EKONOMİ - 02 Mart 2024 Cumartesi 09:07

Türkiye’den Karadeniz’de ’Mavi Ekonomi’ atağı

A
A
A
Türkiye’den Karadeniz’de ’Mavi Ekonomi’ atağı

Türkiye Avrupa Birliği projesi olan 4BIZ Projesi çerçevesinde kıyı turizmi, gemi inşa, limanlar ve su ürünleri sektörü gibi önemli sektörleri içinde barındıran ’Mavi Ekonomi’ ile Karadeniz’de lider ülke olmayı hedefliyor.



Mavi Ekonomi kavramının ortaya çıkışı 2008 yılına dayanıyor


Doğu Karadeniz Kalkınma Ajansı (DOKA) ’Mavi Ekonomi’ ile ilgili bir rapor hazırladı. Raporda, Mavi Ekonomi kavramının ortaya çıkışının 2008 Küresel Krizi’ne dayandığı ve bu terimin ilk kez Gunter Pauli’nin 2010 yılında yayınlanan “The Blue Economy: 10 Years, 100 Innovations, 100 Million Jobs” adlı kitabı ile kullanılmaya başlandığına yer verildi. Dünya nüfusunun yüzde 40’ı kıyı alanlarda yaşarken, 3 milyar insanın geçim kaynağını okyanus ve denizler oluşturuyor. Dünya ticaretinin yüzde 80’i denizler üzerinden gerçekleşirken, Avrupa Birliği 2022 Mavi Ekonomi Raporu’na göre, Mavi Ekonomi kıtada 4.5 milyon insan için istihdam, 667,2 milyon Avroluk iş hacmi ve 183,9 milyon Avroluk katma değer barındırıyor.


DOKA tarafından hazırlanan raporda, Avrupa Birliği’nin 4BIZ Projesi’ne vurgu yapılırken, Yunanistan, Bulgaristan, Romanya, Ukrayna, Gürcistan ve Türkiye olmak üzere 6 ülkenin yer aldığı, 9 ortaklı proje ile ’Mavi Ekonomi’ konusunda Karadeniz’e sınırı olan altı ülkenin paydaşlarını bir araya getirerek balıkçılık, su ürünleri, kıyı turizmi, deniz ulaştırma sektörlerindeki yerel kapasitelerinin geliştirilmesi, bu sektörlerdeki inovasyon yeteneklerinin arttırılması, dijitalleşme ve yatırım ortamının tanıtılması ve iyileştirilmesi alanlarında bir iş birliği platformu kurulması hedefleniyor.



Mavi Ekonomi’nin Karadeniz’e yansıması


4BIZ Projesi çerçevesince ’Mavi Ekonomi’ sektörlerinin içinde lokomotif sektör olan su ürünleri sektörünün gelişimi için Su Ürünleri Merkez Araştırma Enstitüsü Müdürlüğü (SUMAE) , Recep Tayyip Erdoğan Üniversitesi (RTEÜ) ve Dokuz Eylül Üniversitesi (DEÜ) ile iş birliği içinde faaliyetler yürütmesinin yanı sıra bu iş birliği çerçevesinde SUMAE uzmanları ve üniversitelerin akademisyenleri tarafından geçtiğimiz Şubat ayında içinde Trabzon’da faaliyet gösteren su ürünleri yetiştiricilik ve işleme firmalarına inovasyon, ARGE, verimlilik, sürdürülebilir çevre, temiz enerji, deniz ekosisteminin korunması, ürün çeşitlendirme, balık hastalıkları teşhis ve tedavi yöntemleri, balık atıklarının değerlendirilmesi, kalite güvence sistemleri ve yetiştiricilik teknikleri konularında eğitimler verildi.


4BIZ projesi süresince sektör paydaşları ile yapılan toplantılarda incelenen veriler ve yapılan analizler neticesinde ’Mavi Ekonomi’yi önümüzdeki dönem çalışma alanı olarak nitendirilirken, hazırlanan DOKA raporunda şu konulara dikkat çekildi:


"Kıyı turizmi, su ürünleri ve gemi inşa gibi Mavi Ekonomi bileşenlerinde yeşil ve dijital dönüşüm uygulamaları ile yatırım, üretim, ihracat, istihdam eksenlerinde sektörün rekabet edilebilirliğini artırırken, çevresel sürdürülebilirliğe destek sağlanacaktır. Özellikle su ürünleri sektörü başta olmak üzere Mavi Ekonomi sektörlerinde temiz enerji kullanımının artırılması, verimliliği artıracak yenilikçi uygulamaların yaygınlaştırılması, atıkların katma değerli ürünlere dönüştürülmesi desteklenerek sektörel karbon ve su ayak izi azaltılacak ve böylece sektörün AB Yeşil Mutabakatı’na uyumu hızlandırılacaktır. Bu kapsamda, sektörlerin ihracatına katkı sağlayacak kalite güvence sistemleri ve ürün kalite belgelerinin alınmasına yönelik akreditasyon uygulamalarının yaygınlaştırılması, markalaşma ve tanıtımına destek olunması, beşeri kaynak kapasitelerinin artırılması, yatırım ve girişim ekosisteminin geliştirilmesi, ihracatta ürün ve pazar çeşitlendirmesine gidilmesi, ileri teknoloji kullanımının yaygınlaştırılması yoluyla katma değerli ürün ve hizmetlerin üretiminin artırılması konularına odaklanılacaktır. Ek olarak, kara kökenli oluşan ve denize taşınan çöpler ile beraber balıkçı barınakları, açık deniz kafes balıkçılığı, liman ve tersanecilik faaliyetlerinden kaynaklanan kirlilikle etkin bir şekilde mücadele edilebilmesi amacıyla, deniz çöpleri oluşumunun öncelikle kaynağında önlenmesine yönelik çalışmalar desteklenecektir. Yerel yönetimlerce biyolojik arıtma tesisleri kurulması, Deniz Çöpleri İl Eylem Planları (DÇEP) ve Sıfır Atık Mavi Hareketi’nin hayata geçirilip yaygınlaştırılmasına destek verilecektir."



Trabzon bölgede su ürünleri yetiştiriciliğinde lider


Doğu Karadeniz (TR90) Bölgesi için Mavi Ekonomi’nin bahsedilen bileşenleri içerisinde özellikle su ürünleri alanının önemli bir rekabet ve büyüme potansiyeli taşıdığının düşünüldüğü raporda, "Su ürünleri yetiştiriciliği sektörünün de içinde yer aldığı tarım sektörü, istihdam ve dış ticaret göstergeleri itibarıyla TR90 Bölgesi’nin sosyo-ekonomik yapısını belirleyen önemli unsurlardan biridir. Bölge ihracatında bitkisel ve hayvansal üretimin aldığı pay tü yüzde 49, gıda ürünleri ve içecek imalatı sektörünün aldığı pay ise yüzde 28’dir. Açıklanmış Karşılaştırmalı Üstünlükler Endeksine (RCA) göre bölgede tarım sektörü ihracatta rekabetçi özellik taşıyan tek sektördür. Su ürünleri alanında üretim artışına paralel bir şekilde çevremizde yaşanan Rusya-Ukrayna savaşı gibi jeopolitik konjonktürel gelişmelerin de etkisi ile ciddi bir ihracat ivmesi yakalanmıştır. Bu çerçevede son 5 yılda (2018-2022) su ürünleri sektörü ihracat ve üretim artışı ile bölgede en hızlı büyüyen sektör olmuştur. Bölgede bu dönemde su ürünleri ihracatı 47 milyon dolardan 183 milyon dolara yükselmiş, su ürünleri yetiştiricilik miktarı ise yüzde 115’lik artış ile 32 bin 328 tona ulaşmıştır. Bu yetiştiricilik miktarının 10 bin 746 tonu iç sularda, 21 bin 582 tonu ise denizde gerçekleştirilmiştir. En çok yetiştirilen türler sırasıyla gökkuşağı alabalığı, Karadeniz alabalığı ve levrektir. Bölgede en fazla yetiştiricilik Trabzon’da olup 2022 yılı Trabzon’un su ürünleri yetiştiricilik miktarı 13 bin 256 ton olarak gerçekleşmiştir. Trabzon’u sırasıyla 7 bin 57 tonla Artvin; 6 bin 154 tonla Ordu; 3 bin 73 tonla Rize; 2 bin 658 tonla Gümüşhane ve 170 tonla Giresun illeri izlemektedir. Türkiye bazında sektörel verileri incelediğimizde ülkemizde yaklaşık 850 bin tonluk su ürünleri üretiminin olduğunu ve bunun yaklaşık yüzde 60’ını 514 bin ton ile yetiştiricilikten elde edilen ürünlerin oluşturduğunu görüyoruz. Yetiştirilen en önemli balık türü iç sularda 145 bin 649 tonla alabalık, denizlerde ise 156 bin 602 tonla levrek ve 152 bin 469 tonla çipura olmuştur. Bu noktada bölgemizin en önemli üretimi de alabalık üzerine olup, ülkemizdeki toplam üretimin yaklaşık yüzde 15’ini bölgemiz üreticileri gerçekleştirmektedir" bilgilerine yer verildi.



Demiryolu bağlantı talebi


Mavi Ekonomi içerisinde bölgedeki Rize, Hopa, Trabzon, Giresun, Ünye ve Fatsa limanlarında mevcut yaklaşık 20 milyon tonluk toplam kapasitenin artırılması dışında 2053 Ulaştırma ve Lojistik Ana Planı’nda belirtildiği üzere iklim değişikliğinin olumsuz etkilerinin bertaraf edilmesi amacıyla karbon emisyonunun azaltılması, yeşil liman uygulaması için teşviklerin sağlanması ve çevreye zararlı makine ve ekipmanların kullanımının kısıtlanması önem arz etmekte denilen DOKA raporunda, "Limanların kapasitelerini ve kullanım oranlarını artırabilmek adına diğer ulaşım modlarıyla entegrasyonlarının dolayısıyla kombine taşımacılığın (kara, deniz, demir, havayolu) artırılması, dijital ve yeni teknolojilerin yaygınlaştırılması gerekmektedir. Bölgede demiryolu bağlantısının halen olmaması ise gerek sanayi gerek ticaret anlamında potansiyeli kısıtlayan ciddi bir engeldir. Bu noktada tüm bölge illerinde şehir gündemlerinde bu noktanın ön plana çıkarılması ve tüm bölgenin bir talebi olarak daha yoğun bir şekilde talep edilmesi gerekmektedir" ifadeleri yer aldı.


Bunlar Da İlginizi Çekebilir
Samsun Yeni yüzyılın yeni hastalığı: "Parlayan nesneler sendromu" uyarısı Göğüs Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Şevket Özkaya, akıllı telefon, tablet, sosyal medya ve parlak ekranların insan beyninde dikkat dağınıklığına yol açtığını belirterek, ’parlayan nesneler sendromu’nun özellikle gençler arasında hızla yayıldığını söyledi. Göğüs Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Şevket Özkaya, teknolojinin hızla gelişmesiyle birlikte insanların "Parlayan Nesneler Sendromu (PNS)" ya da İngilizce adıyla "Shiny Object Syndrome (SOS)" tehdidiyle karşı karşıya kaldığını ifade etti. Özkaya, özellikle çocuklar ve gençlerin akıllı telefon, tablet, televizyon ve bilgisayar oyunlarından uzaklaşamadığına dikkat çekerek, bu durumun zamanla ciddi dikkat dağınıklığı ve odaklanma problemlerine neden olduğunu belirtti. "Beynimizi esir alıyor" Sürekli yeniliklere, parlak ekranlara ve moda akımlara yönelme isteğinin "Parlayan Nesneler Sendromu" olarak tanımlandığını kaydeden Özkaya, "İnsanlar artık nihayetinde ne kadar faydalı olduğuna bakmaksızın yeni ve dikkat çekici olana yöneliyor. Parlayan ekranlar önce gözümüzü, sonra dikkatimizi, en sonunda ise beynimizi esir alıyor" dedi. Teknolojinin günlük hayatın merkezine yerleştiğini vurgulayan Özkaya, insanların ders çalışırken, kitap okurken ya da işine odaklanmışken gelen bildirimlerle dikkatlerinin dağıldığını söyledi. Özkaya, "Bir bildirim sonrası dikkatin yeniden toparlanması kişiden kişiye değişmekle birlikte 15 dakikaya kadar sürebiliyor. İnsanlar internette araştırma yapmak isterken kendilerini bambaşka mecralarda bulabiliyor, reklamlar ve sosyal medya içerikleri tüketim çılgınlığını artırıyor" diye konuştu. "Ailelerin çocukların ekran sürelerini kontrol altında tutması gerekli" Parlayan nesnelerin sadece çocukları değil her yaş grubunu etkilediğini belirten Özkaya, sosyal medya paylaşımlarını merak etme, sürekli yeni ürün satın alma isteği ve kısa sürede değişen düşüncelerin de bu sendromun belirtileri arasında yer aldığını kaydetti. Özkaya, özellikle sosyal medya, mesajlaşma uygulamaları ve dijital ekranların yoğun kullanımının insanları gerçek dünyadan uzaklaştırdığını ifade ederek, ailelerin çocukların ekran sürelerini kontrol altında tutması gerektiğini sözlerine ekledi.
İstanbul Başkan Yeğin’den Sancaktepe’de yıkılan anıta ilişkin açıklama: "Sökün dedim yıktılar, gece dedim sabah yaptılar" Sancaktepe Belediye Başkanı Alper Yeğin, Abdurrahmangazi Mahallesi’ndeki anıtın yıkılmasıyla ilgili kamuoyuna yansıyan ve tepki çeken görüntüler üzerine açıklama yaptı. Yeğin, "Talimatı ben verdim, bir sorumluluk gerekiyorsa bütün sorumluluk benimdir. Sökülmesi başka bir şeydir, yıkılması başka bir şey. Bir art niyet olduğuna inanmak istemiyorum ama eğer bir kasıt veya kusur varsa gereği yapılacaktır" dedi. Sancaktepe Belediye Başkanı Alper Yeğin, Abdurrahmangazi Mahallesi’ndeki döner kavşakta üzerinde Osmanlı tuğrası ile Selçuklu armasının yer aldığı anıtın kaldırılma sürecine ilişkin basın toplantısı düzenledi. Anıtın kaldırılması sırasında yıkılması ve görüntülerin kamuoyunda büyük tepki çekmesi üzerine açıklamalarda bulunan Yeğin, anıtın yalnızca yerinden taşınmak istendiğini ancak uygulama aşamasında hatalar yapıldığını belirterek, olayla ilgili soruşturma başlatıldığını duyurdu. "Talimatı ben verdim, bir sorumluluk gerekiyorsa bütün sorumluluk benimdir" Anıtın kaldırılma gerekçelerini ve sürecin nasıl geliştiğini anlatan Başkan Yeğin, şu ifadelere yer verdi: "Son 3-4 gündür özellikle Pazartesi gününden itibaren Sancaktepe’de ortaya çıkan görüntü, belediyemizin çalışmasıyla ilgili bir durumdur. Pazartesi günü sabah saatlerinde arkadaşlarımız tarafından Sancaktepe’nin Abdurrahmangazi Mahallesi’nde bulunan bir döner kavşak ortasındaki anıtla ilgili bir çalışma yapıldı. Bu anıt 2014 yılında yine belediyemiz tarafından yapılan üzerinde Selçuklu arması, Osmanlı tuğrası, belediyemizin logosu ve en üstünde de Ay-Yıldızımızın olduğu bir projeydi. Göreve geldikten sonra bu anıtın sökülmesi talimatını ben verdim. Amacım bu anıtın oradan kaldırılıp, yine belediyemize ait başka bir alanda, yeni yaptığımız bir parkta kullanılmasını sağlamaktı. Talimatı ben verdim, bir sorumluluk gerekiyorsa bütün sorumluluk benimdir. Ancak nihayetinde insanız ve insanlarla çalışıyoruz, hatalar ve eksikler olabilir." "Sökün dedim yıktılar, gece dedim sabah yaptılar" Uygulama aşamasında yaşanan aksaklıkları açıklayan Yeğin, "Ne yazık ki ben şehir dışındayken, arkadaşlarımız verilen talimatı yanlış uygulamışlar. Bugün ilgili birimlerden tutanaklar ve ifadeler alındı. Olayın neden bu hale geldiğini sorguluyoruz. Sökülmesi başka bir şeydir, yıkılması başka bir şey. Arkadaşlarımız ’Üzerindeki tuğraları, Selçuklu yıldızını aldık ama diğerlerine boyumuz yetmedi, makine yoktu. O yüzden devirmek zorunda kaldık’ gibi savunmalar yaptılar. O profesyonel çekimler neden yapıldı, nerelere servis edildi? Bunların hepsini inceleyeceğiz. Sanki bu eser 1453’te İstanbul fethedildiğinde yapılmış tarihi bir eser, sanki Ayasofya’nın bir parçası veya Alparslan’dan, Atatürk’ten bir emanet gibi davranılıyor. Bu 10 yıl önce yapılmış bir yapı. Madem bu kadar değer veriyorsunuz, neden 10 yıldır bir kez bile bakımını yapmadınız? Anıt çürümüş durumda" dedi. "Eğer bir kasıt veya kusur varsa gereği yapılacaktır" Kavşaktaki yeni düzenleme hakkında bilgi veren Yeğin, kamuoyuna yansıyanın aksine alana Türk bayrağı dikilme projesinin aylar öncesinden planlandığını vurgulayarak, "Biz ömrünü tamamlamış o yapının yerine Türkiye Cumhuriyeti’nin sembolü olan 36 metre yüksekliğinde bir Türk bayrağı dikeceğiz. ’Tepki gösterdik diye bayrak dikecekler’ diyorlar. 36 metrelik bayrak direği bakkalda satılmıyor, üretimi aylar sürüyor. Biz 19 Mayıs’a yetiştirebilmek için aylar öncesinden girişimlerde bulunduk. Şu an kepçe operatöründen ilgili müdüre kadar herkes hakkında bir soruşturma süreci devam ediyor. Ben art niyet olduğuna inanmak istemiyorum, bir ihmal veya iş bilmezlik olduğunu düşünmek istiyorum. Eğer bir kasıt veya kusur varsa gereği yapılacaktır" ifadelerini kullandı. "Odaların üzerine Allah’ın ismini yazarak o usulsüzlükleri örtemezsiniz" Belediye binasındaki Selçuklu logosunun ve ’Allah’ lafzının üzerinin kapatılmasına ilişkin de konuşan Başkan Yeğin, şunları aktardı: "Belediye binasındaki Selçuklu logosu ve ’Allah’ lafzının üzerinin kapatılması meselesine gelince de evet ben kapattım. Üzerine ’Sancaktepe için çalışıyoruz’ pankartı astırdım. Çünkü o odalarda yıllarca rüşvet pazarlıkları yapıldı, hırsızlık yapıldı. Odaların üzerine Allah’ın ismini yazarak o usulsüzlükleri örtemezsiniz. O ahlaksız düzenin en küçük kırıntıları bu belediyeden temizlendiği gün o pankartları oradan kaldıracağım. O binada hiçbir hırsızın ve arsızın kalmadığı gün, Allah’ın o güzel ismini tekrar açacağım ki herkes bu binada artık namusuyla çalışan insanlar olduğunu görsün."
Aydın Nazilli’de erken teşhis için kanser taraması çağrısı Aydın’ın Nazilli ilçesinde İlçe Sağlık Müdürlüğü tarafından belediye personeline yönelik düzenlenen eğitimde kanserden korunma yolları ve erken teşhisin önemi anlatılırken, eğitim sonunda uygun katılımcılara kolon kanseri tarama kiti dağıtıldı. Nazilli İlçe Sağlık Müdürlüğü Cumhuriyet Sağlıklı Hayat Merkezi KETEM Birimi tarafından Nazilli Belediyesi personeline yönelik bilgilendirme eğitimi gerçekleştirildi. Eğitimde KETEM Birimi Hekimi Dr. Sümeyye Topçu tarafından ’Kanserden Korunma Yolları’ konusunda bilgi verildi. Program kapsamında Fizyoterapist Ayşe Akkuş, Sosyal Çalışmacı Burcu Adıgüzel ve Çocuk Gelişimci Rabia Balbakan da Sağlıklı Hayat Merkezleri bünyesinde kendi alanlarında yürütülen çalışmalar hakkında katılımcıları bilgilendirdi.Gerçekleştirilen soru-cevap bölümünde ise belediye personelleri sorularına yanıt buldu. Eğitim sonunda Gaitada Gizli Kan (GGK) testi kapsamında kolon kanseri taraması için uygun olan katılımcılara Ebe Sultan Keyik tarafından GGK kiti dağıtıldı. Nazilli İlçe Sağlık Müdürlüğü yetkilileri, desteklerinden dolayı Nazilli Belediyesi’ne teşekkür etti. Yetkililer ayrıca vatandaşları düzenli kanser taramalarına davet ederek, 40-69 yaş arası kadınların 2 yılda bir mamografi çektirmesi, 30-65 yaş arası kadınların 5 yılda bir HPV-DNA testi yaptırması ve 50-70 yaş arası kadın ile erkeklerin 2 yılda bir Gaitada Gizli Kan Testi yaptırması gerektiğini hatırlattı. Vatandaşların aile hekimleri ve KETEM birimlerine başvurabilecekleri belirtildi.
İzmir Patronun köpeği dehşet saçtı: Vücuduna 80 dikiş atılan kadın koruma ölümden döndü İzmir’in Bornova ilçesinde patronuna ait köpeğin saldırısıyla ağır yaralanan kadın koruma, adeta dehşeti yaşadı. Vücudunda 80 dikiş bulunan ve kafa derisinin bir kısmını kaybeden talihsiz kadın, kendisine verilen tedavi sözlerinin tutulmadığını iddia ederek patronu hakkında suç duyurusunda bulundu. Olay, 20 Ağustos 2025’te, ünlü boya ve yalıtım teknolojileri firması sahibi K.K.’nin Bornova ilçesindeki evinde meydana geldi. İş adamı K.K.’nin yakın koruması ve şoförü olarak görev yaptığını belirten emekli trafik polisi Ümran Merttürk, görev tanımında olmamasına rağmen patronunun talimatıyla çiçekleri sulamak ve Amerikan Akita cinsi köpeği beslemek için konuta gitti. Burada mamasını verdiği anda köpeğin saldırısına uğrayan kadın, kanlar içerisinde aldı. Yüzünden, kafasından ve vücudunun bir çok yerinden yaralanan kadın, çığlık çığlığa yardım istedi. Merttürk’ün çığlıklarına koşan çevre sakinlerinin köpeği oyalamasıyla Ümran Merttürk, şans eseri ölümden döndü. Ağır yaralı olarak hastaneye kaldırılan talihsiz kadın, burada yoğun bakımda tedavi altına alındı. Köpek saldırısının ardından kafa derisi yüzülen ve bir çok kemiği kırılan kadının vücudunda kalıcı hasarlar meydana geldi. Merttürk ilerleyen zamanlarda kendisine sahip çıkılmadığı ve tedavi masraflarının bile giderilmediği gerekçesiyle eski patronu K.K. hakkında suç duyurusunda bulundu. "Ayağımın kırıldığını hissettim" Yaşadığı dehşet anlarını anlatan Ümran Merttürk, saldırının aniden başladığını ifade ederek, "Mama torbasından mamayı alıp kaba koydum. Köpek mamayı yemeye başladığı an aniden dönerek önce sağ ayağıma saldırdı. Çok güçlü bir köpek olduğu için ayağımı tutup sallamaya başladı; ayağımın kırıldığı ilk saldırı buydu. Köpeği itmeye çalıştığım esnada bu kez sol ayağıma saldırdı ve aynı şekilde sallamaya devam etti. Dengemi kaybedip yere düştüm. Yere düştüğümde karnımdan ısırdı. Kendimi korumak amacıyla ellerimle yüzümü kapattığımda beni kollarımdan da ısırdı. Yerden kalkmaya çalışırken başımdan ve saçlı derimden yaralandım" ifadelerini kullandı. "Alt ve üst çenesini ellerimle sıkıca tuttum" Ölümle burun buruna geldiği 10 dakikalık mücadeleyi anlatan Merttürk, açıklamalarını şöyle sürdürdü: "Yüzümden çok fazla kan akmaya başladı ancak bir şekilde ayağa kalkmayı başarıp köpeği bacaklarımın arasına aldım. Görebildiğim kadarıyla sol elimle köpeğin alt çenesini, sağ elimle de üst çenesini sıkıca tuttum. Sabahın erken saatleri olduğu için etrafta kimse yoktu. Köpeği zapt etmeye çalışırken sol başparmağımın kırıldığını hissettim. Bu şekilde avazım çıktığı kadar ’Yardım edin’ diye bağırdım. Yaklaşık 5 dakika bağırdım; mücadelem toplamda 8-10 dakika sürdü. Bahçe kapısının üzerine çıkmış 4-5 kişi gördüm. Köpeği tutarken o yöne döndüğümde çene baskısına daha fazla dayanamadım, köpek elimden kurtulup onlara yöneldi. O sırada içeri atlayan bir şahıs ‘Abla hemen dışarı çık’ dedi ve onunla birlikte kendimi dışarı attım." "Onu öderiz, bunu ödemeyiz tavrıyla karşılaştım" Hastanede kendisine verilen sözlerin tutulmadığını iddia eden kadın, "Yoğun bakıma kaldırıldığım gün eski patronum ve ailesi ziyaretime gelip tüm tedavi masraflarımın karşılanacağını söylediler, ben de inandım. İlerleyen süreçte ayağımdaki ciddi sorunlar için yapılan ameliyatları karşıladılar ancak vücudumun diğer bölgelerindeki hasarlar göz ardı edildi. Kırılan sol başparmağım sakat kaldı, yüzümde kötü izler oluştu ve kafa derimdeki yaralanma nedeniyle kalıcı kellik oluştu. Şirket asistanı Emel Hanım, yalnızca ayağımın tedavisinin karşılanacağını, fizik tedavi dahil diğer masrafların ödenmeyeceğini söyledi. Kendi cebimden yaptığım hastane ödemelerine rağmen geri dönüş sağlamadılar" dedi. "Ruhen öldüm, sadece nefes alıyorum" Psikolojik olarak çöktüğünü ifade eden Merttürk, "3,5 ay yatalak kaldım, bakımımla 75 yaşındaki annem ilgilendi. Annem üzülmesin diye olayı başta ‘cam patladı’ diye anlatmıştık. Yalnız bırakıldığımı anladığım gün anneme tüm gerçekleri anlattım ve şikâyetçi olmaya karar verdim. Yaşadığım sadece fiziksel bir hasar değil; o gün ölümle burun buruna geldim ve ruhen öldüm, şu an sadece nefes alıyorum. Çok ciddi psikolojik travma yaşıyorum" diyerek yaşadığı mağduriyeti dile getirdi. Mağdur kadın avukatı Taner Kavalcı aracılığıyla, iş insanı K.K. ve ilgili şirket yetkilileri hakkında İzmir Adliyesine giderek suç duyurusunda bulundu.