Yerel Haberler
Trabzon
Avrasya Üniversitesi’nde ilk ve acil yardım tatbikatı gerçekleştirildi 06 Mayıs 2026 Çarşamba - 16:14:22 Avrasya Üniversitesi Sağlık Hizmetleri Meslek Yüksekokulu İlk ve Acil Yardım Programı tarafından düzenlenen tatbikat, Ömer Yıldız Yerleşkesi’nde gerçekleştirildi. Öğrencilerin mesleki becerilerini geliştirmeyi amaçlayan organizasyon, uygulamalı eğitim açısından önemli bir deneyim sundu. Tatbikat hakkında bilgi veren Acil Tıp Teknisyeni Mustafa Bilgin, etkinliğin artık geleneksel hale geldiğini belirterek bu yıl üçüncüsünün düzenlendiğini ifade etti. Bilgin, amaçlarının öğrencileri mezun olmadan önce sahaya hazırlamak olduğunu vurguladı. Tatbikat kapsamında üç ayrı parkur oluşturuldu. Bunlardan ilki, çok sayıda yaralının bulunduğu senaryoların yer aldığı triaj parkuru oldu. İkinci parkurda, solunum ve dolaşımı olmayan hastalara müdahale edilen arrest hasta senaryoları uygulandı. Üçüncü parkur ise travma vakalarına yönelik olarak hazırlandı. Toplam 14 ekibin katıldığı tatbikatta öğrenciler kendi aralarında yarıştı. Eğitmen Mustafa Bilgin, tüm ekiplerin gösterdiği performanstan memnun olduklarını belirterek "Sonuç olarak bizim gözümüzde hepsi birinci. Amacımız öğrencilerimizin sahaya çıktıklarında, karşılaştıkları her vakaya burada edindikleri bilgi ve becerilerle güvenle müdahale edebilmeleri" dedi. Paramedik mesleğinin önemine de dikkat çeken Bilgin, bu alanda görev yapacak öğrencilerin hayat kurtaran zincirin en güçlü halkalarından biri olacağını ifade ederek, öğrencilerin hedefinin sahada en iyi olmak olduğunu sözlerine ekledi.
06 Mayıs 2026 Çarşamba - 13:50 İran’ın Trabzon Başkonsolosu Mohebati: "Dünya, İranlıların dimdik dayanmasına çok şaşırdı" İran İslam Cumhuriyeti’nin Trabzon Başkonsolosu Naser Mohebati, dünyanın İranlıların saldırılara dimdik dayanmasına çok şaşırdığını belirterek, "Ülkemiz bir iki günlük kültüre sahip değil. Tarih boyu kültürümüz ve medeniyetimiz var. Bu kolaylıkla yıkılmaz, yakılmaz" dedi. İran İslam Cumhuriyeti’nin Trabzon Başkonsolosu Naser Mohebati, Trabzon Gazeteciler Cemiyeti’nde bölgedeki gelişmelere ilişkin açıklamalarda bulundu. İran’ın kültürel yapısına vurgu yapan Mohebati, savaş ve müzakere süreçlerine dair mesajlar verdi. İran’ın tarih boyu kültürü ve medeniyeti olduğunu kaydeden Mohebati, "Bizim rehberimiz şehit oldu. Kendisi de bunu istiyordu. Liderimiz bununla çok iftihar ediyordu. Şehit olmayı arzu ettiğini çok tekrar etmişti. Çok insanlar vardı hak yolunda çalışanlar, gazilerimiz. Tarih boyunca kültürümüzde olanlar şehadeti arzu etmişlerdi, şehit oldular. Çocuklarımızın şehit olmasına çok üzüldük. Dünya, İranlıların dimdik dayanmasına çok şaşırdı. Nasıl olur da bir ülkeyi bombalarsın da memleketin lideri, insanları şehit olur ama o ülke dağılmaz ve yıkılmaz? Bizim kültürümüzde bu var. Ülkemiz bir iki günlük kültüre sahip değil. Tarih boyu kültürümüz ve medeniyetimiz var. Bu kolaylıkla yıkılmaz, yakılmaz. Ekonomimizin, insanlarımızın, binalarımızın yıkılması mümkün müydü? Ülke dimdik dayandı, istikrarını kaybetmedi. İran bunu gösterdi. İran’ın halkı önemliydi" diye konuştu. "Müzakere olurken yeni savaş başlattılar" Müzakere sürecine de değinen Mohebati, "Geçen sene savaştan 12 gün önce İran, ABD ve Avrupa ülkeleriyle konuşurken onlar bize saldırı yaptılar. Son savaştan 1 gün önce İran müzakeredeydi, karar verilmişti. Müzakere olurken yeni savaş başlattılar. Bu gösterir ki; onların hedefleri hiçbir zaman müzakere değildi. Müzakereden zaman kazanırlar, silahlanırlar ve büyük bir savaşa yeniden başlarlar. İran şimdi diyor ki, ‘savaşları bitirin, müzakere yapalım, konuşalım’. Bu mühim bir mesajdı" şeklinde konuştu. "Türkiye’nin tüm telaşı bu savaşı bitirmekti" Türkiye ile İran’ın ilişkilerine de değinen Mohebati, "İran dedi ki, ‘Ben Türkiye toprağına hiçbir zaman füze göndermedim’ ve göndermez. Türkiye ile İran’ın kardeşliği çok istikrarlıdır. Tarih boyu böyledir ve çok önemlidir. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan iyi mesajlar gönderdi. Dışişleri Bakanı Hakan Fidan çok iyi mesajlar verdiler. Bu konuda Türkiye’yi kendimize kardeş biliriz. Türkiye’nin tüm telaşı bu savaşı bitirmekti" ifadelerini kullandı.
Doç. Dr. Oğuz Kurdoğlu: “Karadeniz’in deniz suyu sıcaklığı ilk defa bu yaz 29 dereceyi buldu; İlk defa Akdeniz’i geçti”
23 Ekim 2024 Çarşamba - 12:44 Doç. Dr. Oğuz Kurdoğlu: “Karadeniz’in deniz suyu sıcaklığı ilk defa bu yaz 29 dereceyi buldu; İlk defa Akdeniz’i geçti” Karadeniz Teknik Üniversitesi (KTÜ) Orman Fakültesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Oğuz Kurdoğlu, bu yıl Karadeniz’in deniz suyu sıcaklığının ilk defa 29 dereceyi bulduğunu ve ilk defa deniz suyu sıcaklığının Akdeniz’i geçtiğini belirterek bunda iklim değişikliğinin büyük etkisi olduğunu söyledi. Ortahisar Belediyesi, TMMOB Elektrik Mühendisleri Odası ve Ülke Politikaları Vakfı ile birlikte “Trabzon İklim Buluşmaları” sempozyumu düzenledi. Sempozyumda iklim değişikliği ve küresel ısınmanın Karadeniz Bölgesi’ne etkileri ve alınması gereken önlemler üzerine konuşan KTÜ Orman Fakültesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Oğuz Kurdoğlu, “İklim değişikliğinin insanlığın ve bütün canlı formlarının hayatını zorlaştıracağını, değiştireceğini yok edeceğini söylüyoruz. Şu anda 6. büyük yok oluşu engelleme derdindeyiz. Karbon emisyonunu eğer şimdi durdurabilirsek 2050 net sıfıra getirebilirsek mühim bir konuyu başarmış oluruz. İklim değişikliği ve küresel ısınmayla ilgili riskler her geçen yıl artıyor. Doğal kaynaklarımızı doğru yönetmeliyiz, bunun sürdürülebilirliğini sağlamalıyız. Temel sorun da bütün dünyada doğal kaynak yönetiminin akılcıl kullanmamaktan geliyor. Son 50 yılda yaban hayatında yüzde 73’lük bir azalma oldu. Tatlı su popülasyonlarında yüzde 85’lik azalma oldu. Dünya biyolojik çeşitliliğinin yüzde 40’ı tatlı sularda ve biz bunların yüzde 85’ini yok ettik. Örneğin biz HES’lere karşı değiliz, ama ardışık HES’ler yaparak o dere yatağında kuraklığa sebep oluyorsanız tatlı su ekosistemindeki canlılar ortadan kalkıyor ve bu denizdeki planktonlara kadar her şeyi etkiliyor. Karaların yüzde 65’i denizlerin ise yüzde 70’i dönüşüme uğramıştır. Aslında Karadeniz’de dönüşüme uğratılmış bir ekosistemdir. Felaket kapımızın eşiğini aşmış durumda. Bu yıl Karadeniz’in deniz suyu sıcaklığı ilk defa 29 dereceyi buldu. İlk defa Akdeniz’i geçti. Bunda iklim değişikliğinin büyük bir etkisi var” ifadelerini kullandı. “Kırmızı alarma noktasına geldik” Türkiye’nin ilerleyen yıllarda yüzde 80 oranında su kıtlığına girecek ülkeler arasında gösterildiğini kaydeden Kurdoğlu, “Biz su zengini değiliz, kişi başına şu an 1300 metreküplük bir kullanma suyumuz var. Hakikaten su kıtlığına girmek üzereyiz. Türkiye yüzde 80 oranında su stresine girecek ülkeler arasında gösteriliyor. Sıcaklıkların artması çay ve fındığın daha eğimi yüksek olan bölgelerde ekilmesine imkân tanıyor ama sel ve heyelan tehlikesi de o oranda artıyor. BM Genel Sekreteri iklim değişikliğiyle ilgili kırmızı alarm verilme noktasına gelindiğini söylüyor. Bitkilerin ve hayvanların üremesini de etkiliyor iklim değişikliği. Biz milli park ve benzeri korunan alanları mutlaka artırmalıyız. Bu alanlar bir ülke için onurdur ve bir ülkenin geleceğine yaptığı yatırımlardan en önemlisidir” şeklinde konuştu. “Karadeniz Bölgesi’nde yağışlar artacak” Karadeniz’de deniz suyu sıcaklığının bir derece artış gösterdiğine vurgu yapan KTÜ Deniz Bilimleri Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Coşkun Erüz ise “Türkiye, güneydeki hava kütlelerinin iklim değişikliği nedeniyle daha fazla etkisi altına giriyor. Ama bu her yer için aynı değil. Örneğin Karadeniz Bölgesi için daha fazla yağmur şeklinde ortaya çıkacak. Aslında deniz de hava gibi sabit duran bir yapı değil, o nedenle biz hava kirliliğinden bahsederken bununla bütün dünyanın mücadele etmesi gerektiğini söylüyoruz. Deniz kirliliğinde ise o denize kıyısı olan bütün ülkelerin mücadele etmesi gerekir. Çünkü çöpler denizlerdeki taşıma sistemi ile bütün ülkelerin kıyılarına yayılıyor ve taşınıyor. Dolayısıyla bir bütünün parçasıyız. Deniz sürekli dinamik ve hareket halindedir. Son 50 yılda sıcaklıklar Karadeniz’de yaklaşık 1 derece artış gösterdi. Şu anda deniz yüzey sıcaklığı 18,5 derece. Karadeniz’de de bütün okyanus ve denizlerde olduğu gibi deniz suyu sıcaklığı artış gösteriyor. Bunun nereye kadar devam edeceği insanlığın sera gazlarını azaltmasına bağlıdır. İklim değişikliğine bağlı olarak Türkiye’nin birçok kesiminde yağışlarda azalma beklenirken Karadeniz’de ise, artış öngören modeller ve senaryolar var” dedi. Dünyada mikro plastik sorununa dikkati çeken Erüz, kutuplar ve Antartika kıtası dahil mikro plastiğin ulaşmadığı hiçbir yerin olmadığının altını çizerek şöyle konuştu: “Özellikle plastik havada, suda, toprakta var. Mikro plastik dediğimiz maddenin dünyada olmadığı hiçbir yer yok. Kutuptaki penguenin vücudunda da Antartika’daki buzulun içinde de artık mikroplastik var. Bunun sebebi de biz insanlardır. Küresel ısınmaya bağlı deniz suyu sıcaklığının artması deniz suyu kimyasını da değiştiriyor ve deniz suyunda asitleşme sorunu başlıyor. Bu kirlenmenin artmasına neden oluyor ve denizlerdeki balıkların yiyecekleri olan plankton vb. ürünlerin azalmasına yol açıyor. Deniz canlılarının beslenme zinciri bozuluyor. İklim değişikliğine adapte olamayan canlılar yok oluyor, adapte olan birtakım fırsatçı türler ise balık türlerinin azalmasına neden oluyor.” İklim değişikliğinin olumsuz sonuçlarıyla mücadele için balıkçılıkta her balık türüne kota konulması gerektiğini belirten Erüz, “Mücadele etmek için balıkçılıkta kota konulmalı. Şu anda avcılıktan daha çok yetiştiricilik ön plana çıkmaya başladı. Küresel ısınma balık yetiştiriciliğini de etkileyecektir. Hamsiye ve diğer türlere avlanma kotası konulması çok doğru bir adım” diye konuştu. “Türkiye’de 200 çeşit tarım ürünü yetişiyor ve bu ürünlerden 20 tanesinde üretimde dünyada birinci” Sunumunda Türkiye’de 200 çeşit tarım ürünü yetiştiğini ve bu ürünlerden 20 tanesinde dünyada birinci olduğuna vurgu yapan Ülke Politikaları Vakfı Danışma Kurulu Üyesi Dr. Haluk Üstün ise “Şu anda tarımdaki nüfus miktarımız 5 milyon civarında ve yaş ortalaması 58’dir. Tarım açısından ve biyoçeşitlilik açısından öyle güzel memleketimiz var ki, böyle bir ülke bulmak mümkün değil. Ülkemizde yetişen tarım ürünü sayısı 200’dür ve 200 çeşit ürünün 20 çeşidinde üretimde birinci durumdayız. Kırsal nüfus bilinçli ve akıllıca azaltılmalı. Çok zengin bir ülkesiniz, askeri açıdan güçlüsünüz, sanayiniz çok ilerde ama yiyecek ekmeğiniz yok. Paranız olsa bunu ithal edemezsiniz çünkü alacağınız ülke ilk önce kendi vatandaşlarını doyurmak zorunda. Tarım konusunu artık o kadar ön plana çıkarmak zorundayız ki yoksa aç kalacağız” dedi. İklim değişikliğinin önlenememesi durumunda tarım ürünleri fiyatlarında yüzde 60’a varan artışlar olacağını dile getiren Üstün, “Su kaynakları konusunda çok zengin falan değiliz ve su kaynaklarının yüzde 75’i tarımda kullanılıyor. Yani su tasarrufu yapılacaksa tarımda yapılacak. 1998 tarihli mera kanunu kabul edildiğinden bu yana pek çok değişikliğe uğrayarak mera alanları kentsel gelişim alanlarına açıldı. Hayvancılıkta eğer yeterli meranız yoksa üretimden kâr etme imkânınız çok az. Dolasıyla meralarımıza gözümüz gibi bakmak zorundayız. Toprak ve bitki analizleri yaparak gübre programları oluşturmak zorundayız. Mineral gübreler, pestisitlerin sağlık için tehlikeli olması nedeniyle kullanımı azaltılmalı. Kompost gübre üretimine ve kullanımına önem verilmeli. Toprak işlemeyle karbon üretimi ortaya çıkmaktadır. Toprağa direk ekim yapan makineler geliştirilmiştir. Sera gazı emisyonlarının azaltılması ormanlık alanların ve mera alanlarının artırılmasıyla mümkündür. Arazilerin toplulaştırılması karbon üretimini azaltıyor. Bu da önemli bir konu. Sera gazı üretimine 43 farklı sektör neden olmakta. Sera gazının yüzde 32’si endüstriyel üretimden, yüzde 30’u enerji sektörü, yüzde 16’sı ulaştırma, yüzde 16’sı diğer sektörler ve yüzde 6’sını tarım sektörünün oluşturduğu görülmüştür. İklim değişikliği önlenemezse 2050 yılında tarım ürünlerinde yüzde 60’a varan artışlar bekliyoruz. Su tasarrufunda bulunmak için tarımda su kullanımı yüzde 10 azaltılarak üretim kaybının çiftçilere devlet tarafından ödenmesi sağlanmalı. Kuraklık yönetim planları hazırlamak zorundayız. Yeraltı su kaynakları en son kullanılması gereken kaynaklardır, biz aşırı şekilde kullanıyoruz” diye konuştu. “İklim değişikliği, gıda açığını ortaya çıkaracaktır” Ortahisar Ziraat Odası Başkanı Mustafa Bekar, ilerleyen yıllarda dünyada nüfus artışına paralel olarak et üretimine yönelik talebin iki kat artacağına dikkati çekerek “Tarımsal ve hayvansal üretim faaliyetleri besin zincirinin bir halkasıdır. Bu da iklimle doğrudan ilintilidir. Önümüzdeki yıllarda et ve süt üretimi talepleri iki katına çıkacaktır. Tüm bunları dikkate aldığımızda iklim değişikliğinin hayvancılık üzerinde de olumsuz sonuçlara yol açacaktır. Küresel ısınma hayvansal üretimi etkileyecektir. Et, süt ve yumurta üretiminin kalitesinde çokça azalmalar görülecektir. Bunun yanında hastalıklar ve üreme problemleri gibi birçok sorunun ortaya çıkmasına neden olacaktır. İklim değişikliği birçok bölgede hayvancılığın ve tarımın sürdürülebilirliği noktasında birçok olumsuzluğu da beraberinde getirmektedir. İklim değişikliğine bağlı hayvansal üretimin azalması gıda açığını ortaya çıkaracaktır. İklim değişikliği sürdürülebilir kalkınmanın gerçekleşmesi karşısında en önemli problem olmanın yanında insanoğlunun geleceği için de önemli bir tehdit unsurudur. Hayvansal ve tarımsal üretimin olduğu bölgelerde iklim değişikliğinin olumsuz sonuçları daha çok ortaya çıkacaktır” şeklinde konuştu. Bekar, iklim değişikliğiyle mücadele için hayvancılıkta şu tedbirlerin alınması gerektiği üzerinde durdu: “İklime dirençli hayvan ırkları yetiştirilmeli. Küçükbaş hayvancılık teşvik edilmeli, hayvancılık işletmelerinde yenilenebilir enerji kaynakları kullanılmalı. Yağmur suyu toplama sistemleri işletmelere dahil edilmeli. Hastalık ve zararlılara karşı toplu mücadele yapılmalı. İklim değişikliği kokarca gibi bazı zararlı böceklerin üremesine yol açıyor. Bunlarla ilgili bilinçlendirme faaliyetleri biyolojik mücadele yapılmalı.” Sempozyumun son bölümünde Ortahisar Belediye Başkanı Ahmet Kaya, sunum yapan katılımcılara plaket ve teşekkür belgesi takdim etti.
Kahverengi kokarcaya karşı 9 ilçede eş zamanlı mücadele
23 Ekim 2024 Çarşamba - 11:12 Kahverengi kokarcaya karşı 9 ilçede eş zamanlı mücadele Karadeniz Bölgesi’nde 7 yıldır tarım ürünlerine büyük zarar veren kahverengi kokarcayla mücadele başlatıldı. Trabzon Büyükşehir Belediyesi tarafından kokarcanın etkili olduğu sahil bandındaki 9 ilçede 9 ekiple aynı anda biyosidal ilaçlarla ilaçlama yapılarak zararlı böcek ortadan kaldırılacak. Trabzon Büyükşehir Belediyesi, bölgede 7 yıldır tarım ürünleri için büyük tehdit oluşturan kahverengi kokarcayla mücadele çalışmalarına devam ediyor. Konuyla ilgili Büyükşehir Belediyesi Vektörle Mücadele Şube Müdürlüğü’nde bilgilendirme toplantısı gerçekleştirildi. Toplantıda konuşan Büyükşehir Belediyesi Genel Sekreteri Gürkan Üçüncü, “Kahverengi kokarca böceğiyle mücadelede birçok çalışmada iş birliği yaptık. Bu tür biyolojik olaylar sadece bir kurumun veya belli bir kesimin çalışmalarıyla sonuçlandırılacak bir durum değildir. Topyekün bir mücadele gerekmektedir. Bu noktada da Büyükşehir Belediye Başkanımız Ahmet Metin Genç göreve geldiği ilk günden itibaren bu konuyla yakından ilgilendi ve gerekli adımları atmamızı sağladı. Tarımsal Hizmetler Daire Başkanlığı’nı kurarak biyolojik mücadelede daha profesyonel yaklaşım sağladık. İlaçlarımızı alarak 9 ilçede 9 ekiple profesyonel kişilerin belirlediği yerlerin ilaçlamasını yapacağız. Yaptığımız hesaplamalara göre nisan-mayıs aylarında 3 milyon 840 bin metrekare alanı ilaçlayacağız. Kokarcayla mücadele noktasında Büyükşehir Belediyesi’nin üzerine düşen bütün görevleri karşılıksız yerine getireceğiz” dedi. “600 litre ilaçla yaklaşık 3 milyon 840 bin metrekare alanın ilaçlanması hedeflenmektedir” Büyükşehir Belediyesi Tarımsal Hizmetler Dairesi Başkanı Bülent Sağır ise, 9 ilçede 9 ekiple biyosidal ilaçlarla ilaçlama yapılacağını dile getirerek, “Büyükşehir Belediyemizce 2 bin 600 adet feromon tuzağı alınıp, İl Tarım ve Orman Müdürlüğünün 2025 yılında belirleyeceği alanlara yerleştirilmesi planlanmaktadır. Kahverengi kokarca zararlısının yaşam döngüsü gereği hava sıcaklığının 16 dereceye düşmesi ile birlikte kışlaklara geçeceğinden dolayı bu alanların ilaçlanması için Tarımsal Hizmetler Daire Başkanlığımızca yaklaşık 600 litre biyosidal ilacın bağlantısı yapılmış olup, teslim alınacaktır. Buna müteakiben Büyükşehir Belediyemiz ekiplerince sahil bandındaki 9 ilçede 9 ekiple aynı anda İl Tarım ve Orman Müdürlüğünün belirlediği alan ve yerlerde kışlak olarak tabir ettiğimiz yapılarda biyosidal ilaçlarla ilaçlama yapılacaktır. Alacağımız ilacın 1 litresi ile yaklaşık 6 bin 400 metrekare alan ilaçlanacak olup, 600 litre ilaçla yaklaşık 3 milyon 840 bin metrekare alanın ilaçlanması hedeflenmektedir. Yine 2025 yılında havaların ısınması ile böceğin tahmini mayıs ayının ilk haftası itibari ile kışlaklardan fındık bahçelerine doğru gelmesi ile kimyasal ilaçlarla fındık bahçelerinde zirai mücadeleye başlanacaktır. Kahverengi kokarca böceğinin larvaları (yumurta) ile de mücadele için samuray arılarıyla biyolojik mücadele yapılacaktır” şeklinde konuştu. “Beşikdüzü’nden Sürmene’ye kadar olan ilçeler tehlike altında” Trabzon İl Tarım ve Orman Müdürü İsa Kaplan, 300 rakımdan sonra tehlikenin azaldığının tespit edildiğini vurgulayarak, “Büyükşehir Belediyemiz bu işe tamamen merkez odaklı olarak girmiştir. Ahmet Metin Genç başkanıma bu konuda teşekkür etmek istiyorum. Tarım Dairesi’nin kurulması bizim için de çok önemliydi. Mücadele neden 9 ilçemizde? Öncelikle bütün ilçelerimize tuzak kurduk. Bu tuzaklarda ne kadar kokarcanın hangi bölgelerde yakalandığını tespit ettik. Beşikdüzü’nden Sürmene’ye kadar olan ilçelerimizin tehlike altında olduğunu ve 300 rakımdan sonra ise tehlikenin azaldığını gördük. Büyükşehir Belediyesi’nden ilaç yardımı beklerken teknik eleman yardımı da yaptı. Bu çok önemli bir destektir. Türkiye’ye örnek bir birliktelik gösterdik. Mücadelemiz kararlı bir şekilde devam edecek” diye konuştu. Ortahisar Ziraat Odası Başkanı Mustafa Bekar ise, “Bu tehlikeyi gördükten sonra devletimizin tüm kurumlarıyla taşın altına elimizi soktuk. İş birliği içerisinde olacağımızı yaptığımız uygulamalarla ortaya koyduk. Bu mücadele sabır istiyor, el ele vererek bu kokarcayı yok edeceğiz. Mücadele konusunda Büyükşehir Belediye Başkanımız Ahmet Metin Genç’in ‘Ne gerekiyorsa yapacağız’ ifadeleri bizi çok memnun etti. Bölgemiz için bu mücadeleyi vermek zorundayız. İnşallah iyi sonuçlar alacağız. Bu zararlı böceği topraklarımızdan silinceye kadar mücadelemiz devam edecektir” ifadelerini kullandı. Toplantıda Büyükşehir Belediyesi Genel Sekreteri Gürkan Üçüncü, Büyükşehir Belediyesi Tarımsal Hizmetler Dairesi Başkanı Bülent Sağır, Trabzon İl Tarım ve Orman Müdürü İsa Kaplan, Ortahisar Ziraat Odası Başkanı Mustafa Bekar, daire başkanları ve zararlıyla mücadele ekibi yer aldı.
Hacıkerimoğlu: "Benim önceliğim Trabzonspor başkanlığı değil, kulübün camiaya iadesiydi"
22 Ekim 2024 Salı - 20:14 Hacıkerimoğlu: "Benim önceliğim Trabzonspor başkanlığı değil, kulübün camiaya iadesiydi" Türkiye Futbol Federasyonu (TFF) eski yönetim kurulu üyesi ve adı Trabzonspor başkan adaylığı için geçen Mustafa Hacıkerimoğlu, önceliğinin Trabzonspor başkanlığı değil, kulübün camiaya iadesi olduğunu söyledi. Mustafa Hacıkerimoğlu, yaptığı yazılı açıklamada, "Öncelikle, Trabzonspor başkanlığına beni layık görüp bu göreve aday olmam için telkinde bulunan büyüklerimize ve camianın her bir ferdine ayrı ayrı teşekkür ediyorum. Yıllardır üzerinde çalıştığımız, mevcut başkanımız da dahil olmak üzere, eski başkanlarımızın tamamını ziyaret ederek uzun uzun anlattığımız bir projemiz var. Ancak, demokrasinin devre dışı kaldığı, azınlığın bağımsızca karar verdiği, tek taraflı bilgilerle yetinmek zorunda kaldığımız ve büyük bilgi kirliliği yaşadığımız bir zaman dilimi içerisindeyiz. Camiamızın büyükleriyle istişare halindeyiz; fakat biz sadece Trabzonspor kongresini konuşmuyoruz, biz bir değişimi konuşuyoruz. Çoğunluğun iradesiyle hareket edilmesine inanan, uzmanların karar verdiği ve şeffaflığın uygulandığı bir zaman dilimini konuşuyoruz. Aynı zamanda, Trabzonspor yönetimi henüz kongre tarihini ilan etmemiştir" ifadelerini kullandı. "Benim önceliğim Trabzonspor Başkanlığı değil, Kulübün camiaya iadesidir" "Benim önceliğim Trabzonspor Başkanlığı değil, Kulübün camiaya iadesidir" diyen Hacıkerimoğlu, sözlerini şöyle sürdürdü: " Bu konuda büyüklerimizle ve çoğunluğun görüşünü alarak bir uzlaşı sağlanması halinde, ben her zaman söylediğim gibi, bu büyük akrabanın emrindeyim. İstişarelerimiz sonuçlandığında neden “iade"yi konuştuğumuzu ve bunu nasıl hayata geçireceğimizi sizlerle paylaşacağım. Bu kulüp bize büyüklerimizden toprak gibi miras kalmıştır. Bu miras üzerinde haklarımız olduğu gibi sorumluluklarımız da vardır. Bu sebeple her birinizin duygu ve düşünceleri benim için çok önemlidir."
“Trabzon İklim Buluşmaları”  Sempoyumu’nda su, gıda ve enerji konuşuldu
22 Ekim 2024 Salı - 14:09 “Trabzon İklim Buluşmaları” Sempoyumu’nda su, gıda ve enerji konuşuldu ‘Trabzon İklim Buluşmaları’ sempozyumunda konuşan Ortahisar Belediye Başkanı Ahmet Kaya, “İnsanoğlunun doğayla çok acımasız bir mücadelesi var. Bilinçsizce süregelen bu mücadeleyi eğer insanoğlu kazanırsa insanlık kaybedecek” dedi. Başkan Kaya, iklim buluşmalarına katılan bilim insanlarının görüşlerini dikkatle dinleyeceklerini belirterek ihtiyaç duyulan her anda sorumluluk alacaklarının altını çizdi. Ortahisar Belediyesi, TMMOB Elektrik Mühendisleri Odası ve Ülke Politikaları Vakfı ile birlikte “Trabzon İklim Buluşmaları” sempozyumu düzenledi. Ortahisar Belediyesi İklim Değişikliği ve Sıfır Atık Müdürlüğü’nün “Su, Gıda ve Enerji Politikaları” ana başlığıyla organize ettiği sempozyuma Türkiye’de iklim değişikliği konusunda uzman birçok akademisyen katıldı. Panelde iklim değişikliği ve küresel ısınmanın Karadeniz Bölgesi’ne etkileri ve alınması gereken önlemler konuşuldu. "Temiz, nitelikli suya ulaşma konusunda sıkıntılarımız var" Sempozyumda konuşan Ortahisar Belediye Başkanı Ahmet Kaya, Türkiye’nin sanılanın aksine su zengini bir ülke olmadığını hatırlattı. Kaya “Bugün burada insan yaşamını etkileyen belki de en önemli 3 başlığı konuşacağız. Mesleğinin duayenleri hocalarımızın su, gıda ve enerji politikaları konularında anlatacaklarından faydalanacağız ve Trabzon’umuzda üzerimize düşeni yapma gayreti içerisinde olacağız. Biz Karadeniz’i hep su zengini bir bölge hatta Türkiye’yi de su zengini bir ülke olarak tanımlarız, ama üzülerek söylemeliyim ki biz aslında su fakiri bir bölge ve ülkeyiz. Sorsanız sürekli yağış alan heyelanların sellerin olduğu, su bolluğu olan bir bölge gibi görülürüz dışarıdan ama içilebilir, temiz, nitelikli suya ulaşma konusunda sıkıntılarımız var. Tabi bunun altındaki sebepler nelerdir; yapılan bilimdışı uygulamalar ve mühendislikten nasibini almamış işlerin doğal sonuçları bunlar. Örneğin gıda konusu: büyüklerimiz iyi bilirler Karadeniz’imiz balık fışkıran bir denizdi ama bugün Karadeniz’de 3-5 çeşit balık avlayabiliyoruz. Aynı denizin kıyıdaş ülkeleri Romanya’da Gürcistan’da, Bulgaristan’da, Ukrayna’da denizde bolluk var ama bizim kıyılarımızdan balık çıkmıyor maalesef. İşte bugün burada bunun sebeplerini irdeleyeceğiz. Nerede yanlış yaptığımızı enine boyuna konuşacağız” diye konuştu. “İnsanoğlunun doğayla çok acımasız bir mücadelesi var. Bilinçsizce süregelen bu mücadeleyi eğer insanoğlu kazanırsa insanlık kaybedecek” diyen Kaya “İklim değişikliğine görev bilim ve akıl ışığında bilinçlenip gerekli önlemleri almalıyız. Bu anlamda bugünkü etkinliğimizi çok değerli buluyorum, burada birbirinden değerli bilim insanlarını ağırlamaktan onur duyuyorum. Onları dikkatle dinleyip, notlar alacağımızı ve üzerimize düşen vazifeyi yerine getireceğimizi ifade ediyorum” şeklinde konuştu. Trabzon Büyükşehir Belediyesi Başkan Vekili Ahmet Yüksel Gülay ise konuşmasında işbirliği vurgusu yaparak “Trabzon, yeşil doğasıyla, masmavi denizi ve temiz havasıyla Karadeniz’in incisi bir şehrimiz. Ancak bu güzelliklerin sonsuza kadar bizim de olacağına garantisi yoktur. Özellikle son yıllarda meydana gelen şiddetli yağışlar, sel felaketleri, toprak kaymaları ve kuraklık gibi olaylar iklim krizinin kapımızda olduğunun açıkça göstergesidir. Ülkemiz yerel yönetimleri özellikle çevre temalı çok önemli çalışmalar yapmaktadır. Geri dönüşüm ekonomisinde yerel yönetimlerin kullanacağı akıllı sistemler ve kurumlar arası işbirliğinin de çok önemli olduğunu belirtmek istiyorum. Trabzon’umuz da 824 bin 352 nüfusu ile önemli bir enerji ihtiyacına sahiptir. Biz yerel yönetimler olarak çevreyi kirletmeyen, kaynağından ve kendini yenileyebilen enerji kaynaklarına yönelmemiz gerektiğinin farkındayız. Hep birlikte daha yaşanabilir bir Trabzon için, sürdürülebilir adımlar atmak üzere el birliğiyle çalışacağız” ifadelerini kullandı. “İklim Buluşmaları İzmir, Eskişehir ve İstanbul’un ardından Trabzon’da” TMMOB Elektrik Mühendisleri Odası Enerji Daimi Komisyonu Yürüme Kurulu Üyesi Suat Yılmaz ise Türkiye’nin enerjide dışa bağımlı hale geldiği ve bir an evvel fosil yakıt kullanımını azaltması gerektiğini ifade ederek elektrik hizmetlerinde denetim eksikliği olduğunu söyledi. Yılmaz “Elektrik Mühendisleri Odası İklim Değişimleriyle alakalı olarak her yıl belediyelerde etkinlikler gerçekleştirmekte ve bu konuda farkındalık sağlayarak iklim krizinin etkilerin azaltılmasına katkı sunmayı hedeflemektedir. Daha önce İzmir, Eskişehir ve İstanbul’da yapılan buluşmamızı bu kez Trabzon’da gerçekleştiriyoruz” dedi. Türkiye’nin enerji üretiminde ağırlıklı olarak fosil yakıt kullandığı bilgisini paylaşan Yılmaz, “Türkiye yıllardır sürdürülen yanlış politikalar sonucu ne yazık ki enerjide dışa bağımlı ve ağırlıklı olarak fosil yakıt tüketen bir ülke haline gelmiştir. Türkiye’de elektrik üretimi büyük oranda fosil yakıtlara bağlıdır. Hem kurulu gücümüz hem de üretim kapasitemiz açısından 2023 yılı sonu itibarıyla doğalgazda yüzde 23.53, ithal kömürde yüzde 9.49, linyitte ise 9.32 oranında kurulu gücümüz fosil yakıtlardan karşılanıyor” şeklinde konuştu. “Yenilenebilir enerji kaynakları enerji üretiminde dışa bağımlılığımızın azaltılması için büyük önem taşıyor” Yenilenebilir enerji kaynaklarının iklim krizini sınırlandırabileceği bilgisini paylaşan Yılmaz sözlerini şöyle tamamladı: “Hepimizin bildiği gibi iklim krizi bütün dünyayı tehdit ediyor. Aşırı iklim olayları insanlık için en büyük tehditlerden birisini oluşturuyor. İklim değişikliği nedeniyle gıda ve su kıtlıkları yaşanırken aşırı yağmurlar, seller, artan sıcaklıklar, daha fazla hastalık ve ekonomik kayıplar görülüyor. Bu çerçevede yenilenebilir enerji kaynakları iklim değişikliğini sınırlandırmanın en etkili yolu olduğu gibi, enerji üretiminde dışa bağımlılığımızın azaltılması için de büyük önem taşıyor. Tüm enerji politikalarında olduğu gibi, yenilenebilir enerji kaynakları konusunda da kamunun yararı, çevre ve insanların yaşadıkları ortamla uyumu dikkate alınmalıdır yani insan ve çevre odaklı bir yaklaşımla hareket edilmelidir.”