GÜNDEM - 10 Mayıs 2026 Pazar 11:11

Çocukları için memurluğu bıraktı, kursta tanıştığı sanatla şimdi kadınlara umut oluyor

A
A
A
Çocukları için memurluğu bıraktı, kursta tanıştığı sanatla şimdi kadınlara umut oluyor

Kastamonu’da yıllar önce çocuklarını büyütmek için memurluğu bırakan Seval Bahadır Koç’un kursta tanıştığı coğrafi işaretli taş baskı sanatı mesleği oldu. Kurduğu atölyede asırlardır devam eden geleneği yaşatan Koç, bir yandan da sanatını öğrettiği kadınları meslek sahibi yapıyor.


Kastamonu’da yaşayan 53 yaşındaki Seval Bahadır Koç, yıllar önce memur olarak atandığı mesleğini çocuklarını büyütmek için bıraktı. Çocuklarını büyüten Seval Bahadır Koç, 10 yıl önce farklı bir şeyler öğrenmek için Halk Eğitim Merkezi’ne gitti. Merkezde Kastamonu’nun coğrafi işaretli sanatı olan taş baskıyla tanışan Seval Bahadır Koç, çok sevdiği bu sanatı mesleği haline getirdi. Önce evinin bir bölümünü atölyeye çeviren Seval Bahadır Koç, taş baskı sanatıyla masa örtüsünden kıyafete, çantadan çeyizlik ürünlere kadar çeşitli ürünler yapmaya başladı. Kısa süre sonra eve sığmayan sanatını daha profesyonel hale getirmek isteyen kadın girişimci, Tarihi Yakup Ağa Külliyesi’nin karşısındaki eski sübyan mektebinde atölye açtı. Yıllardır atölyesinde asırlardır devam eden taş baskı geleneğini yaşatan Seval Bahadır Koç, bir yandan da farklı şehirlerden gelen kadınlara taş baskı sanatını öğreterek meslek sahibi olmalarını sağlıyor.



"Kursun ardından bu işi meslek olarak yapmaya karar verdim"


Taş baskı sanatıyla tanışma hikayesini anlatan Seval Bahadır Koç, "Halk Eğitim Merkezi’nin açtığı bir kursa katıldım. Kursun ardından da bu işi meslek olarak yapmaya karar verdim. Önce evimde küçük bir atölye kurdum. Malzemeleri yavaş yavaş temin ettim. Daha sonra dükkan kadar malzeme birikince dükkan açtım. Dükkanımda satışlarımı ve imalatımı yapıyorum. Şehir dışında gelenlere de bu sanatı tanıtmaya çalışıyorum" dedi.



"Baskı yapmak çok hoşuma gitti"


? Çocukları için mesleğini bıraktığını ve şimdiki işini çok sevdiğini dile getiren Seval Bahadır Koç, "Aslında ben memur olarak atanmıştım, oğlumu büyütmek için mesleğe başlamadım. Daha sonra çocuklar büyüyünce bir meşgale aradım kendim için. Tesadüfen Halk Eğitim Merkezinin açtığı kursa katıldı. O zaman taş baskı ilgimi çekmemişti. Ama baskı yapmak çok hoşuma gitti. Ayrı bir terapi. Baskıyı yaparken üretim moduna giriyorsunuz. Bir örtü yaparken kafanızda ikinci örtüyü tasarlıyorsunuz. Çok zevkli bir iş. Onun için dedim ki ben bu işi ileride sürdürebilirim. O şekilde başladım, şimdi de çok memnunum. Unutulmaya yüz tutmuş bir sanat olduğu için birilerine aktarmak, bir yerlerde yapıldığını görmek çok iyi bir şey" diye konuştu.



"Bir şeylerle vesile olmak mutluluk veriyor"


Çok sayıda ilden kursiyerlerin geldiğini kaydeden Koç, "Kursiyerlerim var. Özel kurslar veriyorum. Değişik illerden kursiyerler geliyor. Öğrendikten sonra gidip memleketlerinde bu işi yapıyorlar, dükkanı olanlar var. Bir şeylerle vesile olmak mutluluk veriyor. Hem bir kadının emekçi olup para kazanması beni mutlu ediyor hem de Kastamonu’nun bir kültürünü başka şehirlere tanıtmak sevindiriyor" şeklinde konuştu.



"Bine yakın kalıbım var"


Sanatla ilgili bilgi veren Koç, yaptığı desenlerin kullandığı boya sebebiyle asla silinmediğini kaydederek, "Kalıpların her biri farklı bir desendir. Bir yerde çiçek deseni ya da geometrik bir desen gördüğümüzde hemen onun kalıbını yaptırıyoruz. Gördüğümüz her şeyin kalıbını yaptırmak zorunda hissediyorum. Şu an ne kadar kalıbım olduğunun sayısını bilmiyorum. Belki bine yakın kalıbım vardır. Çok kullandığım kalıplarımı göz önünde tutuyorum. Az kullandığım kalıplarımı ise kaldırıyorum, lazım olduğunda tekrar alıyorum. Bir örtüyü yapmam yarım saat, bir buçuk saat arasında tutuyor" ifadelerini kullandı.



Çocukları için memurluğu bıraktı, kursta tanıştığı sanatla şimdi kadınlara umut oluyor

Bunlar Da İlginizi Çekebilir
Konya Annesinin teşvikiyle başladığı meslekte isimlere özel tasarım yapıyor Konya’da uzun yıllardır yüzük tasarlayan takı tasarımcısı Servet Küçükdemirel, siyasiler başta olmak üzere tanınmış isimlere özel yüzükler tasarlıyor. Küçükdemirel, Cumhurbaşkanı Başdanışmanı, 15 Temmuz Gazisi, o dönemki Emniyet Genel Müdürlüğü Terörle Mücadele Dairesi Başkanı Turgut Aslan’a, aslan figürlü yüzük tasarladı. 1981’den bu yana mesleğini sürdürdüğünü belirten Servet Küçükdemirel, özel tasarımlarla çalışmalarını geliştirmeye devam ettiklerini söyledi. Annesinin rahatsızlıklarının bulunduğunu ifade eden Küçükdemirel, yaptığı işleri gördüğünde annesinin mutlu olduğunu dile getirdi. Küçükdemirel ayrıca, 15 Temmuz Gazisi Cumhurbaşkanı Başdanışmanı Turgut Aslan için özel bir yüzük tasarladığını kaydetti. "Bu iş evrensel bir iş ve herkesin öğrenmesi için en güzel mücadeleyi vermeye çalışıyoruz" 1981’den bu yana bir serüvenin içerisinde olduklarını ifade eden takı tasarımcısı Servet Küçükdemirel, "Çıraklıktan kalfalığa, kalfalıktan ustalığa, ustalıktan sonra da özel tasarımlarla alakalı yıllardan beri işimizi daha ileriye götürebilmek için, geliştirebilmek için elimizden geleni yapmaya çalışıyoruz. Türkiye tarafından da tanınmak, işte siyasi liderlerin, birçok siyasi liderin daha doğrusu özel tasarımlarını yapmak bizi çok onurlandırıyor, mutlu da ediyor. Bundan dolayı da Konya’da böyle küçücük bir yerde çalışmak bizi çok mutlu ediyor. Tercih edilmek zaten çok güzel bir şey. Biz aslında şöyle bu sanatı daha ileriye taşıyabilmeye çalışan insanlarız. Yani birçok üniversitelerde işte sempozyumlara davet ediliyoruz. Oralarda çocuklara daha böyle bildiğimiz işleri öğretmeye çalıştığımız için bunu sadece gerçekten bu iş evrensel bir iş ve herkesin öğrenmesi için en güzel mücadeleyi vermeye çalışıyoruz" dedi. "Annem yaptığım işleri görünce çok mutlu oluyor" Kendisini bu mesleğe başlaması için yönlendiren annesinin hasta olduğunu söyleyen Servet Küçükdemirel, "Beynine 2,5 yıl önce bir pıhtı attı. Eskileri çok iyi hatırlıyor. Demans ve Alzheimer başlangıcı var şu anda. Ama yaptığım işleri görünce de çok seviniyor. ‘Bak, ben sana dememiş miydim?’ diyor. Ben çırakken ‘Bir daha çalışmayacağım’ falan derdim. Ustam beni döverdi, eski ustalar döverdi zaten iş öğretebilmek için. Ben de ‘Çalışmayacağım’ dediğimde annem, ‘Hayır oğlum, bak çalışacaksın. O seni sevdiği için dövüyor. Sen adam ol diye yapıyor’ falan derdi. Şimdi öyle diyor: ‘Bak, benim dediğim çıkmadı mı? Bak şimdi herkes tarafından beğeniliyorsun, herkese güzel işler yapıyorsun. Bütün hanımların, erkeklerin parmaklarını süslüyorsun.’ O da mutlu oluyor tabii beni görünce, yaptığım işlerle alakalı. Çok mutlu oluyor" ifadelerini kullandı. Servet Küçükdemirel tasarladığı yüzükle ilgili bilgi vererek, "Çok sevdiğim bir ağabeyim var. Ben ağabey diyorum. Cumhurbaşkanı Başdanışmanlarımızdan Turgut Aslan ağabeyim birkaç hafta önce telefonla konuştum kendisiyle. Ve kendisini çok sevdiğim için ona bir yüzük yapmam için kendisinden izin istedim. O da çok memnun oldu. Şimdi ona bir çalışma hazırlıyordum. Biliyorsunuz o 15 Temmuz Gazisi. Başından o kadar olaylar geçmesine rağmen hala ayakta dimdik olması, ben ona öyle diyorum. Soyadı gibi aslan gibi adam. Ve ona böyle yeni güzel bir Selçuklu yıldızıyla oluşan ve üzerine bir aslan figürü bir yüzük hazırlıyorum" diye konuştu.
İstanbul Türk sporculardan, Dünya Şampiyonası’nda çifte başarı Polonya’nın Korzenna kentinde düzenlenen Kyokushin Karate Dünya Şampiyonası’nda mücadele eden Türk sporcular Tekin Mustafa Tütüncü altın madalya kazanırken, Buğra Efe Taşdelen ise gümüş madalya kazandı. Kyokushin Karate Dünya Şampiyonası kapsamında Polonya’nın Korzenna kentinde düzenlenen organizasyonda 20 ülkeden sporcular mücadele etti. Şampiyonada Arnavutköy’de bulunan bir spor kulübündeki Türk sporculardan Tekin Mustafa Tütüncü kategorisinde şampiyon olurken, Buğra Efe Taşdelen ise ikinci olarak tamamladı. "Rakibimin nefesini kesmem gerekiyor puan almam için" Dünya şampiyonu Tekin Mustafa Tütüncü, kyokushin karate branşının sert temaslı bir branş olduğunu belirterek, "Karate branşı shotokan ve kyokushin olarak ikiye ayrılıyor. Bizim yaptığımız kyokushin karate, kickboksa benzeyen ama temasın çok sert olduğu bir branş. Yumruklar surata değil göğüs ve mide bölgesine atılıyor. Tekmeleri ise yüz hizasına kadar istediğimiz sertlikte kullanabiliyoruz. Bizde puan almak için vuruşun etkili olması gerekiyor. Örnek veriyorum rakibimin bacağına vurduğum zaman onun bacağını ezmem gerekiyor puan almam için. Ya da midesine vurduğum zaman nefesini kesmem gerekiyor. Dokunmaya puan verilmiyor. Dünya Şampiyonası’na çıktığımızda kurallar bize anlatıldı ve ona göre dövüştük. Güzel sonuçlar elde ettik. Rakiplerimizi yenerek Türk’ün gücünü tekrar gösterdik. 20 ülkeden sporcular vardı. Benim sıkletimde 70 ila 80 kilo arasında sporcular mücadele etti. Ben yurt dışındaki şampiyonalara sürekli katılıyorum. 2023 yılında İspanya’da yapılan Avrupa Şampiyonası’nda da birinci olmuştum. Orada da 25 ülke vardı. 2024 yılında yine dünya şampiyonasına gittim ama istediğim dereceyi yapamadım ve dünya sekizincisi oldum. Allah nasip etti, bu kez dünya şampiyonu oldum. 3 yaşından beri bu branşı yapıyorum. Şu an 19 yaşındayım yani 16 senedir bu sporun içerisindeyim" şeklinde konuştu. Buğra Efe Taşdelen: "Finalde iki Türk sporcu karşı karşıya geldi" Dünya ikincisi Buğra Efe Taşdelen ise, 5 senedir kyokushin karate yaptığını ifade ederek, "İstanbul Gelişim Üniversitesi’nde antrenörlük eğitimi okuyorum. Bu spora ablam sayesinde başladım. Küçükken başlamak istemiyordum ama ablam beni zorla spora götürdü. Şu an geldiğim noktada onun emeği çok büyük. Polonya’daki Dünya Şampiyonası’nda aynı sıklette mücadele ettik. Finalde o sağ taraftan geldi, ben sol taraftan geldim. Tüm rakiplerimizi yenerek finale çıktık. Tüm yabancıları yenerek Türk’ün gücünü gösterdik. Finalde iki Türk sporcu karşı karşıya geldi ve birinci ile ikinci olduk. Ne olursa olsun çocuklar mutlaka sporla ilgilensin. Futbol olur, basketbol olur, karate olur fark etmez. Devir çok kötü. Çocukların boş kalmaması gerekiyor. Spor yapan çocuk hem özgüven kazanıyor hem geleceğini kuruyor. Aileler çocuklarıyla gurur duymak istiyorsa onları mutlaka bir spor dalına yönlendirmeli" diye konuştu. Ahben Tütüncü: "Boş kalan çocuk hata yapar" Sporcuların antrenörü Ahben Tütüncü de çocukların küçük yaşta spora yönlendirilmesinin önemine dikkat çekerek, "80 öğrencimiz var. Hem oğlumla hem sporcularımla gurur duyuyorum. Sporun yaşı yok. Bir çocuk neye alışırsa öyle gidiyor. Sokakta başarısız olacağına spor kulüplerinde başarılı olsun. Boş kalan çocuk hata yapar. Yanlış arkadaş ortamına yönelir ve kendine yanlış bir yer edinmeye çalışır. Çocuk duyduğunu değil gördüğünü yapar. Eğer doğru bir kulüpte olursa madalya görür, alkış görür, başarı görür ve onun için mücadele eder. Ama yanlış ortamda olursa kötü alışkanlıklara yönelir. Aileler çocuklarını iyi tanısın ve mutlaka bir spor dalına yönlendirsin. Sporun okul başarısına engel olduğu düşünülmesin. Hem okuyup hem başarılı sporcu olan çok sayıda öğrencimiz var" dedi.
Bursa BUÜ’de ’Senin de Üniversiten’ projesi devam ediyor Bursa Uludağ Üniversitesi (BUÜ) Fen-Edebiyat Fakültesi Toplumsal Katkı Ekibi tarafından yürütülen "Senin de Üniversiten" projesinin üçüncü etkinliği gerçekleştirildi. Aile ve Sosyal Hizmetler İl Müdürlüğü iş birliğiyle yapılan proje kapsamında Çocuk Evleri Koordinasyon Merkezinden (ÇEKOM) gelen öğrenciler, üniversite kampüsünde bilim ve sanatla dolu bir gün geçirdi. Konuk öğrenciler, Fen-Edebiyat Fakültesi Fizik ve Kimya Bölümü laboratuvarlarında doğa bilimlerinin gizemli dünyasını keşfetme fırsatı buldu. Kimya Topluluğu (UKİT) ve Fizik Topluluğu (UFİT) üyelerinin rehberliğinde gerçekleştirilen interaktif deneylerle, öğrenciler bilimsel süreçleri yerinde gözlemledi. Deney tecrübesinin ardından Zooloji Müzesini ziyaret eden grup, hayvanlar alemine dair ilginç bilgiler öğrenerek keyifli bir yolculuğa çıktı. Programın devamında KYK Uluşehir Kız Yurdu ev sahipliğinde öğle yemeği yiyen öğrenciler, ardından düzenlenen "Benim Dünyam" etkinliğine katıldı. Bu bölümde hayallerini el işi çalışmalarıyla birleştiren çocuklar, becerilerini sergileme imkânı buldu. Etkinliğe dair değerlendirmelerde bulunan Fen-Edebiyat Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Bilgen Osman, "Senin de Üniversiten" diyerek özel destek gerektiren gruplarla gerçekleştirilen bu kapsamlı projelerin önemine dikkat çekti. Fen-Edebiyat Fakültesi Toplumsal Katkı Ekibinin bu alanda çok önemli çalışmalar yürüttüğünün altını çizen Prof. Dr. Bilgen Osman, söz konusu etkinliklerin sürdürülebilir hale getirilmesinden duyduğu memnuniyeti ifade ederek, üniversite-toplum işbirliğinin kritik önemini vurguladı.