayıplarına karşı sürecin takipçisi olacaklarını bildirdi. İşletme yönetiminden ve ilgili kurumlardan konuya ilişkin resmi bir açıklama bekleniyor.
21 Şubat 2026 Cumartesi - 11:36 Göztepe, galibiyet parolasıyla Beşiktaş deplasmanında Göztepe, Trendyol Süper Lig’in 23. haftasında yarın Beşiktaş’a konuk olacak. Avrupa kupalarını hedefleyen sarı-kırmızılılar, karşılaşmaya mutlak galibiyet parolasıyla çıkacak. Trendyol Süper Lig’in 23. haftasında Göztepe, yarın saat 20.00’de Tüpraş Stadyumu’nda Beşiktaş ile karşı karşıya gelecek. İzmir temsilcisi, deplasmanda bu kritik karşılaşmayı kazanarak Avrupa kupaları hedefi doğrultusunda yoluna emin adımlarla devam etmeyi hedefliyor. Sakat oyuncuların durumu teknik heyeti mutlu etti Brezilyalı forvetler Juan ve Jeferson’un sakatlıklarını atlattığı, hafta boyunca takımla çalışarak Beşiktaş maçına hazır hale geldiği belirtildi. Göztepe’de Kayserispor karşılaşmasında maçın son anlarında forma giyebilen sağ kanat Arda Okan’ın da tamamen iyileşmesi teknik heyetin yüzünü güldürdü. Teknik Direktör Stanimir Stoilov’un Beşiktaş deplasmanında Juan ve Arda’ya ilk 11’de görev vermesi, Jeferson’u ise kulübede koz olarak değerlendirmesi bekleniyor. Orta saha oyuncusu Efkan Bekiroğlu’nun ise sakatlığı nedeniyle henüz antrenmanlara başlayamadığı ifade edildi. Dış sahada 14 puan toplandı Göztepe, bu sezon Trendyol Süper Lig’de deplasmanda 11 maça çıktı. Sarı-kırmızılılar bu süreçte 5 galibiyet, 4 mağlubiyet ve 2 beraberlik alarak 19 puan topladı. Bu süreçte rakip ağları 13 kez sarsan Göztepe, kalesinde ise 7 gol gördü. Son olarak 6 hafta önce dış saha karşılaşmasında Gaziantep FK’yı mağlup eden Stanimir Stoilov’un öğrencileri, benzer bir performansı Beşiktaş karşısında da sergilemeyi hedefliyor.
Eski İHD İzmir Başkanı dağlık alanda ölü bulundu
14 Ocak 2026 Çarşamba - 13:15 Eski İHD İzmir Başkanı dağlık alanda ölü bulundu İzmir’in Çiğli ilçesinde Eski İnsan Hakları Derneği (İHD) İzmir Şubesi Başkanı Ali Aydın’ın cansız bedeni bulundu. Olayla ilgili yakalanan şüpheli cinayeti itiraf ederken, uyuşturucu madde etkisi altında olduğunu ileri sürdü. Olay, sabah saatlerinde Çiğli ilçesi Evka-2 bölgesindeki dağlık alanda meydana geldi. Bölgede hareketsiz yatan bir şahsın olduğu ihbarı üzerine olay yerine giden ekipler, yaptıkları incelemede cansız bedenin emekli öğretmen ve serbest avukatlık yapan, aynı zamanda eski İHD İzmir Şube Başkanı olan 69 yaşındaki Ali Aydın’a ait olduğunu belirledi. Katil zanlısı kısa sürede yakalandı İzmir Emniyet Müdürlüğü tarafından başlatılan kapsamlı çalışmalar neticesinde, olayın şüphelisinin 30 yaşındaki M.D.E. olduğu tespit edildi. Çiğli Suç Önleme ve Araştırma Büro Amirliği ekiplerinin hızlı müdahalesiyle kısa sürede yakalanan şahıs gözaltına alındı. Suçunu itiraf etti Şüpheli M.D.E.’nin emniyette suçunu kabul ettiği öğrenildi. Zanlının beyanında, cinayeti uyuşturucu ve uyarıcı madde etkisi altındayken gerçekleştirdiğini ifade ettiği belirtildi. Siyasi bağlantı saptanmadı Yürütülen soruşturma kapsamında, olayın herhangi bir siyasi yönünün bulunmadığı, uyuşturucu etkisindeki bir şahıs tarafından gerçekleştirilen adli bir vaka olduğu kaydedildi. Ali Aydın’ın dağlık alanda yürüyüş yaparken madde bağımlısı şahıs tarafından kafasını taşla ezilerek öldürüldü ortaya çıktı. Olayla ilgili soruşturma sürüyor.
RSV bağışıklığı anne karnında kazandırılabilir
14 Ocak 2026 Çarşamba - 09:49 RSV bağışıklığı anne karnında kazandırılabilir Yenidoğan döneminde görülen ağır solunum yolu enfeksiyonları genellikle RSV nedeniyle oluşuyor. Özellikle yaşamın ilk yıllarında RSV nedeniyle ciddi klinik tablolar oluşabildiğini vurgulayan Medicana Sağlık Grubu Göğüs Hastalıkları Bölümü’nden Uzm. Dr. Merda Erdemir Işık, "Son yıllarda geliştirilen gebelikte RSV aşısı, bebeği henüz anne karnındayken koruma altına almayı hedefleyen yeni ve dikkat çekici bir yaklaşım sunuyor" diye konuştu. RSV’nin (Respiratuvar Sinsityal Virüs), bebeklerde alt solunum yollarını tutarak bronşiolit ve pnömoniye neden olabildiğini kaydeden Medicana International İzmir Hastanesi Göğüs Hastalıkları Uzmanı Dr. Merda Erdemir Işık, "Özellikle ilk 6 ayda enfeksiyon ağır seyredebiliyor; solunum sıkıntısı, apne atakları ve hastaneye yatış ihtiyacı sık görülüyor. Prematüre bebekler ile kalp ve akciğer hastalığı olanlar en yüksek risk grubunda yer alıyor" dedi. Gebelikte yapılan RSV aşısının yararlarından bahseden Uzm. Dr. Merda Erdemir Işık, "Bu aşının temel hedefi sadece anne adayını değil, doğacak bebeği de korumak. Aşılanan annede oluşan RSV’ye özgü IgG antikorları, gebelik sırasında plasenta yoluyla bebeğe geçiyor. Böylece bebek, doğduğu anda pasif bağışıklık kazanmış oluyor. Bu yöntem, yıllardır tetanoz ve grip aşılarında da başarıyla kullanılan bir bağışıklama stratejisi" diye konuştu. Gebelikte bebeğe kazandırılan pasif bağışıklığın, doğumdan sonra yaklaşık 4-6 ay boyunca devam ettiğini açıklayan Uzm. Dr. Merda Erdemir Işık, bu sürenin RSV enfeksiyonlarının en sık ve en ağır seyrettiği dönem olması açısından kritik önem taşıdığını vurguladı. En savunmasız grup prematüre bebekler RSV aşısının gebeliğin 32-36’ncı haftaları arasında uygulanmasının önerildiğini kaydeden Uzm. Dr. Merda Erdemir Işık, sözlerine şöyle devam etti: "Yapılan geniş kapsamlı klinik çalışmalarda, bu dönemde uygulanan aşının yenidoğanlarda RSV’ye bağlı alt solunum yolu enfeksiyonlarını, hastaneye ve yoğun bakıma yatış oranlarını anlamlı şekilde azalttığı gözlemlendi. Mevcut bilimsel veriler, anne ve bebek açısından ciddi bir güvenlik sorunu olmadığını ortaya koyuyor. Özellikle prematüre bebekler RSV açısından en savunmasız gruplar arasında yer alıyor. Gebelikte yapılan aşı sayesinde, erken doğsa bile bebek belirli bir düzeyde koruyucu antikorla dünyaya geliyor. Bu durum, ağır enfeksiyon riskini azaltmada önemli bir avantaj sağlıyor. Ayrıca daha önce RSV enfeksiyonu geçirmek kalıcı ve güçlü bir bağışıklık sağlamıyor. Bu nedenle, geçmişte RSV geçirmiş anne adaylarında da aşı öneriliyor." Bebeği korumak için en etkili yöntem Anne adaylarının en çok; "Bu aşı bebeğe zarar verir mi?", "Doğumdan sonra yapılması yeterli olmaz mı?" ve "Daha önce enfeksiyon geçirdim, bana gerek var mı?" gibi yanlış ya da eksik bilgilere dayalı sorular yönelttiğini belirten Uzm. Dr. Merda Erdemir Işık, "Mevcut veriler, gebelikte yapılan aşının bebeği korumada en etkili yöntem olduğunu gösteriyor. Öte yandan RSV aşısı, grip ve Covid-19 aşılarıyla aynı dönemde, farklı enjeksiyon bölgelerinden uygulanabiliyor. Türkiye’de RSV aşısının rutin gebelik aşı takvimine girişiyle ilgili süreç devam ediyor. Anne adaylarının, bireysel durumları ve risk faktörleri doğrultusunda kadın doğum ve göğüs hastalıkları uzmanlarına danışarak güncel önerileri takip etmeleri önem taşıyor. Sonuç olarak, gebelikte RSV aşısı, yenidoğanları hayatlarının en savunmasız döneminde ciddi solunum yolu enfeksiyonlarından korumayı amaçlayan, bilimsel temeli güçlü ve umut verici bir uygulama olarak öne çıkıyor" ifadelerini kullandı.
Osmanlı’nın keskin mirası: Bir infaz değil sanat eseri ’yatağan’
14 Ocak 2026 Çarşamba - 09:32 Osmanlı’nın keskin mirası: Bir infaz değil sanat eseri ’yatağan’ Kılıç ustası ve araştırmacı Murat Polat, Osmanlı’dan günümüze miras kalan, kulaklı kabzası, gövdesindeki derin kavis ve üzerindeki nakışlarla sadece bir silah değil, aynı zamanda bir kimlik taşıyan yatağan kılıcının, her yönüyle tasarım harikası olduğunu belirtti. Osmanlı Devletinin askeri dehası denince akla gelen ilk sembollerden birinin, Akıncıların, Yeniçerilerin belinden ayırmadığı, zarafetiyle büyüleyen yatağan kılıcı olduğu ifade ediliyor. Tarihi Kemeraltı Çarşısı’nda antika dükkanı işleten kılıç ustası ve araştırmacı Murat Polat, duvarlarında sergilediği birbirinden değerli yatağan kılıçları hakkında önemli bilgiler verdi. Polat, kulaklı kabzası, gövdesindeki derin kavis ve üzerindeki nakışlarla sadece bir silah değil, aynı zamanda bir kimlik taşıyan bu eşsiz mirasın sırlarını, etkileyici özelliklerini anlattı. Ters kavisin sırrı: "Kurt dişi" etkisi Yatağanı dünyadaki diğer kılıçlardan ayıran en belirgin özellik, alışılmışın aksine içe doğru yönelen ters kavisli olması. Murat Polat, bu tasarımın tesadüf olmadığını ifade ederek, "Geleneksel kılıçlar savurma odaklıyken, yatağanın ağırlık merkezi uç kısmına yakındır. Bu, darbeye balta benzeri bir yıkıcılık katar. Ters eğim, düşman silahını kenetleyip etkisiz hale getirmede benzersiz bir avantaj sağlar. Yeniçerilerin günlük kıyafetleriyle dahi taşıyabildiği bu kılıç, hem bir savaş alanı silahı hem de bir öz savunma aracıdır" dedi. Kulaklı kabza: Elin kılıçla bütünleşmesi Yatağan’ın en ikonik parçası olan ’kulaklı’ kabza, genellikle kemik, fildişi veya boynuzdan yapılır. Polat’a göre bu kulaklar, estetik bir tercihten çok daha fazlasını ifade ediyor. Polat, "Sert bir vuruş yapıldığında kılıcın elden kayıp gitmesini engelleyen bu geniş başlıklar, savaşçının kılıcıyla adeta tek vücut olmasını sağlar. Bu, Türklerin ergonomi sanatındaki dehasıdır. Yatağan sadece bir demir parçası değildir; o, sahibinin inancını ve karakterini yansıtan bir tuvaldir. Kılıçların üzerindeki işlemeler derin anlamlar taşır. Üzerinde ’Fetih’ ve ’Nadi Ali’ duaları, savaşçının manevi gücünü pekiştirir. Amel-i (Ustanın adı) ibaresiyle her kılıç, onu döven sanatçının mühürlü imzası haline gelir. Gümüş kakmalar, mercan süslemeler ve bitkisel motifler, Yatağan’ı bir takı kadar zarif kılar" diye konuştu. Yatağan’dan kasabasından dünyaya Adını Denizli’nin Serinhisar ilçesine bağlı Yatağan kasabasından alan bu kılıç, Osmanlı ordusunun "kul" sistemindeki en sadık dostuydu. Murat Polat, bu kılıcın tarihsel yolculuğunu şu sözlerle özetliyor: "Yatağan, Türk kılıç sanatının ulaştığı en rafine noktadır. O, hem bir fırtına kadar sert hem de bir şiir kadar zariftir." Türk kılıç sanatının bu nadide parçası, bugün müze raflarında sadece bir antikayı değil, bir devletin disiplinini, estetiğini ve gücünü temsil etmeye devam ediyor.
Anadolu ilham verdi, makarna altın getirdi
14 Ocak 2026 Çarşamba - 09:31 Anadolu ilham verdi, makarna altın getirdi Anadolu’nun yöresel tatlarını makarnada yorumlayan gastronomi öğrencisi Sena Kollar uluslararası yarışmada altın madalya kazandı. İstanbul Uluslararası Gastronomi Festivali’nde yarışan Yaşar Üniversitesi Gastronomi ve Mutfak Sanatları Bölümü öğrencisi Sena Kollar, altın madalya kazanarak önemli bir başarı elde etti. Genç lezzet ustası sergilediği yetenek ve pişirdiği lezzet ile mutfak dünyasında ses getiren bir yeniliğe imza attı. Sena Kollar, uluslararası düzeyde gerçekleştirilen yarışmada makarna kategorisinde yaptığı tarifle altın madalya kazanarak 15 yarışmacı arasından birinci seçildi. Lezzet köprüsü Jüriye sunduğu "Harmony" adlı tabağıyla öne çıkan Yaşar Üniversitesi Gastronomi ve Mutfak Sanatları Bölümü öğrencisi Sena Kollar, İtalyan mutfağının karakteristik lezzetlerini yerel ürünlerle buluşturmayı hedefledi. Tabakta armut, Erzurum ve Konya küflü peynirleri, ceviz ile bal-kaymak uyumunu makarna formunda yorumlayan genç şef, farklı mutfak kültürleri arasında dengeli ve özgün bir lezzet köprüsü kurmayı amaçladı. Makarnaya yönelik ilgisinin, İtalya’da gerçekleştirdiği staj sürecinde güçlendiğini belirten genç şef, aylar süren hazırlık ve emeğin prestijli bir ödülle taçlandırılmasının kendisi için motivasyon kaynağı olduğunu ifade etti. Kollar, "Aylarca üzerinde düşündüğüm ve çalıştığım bir tabağın böyle önemli bir ödülle karşılık bulması beni hem çok mutlu etti hem de onurlandırdı. Gelecekte kendimi daha da geliştirerek, kendi restoranımı kurmayı hedefliyorum" diye konuştu.
Jeotermal yatırımlar için 2026 yılı köprüden önceki son çıkış
14 Ocak 2026 Çarşamba - 09:30 Jeotermal yatırımlar için 2026 yılı köprüden önceki son çıkış Jeotermal enerji sektöründe 2025 yılı yatırım uykusunun bittiği yıl olarak geride kalırken, bin 758 Megavat (MW) kurulu güce ulaşan sektörün en önemli sorunu, planlama aşamasındaki santral yatırımlarının YEKDEM kapsamı dışında kalma ihtimali olarak öne çıkıyor. 1 Mayıs 2023 tarihli Resmi Gazete’de yayınlanan 7189 sayılı Cumhurbaşkanlığı kararına göre, yenilenebilir enerji kaynaklarına dayalı YEK Belgeli elektrik üretim tesislerinin, Yenilenebilir Enerji Destekleme Mekanizması’ndan (YEKDEM) yararlanması için 31 Aralık 2030 tarihine kadar işletmeye alınması gerekiyor. Yatırımların önündeki engel Jeotermal enerji sektöründe planlama noktasında olan pek çok yatırımın, mevzuatta öngörülen bu zaman kısıtı yüzünden bekleme dönemine girdiğini belirten Jeotermal Enerji Derneği (JED) Yönetim Kurulu Başkanı Ali Kındap, bu durumun ivmelenme aşamasındaki yatırımlarının önündeki en büyük engel olduğunu vurguladı. Türkiye’nin 122 bin MW seviyesinde olan toplam kurulu gücü içerisinde, baz yük olarak üretim yapabilen tek yenilenebilir kaynağın jeotermal santraller olduğunu hatırlatan Kındap, "Ülkemizin son 15 yılda jeotermal enerjide tüm dünyanın alkışladığı başarısının altında YEKDEM’in çok önemli payı var" dedi. Jeotermal santral yatırımlarının rüzgâr ve güneş gibi diğer yenilenebilir kaynaklara göre önemli farklılıklar gösterdiğine dikkat çeken Kındap, megavat başına yatırım maliyetinin rüzgâr santrallerine göre en az üç kat fazla olduğu bilgisini verdi. "Köprüden önceki son çıkış" Lisans, izin, ruhsat, arazi alımı, ÇED, sondaj, kaynak verimliliğinin tespit edilmesi, santralin inşası ve devreye alınması aşamalarının en iyimser şartlarda beş yılda tamamlanabildiğine işaret eden JED Başkanı Ali Kındap, şu değerlendirmeyi yaptı: "Bugün yüksek yatırım maliyetine rağmen sektöre yatırım yapmak isteyen, pek çok yatırımcımız var. Ancak bugün harekete geçseler dahi, 2030 sonuna kadar santralleri devreye almaları teknik olarak mümkün olamayacak. Bu belirsizlik ortamında hevesli yatırımcılar da haklı olarak bekleyiş dönemine giriyor. Dolayısıyla içinde bulunduğumuz 2026 yılını, köprüden önceki son çıkış yılı olarak görüyoruz. Bu yıl içerisinde ilgili yasal düzenlemeyi yapamazsak, 2027 ve sonrasında tüm yatırım planlarının askıya alınma riski bulunuyor. Talep ve beklentilerimizi Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığımız başta olmak ilgili tüm kamu otoritelerine aktardık. Basit bir kanun değişikliği ile yatırımlarda öngörülebilirlik sağlanmış olacak." 2053’e kadar en az 10 bin MW JES 1 Mayıs 2023 tarihi yasal düzenleme ile jeotermal enerji yatırımlarının YEKDEM kapsamındaki teşvik süresinin 10 yıldan 15 yıla çıkarıldığını, bu süre uzatımının sektör açısından hayati önem taşıdığını kaydeden Kındap, Türkiye’nin "2053 Net Sıfır" vizyonuna ulaşması için ise jeotermal enerjide en az 10 bin MW kurulu gücünde santral yatırımının devreye alınması gerektiğinin altını çizdi.
Osmanlı’nın keskin mirası: Bir infaz değil sanat eseri ’yatağan’
14 Ocak 2026 Çarşamba - 09:30 Osmanlı’nın keskin mirası: Bir infaz değil sanat eseri ’yatağan’ Kılıç ustası ve araştırmacı Murat Polat, Osmanlı’dan günümüze miras kalan, kulaklı kabzası, gövdesindeki derin kavis ve üzerindeki nakışlarla sadece bir silah değil, aynı zamanda bir kimlik taşıyan yatağan kılıcının, her yönüyle tasarım harikası olduğunu belirtti. Osmanlı İmparatorluğu’nun askeri dehası denince akla gelen ilk sembollerden birinin, Akıncıların, Yeniçerilerin belinden ayırmadığı, zarafetiyle büyüleyen yatağan kılıcı olduğu ifade ediliyor. Tarihi Kemeraltı Çarşısı’nda antika dükkanı işleten kılıç ustası ve araştırmacı Murat Polat, duvarlarında sergilediği birbirinden değerli yatağan kılıçları hakkında önemli bilgiler verdi. Polat, kulaklı kabzası, gövdesindeki derin kavis ve üzerindeki nakışlarla sadece bir silah değil, aynı zamanda bir kimlik taşıyan bu eşsiz mirasın sırlarını, etkileyici özelliklerini anlattı. Ters kavisin sırrı: "Kurt dişi" etkisi Yatağanı dünyadaki diğer kılıçlardan ayıran en belirgin özellik, alışılmışın aksine içe doğru yönelen ters kavisli olması. Murat Polat, bu tasarımın tesadüf olmadığını ifade ederek, "Geleneksel kılıçlar savurma odaklıyken, yatağanın ağırlık merkezi uç kısmına yakındır. Bu, darbeye balta benzeri bir yıkıcılık katar. Ters eğim, düşman silahını kenetleyip etkisiz hale getirmede benzersiz bir avantaj sağlar. Yeniçerilerin günlük kıyafetleriyle dahi taşıyabildiği bu kılıç, hem bir savaş alanı silahı hem de bir öz savunma aracıdır." dedi. Kulaklı kabza: Elin kılıçla bütünleşmesi Yatağan’ın en ikonik parçası olan ’kulaklı’ kabza, genellikle kemik, fildişi veya boynuzdan yapılır. Polat’a göre bu kulaklar, estetik bir tercihten çok daha fazlasını ifade ediyor. Polat, "Sert bir vuruş yapıldığında kılıcın elden kayıp gitmesini engelleyen bu geniş başlıklar, savaşçının kılıcıyla adeta tek vücut olmasını sağlar. Bu, Türklerin ergonomi sanatındaki dehasıdır. Yatağan sadece bir demir parçası değildir; o, sahibinin inancını ve karakterini yansıtan bir tuvaldir. Kılıçların üzerindeki işlemeler derin anlamlar taşır. Üzerinde ’Fetih’ ve ’Nadi Ali’ duaları, savaşçının manevi gücünü pekiştirir. Amel-i (Ustanın adı) ibaresiyle her kılıç, onu döven sanatçının mühürlü imzası haline gelir. Gümüş kakmalar, mercan süslemeler ve bitkisel motifler, Yatağan’ı bir takı kadar zarif kılar." diye konuştu. Yatağan’dan kasabasından dünyaya Adını Denizli’nin Serinhisar ilçesine bağlı Yatağan kasabasından alan bu kılıç, Osmanlı ordusunun "kul" sistemindeki en sadık dostuydu. Murat Polat, bu kılıcın tarihsel yolculuğunu şu sözlerle özetliyor: "Yatağan, Türk kılıç sanatının ulaştığı en rafine noktadır. O, hem bir fırtına kadar sert hem de bir şiir kadar zariftir." Türk kılıç sanatının bu nadide parçası, bugün müze raflarında sadece bir antikayı değil, bir imparatorluğun disiplinini, estetiğini ve gücünü temsil etmeye devam ediyor. (TK-ÖA-