ÇEVRE - 10 Mayıs 2026 Pazar 09:46

Tepede yaşam, altta dinamit

A
A
A
Tepede yaşam, altta dinamit

Trabzon’un Maçka ilçesindeki Ocaklı Mahallesi, evlerin hemen alt kesiminde yer alan taş ocakları nedeniyle zemin riski ve yapısal tehlikeyle karşı karşıya bulunuyor. Bölgede zaman zaman yapılan dinamit patlamaları sonrası sarsıntılar yaşanırken, kaya düşmesi ve heyelan ihtimali dik yamaç yapısı nedeniyle daha da artıyor. Taş ocakları çevresinde sürdüğü ileri sürülen faaliyetler ve yoğun toz oluşumu, yerleşim alanında yaşam şartlarını ağırlaştırıyor.


Trabzon Maçka ilçesine bağlı Ocaklı Mahallesi, taş ocaklarının gölgesinde yaşam mücadelesi veriyor. Yaklaşık 15 hanede 40 kişinin yaşadığı yüksek rakımlı mahallede, evlerin hemen alt kısmında bulunan taş ocakları nedeniyle heyelan riski her geçen gün büyüyor. Dinamit patlamalarıyla sarsılan mahallede evlerde çatlaklar oluşurken, 2023 yılında bölgede meydana gelen heyelan, mahalledeki tehlikeyi gözler önüne serdi. Dik yamaçtan kopan dev kaya parçaları, taş ocağı sahasına ve mahalle yoluna sürüklendi. Tonlarca ağırlığındaki kayaların önüne kattığı yol ulaşıma kapanırken, bölgede büyük hasar oluştu. Heyelanın yaşandığı alandaki taş ocağıyla ilgili ise kapatılmasına rağmen kaçak şekilde taş alımı yapıldığı ve zaman zaman dinamit kullanıldığı iddiaları gündeme geldi. Yaşanan heyelanın ardından bölgedeki risk daha da büyüdü. Heyelanın meydana geldiği taş ocağına yaklaşık 400 metre uzaklıkta bulunan başka bir taş ocağında ise faaliyet sürüyor. Bölgede zaman zaman gerçekleştirilen dinamit patlamalarının ardından mahallede sarsıntılar yaşandığı, dik yamaç yapısı nedeniyle kaya düşme riskinin arttığı kaydedildi. Özellikle yağışlı dönemlerde zemindeki hareketlilik mahalledeki endişeyi büyütürken, şikayetler üzerine Trabzon Valiliği tarafından oluşturulan komisyon bölgede inceleme yaptı. İncelemelerde mahallede bulunan bir evin riskli yapı olarak değerlendirildiği öğrenildi. Taş ocaklarından yükselen yoğun toz mahalleyi kaplarken, bazı evlerin duvarlarında çatlaklar meydana geldi. Dik yamaçta kurulu mahallede her patlama sonrası korku dolu anlar yaşanıyor.


Taş ocaklarından yayılan yoğun toz nedeniyle mahallede yaşam şartları zorlaşırken, tarım alanlarının da olumsuz etkilendiği belirtiliyor. Yamaçta kurulu yerleşimde her patlama sonrası yeni bir kayma ve kaya düşmesi ihtimali endişeyi artırıyor. Bölge sakinleri, taş ocaklarının yerleşim alanına kadar ilerlemesi, dinamit patlatmaları ve çevresel etkiler nedeniyle yaşam şartlarının sürdürülemez hale geldiğini dile getiriyor



"Evimizde uyurken bir anda yataktan fırlayabiliyoruz"


Mahalle sakinlerinden Çınar Öztürk, 10-15 yıldır taş ocağı ile mücadele halinde olduklarını belirterek, "Trabzon Valiliği tarafından komisyon kuruldu. Gelip burada inceleme yaptılar. İlgililer bu şekilde olmayacağı sözlü olarak beyan etti. Merkezde yapılan toplantıda aleyhimize bir karar çıktı. Tekrar müracaata bulunduk. Çünkü toz ve toprak oluyor artık burada yaşayamaz hale geldik. Geçtiğimiz günlerde KTÜ’lü bir akademisyen geldi. O da bize sözlü olarak dağın içerisine fazla girildiğini ve şekilde burada çalışma olmayacağını söyledi. Suluma ve çevre düzenlemesinin yapılmadığını belirtti. Bunlar sözlü olarak kaldığı için mahalleli olarak mağdur durumdayız. Taş ocağında dinamik te atılıyor. Evimizde uyurken bir anda yataktan fırlayabiliyoruz. Bütün kurumlara yazılar yazdık ama herhangi bir sonuç elde edemedik. 15 hane ve yaklaşık 40 kişiyi etkileyen bir durum var. Taş ocağı faaliyeti başladıktan sonra bizim yaptığımız müracaatlarla komisyon üyeleri gelip inceleme yaptılar. Amcamın oğlunun evini riskli hale getirdiler. Böylelikle satmaya mecbur bıraktılar. Bir evin satın alınmasıyla mağduriyet giderilmiyor. Dinamik atıldıktan sonra dışarıya çıkıp kapıda oturamıyoruz. Aynı bölgede farklı bir taş ocağı daha vardı. Dağın içerisine fazla girilmesi ve dinamik atılması sonucu dağ komple aşağıya geldi. Evimize geldiğimiz yol riskli hale geldi. Mahalleli kendi arazisinden yer vererek yol açtık. Hayvanımız var, çocuklarımız var kapıya çıkarmaya korkuyoruz. Hiçbir önlem alınmamış. İvedi bir şekilde taş ocağının durdurulup incelenmesini istiyoruz. Bölgeyi gelip inceleme yapan akademisyene göre burası şuan tehlikeli. Taş ocağı usulsüz olarak işletilmiş. Müracaat ettik ama bir sonuç alamadık. Ne yapacağımızı şaşırdık. Ata toprağımızdan çıkmak istemiyoruz" dedi.



"Nefes almak istiyoruz"


Dinamit patlatılmasından dolayı evinde çatlaklar oluştuğunu kaydeden mahalle sakini Osman Alan ise, "10-15 sene önce başlayan bir durum var. Yukarı çıkarak evlerimizin dibine kadar geldi. 80 yaşımda annem, eşim ve çocuklarımla birlikte burada yaşıyorum. Kapımızın önünde oturmaya korkuyoruz. Toz, duman ve gürültüden dolayı nefes alamıyoruz. Ata toprağımızda yaşıyoruz ne yapalım, nereye gidelim. Dinamit patlatılmasından dolayı evimde çatlaklar oluştu. Bunu defalarca yetkililere bildirdik. Biz burada yaşamaya korkuyoruz. Başka gidecek yerimiz yok. Artık tarlamızda yetiştirdiğimiz ürünleri yiyemiyoruz. Can güvenliğimiz alınmıyor. Birbirimize telefon açarak korkmayın diyoruz. Bizim için yaşantı diye bir şey kalmadı. Tamamen zülüm ve işkence çekiyoruz. Buradan öğrenci servisi geçiyor. Bunun hesabını kim verecek. Kimseye sesimizi duyuramıyoruz. Biz taş ocağı çalışmasın demiyoruz ama bizde nefes almak istiyoruz. Toz duman içerisinde yaşamak istemiyoruz" şeklinde konuştu.



"Geceleri uyuyamıyorum, korkuyorum"


Geceleri uyuyamadığını vurgulayan Esma Alan (68) da, "Artık bahçedeki çayırı ineğim bile yemiyor. Halimiz ne olacak bilmiyoruz. Taş ocağı faaliyete başladıktan sonra her şey değişti. Toz ve dumandan bir şey yapamıyoruz. Korkuyoruz, evlerimiz sallanıyor. Evimizde zarar gördü. Kimse ilgilenmiyor. Geceleri uyuyamıyorum, korkuyorum. Taş ocağının yukarıya doğru gelmesini istemiyoruz. Kapanmasını istiyoruz" diye konuştu.



"Burada heyelan olacak bizde göçüp gideceğiz"


Taş ocağının kapatılmasını isteyen mahalle sakini Hasan Alan (71) ise, "Benim atam bu topraklarda doğdu. Bizim burada yaşantı alanımızı kısıtladılar. Tozdan dumandan yaşayamaz hale geldik. Tarladaki mahsulümüz olmuyor. Evlerimiz sallandığında deprem oluyor diye korkuyoruz. Burada yaşamaya mecburuz başka nereye gidelim. Usulsüz kazı yapıyorlar. Burada heyelan olacak bizde göçüp gideceğiz. Yetkililer bizi duysun. Taş ocağının kapatılmasını istiyoruz. Bu kadar insan nereye gidecek. Çayır biçip hayvanımıza yediremiyoruz çünkü kokuyor" ifadelerini kullandı.



Tepede yaşam, altta dinamit

Bunlar Da İlginizi Çekebilir
Kastamonu Çocukları için memurluğu bıraktı, kursta tanıştığı sanatla şimdi kadınlara umut oluyor Kastamonu’da yıllar önce çocuklarını büyütmek için memurluğu bırakan Seval Bahadır Koç’un kursta tanıştığı coğrafi işaretli taş baskı sanatı mesleği oldu. Kurduğu atölyede asırlardır devam eden geleneği yaşatan Koç, bir yandan da sanatını öğrettiği kadınları meslek sahibi yapıyor. Kastamonu’da yaşayan 53 yaşındaki Seval Bahadır Koç, yıllar önce memur olarak atandığı mesleğini çocuklarını büyütmek için bıraktı. Çocuklarını büyüten Seval Bahadır Koç, 10 yıl önce farklı bir şeyler öğrenmek için Halk Eğitim Merkezi’ne gitti. Merkezde Kastamonu’nun coğrafi işaretli sanatı olan taş baskıyla tanışan Seval Bahadır Koç, çok sevdiği bu sanatı mesleği haline getirdi. Önce evinin bir bölümünü atölyeye çeviren Seval Bahadır Koç, taş baskı sanatıyla masa örtüsünden kıyafete, çantadan çeyizlik ürünlere kadar çeşitli ürünler yapmaya başladı. Kısa süre sonra eve sığmayan sanatını daha profesyonel hale getirmek isteyen kadın girişimci, Tarihi Yakup Ağa Külliyesi’nin karşısındaki eski sübyan mektebinde atölye açtı. Yıllardır atölyesinde asırlardır devam eden taş baskı geleneğini yaşatan Seval Bahadır Koç, bir yandan da farklı şehirlerden gelen kadınlara taş baskı sanatını öğreterek meslek sahibi olmalarını sağlıyor. "Kursun ardından bu işi meslek olarak yapmaya karar verdim" Taş baskı sanatıyla tanışma hikayesini anlatan Seval Bahadır Koç, "Halk Eğitim Merkezi’nin açtığı bir kursa katıldım. Kursun ardından da bu işi meslek olarak yapmaya karar verdim. Önce evimde küçük bir atölye kurdum. Malzemeleri yavaş yavaş temin ettim. Daha sonra dükkan kadar malzeme birikince dükkan açtım. Dükkanımda satışlarımı ve imalatımı yapıyorum. Şehir dışında gelenlere de bu sanatı tanıtmaya çalışıyorum" dedi. "Baskı yapmak çok hoşuma gitti" ? Çocukları için mesleğini bıraktığını ve şimdiki işini çok sevdiğini dile getiren Seval Bahadır Koç, "Aslında ben memur olarak atanmıştım, oğlumu büyütmek için mesleğe başlamadım. Daha sonra çocuklar büyüyünce bir meşgale aradım kendim için. Tesadüfen Halk Eğitim Merkezinin açtığı kursa katıldı. O zaman taş baskı ilgimi çekmemişti. Ama baskı yapmak çok hoşuma gitti. Ayrı bir terapi. Baskıyı yaparken üretim moduna giriyorsunuz. Bir örtü yaparken kafanızda ikinci örtüyü tasarlıyorsunuz. Çok zevkli bir iş. Onun için dedim ki ben bu işi ileride sürdürebilirim. O şekilde başladım, şimdi de çok memnunum. Unutulmaya yüz tutmuş bir sanat olduğu için birilerine aktarmak, bir yerlerde yapıldığını görmek çok iyi bir şey" diye konuştu. "Bir şeylerle vesile olmak mutluluk veriyor" Çok sayıda ilden kursiyerlerin geldiğini kaydeden Koç, "Kursiyerlerim var. Özel kurslar veriyorum. Değişik illerden kursiyerler geliyor. Öğrendikten sonra gidip memleketlerinde bu işi yapıyorlar, dükkanı olanlar var. Bir şeylerle vesile olmak mutluluk veriyor. Hem bir kadının emekçi olup para kazanması beni mutlu ediyor hem de Kastamonu’nun bir kültürünü başka şehirlere tanıtmak sevindiriyor" şeklinde konuştu. "Bine yakın kalıbım var" Sanatla ilgili bilgi veren Koç, yaptığı desenlerin kullandığı boya sebebiyle asla silinmediğini kaydederek, "Kalıpların her biri farklı bir desendir. Bir yerde çiçek deseni ya da geometrik bir desen gördüğümüzde hemen onun kalıbını yaptırıyoruz. Gördüğümüz her şeyin kalıbını yaptırmak zorunda hissediyorum. Şu an ne kadar kalıbım olduğunun sayısını bilmiyorum. Belki bine yakın kalıbım vardır. Çok kullandığım kalıplarımı göz önünde tutuyorum. Az kullandığım kalıplarımı ise kaldırıyorum, lazım olduğunda tekrar alıyorum. Bir örtüyü yapmam yarım saat, bir buçuk saat arasında tutuyor" ifadelerini kullandı.
Ankara ATO Başkanı Baran’dan vergi reformu çağrısı: "Sistemin bütüncül bir bakış açısıyla yeniden değerlendirilmesi gerekiyor" Ankara Ticaret Odası (ATO) Yönetim Kurulu Başkanı Gürsel Baran, "Vergi sisteminde sürekli değişikliğe ihtiyaç duyulmaması için, üretimi, yatırımı, ihracatı, kayıtlı ekonomiyi ve adaleti esas alan bütüncül bir bakış açısıyla yeniden değerlendirilmesi gerekiyor" dedi. ATO Başkanı Gürsel Baran, yazılı bir açıklama yaparak, vergiye yönelik düzenlemeleri de içeren Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’ni değerlendirdi. Baran, TBMM Plan ve Bütçe Komisyonu’nda kabul edilen teklif içerisinde üretim, ihracat, teknoloji yatırımları ve yabancı sermayeyi teşvik eden olumlu başlıklar bulunduğunu kaydederek "Üretimi ve yatırımı teşvik eden her adımı değerli buluyoruz. Özellikle sanayi sicil belgesine sahip üretici firmalara sağlanan kurumlar vergisi indirimini olumlu bir adım olarak değerlendiriyoruz" dedi. Döviz ve altın girişini teşvik eden, varlık barışı dahil olmak üzere teklif içinde yer alan düzenlemelerin, etkisinin sınırlı ve kısa vadeli kalmaması için öncelikli olarak atılması gereken adımın vergi sisteminin bütüncül bakış açısıyla ele alınması olacağının altını çizen Baran, vergi sisteminin sürekli ve parça parça değişikliklerle yönetilmesinin hem mükellef hem de kamu açısından sürdürülebilir olmadığını söyledi. Vergide ivedi olarak bütünsel bir reforma ihtiyaç duyulduğunu belirten Baran, "Vergi sisteminde yapılan her yeni düzenleme, sistemin başka bir alanında yeni bir başka ihtiyacın ortaya çıkmasına neden oluyor. Vergi sisteminde sürekli değişikliğe ihtiyaç duyulmaması için, üretimi, yatırımı, ihracatı, kayıtlı ekonomiyi ve adaleti esas alan bütüncül bir bakış açısıyla yeniden değerlendirilmesi gerekiyor" diye konuştu. Baran, iş dünyasının yatırım planlarını günlük ya da yıllık değil uzun vadeli yaptığını hatırlatarak, sürekli değişen vergi düzenlemelerinin öngörülebilirliği zayıflattığını kaydetti. Vergide tek oran Türkiye’de halen yürürlükte olan Gelir Vergisi Kanunu’nun 60 yılı aşkın süre önce hazırlandığını ve yıllar içinde çok sayıda değişikliğe uğradığını belirten Baran, bu durumun hem yatırım kararlarını zorlaştırdığını hem de mükellefler üzerinde ciddi bir uyum maliyeti oluşturduğunu söyledi. Baran, sık değişen mevzuatın vergi sisteminde öngörülebilirliği azalttığını kaydetti. Baran, yaklaşık 20 yıl önce önemli bir reform niteliği taşıyan 5520 sayılı Kurumlar Vergisi Kanunu ile kurumlar vergisi oranının yüzde 30’dan yüzde 20’ye düşürüldüğünü ve Türkiye’nin bu sayede vergide rekabetçi ülkeler arasında yer aldığını hatırlattı. Aradan geçen süreçte yapılan çok sayıdaki düzenleme nedeniyle sistemin yamalı bohçaya dönüştüğünü ifade eden Baran, bugün yüzde 18 ile yüzde 30 arasında değişen farklı oranların uygulandığı karmaşık bir yapının ortaya çıktığını söyledi. Dijitalleşmedeki kolaylıklar mükellefe de yansıtılmalı Vergi Usul Kanunu’nun da günün ekonomik gerçeklerine cevap vermekte zorlandığını ifade eden Baran, mevzuatta hala kağıt ortamındaki vergi sisteminin izlerinin bulunduğunu belirtti. Dijitalleşen ekonomi ve değişen ticaret yapısına dikkat çeken Baran, "Çağdaş vergi sistemlerinin temel unsurlarından biri olan mükellef haklarının daha güçlü bir şekilde mevzuata ve idari uygulamalara yansıtılması gerekiyor" dedi. E-haciz uygulamaları Kamu alacaklarının tahsiline ilişkin 6183 sayılı Kanun’un uygulamada mükellefler açısından önemli sorunlara yol açtığını belirten Baran, kamu alacakları nedeniyle borç tutarının üzerinde tüm banka hesaplarına uygulanan e-haciz işlemlerinin işletmelerin ticari faaliyetlerini durma noktasına getirebildiğini söyledi. KDV sistemi sadeleşmeli KDV sistemine ilişkin değerlendirmelerde de bulunan Baran, uzun süredir devreden KDV sorununun iş dünyasının finansman yükünü artırdığını belirterek, "Birden çok oranda kullanılan, alışta ve satışta farklı oranlarda uygulanan KDV sistemi sadeleşmeli, iade süreçleri hızlanmalı ve işletmelerin üzerinde finansman baskısı oluşturan uygulamalar gözden geçirilmeli" dedi. Sade, güven veren, anlaşılır ve uygulanabilir bir yapı Vergi sisteminde sadeleşmenin önemine dikkat çeken Baran, mükellef haklarını esas alan, kayıt dışılıkla mücadelede güven veren, anlaşılır, uygulanabilir ve uyum maliyeti düşük bir yapının kritik önemde olduğunu belirtti. Baran, "Vergi sistemini, temel amacı yalnızca gelir toplamak olan bir yapı olarak düşünmekten ve böyle inşa etmekten vazgeçmeliyiz. Vergi sistemi üretimi destekleyen, yatırımı artıran, istihdamı koruyan ve rekabet gücünü yükselten bir yapı olarak yeniden inşa edilmelidir. Vergi tabanını genişleten, kayıt dışılığı azaltan, dolaylı vergilerin yükünü hafifleten, vergiye uyumlu mükellefi gözeten, aflara son veren kapsamlı bir reforma ihtiyaç var. Parçalı değişiklikler vergi ödeyenlere de devlete de uzun vadede fayda sağlamıyor. Ekonominin tüm çarklarını uyum içinde döndürmenin ve refah toplumuna gitmenin yolu vergide adaletten ve kapsayıcılıktan geçmektedir. Bilhassa kurumlar vergisinde yapılması öngörülen indirimin daha kapsayıcı olarak tüm mükellefleri ve faaliyet alanlarını kapsayacak şekilde tek oranlı bir sisteme dönüştürülmesi, vergi tekniği açısından zorunlu olanlar dışında tüm indirim, istisna ve muafiyetlerin kaldırılması en uygun adım olacaktır" diye konuştu. Reform sürecinde iş dünyası ile istişare Baran, reform sürecinde iş dünyasının görüş ve beklentilerinin dikkate alınmasının önemine işaret ederek, kamu ile özel sektör arasında güçlü istişare mekanizmalarının, örneğin bir vergi reform komisyonunun oluşturulmasının Türkiye ekonomisinin sürdürülebilir büyümesine katkı sağlayacağını kaydetti.