EKONOMİ
Yaş çay için 35+3 TL fiyat talebi 19 Nisan 2026 Pazar - 22:09:37 Trabzon’un Of Ziraat Odası Başkanı Berkant Saral, artan maliyetler karşısında üreticinin ayakta kalabilmesi için fiyat ve desteklemenin ayrı ayrı açıklanmasını istedi. Saral, "Çay fiyatına en az 35 TL taban fiyat ve 3 TL destekleme verilmelidir" dedi. Of Ziraat Odası Başkanı Berkant Saral, yaklaşan sezon öncesinde üreticilerin beklentilerini paylaşarak, artan maliyetler karşısında çay üretiminin sürdürülebilirliğinin tehlikeye girdiğini ifade etti. Saral, kilogram başına 35 TL taban fiyat ve buna ek olarak 3 TL destekleme verilmesi gerektiğini belirterek, üreticinin eline geçecek toplam rakamın en az 38 TL olması gerektiğini dile getirdi. Destekleme ödemesi çiftçiyi rahatlatıyor Saral, çaya verilen desteklemenin halk arasında "artı para" olarak bilindiğini hatırlatarak, bu ödemenin zamanlamasının da büyük önem taşıdığını ifade etti. Destekleme ödemelerinin her yıl gübre alım dönemine denk geldiğini belirten Saral, bu sayede üreticinin ekonomik olarak bir nebze nefes aldığını söyledi. Desteklemenin özellikle gübre temininde çiftçinin elini rahatlattığını belirten Saral, kredi kartı borçları ve diğer gider kalemleri üzerindeki baskının bu ödemelerle hafiflediğini dile getirdi. Bu sistemin devam etmesinin üretici açısından büyük önem taşıdığını vurgulayan Saral, gübre fiyatları başta olmak üzere işçilik giderleri, hasat ekipmanları ve nakliye masraflarındaki yükselişin üreticiyi ekonomik olarak zorladığını ifade etti. Çayın bölge için tek geçim kaynağı olduğuna dikkat çeken Saral, mevcut ekonomik şartlarla üretimin sürdürülebilirliğinin risk altına girdiğini belirtti. Desteklemenin taban fiyata dahil edilmesi sorun oluşturuyor Desteklemenin taban fiyat içine dahil edilerek açıklanmasının geçmişte çeşitli sorunlara yol açtığını söyleyen Saral, "Bu uygulama özel sektör alımlarında kayıt dışılığı artırıyor. Ürünlerin tamamının borsalara tescil edilmemesine neden oluyor. Kamuda stopaj kaybı oluşturuyor. Gerçek rekoltenin tespit edilmesi zorlaşıyor. Arz-talep dengesini bozuyor. Gelecek yıllar için sağlıklı planlama yapılmasını engelliyor" diye konuştu. Çiftçilerin talepleri takip ediliyor Bölgedeki ziraat odalarının üreticilerin sesi olmaya devam ettiğini belirten Saral, taleplerin ilgili bakanlık nezdinde iletildiğini ve sürecin yakından takip edildiğini ifade etti. Saral, "Bakanlık nezdinde, temsiliyet ve yetki noktasında bütün dinamiklerle bölge Ziraat Odaları Başkanlıkları olarak çiftçilerimizin taleplerini kıymetli yetkililerimize ilettik ve takibini sürdürmeye devam edeceğiz" şeklinde konuştu.
Yerli Malı Tebliği toplantısında sanayicilere kritik yol haritası sunuldu
15 Nisan 2026 Çarşamba - 14:45 Yerli Malı Tebliği toplantısında sanayicilere kritik yol haritası sunuldu Manisa Ticaret ve Sanayi Odası (Manisa TSO), sanayicilerin yerli üretim süreçlerine daha etkin katılımını sağlamak ve Yerli Malı Tebliği hakkında farkındalık oluşturmak amacıyla önemli bir bilgilendirme toplantısına ev sahipliği yaptı. "Yerli Üretimin Gücü: Yerli Malı Tebliği" başlığıyla düzenlenen program, oda hizmet binasında yoğun katılımla gerçekleştirildi. Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı Sanayi İş Birlikleri Daire Başkanı Mehmet Çağatay Taşkın ile uzman yardımcıları Ebru Taşhan ve Ayşe Sema Yiğit’in katıldığı toplantıda, yerli üretimin teşvikine yönelik uygulamalar kapsamlı şekilde ele alındı. Toplantının açılış konuşmasını yapan Manisa TSO Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı İlker Bilgin, yerli üretimin günümüz ekonomik ve stratejik dengeleri açısından kritik öneme sahip olduğunu vurguladı. Küresel rekabetin arttığına ve tedarik zincirlerinde önemli dönüşümlerin yaşandığına dikkat çeken Bilgin, yerli üretimin artık bir tercih değil zorunluluk haline geldiğini ifade etti. Yerli Malı Tebliği’nin sanayinin gelişiminde önemli bir araç olduğuna işaret eden Bilgin, "Yerli Malı Belgesi sadece bir ürünün yerli olduğunu göstermez; aynı zamanda firmalarımızın üretim gücünü, mühendislik kapasitesini ve katma değer oluşturma yeteneğini ortaya koyar" dedi. Yerli Malı Belgesi’nin özellikle kamu alımlarında firmalara önemli avantajlar sağladığını belirten Bilgin, bu sayede yerli üreticilerin pazardaki görünürlüğünün ve rekabet gücünün arttığını söyledi. İthal girdiye bağımlılığın azalmasına katkı sunduğunu da dile getiren Bilgin, yerli üretimin Türkiye ekonomisinin sürdürülebilirliği açısından kritik rol oynadığını vurguladı. Ar-Ge ve inovasyonun önemine de değinen Bilgin, yerlileşme sürecinin firmaları daha fazla teknoloji geliştirmeye teşvik ettiğini ifade ederek, rekabetin artık sadece fiyatla değil; yerlilik oranı, sürdürülebilirlik ve tedarik güvenliği gibi unsurlarla şekillendiğini kaydetti. Manisa’nın güçlü sanayi altyapısı, organize sanayi bölgeleri ve ihracat odaklı üretim yapısıyla bu süreci en iyi değerlendirebilecek illerden biri olduğunu belirten Bilgin, özellikle kalıpçılık, makine, otomotiv yan sanayi ve plastik sektörlerinde Yerli Malı Belgesi’nin uluslararası pazarlarda güvenilir üretici kimliğinin göstergesi haline geldiğini söyledi. Toplantıda yapılan sunumlarda Yerli Malı Tebliği’nin kapsamı, belge alma süreçleri, uygulamada karşılaşılan hususlar ve sağlanan avantajlar detaylı şekilde anlatıldı. Programın devamında düzenlenen soru-cevap bölümünde ise sanayiciler merak ettikleri konuları doğrudan Bakanlık temsilcilerine iletme imkânı buldu. Manisa TSO yetkilileri, bu tür bilgilendirme toplantılarının üyelerin mevzuata uyumunu kolaylaştırdığını ve rekabet gücünü artırdığını belirterek, benzer etkinliklerin önümüzdeki dönemde de devam edeceğini bildirdi.
ATO Başkanı Baran: "Türkiye’nin kalbi Ankara, demiryolu ile karayolunu entegre ederek, ticaret ve lojistiği aynı potada eritiyor"
15 Nisan 2026 Çarşamba - 14:36 ATO Başkanı Baran: "Türkiye’nin kalbi Ankara, demiryolu ile karayolunu entegre ederek, ticaret ve lojistiği aynı potada eritiyor" Ankara Ticaret Odası (ATO) Başkanı Gürsel Baran, "Doğu ile batıyı buluşturan, demiryolu ile karayolunu entegre eden, ticaret ile lojistiği aynı potada eriten bir Ankara; yalnızca ülkemiz için değil, bulunduğumuz coğrafya için de güçlü bir çekim merkezi olacaktır" dedi. ATO Başkanı Baran, Atılım Üniversitesi ve Ankara Lojistik Üssü iş birliğinde düzenlenen ‘Doğu-Batı Ekseninde Ankara’nın Ulaştırmadaki Yeni Rolü’ konulu panelin açılışında konuştu. Baran, ulaştırma altyapısının ticaret ve ekonomik gelişim açısından stratejik rolüne dikkat çekti. Ulaştırmanın sadece altyapı meselesi olmadığını, rekabet gücünün belirleyicisi ve ekonominin nabzı görevi gördüğünü belirten Baran, "Bir şehir ne kadar hızlı, ne kadar entegre ve ne kadar sürdürülebilir bir ulaşım ağına sahipse o kadar güçlü hale gelir" dedi. Sektörlerin gelişiminin ulaşım altyapısıyla yakından ilişkili olduğunu ifade eden Baran, "Dünyada ticaret de, turizm de, sağlık da, hangi alan olursa olsun hepsi ulaşım sistemlerinin gelişimine paralel ilerliyor" açıklamasında bulundu. "Ankara güçlü bir lojistik merkez olma potansiyelini her geçen gün artıran bir şehir" Pandemi ile başlayan ve son dönemde yaşanan küresel gelişmelerle birlikte ticaret rotalarının yeniden şekillendiğini anlatan Baran, özellikle Asya ile Avrupa arasındaki taşımacılıkta yeni güzergâh arayışlarının hız kazandığını kaydetti. Türkiye’nin ulaştırmada alternatif bir güzergah olarak öne çıktığını kaydeden Baran, "Orta Koridor olarak adlandırılan ve Çin’den başlayıp Orta Asya, Hazar geçişi ve Türkiye üzerinden Avrupa’ya uzanan hat, bu süreçte büyük önem kazanmış durumda. Türkiye, bu koridorun en kritik halkalarından biri. Ankara ise bu yeni dönemde sadece bir geçiş noktası değil, aynı zamanda güçlü bir lojistik merkez olma potansiyelini her geçen gün artıran bir şehir" diye konuştu. "Ankara’nın merkezi coğrafi konumu, Türkiye’nin çeşitli bölgelerine erişimi kolaylaştırıyor" Tarihi İpek Yolu güzergâhı üzerinde yer alan Ankara’nın tarih boyunca da ulaştırmada önemli bir merkez, stratejik bir kavşak noktası olduğunu ifade eden Baran, "Ankara’nın merkezi coğrafi konumu, Türkiye’nin çeşitli bölgelerine erişimi kolaylaştırıyor. Karayolu, demiryolu ve havayolu ulaşım ağlarının kesişim noktasında yer alması, şehrimizi ulaşım açısından stratejik bir noktaya taşıyor. Bütün bunlar Ankara’ya lojistik açıdan önemli fırsatlar sunuyor. Hızlı tren, karayolu ağı ve yurtdışı uçuşları ile Ankara, ‘Anadolu’nun dünyaya açılan kapısı’ konumunda" dedi. "Türkiye’nin kalbi Ankara, demiryolu ile karayolunu entegre ederek, ticaret ve lojistiği aynı potada eritiyor" Ankara’nın her anlamda Türkiye’nin kalbi olduğunu vurgulayan Baran, "Bu kalbin güçlü atması için ulaştırma damarlarının hızlı, sağlıklı ve entegre çalışması gerekiyor. Doğu ile batıyı buluşturan, demiryolu ile karayolunu entegre eden, ticaret ile lojistiği aynı potada eriten bir Ankara, yalnızca ülkemiz için değil, bulunduğumuz coğrafya için de güçlü bir çekim merkezi olacaktır" diye konuştu. Teknolojideki gelişmeler ve dijital dönüşümün ulaştırma ve lojistiğe etkilerine değinen Baran, "Dijitalleşme, veri yönetimi, akıllı ulaşım sistemleri ve sürdürülebilirlik bu alanın ayrılmaz parçaları haline geldi. Bugün dünyada lojistik merkezler, sadece yüklerin taşındığı alanlar olmanın ötesine geçmiş; verinin işlendiği, süreçlerin optimize edildiği ve katma değerin üretildiği merkezler haline gelmiştir. Ankara’nın bu dönüşüme öncülük etmesi mümkün" değerlendirmesinde bulundu. "Ankara Lojistik Üssü gibi projeler, şehrimizin bu gelişimi açısından büyük anlam taşıyor" Baran, ulaştırmada entegrasyon konusunun önem kazandığını ifade ederek, "Artık çok modlu taşımacılık anlayışı söz konusu. Yani demiryolunun, karayolunun, havayolunun ve lojistik merkezlerin bir bütün olarak çalıştığı bir sistemden söz ediyoruz. Bu bağlamda Ankara Lojistik Üssü gibi projeler, şehrimizin bu gelişimi açısından büyük anlam taşıyor. Lojistik altyapının güçlendirilmesi, Ankara’nın sadece bir üretim ve tüketim merkezi değil, aynı zamanda bir dağıtım ve yönlendirme merkezi haline gelmesini sağlıyor" şeklinde konuştu. ATO olarak ulaştırma ve lojistik sektörünü Ankara’nın kalkınmasında stratejik bir alan olarak gördüklerini kaydeden Baran, "Lojistik altyapının güçlendirilmesi, organize lojistik bölgelerinin yaygınlaştırılması, demiryolu bağlantılarının artırılması ve ulaşım süreçlerinin dijitalleşmesi konularında tüm paydaşlarla iş birliği yapmaya hazırız" ifadelerini kullandı. Konuşmaların ardından program, Atılım Üniversitesi Uluslararası Ticaret ve Lojistik Bölüm Başkanı Prof. Dr. Nevzat Saygılıoğlu’nun oturum başkanlığını yaptığı, Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı Ulaştırma Hizmetleri Düzenleme Genel Müdürü Murat Baştor, TCDD Genel Müdür Yardımcısı Nizamettin Çiçek, Gazi Üniversitesi Şehir ve Bölge Planlama Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Hayri Ulvi ve UND Yüksek İstişare Kurulu Üyesi Fatih Şener’in konuşmacı olarak yer aldığı panel ile devam etti. Ankara Lojistik Üssü Yerleşkesi’nde düzenlenen panele Ulaştırma ve Altyapı Bakan Yardımcısı Osman Boyraz, Atılım Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Serkan Eryılmaz, Ankara Lojistik Üssü Yönetim Kurulu Başkanı Erhan Gündüz, ATO Başkanı Gürsel Baran ve ATO Meclis Başkan Yardımcısı Ali İhsan Özdemir ile kamu, akademi ve sektör temsilcileri ile öğrenciler katıldı.
YÖREX 22 Nisan’da kapılarını açıyor
15 Nisan 2026 Çarşamba - 14:06 YÖREX 22 Nisan’da kapılarını açıyor Antalya Ticaret Borsası’nın (ATB) öncülüğünde, Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği’nin (TOBB) desteğiyle 17 yıl önce başlatılan Yöresel Ürünler Fuarı (YÖREX), 22 Nisan’da ziyaretçilere kapılarını açacak. YÖREX öncesi konuşan ATB Başkanı Ali Çandır, coğrafi işaretli ürünlerde hem tescil hem pazar büyüklüğüne dikkat çekerek, "Dünyadaki 200 milyar dolarlık coğrafi işaretli ürün piyasasından pay almak için çalışıyoruz" diye konuştu. "Sizin oraların nesi meşhur?" sloganıyla hayata geçirilen ve bu yıl 13’üncü kez düzenlenecek YÖREX, ANFAŞ Kongre ve Fuar Merkezi’nde gerçekleştirilecek. Antalya Ticaret Borsası Başkanı Ali Çandır, YÖREX öncesi düzenlenen basın toplantısında, Antalya’da gerçekleştirilen Yöresel Ürünler Fuarı ile Türkiye’nin yerel ürünlerinin coğrafi işaretlerle tescillenmesi, korunması, ekonomik değer kazanması ve hem ulusal hem de uluslararası alanda tanıtılması için yürütülen çalışmalara ilişkin değerlendirmelerde bulundu. "YÖREX, ekonomik kriz döneminde doğdu" YÖREX’in 2008 ekonomik krizi döneminde TOBB’un "Kriz varsa çare de var" kampanyası kapsamında ortaya çıktığını belirten Çandır, o dönemde yerli üretimin geri plana itilmesinin kırsaldaki üretim gücünü de zayıflattığını söyledi. Çandır, "2008 yılında Türkiye’nin yaşadığı ekonomik krizde Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği ’Kriz varsa çare de var’ diye bir kampanya başlatmıştı. O dönemde ekibimizle birlikte dedik ki bizim raflarımızı yabancılar istila etti; bize ait olanları tüketmek yerine yabancıların ürettiklerini tüketiyoruz. Bu tüketim anlayışı üretimden vazgeçilmesine yol açtı. Kırsal boşaldı, kadınlar işsiz kaldı, gençler işsiz kaldı. Kırsalda ekonomik hayat durgunluğa doğru gidiyordu. Biz de 14 bin yıllık Anadolu birikimine güvenerek, medeniyetlerden süzülüp gelen, kıyıda köşede kalmış yöresel ürünleri yeniden hayata geçirmek için çok sevdiğim ve herkes tarafından sevilen, merak uyandıran bir soruyla yola çıktık; ’Sizin oraların nesi meşhur’ dedik. O soruyla, o merakla birlikte Türkiye’nin bu yöresel ürün zenginliğini hep birlikte keşfettik" ifadelerini kullandı. "Coğrafi işaretli ürün sayısı 109’dan bin 832’ye çıktı" Yola çıkıldığında Türkiye’de 109 coğrafi işaretli ürün bulunduğunu hatırlatan Çandır, bugün bu sayının bin 832’ye ulaştığını kaydetti. Coğrafi işaretli ürünlerin Anadolu’nun binlerce yıllık birikimini taşıyan büyük bir ekonomik değer olduğunu vurgulayan Çandır, "Binlerce yıldan süzülüp gelen, onlarca medeniyetin damıtıldığı el emeği, göz nuru ürünlerin aslında müthiş bir sermaye ve büyük bir zenginlik olduğunu bir kez daha keşfettik. O gün harekete geçtik. Türkiye’deki 367 oda ve borsamızın desteğiyle kıyıda köşede kalmış ürünleri Antalya’da vitrine çıkardık. Dünyadaki gelişmeleri de izleyerek coğrafi işaretleme sistemini yeniden keşfettik. O gün 109 olan coğrafi işaretli ürün sayımızı bugün bin 832’ye taşıdık" dedi. Avrupa Birliği nezdinde de tescil süreçlerinin sürdüğünü belirten Çandır, "Dünyadaki 200 milyar dolarlık coğrafi işaretli ürün piyasasından pay almak için Avrupa Birliği’nde tescillerimize başladık. Şu anda 46 ürünümüz Avrupa Birliği’nde tescil edildi, 40 ürünümüzün süreci devam ediyor. Yine 500 yıldır dünyanın her yerinde Türk kahvesi olarak içilen Türk kahvesi de Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği tarafından geleneksel ürün adı olarak tescillendi" diye konuştu. "Coğrafi işaret almak yetmiyor, sistemi güçlendirmemiz gerekiyor" Coğrafi işaretler alanında önemli mesafe katedildiğini ancak hedeflerin henüz uzağında olunduğunu dile getiren Çandır, yönetişim, denetim ve taklit ürünlerle mücadele konusunda yasal altyapının güçlendirilmesi gerektiğini söyledi. Çandır, "Çok yol katettik diye düşünebiliriz ama hayallerimizin çok gerisindeyiz. Coğrafi işaretler sistemiyle ilgili yönetişim mekanizmasının kurulması, denetimin sağlanması ve taklitlerin önüne geçilmesi için daha almamız gereken çok yol var. Geçtiğimiz günlerde de sorumlusu olduğum Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği Marka Patent Meclisi ile birlikte Türk Patent Enstitüsümüz ve Tarım Bakanlığımızla bu konuda çalışmalar yaptık. Kurumsal olarak baktığımızda bu mesele bir yönüyle Sanayi Bakanlığı’nı, bir yönüyle Ticaret Bakanlığı’nı, bir yönüyle de Tarım Bakanlığı’nı ilgilendiriyor. Bu üç kurumu koordine edecek bir yönetişim sistemiyle, bu ürünlerin hakkını hukukunu koruyacak ve geliştirecek düzenlemeleri ortaya çıkarmak için yoğun biçimde çalışıyoruz" dedi. Bu çabanın sadece ekonomik değil, aynı zamanda kültürel bir mücadele olduğunu vurgulayan Çandır, "Bu çaba, bir ustanın ölmesiyle kaybolan bir ürünü ya da bir neslin yok olmasıyla kaybolan bir geleneği yeniden ortaya çıkarma çabasıdır. Anadolu, onlarca medeniyetten gelen birikimiyle bize büyük bir zenginlik sunuyor. Bu fuarla, kıyıda köşede kalmış, kaybolmaya yüz tutmuş birçok ürünün yeniden ekonomiye kazandığını görüyoruz. Birçok kadın kooperatifimiz, birçok işletmemiz bu ürünleri yeniden üretmeye başladı. Bu farkındalık hem üretici hem tüketici nezdinde önemli ölçüde karşılık buldu. Hepimiz artık biliyoruz ki yöresel ürünler ya organik ya da organiğe yakın, geleneksel yöntemlerle üretiliyor. Bu nedenle daha güvenle tüketiyoruz" ifadelerini kullandı. "Antalya coğrafi işaretlerin merkezi oldu" Antalya’nın coğrafi işaretler konusunda önemli bir merkez haline geldiğini belirten Çandır, kentte kamu kurumları, üniversiteler ve meslek kuruluşlarının ortak çalışmalarıyla ciddi ilerleme sağlandığını söyledi. Çandır, "Antalya bu konuda merkez oldu. Gerek üniversitemizdeki merkez, gerek YÜCİTA, gerek Antalya Ticaret ve Sanayi Odamızın çalışmaları, yine valiliğimizin katkılarıyla coğrafi işaretler konusunda önemli yol alıyoruz. 2010 yılında Antalya’nın sadece iki coğrafi işaretli ürünü vardı; bunlardan biri Döşemealtı Halısı, diğeri Finike Portakalı idi. Şu anda 20 ürünümüz coğrafi işaretli. Sayın valimizin yoğun çabası ve tüm kurumların harekete geçmesiyle 182 ürünümüz için de başvuru yapıldı. Bunlar da tescil sırası bekliyor. Bu yönüyle coğrafi işaretler meselesinin merkezi Antalya oldu diyebiliriz" dedi. YÖREX’in sadece bir fuar olmadığını, aynı zamanda kentte yaşayan insanların memleket bağlarını güçlendiren bir işlev de gördüğünü belirten Çandır, "Antalya’nın bir başka özelliği, hem dünyadan hem Türkiye’nin farklı illerinden çok sayıda insanı barındırmasıdır. YÖREX’i gezerken en çok hissettiğimiz şey, Anadolu kokusunun yanında insanların memleketlerine duyduğu özlemdi. Buraya şu ya da bu sebeple göç etmiş insanlar çocuklarına kendi memleketlerini anlatıyor. ‘Benim dedem bunu yapardı, ninem bunu yapardı, annem bu çorbayı yapardı’ diyorlar. Yani YÖREX’in bir anlamda memleket hasretini gideren bir havası da var" diye konuştu. "Üreticiler birlikte hareket etmeli" Coğrafi işaretli üretimin sürdürülebilir hale gelmesi için üreticilerin birlikte hareket etmesini sağlayacak yapılara ihtiyaç olduğunu kaydeden Çandır, "En önemli unsurlardan biri, ‘coğrafi işareti alıyoruz da ne oluyor’ sorusunun cevabını bulabilmek. Bununla ilgili mevzuat çalışmalarımız sürüyor. Ancak tüm yerel yöneticilerimizden ve kamu idarecilerimizden isteğimiz, coğrafi işaretli üretim yapan üreticilerin bir araya geleceği yapıları oluşturmalarıdır. Bunun adına kooperatif diyebiliriz, özel bir model diyebiliriz ama birlikte hareket etmeyi sağlayacak organizasyonlar kurulmalı. O zaman bu ürünlerin hakkını hukukunu daha kolay savunur, daha iyi takip ederiz" dedi. 13 fuarda 2,5 milyonu aşkın ziyaretçi YÖREX’in 17 yıllık süreçte önemli bir birikim ortaya koyduğunu ifade eden Çandır, fuarın bugüne kadar hem katılımcı sayısı hem ziyaretçi sayısı bakımından dikkat çekici rakamlara ulaştığını belirtti. Çandır, "‘Sizin oraların nesi meşhur’ diye sormaya başlayalı yaklaşık 17 yıl oldu. O günden bugüne 13 fuar gerçekleştirdik. Bu 13 fuarımıza 5 bin farklı katılımcı katıldı. 2 buçuk milyonun üzerinde insan fuarımızı ziyaret etti. 81 ilimizin Kuzey Kıbrıs’la birlikte ürünlerini bu platformda insanlarımızla buluşturduk. 2009’da 109 olan coğrafi işaretli ürün sayısı bugün bin 832’ye ulaştı. Avrupa Birliği’nde tescillerimizi aldık. Kısacası, kısa gibi görünen bu çalışma döneminde önemli gelişmeler yaşadık. Ancak dünyadaki 200 milyar dolarlık pastadan daha fazla pay alabilmek için çok daha fazla çalışmamız gerektiğini biliyoruz" şeklinde konuştu. Bu yılki fuarın 22 Nisan’da açılacağını belirten Çandır, "Geçen sefer olduğu gibi yine Anadolu’ya yakışan Anadolu Ateşi gösterisiyle fuarımızı açacağız. Her gün sabah 10.00’dan akşam 20.30’a kadar fuarımız açık olacak. Şu an itibarıyla yaklaşık 70 ilimiz ve 500 civarında katılımcımız var. YÖREX’e gelen herkesi çocuklarını ve gençlerini de getirmeye davet ediyorum. Çünkü bu zenginlikle onları tanıştıramazsak bu ürünlerin üretimini de tetikleyemeyiz. Dolayısıyla annelerimizden, babalarımızdan çocuklarıyla birlikte YÖREX’e gelmelerini bekliyorum" dedi. "Panayır havasındaki etkinlikler, tadım amacıyla yapılmalı" Antalya’da "yöresel günler" adı altında düzenlenen ve kontrol altına alınamayan bazı etkinliklere ilişkin soruyu da yanıtlayan Çandır, fuar adı altında gerçekleştirilen kimi organizasyonların hijyen ve sağlık şartları bakımından sorunlar taşıdığını söyledi. Çandır, "Fuar adı altında çok fazla etkinlik yapıldığını, hijyenin ve sağlık şartlarının geri planda kaldığı, daha çok panayır havasında düzenlenen organizasyonlar olduğunu görüyoruz. Unutulmamalı ki bu etkinlikler tadım ve tanıtım amacıyla yapılmalı. Ancak zaman zaman ticari faaliyete dönüşüyor. O yüzden fuar kanununu koymuşuz. Fakat bu kurallar bazen unutulabiliyor. Bazen kamu yöneticilerinin memleketi olan hemşehri dernekleri, bazen şehirde belli sayıda üyesi olan hemşehri dernekleri bu tarz panayır usulü etkinlikler yapıyor. Ticaret Bakanlığı ile görüşüp bu sorunların önüne geçmek için çaba harcıyoruz" ifadelerini kullandı. "Tüm eksikler giderildi" Basın toplantısında konuşan ANFAŞ Başkanvekili Ziya Özden Tezgel ise ANFAŞ’ın ulaşım ve konum açısından Türkiye’nin en prestijli fuar merkezlerinden biri olduğunu belirtti. Tezgel, ANFAŞ’ın iskân ve işyeri açma belgesine ilişkin sorununun da kalmadığını ifade ederek, "Tüm eksikler yeni yönetmeliğe uygun hale getirildi. Kamu kurum ve kuruluşlarına ANFAŞ’ın kapıları sonuna kadar açıktır" dedi. Konyaaltı ilçesinde düzenlenen basın toplantısına; ATB Başkanı Ali Çandır, ATB Yönetim Kurulu Üyeleri, ANFAŞ Başkanvekili Ziya Özden Tezgel, ATSO Başkanı Yusuf Hacısüleyman ve çok sayıda basın mensubu katıldı.
Başkan Öztürk: "Küresel dalgalanmalara rağmen üretimden ve büyümeden vazgeçmeyeceğiz"
15 Nisan 2026 Çarşamba - 13:53 Başkan Öztürk: "Küresel dalgalanmalara rağmen üretimden ve büyümeden vazgeçmeyeceğiz" Konya Ticaret Odası (KTO) Başkanı Selçuk Öztürk, "İş alemi olarak küresel dalgalanmaları dikkatle takip etmekte birlikte; ülkemizin ihracat, üretim ve istihdam odaklı büyüme politikalarına destek vermeyi sürdüreceğiz" dedi. Konya Ticaret Odası, Meslek Komiteleri İstişare Toplantıları’nı sürdürüyor. Üyelerin sorunlarını ve taleplerini değerlendirmek üzere gerçekleştirilen Meslek Komiteleri İstişare Toplantıları’nın 34.’sü 55. Oto Galeri ve Oto Acenta Hizmetleri Meslek Komitesi ile gerçekleştirildi. KTO Meclis Toplantı Salonu’ndaki istişare toplantısına sektör temsilcileri yoğun ilgi gösterirken, toplantıda sektörün durumu masaya yatırıldı. Toplantıda konuşan KTO Yönetim Kurulu Başkanı Selçuk Öztürk, Konya ve ülke gündemindeki ekonomik gelişmelere değinerek, oda olarak şehrin kalkınmasına katkı sağlayacak önemli projeleri hayata geçirdiklerini ifade etti. KTO’nun güçlü iştirak yapısıyla Konya ekonomisine değer kattığını vurgulayan Öztürk, geçtiğimiz hafta 22’ncisi düzenlenen Konya Tarım, Tarımsal Mekanizasyon ve Tarla Teknolojileri Fuarı’nın şehrin üretim gücünü bir kez daha ortaya koyduğunu söyledi. "Ülkemizin ihracat, üretim ve istihdamına desteği sürdüreceğiz" Dünya ve Türkiye gündemindeki gelişmelere de değinen Başkan Öztürk, özellikle bölgede yaşanan savaş ve gerilim ortamının tüm dünya ekonomilerine zarar verdiğini söyledi. Özellikle İran ile ABD/İsrail arasında yaşanan savaşın; enerji fiyatları, ticaret yolları ve finansal piyasalar üzerinde ciddi etkiler oluşturduğuna değinen Başkan Öztürk; "Enerji fiyatlarındaki yükseliş, küresel enflasyon baskısını artırırken; bu durum Türkiye ekonomisini de doğrudan etkilemektedir. Konya olarak; güçlü sanayi altyapımız, ihracat kabiliyetimiz ve üretim çeşitliliğimiz sayesinde şehrimizin bu süreci göreceli olarak daha dirençli geçirdiğini görmekteyiz. Ancak artan maliyetler, finansmana erişim ve talep daralması halen önemli sorunlar olarak karşımızda durmaktadır. İş alemi olarak küresel dalgalanmaları dikkatle takip etmekte birlikte; ülkemizin ihracat, üretim ve istihdam odaklı büyüme politikalarına destek vermeyi sürdüreceğiz" ifadelerini kullandı. Oto Galeri ve Oto Acenta Hizmetleri sektörünün de küresel ve ulusal gelişmelerden doğrudan etkilenen sektörlerden olduğuna vurgu yapan Başkan Öztürk, "Özellikle son dönemde; araç fiyatlarında yaşanan dalgalanmalar, finansmana erişimde yaşanan zorluklar, kredi ve taksitlendirme şartlarındaki sıkılaşma, sıfır araç tedarik süreçleri ve ikinci el piyasasındaki denge arayışı sektörün temel gündem maddeleri arasında yer almaktadır. Buna rağmen sektörümüz, dinamizmini korumakta ve piyasa şartlarına hızlı uyum sağlayabilmektedir. Özellikle dijitalleşme, kurumsallaşma ve güven odaklı ticaret anlayışının güçlenmesi sektörün geleceği açısından önemli bir kazanımdır" ifadelerini kullandı. "Sektörümüz açısından yaşanan bu değişimin en önemli unsuru elektrikli araçlar" Dünya genelinde yaşanan değişimler ve yeniliklerin ülkemizi dolayısı ile şehrimizi de doğrudan etkilediğinin altını çizen Başkan Öztürk şöyle devam etti; "Sektörümüz açısından yaşanan bu değişimin en önemli unsuru elbette elektrikli araçlardır. Ülkemizde elektrikli araç sayısı 400 bine yaklaşmış durumda. Karbon ayak izini sıfıra indirme politikası başta olmak üzere daha ekonomik olması nedeniyle elektrikli araçların sektördeki payının önümüzdeki dönemde de hızlı bir şekilde artacağı kaçınılmaz bir gerçek. Dolayısı ile elektrikli araçlar, otomotiv sektöründe yalnızca bir trend değil; kalıcı bir dönüşümün göstergesidir. Bu dönüşüm, oto galeri ve oto acenta hizmetleri sektörünü doğrudan etkilemekte; yeni fırsatlar sunarken aynı zamanda önemli uyum gereklilikleri de ortaya çıkarmaktadır. Bu süreçte başarılı olmanın yolu; değişimi doğru okumaktan, teknolojiye yatırım yapmaktan ve müşteri beklentilerine hızlı cevap verebilmekten geçmektedir. Sektör temsilcilerinin bu dönüşümü bir tehdit olarak değil, yeni bir büyüme alanı olarak değerlendirmesi büyük önem taşımaktadır." KTO 55. Oto Galeri ve Oto Acenta Hizmetleri Meslek Komitesi adına konuşan Komite Başkan Yardımcısı Yusuf Acıbadem de, komite olarak sektörün sorunlarına dönük çalışmalar yürüttüklerini belirtti. Bu çalışmaları yürütürken KTO Başkanı Selçuk Öztürk ve yönetim kurulunun desteğinin sektör açısından oldukça kıymetli olduğunu belirten Acıbadem, Başkan Öztürk’e teşekkür etti. Konuşmaların ardından sektör temsilcilerine söz verilerek, sektörün sorunları ve talepleri konusunda istişarelerde bulunuldu.
Nisan ayı SED ödemeleri hesaplara yatırıldı
15 Nisan 2026 Çarşamba - 13:39 Nisan ayı SED ödemeleri hesaplara yatırıldı Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanı Mahinur Özdemir Göktaş, "Çocukların sosyal açıdan desteklenmesi ve eğitimde fırsat eşitliğinin sağlanması için nisan ayına ilişkin 1 milyar 827 milyon lira tutarındaki Sosyal ve Ekonomik Destek (SED) ödemesini hesaplara yatırdık" dedi. Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanı Mahinur Özdemir Göktaş, nisan ayı Sosyal ve Ekonomik Destek (SED) ödemelerinin hesaplara yatırıldığını duyurdu. Bakan Göktaş, yaptığı açıklamada çocuklara yönelik çalışmalara özel önem verdiklerini ve çocukların farklı ihtiyaçlarını gözeterek hizmetleri çeşitlendirdiklerini bildirdi. Çocukların aile ortamında büyümelerinin toplumsal değerlerin korunmasında önemli bir rolü olduğunu hatırlatan Bakan Göktaş, ‘Sosyal Ekonomik Destek’ hizmeti ile çocukları ailelerinin yanında ve sosyal çevreleri içerisinde desteklediklerini ifade etti. "Nisan ayına ilişkin 1 milyar 827 milyon lira tutarındaki SED ödemesini hesaplara yatırdık" Bakanlık olarak çocukların eğitimli, sağlıklı ve kendine güvenen birer fert olarak yetişmeleri, güvenli ve sevgi dolu bir aile ortamında büyümeleri için gayretle çalıştıklarının altını çizen Bakan Göktaş, "Çocukların sosyal açıdan desteklenmesi ve eğitimde fırsat eşitliğinin sağlanması için nisan ayına ilişkin 1 milyar 827 milyon lira tutarındaki SED ödemesini hesaplara yatırdık" diye konuştu.
Başkan Şimşek ova yolu çalışmalarını sahada inceledi
15 Nisan 2026 Çarşamba - 12:49 Başkan Şimşek ova yolu çalışmalarını sahada inceledi Şehzadeler Belediyesi’nin Manisa ovasında başlattığı kapsamlı yol düzenleme çalışmaları Sancaklıiğdecik Mahallesi’nde başladı. Çalışmaları yerinde inceleyen Şehzadeler Belediye Başkanı Hakan Şimşek, üreticilerin ulaşımını kolaylaştıracak projeyle ova yollarının daha konforlu hale getirileceğini söyledi. Şehzadeler Belediyesi, çiftçilerin arazilerine daha kolay ulaşmasını sağlamak ve üretilen ürünlerin pazarlara hızlı ve güvenli şekilde ulaştırılmasına katkı sunmak amacıyla ova yollarında geniş kapsamlı bir çalışma başlattı. 13 Nisan itibarıyla başlayan ve 6 ay sürmesi planlanan çalışmalar kapsamında, bu sezon 100 kilometre malzemeli, 250 kilometre malzemesiz yol düzenlemesi gerçekleştirilecek. Çalışmaların başladığı Sancaklıiğdecik Mahallesi’nde incelemelerde bulunan Belediye Başkanı Hakan Şimşek, ekiplerden bilgi aldı ve sahada yürütülen faaliyetleri yerinde takip etti. Üreticilerle de bir araya gelen Başkan Şimşek, talepleri dinledi. Yapılan çalışmaların tarımsal üretime önemli katkı sağlayacağını belirten Başkan Şimşek, "Amacımız, çiftçilerimizin arazilerine daha kolay ulaşmalarını sağlamak ve ürünlerini pazarlara sorunsuz ulaştırabilmelerine destek olmak. Bu çalışmalarımızla Manisa ovasındaki üretim hayatına katkı sunmayı hedefliyoruz. Planladığımız şekilde çalışmalarımızı sürdüreceğiz" dedi. Öte yandan, Manisa Büyükşehir Belediyesi ile koordineli yürütülecek çalışmalar kapsamında ovanın belirli bölümlerinde asfaltlama da yapılacak. Toplam 63 kilometrelik yolun asfaltlanacağını belirten Başkan Şimşek, "Büyükşehir Belediyemizle iş birliği içinde ova yollarımızın önemli bir bölümünü asfaltlayacağız. Bu sayede hem ulaşım daha konforlu hale gelecek hem de üreticilerimiz ürünlerini daha hızlı ve güvenli bir şekilde pazarlara ulaştırabilecek" ifadelerini kullandı.
Çağla turşusundan kadın üreticilere ekonomik katkı
15 Nisan 2026 Çarşamba - 12:09 Çağla turşusundan kadın üreticilere ekonomik katkı Muğla Büyükşehir Belediyesi, üreten kadınlara ve yerel kooperatiflere destek olmaya devam ediyor. Datça’da kendine özgü aroması ve kalitesiyle öne çıkan çağla sezonu bu yıl da yoğun ilgiyle tamamlandı. 2026 sezonunda ilçe genelinde gerçekleştirilen alımlarla yaklaşık 200 ila 250 ton arasında çağla hasadı yapılırken, ürün bölge ekonomisine önemli katkı sağladı. Hasat sürecinin tamamlanmasının ardından üreticiler, ürünleri katma değerli hale getirmek amacıyla çağla turşusu üretimine başladı. Kadın emeğiyle katma değerli üretim Datça Sındı Köyü Tarımsal Kalkınma Kooperatifi bünyesinde faaliyet gösteren kadın üreticiler tarafından özenle ayıklanıp kavanozlara yerleştirilen çağlalar, yalnızca bir gıda ürünü değil; aynı zamanda yoğun emek ve üretim sürecinin bir yansıması olarak öne çıkıyor. Çağlanın turşuya dönüştürülmesiyle birlikte hem ürün çeşitliliği artırılıyor hem de raf ömrü uzatılarak daha geniş pazarlara ulaşması sağlanıyor. Üretilen çağla turşuları, yurt içi ve yurt dışı pazarlarda ilgi görerek Datça’nın adını farklı coğrafyalarda da duyurmaya devam ediyor. Bu üretim modeli, özellikle kadınların aktif rol aldığı yapısıyla dikkat çekiyor. Üretimin her aşamasında yer alan kadınlar, hem aile ekonomisine katkı sağlıyor hem de bölgesel kalkınmada önemli bir rol üstleniyor. Muğla Büyükşehir Belediyesi Tarımsal Hizmetler Dairesi öncülüğünde üretilen çağla turşuları; başta Büyükşehir’in desteklediği kooperatiflerin satış mağazalarında olmak üzere, Ankara, İstanbul, İzmir ve Eskişehir Büyükşehir Belediyeleri’ne ait halk marketler ile çeşitli yerel ve ulusal satış noktalarında tüketicilerle buluşuyor. Kooperatif Başkanı Can Usul öncülüğünde yürütülen çalışmalar sayesinde üreticiler güç birliği yaparak daha sürdürülebilir ve güçlü bir üretim modeli oluşturdu. Kooperatif çatısı altında gerçekleştirilen üretim, kaliteyi artırırken ürünlerin daha geniş pazarlara ulaşmasını da kolaylaştırdı. Kooperatif üyeleri sürece sağladığı desteklerden dolayı Muğla Büyükşehir Belediye Başkanı Ahmet Aras’a teşekkür ettiler.
Bursa TB Başkanı Matlı, bakanlığın yeni etiket düzenlemesine destek verdi
15 Nisan 2026 Çarşamba - 12:05 Bursa TB Başkanı Matlı, bakanlığın yeni etiket düzenlemesine destek verdi Bursa TB Yönetim Kurulu Başkanı Özer Matlı, gıda etiketlerinde yapılan düzenlemeleri memnuniyetle karşıladıklarını açıkladı. Matlı, "Gıda etiketlerinde bilgi kirliliğini bitiren ve tüketiciyi en doğru şekilde bilgilendirmeyi amaçlayan bu yeni dönem, hem halk sağlığını hem de işini doğru yapan üreticiyi koruyan önemli bir adımdır" dedi. Bursa Ticaret Borsası (Bursa TB) Yönetim Kurulu Başkanı Özer Matlı, Tarım ve Orman Bakanlığı’nın yayımladığı ‘Türk Gıda Kodeksi Gıda Etiketleme ve Tüketicileri Bilgilendirme Yönetmeliği Kılavuzu’ndaki kapsamlı revizyonu değerlendirdi. Bakanlığın güvenli ve sağlıklı gıdaya erişim vizyonuna tam destek verdiklerini vurgulayan Başkan Matlı, hayata geçirilen yeni uygulamaların, sektörde şeffaflık ve güveni güçlendireceğini söyledi. Yeni düzenlemeyle birlikte gıda ambalajlarında kullanılan yanıltıcı ifade ve görsellere son verildiğini belirten Başkan Özer Matlı, "Artık etiketlerde ‘günlük’ ifadesine 24 saat sınırı getirilmesi, aroma kullanılan ürünlerde gerçek meyve görseli kullanımının yasaklanması, ‘doğal’, ‘hakiki’ gibi ispatı olmayan ve tüketiciyi yanıltan ifadelerin suistimal edilmesinin önlenmesi, ambalajlı ürünlerde ‘taze sıkılmış’ gibi ifadelerin kaldırılması tüketicinin doğru ürüne ulaşmasını sağlayacaktır" dedi. Özellikle sanayi tipi üretimlerde ‘ev yapımı’ ifadesinin yasaklanmasının ve işletme isimlerinin tüketiciyi yanıltacak şekilde ön plana çıkarılmamasının haksız rekabeti ortadan kaldıracağını kaydeden Matlı, "Bu durum, sadece vatandaşımızı korumakla kalmayacak, aynı zamanda işini doğru yapan, etik kurallara uygun üretim gerçekleştiren gıda işletmecilerimiz için de adil bir pazar ortamı oluşturacaktır" diye konuştu. Toplu tüketim yerlerine getirilen bilgilendirme zorunluluğuna dikkat çeken Başkan Matlı, vatandaşların sadece market raflarında değil, restoran, kafe ve kantin gibi alanlarda da ne tükettiğini bilmeye hakkı olduğunu söyledi. Matlı, "Menülerde gıdanın bileşenlerinin ve kalori değerlerinin sunulacak olması, tüketici bilincini en üst seviyeye taşıyacaktır" şeklinde konuştu. Düzenlemenin sosyal sorumluluk boyutuna da değinen Matlı, ambalajlarda çocukların gelişimini etkileyebilecek figürlerin yasaklanmasının çok yerinde bir adım olduğunu ifade ederek, "Gelecek nesillerimizin fiziksel ve psikolojik sağlığını koruyan her türlü düzenlemenin yanındayız" diye konuştu. Bakanlığın attığı bu adımların toplumsal bir kazanıma dönüşmesi için tüketici farkındalığının da artması gerektiğini belirten Özer Matlı, "Düzenlemeler ne kadar güçlü olursa olsun, gıda okuryazarlığı ve etiket okuma alışkanlığı bilinçli toplumun temelidir. Toplumumuzun doğru bilgilendirilmesi ve tarımsal ticaretin güvenli bir zeminde yürütülmesi için atılan bu adımlar dolayısıyla Tarım ve Orman Bakanlığımıza teşekkür ediyorum. Güvenli gıda arzını stratejik bir mesele olarak görüyor ve bu vizyonu her platformda destekliyoruz" dedi.
EGİAD, yapay zekayı teoriden uygulamaya taşıdı
15 Nisan 2026 Çarşamba - 11:45 EGİAD, yapay zekayı teoriden uygulamaya taşıdı Ege Genç İş İnsanları Derneği-EGİAD, dijital dönüşüm odağındaki çalışmalarına bir yenisini daha ekleyerek iş dünyasının değişen ihtiyaçlarına yanıt verecek stratejik bir eğitim programını hayata geçirdi. EGİAD ve İzQ İnovasyon ve Girişimcilik Merkezi iş birliğinde düzenlenen "Üretken Yapay Zeka Atölyesi", yapay zeka odaklı yenilikçi üretici Ozan Sihay yürütücülüğünde gerçekleştirildi. Atölye kapsamında katılımcılar, üretken yapay zeka araçlarını uygulamalı olarak deneyimleyerek iş süreçlerine entegre edilebilecek yeni nesil üretim ve içerik geliştirme yöntemleri hakkında kapsamlı bilgi edinme fırsatı buldu. EGİAD üyelerinin yoğun katılım sağladığı etkinlikte; yapay zekanın iş dünyasında verimlilik, hız ve rekabet avantajı sağlayan stratejik bir araç haline geldiği vurgulanırken, teknolojinin doğru kullanımıyla kurumsal kapasitenin önemli ölçüde artırılabileceğine dikkat çekildi. Yapay zeka, iş dünyasının rekabet gücünü belirleyen stratejik bir kaldıraçtır Etkinliğin açılış konuşmasını gerçekleştiren EGİAD Yönetim Kurulu Başkanı Kaan Özhelvacı, dijital dönüşümün iş dünyasında yeni bir paradigma oluşturduğunu belirterek şu değerlendirmede bulundu: "Günümüzde yapay zeka, yalnızca bir teknoloji başlığı olmaktan çıkmış; iş yapış biçimlerimizi yeniden tanımlayan, karar alma süreçlerimizi hızlandıran ve rekabet gücümüzü doğrudan etkileyen stratejik bir unsur haline gelmiştir. Bu yeni dönemde fark oluşturan kurumlar, teknolojiyi sadece kullanan değil; onu doğru sorularla yöneten ve iş süreçlerine entegre edebilen kurumlar olacaktır." Özhelvacı, EGİAD olarak iş dünyasının dönüşümünü dijital, yeşil ve toplumsal boyutlarıyla ele aldıklarını ifade ederek, üyelerin geleceğe hazırlanmalarını sağlayacak eğitim ve uygulama programlarını sürdürülebilir bir vizyonla hayata geçirmeye devam edeceklerini belirtti. Teoriden uygulamaya: İş dünyası yapay zekayı deneyimledi Atölye süresince katılımcılar, üretken yapay zeka araçlarını birebir deneyimleyerek; içerik üretimi, görsel ve video oluşturma, iş süreçlerinde otomasyon, dijital iletişim ve pazarlama uygulamaları gibi alanlarda hızlı, pratik ve uygulanabilir çözümler geliştirme imkânı buldu. Uygulama odaklı gerçekleştirilen program, katılımcıların yalnızca teorik bilgi edinmesini değil; aynı zamanda somut çıktı üreten bir öğrenme deneyimi yaşamalarını sağladı. Bu yaklaşımın, iş dünyasında veri odaklı karar alma süreçlerini güçlendireceği ve kurumların dijital yetkinlik seviyelerini artıracağı ifade edildi. Bilgi paylaşımı ve deneyim odaklı öğrenme kültürü güçleniyor Üretim ve dijital içerik geliştirme alanındaki deneyimleriyle tanınan Ozan Sihay, atölye kapsamında üretken yapay zekanın süreçlere entegrasyonu, içerik üretiminde hız ve kalite dengesi ile teknolojinin etkin kullanımına yönelik pratik yöntemler hakkında katılımcılarla deneyimlerini paylaştı. Etkinlikte yaptığı sunumda Ozan Sihay, EGİAD bünyesinde gerçekleştirilen bu workshop ile üretken yapay zekanın profesyonel iş akışlarına entegrasyonuna ve süreçlerdeki pratik kullanımına odaklandığını belirterek, "Eğitim kapsamında; görsel, video ve ses üretimi araçlarının teknik detaylarının, doğru prompt yazım stratejilerinin ve yapay zeka araçlarıyla yüksek kaliteli içerik üretme yöntemlerinin gerçek vakalar üzerinden aktarılmasını sağlıyoruz. Katılımcıların sadece yeni araçları öğrenmesini değil, aynı zamanda bu teknolojiyi kendi iş yapış biçimlerine nasıl hız ve verimlilik katacak şekilde dahil edebileceklerini kavramalarını amaçlayan oturumumda, yapay zekanın etik kullanımı ve güncel üretim disiplinleri kapsamlı bir şekilde ele alınıyor" dedi. Ulusal ve uluslararası projelerde görev alan Sihay’ın yürüttüğü uygulamalar, katılımcılar tarafından yoğun ilgiyle takip edilirken, yapay zekanın iş dünyasında yalnızca teknolojik bir araç değil; aynı zamanda yeteneği artıran ve iş süreçlerini dönüştüren stratejik bir üretim modeli olduğu vurgulandı. EGİAD, iş dünyasını geleceğin yetkinlikleriyle buluşturmaya devam ediyor EGİAD, 1990 yılında İzmir’de kurulan köklü bir iş dünyası örgütü olarak bugün 900’ü aşkın üyesiyle yaklaşık 3.500 şirketi temsil etmekte ve 150.000’e yakın kişiye istihdam sağlayan güçlü bir ekonomik ekosistemi bünyesinde barındırmaktadır. EGİAD, üyelerinin değişen iş dünyası dinamiklerine hızla uyum sağlamalarını desteklemek amacıyla; teknoloji, girişimcilik ve inovasyon odaklı etkinlikler aracılığıyla bilgi paylaşımını ve uygulama temelli öğrenmeyi teşvik etmeyi sürdürüyor. Gerçekleştirilen bu atölye, EGİAD’ın iş dünyasında dönüşümü destekleyen vizyoner yaklaşımının somut bir örneği olarak değerlendirilirken; önümüzdeki dönemde üretken yapay zeka ve dijital dönüşüm alanında yeni programların hayata geçirilmesinin planlandığı ifade edildi.
Bakan Uraloğlu: "Çorum-Laçin yolumuz ile seyahat süresi 30 dakikadan 15 dakikaya düştü"
15 Nisan 2026 Çarşamba - 11:44 Bakan Uraloğlu: "Çorum-Laçin yolumuz ile seyahat süresi 30 dakikadan 15 dakikaya düştü" Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Abdulkadir Uraloğlu, seyahat süresini 30 dakikadan 15 dakikaya düşüren Çorum-Laçin yolu ve Kırkdilim Tünelleri’nin resmi açılışını yarın gerçekleştireceklerini bildirdi Bakan Uraloğlu, 25 kilometrelik Çorum-Laçin yolu ve Kırkdilim Tünelleri’ndeki çalışmaları tamamladıklarını açıkladı. Uraloğlu, söz konusu yolun resmi açılışını 16 Nisan Perşembe günü gerçekleştireceklerini duyurdu. Çorum’un İç Anadolu’yu Karadeniz’e, Doğu Anadolu’yu batıya bağlayan yolların kavşak noktasında bulunduğuna dikkati çeken Bakan Uraloğlu, açıklamasında şu ifadelere yer verdi: "Şehrimizin D-100 Devlet Yolu’na bağlantısını sağlayan 50,4 kilometrelik Çorum-Laçin-Osmancık yolunun standartlarını yükseltmek için çalışmalara başlamıştık. Bu kapsamda Çorum-Laçin arasında kalan 25 kilometrelik kesimi bitümlü sıcak karışım kaplamalı bölünmüş yol standartlarına yükselttik." "Kırkdilim Geçişi’ne üç çift tüp tünel inşa ettik" Yolun Çorum ile Laçin arasındaki tamamlanan kesiminde yer alan ve 40 viraj ile geçilebilen Kırkdilim mevkii hakkında da açıklamada bulunan Bakan Uraloğlu, "Özellikle kış aylarında ulaşımın güçleştiği Kırkdilim Geçişi’ne üç çift tüp tünel inşa ettik. Toplam uzunluğu 4 bin 99 kilometre olan tüneller ile heyelan, kaya düşmesi ve şev stabilitesi gibi risklerin önüne geçtik" dedi. Bakan Uraloğlu, proje kapsamında inşa edilen T-1 Tüneli’nin bin 389 kilometre, T-2 Tüneli’nin bin 157 metre ve T-3 Tüneli’nin bin 553 metre olduğunu belirtti. Seyahat süresi 15 dakika kısaldı Bakan Uraloğlu, hizmete sunulan 25 kilometrelik kesim ile bölgenin ekonomik ve sosyal gelişimine katkı sağlanarak, ticaret, turizm ve yaşam kalitesinin artırılacağını belirtti. Uraloğlu, "Yolumuz ile Çorum-Laçin arasında seyahat süresi 30 dakikadan 15 dakikaya düştü. Yol ve tüneller ile zamandan 350 milyon lira, akaryakıttan 68 milyon lira olmak üzere yıllık toplam 418 milyon lira tasarruf da edeceğiz. Ayrıca çevreye zararlı karbon emisyonunu da 3 bin 420 ton azaltacağız" dedi.
Yasak kalktı kar kalkmadı
15 Nisan 2026 Çarşamba - 11:37 Yasak kalktı kar kalkmadı Van’da zorunlu kış lastiği uygulaması bugün itibarıyla sona ererken 40 yerleşim yeri yolunun kar nedeniyle kapalı olduğu kentte oto lastikçilerde değişim mesaisi hız kazandı. Türkiye genelinde ticari araçlar için 15 Kasım 2025’te başlayan zorunlu kış lastiği uygulamasının 15 Nisan itibarıyla sona ermesi Van’daki oto lastikçilerde büyük bir yoğunluğa neden oldu. 40 yerleşim yeri yolunun hala kardan dolayı kapalı olduğu kentte, araçlarındaki kış lastiklerini yazlıklarla değiştirmek isteyen sürücüler ise sabahın erken saatlerinden itibaren lastikçilerin yolunu tuttu. Geçtiğimiz yıl 1 Nisan’da sona eren uygulamanın bu yıl 15 Nisan’a kadar uzaması sektörde hareketliliği artırdı. Bir hafta öncesine kadar günde sadece 4-5 araca hizmet veren işletmelerde bu sayı bugün itibarıyla 30’un üzerine çıktı. "Şehir içi için değişim zamanı geldi" İHA muhabirine konuşan oto lastik ustası Yusuf Sancak, havaların ısınmasıyla birlikte kış lastiği değişim sezonunun başladığını belirtti. Bazı günlerde yağışlar devam etse de bugün itibariyle yoğunluklarının arttığını ifade eden Sancak, "Şehir merkezinde yolculuk yapan müşterilerimizin lastiklerini artık değiştirmesi gerekiyor ancak yüksek kesimlere yolculuk yapanların ise acele etmemesi önem arz ediyor" dedi. "Yaz lastikleri ise daha az yakıt harcar" Kar yağışının sürücüleri tereddütte bıraktığını dile getiren Sancak, "Kış lastikleri çok yumuşak bir yapıya sahip olduğu için sıcak havalarda daha çabuk aşınır; bu yüzden şehir içi kullanımda yaz lastiklerine geçilmesi gerekiyor. Kış lastikleri hava sıcakken aracı zorlar ve bu da yakıt tüketiminin artmasına neden olur. Yaz lastikleri ise daha az yakıt harcar" diye konuştu. Bir hafta önce günde 4-5 aracın lastiğini değiştirirken, dünden itibaren bu sayının yaklaşık 30’a yükseldiğini ifade eden Sancak, sözlerini şöyle sürdürdü: "Değişim ücretleri Sedan otomobiller için 800 lira, SUV araçlar için ise bin lira olarak uygulanıyor. Bizler değişim sırasında ön lastiklere balans ayarı da yapıyoruz. Balans ayarı yapılmayan araçlar savrulur, çok titrer, ayrıca ön düzene ve lastiklere zarar verir."