Yerel Haberler
Ankara
Bakan Yumaklı: "95 baş dişi ve 5 baş erkek küçükbaş hayvan TİGEM tarafından uygun şartlarda temin edilecek"
01 Nisan 2026 Çarşamba - 17:21 Bakan Yumaklı: "95 baş dişi ve 5 baş erkek küçükbaş hayvan TİGEM tarafından uygun şartlarda temin edilecek" Tarım ve Orman Bakanı İbrahim Yumaklı, "Proje kapsamında hak sahibi olan kişilere 95 baş dişi ve 5 baş erkek küçükbaş hayvan TİGEM tarafından uygun şartlarda temin edilecek" dedi. İlk müjdesini Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın çiftçilerle iftar programında duyurduğu ‘Kırsalda Bereket Küçükbaşa Destek Projesi’ne başvurular başladı. Projenin başvuru şartlarını ve detaylarını Bakan Yumaklı açıkladı. Bakan Yumaklı, yaptığı açıklamada küçükbaş hayvan varlığını artırmak, kırsalda üretimi güçlendirmek, hayvancılıkta sürdürülebilirliği desteklemek, gençler ile kadınların üretime daha fazla katılımını sağlamak ve meraya dayalı üretimi daha karlı hale getirmek amacıyla ‘Kırsalda Bereket Küçükbaşa Destek Projesi’ni hayata geçirdiklerini bildirdi. Proje kapsamında Hayvancılık Genel Müdürlüğü (HAYGEM) koordinasyonunda Tarım İşletmeleri Genel Müdürlüğüne (TİGEM) ait küçükbaş hayvanların üreticilere uygun şartlarda temin edileceğini belirten Yumaklı, şu bilgileri aktardı: "Proje ile Türkiye’de küçükbaş üretimi yapan işletme sayısını ve anaç hayvan sayısını artırarak daha fazla materyalin ülkemiz kaynakları ile karşılanmasını, böylece kırmızı et arzında sürdürülebilirliği ve yeterliliği sağlamayı amaçlıyoruz. Bu amaçla proje kapsamında hak sahibi olan kişilere 95 baş dişi ve 5 baş erkek küçükbaş hayvan TİGEM tarafından uygun şartlarda temin edilecek. Uygulamada yalnızca sayı artışını hedeflemiyoruz, aynı zamanda verim, uyum ve sürdürülebilirliği de esas alıyoruz. Bu minvalde dağıtımları, ülkemizin bölgesel yetiştiricilik gerçeklerini dikkate alarak; yöre, iklim ve mera yapısına uygun damızlık küçükbaş ırkları üzerinden planlanıyoruz." 150 bin küçükbaş dağıtılacak Yumaklı, 2026-2028 yıllarını kapsayan 3 yıllık program dahilinde 150 bin küçükbaş hayvanın üreticilere uygun şartlarda verileceğinin altını çizerek, genç ve kadın üreticiler, birinci derece tarımsal amaçlı örgüt üyeleri, engelliler, şehit yakınları ve gazilere öncelik tanıyacaklarını dile getirdi. "12 ay boyunca hayvanların bakım ve besleme gideri Bakanlığımız tarafından karşılanacak" Ayrıca veteriner hekimlik, ziraat ve gıda mühendisliği bölümlerinden yeni mezun gençlere de projeye başvurmaları halinde öncelik tanıyacaklarını anlatan Yumaklı, şu bilgileri verdi: "Böylece gençlerimiz hem doğdukları topraklarda kendi işlerini kuracak hem de üretime ve istihdama güç katacak. İl/ilçe tarım ve orman müdürlüklerimizin denetimlerinde tespit edilen hayvanlar için oluşturulan icmal HAYGEM tarafından TİGEM’e gönderilecek. Hayvan tesliminden sonraki ayda başlamak üzere 12 ay boyunca hayvanların bakım ve besleme gideri Bakanlığımız tarafından karşılanacak. Bu destek ödemesi 3 ayda bir yapılacak ve 100 küçükbaş hayvan için toplamda 3 aylık 45 bin lira destek ödemesi yetiştiricilerimizin hesaplarına aktarılacak. Teslim edilen hayvanların ilk bir yıllık TARSİM sigortası da yine Bakanlığımız tarafından karşılanacak. Yetiştiricilerimiz, hayvan bedelleri için Ziraat Bankası’nın uygun faizli kredilerinden yararlanabilecek. İlgili meslek gruplarından mezun gençlerimiz ile küçükbaş hayvancılık yapmak isteyen genç ve kadın üreticilerimizi bu projeye başvurmaya davet ediyorum." Başvurular 1-30 Nisan tarihleri arasında yapılacak Projeye başvurular 1-30 Nisan tarihleri arasında yapılabilecek. Proje başvuruları, başvuru sahibinin işletmesinin bulunduğu, işletmesini açacağını beyan ettiği yerdeki il, ilçe tarım ve orman müdürlüklerine yapılacak. TİGEM tarafından puan sırasına göre hak sahipleri bilgilendirilerek, 2026 yılının 2’nci yarısından itibaren hayvanların teslimine başlanılacak. Vatandaşlar, projeyle ilgili detaylı bilgiye Tarım ve Orman Bakanlığı’nın internet sitesi https://www.tarimorman.gov.tr/HAYGEM/Haber/454/Kirsalda-Bereket-Kucukbasa-Destek-Projesi-Basliyor bağlantısından ulaşabilecek.
İnanç’tan Türkiye genelinde su kaynaklarında temizlik seferberliği çağrısı
01 Nisan 2026 Çarşamba - 17:17 İnanç’tan Türkiye genelinde su kaynaklarında temizlik seferberliği çağrısı Amatör ve Sportif Olta Balıkçılığı Federasyonu Yönetim Kurulu Başkanı Serkan İnanç, Türkiye genelinde su kaynaklarında temizlik seferberliği başlatılması çağrısında bulundu. Amatör ve Sportif Olta Balıkçılığı Federasyonu Yönetim Kurulu Başkanı İnanç, yaptığı yazılı açıklamada Türkiye genelinde 5 ile 30 Nisan tarihleri arasında deniz, göl, gölet, baraj ve akarsu kıyı alanlarında kapsamlı temizlik çalışmaları gerçekleştirileceğini belirtti. İnanç, sivil toplum kuruluşlarını ve doğaseverleri ’Doğaya Saygı, Geleceğe Rastgele’ sloganıyla düzenlenecek etkinliklere katılmaya davet etti. "Doğaseverleri bu anlamlı çevre hareketine katılmaya davet ediyoruz" İnanç, açıklamasında şu ifadelere yer verdi: "Amatör ve sportif olta balıkçılığı camiası olarak doğaya karşı sorumluluğumuzu güçlü bir farkındalık hareketine dönüştürüyoruz. Federasyonumuz üyesi derneklerimizle birlikte Türkiye genelinde 5 ile 30 Nisan tarihleri arasında gerçekleştirilecek olan organizasyonlar kapsamında deniz, göl, gölet, baraj ve akarsu kıyı alanlarında kapsamlı temizlik çalışmaları yapılacaktır. Doğayı korumayı amaç edinen tüm sivil toplum kuruluşlarını ve gönüllü doğaseverleri, ’Doğaya Saygı, Geleceğe Rastgele’ sloganı altında birleşmeye ve bu ortak harekete destek vermeye davet ediyoruz. Bu çalışmanın amacı yalnızca sportif balıkçılığı teşvik etmek değil, aynı zamanda su ekosistemlerinin korunmasına katkı sağlamak, çevre bilincini artırmak ve gelecek nesillere sağlıklı ve yaşanabilir bir doğa bırakmaktır. Sularımızın ve doğal yaşam alanlarımızın sürdürülebilirliği, biyolojik çeşitliliğin korunması, balık stoklarının devamlılığı ve ekosistem dengesinin sağlanması açısından hayati öneme sahiptir. Temiz ve sağlıklı su kaynakları yalnızca bugünün değil, yarınlarımızın da en kıymetli mirasıdır. Sürdürülebilirlik, bilinçli avcılık, çevresel duyarlılık ve ortak sorumluluk bilinciyle mümkündür. Unutulmamalıdır ki temiz su kaynakları, sağlıklı bir ekosistemin temelidir. Sürdürülebilir bir gelecek ancak korunmuş bir doğa ile mümkündür. Federasyonumuz üyesi olan ya da olmayan tüm dernekleri, gönüllülerimizi ve doğaseverleri bu anlamlı çevre hareketine katılmaya davet ediyoruz."
Kızılcahamam’da eğitim çalışanlarının sorunları konuşuldu
01 Nisan 2026 Çarşamba - 17:08 Kızılcahamam’da eğitim çalışanlarının sorunları konuşuldu Ankara’nın Kızılcahamam ilçesinde düzenlenen Eğitim-Bir-Sen 67. Başkanlar Kurulu toplantısında eğitim çalışanlarının sorunları, eğitimdeki güncel gelişmeler, önümüzdeki döneme ilişkin sendikal politikalar, revize edilmesi talep edilen 4688 Sayılı Kanun ile ülke ve dünya gündemi ele alındı. Memur-Sen Antalya Temsilcisi ve Eğitim-Bir-Sen Şube Başkanı Eyüp Bülent Miran, Kızılcahamam’da düzenlenen Eğitim-Bir-Sen 67. Başkanlar Kurulu Toplantısı ile 146 şubenin kadın komisyonu üyelerinin katılımıyla gerçekleştirilen Kadın Komisyonları 9. Türkiye Buluşması’na katıldı. Toplantılarda eğitim çalışanlarının sorunları, eğitim gündemindeki güncel gelişmeler, önümüzdeki döneme ilişkin sendikal politikalar, revize edilmesi talep edilen 4688 Sayılı Kanun ile ülke ve dünya gündemi ele alındı. Miran, Memur-Sen Genel Başkanı Ali Yalçın başkanlığında düzenlenen 67. Başkanlar Kurulu Toplantısı’nda görüşülen başlıklara ilişkin düşüncelerini dile getirdi. "Eğitim çalışanlarının görev aylıkları ile emekli aylıkları arasındaki farkın dayanılmaz boyutlara ulaştığını" söyleyen Miran, emekliliğe yansımayan ek ödemelerden kaynaklanan bu durumun düzeltilmesi için mücadelelerini sürdüreceklerini ifade etti. Miran, Öğretmenlik Mesleği Kanunu’ndaki eksikliklerin giderilmesi ve eğitimcilerin talepleri doğrultusunda geliştirilmesi için önerilerini tüm platformlarda dile getirmeye devam edeceklerini söyledi. 3600 ek gösterge sözünün yerine getirilmesi gerektiğini vurgulayan Miran, akademik zam ile bilimsel çalışmaların desteklenmesi gerektiğini belirtti. Miran, üniversite öğretim üyelerine verilen ücretlerin Türkiye’nin uluslararası öğrenci çekme vizyonuyla çeliştiğine dikkat çekti. Dönem Toplu Sözleşme sürecinin ardından mevcut sendika yasasının yetersiz kaldığını ifade eden Miran, 4688 Sayılı Kanun’un yerine daha çağdaş bir sendika yasası için çalışmalarını sürdüreceklerini dile getirdi. Miran, kamu personel sisteminde köklü bir reformun artık kaçınılmaz olduğunu belirterek, bu konuda nitelikli katkılar sunmaya devam edeceklerini söyledi. Eğitimde şiddet konusuna da değinen Miran, öğretmen Fatma Nur Çelik’in yaşadığı acının henüz taze olduğunu belirterek, yalnızca kınama mesajlarıyla yetinilen bir dönemin geride kalması gerektiğini ve şiddet yasasının tavizsiz uygulanması için mücadele edeceklerini ifade etti. Ayrıca görev başında uğradığı şiddet sonucu hayatını kaybeden kamu görevlilerinin yasal olarak "şehit" sayılması ve ailelerinin bu kapsamda haklardan yararlandırılması için hazırladıkları düzenleme talebini Türkiye Büyük Millet Meclisi ile Cumhurbaşkanlığı Personel ve Prensipler Genel Müdürlüğü’ne ilettiklerini açıklayan Miran, bu talebin hayata geçirilmesi için sürecin takipçisi olacaklarını vurguladı.
Kadınların ihracata katkısı 60,1 milyar dolara ulaştı
01 Nisan 2026 Çarşamba - 16:24 Kadınların ihracata katkısı 60,1 milyar dolara ulaştı Kadın çalışanların ihracata katkısı 2025 yılı itibarıyla 60,1 milyar dolara ulaşarak, toplam ihracat içindeki payını yüzde 23,5’e taşıdı. Türkiye ekonomisi, son yıllarda üretim, yatırım ve ihracat odaklı büyüme stratejisi doğrultusunda ilerleme kaydediyor. Bu ilerlemenin en güçlü taşıyıcı unsurlarından birisi de kadınların ekonomik hayata artan katılımı olarak değerlendiriliyor. Özellikle ihracat alanında kadınların üstlendiği rol hem ekonomik büyümenin niteliğini artırıyor hem de Türkiye’nin kapsayıcı kalkınma hedeflerine ulaşmasına katkı sunuyor. Ticaret Bakanlığı tarafından gerçekleştirilen ‘Kadınların İhracattaki Rolü ve Katkısının Analizi’ çalışması, kadınların ihracat performansına olan etkisini kapsamlı ve veri temelli bir yaklaşımla ortaya koydu. Bakanlık tarafından yapılan çalışmaya göre ihracatçı firmalarda çalışan kadınların oranı 2013 yılında yüzde 24 seviyesindeyken, 2025 yılı itibarıyla yüzde 29,5’e yükseldi. Bu artış kadınların üretim ve dış ticaret süreçlerine daha etkin şekilde dahil olduğunu gösterirken, kadın çalışanların ihracata sağladığı katkı da dikkat çekici bir şekilde arttı. 2025 yılı itibarıyla kadın çalışanların ihracata katkısı 2013 yılına kıyasla yaklaşık iki katına çıkarak 60,1 milyar dolara ulaşırken, toplam ihracat içindeki payı yüzde 23,5 seviyesine yükseldi. Bu gelişme, kadın emeğinin Türkiye’nin ihracat başarısındaki stratejik rolünün bir göstergesi olarak belirtiliyor. Özellikle orta-yüksek ve yüksek teknolojili ürünlerin ihracatında kadın çalışanların katkısı, 2013 yılına kıyasla yüzde 176 artışla 22,2 milyar dolara ulaştı. Kadınların ihracattaki etkisi yalnızca çalışan düzeyiyle sınırlı kalmayarak, iş dünyasında karar verici konumda bulunan kadınların yönetici ve sermaye sahibi olarak ihracata katkısı da arttı. Bu rakam 2025 yılı itibarıyla yüzde 72 artarak 29,6 milyar dolara ulaştı. "Kadınların üretimden ihracata kadar tüm değer zincirinde yer almasını destekleyeceğiz" Ticaret Bakanlığı tarafından konuyla ilgili yapılan açıklamada, "Ticaret Bakanlığımız tarafından hazırlanan bu çalışma, yalnızca mevcut durumu analiz etmekle kalmayıp, aynı zamanda politika geliştirme süreçlerine de önemli bir veri altyapısı sunmaktadır. Kadınların ekonomik hayattaki rolünün güçlendirilmesi, girişimcilik ekosistemine daha etkin katılımının sağlanması ve ihracat süreçlerinde daha fazla yer almaları, Türkiye’nin sürdürülebilir ve kapsayıcı büyüme hedeflerinin temel unsurları arasında yer almaktadır. Bu kapsamda Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın Türkiye Yüzyılı hedefleri doğrultusunda kadınların üretimden ihracata kadar tüm değer zincirinde daha güçlü şekilde yer almasını destekleyen politikalarımızı kararlılıkla sürdüreceğiz" denildi. Vatandaşlar, analiz çalışmasına Ticaret Bakanlığının resmi internet sitesi üzerinden erişim sağlayabilecek.
Dışişleri Komisyonu Başkanı Oktay:
01 Nisan 2026 Çarşamba - 16:16 Dışişleri Komisyonu Başkanı Oktay: Dışişleri Komisyonu Başkanı Fuat Oktay, "Nükleer silah edinmeye çalışmakla suçladığı İran’a saldıran ve sorumsuzca davranan İsrail’in 1960’lı yıllardan bu yana elinde bulundurduğu bilinen nükleer silahları da bir an önce tasfiye edilmelidir. Savaşan taraflarca biraz önce ifade ettiğimiz şekilde su arıtma tesislerine, elektrik santrallerine ve her türlü sivillere yönelik saldırılar her kimden gelirse gelsin uluslararası hukuka ve evrensel insani değerlere aykırıdır" dedi. Oktay, Dışişleri Komisyonu’nda konuştu. Oktay, Türkiye etrafındaki ateş çemberinin genişlediğini belirterek, "İsrail ve ABD’nin Mart ayı başında İran’a saldırmasıyla başlayan savaş Irak, Lübnan ve Körfez ülkeleri başta olmak üzere geniş bir coğrafyaya yayılmış durumda. Diğer tarafta Hürmüz Boğazı’nda başta enerji olmak üzere ticaret ve ulaşım koridorları kapanmış, enerji fiyatları yükselmiş aslında bir anlamda da sürekli dalgalanan, istikrarsız bir ortama sürüklenmiş ve küresel ekonomi de son derece olumsuz etkilenmiştir. Savaş İsrail’in savaşı olmasına rağmen başta bölge ülkeleri olmak üzere ne yazık ki bedelini tüm dünya ödemektedir. İsrail ve ABD’nin İran’a karşı başlattıkları saldırıların hukuki bir meşruiyeti yoktur. Barışçıl bir çözüm bulunmasına yönelik müzakerelerin sürdüğü bir dönemde gerçekleştirilen bu saldırılar yalnızca bölgesel barışçıl değil aynı zamanda uluslararası hukuku ve diplomasiyle ağır biçimde yaralamıştır. İran’ın kendisini İsrail ve ABD’ye karşı savunma hakkı bulunmaktadır. Ancak komşu ülkelere yönelik saldırılarda bulunması bu ülkelerde sivil yerleşim yeri ve altyapı tesislerine hedef alması doğru değildir" Oktay, Hürmüz Boğazı’ndaki tıkanıklığı bahane ederek Netanyahu’nun Körfez petrol ve doğal gazının Kızıldeniz ve İsrail limanları üzerinden Akdeniz’e taşınması yönündeki önerisiyle Gazze’de yaşanan işgal ve katliamların İran ve Körfez’e yönelik saldırılar bir arada değerlendirilmesi gerektiğini belirterek, "Buradaki amaç enerji ve ticaret yollarının İsrail üzerinden uluslararası pazarlara açılmasıdır. Körfez ve bölge ülkeleri asla böyle bir oyuna gelmemelidir. İkinci husus nükleer silahlar biliniyor. Nükleer silah edinmeye çalışmakla suçladığı İran’a saldıran ve sorumsuzca davranan İsrail’in 1960’lı yıllardan bu yana elinde bulundurduğu bilinen nükleer silahları da bir an önce tasfiye edilmelidir. Savaşan taraflarca biraz önce ifade ettiğimiz şekilde su arıtma tesislerine, elektrik santrallerine ve her türlü sivillere yönelik saldırılar her kimden gelirse gelsin uluslararası hukuka ve evrensel insani değerlere aykırıdır. Bu tehdidi savuran ve fiili saldırılarda bulunan her kim olursa olsun bu savaş suçudur. Son hususta yine kapsayıcı, katılımcı, en güçlünün de uluslararası hukuka uymak durumunda kalacağı adalet ve istikrarın tesis edildiği çifte standardı olmayan ve herkes için eşit muamele edebilen yeni bir dünya düzenine olan ihtiyaç çok daha aşikar hale gelmiştir" dedi.
Dışişleri Komisyonu Başkanı Oktay: "Nükleer silah edinmeye çalışmakla suçladığı İran’a saldıran ve sorumsuzca davranan İsrail’in 1960’lı yıllardan bu yana elinde bulundurduğu bilinen nükleer silahları da bir an önce tasfiye edilmelidir"
01 Nisan 2026 Çarşamba - 16:12 Dışişleri Komisyonu Başkanı Oktay: "Nükleer silah edinmeye çalışmakla suçladığı İran’a saldıran ve sorumsuzca davranan İsrail’in 1960’lı yıllardan bu yana elinde bulundurduğu bilinen nükleer silahları da bir an önce tasfiye edilmelidir" Dışişleri Komisyonu Başkanı Fuat Oktay, "Nükleer silah edinmeye çalışmakla suçladığı İran’a saldıran ve sorumsuzca davranan İsrail’in 1960’lı yıllardan bu yana elinde bulundurduğu bilinen nükleer silahları da bir an önce tasfiye edilmelidir. Savaşan taraflarca biraz önce ifade ettiğimiz şekilde su arıtma tesislerine, elektrik santrallerine ve her türlü sivillere yönelik saldırılar her kimden gelirse gelsin uluslararası hukuka ve evrensel insani değerlere aykırıdır" dedi. Oktay, Dışişleri Komisyonu’nda konuştu. Oktay, Türkiye etrafındaki ateş çemberinin genişlediğini belirterek, "İsrail ve ABD’nin Mart ayı başında İran’a saldırmasıyla başlayan savaş Irak, Lübnan ve Körfez ülkeleri başta olmak üzere geniş bir coğrafyaya yayılmış durumda. Diğer tarafta Hürmüz Boğazı’nda başta enerji olmak üzere ticaret ve ulaşım koridorları kapanmış, enerji fiyatları yükselmiş aslında bir anlamda da sürekli dalgalanan, istikrarsız bir ortama sürüklenmiş ve küresel ekonomi de son derece olumsuz etkilenmiştir. Savaş İsrail’in savaşı olmasına rağmen başta bölge ülkeleri olmak üzere ne yazık ki bedelini tüm dünya ödemektedir. İsrail ve ABD’nin İran’a karşı başlattıkları saldırıların hukuki bir meşruiyeti yoktur. Barışçıl bir çözüm bulunmasına yönelik (2:09) müzakerelerin sürdüğü bir dönemde gerçekleştirilen bu (2:13) saldırılar yalnızca bölgesel barışçıl değil aynı zamanda (2:17) uluslararası hukuku ve diplomasiyle ağır biçimde yaralamıştır. İran’ın kendisini İsrail ve ABD’ye karşı savunma hakkı bulunmaktadır. Ancak komşu ülkelere yönelik saldırılarda bulunması bu ülkelerde sivil yerleşim veri (2:35) ve ifadelerini kullandı. altyapı tesislerine hedef alması doğru değildir" Oktay, Hürmüz Boğazı’ndaki tıkanıklığı bahane ederek Netanyahu’nun Körfez petrol ve doğal gazının Kızıldeniz ve İsrail limanları üzerinden Akdeniz’e taşınması yönündeki önerisiyle Gazze’de yaşanan işgal ve katliamların İran ve Körfez’e yönelik saldırılar bir arada değerlendirilmesi gerektiğini belirterek,"Buradaki amaç enerji ve ticaret yollarının İsrail üzerinden uluslararası pazarlara açılmasıdır. Körfez ve bölge (6:50) ülkeleri asla böyle bir oyuna gelmemelidir. İkinci husus nükleer silahlar biliniyor. Nükleer silah edinmeye çalışmakla suçladığı İran’a saldıran ve sorumsuzca davranan İsrail’in 1960’lı yıllardan bu yana elinde bulundurduğu bilinen nükleer silahları da bir an önce tasfiye edilmelidir. Savaşan taraflarca biraz önce ifade ettiğimiz şekilde su arıtma tesislerine, elektrik santrallerine ve her türlü sivillere yönelik saldırılar her kimden gelirse gelsin uluslararası hukuka ve evrensel insani değerlere aykırıdır. Bu tehdidi savuran ve fiili saldırılarda bulunan her kim olursa olsun bu savaş suçudur. Son hususta yine kapsayıcı, katılımcı, en güçlünün de uluslararası hukuka uymak durumunda kalacağı adalet ve istikrarın tesis edildiği çifte standardı olmayan ve herkes için eşit muamele edebilen yeni bir dünya düzenine olan ihtiyaç çok daha aşikar hale gelmiştir" dedi.