Yerel Haberler
İzmir
15 Şubat 2026 Pazar - 19:59 Muhammed Türkmen: "En zorlu deplasmanda oynadık" Kayserispor Teknik Sorumlusu Muhammed Türkmen, Göztepe maçının ardından, Türkiye’nin en zorlu deplasmanlarından birinde mücadele ettiklerini söyledi. Trendyol Süper Lig’in 22. haftasında Kayserispor, deplasmanda Göztepe ile golsüz berabere kaldı. Maçın ardından düzenlenen basın toplantısında Kayserispor Teknik Sorumlusu Muhammed Türkmen, açıklamalarda bulundu. Rakibin oyun yapısı, taraftar bütünlüğü ve puan sıralamasındaki konumu nedeniyle zor bir maç beklediklerini kaydeden Türkmen, "Nitekim öyle de oldu. Ancak bizim için buradan puan ya da puanlarla dönmek oldukça kıymetli ve önemliydi. Sezon başından bu yana taraftarlarımızı üzdüğümüz bir tablo söz konusu ve biz de bu durumdan ötürü derin bir üzüntü içerisindeyiz. İçinde bulunduğumuz durum nedeniyle kendilerinden özür diliyorum" dedi. Kayserispor’un bu süreçten çıkmasını sağlayacak yegane unsurun taraftar desteği olduğunu vurgulayan Türkmen, "Önümüzdeki hafta sahamızda çok kritik bir maça çıkacağız. Taraftarımızın desteğini arkamıza alarak hedeflediğimiz galibiyeti almak ve bu sıkıntılı süreçten kurtulmak istiyoruz" şeklinde konuştu. "Taç ve kornerlere özel olarak hazırlandık" Maçın teknik analizine ve savunma stratejilerine değinen Türkmen, Göztepe’nin oyun içinde orta sahayı üçlü kuran ve ileri ucu uzun toplarla yoğun şekilde kullanan bir yapıya sahip olduğunu belirterek, "Özellikle taç ve korner atışları için özel hazırlıklar yaptık. Savunmadaki üç oyuncumuzun iletişimi; baskı, kademe ve denge unsurlarıyla birleşince bugün aldığımız skorun temelini oluşturdu" açıklamasında bulundu. Oyunun gidişatına göre yaptıkları taktiksel değişiklikleri de paylaşan Türkmen, şu ifadeleri kullandı: "Orta sahada oyuna dörtlü bir yapıyla başladık. Alanı daraltarak kaptığımız toplarla, hızlı oyuncularımızı rakip savunmanın arkasına sarkıtmayı planladık. İlk yarıda bu stratejimiz karşılık buldu ancak oyuncularımızın bu yoğun baskı ve tempoya fiziksel olarak maç boyu dayanması mümkün değildi. Bu nedenle oyunun bir bölümünde tekrar orta saha üçlüsüne döndük, ardından çift santrfora geçiş yaptık. Buradaki amacımız baskıyı kırıp direkt toplarla gol bulmaktı. Her iki takımın da pozisyonlar bulduğu maçın sonunda, taraflar sahadan birer gol ve birer puanla ayrıldı."
Amfizemli hastalara taze nefes: Cerrahisiz tedaviler
25 Ocak 2026 Pazar - 11:10 Amfizemli hastalara taze nefes: Cerrahisiz tedaviler Akciğerlerdeki hava keseciklerinin geri dönüşü olmayan şekilde hasar görmesiyle ortaya çıkan ve hastalarda şiddetli nefes darlığına yol açan amfizem, hayat kalitesini ciddi biçimde düşüren önemli bir solunum yolu hastalığı olarak biliniyor. Günümüzde, cerrahi işleme gerek olmadan uygulanabilen coil ve valv tedavileri hastalar için yeni bir umut oluyor. Medicana Sağlık Grubu Göğüs Hastalıkları Bölümü’nden Doç. Dr. Nuran Katgı, cerrahisiz yöntemlerle akciğerlerin daha verimli çalışmasının sağlanabildiğini ve hastaların yaşadıkları nefes darlığında belirgin rahatlama yaşadığını belirtti. Akciğerde oluşan kalıcı yapısal hasar nedeniyle hava keseciklerinin genişlemesi ve solunum kapasitesinin giderek azalmasıyla seyreden amfizem, hastaların günlük hayatını ciddi biçimde kısıtlayan önemli bir solunum yolu hastalığı olarak öne çıkıyor. Geleneksel cerrahi yöntemlerin yanı sıra, son yıllarda bronş içinden kesisiz uygulanan coil ve valv tedavileri, özellikle cerrahiye uygun olmayan hastalar için yeni bir umut kapısı olarak görülüyor. Medicana International İzmir Hastanesi Göğüs Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Nuran Katgı, bu modern yaklaşımların hava tuzaklanmasını azaltarak akciğerin daha etkin çalışmasını sağladığını ve hastalarda belirgin nefes rahatlaması sunduğunu belirtti. Katgı, "Son yıllarda, amfizem tedavisinde cerrahi dışı, daha hedefe yönelik yöntemler ön plana çıkmaktadır. Özellikle cerrahiye uygun olmayan ya da cerrahiden kaçınan hastalar için geliştirilen bronkoskopik volüm düşürücü yöntemler, güncel tedavi seçenekleri arasında önemli bir yer tutmaktadır. Coil (spiral) tedavisi ve endobronşiyal valv uygulamaları, kesi gerektirmeden bronkoskopi yoluyla uygulanan cerrahisiz yaklaşımlar olarak dikkat çekmektedir. Bu işlemler, hasarlı akciğer alanlarının solunum üzerindeki olumsuz etkisini azaltmayı ve daha sağlıklı bölgelerin daha etkin çalışmasını hedeflemektedir" diye konuştu. "Cerrahiye uygun olmayan hastalar için iyi bir seçenek" Bronkoskopik volüm düşürücü işlemlerin, özellikle ileri evre amfizem tanısı bulunan ve optimal ilaç tedavisi ile solunum rehabilitasyonuna rağmen nefes darlığı devam eden hastalarda gündeme geldiğini dile getiren Doç. Dr. Nuran Katgı, "Bunun yanı sıra açık cerrahi açısından yüksek risk taşıyan, ileri yaşta olan veya ek hastalıkları nedeniyle cerrahiye uygun bulunmayan hastalar için önemli bir tedavi alternatifi oluşturmaktadır. Ayrıca akciğer nakli için sıra bekleyen hastaya vakit kazandırmak için de iyi bir yöntemdir. Hasta seçimi, multidisipliner bir değerlendirme süreci sonunda, bireysel klinik özellikler dikkate alınarak yapılmaktadır" dedi. Söz konusu yöntemlerin hastalığı ortadan kaldırmadığını ancak semptom kontrolü sağlayarak, yaşam kalitesini iyi bir noktaya taşımada önemli rol oynadığını dile getiren Katgı, "Bronkoskopik volüm düşürücü yöntemler, amfizemin temel patofizyolojik sorunlarından biri olan hava tuzaklanmasını azaltmayı hedefler. Aşırı şişmiş ve solunuma katkısı azalmış, bununla birlikte sağlıklı akciğer dokusunun da genişlemesini engelleyen akciğer bölgelerinin etkisinin azaltılmasıyla, diyafram ve solunum kaslarının daha verimli çalışması sağlanır. Bu durum klinik olarak hastalara nefes darlığında azalma, efor kapasitesinde artış ve günlük aktivitelerde daha rahat hareket edebilme şeklinde yansır. Bronkoskopik yöntemler, açık cerrahiye kıyasla daha düşük komplikasyon riski, daha kısa hastanede yatış süresi ve daha hızlı iyileşme süreci sunmaktadır. Özellikle cerrahi sonrası risklerin yüksek olduğu hasta gruplarında, daha güvenli ve daha konforlu bir seçenek olarak öne çıkmaktadır. Ayrıca kesi gerektirmemesi, hastaların günlük yaşama daha kısa sürede dönebilmesine imkan tanır" ifadelerine yer verdi. "Her amfizem hastası coil tedavisi için uygun değil" Her amfizem hastasının coil tedavisi için uygun olmadığını vurgulayan Doç. Dr. Nuran Katgı, hastanın akciğer dokusunun yapısı, eşlik eden hastalıklar ve genel solunum kapasitesinin mutlaka detaylı şekilde değerlendirilmesi gerektiğini söyledi. Katgı, "Uygun hasta seçimi ve işlemin deneyimli ellerde gerçekleştirilmesi, tedavinin başarısını belirleyen en önemli faktörler arasında yer almaktadır" dedi. Coil tedavisinin hangi amfizem tiplerinde tercih edildiği hakkında da bilgi veren Katgı, "Coil tedavisi, akciğer hasarının daha yaygın ve homojen dağılım gösterdiği amfizem tiplerinde tercih edildiği gibi en iyi etkisi bölgesel hasarlı, heterojen amfizem tipinde görülür. Akciğerin yalnızca tek bir bölgesinin değil, geniş alanlarının etkilendiği hastalarda coil tedavisi, solunum mekaniklerini genel olarak iyileştirmeyi amaçlayan etkili bir seçenek sunmaktadır" diye konuştu. Öte yandan akıllı tel olarak da adlandırılan spirallerin işlevine değinen Katgı, "Akıllı tel olarak da adlandırılan spiraller, bronkoskopi sırasında akciğer dokusu içine yerleştirildikten sonra kendi doğal şeklini alarak kendi ekseni etrafında kıvrılır. Bu kıvrılma etkisi, hasarlı ve aşırı şişmiş akciğer alanlarının hacmini azaltır. Böylece akciğer dokusu daha kompakt hale gelir, hava hapsi azalır ve solunum mekanikleri daha dengeli çalışmaya başlar" dedi. Valv mi, coil mi? Valv tedavisi hakkında da bilgi veren Doç. Dr. Nuran Katgı, ‘valv mi, coil mi’ sorusuna ise şu yanıtı verdi: "Endobronşiyal valv tedavisi, akciğer hasarının belirli bir bölgede yoğunlaştığı amfizem hastalarında daha uygun bir seçenektir. Hedeflenen akciğer bölgesinin anatomik özellikleri ve solunum üzerindeki etkisi, hasta seçiminde temel kriterler arasında yer alır. Valv tedavisinin başarılı olabilmesi için hedeflenen akciğer bölgesine yan yollardan hava girişi olmaması gerekir. Çünkü tedavideki asıl amaç hasarlı bölgeyi mekanik olarak tıkama yoluyla hava girişinin engellenmesi, sekresyon çıkışına izin verilmesidir. Kollateral ventilasyonun varlığı, valv uygulamasının etkisini azaltan en önemli faktörlerden biridir. Bu nedenle işlem öncesi yapılan detaylı değerlendirmeler, tedavi başarısı açısından kritik öneme sahiptir. Valv mi yoksa coil mi uygulanacağına; amfizemin akciğer içindeki dağılımı, kollateral ventilasyon durumu ve hastanın genel klinik özellikleri değerlendirilerek karar verilir. Bazı hastalarda valv tedavisi daha uygunken, bazı hastalarda coil uygulaması daha iyi sonuçlar sağlayabilir. Valv uygulaması sonrasında hedeflenen akciğer bölgesinde hacim küçülmesi sağlanır. Bu durum, daha sağlıklı akciğer alanlarının solunuma daha etkin katılmasına imkan tanır. Sonuç olarak nefes darlığında azalma, efor kapasitesinde artış ve yaşam kalitesinde iyileşme gözlenir."
Yağmur suyunu dönüştürüyor, tasarruf sağlıyor
25 Ocak 2026 Pazar - 11:01 Yağmur suyunu dönüştürüyor, tasarruf sağlıyor Doğa dostu bir yaklaşımla tasarlanan Yaşar Üniversitesi’nin yeni eğitim binası, 420 tonluk yağmur suyu sarnıcı, akıllı enerji sistemleri ve dijital su takibiyle LEED Yeşil Bina Sertifikası yolunda ilerleyen örnek bir yapı olarak öne çıkıyor. Sürdürülebilir kampüs hedefiyle hayata geçirilen Yaşar Üniversitesi’nin yeni eğitim binası, 420 tonluk yağmur suyu sarnıcı ve akıllı enerji sistemleriyle doğa dostu mimarisi ile dikkat çekiyor. LEED Yeşil Bina Sertifikası alma yolunda ilerleyen yapı, her damla suyun dijital olarak takip edildiği sistemiyle geleceğin eğitim alanları için de örnek oluyor. İklim krizi ve su kaynaklarının korunması küresel bir gündem maddesi haline gelirken, Yaşar Üniversitesi bu alanda somut ve öncü bir adım atmış oldu. Üniversitenin yeni eğitim binası M Blok, sürdürülebilir bir ekosistem olarak tasarlandı. Çatıya düşen her damla yağmurun depolandığı, enerjinin güneşten sağlandığı ve sensörlerle israfın önüne geçildiği bina, İzmir’de sürdürülebilir kampüs anlayışına örnek oldu. Yağmur hasadıyla su tasarrufu Çatısına kurulan sifonik yağmur sistemi aracılığıyla toplanan suların 420 ton kapasiteli dev bir sarnıca iletilmesiyle dikkat çeken binada arıtılan sular; peyzaj sulamasından ortak kullanım alanlarına kadar binanın pek çok noktasında yeniden kullanılıyor. Üst SCADA (Merkezi Denetleme ve Veri Toplama) sistemi sayesinde su tüketimi anlık olarak izlenirken, muhtemel sızıntılar uzaktan izlenebilir akıllı sayaçlarla anında tespit edilerek müdahale ediliyor. Enerjiyi üreten ve yöneten bina Yaşar Üniversitesi M Blok, su tasarrufunun yanı sıra enerji verimliliğiyle de öne çıkıyor. Binanın anlık enerji ihtiyacının yüzde maksimum 30’u, üzerine kurulu güneş panellerinden sağlanıyor. Yapı içerisindeki 862 adet varlık sensörü, insan yoğunluğunu takip ederek aydınlatma, iklimlendirme ve akıllı tahta sistemlerini optimize ediyor. İnsan bulunmayan alanlarda sistemlerin otomatik olarak kapanması sayesinde gereksiz enerji tüketimi tamamen ortadan kaldırıyor. Teknolojik ve çevreci bina, Yaşar Üniversitesi’nin karbon ayak izini azaltma vizyonunun hedeflerinden biri olarak öne çıkıyor. "Doğaya saygılı bir iş yapıyoruz" Ege Sanayicileri ve İş İnsanları Derneği (ESİAD) ev sahipliğinde düzenlenen Su Konferansı’nda mimarı olduğu yeni eğitim binasını örnek gösteren Epig Mimarlık Kurucusu ve BASİFED Yönetim Kurulu Başkanı Semiha Güneş de projenin felsefesini şu sözlerle anlattı: "Kentlerimizi betonlaştırdık ve yağmurun toprağa ulaşmasına engel olduk. M Blok projesinde bu döngüyü tersine çevirmeyi hedefledik. 32 bin metrekarelik bu yapıda sürdürülebilirliği, ekonomiyi ve çevre duyarlılığını merkeze aldık. İç mekânlarda sistem tasarımları ve seçilen ürünlerle yüzde 50 su tasarrufunu hedefledik. Hem enerjiyi verimli kullanmak hem de insan konforunu sağlamak adına doğaya saygılı bir işe imza attık." LEED Yeşil Bina Sertifikası hedefi Yaşar Üniversitesi İnşaat Bakım-Onarım Yatırım Daire Başkanı Yetkin Türk ise sürecin prestijli bir ödülle taçlanacağını belirterek, "Gezegenin kaynaklarını koruma motivasyonuyla çıktığımız bu yolda, M Bloğu üst seviye bir skorla LEED Yeşil Bina Sertifikası ile belgelendirmek için çalışmalarımız sürüyor" dedi.
İEÜ ile Karşıyaka buluştu, kazanan çocuklar oldu
25 Ocak 2026 Pazar - 10:55 İEÜ ile Karşıyaka buluştu, kazanan çocuklar oldu İzmir Ekonomi Üniversitesi ile Karşıyaka Belediyesi, anaokulu çağındaki çocukların akılcı ve sosyal gelişimini, ailelerin ve eğitimcilerin bilinçlenmesini desteklemek amacıyla Rektör Prof. Dr. Yusuf Hakan Abacıoğlu ve Belediye Başkanı Yıldız Ünsal’ın imzaladığı bir iş birliği protokolü hayata geçirdi. İzmir Ekonomi Üniversitesi (İEÜ) ile Karşıyaka Belediyesi, anaokulu çağındaki çocukların, ailelerin ve eğitimcilerin gelişimini desteklemek amacıyla örnek bir iş birliği gerçekleştirdi. Çocukların akılcı ve sosyal yönden güçlenmesine, ailelerin de sağlıklı birey yetiştirme konusunda bilgilenmesine zemin hazırlayacak protokol, İEÜ Rektörü Prof. Dr. Yusuf Hakan Abacıoğlu ve Karşıyaka Belediye Başkanı Yıldız Ünsal tarafından imzalandı. İzmir Ekonomi Üniversitesi Sağlık Hizmetleri Meslek Yüksekokulu ile Karşıyaka Belediyesi arasında 2 yıl süreyle geçerli olacak protokol, üniversite-şehir bütünleşmesinin güçlü bir yansıması olacak. İEÜ Çocuk Gelişimi Programı’ndaki öğretim görevlileri, Karşıyaka Belediyesi’ne bağlı anaokullarında eğitim gören çocuklara ve ebeveynlere yönelik eğitimler düzenleyecek. Uygulama temelli eğitimler Anaokullarında görev yapan öğretmenlere ilişkin yeterliliklerin, uygulama temelli eğitim faaliyetleriyle geliştirilmesi için çalışmalar yapılacak. Bunun yanı sıra İEÜ Çocuk Gelişimi Programı öğrencileri de belediyeye bağlı anaokullarında uygulama ya da staj yapabilecek. İEÜ’nün ev sahipliğinde gerçekleşen imza töreni, İEÜ Rektörü Prof. Dr. Yusuf Hakan Abacıoğlu ve Karşıyaka Belediye Başkanı Yıldız Ünsal’ın yanı sıra Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Mehmet Efe Biresselioğlu, Sağlık Hizmetleri Meslek Yüksekokulu Müdürü Prof. Dr. Sevinç İnan, Rektör Danışmanı Dr. Burçin Önder ve öğretim görevlilerinin katılımıyla gerçekleşti. "Toplumsal katkıya devam edeceğiz" Törende konuşan Prof. Dr. Abacıoğlu, toplumsal katkıyı merkezine olan proje ve iş birliklerine büyük önem verdiklerini söyleyerek, "Üniversite olarak en büyük sorumluluklarımızdan biri, ürettiğimiz bilgiyi toplumun her kesimi için erişilebilir ve faydalı hale getirmek. Karşıyaka Belediyesi ile imzaladığımız protokol de bunun somut bir örneği oldu. Bu iş birliği sayesinde çocuklarımızın sağlıklı, mutlu ve özgüvenli bireyler olarak yetişmesine katkı sunacağız. Biliyoruz ki, çocuklarımız için atacağımız her adım, hayata geçireceğimiz her proje, aynı zamanda ülkemizin geleceğine yapılan değerli bir yatırımdır. İzmir Ekonomi Üniversitesi olarak, yaşadığımız kentin ihtiyaçlarına duyarlı, sürdürülebilir ve nitelikli iş birlikleriyle toplumsal katkı üretmeye devam edeceğiz" ifadelerini kullandı. "Güçlü bir eğitim modeli olacak" Karşıyaka Belediye Başkanı Yıldız Ünsal ise, belediyeye bağlı 8 anaokulunun bulunduğunu ifade ederek, "Anaokulu eğitimi, yaşam boyu öğrenmenin ve kişilik gelişiminin ilk ve en önemli basamaklarından biri. Bu süreçte bilimsel bilgiye dayalı profesyonel destek almak; alanında uzman akademisyenlerin bilgi ve deneyimlerinden yararlanmak büyük önem taşıyor. Çocuklarımız, bizim en kıymetli hazinemiz. İzmir Ekonomi Üniversitesi ile hayata geçirdiğimiz bu değerli iş birliği sayesinde, hem çocuklarımızın gelişimini çok yönlü olarak destekleyecek hem de ailelerimizi ve eğitimcilerimizi güçlendiren bir eğitim modeli oluşturacağız" diye konuştu.
Bayındır’da yetişen nergis, bilimde öne çıkıyor
24 Ocak 2026 Cumartesi - 16:50 Bayındır’da yetişen nergis, bilimde öne çıkıyor Türkiye’nin önemli çiçek üretim merkezlerinden biri olan İzmir’in Bayındır ilçesinde yetiştirilen nergis çiçeği, yalnızca kokusu ve görsel güzelliğiyle değil, bilimsel araştırmalara konu olan tıbbi bileşenleriyle de dikkat çekiyor. Uluslararası bilimsel çalışmalara göre nergis (Narcissus) türlerinde bulunan bazı doğal alkaloidler, Alzheimer başta olmak üzere çeşitli hastalıkların tedavisinde kullanılan ilaçların geliştirilmesinde önemli rol oynuyor. Nergisten ilaca: Galantamin etken maddesi Bilim dünyasının nergise olan ilgisinin temelinde, Amaryllidaceae familyasına ait bazı bitkilerde bulunan galantamin adlı alkaloid yer alıyor. Galantaminin, beyinde sinir iletiminde görev alan asetilkolin maddesinin düzeyini artırıcı etkisi sayesinde, Alzheimer hastalığının hafif ve orta evrelerinde kullanılan onaylı bir ilaç etken maddesi olduğu belirtiliyor. Uzmanlara göre, galantamin doğada sınırlı sayıda bitkide bulunurken, nergis türleri bu yönüyle farmasötik araştırmalar açısından büyük önem taşıyor. Avrupa başta olmak üzere birçok ülkede nergis türleri, bu etken maddeye yönelik bilimsel çalışmaların merkezinde yer alıyor. Klinik kullanımda yer alıyor Galantaminin etkisinin yalnızca laboratuvar çalışmalarıyla sınırlı kalmadığını belirten uzmanlar, söz konusu maddenin dünya genelinde sağlık otoritelerince onaylı olarak kullanılan bir ilaç etken maddesi olduğunu vurguluyor. Hafif ve orta dereceli Alzheimer vakalarında kullanılan bu etken madde, modern tıpta önemli bir yere sahip bulunuyor. Araştırmalarda nergis bitkisinde bulunan likorin ve narsiklasin gibi diğer alkaloidlerin de antikanser, antiviral ve antimikrobiyal özellikleri açısından bilimsel çalışmalara konu olmaya devam ettiği ifade ediliyor. Uzmanlardan uyarı Öte yandan, uzmanlar, nergis bitkisinin özellikle soğan kısmı başta olmak üzere tüm bölümlerinin zehirli alkaloidler içerdiğini hatırlatarak, evde hazırlanan kür ve karışımların ciddi sağlık riskleri taşıdığı uyarısında bulunuyor. Tıpta kullanılan etken maddelerin tamamının, kontrollü dozlarda ve laboratuvar ortamında elde edildiği vurgulanıyor. Bayındır için katma değer potansiyeli Mis kokulu çiçekleriyle festivallere renk katan Bayındır nergisinin, bilimsel araştırmalar ve doğru tarımsal yatırımlarla değerlendirilmesi halinde, estetik değerinin yanı sıra sağlık ve biyoteknoloji alanında da katma değer üreten bir ürün haline gelebileceğine dikkat çekiliyor.
Birlikte parlayalım minik izleyicileriyle buluşuyor
24 Ocak 2026 Cumartesi - 16:16 Birlikte parlayalım minik izleyicileriyle buluşuyor Aliağa Belediyesi’nin sömestr özel olarak düzenlediği Tiyatro Günleri kapsamında sahnelenen "Birlikte Parlayalım" oyunu, ilk gösteriminde yoğun ilgi gördü. Çocukların büyük beğenisini kazanan oyun, 24 Ocak-1 Şubat 2026 tarihleri arasında her gün Aliağa’nın merkez ve çevre mahallelerinde ücretsiz olarak sahnelenmeye devam ederek minik izleyicilerine tiyatro dolu bir ara tatil yaşatacak. Aliağa Belediyesi Orman Tiyatrosu, Aliağa Belediye Tiyatrosu (ALBET)’in bünyesinde faaliyetlerine başladı. Tiyatronun ilk projesi, yazar ve yönetmenliğini Aliağa Belediye Tiyatrosu (ALBET) Sanat Yönetmeni Demet Bozkurt’un yaptığı ‘Birlikte Parlayalım’ oyunu oldu. "Birlikte Parlayalım", rekabet duygusuna kapılmadan dostluğu ve paylaşmayı merkeze alıyor. Oyun, çocuklara her bireyin kendine özgü yeteneklere sahip olduğu ve bu yetenekler doğru şekilde bir araya geldiğinde harika işler başarılabileceği mesajını veriyor. Tiyatroya özel şarkı bestelendi Oyuncu kadrosu Aliağa Sanat Evi (ASEV) kursiyerlerinden oluşan oyun, üç kişilik bir ekip tarafından sahnelenirken, performansa oyuncuların canlı olarak çalacağı ukulele ve marakas eşlik ediyor. Müzikal ögelerin de ön planda olduğu oyunda, sözü ve bestesi Demet Bozkurt’a ait "Parla" adlı şarkı da seslendirilerek izleyicilere ritim ve tiyatronun iç içe geçtiği keyifli bir sahne deneyimi sunuluyor. Aliağa’da tiyatro için yeni bir dönem ALBET Sanat Yönetmeni Demet Bozkurt, Aliağa Belediyesi’nin Orman Tiyatrosu projesi hakkında şu sözleri söyledi: "Aliağa Belediyesi Orman Tiyatrosu kendi içimizde oluşturduğumuz yeni bir oluşum. ‘Birlikte Parlayalım’ oyunumuzu ve gelecekteki diğer oyunlarımızı çocuklarla buluşturmak istiyoruz. Oyunumuzda yaş sınırı yok. Çok küçük seyircimiz için de görsel bir şölen oluşturabilir, hatta ebeveynlerin bile keyifle izleyebileceği bir oyun. Her konuda bize destek olan, çocuk tiyatrosunun gelişimine öncülük eden ve minik seyircimizi sanatla buluşmamıza yardım eden Belediye Başkanımız Serkan Acar’a ve emeği geçen herkese çok teşekkür ederiz."
İzmir’deki korkunç cinayetin görgü tanığı konuştu: "Silah sesine koştuk, kanlar içinde bulduk"
24 Ocak 2026 Cumartesi - 16:09 İzmir’deki korkunç cinayetin görgü tanığı konuştu: "Silah sesine koştuk, kanlar içinde bulduk" İzmir’in Menemen ilçesinde uzaklaştırma kararı bulunan saplantılı kişi tarafından pusuya düşürülerek öldürülen 26 yaşındaki Gözde Akbaba cinayetine ilişkin konuşan görgü tanığı esnaf Fatih Şahin, "Silah seslerini duyunca koştuk, hanımefendiyi yerde kanlar içinde bulduk. Ekipler çok hızlı geldi ama kurtarılamadı. Ülkece neden bu kadar vicdansız olduk?" dedi. Menemen İnönü Mahallesi’nde 19 Ocak akşamı saat 20.20 sıralarında meydana gelen olayda, hakkında uzaklaştırma kararı bulunan Lokman E. (33), saplantılı olduğu Gözde Akbaba’nın ikamet ettiği sitenin girişinde pusu kurdu. Akbaba’yı silahla yaralayan saldırgan olay yerinden kaçarken, ağır yaralanan genç kadın ise kaldırıldığı Çiğli Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde 2 gün süren yaşam mücadelesini 21 Ocak günü kaybetti. Jandarma Suç Araştırma Timi (JASAT) tarafından olaydan 1,5 saat sonra bir akaryakıt istasyonunda suç aletiyle birlikte yakalanan zanlı Lokman E., çıkarıldığı mahkemece tutuklanarak cezaevine gönderildi. Hayatını kaybeden Gözde Akbaba’nın cenazesi ise İzmir Adli Tıp Kurumunda yapılan otopsinin ardından yakınlarına teslim edildi ve toprağa verildi. "Silah seslerini duyup olay yerine koştuk" Olay anına tanıklık eden bölge esnafı Fatih Şahin, yaşanan dehşet dolu dakikaları ve hissettiklerini anlattı. Olayın yaşandığı sırada yakınlardaki bir binadan çıktığını belirten esnaf Fatih Şahin, silah sesleriyle irkildiklerini ifade etti. Şahin, "Olay yaşandığı sırada çaprazdaki binadan çıkıyordum ve iki üç el ateş sesi duydum. İlk başta ne olduğuna anlam veremedik ancak olay yerine yaklaştığımda hanımefendiyi yerde kanlar içinde bulduk. Hemen jandarmaya ve gerekli mercilere haber verdik. Sağ olsunlar, ekipler gerçekten çok hızlı davrandılar; yaklaşık 2-3 dakika içinde jandarma olay yerine ulaştı. Ambulans da aynı hızla gelerek hanımefendiyi hastaneye götürdü fakat ne yazık ki vefat ettiğini öğrendik" dedi. "Tüylerimiz ürperiyor" Cinayetin ardından büyük üzüntü duyduklarını dile getiren Şahin, "Olayın görüntülerini izlediğimizde gerçekten kalbimiz sızladı. ’Neden bu kadar vicdansız olduk?’ diye düşünmeden edemiyoruz. Hepimizin annesi, kız kardeşi, çoluk çocuğu var; yaşananlar karşısında tüylerimiz ürperiyor. Bu tür olayların bir an önce son bulması için yetkililerden kesin bir çözüm bulunmasını rica ediyoruz. Bu kişilerin hangi psikolojiyle bu eylemleri gerçekleştirdiklerini anlamak gerçekten mümkün değil" ifadelerini kullandı.
Dikili Umut Tiyatrosu, umut olmaya devam ediyor
24 Ocak 2026 Cumartesi - 12:56 Dikili Umut Tiyatrosu, umut olmaya devam ediyor İzmir’in Dikili İlçesi’nde faaliyet yürüten Dikili Umut Tiyatrosu ’Umutlu Mahkumlar’ adlı projesiyle örnek bir adım attı. Dikili’de kurulan, sanat yönetmeni ve tiyatro eğitmeni Mine Atlatmaz’ın öncülüğünde çalışan Dikili Umut Tiyatrosu, ’Cinayet ve Çay Partisi’ adlı kısa komedi oyununu Dikili ve çevresindeki komşu ilçelerde sergiledikten sonra şimdi de ’Umutlu Mahkumlar’ projesiylr cezaevlerinde kalan mahkumlara sergilemeye başladı. 16 Ocak’Ta Aliağa Kadın Kapalı Ceza İnfaz Kurumu’nda, 22 Ocak’ta da Bergama Kapalı Ceza İnfaz Kurumu’nda tutuklu bulunan mahkumlara sergilenen oyun büyük beğeni topladı. Mine Atlatmaz’ın yazıp, yönettiği ve ekip arkadaşlarıyla oynadığı ’Cinayet ve Çay Saati’ oyunu 3 Şubat Salı günü Ayvalık Kadın Açık Ceza İnfaz Kurumu’nda sahne alacak. Mine Atlatmaz proje ile ilgili şunları söyledi; "2000 yılında Umut Hep Var sloganıyla kurduğumuz tiyatro topluluğumuz bugüne kadar bir çok projeye imza attık. Umutlu Çocuklar, Umutlu Kadınlar ve Umutlu Patiler en önemlileriydi. Şimdi ise cezaevlerinde sevdiklerinden uzak, topluma kazandırılmayı bekleyen mahkumlar için "Umutlu Mahkumlar" adlı projemizle sahne alıyoruz. Amacımız tüm kardeşlerimize umut ışığı olmak, bir nebze tebessüm etmelerini sağlamaktır. Bu projemizi Adalet Bakanlığı’nın desteği ile tüm Türkiye’deki cezaevlerine yaymak istiyoruz."
Bergama’da pazar yeri çilesi: Yağmurda gölet, çamurda geçiş işkencesi
24 Ocak 2026 Cumartesi - 11:17 Bergama’da pazar yeri çilesi: Yağmurda gölet, çamurda geçiş işkencesi İzmir’in Bergama ilçesi Maltepe Mahallesi’nde her cumartesi kurulan semt pazarında, yağış sonrası oluşan su birikintileri ve pazar sonrası biriken çöpler mahalle sakinlerinin tepkisine neden oluyor. Bergama’nın Maltepe Mahallesi’nde kurulan cumartesi pazarında, otopark alanı ve vatandaşların geçiş güzergahı yağışlı havalarda kullanılamaz hale geliyor. Yağmur sonrası oluşan derin çukurlar ve göletler nedeniyle bölgede ulaşım güçleşirken, mahalle sakinleri ve pazarcı esnafı duruma çözüm bulunmasını istiyor. Çevre kirliliği hat safhada Söz konusu alanın Maltepe Tümülüsü sit alanı sınırları içerisinde yer alması sebebiyle bölgeye asfalt veya beton dökülemiyor. Daha önce belediye ekiplerince mıcır dökülerek geçici iyileştirme yapılan alanda, yaklaşık bir yıldır herhangi bir çalışma yürütülmediği ifade ediliyor. Özellikle yaşlı, çocuk ve engelli vatandaşlar, çamur ve su birikintileri nedeniyle alandan geçmekte zorlandıklarını belirterek, düzenli bakım çalışması talep ediyor. Bölge sakinlerinin bir diğer şikayet konusu ise pazarın kurulmasının ardından ortaya çıkan çevre kirliliği. Pazarın sona ermesiyle birlikte tezgâhlardan geriye kalan sebze, meyve ve ambalaj atıklarının çevreye gelişigüzel bırakılması mahallede kirliliğe neden oluyor. Vatandaşlar, pazar sonrası temizlik çalışmalarının daha titiz yapılması ve denetimlerin artırılmasını talep ediyor. Esnaftan ’toplu çöp alanı’ talebi Pazarcı esnafı ise kirliliğin önüne geçilmesi için pazar alanı içerisinde belirli bir ’toplu çöp alanı’ oluşturulmasını öneriyor. Atıkların tek bir noktada toplanması halinde temizlik çalışmalarının daha hızlı ve verimli yapılabileceğini ifade eden esnaf, belediyeden bu konuda adım atmasını bekliyor.
Erken tanı hayat kurtarıyor: Rahim ağzı kanserine karşı aşı ve tarama uyarısı
24 Ocak 2026 Cumartesi - 10:56 Erken tanı hayat kurtarıyor: Rahim ağzı kanserine karşı aşı ve tarama uyarısı Kadınlarda sık görülen kanser türlerinden biri olan rahim ağzı kanserine karşı uyarılarda bulunan Medicana International İzmir Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Op. Dr. İlkay Nafiye Topaloğlu, hastalığın yavaş ilerlediğini ancak düzenli tarama testleri ve aşılama ile büyük oranda önlenebildiğini vurguladı. Serviks bölgesinde gelişen rahim ağzı kanserinin en temel nedeni Human Papilloma Virüsü (HPV) olarak gösteriliyor. Vücudun savunma mekanizmasıyla genellikle vücuttan atılabilen HPV, kalıcı hale geldiğinde ise hayati risk taşıyan kanser türlerine zemin hazırlıyor. Medicana International İzmir Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Op. Dr. İlkay Nafiye Topaloğlu, rahim ağzı kanserinin kadınlarda sık görülen ancak tarama testleri sayesinde büyük oranda önlenebilen bir kanser türü olduğunu belirtti. Rahim ağzı kanserinin rahmin vajinaya açılan alt kısmında oluştuğunu ve yavaş ilerlediğini ifade eden Topaloğlu, "Rahim ağzı kanseri maalesef kadınlarda çok sık gördüğümüz kanserlerden biri. Yavaş ilerler fakat tarama testleriyle çok büyük oranda önleyebilmekteyiz. Bu nedenle farkındalık haftalarında bunu dile getirmek, tüm halkı ve hastalarımızı bilinçlendirmek bizim için çok kıymetli." dedi. Hastalığın genellikle sinsi ilerlediğine ve ileri evrelerde belirti verdiğine dikkat çeken Topaloğlu, "Rahim ağzı kanseri genelde bulgu vermeden ilerlemekte. Fakat ilişki sonrasında kanama, kötü kokulu vajinal akıntı, ara kanama, pelvik ağrı gibi durumlarla da karşılaşılabilmekte. Bu bulgular varsa hastalık zaten çok ileri aşamadadır." ifadelerini kullandı. "Temel neden HPV virüsü" Kanser vakalarının en sık nedeninin Human Papilloma Virüsü (HPV) olduğunu aktaran Dr. Topaloğlu, virüsün toplumda yaygın olduğunu ancak bağışıklık sistemiyle vücuttan atılabildiğini söyledi. Risk faktörlerine değinen Topaloğlu, "Virüs kronikleşirse ve yüksek riskli gruplardan bir pozitifliğimiz varsa risk altındasınız. Düzenli taramalarını yaptırmayan, sigara kullanan, HPV pozitifliği olan ve bağışıklık sistemi düşük kişilerde rahim ağzı kanseri sıklığı daha fazla olmaktadır." şeklinde konuştu. "30-65 yaş arası kadınlar dikkat" Erken tanıda tarama testlerinin önemine vurgu yapan Topaloğlu, şu bilgileri paylaştı: "Tarama testleri ile erken aşamada virüsün varlığını yahut kansere neden olabilecek hücrelerin değişimini görebilmekteyiz. Böyle bir durum varsa tanı ve tedaviyi erken aşamada planlayabiliyoruz. HPV testini 30-65 yaşındaki kadınlarda her 5 yılda bir mutlaka öneriyoruz. Bu sayede ’Yüksek riskli grupta bir virüs var mı, biyopsi yapmalı mıyız, hücresel bir değişim başladı mı?’ sorularını yanıtlayabiliyoruz." Aşı ile korunma mümkün Güncel tedavi ve korunma yöntemleri arasında aşının önemini de değinen Topaloğlu, "Rahim ağzı kanserinin en sık nedeni HPV virüsü. Bu konuda elimiz oldukça kuvvetli; artık herkesin bildiği bir aşımız var. 9 yaşından itibaren hem kız hem erkek çocukları başta olmak üzere aşılanmalar başladı. Eskiden 26 yaşına kadar denirdi ama şimdi 45 yaşına kadar aşılamalar yapılmakta. Bu durum çok büyük oranda rahim ağzı kanserine karşı koruma sağlamakta." diye ekledi. "Aşını yaptır, taramanı ol, sağlığını koru" Yılda ortalama yüzde 4 oranında yeni vaka görüldüğünü hatırlatan Topaloğlu, sözlerini şöyle tamamladı: "Rahim Ağzı Kanseri Farkındalık Ayı’nda şunu bildirmek gerekir ki; erken tanı ve tarama testleri, kanseri yakalayıp önlemek açısından çok kıymetli. Kadınların sağlıklarını garantiye almak için yapacakları en güzel şey, taramalarını ve aşılarını düzenli yaptırmalarıdır."
IF Wedding Fashion İzmir’de son gün defileleri beğeni topladı
24 Ocak 2026 Cumartesi - 10:41 IF Wedding Fashion İzmir’de son gün defileleri beğeni topladı İzmir Büyükşehir Belediyesi ev sahipliğinde, İZFAŞ tarafından ve Ege Giyim Sanayicileri Derneği iş birliğiyle düzenlenen IF Wedding Fashion İzmir-19. Gelinlik, Damatlık ve Abiye Giyim Fuarı’nın son gününde sergilenen defileler büyük ilgi gördü. Üç gün boyunca, Türkiye’nin dört bir yanından ve dünyanın farklı ülkelerinden gelen binlerce profesyonel ziyaretçiyi ağırlayan, birçok ticari anlaşmaya imza atılan IF Wedding Fashion İzmir, firmaların yeni koleksiyonlarını sergilediği defilelere de ev sahipliği yaptı. Son günde, Tasarımcı Erkan Yılmaz imzalı "World of the Fashion" defilesinde fuara katılan seçkin firmaların tasarımlarının sergilendiği karma defile düzenlendi. Koreografisini Akif Örük’ün yaptığı defilede ünlü modeller Güzide Duran, Özge Ulusoy, Demet Şener, Ivana Sert, Wilma Elles, Ece Gürsel, Gizem Özdilli, Simge Tertemiz de yer aldı. Dünyanın birçok ülkesinden gelen alıcılar final defilesini ilgiyle takip etti. Defile sonrası konuşan mankenler, "Üç gün boyunca burada olmak mutluluk vericiydi. Türk modasının gururu olan firmaların tasarımlarını tanıttık. Yorulduk ama değdi" sözleriyle duygularını paylaştı. "Bütün markaların burada olması gerektiğini düşünüyorum" Wilma Elles fuarların önemine dikkat çekerek, "Burada olmak artık çok daha önemli. Çünkü artık mağazacılık azalıyor, her şey internet üzerinden ilerliyor. Ama kumaşı, tasarımı, elbiseyi yakından görmek ve hissetmek çok önemli. Üzerimde gördüğünüz elbiseyi ekranda değil, burada dokunarak anlamak mümkün. Bu nedenle herkesin, bütün markaların burada, fuarda olması gerektiğini düşünüyorum" dedi. Anne kız defilesi Final gününün bir diğer etkinliği ise İzmirli modacı Ayla Ölçer’in, moda tasarım öğrencisi kızı Melisa Ölçer ile birlikte imza attığı defile oldu. Gelinlik ve abiye kıyafetlerin yer aldığı koleksiyon, izleyicilere etkileyici bir moda deneyimi sundu. Duman Ajans organizasyonuyla Serkan ve Gökhan Duman koreografisiyle hayata geçirilen defilede, Türkiye’den ve dünyanın dört bir yanından gelen, aralarında Özge Ulusoy ile Wilma Elles’in de bulunduğu, 30 yerli ve yabancı model podyuma çıktı.
Tarihin en büyük uyuşturucu operasyonunda 654 tutuklama
24 Ocak 2026 Cumartesi - 10:39 Tarihin en büyük uyuşturucu operasyonunda 654 tutuklama İzmir Cumhuriyet Başsavcılığı koordinesinde yürütülen ve Cumhuriyet tarihinin en büyük uyuşturucu operasyonlarından biri olarak kayıtlara geçen eş zamanlı baskınlarda, gözaltına alınan şüphelilerden 654’ü tutuklanarak cezaevine gönderildi. İzmir Cumhuriyet Başsavcılığı koordinesinde; 1 Cumhuriyet Başsavcıvekili ve 14 Cumhuriyet Savcısının yönetiminde "Uyuşturucu ve Uyarıcı Madde İmal ve Ticareti" suçlarıyla mücadele kapsamında dev bir operasyon gerçekleştirildi. 19 Ocak 2026 tarihinde başlatılan operasyon, İzmir’in Konak, Karabağlar, Buca, Bornova, Bayraklı, Gaziemir, Narlıdere, Balçova, Güzelbahçe ve Karşıyaka ilçeleri merkezli olmak üzere toplam 11 ilde eş zamanlı olarak icra edildi. İletişim uygulamaları üzerinden satış ağı deşifre edildi Soruşturma kapsamında yapılan teknik ve fiziki takipler, alınan ihbarlar ve ifadeler doğrultusunda zehir tacirlerinin çalışma yöntemleri gün yüzüne çıkarıldı. Şüphelilerin; WhatsApp, Telegram, Messenger ve Facebook gibi internet tabanlı iletişim platformları üzerinden kullanıcılarla irtibat kurdukları ve satış faaliyetlerini bu uygulamalar aracılığıyla organize ettikleri tespit edildi. Günübirlik evler ve kurye sistemi Yapılan incelemelerde, şüphelilerin uyuşturucu ticaretini sabit bir adrese bağlı kalmaksızın yürüttükleri belirlendi. Operasyonel verilerde; suç şebekesinin uyuşturucu madde trafiğini farklı mekanlarda ve günübirlik kiralanan evlerde gerçekleştirdiği, maddelerin ise kuryeler aracılığıyla alıcılara ulaştırıldığı bilgisine ulaşıldı. Ayrıca şüphelilerin okul ve yurt çevrelerinde yaşı küçük şahıslara satış yaparak uyuşturucu kullanımını yaygınlaştırmaya çalıştıkları tespit edildi. 654 tutuklama Cumhuriyet tarihinin en büyük operasyonunda gözaltına alınanların tümünün emniyetteki işlemleri sona erdi. Adliyeye sevk edilen şüphelilerden 654’ü çıkarıldığı mahkemece tutuklanırken 51 şüpheli hakkında adli kontrol kararı uygulandı. İzmir Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yürütülen soruşturmanın çok yönlü olarak devam ettiği bildirildi.