ÇEVRE - 03 Şubat 2026 Salı 16:12

Bakan Murat Kurum: "Bugüne kadar İstanbul’umuzda tam 927 bin yuvamızı dönüştürdük"

A
A
A
Bakan Murat Kurum: "Bugüne kadar İstanbul’umuzda tam 927 bin yuvamızı dönüştürdük"

Çevre Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Murat Kurum, "Bugüne kadar İstanbul’umuzda tam 927 bin yuvamızı dönüştürdük. 300 bin bağımsız bölümün yapımına ise olanca hızımızla devam ediyoruz. Yarısı Bizden projemizle de; tam 80 bin 250 bağımsız bölümün inşasını sürdürüyoruz. 81 ilimizin tamamında 500 bin sosyal konut inşa ediyoruz. Tüm belediyelerimiz elini taşın altına koysun; gelin hep birlikte ülkemizin yarınları için, çocuklarımızın geleceği için bir an önce şehirlerimizi dirençli hale getirelim" dedi.


Bakan Murat Kurum Bahçelievler Belediyesi’nin düzenlediği 1. Uluslararası Kentsel Dönüşüm Zirvesi’ne katıldı.


"Saatte 23, günde 550 konut ürettik"


Burada konuşan Bakan Kurum, deprem bölgesinde yapılan çalışmalar hakkında bilgi vererek, "Saatte 23, günde 550 konut ürettik; bir Avrupa ülkesi büyüklüğündeki alanda 455 bin konutu bitirdik, anahtarlarını teslim ettik. Üstelik sadece konut da yapmadık. "Şehirlerin kimliği meydanlardır" dedik, her ilimize meydanlar kazandırdık. Çocuklarımızın neşeyle oynayacağı, annelerimizin huzurla oturacağı yaşam alanları olsun" istedik; parklar, bahçeler yaptık. Esnafımıza yeni ekmek tekneleri, dükkanlar; tarihi dokuya uygun çarşılar inşa ettik. Tarihi, kültürel mekanlarımızı aslını bozmadan ihya ettik, bunu milletimizle birlikte başardık. Yine Türkiye; asrın felaketini yaşayan 11 ilinde 455 bin yuvayı alnının akıyla teslim eden, 500 bin sosyal konut projesiyle, milletinin her ferdini yuva sahibi yapmaya azmeden; dünya şehircilik tarihinin belki de en devrimci ve en başarılı ülkesidir" ifadelerini kullandı.



"Türkiye Yüzyılı’nı "Dirençli Şehirlerin Yüzyılı"na dönüştürüyoruz"


Konuşmasına devam eden Bakan Kurum, "Cumhurbaşkanımızın liderliği, milletimizin bize olan inancı, muazzam bir koordinasyon, 200 bin işçimizin gece gündüz demeden gayretli çalışmasıyla tarihi bir başarıya imza attık. Dünyaya örnek olacak bir ölçekte "Asrın İnşası" adını verdiğimiz büyük bir dönüşümü gerçekleştirdik. Bu büyük seferberlikte devletimizin tüm kurumları, yerel yönetimler, özel sektör ve sivil toplum kuruluşları tek yürek oldu. Sadece yıkılan binaları değil; umutları, hayatları ve geleceği yeniden kurduk. Tabii geldiğimiz noktada şunu da söylemeliyim; tüm bu süreçte büyük birikim ve tecrübe kazandık. Bu birikimi, yeniden inşa tecrübemizi 11 ilimizdeki 81 ile aktarmak istiyoruz. Aynı acıları tekrar yaşamak istemiyor, bu amaçla, Türkiye Yüzyılı’nı "Dirençli Şehirlerin Yüzyılı"na dönüştürüyoruz" diye konuştu.



"Kentsel dönüşüm hem ülkemizin, hem de İstanbul’umuzun en acil ihtiyacıdır"


İstanbul’da kentsel dönüşümle ilgili yapılan çalışmalara da değinen Bakan Kurum, "Kentsel dönüşüm hem ülkemizin, hem de İstanbul’umuzun en acil ihtiyacıdır, en ertelenemez çözümüdür. Bu bilinçle; şu anda yaptığımız her iki kentsel dönüşümden birini İstanbul’da gerçekleştiriyoruz. Bugüne kadar İstanbul’umuzda tam 927 bin yuvamızı dönüştürdük. 300 bin bağımsız bölümün yapımına ise olanca hızımızla devam ediyoruz. Vatandaşımızı dönüşüme teşvik etmek için mali yükün yarısını üstlendiğimiz Yarısı Bizden projemizle de; tam 80 bin 250 bağımsız bölümün inşasını sürdürüyoruz. İnşallah risksiz bir bina kalmayana dek de bu çalışmalarımızı sürdüreceğiz. Başta İstanbul’daki belediyelerimiz olmak üzere bütün belediyelerimize çağrımı yinelemek istiyorum. Tüm belediyelerimiz elini taşın altına koysun; gelin hep birlikte ülkemizin yarınları için, çocuklarımızın geleceği için bir an önce şehirlerimizi dirençli hale getirelim" dedi.


Türkiye genelinde başlatılan ‘500 Bin Sosyal Konut Projesi hakkında bilgi veren Bakan Kurum, "Bugün dünyanın pek çok ülkesinde sosyal devlet anlayışı zayıflarken, Türkiye tam tersine; vatandaşını önceleyen, kimseyi geride bırakmayan bir model ortaya koymuştur. Bu yönüyle, "Yüzyılın Konut Projesi", sadece Türkiye’de değil, tüm dünyada sosyal devletin yeniden tanımını yapan bir çalışmadır. Herhangi bir il sınırlaması yok, 81 ilimizin tamamında, devletimizin gururu TOKİ eliyle afete dayanıklı, modern ve konforlu 500 bin sosyal konut inşa ediyoruz" ifadelerini kullandı.



"500 Bin Sosyal Konut Projesi, ismiyle müsemma bir devrimdir"


Bakan Kurum, "Kuralarımızın yarısını tamamladık, Mart ayında da İstanbul’da hak sahiplerimizi belirleyeceğiz. İstanbul’umuza 100 bin konut ayırdık. Ayrıca ilk kez uygulayacağımız kiralık konut modeliyle de 15 bin kiralık konut inşa edeceğiz. Bu projeyle yalnızca yeni evler kazandırmıyor; aynı zamanda şehirlerin kimliğini koruyarak, her gelir grubundan vatandaşımıza eşit yaşam imkanı sunuyoruz. 500 Bin Sosyal Konut Projesi, ismiyle müsemma bir devrimdir. İşte bu yönüyle "Yüzyılın Konut Projesi", sosyal adaletin, dayanışmanın ve Türkiye’nin yeniden yükseliş vizyonunun en güçlü simgesidir. Allah’ın izniyle, Asrın İnşasında yazdığımız başarı öyküsünü, Yüzyılın Konut Projesiyle en yüksek noktasına taşıyacağız dedi.



"Türkiye’de Kentsel Dönüşüm Müdürlüğü’nü ilk kuran belediyelerden birisiyiz"


Konuşmasına ‘Memleket İsterim’ isimli şiirle başlayan Bahçelievler Belediyesi Başkanı Hakan Bahadır, "6 Şubat depremi bizim için büyük bir yara. 1999 yılında bildiğimiz bir gerçeği hatırlattı bizlere yaklaşık 50 bin vatandaşımız şehit oldu 6 Şubat’ta onları hatırlayacağız. Bahçelievler olarak 565 bin nüfusumuz var. Yapı stoğumuzun yüzde 55’i 1990 yılı öncesi yapılmış binalar. Buna karşı 10 tane plan notu çıkararak parsel ve ada bazlı artışlar yaptık. En önemlisi de vatandaşlarımızı bilinçlendirip uzlaştırarak ortak bir yol bulduk. Bununla birlikte Türkiye’de Kentsel Dönüşüm Müdürlüğü’nü ilk kuran belediyelerden birisiyiz, kentsel dönüşüm tek çaremiz ve bunu hızlandırmamız lazım" ifadelerine yer verdi.



"5-6 yıl içerisinde kentsel dönüşüm sorununun gündemimizden çıkabileceğine inandık"


İstanbul Valisi Davut Gül ise, "6 Şubat depremi arifesindeyiz. Depremde hayatını kaybeden hemşehrilerimize, vatandaşlarımıza Allah’tan rahmet diliyorum. 6 Şubat’ta Çevre Şehircilik Bakanlığımızın tüm personelleriyle meseleye sahip çıkması çok kıymetliydi. Sayın Cumhurbaşkanımızın bu meseleye liderlik etmesi ile geldiğimiz noktada bütün hemşehrilerimiz şuna inandı; evet İstanbul’da bu dönüşüm gerçekleşebilir dedi. Sayın Bakanımızın 500 Bin Sosyal Konut Projesi’nin 100 bininin İstanbul’da yapılacağı açıklandığında ise hiç kimse ‘hayır bu konutlar yapılmaz, yapılamaz’ demedi. İnşallah 5-6 yıl içerisinde kentsel dönüşüm sorununun gündemimizden çıkabileceğine inandık" diye konuştu.


Programda sanatçı Simge Sağın’ın seslendirdiği ‘Gün Ağarır’ isimli ağıdın görüntülerinde, deprem bölgesinde yeniden inşa edilen 11 ilden çalışmalara yer verildi.


Programa Bakan Kurum’un yanı sıra İstanbul Valisi Davut Gül, Bahçelievler Belediye Başkanı Hakan Bahadır, AK Parti İl Başkanı Abdullah Özdemir, çok sayıda partili, STK temsilcileri ve siyasi isimler katıldı.



Bakan Murat Kurum: "Bugüne kadar İstanbul’umuzda tam 927 bin yuvamızı dönüştürdük"

Bunlar Da İlginizi Çekebilir
Ankara Sincan İl Sağlıktan Anneler Günü’ne özel etkinlik Ankara’da Sincan 100.Yıl Sağlıklı Hayat Merkezi’nde anne adayları ve emziren annelere yönelik ‘Ebemizle Bir Gün Anneler Günü Kutlaması’ programı düzenlendi. Sincan İlçe Sağlık Müdürlüğü tarafından farkındalık oluşturmak amacıyla, Anneler Günü kapsamında anne adayları ve emziren annelere yönelik ‘Ebemizle Bir Gün Anneler Günü Kutlaması’ programı düzenlendi. Ankara Sincan 100.Yıl Sağlıklı Hayat Merkezi’nde gerçekleştirilen program kapsamında anne ve anne adayları, kendilerine gebelik süreci boyunca rehberlik eden ebeleriyle bir araya geldi. Etkinlik boyunca fizyoterapistler tarafından gebelere yönelik egzersiz ve pilates uygulamaları gerçekleştirildi. Ayrıca diyetisyenler tarafından gebelikte sağlıklı beslenme konusunda bilgilendirme yapıldı. "Annelik çok emek, sabır ve özen isteyen bir yolculuk" Hayat Merkezi’nde sorumlu hekim Ayşegül Sarıcı, annelerin gebelik ve lohusalık sürecini daha bilinçli şekilde sürdürmelerini sağlamak amacıyla bu etkinliği düzenlediklerini belirterek "Annelik çok emek, sabır ve özen isteyen bir yolculuk. Bu yolculukta tabii ki gebelerimizin daha bilinçli ve süreci yönetecek şekilde olması, bizlerle sürekli temas halinde olması çok kıymetli. Çünkü gelecek nesillerimiz onlara emanet. Sadece annenin sağlığı değil, bebeğin sağlığı da anneye bağlı bu süreçte. Biz bu süreçte aile hekimliğimizden, sağlıklı hayat merkezimize, hastanelerimize kadar her aşamada gebelerimizin yanında olup sorularını, sorunlarını cevaplamaya çalışıyoruz" şeklinde konuştu. "İlk gebeliğini yaşayan annelere ev ziyaretleri yapıyoruz" Ebe olarak görev yapan Reyhan Malkoç Şahin ise ‘Her Ebeye Bir Gebe’ projesi kapsamında gebelerle iletişimde olduklarını aktararak "Onları sıkı takip yapıyoruz. İlk gebeliğini yaşayan annelere ev ziyaretleri yapıyoruz. Onları bizimle iletişim kurmaları için daha çok yüreklendiriyoruz. Burada güvenli bir liman olmak istiyoruz onlar için. Onun dışında gebe okullarımızda gebe eğitimi veriyoruz. Annelik yolculuğu, mobil uygulaması ile birlikte de bu verdiğimiz eğitimi desteklemeye devam ediyoruz. Sağlık Bakanlığı’nın kurduğu sistemle birlikte, gebelerimizi hem daha hızlı hem de etkin bir şekilde değerlendirebiliyoruz. Gerekli durumlarda, gerekli yerlere yönlendirebiliyoruz. Tüm anne adaylarımızın, annelerimizin anneler gününü kutluyoruz" ifadelerini kullandı. "Her gebelik başlı başına yeni bir yolculuk" Anne adayı Büşra Baş da 4’üncü çocuğunu kucağına almayı beklediğini söyleyerek ebelere destekleri için teşekkür etti. Annelik yolculuğu uygulamasını da indirdiğini dile getiren Baş, "Son 2 gebeliğimde zaten olan bir uygulamaydı. Gebelik okulu. Son 2 gebeliğimde de gebelik okuluna kaydım var. Ondan öncesinde zaten hastanelerdeki gebelik akademilerinde yer almıştım. Ama her gebelik başlı başına yeni bir yolculuk. O yüzden de yeniden farklı bilgiler ediniyoruz bu süreçte" diye konuştu.
Zonguldak 11 kadına istihdam sağladı, iki çocuğa annelik yaptı Zonguldak’ın Devrek ilçesinde eşiyle birlikte kurdukları restoranda 11 kadına istihdam sağlayan 50 yaşındaki Yadigar Benli, çalışan bir anne olmanın zorluklarını eşinin desteği ve kadın dayanışmasıyla aştı. Anneler Günü dolayısıyla deneyimlerini paylaşan iki çocuk annesi Benli, iş hayatında kadın olmanın zorluklarını, ailesi ve çalışanlarının destekleriyle nasıl aştıklarını anlatarak kadın gücü ve aile dayanışmasının önemine dikkat çekti. "Kadın olmak ve iş kadını olmak gerçekten zor" İşletmelerinde kadın istihdamına büyük önem verdiklerini belirten Yadigar Benli, "İki çocuk annesiyim. Ailece işletiyoruz eşimle beraber. Şu an yanımda 11 çalışan kadın arkadaşım var. Onlarla bu yolda ilerlemeye çalışıyoruz" diyerek kadın dayanışmasının altını çizdi. İş hayatında karşılaştıkları zorluklara değinen Benli, "Zor günlerimiz çok oldu, kolay gelmedik tabii ki buralara. Hem çocuk, hem ev, hem aile, iş tabii ki bizi zorladı. Ama eşimle beraber ve çalışan arkadaşlarımla beraber buralardayız" ifadelerini kullandı. Yoğun bir çalışma temposu içinde olduklarını ifade eden Benli, mesai saatlerini şu sözlerle anlattı: "Mesaimiz sabah saat 6’da başlıyor. Çorbalarımızla beraber yemeklerimize geçiyoruz. Sonrasında öğlen aramız başlıyor. Günün en yoğun saatimiz öğlen arasıdır. Gün içerisinde akşam 9’a kadar devam etmekte. Akşam saat 9 gibi iş yerimizi kapatıyoruz. Buradan çıktığımızda da evimize gidiyoruz." İş ve ev arasındaki dengeyi sağlamanın yorucu olduğunu dile getiren Benli, çalışan bir anne olmanın zorlu süreçlerini şu sözlerle aktardı: "Gün içerisinde zaten çok yorgun oluyoruz. Çocuklarımıza vakit ayırıyoruz belli saatlerde. Bu şekilde devam ediyoruz. Tabii evin işi hiçbir zaman bitmiyor. Hanımlar bunu daha iyi bilirler. Kadın olmak zor. Hem iş kadını olmak hem hayatta kadın olmak gerçekten zor. Onları (çocukları) evde yalnız bırakıp gelmek, gün içerisinde çocuklarımla uzunca zaman vakit geçirememek, sadece onlara ayırdığım zamanın akşam 1-2 saat olması, bizim için zor süreçler oldu. Bu güçlüklerle birlikte onları da yetiştirdik, bugünlere getirdik çok şükür." "Annelerimiz baş tacımız" Anne olmanın tarif edilemez bir duygu olduğunu söyleyen Yadigar Benli, sözlerini Anneler Günü mesajıyla tamamladı: "Anne olmak tabii ki çok güzel bir duygu. Çocukların varlığı ayrı bir güzellik bizim için. Tabii biz de onlara karşı olan sorumluluklarımızı elimizden geldiğince yerine getirmeye çalışıyoruz. Annelerimiz başımızın tacı. Onların hakkı bir gün değil, bir ömür ödenebilecek bir şey değil bana göre. Hakları hiçbir zaman ödenmez. Anneler Günü’nde başta kendi annem olmak üzere, kendim de bir anne olarak bütün annelerin Anneler Günü’nü kutlarım. Annelerimiz baş tacımız. Anneler günümüz kutlu olsun." "Kadının elinin değdiği her şey güzeldir" Yadigar Benli’nin eşi 50 yaşındaki Atilla Benli ise eşinin ticaretteki azminden övgüyle bahsetti. Geçmişte farklı sektörlerde de faaliyet gösterdiklerini söyleyen Atilla Benli, "Eşimle beraber bizim farklı sektörlerimiz de oldu. Sadece bu sektör değil; 16 yıl başka bir sektör, 4 yıl başka bir sektör, son sektörümüz bu. Eşimle tanıştığımızdan bu yana kendisi değişik ticari faaliyetlerde bulunmaya çalıştı, ticarete yönelik katkıları oldu sürekli" dedi. Eşinin iş hayatındaki güçlü karakterine dikkat çeken Benli, "Hatta kendi yerinden kendi dükkan sahibini kovmuşluğu da olmuştur. İnatçıdır ticarette, o kadar güçlüdür. Onun kararlı duruşları sayesinde, beraber aldığımız kararlar doğrultusunda bu günlere geldik" şeklinde konuştu. Başarılarının temelinde aile içi dayanışmanın yattığını belirten Atilla Benli, Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün sözlerine atıfta bulunarak duygularını şu şekilde ifade etti: "Yani ’birlikten kuvvet doğar’ dedikleri bu olsa gerek. Bir iki kelimeyle ölçülebilecek bir durum değil. İnsanların, tabii bizim yaşadığımız veya çoğu insanın yaşadığı bir durum da vardır. Lakin ’kadının elinin değdiği her şey güzeldir’ cümlesiyle, ’Dünyadaki bütün güzellikler varsa bunlar kadının eseridir’ diyen Atatürk’ün bir cümlesi vardı, onunla noktalamak isterim. Bazı kelimeler yetmiyor bazen anlatmaya bazı durumları." İşletmede anne olan personellerle çalışmaya özen gösterdiklerini belirten Benli, "Şimdi torunumuzla uğraşıyoruz. O da ayrı bir duygu, ayrı bir güzellik. Ne diyelim, inşallah onun da anne olduğu günleri görürüz. Ekip arkadaşlarımız da var. Hepsi de birer anne, bir iki tane genç arkadaşımız var. Sorumluluklarını bilen insanlarla çalışmaya çalışıyoruz." "Çalışan bir kadının çocuğu olmak çok büyük bir avantaj" Çalışan bir annenin çocuğu olarak büyümenin kendisine kattığı değerleri anlatan 28 yaşındaki Neslişah Gemici, annesinin güçlü figüründen ilham aldığını söyledi. Zorlukların üstesinden ailece geldiklerini belirten Gemici, "Elbette çok zor ve daha güçlü olmanız gereken bir durumla karşı karşıya kalıyorsunuz. Ben çoğu zaman annemin yanında, anneme yardım ederek, annem ve babamla birlikte hep çalışarak onların yanında oldum. Annem hiçbir zaman bizi yalnız bırakmadı, ne kadar çalışırsa çalışsın" ifadelerini kullandı. Kardeşiyle olan dayanışmasını anlatan Gemici, "Kız kardeşim de vardı. Ona ben annelik etmek zorunda kaldım. Çünkü onun yaşı daha küçüktü. Sabah okula giderken onu ben giydirdim, saçlarını ben topladım. Dediğim gibi çünkü çalışan bir annemiz vardı. Ve biz kardeşimle birbirimizin eksiklerini daima tamamlamaya çalıştık" şeklinde konuştu. Çalışan bir anneyle büyümenin kendisine özgüven kattığını vurgulayan Gemici, annesiyle duyduğu gururu şu sözlerle dile getirdi: "Ama şöyle bir gerçek var ki; çalışan bir annenin kızı olmak iyi mi kötü mü? Kesinlikle çok iyi bir duygu. Çünkü ’daha ne kadar güçlü olabilirim, daha ne kadar kendim başarabilirim’ duygusunu en yakınınızdan aldığınızda o güç zehirlenmesini yaşıyorsunuz zaten. Ve bizde de öyle oldu. Kardeşim de ben de hiçbir zaman hiçbir zorluktan korkmayan, daima bütün zorlukları aşabileceğine inanan iki kadın olarak bu yaşa geldik. Ve bundan da hiçbir zaman pişman olmadık." Bu durumun sosyal hayatına ve hayata bakışına olumlu yansıdığını ifade eden Gemici, "Bunun avantajları da çok oldu. Bakış açınız bile çalışan bir anneye sahipseniz daima daha geniş oluyor. Daha anlayarak, anlamlı bakabiliyorsunuz hayata. Çünkü dört duvar arasına sıkışmış olmuyorsunuz. Sadece bir evde büyümenin de vardır avantajları ama siz küçük yaştan itibaren kalabalığa, ortama, insanlarla konuşmaya, farklı konuşmalara şahit olmaya başlıyorsunuz. Ve bu yüzden iyi ki annem çalışan bir anneymiş, çalışan bir kadınmış. Annemle gurur duyuyorum. Ve çalışan, çalışmayan, izleyen, izlemeyen bütün kadınlarla da gurur duyuyorum. Kadın olmak çok güzel bir duygu" dedi.
Eskişehir Kamu yönetimine Yunus Emre’den dersler Eskişehirli genç araştırmacı yazar Meryem Ülkü Aygül, Yunus Emre’nin bilinen ‘Divan’ı dışındaki tek eseri olan ‘Risâletü’n Nushiyye’ kitabını kamu yönetimi bağlamında değerlendiren bir makale hazırladı. Bir ilk olan makale, "17. Uluslararası Akademik Araştırmalar Kongresi’nde (ICAR) yayınlanırken, Felemenkçe yayınlanan ‘Yunus’un İzinde Adım Adım’ kitabında da yer aldı. Makale, yazarı tarafından Yunus Emre Haftası kapsamında Eskişehir Büyükşehir Kent Konseyi ve Emirdağ Federasyonu’nun hazırladığı "Yunusça Sevmek" panelinde de anlatıldı. Eser ilk defa kamu yönetimi açısından ele alındı Anadolu’da yetişen tasavvuf ehli ve halk şâiri Yunus Emre’nin Risâletü’n-Nushiyye, ‘Nasihatlar Kitabı’ isimli eseri, kamu yönetimi açısından ilk defa Meryem Ülkü Aygül tarafından ele alındı. Yaklaşık 562 beyitten oluşan ve orijinal nüshası Süleymaniye Yazma Eserler Kütüphanesi Fatih Kitaplığı bölümünde bulunan eser başta dil bilim olmak üzere eğitim ve din alanları dışında ilk defa kamu yönetimi açısından ele alındı. Batı Türkçesinin ise ilk mesnevisi Yaptığı çalışmayla ilgili bilgi veren Meryem Ülkü Aygül, Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi mezunu olduğunu, hâlen Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi ana bilim dalında yüksek lisans yaptığını anlattı. Çalışmalarını, ‘Afet yönetimi’ ve ‘Yaşadığı şehre bir vefa borcu olduğunu düşündüğü Eskişehir tarihi’ olarak iki kanatta ilerlettiğini anlatan Aygül "Çalışmamın konusu Yunus Emre’nin Risâletü’n Nushiyye adlı öğüt kitabıdır. Yunus Emre’nin 1307 yılında yazdığı Risâletü’n Nushiyye eseri ise bilindiği kadarıyla Kutadgu Bilig’den sonra Türk edebiyatının üçüncü, Batı Türkçesinin ise ilk mesnevisidir Moğol istilası, isyanlar, şehzadeler arasındaki mücadeleler ile devletin karışık durumu ve devlet idaresinde bulunanların keyfî tutumlarına şahitlik eden Yunus, nasihat dilinin konuştuğu bu eseriyle gördüğü eksiklikleri ve bozuklukları dile getiren bir tenkitçi olarak karşımıza çıkmaktadır. Yunus’un ve eserinin önemine rağmen yaptığımız literatür taramasında esere yeterli ilginin gösterilmediği anlaşılmaktadır. Eserle ilgili şimdiye kadar yapılan çalışmalar ise başta dil bilim olmak üzere eğitim ve din alanlarındadır. Yunus’un genel olarak şiirlerine dair sosyal bilimler kapsamında tezler, kitap ve makaleler bulunmakla birlikte kamu yönetimi bağlamında bir çalışmaya ulaşılmamıştır." dedi. "Terörle mücadelenin nasıl yapılması gerektiği hususunda Yunus Emre bizlere önemli dersler veriyor" Meryem Ülkü Aygül, Risâletü’n Nushiyye gibi kamu yönetiminin temel unsuru olan "İnsan"a nasihatlerde bulunan kitapların, sadece edebî eser olarak değerlendirilemeyeceğini anlattı. Bu tür eserlerin, döneme dair bilgiler sunarken bir zihniyeti, bir anlayışı, bir kültürü ortaya koyduğunu belirten Aygül, şunları belirtti: "Araştırmada, ‘Risâletü’n Nushiyye, kamu yönetimi bağlamında okunduğunda Yunus Emre, bizlere neler sunacaktır?’ sorusuna cevaplar aranmıştır. Eseri incelediğimde tasavvufi öğütlerin sembollerle yüklü bir dil ile hikâyeleştirilerek anlatıldığı Risâletü’n Nushiyye’nin kamu yönetimi bağlamında da ele alındığında sosyal ve siyasi yapı, ideal yönetici ve yönetim anlayışı bakımından önemli bulgular sunduğunu gördüm. İyi bir yöneticinin özellikleri, kamu düzeninin nasıl sağlanacağı ve günümüzde kullanılan terimle ifade edecek olursak terörle mücadelenin nasıl yapılması gerektiği hususunda Yunus Emre bizlere önemli dersler vermektedir. Sembollerin ardındaki yönetim anlayışında ise kamu düzeninin esas alındığı görülmektedir. Devletin temel varlık nedenlerinden biri olan vatandaşların can ve mal güvenliğinin sağlanmasında Yunus, somut tedbirler önermektedir. Suça, suçluya göz açtırmayan bir yaklaşım söz konusudur. Terörle mücadelede ise askerî operasyon ve sınır dışı etmekten bahsetmektedir. Devlete bağlılığın sağlanması ve devlete sadakatin pekiştirilmesi esastır. Göktürk Kitabelerindeki "başlıya baş eğdirmek, dizliye diz çöktürmek" deyimiyle ifadesini bulduğu üzere Yunus Emre’ye göre devletin ihtişamı ve gücü gösterilmelidir. Hatta silahlı mücadele dışında kalanların da, yani teröre destek verenler de statüsü ne olursa olsun seçkin bir kesime mensup olsalar bile onların kamu hizmetlerinden, belli hakları kullanmaktan yoksun bırakılması gerektiği işaret edilir. Ancak terörle mücadelede sapla samanın ayrılması gerektiği yönünde de bir uyarı mevcuttur. Meşru otoriteye başkaldıran, yasayı çiğneyen, hakkı olmayana el uzatanlar sıfır toleransla ağır bir şekilde cezalandırılırken "suçu olmayan kişinin eli bağlanmaz". "Eser, günümüz yönetim düşüncesine ve kamu yönetiminin gelişmesine katkı sağlayacaktır" Risâletü’n Nushiyye’nin; devlet kurma geleneğine sahip Türklerin yönetim anlayışına dair mirasını devam ettirdiğini anlatan Meryem Ülkü Aygül "Bu köklü mirasa ve dönem itibarıyla Türkçeyle kaleme alınması bakımından yüksek öneme sahip olan eserden istifade edilmesi günümüz yönetim düşüncesine ve kamu yönetiminin gelişmesine katkı sağlayacaktır. Türk devlet geleneğinin neşvünema bulması Yunus gibi değerlerimizin öğütlerine kulak vermek ve bunu titizlikle hayata geçirmekle mümkündür" diye anlattı. Çalışmayı tanıtmak için yapılan faaliyetler Aygül, "Bu çalışmam, "17. Uluslararası Akademik Araştırmalar Kongresi"ne (ICAR) kabul edildi, Kongre Kitabı’nda da tam metni yayınlandı. Çalışmamın bir versiyonu da Felemenkçeye çevrildi ve ortak yazarlı kitapta Avrupa’da okurlarla buluşuyor. Kitabın adı "In Yunus’ voetsporen stap voor stap" (Yunus’un İzinden Adım Adım). Ayrıca bu yıl Yunus Emre Haftası kapsamında Eskişehir Büyükşehir Kent Konseyi ve Emirdağ Federasyonu’nun hazırladığı "Yunusça Sevmek" paneline konuşmacı olarak davet edildim ve konu hakkında konuşma yaptım" diye anlattı. "Yaşadığım şehre vefa borcum olduğunu düşünüyorum" Eskişehirli genç araştırmacı yazar Meryem Ülkü Aygül, yaşadığım şehre bir vefa borcu olduğunu düşündüğünü de anlatarak, "Mesela mezuniyet tezim, bir kitap bölümü olarak yayınlandı. 1956 Eskişehir depreminde afet yönetimini ele aldım. Yine köklü bir sivil toplum kuruluşu olan Türk Ocaklarına ilk kez Eskişehir’den baktık. Eskişehir Türk Ocaklarının Osmanlı döneminden itibaren tasfiye edildiği 1931 yılına kadar faaliyetleri, teşkilatlanması arşiv belgelerinden, dönemin basınından ve özel koleksiyonlardan elde ettiğimiz bulguları önce uluslararası kongreye sunduk, kabul edildi, hatta tam metni de yayınlandı. Akabinde bu çalışmayı genişleterek ortak yazarlı kitap olarak yayımladık. Aslında benim Eskişehir’e dair araştırmalarım lise yıllarıma dayanıyor. Osmanlı döneminde 1911-1912 yıllarında Eskişehir’de çıkan "Hakikat-Anadolu Sesleri" gazetesinden şehrin tiyatro, tıp, sanayi ve iş dünyasına dair ilanlarını analiz ettim. Hatta 2017 yılında TÜBİTAK Lise Öğrencileri Araştırma Projeleri Yarışması’na sunmuştum, kabul edilmemişti ancak yaşadığım şehrin tarihine ait daha önce ortaya konmamış bilgileri kazandırmak, kabul edilmekten daha önemliydi benim için" dedi.
Bursa Otomobilin devirdiği elektrik direğine motosiklet çarptı: 4 yaralı Bursa’nın Orhangazi ilçesinde İznik yolu üzerinde seyir halindeki bir otomobil kontrolden çıkarak yol kenarına savruldu. Elektrik direğine çarpan ve otomobil tarlaya devrildi. Devrilen elektrik direğine ise aynı yönde ilerlemekte olan bir motosiklet çarpıp savruldu. Kazada otomobildeki iki kadın ile motosikletteki iki kişi yaralandı. Yaralılardan otomobil sürücüsünün durumu ağır. Kaza sabah 06.00 sıralarında Orhangazi-İznik Karayolu üzerinde meydana geldi. Alınan bilgilere göre İznik istikametinden Orhangazi istikametine doğru gitmekte olan Eda K. (23) idaresindeki 34 GB 0642 plakalı otomobil virajda kontrolden çıkarak savruldu. Yol kenarındaki elektrik direğine çarpan otomobil tarlaya uçtu. Otomobilin çarptığı elektrik direği ise yola devrildi. Motosiklet elektrik direğine çarptı Kazanın hemen ardından aynı istikamette gitmekte olan Berkan E.P. (24) idaresindeki 16 BFG 616 plakalı bir motosiklet yol ortasına devrilen elektrik direğine çarparak savruldu. Kazada otomobil sürücüsü Eda K. ile yanında yolcu olarak bulunan Nida G.U.(18), motosiklet sürücüsü Berkan Eray P. İle arkasında yolcu olarak bulunan Oktay E.(35) yaralandı. İhbar üzerine olay yerine ambulanslar sevk edildi. İlk müdahaleleri olay yerinde yapılan yaralılar ambulanslarla Orhangazi Devlet Hastanesi’ne kaldırılarak burada tedavi altına alındı. Yaralılardan otomobil sürücüsü Eda K.’nin durumunun ağır olduğu belirlendi. Kazada yola devrilen elektrik direği nedeniyle Orhangazi-İznik karayolunda trafik akışı bir süre tek şeritten sağlandı.
Denizli Düğün masrafını düşürmek için damatlığını reklam panosuna çevirdi Denizli’de dünya evine giren damat, düğün masraflarını hafifletmek için uyguladığı sıra dışı yöntemle davetlileri hayretler içerisinde bıraktı. Damatlığına yaklaşık 20 firmadan reklam alan Ramazan Bekrek, bu yöntemle düğün masraflarının dörtte birini karşılamayı başardı. Denizli’de hayatlarını birleştiren Ramazan Bekrek ve Pınar Abas çiftinin düğününe, damadın reklam panosunu andıran damatlığı damga vurdu. Düğün maliyetlerinin artması üzerine çözüm arayışına giren damat Bekrek, yurt dışında gördüğü bir uygulamadan esinlenerek kendisine sponsor bulmaya karar verdi. Çevresindeki işletmelerle görüşerek yaklaşık 20 firma ile el sıkışan Bekrek, firmaların isimlerini damatlığının üzerine yerleştirdi. Genç çiftin alkışlar eşliğinde salona girişi sırasında damat Ramazan Bekrek’in üzerindeki yazılar, ilk anda davetliler tarafından anlamlandırılamadı. Ancak çift yaklaştıkça damatlığın ön, arka ve kol kısımlarında farklı sektörlerden firmaların isimlerinin yer aldığı fark edildi. Şoke olan birçok davetli, cep telefonlarına sarılarak bu anı ölümsüzleştirmek için birbiriyle yarıştı. Damatlığının her santimetresini birer ticari alana çeviren Ramazan Bekrek, bu sıra dışı fikir sayesinde düğün masraflarının dörtte birini finanse etmeyi başardı. Yurt dışındaki örneği Denizli şartlarına entegre eden genç damadın bu hamlesi, sadece ekonomik bir kolaylık sağlamakla kalmadı, aynı zamanda düğünün en çok konuşulan detayı haline geldi. "Gülen var, ilginç bulan var" Sıra dışı fikriyle düğünü ucuza getiren damat Ramazan Bekrek, "Bu fikir ilk önce yurt dışında yapılmış, bir denemesi var. Türkiye’de bildiğim kadarıyla hiç yapılmadı. Türkiye’de de yapılabileceğini düşündüm. Toplam 20 kadar firma sponsoru olduğu üzerime düğün masraflarımızın da yaklaşık 4’te 1’i kadar karşıladı. Ayrıca çok dikkat çekici olduğunu düşünüyorum. Bir fikir de olarak da güzel o yüzden yaptım. Yani eşim ilk önce ‘10 firma olmadan bunu yapma’ dedi. ‘10 firma olursa yapabilirsin. Ben de destekliyorum’ dedi. Yani gülen var, değişik bulan var, ilginç bulan var, farklı tepkiler var. Tabi ki ailem destekledi, hepsi arkamdaydı. Özellikle eşim başta olmak üzere. O olmasaydı zaten bu projeyi yapamazdık. Doğal olarak en azından bir bütçe olarak katkısı sağladı" dedi. "Garip ve mutlu hissedeceğim" İlk duyduğu anda fikri farklı bulduğunu ifade eden gelin Pınar Abas ise "Sonra "Neden yapılmasın ki?" dedim ve destek verdim. Arkadaşlarım şaşırdılar, "Olmaz" diye konuştular ama ben de ‘Neden olmasın’ dedim ve eşimin yanında durmayı tercih ettim. İyi ki de durmuşum. Bence güzel, farklı, orijinal bir şey. Yani garip ve mutlu hissedeceğim. Belki de bunun eşim öncüsü olduğu için de ‘Babanız bunun öncüsü ve iyi ki böyle bir şey yapmış’ diyeceğimi düşünüyorum. Hani sonuçta belirli kalıplar var ama ailelerimiz sonrasında bize destek çıktılar. Çünkü gerçekten maddi olarak belli şeyleri karşıladığı için de bizi de rahatlattı" diye konuştu. "Daha önce böyle bir teklif gelmemişti, iyi ki geldi" Damada sponsor olan arkadaşlarından Burak Özenir, "Damada sponsor oldum. Daha önce böyle bir teklif gelmemişti, iyi ki geldi. Hemen severek kabul ettim. Sözlü sözleşme yani bir yazılı sözleşmemiz yok. Karşılıklı güvene dayalı. Buradan da söyleyeyim, çocukları olduğunda hayatı boyunca giyecek kıyafetler bizim markamızdan ücretsiz olarak verilecektir" ifadelerini kullandı. Bir diğer sponsor İsmail Anatürk, "Nakit karşılığında sözlü bir anlaşma yaptık. Gece boyunca ceketinde bizim firmalarımızın adını taşıyacak. Gayet keyifli olacağını düşünüyorum. Daha önce böyle bir sponsorluk anlaşması yapmadım. Hemen kabul ettim" diye konuştu.