Son Dakika
|
Çorlu’da silahlı kavga ihbarına giden 2 polis şehit oldu
Hollanda’nın peşinde olduğu isim İstanbul’da yakalandı
ÇEVRE
Şampiyon Galatasaray kupasını aldı
Milletvekili İsmail Ok’a yanlış ilaç verilmesi davasında savcı mütalaasını açıkladı
Kıymet Rümeysa Tezcan, Avrupa şampiyonu
Şampiyon Galatasaray üstü açık otobüsle şehir turu attı
Baklava kutusunda rüşvet davasında karar çıktı!
Tepebaşı Belediyesi operasyonunda gözaltı sayısı 25’e yükseldi
Üsküdar Belediyesi’ne yönelik irtikap operasyonu: 7 gözaltı
Abone
Gündem
Politika
Ekonomi
Dünya
Asayiş
Spor
Video
Yerel
Belgesel
Daha
Fotogaleri
Aktüel
Sağlık
Çevre
Magazin
Kültür Sanat
Eğitim
Teknoloji
Hava Durumu
Tüm Haberler
Tüm Manşetler
RSS
Abone
Gündem
Politika
Ekonomi
Dünya
Asayiş
Spor
Video
Yerel
Belgesel
Daha
Fotogaleri
Aktüel
Sağlık
Çevre
Magazin
Kültür Sanat
Eğitim
Teknoloji
Hava Durumu
Tüm Haberler
Tüm Manşetler
RSS
Whatsapp
İHA Kurumsal
EN
Türkiye’s TV Dramas Conquers Ecuador
Süper Lig’e veda eden son takım Antalyaspor oldu
Trump: "İran için zaman daralıyor"
Bakan Fidan Almanya’ya gidiyor
Galatasaray’ın efsaneleri, UEFA Kupası’nın 26. yıl dönümünde bir araya geldi
Pakistan İçişleri Başkanı Naqvi’den Tahran’a resmi ziyaret
Sözcü Çelik’ten Tekirdağ’da şehit olan polisler için başsağlığı mesajı
Çorlu’da 2 polisin şehit olduğu saldırıda detaylar ortaya çıktı
SAĞLIK
Türkiye’de her 3 erişkinden 1’i hipertansiyon hastası
17 Mayıs 2026 Pazar - 15:50:21
Samsun’da düzenlenen "5. Karadeniz Aile Hekimliği Kongresi"nde konuşan Prof. Dr. Erdinç Yavuz, sessiz ilerleyen hipertansiyonun kalp krizi, felç ve böbrek yetmezliği riskini artırdığına dikkat çekti. Türkiye’de her 3 erişkinden 1’inin hipertansiyon hastası olduğunu belirten Yavuz, hastaların büyük bölümünün ise hastalığının farkında olmadığını ifade ederek düzenli tansiyon ölçümünün hayati önem taşıdığını söyledi. Türkiye’nin 24 farklı şehrinden yaklaşık 300 hekim ve akademisyen, "5. Karadeniz Aile Hekimliği Kongresi" kapsamında Samsun’da bir araya geldi. Samsun Büyükşehir Belediyesi Çok Amaçlı Salon’da düzenlenen kongrede hipertansiyon, yapay zekânın aile hekimliğindeki yeri, birinci basamak sağlık hizmetlerinin geleceği ve güncel sağlık sorunları ele alındı. Samsun Üniversitesi Tıp Fakültesi ile Türkiye Aile Hekimleri Uzmanlık Derneği (TAHUD) organizasyonunda gerçekleştirilen kongrede Samsun Üniversitesi Aile Hekimliği Anabilim Dalı Başkanı ve 5. Karadeniz Aile Hekimliği Kongresi Başkanı Prof. Dr. Erdinç Yavuz, 17 Mayıs Dünya Hipertansiyon Günü kapsamında önemli değerlendirmelerde bulundu. Yavuz, hipertansiyon konusunda toplumdaki farkındalığın yetersiz olduğuna dikkat çekti. "Düzenli ölçüm yapmak gerekiyor" Hipertansiyonun bazen belirti vermeden ilerleyebildiğini ifade eden Yavuz, "Vatandaşlarımız tansiyon hastası olduğunun farkında olmayabiliyor. Yapılan araştırmalar, tansiyon hastalarının yalnızca yarısına yakınının hastalığını bildiğini gösteriyor. Farkında olup ilaç kullananların da sadece yarısına yakınının tansiyonu kontrol altında bulunuyor. Oysa tansiyon kontrol altında olmadığında kalp krizi, felç, böbrek yetmezliği ve kalp hastalıklarına yakalanma riski artıyor. Vatandaşların düzenli olarak tansiyon ölçümü yaptırması gerekiyor. Özellikle kayıtlı oldukları aile sağlığı merkezlerinde düzenli kontrollerini yaptırmaları büyük önem taşıyor. Evinde tansiyon aleti bulunan vatandaşlarımızın da düzenli ölçüm yapmaları, yükseklik tespit etmeleri halinde aile hekimlerine başvurmaları gerekiyor" diye konuştu. Türkiye’de tuz tüketiminin halen çok yüksek seviyelerde olduğunu dile getiren Yavuz, "Ekmekte bile yüksek oranda tuz bulunuyor. Peynirimiz, zeytinimiz tuzlu. Bu nedenle tansiyonu kontrol altına almak zorlaşıyor. Tuz tüketiminin azaltılması, yürüyüş yapılması, egzersiz ve sağlıklı beslenme büyük önem taşıyor" ifadelerini kullandı. "3’te 1’i tansiyon hastası" Türkiye’de erişkinlerin yaklaşık üçte birinin hipertansiyon hastası olduğunu kaydeden Yavuz, hipertansiyonun artık yalnızca ileri yaş grubunda değil, obezitenin yaygınlaşmasıyla birlikte 30’lu yaşlarda da görülmeye başladığının altını çizdi. Sağlık Bakanlığının önerisinin 18 yaş üzerindeki her bireyin yılda en az bir kez tansiyon ölçtürmesi yönünde olduğunu vurgulayan Yavuz, hipertansiyonun uzun soluklu bir süreç olduğuna dikkat çekerek, "Hipertansiyon uzun bir maratondur ve ömür boyu sürecek bir tedavi gerektirir. İzlem, en az tanı koymak kadar önemlidir" şeklinde konuştu. "Kongrenin ana teması yapay zekâ çağında aile hekimliği" Kongrenin bilimsel içeriğine ilişkin de bilgi veren Prof. Dr. Erdinç Yavuz, Karadeniz Bölgesi’nde aile hekimliği alanında akademik üretkenliği ve saha deneyimini bir araya getirmeyi hedeflediklerini belirtti. Kongrenin; akademisyenler, uzmanlık öğrencileri ve sahada aktif görev yapan aile hekimleri arasında bilimsel bilgi paylaşımını, deneyim aktarımını ve mesleki dayanışmayı güçlendiren önemli bir platform haline geldiğini ifade eden Yavuz, her yıl artan katılımcı sayısının daha nitelikli bilimsel programlar hazırlama konusunda kendilerine motivasyon sağladığını söyledi. Bu yıl kongrenin ana temasını "Yapay Zekâ Çağında Aile Hekimliği" olarak belirlediklerini aktaran Yavuz, dijital dönüşümün sağlık hizmetlerine etkileri ile yapay zekâ uygulamalarının birinci basamak sağlık hizmetlerindeki yerini bilimsel açıdan değerlendirdiklerini belirterek, "Amacımız katılımcılarımıza klinik uygulamalarına doğrudan katkı sağlayacak güncel ve uygulanabilir bilgiler sunmaktır" ifadelerini kullandı. Kongrede alanında uzman 30 farklı hekim sunum yaptı. Kongre 18 Mayıs günü son bulacak.
17 Mayıs 2026 Pazar - 15:29
Türkiye’de her 3 erişkinden 1’i hipertansiyon hastası
Samsun’da düzenlenen "5. Karadeniz Aile Hekimliği Kongresi"nde konuşan Prof. Dr. Erdinç Yavuz, sessiz ilerleyen hipertansiyonun kalp krizi, felç ve böbrek yetmezliği riskini artırdığına dikkat çekti. Türkiye’de her 3 erişkinden 1’inin hipertansiyon hastası olduğunu belirten Yavuz, hastaların büyük bölümünün ise hastalığının farkında olmadığını ifade ederek düzenli tansiyon ölçümünün hayati önem taşıdığını söyledi. Türkiye’nin 24 farklı şehrinden yaklaşık 300 hekim ve akademisyen, "5. Karadeniz Aile Hekimliği Kongresi" kapsamında Samsun’da bir araya geldi. Samsun Büyükşehir Belediyesi Çok Amaçlı Salon’da düzenlenen kongrede hipertansiyon, yapay zekânın aile hekimliğindeki yeri, birinci basamak sağlık hizmetlerinin geleceği ve güncel sağlık sorunları ele alındı. Samsun Üniversitesi Tıp Fakültesi ile Türkiye Aile Hekimleri Uzmanlık Derneği (TAHUD) organizasyonunda gerçekleştirilen kongrede Samsun Üniversitesi Aile Hekimliği Anabilim Dalı Başkanı ve 5. Karadeniz Aile Hekimliği Kongresi Başkanı Prof. Dr. Erdinç Yavuz, 17 Mayıs Dünya Hipertansiyon Günü kapsamında önemli değerlendirmelerde bulundu. Yavuz, hipertansiyon konusunda toplumdaki farkındalığın yetersiz olduğuna dikkat çekti. "Düzenli ölçüm yapmak gerekiyor" Hipertansiyonun bazen belirti vermeden ilerleyebildiğini ifade eden Yavuz, "Vatandaşlarımız tansiyon hastası olduğunun farkında olmayabiliyor. Yapılan araştırmalar, tansiyon hastalarının yalnızca yarısına yakınının hastalığını bildiğini gösteriyor. Farkında olup ilaç kullananların da sadece yarısına yakınının tansiyonu kontrol altında bulunuyor. Oysa tansiyon kontrol altında olmadığında kalp krizi, felç, böbrek yetmezliği ve kalp hastalıklarına yakalanma riski artıyor. Vatandaşların düzenli olarak tansiyon ölçümü yaptırması gerekiyor. Özellikle kayıtlı oldukları aile sağlığı merkezlerinde düzenli kontrollerini yaptırmaları büyük önem taşıyor. Evinde tansiyon aleti bulunan vatandaşlarımızın da düzenli ölçüm yapmaları, yükseklik tespit etmeleri halinde aile hekimlerine başvurmaları gerekiyor" diye konuştu. Türkiye’de tuz tüketiminin halen çok yüksek seviyelerde olduğunu dile getiren Yavuz, "Ekmekte bile yüksek oranda tuz bulunuyor. Peynirimiz, zeytinimiz tuzlu. Bu nedenle tansiyonu kontrol altına almak zorlaşıyor. Tuz tüketiminin azaltılması, yürüyüş yapılması, egzersiz ve sağlıklı beslenme büyük önem taşıyor" ifadelerini kullandı. "3’te 1’i tansiyon hastası" Türkiye’de erişkinlerin yaklaşık üçte birinin hipertansiyon hastası olduğunu kaydeden Yavuz, hipertansiyonun artık yalnızca ileri yaş grubunda değil, obezitenin yaygınlaşmasıyla birlikte 30’lu yaşlarda da görülmeye başladığının altını çizdi. Sağlık Bakanlığının önerisinin 18 yaş üzerindeki her bireyin yılda en az bir kez tansiyon ölçtürmesi yönünde olduğunu vurgulayan Yavuz, hipertansiyonun uzun soluklu bir süreç olduğuna dikkat çekerek, "Hipertansiyon uzun bir maratondur ve ömür boyu sürecek bir tedavi gerektirir. İzlem, en az tanı koymak kadar önemlidir" şeklinde konuştu. "Kongrenin ana teması yapay zekâ çağında aile hekimliği" Kongrenin bilimsel içeriğine ilişkin de bilgi veren Prof. Dr. Erdinç Yavuz, Karadeniz Bölgesi’nde aile hekimliği alanında akademik üretkenliği ve saha deneyimini bir araya getirmeyi hedeflediklerini belirtti. Kongrenin; akademisyenler, uzmanlık öğrencileri ve sahada aktif görev yapan aile hekimleri arasında bilimsel bilgi paylaşımını, deneyim aktarımını ve mesleki dayanışmayı güçlendiren önemli bir platform haline geldiğini ifade eden Yavuz, her yıl artan katılımcı sayısının daha nitelikli bilimsel programlar hazırlama konusunda kendilerine motivasyon sağladığını söyledi. Bu yıl kongrenin ana temasını "Yapay Zekâ Çağında Aile Hekimliği" olarak belirlediklerini aktaran Yavuz, dijital dönüşümün sağlık hizmetlerine etkileri ile yapay zekâ uygulamalarının birinci basamak sağlık hizmetlerindeki yerini bilimsel açıdan değerlendirdiklerini belirterek, "Amacımız katılımcılarımıza klinik uygulamalarına doğrudan katkı sağlayacak güncel ve uygulanabilir bilgiler sunmaktır" ifadelerini kullandı. Kongrede alanında uzman 30 farklı hekim sunum yaptı. Kongre 18 Mayıs günü son bulacak.
17 Mayıs 2026 Pazar - 14:21
Sıdıka hemşire 25 yıldır hastalarına şefkatle yaklaşıyor
Yalova Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde görevli hemşire Sıdıka Karabıyık, 14 yaşında sağlık meslek lisesiyle başladığı meslek hayatında geride bıraktığı 25 yılda şefkatle hastaların hep yanında oldu. Türkiye’nin farklı illerinde görev yapan Karabıyık, hemşireliğin yalnızca bir meslek değil, aynı zamanda sabır, fedakârlık ve merhamet gerektiren bir yaşam biçimi olduğunu ifade etti. 12-18 Mayıs Hemşireler Haftası kapsamında konuşan Karabıyık, ailesinin isteğiyle sağlık meslek lisesine başladığını belirterek, "14 yaşında başladık, meslekle birlikte büyüdük aslında. Öğrendiğimiz her şey hayatımızın bir parçası oldu" dedi. İlk görev yerinin Kastamonu olduğunu belirten Karabıyık, aynı dönemde Süleyman Demirel Üniversitesi’nde eğitimine devam ettiğini söyledi. Daha sonra Burdur, Kocaeli, Eskişehir ve İzmir’de çalıştığını anlatan deneyimli hemşire, son 6 yıldır ise Yalova’da görev yaptığını kaydetti. Meslek hayatı boyunca özellikle doğum servislerinde çalıştığını ifade eden Karabıyık, "Yenidoğan bebeklerin tanığı olduk. Şefkati, merhameti ve sabrı öğrendik. Kendimizin morali bozuk olsa da, çocuğumuz hasta olsa da görevimizin başında olmak zorundayız. Sevmeyen bu mesleği yapamaz" diye konuştu. "Bu bir şefkat göstergesi" Meslek hayatında unutamadığı bir anısını da paylaşan Karabıyık, öğrencilik döneminde tam felçli ve kimsesiz bir hastayla ilgilendiğini belirterek şöyle konuştu: "Kimsesi yoktu. Kızı İstanbul’daydı. Bakıcı tutmuş yanında. Bakıcısı tabii çok iyi bakamıyor. Konuşamıyor hasta zaten. Hocam demişti, ayakları nasırlanmış. Onu temizle. Tabii o zaman nasıl temizleyeceğimi bilmiyorum. Yatalak hasta çünkü. Hocamın sözü aklına geldi. Her zaman aktif olmalıdır sözü. Bir şekilde poşetin içine suları koydum falan, beklettim, temizledim. Sonra saçını okşadım, kıyamadım amcayı. Tek başına olduğu için. O da ben öyle yaptığımda gözünden böyle yaşlar aktı. Tabi hastalar bilinçsiz de olsa, konuşamıyor da olsa hep anlıyorlar, bilinçliler o konuda. O yüzden o benim hayatımda unutamadığım bir andır. Bu bir şefkat göstergesi bence." 25 yıl önce görev yaptığı Kastamonu’daki vatandaşlarla halen görüştüğünü ifade eden Karabıyık, "Küçük çocuklar büyüdü, evlendi, torun sahibi oldu. Hâlâ arayıp sorarlar" diye konuştu. Hemşireliğin sürekli kendini yenilemeyi gerektiren bir meslek olduğuna dikkati çeken Karabıyık, yıllar boyunca hizmet içi eğitimler aldıklarını belirterek gençlere de tavsiyede bulundu. Karabıyık, "Bu meslek sadece iş sahibi olmak ya da para kazanmak için yapılacak bir meslek değil. Gerçekten seven insanların yapması gerekiyor. Bu mesleği hakkıyla yapan gençlere Türkiye’nin ihtiyacı var" dedi. Hemşire Karabıyık’ın hastaları da hastanede gördüğü ilgiden memnun olduğunu söyledi.
17 Mayıs 2026 Pazar - 13:39
Hipertansiyonda gizli belirtiler önemli
Acıbadem Kayseri Hastanesi Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Ergün Seyfeli, hipertansiyonun gizli seyreden bir hastalık olduğunu söyleyerek, "Hipertansiyon; hastalığın önemli bir kısmı sessiz seyretse de hastalar baş ağrısı, nefes darlığı, çarpıntı, çabuk yorulma gibi şikayetlerle karşımıza çıkıyor" dedi. Dünyada 1 milyar üzerinde insanın hipertansiyon hastası olduğunu söyleyen Prof. Dr. Ergün Seyfeli, "Hipertansiyon dünyada en sık rastlanan kardiyovasküler risk faktörlerinden birisidir. Dünyada yaklaşık 1 milyar üzerinde hipertansiyon hastası bulunmaktadır. Ülkemizde de yaklaşık olarak 15 ila 20 milyon arasında hipertansiyon hastası olduğunu varsaymaktayız. Genelde erişkin nüfusun yaklaşık üçte birinde yani her 10 kişiden 3 tanesinde hipertansiyona rastlamaktayız. Hipertansiyon, kanın damar duvarındaki yaptığı basınç olarak tariflenir ve 120’ye 80’in altında kabul edilir. 140/90’ın üzerindeki kan basıncı değerleri ise hipertansiyon olarak kabul edilir. 120 ile 140 milimetre civarı arasındaki kan basıncı değerleri ise artmış kan basıncı olarak kabul edilir. Aslında bunu hipertansiyona aday hastalar olarak da kabul edebiliriz. Hipertansiyon, aslında kolay teşhis konulmasına rağmen maalesef hastalarımızın yaklaşık yarısı hipertansiyon hastası olduğunun farkında bile değil. Bunda en önemli sebeplerden bir tanesi hastalığın sessiz seyretmesi ve kendine özgü bir şikayetinin olmamasıdır. Fakat hastaların önemli bir kısmında hipertansiyon baş ağrısı, nefes darlığı, çarpıntı, çabuk yorulma gibi şikayetlerle karşımıza çıkmaktadır. Özellikle hipertansiyon hastalarının %30’unda baş ağrısı bulunmaktadır. Bu baş ağrısı genelde enseden başlayarak başın tepe üstüne kadar ilerleyen baskı tarzında ağrılar şeklinde görülmektedir. Bazen tansiyon ani-hızlı yükseldiğinde ya da stres kökenli olduğunda bu baş ağrısına bulantı, kusma gibi şikayetler de eşlik etmektedir" dedi. Prof. Dr. Seyfeli, tansiyonun düzenli olarak kontrol edilmesi ve doğru şekilde ölçülmesi gerektiğini söyleyerek, "Tansiyonumuza genelde 18 yaşından sonra 2 yılda bir, 40 yaşından sonra da yılda bir kez mutlaka bakmamız gerekiyor. Şayet ailesinde genetik olarak tansiyon hastası olan vatandaşlarımız varsa bunların da yine de 18 ile 40 yaş arasında da yılda bir kez de olsa mutlaka kan basıncını ölçtürmesi gerekmektedir. Tansiyon ölçümünde birçok hata yapılmaktadır. Burada dikkat edilmesi gerekenler, tansiyonu ölçülecek kişinin 20 dakika veya yarım saat öncesinden yemek yememiş olması, çay, kahve, sigara, alkol tüketmemiş olmaması gerekmektedir. Hastanın efor sonrası mutlaka dinlenmesi gerekiyor. Hastanın oturur vaziyette sırtını bir yere yaslaması ve kolundaki sıkı giysilerin çıkarılması gerekiyor. Kol kalp hizasında olmalı ve mutlaka elimizle ya da herhangi bir aparatla kolun desteklenmesi gerekiyor. Yine tansiyon ölçerken manşonun dirsek seviyesinden 2-3 santim yukarıda bağlanması gerekiyor ve stetoskopun yani kulaklığın buradaki atardamara denk gelmesi gerekiyor ki doğru ve düzgün bir tansiyon ölçelim. Yine tansiyon ölçerken ayak ayak üstüne atılması, tansiyon ölçerken konuşulması maalesef tansiyonun yanlış ölçülmesine neden olabilir" ifadelerini kullandı. Hipertansiyon için şikayetlerin beklenmemesi gerektiğini söyleyen Seyfeli, "Tansiyon kronik bir hastalık ve gerçekten toplumda çok sık görülen ve sessiz seyrettiği için de ancak hastalar bize hipertansiyona bağlı problemlerle gelmekte. Bunlar hangi problemler diye baktığımızda ise; özellikle kalp krizi, kalp yetmezliği ya da aort damarında anevrizma dediğimiz genişlemelerin neticesinde oluşan yırtılmalarla karşımıza geliyor. Özellikle bu hastalar sadece kalp ve damar hastalıkları değil felçle, görme bozuklukları ve böbrek yetmezliği ve diyalizle de karşımıza çıkmaktadır. Dolayısıyla hipertansif hastaların bu tür komplikasyonlarla karşılaşmadan önce mutlaka tansiyonlarını kontrol ettirmeleri ve etkin tedaviyle hedefte tutulması gerekiyor. Tansiyon hastalarında hedef 120’ye 80’in altında tutulmasıdır, bunun üstündeki her 10 milimetre civalık artışın hipertansiyona bağlı komplikasyonları arttırdığını söyleyebiliriz. Bu hastaların mutlaka yıllık kontrollerini yaptırmaları ve illa şikayet olmasını beklememeleri gerekiyor. Özellikle dijital tansiyon aletleri son derece yaygın, kendi kendimize tansiyonumuzu kolayca ölçebiliriz. Eğer tansiyonumuz 140/90 ve üzerinde seyrederse mutlaka bir sağlık kuruluşuna, bir kardiyoloji uzmanına görünmelerinde fayda vardır" dedi.
Çok Okunan Kategori Haberleri
1
16 Mayıs 2026 Cumartesi- 10:09
Başhekim Sarıkaya’dan, hipertansiyona karşı ‘sessiz katil’ uyarısı
2
11 Mayıs 2026 Pazartesi- 17:28
Sağlık Bakanlığı: "(Hantavirüs) Şu ana kadar 5 kişide herhangi bir klinik belirti veya semptoma rastlanmamıştır"
3
16 Mayıs 2026 Cumartesi- 11:11
Türkiye, Avrupa’da kadın obezitesinde birinci sıraya yükseldi: Yeni nesil tedaviler umut vaat ediyor
4
17 Mayıs 2026 Pazar- 09:53
Eşyalarla kurulan tehlikeli bağın perde arkası
5
17 Mayıs 2026 Pazar- 10:15
Göz hastalıklarında doğru bilinen yanlışlar
22 Mayıs 2025 Perşembe - 12:06
Fazla kilolu vatandaşlar sağlıklı hayat merkezlerine yönlendiriliyor
İl sağlık müdürlüğü ekipleri tarafından, Bursa’daki park ve meydanlarda kilo ölçümü yapılan vatandaşlardan vücut kitle endeksi riskli olanları sağlıklı hayat merkezlerine yönlendiriliyor. Sağlık Bakanlığı’nın obeziteyle mücadele amacıyla 81 ilde hayata geçirdiği ’İdeal Kilonu Öğren, Sağlıklı Yaşa’ kampanyası Bursa’da meyvelerini vermeye başladı. Demirtaş Mahallesinde yapılan taramada fazla kilolu olduğu tespit edilen 32 yaşındaki Canan Aydoğdu, Osmangazi Sağlıklı Hayat Merkezi’ne davet edildi. Ekiplerin önerisini dikkate alan Aydoğdu, sağlıklı hayat merkezine gelerek diyetisyenden danışmanlık hizmeti almaya başladı. "Bilgilendirmeler faydalıydı" Yaşadığı süreçle ilgili açıklamalarda bulunan Aydoğdu, "Demirtaş Kültür Merkezi’nde yapılan bilgilendirme ve vücut kitle endeksi ölçümü dâhilinde buraya geldim. Diyetisyenimizle görüştük. Vücut analizi yapıldı. Beslenme planı oluşturuldu. Yapılan bilgilendirmeler çok faydalıydı. Buradan sonuç alabileceğimi düşündüğüm için buraya geldim" şeklinde konuştu.
22 Mayıs 2025 Perşembe - 11:55
Longevity yaşam kalitesini artırdığı için tercih ediliyor
Acıbadem Eskişehir Hastanesi Uzman Diyetisyen Ayşegül Akkaya Erden, son yıllarda popüler olan "Longevity" felsefesine dikkat çekerek, "Bu yaklaşımda yaşlanma sürecini geciktirmek, kronik hastalıkları önlemek ve genel sağlık düzeyini yükseltmek amaçlanır" diye belirtti. Acıbadem Eskişehir Hastanesi Uzman Diyetisyen Ayşegül Akkaya Erden, Türkçesi ’uzun ömürlülük’ olan ve son yıllarda tıp dünyasında gittikçe yaygınlaşan "Longevity" kavramı hakkında önemli bilgiler paylaştı. Erden bu kavramın sadece insan ömrünü uzatmayı değil, aynı zamanda ömrün sağlıklı geçirilen kısmını artırmayı amaçladığını vurguladı. "Yaşlılık ve hastalık bağlantısını ortadan kaldırıyor" Longevity kavramının sadece hastalanınca tedavi sunan alışılagelmiş sağlık sisteminden öte aslında bir sağlık rehberliği olduğunun altını çizen Diyetisyen Erden, şu şekilde anlattı. "Longevity, en genel tabiriyle bireylerin biyolojik yaşlarını anlamalarına ve yaşam kalitelerini artırmalarına yardımcı olmayı amaçlar. Temel hedefleri kronik hastalıkları önlemek, metabolizmayı dengelemek, genetik yatkınlıkları optimize etmek, enerji seviyesini artırmak ve bilişsel fonksiyonları korumaktır. Bu unsurları hayata geçirebilmek için de kişilerin sadece yaşlılıklarına değil, yaşam tarzlarına odaklanmak gerekir. Bu şekilde yaşlılık ile hastalık bağlantısı ortadan kaldırılabiliyor. Longevity kavramı, modern tıbbın sunduğu imkanlarla bireyin biyolojik yaşını anlamasına ve bu süreci en iyi şekilde yönetmesine yardımcı olmayı hedefliyor. Hücresel sağlık, genetik yatkınlık, yaşam tarzı ve çevresel faktörler longevity yaklaşımının temel taşlarını oluşturuyor." "Longevity yaklaşımı hücre ve beyin sağlığını koruyor" Bu yaklaşımda yaşlanma sürecini geciktirmenin yanı sıra, kronik hastalıkları önlemek ve genel sağlık düzeyini yükseltmek için multidisipliner bir yöntem benimsendiğini belirten Diyetisyen Erden; bu sayede bireylerin hem daha uzun hem de daha sağlıklı bir yaşam sürmesinin hedeflendiğini söyledi. Ayrıca bu programların bireyin metabolik esnekliğini artırarak en iyi sağlık şartlarını oluşturmayı hedeflediğini belirten Erden, son yıllarda longevity çalışmalarının, biyoteknoloji, genetik mühendisliği ve yapay zeka destekli sağlık analizleri sayesinde hız kazandığını aktardı. Erden, longevity’nin bilimsel dayanaklarından birinin genetik faktörler olduğunu; kişinin genetik yapısı, yaşam süresi ve yaşlanma süreci üzerinde büyük bir etkiye sahip olduğunu ifade etti. Dengeli ve doğru beslenmenin, hücre yenilenmesini destekleyerek sağlıklı yaşlanmayı teşvik ettiğini belirten Diyetisyen Erden, "Longevity diyetleri, bu diyetleri planlama konusunda yetkin diyetisyenler tarafından hazırlanır ve genellikle antioksidanlardan, sağlıklı yağlardan ve mikro besinlerden zengin içerikler şeklinde planlanır. Longevity araştırmaları, hücre sağlığını koruyarak oksidatif stres ve enflamasyonu önlemeyi hedefler. Uzun ömürlü olmanın yanı sıra beyin sağlığını korumak, bilişsel fonksiyonları desteklemek longevity stratejileri içinde büyük yer kaplar" dedi. "Dengeli beslenme, düzenli egzersiz ve kaliteli uyku" Longevity’nin sadece tıbbi bir uygulama değil, aynı zamanda bir yaşam felsefesi olduğuna işaret eden Diyetisyen Erden tedavi planlarının aşamalarına dair ise şunları söyledi: "Genetik testler, kan tahlilleri ve metabolik incelemeler yapılarak kişinin biyolojik yaşı belirlenir. Hücre sağlığını koruyan ve yaşlanmayı yavaşlatan beslenme planları oluşturulur. Biyoeşdeğer hormon tedavileri ile hormonel denge sağlanır. Toksin atılımını hızlandıran detoksifikasyon programları uygulanır. Vitamin ve mineral desteği sağlanarak hücresel yenilenme desteklenir. Dengeli beslenme ile hücresel sağlık korunarak yaşlanma geciktirilir ve genel sağlık dengesi iyileştirilir. Düzenli egzersiz ile fiziksel sağlığı koruyarak dayanıklılık ve kalp damar sağlığı desteklenir. Stres yönetimiyle zihinsel ve ruhsal sağlık korunarak kronik stresin olumsuz etkilerini azaltılır. Kaliteli uyku ve biyolojik saat düzenlenmesiyle bağışıklık sistemi ve bilişsel fonksiyonlar güçlendirilir" ifadelerini kullandı.
22 Mayıs 2025 Perşembe - 11:53
İdeal Kilonu Öğren Sağlıklı Yaşa Kampanyası’na ilk hafta yarım milyondan fazla kişi katılım sağladı
İdeal Kilonu Öğren Sağlıklı Yaşa Kampanyası’nda ilk haftada 551 bin 980 kişinin boy ve kilo ölçümleri yapıldı. Sağlık Bakanı Kemal Memişoğlu’nun öncülüğünde vatandaşların sağlıklı yaşam konusunda bilinçlendirilmesi için boy, kilo ve vücut kitle indeksi uygulamasını içeren İdeal Kilonu Öğren Sağlıklı Yaşa Kampanyası, geçtiğimiz günlerde tüm Türkiye’de başlamıştı. Sağlık Bakanlığı tarafından yapılan açıklamada, 10 Temmuz tarihine kadar 10 milyon kişinin boy-kilo ölçümlerini yapılması hedeflenen kampanya çerçevesinde 10-16 Mayıs tarihleri arasında 551 bin 980 kişinin boy ve kilo ölçümlerinin yapıldığı ifade edildi. Açıklamada, vücut kitle indeksi normal aralıkta olmayan vatandaşların tercihleri doğrultusunda Sağlıklı Hayat Merkezlerine, Aile Sağlığı Merkezlerine, Toplum Sağlığı Merkezlerine ve İlçe Sağlık Müdürlüklerine yönlendirildiğine de dikkat çekildi. "Toplumda farkındalık oluşturulması amaçlanıyor" Fazla kilonun tüm dünyada toplumu etkileyen bir sağlık sorunu olarak öne çıktığının altı çizilen açıklamada, "Bu sorunla etkin şekilde mücadele etmek için toplumda farkındalık oluşturulması, sağlıklı beslenme davranışının yaygınlaştırılması ve fiziksel aktivitenin artırılması büyük önem taşıyor. Sağlık Bakanlığı tarafından İdeal Kilonu Öğren Sağlıklı Yaşa Kampanyası da bu amaçla hayata geçirildi" ifadeleri kullanıldı. "10 milyon kişiye ulaşılması hedefleniyor" Kampanya çerçevesinde eş zamanlı olarak Türkiye’nin il ve ilçelerinin tamamında çok sayıda ekibin sahada olduğu vurgulanan açıklamada, "Bu kapsamda 10 Temmuz tarihine kadar 10 milyon kişinin boy-kilo ölçümleri yapılacak. Vücut kitle indeksi normal aralıkta olmayan kişilerin yönlendirildikleri merkezlerde gerekli danışmanlık ile sağlık hizmetlerini almaları, kişiye özel hazırlanan beslenme programı ve belirli periyotlarla yapılacak kontrollerle sürecin kişinin ihtiyacı kalmayıncaya kadar devam etmesi hedefleniyor" ifadelerine yer verildi. Açıklama şöyle devam etti: "Danışmanlık hizmeti almak isteyen kişiler merkezlere yönlendirilirken bir bilgi kartı veriliyor. O bilgi kartında yer alan karekod ile kampanyanın internet sayfasına ulaşılıyor. İnternet sayfasında bilgilendirme metin ve videosu ile birlikte 81 ilde ücretsiz olarak beslenme ve fiziksel aktivite danışmanlığı hizmeti alınabilecek olan Sağlık Bakanlığına bağlı birimlerin adresleri yer alıyor. Ayrıca fazla kiloları nedeniyle merkezlere başvuran kişiler, KETEM, sigara bırakma, üreme sağlığı gibi diğer alanlarda da bilgilendiriliyor. Gerektiğinde bu merkezlerde yine ücretsiz olarak hizmeti almaları sağlanıyor."
22 Mayıs 2025 Perşembe - 11:51
Yaz gelirken daha güzel bir cilt için 5 kural
Dermatoloji Uzmanı Dr. Tahsin Çağdaş Akaslan, yaz gelirken daha güzel bir cilt için 5 kuralı açıkladı. Güneşin yüzünü daha fazla göstermeye başladığı bu günlerde, cildimize gereken özeni göstermek her zamankinden daha önemli. Yaz aylarında artan sıcaklık, UV ışınları ve nem değişiklikleri, cilt sağlığını doğrudan etkiler. Dermatoloji Uzmanı Dr. Tahsin Çağdaş Akaslan, yaz gelmeden önce nelere dikkat edilmesi ve hangi dermatolojik işlemlerle cilt yaza hazırlanır konusunda açıklamalarda bulundu. Dr. Tahsin Çağdaş Akaslan, daha güzel bir cilt için 5 kuralı şöyle açıkladı: ’’Yaza ışıldayan, sağlıklı bir ciltle girmek hayal değil. Cildinize yapacağınız küçük yatırımlar, uzun vadede büyük kazanımlar sağlar. Unutmayın, her cilt özeldir. Kişiye özel dermatolojik analiz ve tedavi planlaması ile doğal, sağlıklı ve estetik sonuçlar elde etmek mümkün. İşte yaz aylarına girdiğimiz bu günlerde daha güzel bir cilde kavuşmanın 5 kuralı. ’’Güneş koruyucu kullanımı artık bir zorunluluk ’’ Yazın en büyük cilt düşmanı kontrolsüz güneşlenme. UVA ve UVB ışınları ciltte leke oluşumuna, erken yaşlanmaya ve hatta cilt kanserine neden olabilir. Geniş spektrumlu (SPF 30 ve üzeri) bir güneş koruyucuyu, sadece deniz kenarında değil şehirde yürürken bile kullanmak gerekiyor. Özellikle leke eğilimi olan ciltler için yaz öncesi dermatolojik değerlendirme şart. ’’ Cilt temizliği ve nem dengesi şart ’’ Yaz aylarında terleme ve nem artışından dolayı gözenekler daha fazla tıkanır ve akne problemleri artabilir. Bu yüzden medikal cilt bakımı, yaz öncesi yapılabilecek en faydalı işlemlerden biri. Cilt tipine özel peeling ve nemlendirici uygulamalarla sağlıklı bir zemin oluşturmak mümkündür. ’’Doğal cilt ışıltısı için mezoterapi & PRP’’ Yaza girerken cildinizdeki matlık, ince kırışıklıklar veya leke problemleri için ameliyatsız çözüm arıyorsanız; mezoterapi ve PRP uygulamaları tam size göre. Kişinin kendi kanından elde edilen trombositten zengin plazmanın (PRP) cilde uygulanması, kolajen üretimini artırır ve cilde doğal bir ışıltı kazandırır. Mezoterapi ise vitamin, mineral ve aminoasit karışımlarıyla cildi derinlemesine besler. ’’ Botoks ve dolgu: Yazın en doğal dokunuşları ’’ "Yazın botoks yaptırılır mı?" sorusu çok sık gelir. Evet, yaz aylarında da botoks güvenle yapılabilir. Terleme tedavisi olarak koltuk altına uygulanan botoks ise yaz mevsiminin en konforlu çözümüdür. Dudak çevresi, göz altı veya elmacık kemikleri gibi bölgelere yapılan hyaluronik asit dolgular ise hem hacim kaybını telafi eder hem de cilde tazelik kazandırır. ’’ Cilt Gençleştirmede yeni nesil teknolojiler ’’ Ameliyatsız yüz gençleştirmede kullanılan Altın İğne (Fraksiyonel Radyofrekans), Hydrafacial, Hollywood Peelinggibi işlemler; cildin elastikiyetini artırır, gözenekleri sıkılaştırır ve lekeleri azaltır. Bu işlemler genellikle sosyal hayata ara vermeden uygulanabilir, üstelik etkisi gün geçtikçe artar.’’
22 Mayıs 2025 Perşembe - 11:48
Dijital diyabet yönetiminde Sanofi ve Corpal’dan iş birliği
Sanofi, sağlıkta inovasyon ve girişimciliği desteklemek amacıyla hayata geçirdiği PharmUp Programı kapsamında dijital sağlık girişimi Corpal ile yeni bir iş birliğine imza attı. Bu iş birliği, özellikle diyabet gibi kronik hastalıkların, hastalar tarafından daha etkin şekilde yönetilmesini sağlayacak dijital çözümlerin geliştirilmesine odaklanıyor. Sanofi, hastaların sağlık yolculuklarını daha etkin ve bütüncül bir şekilde desteklemek amacıyla yalnızca tedavi çözümleri sunmakla kalmıyor, aynı zamanda hasta yolculuğunu iyileştirebilecek yenilikçi dijital yaklaşımları da desteklemeye devam ediyor. Bu doğrultuda, sağlık mesleği profesyonellerinin hasta takibini kolaylaştırabilecek dijital araçların geliştirilmesine yönelik girişimlerle iş birlikleri kuruyor. PharmUp programı girişimcilerinden Corpal ile hayata geçirilen bu iş birliğiyle, sağlık mesleği profesyonellerine hasta süreçlerini daha kolay ve etkin şekilde izleyebilecekleri modüller sunulması; aynı zamanda hastaların kendi sağlıklarını daha yakından takip edebilecekleri yenilikçi bir sistem altyapısının oluşturulması hedefleniyor. Diyabet yönetimi için sürdürülebilir yaklaşım Açıklamaya göre şirket, diyabet yönetiminde yenilikçi çözümleriyle hasta yolculuğuna değer katıyor. Bugüne kadar yürüttüğü hasta destek programları kapsamında Türkiye’de binlerce insülin kullanan hastaya insülin kalemi eğitimi desteği sunan şirket, sürdürülebilirlik stratejileri doğrultusunda diyabetli bireylerin uzun vadeli sağlık yolculuklarını desteklemeyi sürdürüyor.
22 Mayıs 2025 Perşembe - 11:47
Gineli hasta şifayı SANKO Üniversitesi Hastanesi’nde buldu
Ülkesinde geçirdiği trafik kazasının ardından yapılan ameliyattan sonuç alamayan 45 yaşındaki Gineli M.M.B., tedavi için tercih ettiği SANKO Üniversitesi Hastanesi’nde geçirdiği başarılı operasyonla sağlığına kavuştu. Trafik kazasında her iki bacağında çoklu kırıklar oluşan M.M.B., ülkesinde geçirdiği ameliyatın ardından herhangi bir iyileşme olmayınca, uzun süren ağrılar ve hareket kısıtlılığı nedeniyle farklı bir ülkede tedavi arayışına girdi. Türkiye’de ve Almanya’da yakınları aracılığıyla araştırmalar yapan M.M.B. tedavi sürecine SANKO Üniversitesi Hastanesi’nde devam etme kararı aldı. SANKO Üniversitesi Tıp Fakültesi Ortopedi ve Travmatoloji Anabilim Dalı Başkanı Dr. Öğr. Üyesi Cenk Cankuş tarafından değerlendirilen hasta yaşadıklarını şöyle aktardı: "Kazadan sonra yürüyemez hale gelmiştim. Gine’de yapılan ameliyat yeterli olmadı. Araştırmalarımızla SANKO Üniversitesi Hastanesi’ne ulaştık. Dr. Öğr. Üyesi Cenk Cankuş’un yaklaşımı, gerçekleştirdiği ameliyat ve uyguladığı tedavi sayesinde tekrar yürüyebiliyorum. Tercihimin doğru olduğunu yaşayarak gördüm. Kendisine ve tüm sağlık ekibine teşekkür ederim." Hastamızın tekrar yürüyebilmesi bizim için büyük mutluluk Dr. Öğr. Üyesi Cenk Cankuş ise hastasına ve gerçekleştirdiği ameliyata yönelik şu bilgileri paylaştı: "Gerçekleştirdiğimiz kapsamlı muayene ve tetkikler sonucunda, parçalı kırık olan hastanın önceki ameliyatının işlevsel açıdan yeterli olmadığını tespit ettik. Sağ bacağına özel olarak tasarlanan intramedüller çivi yöntemiyle cerrahi müdahale planladık. Başarıyla gerçekleşen ameliyat sonrasında 10 gün boyunca hastanede gözetim altında tutulan M.M.B., sağlık durumunun iyiye gitmesi üzerine taburcu edildi. Hastamızın tekrar yürüyebilmesi bizim için büyük bir mutluluktur. Amacımız, hastalarımıza doğru ve etkili tedavi sunarak yaşam kalitelerini geri kazandırmaktır. Bölge halkının yanı sıra farklı ülkelerden gelen hastalarımıza da ileri düzeyde sağlık hizmeti sunarak, uluslararası alanda da SANKO Üniversitesi Hastanesi olarak hizmet kalitemizden ödün vermeden çalışmalarımızı sürdürüyoruz."
22 Mayıs 2025 Perşembe - 11:43
Ayna karşısında duruş bozukluğu skolyozun habercisi olabilir
Bursa İlker Çelikcan Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Hastanesi’nde görevli Uzm. Dr. Fatma Özkurt, skolyozun omurganın sağa, sola eğilmesi ve kendi ekseni etrafında dönmesiyle karakterize bir deformite olduğunu söyledi. Bursa İlker Çelikcan Fizik Tedavi Ve Rehabilitasyon Hastanesi hesabından yapılan canlı yayın ile hastane doktorlarından Uzm. Dr. Fatma Özkurt Skolyoz hakkında bilgiler verdi. Skolyozun tanımı, tespit yöntemleri ve tedavi seçenekleri hakkında açıklamalarda bulunan Dr. Özkurt, özellikle erken tanının önemine dikkat çekti. Fizyoterapist Fatih Çubukçu’nun sorularını yanıtlayan Bursa İlker Çelikcan Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Hastanesi’nde görevli Uzm. Dr. Fatma Özkurt, skolyozun omurganın sağa, sola eğilmesi ve kendi ekseni etrafında dönmesiyle karakterize bir deformite olduğunu belirtti. Özkurt, skolyozun fiziksel belirtilerle fark edilebileceğini ifade ederek, "Kişi, ayna karşısında ayaklar bitişik ve dik şekilde durduğunda omuz hizasında fark, kalça çıkıntısı, başın yana eğilmesi ya da kıyafetlerin bir tarafının uzun diğerinin kısa görünmesi gibi işaretlerle skolyozu fark edebilir" dedi. Skolyozun kesin tanısının radyolojik görüntüleme ile konduğunu belirten Özkurt, eğrilik derecelerine göre sınıflandırmanın yapıldığını söyledi. Özkurt, "0-10 derece skolyoz olarak değerlendirilmezken, 10-25 derece arası hafif, 25-40 derece arası orta, 45 derece üzeri ise şiddetli olarak kabul ediliyor. Hafif vakalarda egzersiz ve takip, orta vakalarda ise ehli ellerde yapılmış, doğru şekilde uygulanmış korse tedavisi öneriyoruz. 45 dereceden sonra ise cerrahi müdahaleye gönderiyoruz" diye konuştu. Dr. Özkurt ayrıca, cerrahinin her zaman mümkün olamayabileceğini, bazı iç organ deformiteleri veya malformasyonlar nedeniyle cerrahinin uygulanamadığı durumların da bulunduğunu ifade etti.
22 Mayıs 2025 Perşembe - 11:41
Ergenlerde anoreksiya tehlikesi: "Aileler, ‘Okuldan arandık, bayıldı’ diyor, sosyal hayatlarını deva
Türkiye’de ve dünyada zaman zaman ünlü isimlerle gündeme gelen kilo almaktan aşırı korkma hali olarak belirtilen anoreksiya nevrozanın ergenler arasında da tehdit olabildiğini söyleyen uzmanlar uyarıyor. Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Hüseyin Dağ, "Bizi en çok zorlayan anoreksiya nevroza, zayıf olmasına rağmen kilo almaktan korkuyorlar. Bazı hastalarımın aileleri, ‘Okuldan arandık, hastamız bayıldı’ diyor ya da acil servislere bayılmayla gelen anoreksiyalı olduğunu anladığımız hastalarımız da var. Sosyal medyanın etkisi küçümsenemez, güzellik anlayışı eşittir zayıflık gibi lanse edilebiliyor, çok yanlış. Son zamanlarda hem atipik anoreksiyanın hem diğer anoreksiya tipinin arttığını gözlemlemekteyim. Daha çok orta ergenlik dönemi 13-17 yaş arası hastaları görmekteyiz, daha riskli bir dönem, sosyal hayatlarını devam ettiremiyorlar " dedi.
22 Mayıs 2025 Perşembe - 10:51
Cilt yaşlanmasını önlemek için güneşten korunun
Uzmanlar, güneşin cilde olan etkilerinin geniş bir yelpazeyi kapsadığını, doğru koruma olmadığında ise cilt sağlığı üzerinde olumsuz etkilerinin olduğunu söyledi. Güneş ışınlarına maruz kalmanın, cilt yaşlanmasının bir numaralı sebebi olduğunu ifade eden Dermatoloji Uzmanı Uzm. Dr. Işıl Kamberoğlu Turan, en etkili yaşlanma önleyici kremin güneş koruyucu olduğunu söyledi. Düzenli olarak güneş kremi kullanmak ise cilt kanserinin ve erken yaşlanma belirtilerinin önlenmesi için kesinlikle en etkili yol olduğunu ifade eden Medicana Bursa Hastanesi Dermatoloji Uzm. Dr. Işıl Kamberoğlu Turan, "Güneş ışığı, dünyaya ulaşan iki tür zararlı ışından oluşur. Bunlar, UVA ışınları ve UVB ışınlarıdır. Bunların her ikisi de erken yaşlanmaya, kırışıklıklara ve cilt kanserine yol açabilir. Güneş ışınları insanları yaşlandırdığı için en etkili yaşlanma önleyici krem, güneş koruyucudur. UVB ışınları derinin üst katmanında kalırken, UVA ışınları alt katmana geçebilir. Bulutlu günlerde bile etkisi gösteren ve hatta camdan içeri sızan UVA ışınları dünya yüzeyine yansıyan ultraviyole ışınlarının yüzde 95’ini oluşturur. Bu ışınlar foto yaşlanma dediğimiz cildin destek yapılan olan kollajen ve elastin liflerin dokusunu kaybetmesine ve cilt sıkılığının azalmasına sebep olur. Bunun yanı sıra güneş alerjisi olarak bilinen kızarıklık, kaşıntı, polimorf ışık erüpsiyonu şikâyetlerinin de sebebini oluşturur. Hamilelik maskesi, yanak ve alında koyu lekeler, hatta cilt kanseri oluşumuna da sebep olabilir" dedi. UVB ışınlarının güneş ışınlarının yüzde 5’ini oluşturduğunu belirten Uzm. Dr. Işıl Kamberoğlu Turan, "UVB, bulut ve camlardan geçemezler ancak derinin üst katmanına nüfuz edebilirler. Reaktif oksijen radikallerine karşı bariyer fonksiyonu iyi sağlanamadığında bronzlaşma, güneş yanıkları, güneş alerjisi ve cilt kanserlerinden sorumludurlar. Güneş kremi seçerken hem UVA hem de UVB koruma sağlamasına mutlaka dikkat etmek gerekir" şeklinde konuştu. Uzm. Dr. Işıl Kamberoğlu Turan, "Doğru güneş koruyucuyu seçmek konusu bazen kafa karışıklığı oluşturabilir" derken, "Etiket okurken dikkat etmek gereken bazı noktalar var. UVA ve UVB ortak koruma amacıyla geniş spektrumlu (broad band) yazması son derece önemlidir. UVA koruması: PPD / PA, UVB koruması: SPF değerleri ile ölçülür. SPF’nin düşük, orta, yüksek ve çok yüksek olmak üzere dört farklı koruma düzeyi vardır. Güneş koruyucularda ne kadar çok uygulama yapılırsa o kadar çok korunma sağlanır. Bu sebeple dışarı çıkmadan 30 dakika önce güneş kremi sürülmesi ve 2 saatte bir krem yenileme önerilir. Denizde, suda uzun süre kalınacağı dönemlerde suya dayanıklı formüller tercih edilmelidir. Güneşten koruyucular yüzme, aşırı aktivite ve kurulanma sonrası tekrar uygulanmalıdır" ifadelerini kullandı. "İyi bir güneş koruyucunun hem UVA hem UVB filtresi, suya ve tere dayanıklı olması gerekir" diyen Uzm. Dr. Işıl Kamberoğlu Turan, "Güneş insanları yaşlandırdığı için en etkili yaşlanma önleyici krem güneş koruyucudur. Kişiye özel uygulama için, mutlaka dermatolog kontrolünde ürün seçmeyi öneriyoruz. Unutmayın cilt bakımı bilginin sihrini taşır" dedi.
22 Mayıs 2025 Perşembe - 10:37
MEAH’ta enfeksiyon kliniğinin ilk uzmanı Akca oldu
Muğla Eğitim ve Araştırma Hastanesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Mikrobiyoloji Anabilim Dalı’nda uzmanlık eğitimi alan Araştırma Görevlisi Dr. Veysel Akca, girdiği uzmanlık sınavını başarıyla tamamlayarak kliniğin ilk uzmanı oldu. Tez danışmanlığını Muğla Eğitim ve Araştırma Hastanesi Başhekimi Prof. Dr. Turhan Togan’ın yürüttüğü Dr. Veysel Akca için Ramazan ayı dolayısıyla ertelenen uzmanlık kutlaması, bugün gerçekleştirildi. Başhekimlik toplantı salonunda düzenlenen programa Dr. Akca’nın ailesi, Enfeksiyon Hastalıkları Kliniği ekibi, hekimler, asistanlar ve farklı kliniklerde görev yapan mesai arkadaşları katıldı. Muğla Eğitim ve Araştırma Hastanesi yönetimi ve çalışanları olarak, kliniğin ilk uzmanı olan Dr. Veysel Akca’ya yeni görev yerinde başarılar dilendi. Açıklamada, "Muğla Eğitim ve Araştırma Hastanesi ailesi olarak Dr. Veysel Akca’yı tebrik ediyor, bundan sonraki meslek yaşantısında üstün başarılar diliyoruz" ifadelerine yer verildi.
22 Mayıs 2025 Perşembe - 10:35
Azosperm, mikrotese, piezzo elektrik ve kalsiyum iyonofor tedavileri alan kadın çocuk sahibi oldu
Diyarbakır’da azosperm, mikrotese, piezzo elektrik ve kalsiyum iyonofor tedavileri alarak çocuk sahibi olan kadın, ikinci kez anne olmak istiyor. 10 yıllık Selma ve Emrullah Ayman çifti, 10 yıllık evliliklerinde sağlık nedenleri nedeniyle çocuk sahibi olmayınca Mersin ve Mardin gibi illerde tedavi almaya başladı. Ayman çifti, aldığı tedaviler sonuçsuz kalınca Kadın Doğum ve Tüp Bebek Uzmanı Prof. Dr. Hakan Çoksüer’e başvurdu. Çift, aldığı azosperm, mikrotese, piezzo elektrik ve kalsiyum iyonofor tedavileriyle 7 yıl sonra ilk çocuklarını aldı. Şimdi ise ikinci çocuklarını kucağına almak için tedavi alıyor. Selma Ayman, 10 yıllık evli olduğunu, 7’inci yıllarında Hakan Çoksüer’in yanına geldiklerini söyledi. Daha önce Mersin ve Mardin’e gittiklerini ve bir sonuç alamayıp en son buraya geldiklerini belirten Ayman, "İlk çocuğumuzu kucağımıza aldık. İkinci çocuk için tedavi almaya geldik. Tedaviler almaya başladık, inşallah ikincisi de olur. Hocamıza ve ekibine her şey için çok teşekkür ederiz. Çok ilgililer" dedi.
22 Mayıs 2025 Perşembe - 10:22
Sıla Yeşilyaprak: "Su içmek bir ihtiyaç değil, bir yaşam tarzı olmalı"
Hayatın yoğun temposu, çoğu bireyin su içmeyi unutmasına ya da ihmal etmesine yol açıyor. Sağlıklı Yaşam ve Fonksiyonel Tıp Diyetisyeni Sıla Yeşilyaprak, suyun sadece bir içecek değil, yaşamın sürdürülebilirliği için vazgeçilmez bir araç olduğunun altını çizdi. "Vücudumuzun yüzde 60’ı sudan oluşuyor," diyen Yeşilyaprak, şöyle devam etti: "Her gün hücrelerimiz yenileniyor, organlarımız aralıksız çalışıyor ve tüm bu faaliyetlerin temelinde su var. Susuz kalmak, sadece ağız kuruluğu yapmakla kalmaz; yorgunluk, konsantrasyon eksikliği, cilt problemleri ve sindirim sorunları gibi birçok probleme neden olur." Özellikle sıcak havalarda ya da fazla fiziksel aktivitenin olduğu dönemlerde su ihtiyacının arttığını belirten Yeşilyaprak, bireylerin susamayı beklemeden düzenli olarak su içmeleri gerektiğini vurguladı. Günde ne kadar su tüketilmeli? Yeşilyaprak, ortalama bir bireyin kilosu başına en az 30 ml su tüketmesi gerektiğini ifade etti: "Eğer 70 kiloysanız, günde en az 2.1 litre su içmelisiniz. Bu miktar, kahve, çay veya meşrubattan değil; doğrudan su tüketiminden gelmeli. Bitki çayları elbette destekleyici olabilir ama saf suyun yerini hiçbir şey tutamaz." "Cilt sağlığı, bağışıklık, metabolizma, hepsinin ortak noktası su" Yeşilyaprak, su tüketiminin sadece kilo kontrolü için değil, aynı zamanda toksinlerin vücuttan atılması, bağırsak sağlığı, eklem esnekliği ve hatta uyku kalitesi için de kritik bir rol oynadığını belirtti. Yeşilyaprak, "Fonksiyonel tıp perspektifinden baktığımızda, suyun hücre düzeyinde ne kadar büyük bir rol oynadığını görüyoruz. Lütfen su içmeyi günlük ritüelinizin vazgeçilmez bir parçası yapın." diye konuştu. Gün içinde su içmeyi unutanlar için de pratik bir öneri söyleyen Yeşilyaprak, "Telefonunuza saat başı su içme hatırlatıcıları kurabilirsiniz. Masanızda mutlaka cam bir şişe bulundurun. Ve unutmayın; ne kadar erken başlarsanız, vücudunuzun suyu sevdiğini o kadar net hissedersiniz." dedi.
Daha Fazla Yükle
GERİ BİLDİRİM
Geliştirme sürecine katkıda bulunmak için lütfen sitede karşılaştığınız hataları bize bildirin.
Gönder