GÜNDEM - 19 Nisan 2026 Pazar 09:08

Şelale’nin "Yetenekli" müdürü: Topu iki defa potaya, kendini öğrencilerinin gönüllerine soktu

A
A
A
Şelale’nin "Yetenekli" müdürü: Topu iki defa potaya, kendini öğrencilerinin gönüllerine soktu

Erzurum’da bir okul müdürünün öğrencileriyle bütünleştiği ve onların gönlünü kazandığı anlar takdir topladı. Topu iki defa potaya, kendini de öğrencilerinin gönüllerine sokan İbrahim Turan alkışı da hak etti.


Erzurum’un Uzundere ilçesinde bir okulun bahçesinde yaşananlar yürekleri ısıttı. Uzundere ilçesi Şelale İlk-Ortaokulu Müdürü İbrahim Turan, okul bahçesinde öğrencilerle vakit geçirirken topu ayağıyla basket potasına gönderdi, top uzun masefeden potaya girdi. Tamamen tesadüf eseri gerçekleşen bu isabetli vuruş, ilk anda hem öğrencileri hem de oradaki öğretmenleri hayrete düşürdü. O anların ardından çocuklarla futbol oynamaya devam eden Turan, bir kez daha deneme yaptı. İkinci denemesinde de topu potadan geçirmeyi başaran müdür, bu kez büyük bir heyecan yaşadı. Öğrenciler yaşanan anları alkışlarla karşılarken, okul bahçesi kısa süreliğine neşeli görüntülere sahne oldu.


Gündelik bir oyun sırasında ortaya çıkan bu an, hem öğrenciler hem de öğretmenler için unutulmaz bir hatıra olarak hafızalara kazındı.



Şelale’nin "Yetenekli" müdürü: Topu iki defa potaya, kendini öğrencilerinin gönüllerine soktu

Bunlar Da İlginizi Çekebilir
Kayseri Bir Talas klasiği ’Olay yeri inceleme’ Talas Belediyesi; ilçede yaşam kalitesini daha da artırmak amacıyla hayata geçirdiği ve artık klasikleşen ’Olay Yeri İnceleme’ uygulamasını aralıksız sürdürüyor. Talas Belediye Başkanı Mustafa Yalçın öncülüğünde gerçekleştirilen saha çalışmalarıyla, ilçenin dört bir yanında ihtiyaçlar yerinde tespit edilerek hızlı çözümler üretiliyor. Günün ilk ışıklarıyla başlayan inceleme gezileri; başkan yardımcıları ve birim müdürlerinin katılımıyla mahalle mahalle devam ediyor. Yol, kaldırım, yeşil alan, spor sahaları ve çevre düzenlemesi başta olmak üzere birçok başlıkta detaylı kontroller yapılırken, tespit edilen eksiklikler anında ilgili ekiplerle paylaşılıyor. Yetkililerce düzenli olarak gerçekleştirilen bu çalışmalar sayesinde gözden kaçabilecek detaylar yerinde görülüyor, bakım, onarım ve düzenleme süreçleri hız kazanıyor. Aynı zamanda esnaf ve vatandaşlarla birebir temas kurularak talepler doğrudan dinleniyor ve çözümler sahada şekillendiriliyor. Talas Belediye Başkanı Mustafa Yalçın; saha çalışmalarına ilişkin yaptığı değerlendirmede belediyeciliğin masa başında değil, sahada yapılan bir hizmet anlayışı olduğuna dikkat çekerek şu ifadeleri kullandı; "Sabahın erken saatlerinde Talas’ın dört bir yanını gezip eksiklikleri yerinde tespit etmeye ve çözüm üretmeye devam ediyoruz. Bu şehirde her sokak, her mahalle bizim sorumluluğumuz. Gözümüzden kaçan en küçük detayı bile sahada görüp anında müdahale ediyoruz. Çünkü biz Talas’ı sadece yöneten değil, yaşayan bir anlayışla ele alıyoruz. Vatandaşlarımızın ihtiyaçlarını masa başında değil, bizzat yerinde görerek değerlendiriyoruz. Ekiplerimizle birlikte koordineli bir şekilde çalışıyor, tespit ettiğimiz her konuyu hızlıca çözüme kavuşturuyoruz. Amacımız; daha düzenli, daha estetik ve daha yaşanabilir bir Talas oluşturmak. Her şey daha güzel bir Talas için." Sahada tespit, hızlı çözüm Haftanın belirli günlerinde düzenli olarak sürdürülen ’Olay Yeri İnceleme’ gezileriyle Talas Belediyesi, sorunları büyümeden tespit ederek hızlı müdahale imkânı sağlıyor. Bu uygulama sayesinde hem hizmet kalitesi artıyor hem de vatandaş memnuniyeti üst seviyeye çıkarılıyor. Talas Belediyesi, sahada aktif yönetim anlayışıyla ilçeyi geleceğe hazırlarken, "yerinde tespit, anında çözüm" modeliyle örnek olmaya devam ediyor.
Kastamonu İkinci el bisiklet satın aldı, topladığı malzemelerle mobilete çevirdi Kastamonu’da yaşayan Enes Özer, geri dönüşüm malzemeleri ve internetten bulduğu motor parçalarıyla ikinci el olarak satın aldığı bisikleti mobilete dönüştürdü. Özer’in yaptığı motorlu bisikleti gören vatandaşlar ise kendileri için yapmasını da talep ediyor. Kastamonu’da bir kamu kurumunda memur olarak çalışan 29 yaşındaki Enes Özer, evinde kurduğu küçük atölyesinde motorlu bir bisiklet yapmaya karar verdi. Küçük yaşlardan itibaren motorlara ilgi duyan ve ağabeyinin dükkanında çalışarak kendisini geliştiren Özer, fikri için internet üzerinden yaptığı araştırmalarda bisikletler için hazır benzinli motor setlerinin satıldığını öğrendi. Maliyetinin çok fazla olduğunu gören Özer, hayalini gerçekleştirmek için ikinci el motor ve bisiklet parçalarını satın alarak kendi tasarımını yapmaya karar verdi. İkinci el bir bisiklet ve internet üzerinden motor parçaları, benzin deposu gibi ürünler alan Özer, evindeki küçük atölyesinde motosikletli bisikleti yapmaya başladı. Eşi mutfakta yemek yaparken fleks doğalgaz borusu dikkatini çeken Özer, bulduğu bir doğalgaz borusundan da motorun egzoz kısmını yaptı. Atık malzemeleri kullanarak bisikleti motorla çalıştırmayı başaran Özer, çevresindeki vatandaşlardan büyük ilgi görüyor. 2 litre benzinle çalışan bisikletin yaklaşık 80 kilometre menzilinin bulunduğunu ifade eden Enes Özer, bisikleti gören vatandaşların sürekli kendileri için de yapmasını istediğini söyledi. "Motorun bütün parçalarını takarak yürür vaziyete getiririm" Yaklaşık 18 yıldır motorlarla uğraştığını söyleyen Özer, "Bir motoru komple söküp takabilirim. Parçalı bir vaziyette motor geldiği zaman bütün parçalarını takarak yürür vaziyete getiririm. Ağabeyim motor işiyle uğraşıyordu. Ben de onun yanında 9-10 yaşlarında öğrenmeye başladım. Ağabeyimin İzmir’de dükkanı vardı, onun yanında çalışarak, öğrenerek kendimi bu işte geliştirdim" dedi. "Düşük maliyetli yapmak istedim" Bisikleti motorla çalıştırma fikrinin 1 yıl önce ortaya çıktığını dile getiren Özer, "İkinci el bisiklet satın aldım. Eski olduğu için bisikletin her yerini söktüm. Zımparaladım, yeniden boyadım. Jant, vites aktarıcı gibi diğer bütün parçalarını sıfır olarak satın aldım. Bisikleti topladıktan sonra motor kısmına baktım. Motorlar kit olarak satılıyor ama maliyeti 13 bin lira çok olduğu için daha düşük maliyetli yapmak istedim. Bir alışveriş sitesinde malzemeleri tek tek almaya karar verdim. Yaklaşık 4 bin 700 lira tutuyordu. Daha sonra krank gibi parçalarını kendim toplamaya karar verdim. Motor parçaları geldiğinde evde topladım. Topladıktan sonra bir kaç kez çalıştırdım, hoşuma gitmedi. Karbüratör çok küçük geldiği için onu değiştirdim. Daha sonra sanayide egzoz yaptıracaktım. Sanayiden dönerken vatandaşlar etrafıma toplandı, nasıl yaptığımı sordular. Ben de anlattım. Daha sonra hepsi cep telefonu numaramı istediler, maliyetini sordular. Sürekli mesaj atıyorlar, kendileri için yapmamı istiyorlar" diye konuştu. Motorun egzoz kısmını eşi yemek yaparken fark ettiği doğalgaz borusunu kullanarak yaptığını dile getiren Özer, "Sayı olarak motor kısmında 21 parça var. Deposu yaklaşık 2 litre benzin alıyor. 2 litreyle yaklaşık 80 ila 90 kilometre arasında gidebiliyoruz. Motorsuz kullanmak istediğinizde de debriyaja basıyorsunuz, pedalla kullanabiliyorsunuz. İstediğiniz zaman da motoru devreye alabiliyorsunuz" şeklinde konuştu.
Diyarbakır Dicle Selahaddin Eyyubi Gençlik Kampı gençleri ağırlamaya devam ediyor Diyarbakır’ın Dicle İlçesindeki Kral Kızı Barajı yanındaki Selahaddin Eyyubi Gençlik Kampı hizmete girdiği mart ayından buyana birçok sosyal, kültürel ve sportif etkinliklere ev sahibi yapıyor. Gençlik ve Spor Bakanlığına bağlı olan Dicle Selahaddin Eyyubi Gençlik Kampında her hafta düzenli olarak gençler konuk oluyor. Bu hafta Çermik ilçesinden kampa gelen 84 lise öğrencisi, burada sosyal, kültürel ve sportif etkinliklere katılım sağlıyor. Dicle Selahaddin Eyyubi Gençlik Kampında her hafta cuma günü başlayan program, pazartesi gününe kadar sürüyor. Desteklerinden dolayı başta Gençlik ve Spor Bakanı Doktor Osman Aşkın Bak olmak üzere Diyarbakır Valisi Murat Zorluoğlu’na, Dicle Kaymakamı Mustafa Atış’a, Gençlik ve Spor İl Müdürü Cenk Öztekin’e teşekkür ettiğini belirten Dicle Selahaddin Eyyubi Gençlik Kampı Müdürü Abdulvahap Ürün, "Dicle Selahaddin Eyyubi Gençlik Kampı olarak gençlerimize hizmet vermeye devam ediyoruz. Gençlik ve Spor Bakanlığına bağlı olarak faaliyet gösteren Dicle Selahaddin Eyyubi Gençlik Kampı, gençlerin fiziksel, sosyal ve kültürel gelişimlerine katkı sunmaya devam ediyor. 110 dönüm alan üzerine kurulu olan kamp, toplam 25 adet tek katlı binadan oluşmakta olup aynı anda 168 genci barındırma kapasitesine sahiptir. Modern altyapısı ve geniş imkanlarıyla dikkat çeken kamp, gençlere güvenli ve konforlu bir ortam sunmaktadır. Kamp bünyesinde futbol, basketbol ve voleybol sahaları, zipline parkuru, yüzme havuzu ve yürüyüş parkurları gibi birçok sportif ve sosyal etkinlik alanı bulunmaktadır. Düzenlenen eğitim, etkinlik ve faaliyetler alanında yetkin liderler tarafından verilmekte olup gençlerin kişisel gelişimlerine önemli katkılar sağlamaktadır. Kampın 14. dönem programına Diyarbakır’ın Çermik ilçesinden gelen 84 öğrenci ile 6 lider olmak üzere, toplam 90 katılımcı iştirak etmiştir. Kamp süresince gerçekleştirilen faaliyetler sayesinde gençler hem eğlenmekte hem de sosyal dayanışma, takım ruhu ve sorumluluk bilinci kazanmaktadır. Dicle Selahaddin Eyyubi Gençlik Kampı, yıl boyunca düzenlenen programlarla gençlerin gelişimine katkı sunmaya devam etmektedir" dedi.
Diyarbakır Dünyada 5 binde bir görülüyor: Yemek borusu kapalı doğan bebek, ameliyat ile sağlığına kavuştu Dünyada 5 binde bir görülen doğum sonrası bebeklerde yemek borusunun kapalı olması durumu Diyarbakır’da yaşandı. Yeni doğan bir bebek, yemek borusunun kapalı olması üzerine hemen ameliyata alınarak sağlığına kavuştu. Diyarbakır Memorial Dicle Hastanesinde 5 binde bir görülen sağlık problemi yaşandı. Yeni doğan bebeğin yemek borusunun kapalı olduğunu fark eden çocuk cerrahisinden Op. Dr. Taner Kamacı bebeği hemen ameliyata alıp sağlığına kavuşturdu. Diyarbakır Memorial Dicle Hastanesinde görevli Op. Dr. Kamacı, hastanın yemek borusunun kapalı olarak dünyaya geldiğini söyledi. Op. Dr. Kamacı, "Bizim ’özofagus atrezisi’ dediğimiz bir rahatsızlıkla dünyaya geldi. 38 haftalık, 3 kilo 70 gram olarak zamanında doğmuş bir bebeğimiz. Yeni doğan tüm bebekler yemek borusu kapalı olabilir mi diye midesine bir hortum ilerletilerek yemek borusu kontrol edilir. Bu hastamıza yapılan muayenede hortumun mideye geçmemesi ve tükürüğünü yutamaması şikayetleri olması üzerine hasta bize haber verildi. Biz hastayı gördüğümüzde hortumu ilerletemedik ve çektiğimiz filmlerde de bebeğimizin yemek borusunun doğuştan kapalı olduğunu gördük ve özofagus atrezisi tanısını koyduk. Yemek borusunun kapalı olması yaklaşık 5 bin doğumda bir görülen nadir ve ağır konjenital anomalilerden bir tanesidir. Ağır bir hastalık. Farklı tipleri olmakla birlikte en sık görülen tipi, yemek borusunun üst ucunun kör sonlandığı ve alt ucunun ise mideden gelip nefes borusuna girdiği fistüllü tip atrezidir. Böylece yemek borusunun iki ucu birbiriyle birleşmemiş olur. Bizim hastamızda da bu tip vardı. Yani üst taraf kapalı, alt taraf nefes borusuna girmiş durumdaydı" dedi. Durumu tespit ettikten sonra aileyle konuştuğunu ve aile onayını aldıktan sonra bebeği ameliyata aldığını anlatan Op. Dr. Kamacı, şu ifadeleri kullandı: ’’Yaptığımız ameliyatta, mide tarafından gelip nefes borusuna giren yemek borusunun alt ucunu oradan ayırıp, üst ucunu serbestleştirerek iki ucu birbirine anastomoz edecek şekilde ameliyatı tamamladık. Bu ameliyat göğüs bölgesinden, sırta yakın bir alandan yapılan kesiyle gerçekleştirildi. Başarılı bir ameliyat geçti. Yaklaşık 4 saatlik bir ameliyatla bebeğimiz sağlığına kavuştu. Ameliyattan sonra hastamızı yoğun bakıma aldık ve yaklaşık bir aylık zorlu bir yoğun bakım süreci oldu. Yoğun bakım doktorlarımız ve hemşirelerimizin desteğiyle bu süreci de başarıyla tamamladık. Ardından hastamızı ağızdan beslenir şekilde, şifa ile taburcu ettik. Şu an hastamız bugün kontrolüne geldi. Kontrolünde her şey yolunda. Bebeğimiz sağlıklı. Bundan sonra kendisine sağlıklı ve uzun bir ömür diliyoruz.’’ Anne Nazlıcan Çavdar ise gebelikte şüphelendiklerini ancak mide yapısı çok düzgün olduğu ve fistüllü olduğu için anne karnında kesin olarak anlaşılmadığını söyledi. Çavdar, "Bu da çok nadir görülen bir durum. Bu yüzden anne karnında fark edilmesi de çok zormuş. Biz de fark edemedik. Şüphelenildi ama mide yapısı düzgün denildiği için ihtimal elendi. Doğumdan sonra bebeği daha göremeden solunum sıkıntısı yaşadığı fark edilip aspire edilmek üzere alındı. Uyandığımda eşim haberi almıştı. Bu benim için büyük bir şok oldu çünkü beklemiyorduk. İhtimali tamamen elemiştik. Riskli bir ameliyattı, yaklaşık 5 saat sürüyor. Ameliyat başarılı geçse bile çocuğun anesteziyi kaldıramama ihtimali vardı. Bu benim için adeta bir kabustu ve şoka girmiştim. Süreç çok net hatırladığım bir süreç değil aslında. Ama en büyük şansımız Taner Hoca oldu. Alanının en iyilerinden biriymiş, hatta belki en iyisidir, bilemiyorum. Sonradan araştırdık. O süreçte çok şey yapamadık ama doğumun komplikasyonları göz önüne alındığında sağlıklı bir süreç olması adına iyi bir hastane seçmeye çalışmıştım. Öyle de oldu. Doğru yerde, doğru müdahale ve doğru zamanlama ile çok şükür hiçbir problem yaşanmadı. Bebeğimiz sağlıklı şekilde taburcu oldu. Şu an herhangi bir sağlık problemi yok. Sürecin getirdiği zorluklar var, onlar da bir süre daha devam edecek" şeklinde konuştu.
İzmir Bilimsel araştırma: 3 milyon mesajda "Nefretin Haritası" çizildi Türkiye’de son günlerde yaşanan okul saldırıları ve gençlik şiddeti dijital platformların etkisini yeniden gündeme taşıdı. Tartışmalar sürerken Yaşar Üniversitesi’nde gerçekleştirilen çarpıcı bir bilimsel araştırma, dijital ortamlarda nefret söyleminin nasıl üretildiğini ve yayıldığını bilimsel verilerle ortaya koydu. Yaşar Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü Öğretim Üyesi ve Avrupa Konseyi Gençlik Araştırmacıları Platformu Üyesi Prof. Dr. Mehmet Gökay Özerim koordinatörlüğünde, içerisinde Yaşar Üniversitesi AB Mükemmeliyet Merkezi uzmanı Zeynep Elif Turgut’un da bulunduğu uluslararası bir ekiple yürütülen "Yapay Zeka Aracılığıyla Çevrimiçi Sosyal Ağlarda Kötü Niyetli Aktörlerin Profillenmesi ve Tespiti" başlıklı TÜBİTAK destekli proje kapsamında yapılan uluslararası çalışma, 3 milyondan fazla Telegram mesajını analiz ederek dijital nefretin nasıl üretildiğini gözler önüne serdi. Araştırma uluslararası saygın yayınlardan Londra merkezli Göç ve Çeşitlilik (Migration and Diversity) dergisinde yayınlandı. Bilinçli manipülasyon Araştırmaya göre, dijital platformlarda göçmen karşıtı söylemler tesadüfi değil; tiksinti, öfke ve korku gibi olumsuz duygular üzerinden bilinçli bir manipülasyonla inşa ediliyor. Türkiye, ABD ve Avrupa’dan 180 farklı Telegram grubunu içeren araştırmanın kapsamlı veri seti, sosyal medyanın göçmen karşıtı ağlar tarafından nasıl bir "duygusal laboratuvar" olarak kullanıldığını gösteriyor. Araştırmada kullanılan yapay zeka modelleri, mesajların satır aralarındaki duygusal kodları deşifre etti. Araştırmanın en çarpıcı bulgularından biri, göçmen karşıtı mesajlarda tiksinti (yüzde 33,4), beklenti/kaygı (yüzde 33,2) ve öfke (yüzde 32,4) duygularının çoğu zaman iç içe kullanılarak mutlak hakimiyeti oldu. Manipülatif olarak kodlanan mesajlarda öfke duygusu, sıradan mesajlara oranla yüzde 10,4 daha fazla kullanılıyor. Dijital radikalleşme Özellikle Telegram’ın düşük moderasyon, anonimlik, kapalı ve homojen gruplar gibi özellikleri sayesinde "duygusal yankı odaları" oluşturduğu ve bu içeriklerin rastlantı değil, tasarlanmış olduğunu belirten Prof. Dr. Mehmet Gökay Özerim, "Çalışmamız gösteriyor ki çevrimiçi nefret söylemi çoğu zaman rastgele ortaya çıkan bireysel tepkiler değil. Aksine, belirli duyguları özellikle tetiklemek üzere tasarlanmış mesajlarla karşı karşıyayız. Korku, öfke ve tiksinme gibi duygular sistematik biçimde kullanılarak toplumsal kutuplaşma derinleştiriliyor. Türkiye’de son günlerde yaşanan okul saldırıları, gençlerin dijital ortamlarda maruz kaldığı içeriklerin etkisini net bir biçimde ortaya koyuyor. Bu platformlar duygusal yönlendirme ve radikalleşme ortamları haline gelebiliyor." diye konuştu. Bu sorunu sadece içerik kaldırma politikalarıyla çözmek mümkün olmayacağını vurgulayan Prof. Dr. Mehmet Gökay Özerim, şu önerilerde bulundu: "Çevrimiçi ve dijital grupları tamamen kapatmak ya da geniş kapsamlı sansür uygulamaları kısa vadede çözüm gibi görünse de bu durum nefret söylemini ortadan kaldırmak yerine daha görünmez ve denetimi zor alanlara taşıyor. Kalıcı çözüm, dijital medya okuryazarlığının artırılmasına, gençlerin manipülatif içerikleri tanıyabilmesine ve eğitim kurumlarının gençlere eleştirel analiz becerisi kazandırmasına dayalı çok boyutlu bir yaklaşım gerektiriyor."