SAĞLIK
Türkiye’de her 3 erişkinden 1’i hipertansiyon hastası 17 Mayıs 2026 Pazar - 15:50:21 Samsun’da düzenlenen "5. Karadeniz Aile Hekimliği Kongresi"nde konuşan Prof. Dr. Erdinç Yavuz, sessiz ilerleyen hipertansiyonun kalp krizi, felç ve böbrek yetmezliği riskini artırdığına dikkat çekti. Türkiye’de her 3 erişkinden 1’inin hipertansiyon hastası olduğunu belirten Yavuz, hastaların büyük bölümünün ise hastalığının farkında olmadığını ifade ederek düzenli tansiyon ölçümünün hayati önem taşıdığını söyledi. Türkiye’nin 24 farklı şehrinden yaklaşık 300 hekim ve akademisyen, "5. Karadeniz Aile Hekimliği Kongresi" kapsamında Samsun’da bir araya geldi. Samsun Büyükşehir Belediyesi Çok Amaçlı Salon’da düzenlenen kongrede hipertansiyon, yapay zekânın aile hekimliğindeki yeri, birinci basamak sağlık hizmetlerinin geleceği ve güncel sağlık sorunları ele alındı. Samsun Üniversitesi Tıp Fakültesi ile Türkiye Aile Hekimleri Uzmanlık Derneği (TAHUD) organizasyonunda gerçekleştirilen kongrede Samsun Üniversitesi Aile Hekimliği Anabilim Dalı Başkanı ve 5. Karadeniz Aile Hekimliği Kongresi Başkanı Prof. Dr. Erdinç Yavuz, 17 Mayıs Dünya Hipertansiyon Günü kapsamında önemli değerlendirmelerde bulundu. Yavuz, hipertansiyon konusunda toplumdaki farkındalığın yetersiz olduğuna dikkat çekti. "Düzenli ölçüm yapmak gerekiyor" Hipertansiyonun bazen belirti vermeden ilerleyebildiğini ifade eden Yavuz, "Vatandaşlarımız tansiyon hastası olduğunun farkında olmayabiliyor. Yapılan araştırmalar, tansiyon hastalarının yalnızca yarısına yakınının hastalığını bildiğini gösteriyor. Farkında olup ilaç kullananların da sadece yarısına yakınının tansiyonu kontrol altında bulunuyor. Oysa tansiyon kontrol altında olmadığında kalp krizi, felç, böbrek yetmezliği ve kalp hastalıklarına yakalanma riski artıyor. Vatandaşların düzenli olarak tansiyon ölçümü yaptırması gerekiyor. Özellikle kayıtlı oldukları aile sağlığı merkezlerinde düzenli kontrollerini yaptırmaları büyük önem taşıyor. Evinde tansiyon aleti bulunan vatandaşlarımızın da düzenli ölçüm yapmaları, yükseklik tespit etmeleri halinde aile hekimlerine başvurmaları gerekiyor" diye konuştu. Türkiye’de tuz tüketiminin halen çok yüksek seviyelerde olduğunu dile getiren Yavuz, "Ekmekte bile yüksek oranda tuz bulunuyor. Peynirimiz, zeytinimiz tuzlu. Bu nedenle tansiyonu kontrol altına almak zorlaşıyor. Tuz tüketiminin azaltılması, yürüyüş yapılması, egzersiz ve sağlıklı beslenme büyük önem taşıyor" ifadelerini kullandı. "3’te 1’i tansiyon hastası" Türkiye’de erişkinlerin yaklaşık üçte birinin hipertansiyon hastası olduğunu kaydeden Yavuz, hipertansiyonun artık yalnızca ileri yaş grubunda değil, obezitenin yaygınlaşmasıyla birlikte 30’lu yaşlarda da görülmeye başladığının altını çizdi. Sağlık Bakanlığının önerisinin 18 yaş üzerindeki her bireyin yılda en az bir kez tansiyon ölçtürmesi yönünde olduğunu vurgulayan Yavuz, hipertansiyonun uzun soluklu bir süreç olduğuna dikkat çekerek, "Hipertansiyon uzun bir maratondur ve ömür boyu sürecek bir tedavi gerektirir. İzlem, en az tanı koymak kadar önemlidir" şeklinde konuştu. "Kongrenin ana teması yapay zekâ çağında aile hekimliği" Kongrenin bilimsel içeriğine ilişkin de bilgi veren Prof. Dr. Erdinç Yavuz, Karadeniz Bölgesi’nde aile hekimliği alanında akademik üretkenliği ve saha deneyimini bir araya getirmeyi hedeflediklerini belirtti. Kongrenin; akademisyenler, uzmanlık öğrencileri ve sahada aktif görev yapan aile hekimleri arasında bilimsel bilgi paylaşımını, deneyim aktarımını ve mesleki dayanışmayı güçlendiren önemli bir platform haline geldiğini ifade eden Yavuz, her yıl artan katılımcı sayısının daha nitelikli bilimsel programlar hazırlama konusunda kendilerine motivasyon sağladığını söyledi. Bu yıl kongrenin ana temasını "Yapay Zekâ Çağında Aile Hekimliği" olarak belirlediklerini aktaran Yavuz, dijital dönüşümün sağlık hizmetlerine etkileri ile yapay zekâ uygulamalarının birinci basamak sağlık hizmetlerindeki yerini bilimsel açıdan değerlendirdiklerini belirterek, "Amacımız katılımcılarımıza klinik uygulamalarına doğrudan katkı sağlayacak güncel ve uygulanabilir bilgiler sunmaktır" ifadelerini kullandı. Kongrede alanında uzman 30 farklı hekim sunum yaptı. Kongre 18 Mayıs günü son bulacak.
17 Mayıs 2026 Pazar - 15:29 Türkiye’de her 3 erişkinden 1’i hipertansiyon hastası Samsun’da düzenlenen "5. Karadeniz Aile Hekimliği Kongresi"nde konuşan Prof. Dr. Erdinç Yavuz, sessiz ilerleyen hipertansiyonun kalp krizi, felç ve böbrek yetmezliği riskini artırdığına dikkat çekti. Türkiye’de her 3 erişkinden 1’inin hipertansiyon hastası olduğunu belirten Yavuz, hastaların büyük bölümünün ise hastalığının farkında olmadığını ifade ederek düzenli tansiyon ölçümünün hayati önem taşıdığını söyledi. Türkiye’nin 24 farklı şehrinden yaklaşık 300 hekim ve akademisyen, "5. Karadeniz Aile Hekimliği Kongresi" kapsamında Samsun’da bir araya geldi. Samsun Büyükşehir Belediyesi Çok Amaçlı Salon’da düzenlenen kongrede hipertansiyon, yapay zekânın aile hekimliğindeki yeri, birinci basamak sağlık hizmetlerinin geleceği ve güncel sağlık sorunları ele alındı. Samsun Üniversitesi Tıp Fakültesi ile Türkiye Aile Hekimleri Uzmanlık Derneği (TAHUD) organizasyonunda gerçekleştirilen kongrede Samsun Üniversitesi Aile Hekimliği Anabilim Dalı Başkanı ve 5. Karadeniz Aile Hekimliği Kongresi Başkanı Prof. Dr. Erdinç Yavuz, 17 Mayıs Dünya Hipertansiyon Günü kapsamında önemli değerlendirmelerde bulundu. Yavuz, hipertansiyon konusunda toplumdaki farkındalığın yetersiz olduğuna dikkat çekti. "Düzenli ölçüm yapmak gerekiyor" Hipertansiyonun bazen belirti vermeden ilerleyebildiğini ifade eden Yavuz, "Vatandaşlarımız tansiyon hastası olduğunun farkında olmayabiliyor. Yapılan araştırmalar, tansiyon hastalarının yalnızca yarısına yakınının hastalığını bildiğini gösteriyor. Farkında olup ilaç kullananların da sadece yarısına yakınının tansiyonu kontrol altında bulunuyor. Oysa tansiyon kontrol altında olmadığında kalp krizi, felç, böbrek yetmezliği ve kalp hastalıklarına yakalanma riski artıyor. Vatandaşların düzenli olarak tansiyon ölçümü yaptırması gerekiyor. Özellikle kayıtlı oldukları aile sağlığı merkezlerinde düzenli kontrollerini yaptırmaları büyük önem taşıyor. Evinde tansiyon aleti bulunan vatandaşlarımızın da düzenli ölçüm yapmaları, yükseklik tespit etmeleri halinde aile hekimlerine başvurmaları gerekiyor" diye konuştu. Türkiye’de tuz tüketiminin halen çok yüksek seviyelerde olduğunu dile getiren Yavuz, "Ekmekte bile yüksek oranda tuz bulunuyor. Peynirimiz, zeytinimiz tuzlu. Bu nedenle tansiyonu kontrol altına almak zorlaşıyor. Tuz tüketiminin azaltılması, yürüyüş yapılması, egzersiz ve sağlıklı beslenme büyük önem taşıyor" ifadelerini kullandı. "3’te 1’i tansiyon hastası" Türkiye’de erişkinlerin yaklaşık üçte birinin hipertansiyon hastası olduğunu kaydeden Yavuz, hipertansiyonun artık yalnızca ileri yaş grubunda değil, obezitenin yaygınlaşmasıyla birlikte 30’lu yaşlarda da görülmeye başladığının altını çizdi. Sağlık Bakanlığının önerisinin 18 yaş üzerindeki her bireyin yılda en az bir kez tansiyon ölçtürmesi yönünde olduğunu vurgulayan Yavuz, hipertansiyonun uzun soluklu bir süreç olduğuna dikkat çekerek, "Hipertansiyon uzun bir maratondur ve ömür boyu sürecek bir tedavi gerektirir. İzlem, en az tanı koymak kadar önemlidir" şeklinde konuştu. "Kongrenin ana teması yapay zekâ çağında aile hekimliği" Kongrenin bilimsel içeriğine ilişkin de bilgi veren Prof. Dr. Erdinç Yavuz, Karadeniz Bölgesi’nde aile hekimliği alanında akademik üretkenliği ve saha deneyimini bir araya getirmeyi hedeflediklerini belirtti. Kongrenin; akademisyenler, uzmanlık öğrencileri ve sahada aktif görev yapan aile hekimleri arasında bilimsel bilgi paylaşımını, deneyim aktarımını ve mesleki dayanışmayı güçlendiren önemli bir platform haline geldiğini ifade eden Yavuz, her yıl artan katılımcı sayısının daha nitelikli bilimsel programlar hazırlama konusunda kendilerine motivasyon sağladığını söyledi. Bu yıl kongrenin ana temasını "Yapay Zekâ Çağında Aile Hekimliği" olarak belirlediklerini aktaran Yavuz, dijital dönüşümün sağlık hizmetlerine etkileri ile yapay zekâ uygulamalarının birinci basamak sağlık hizmetlerindeki yerini bilimsel açıdan değerlendirdiklerini belirterek, "Amacımız katılımcılarımıza klinik uygulamalarına doğrudan katkı sağlayacak güncel ve uygulanabilir bilgiler sunmaktır" ifadelerini kullandı. Kongrede alanında uzman 30 farklı hekim sunum yaptı. Kongre 18 Mayıs günü son bulacak.
17 Mayıs 2026 Pazar - 14:21 Sıdıka hemşire 25 yıldır hastalarına şefkatle yaklaşıyor Yalova Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde görevli hemşire Sıdıka Karabıyık, 14 yaşında sağlık meslek lisesiyle başladığı meslek hayatında geride bıraktığı 25 yılda şefkatle hastaların hep yanında oldu. Türkiye’nin farklı illerinde görev yapan Karabıyık, hemşireliğin yalnızca bir meslek değil, aynı zamanda sabır, fedakârlık ve merhamet gerektiren bir yaşam biçimi olduğunu ifade etti. 12-18 Mayıs Hemşireler Haftası kapsamında konuşan Karabıyık, ailesinin isteğiyle sağlık meslek lisesine başladığını belirterek, "14 yaşında başladık, meslekle birlikte büyüdük aslında. Öğrendiğimiz her şey hayatımızın bir parçası oldu" dedi. İlk görev yerinin Kastamonu olduğunu belirten Karabıyık, aynı dönemde Süleyman Demirel Üniversitesi’nde eğitimine devam ettiğini söyledi. Daha sonra Burdur, Kocaeli, Eskişehir ve İzmir’de çalıştığını anlatan deneyimli hemşire, son 6 yıldır ise Yalova’da görev yaptığını kaydetti. Meslek hayatı boyunca özellikle doğum servislerinde çalıştığını ifade eden Karabıyık, "Yenidoğan bebeklerin tanığı olduk. Şefkati, merhameti ve sabrı öğrendik. Kendimizin morali bozuk olsa da, çocuğumuz hasta olsa da görevimizin başında olmak zorundayız. Sevmeyen bu mesleği yapamaz" diye konuştu. "Bu bir şefkat göstergesi" Meslek hayatında unutamadığı bir anısını da paylaşan Karabıyık, öğrencilik döneminde tam felçli ve kimsesiz bir hastayla ilgilendiğini belirterek şöyle konuştu: "Kimsesi yoktu. Kızı İstanbul’daydı. Bakıcı tutmuş yanında. Bakıcısı tabii çok iyi bakamıyor. Konuşamıyor hasta zaten. Hocam demişti, ayakları nasırlanmış. Onu temizle. Tabii o zaman nasıl temizleyeceğimi bilmiyorum. Yatalak hasta çünkü. Hocamın sözü aklına geldi. Her zaman aktif olmalıdır sözü. Bir şekilde poşetin içine suları koydum falan, beklettim, temizledim. Sonra saçını okşadım, kıyamadım amcayı. Tek başına olduğu için. O da ben öyle yaptığımda gözünden böyle yaşlar aktı. Tabi hastalar bilinçsiz de olsa, konuşamıyor da olsa hep anlıyorlar, bilinçliler o konuda. O yüzden o benim hayatımda unutamadığım bir andır. Bu bir şefkat göstergesi bence." 25 yıl önce görev yaptığı Kastamonu’daki vatandaşlarla halen görüştüğünü ifade eden Karabıyık, "Küçük çocuklar büyüdü, evlendi, torun sahibi oldu. Hâlâ arayıp sorarlar" diye konuştu. Hemşireliğin sürekli kendini yenilemeyi gerektiren bir meslek olduğuna dikkati çeken Karabıyık, yıllar boyunca hizmet içi eğitimler aldıklarını belirterek gençlere de tavsiyede bulundu. Karabıyık, "Bu meslek sadece iş sahibi olmak ya da para kazanmak için yapılacak bir meslek değil. Gerçekten seven insanların yapması gerekiyor. Bu mesleği hakkıyla yapan gençlere Türkiye’nin ihtiyacı var" dedi. Hemşire Karabıyık’ın hastaları da hastanede gördüğü ilgiden memnun olduğunu söyledi.
17 Mayıs 2026 Pazar - 13:39 Hipertansiyonda gizli belirtiler önemli Acıbadem Kayseri Hastanesi Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Ergün Seyfeli, hipertansiyonun gizli seyreden bir hastalık olduğunu söyleyerek, "Hipertansiyon; hastalığın önemli bir kısmı sessiz seyretse de hastalar baş ağrısı, nefes darlığı, çarpıntı, çabuk yorulma gibi şikayetlerle karşımıza çıkıyor" dedi. Dünyada 1 milyar üzerinde insanın hipertansiyon hastası olduğunu söyleyen Prof. Dr. Ergün Seyfeli, "Hipertansiyon dünyada en sık rastlanan kardiyovasküler risk faktörlerinden birisidir. Dünyada yaklaşık 1 milyar üzerinde hipertansiyon hastası bulunmaktadır. Ülkemizde de yaklaşık olarak 15 ila 20 milyon arasında hipertansiyon hastası olduğunu varsaymaktayız. Genelde erişkin nüfusun yaklaşık üçte birinde yani her 10 kişiden 3 tanesinde hipertansiyona rastlamaktayız. Hipertansiyon, kanın damar duvarındaki yaptığı basınç olarak tariflenir ve 120’ye 80’in altında kabul edilir. 140/90’ın üzerindeki kan basıncı değerleri ise hipertansiyon olarak kabul edilir. 120 ile 140 milimetre civarı arasındaki kan basıncı değerleri ise artmış kan basıncı olarak kabul edilir. Aslında bunu hipertansiyona aday hastalar olarak da kabul edebiliriz. Hipertansiyon, aslında kolay teşhis konulmasına rağmen maalesef hastalarımızın yaklaşık yarısı hipertansiyon hastası olduğunun farkında bile değil. Bunda en önemli sebeplerden bir tanesi hastalığın sessiz seyretmesi ve kendine özgü bir şikayetinin olmamasıdır. Fakat hastaların önemli bir kısmında hipertansiyon baş ağrısı, nefes darlığı, çarpıntı, çabuk yorulma gibi şikayetlerle karşımıza çıkmaktadır. Özellikle hipertansiyon hastalarının %30’unda baş ağrısı bulunmaktadır. Bu baş ağrısı genelde enseden başlayarak başın tepe üstüne kadar ilerleyen baskı tarzında ağrılar şeklinde görülmektedir. Bazen tansiyon ani-hızlı yükseldiğinde ya da stres kökenli olduğunda bu baş ağrısına bulantı, kusma gibi şikayetler de eşlik etmektedir" dedi. Prof. Dr. Seyfeli, tansiyonun düzenli olarak kontrol edilmesi ve doğru şekilde ölçülmesi gerektiğini söyleyerek, "Tansiyonumuza genelde 18 yaşından sonra 2 yılda bir, 40 yaşından sonra da yılda bir kez mutlaka bakmamız gerekiyor. Şayet ailesinde genetik olarak tansiyon hastası olan vatandaşlarımız varsa bunların da yine de 18 ile 40 yaş arasında da yılda bir kez de olsa mutlaka kan basıncını ölçtürmesi gerekmektedir. Tansiyon ölçümünde birçok hata yapılmaktadır. Burada dikkat edilmesi gerekenler, tansiyonu ölçülecek kişinin 20 dakika veya yarım saat öncesinden yemek yememiş olması, çay, kahve, sigara, alkol tüketmemiş olmaması gerekmektedir. Hastanın efor sonrası mutlaka dinlenmesi gerekiyor. Hastanın oturur vaziyette sırtını bir yere yaslaması ve kolundaki sıkı giysilerin çıkarılması gerekiyor. Kol kalp hizasında olmalı ve mutlaka elimizle ya da herhangi bir aparatla kolun desteklenmesi gerekiyor. Yine tansiyon ölçerken manşonun dirsek seviyesinden 2-3 santim yukarıda bağlanması gerekiyor ve stetoskopun yani kulaklığın buradaki atardamara denk gelmesi gerekiyor ki doğru ve düzgün bir tansiyon ölçelim. Yine tansiyon ölçerken ayak ayak üstüne atılması, tansiyon ölçerken konuşulması maalesef tansiyonun yanlış ölçülmesine neden olabilir" ifadelerini kullandı. Hipertansiyon için şikayetlerin beklenmemesi gerektiğini söyleyen Seyfeli, "Tansiyon kronik bir hastalık ve gerçekten toplumda çok sık görülen ve sessiz seyrettiği için de ancak hastalar bize hipertansiyona bağlı problemlerle gelmekte. Bunlar hangi problemler diye baktığımızda ise; özellikle kalp krizi, kalp yetmezliği ya da aort damarında anevrizma dediğimiz genişlemelerin neticesinde oluşan yırtılmalarla karşımıza geliyor. Özellikle bu hastalar sadece kalp ve damar hastalıkları değil felçle, görme bozuklukları ve böbrek yetmezliği ve diyalizle de karşımıza çıkmaktadır. Dolayısıyla hipertansif hastaların bu tür komplikasyonlarla karşılaşmadan önce mutlaka tansiyonlarını kontrol ettirmeleri ve etkin tedaviyle hedefte tutulması gerekiyor. Tansiyon hastalarında hedef 120’ye 80’in altında tutulmasıdır, bunun üstündeki her 10 milimetre civalık artışın hipertansiyona bağlı komplikasyonları arttırdığını söyleyebiliriz. Bu hastaların mutlaka yıllık kontrollerini yaptırmaları ve illa şikayet olmasını beklememeleri gerekiyor. Özellikle dijital tansiyon aletleri son derece yaygın, kendi kendimize tansiyonumuzu kolayca ölçebiliriz. Eğer tansiyonumuz 140/90 ve üzerinde seyrederse mutlaka bir sağlık kuruluşuna, bir kardiyoloji uzmanına görünmelerinde fayda vardır" dedi.
Denizli’de ‘Sağlıklı Çocuk, Sağlıklı Gelecek’ projesi hayata geçirildi
23 Mayıs 2025 Cuma - 09:44 Denizli’de ‘Sağlıklı Çocuk, Sağlıklı Gelecek’ projesi hayata geçirildi Toplumda sağlıklı yaşam alışkanlıklarının kazandırılması ve sağlık okuryazarlığı düzeyinin arttırılması amacıyla Sağlık Bakanlığı ile Milli Eğitim Bakanlığı tarafından düzenlenen ‘Sağlıklı Çocuk, Sağlıklı Gelecek’ projesinin Denizli’de ilk saha uygulaması yapıldı. Küçük yaşlardan itibaren çocuklarda sağlıklı yaşam alışkanlıklarının kazandırılmasını, sağlık okuryazarlılığının arttırılmasını ve temel sağlık kavramlarının eğlenceli bir ortamda öğretilmesini amaçlayan Sağlıklı Çocuk, Sağlıklı Gelecek programı Denizli’de de hayata geçirildi. Osman Aydınlı İlkokulu’nda düzenlenen programa Denizli Valisi Ömer Faruk Coşkun, Denizli İl Sağlık Müdürü Uz. Dr. Berna Öztürk, Denizli İl Milli Eğitim Müdürü Emre Çalışkan, sağlık çalışanları, öğretmenler ve öğrenciler katıldı. Program kapsamında Osman Aydınlı İlkokulu’ndaki etkinlik alanında "Aile Hekimliği İstasyonu, Ağız ve Diş Sağlığı İstasyonu, Sağlıklı Beslenme İstasyonu, Fiziksel Aktivite İstasyonu, Kişisel Hijyen ve Bulaşıcı Hastalıklardan Korunma İstasyonu, 112 Acil Sağlık Hizmetleri ve UMKE (Ulusal Medikal Kurtarma Ekibi) Tanıtım İstasyonu, Geleneksel Çocuk Oyunları Alanı" kuruldu. Sağlık eğitiminin eğlenceli ve kalıcı hâle getirilmesine katkı sağlamak amacıyla etkinlikte; çocuklara özel olarak hazırlanmış şarkılara, boyama kitaplarına, mini eğitim kitapçıklarına ve interaktif oyunlara yer verildi. ‘Sağlıklı Çocuk, Sağlıklı Gelecek’ programının Milli Eğitim Bakanlığı’nın üzerinde hassasiyetle durduğu konuların başında geldiğini belirten Denizli Milli Eğitim Müdürü Emre Çalışkan, "Öğrencilerimizin akademik başarılarının yanında mutlu, kendini seven ve bedenen sağlıklı bireyler olmasını önemsiyoruz. Vücudumuza iyi bakmak, sağlıklı beslenip, sağlımıza iyi gelecek faaliyetlerde bulunmak büyük önem arz etmektedir. Bunun için eğitiminizin yanında sağlıklı yaşamanız için de size hizmet etmek ve sizlerin geleceği için çalışmaktan gurur duyuyoruz. Türkiye yüzyılının sağlıklı bireylerin ellerinde büyüyeceğine inanarak bu etkinliğin gerçekleşmesinde başta Sayın Valimiz olmak üzere, İl Sağlık Müdürümüze, Müdürlüğümüz çalışanlarına ve kıymetli öğretmenlerimize çok teşekkür ediyorum" dedi. "Çocuklarımızı birer sağlık elçisi haline getireceğiz" Sağlık Bakanlığı tarafından "Koruyan, Geliştiren ve Üreten Sağlık" modeliyle başlatılan Sağlıklı Türkiye Yüzyılının en önemli parçalarından biri olan Sağlıklı Çocuk, Sağlıklı Gelecek Programını Denizli’de başlattıklarını ifade eden Denizli İl Sağlık Müdürü Uz. Dr. Berna Öztürk, "Sağlıklı nesiller yetiştirmek, sağlıklı bir toplum elde etmek, hayata aktif katılan sağlıklı bireylerin olduğu, koruyucu sağlık hizmetlerinin önde gittiği bir ülke olmak için elimizden geleni yapıyoruz. Bugün burada Sağlık Bakanlığımız ve Milli Eğitim Bakanlığı işbirliğiyle hayata geçirilen Sağlıklı Çocuk, Sağlıklı Gelecek programının startını verdik. Anaokulu ve ilkokullardaki öğrencilere sağlıklı bir yaşam nasıl kurulabilirin eğitimini vererek, çocuklarımızı birer sağlık elçisi haline getireceğiz. Çocuklar burada öğrendiklerini ailelerine anlatacak. İnşallah Denizli sağlıklı nesillerin yetiştiği, hastalıkların az görüldüğü, sağlık okuryazarlığının arttığı bir şehir olacak. Programda emeği geçen Sayın Valimiz başta olmak üzere Milli Eğitim Müdürlüğümüze ve sağlık çalışanlarımıza çok teşekkür ediyorum" ifadelerini kullandı. "Bundan sonra çocuklar bizim sağlık elçilerimiz" Sağlıklı Çocuk, Sağlıklı Gelecek programının geleceğimizin teminatı olan çocuklar için çok önemli olduğunu vurgulayan Denizli Valisi Ömer Faruk Coşkun, "Çocuklar toplumumuzun temel taşı, umudumuzun ve yarınlarımızın güvencesidir. Onların fiziksel, ruhsal ve sosyal açıdan sağlıklı bireyler olarak yetişmeleri yalnızca ailelerinin değil toplumun tüm kesimlerinin ortak sorumluluğudur. Çocuklarımıza küçük yaşlardan itibaren sağlıklı yaşam alışkanlıklarını kazandırmak, çocukların sağlık konularındaki bilgi düzeylerini ve farkındalıklarını arttırmak amacıyla Sağlık Bakanlığımız ve Milli Eğitim Bakanlığımız arasında Sağlıklı Çocuk, Sağlıklı Gelecek protokolü imzalandı. 81 ilde uygulanacak olan bu program, temel eğitim kademesindeki okul öncesi ve ilkokuldaki öğrencilere yönelik olarak hem teorik hem de uygulamalı eğitimleri içerecek şekilde planlanmıştır. Programın merkezinde yer alan "Sağlık Elçisi" modeli, çocukların sağlık bilgilerini sadece öğrenmekle kalmayıp paylaşma ve yayma sorumluluğu kazanmalarını da sağlayacaktır. İlimizde de İl Sağlık Müdürlüğümüz ve İl Milli Eğitim Müdürlüğümüz işbirliğinde Osman Aydınlı İlkokulu’nda Sağlıklı Çocuk, Sağlıklı Gelecek Programının tanıtımını yapıyoruz. Bugün burada bulunan 850 öğrencimiz de bizim Sağlık Elçimiz olacak. Bundan sonra hepinize büyük görevler düşüyor. Sağlıklı besleneceksiniz, dişlerinizi fırçalayacaksınız, televizyon ve internetten uzak durarak bol bol spor yapacaksınız. Ailenizde sigara içen varsa bu sizin sağlığınıza zararlı lütfen içme diyerek uyaracaksınız, kilolu olan kişilere lütfen sağlıklı beslen ve hareket et diyeceksiniz. Bundan sonra siz bizim sağlık elçimizsiniz. Artık geleceğimizin sağlığı sizin ellerinizde" şeklinde konuştu.
Termomineral suların terapötik etkisi anlatıldı
23 Mayıs 2025 Cuma - 09:39 Termomineral suların terapötik etkisi anlatıldı Düzce Üniversitesi İşletme Fakültesi Sağlık Yönetimi Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Fuat Yalman, bikarbonat içeren termal suların mide-bağırsak ve idrar yolu rahatsızlıklarına, klorür içerenlerin yüksek tansiyona, sülfat ve kükürt içerenlerin ise romatizma ağrılarına iyi geldiğini, selenyum içeren suların ise ciltteki yara ve doku iyileşmelerine katkı sağladığını vurguladı. Düzce Üniversitesi Orman Fakültesi tarafından, Orman Fakültesi Konferansları Serisi kapsamında düzenlenen, Termomineral Suların Terapötik Etkisi başlıklı konferans, Orman Fakültesi Toplanı Salonu’nda gerçekleştirildi. Programa Orman Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Abdurrahim Aydın, Dekan Yardımcıları Prof. Dr. Yılmaz Türk ve Doç. Dr. Halil İbrahim Şahin ile fakülte akademisyenleri katılım sağladı. Etkinliğe davetli konuşmacı olarak katılan Düzce Üniversitesi İşletme Fakültesi Sağlık Yönetimi Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Fuat Yalman, termomineral suların tedavi edici etkilerine dair kapsamlı bir sunum yaptı. Termal ve termomineral sular arasındaki farkları anlatan Yalman, bu suların uygulama yöntemleri ve etki mekanizmalarını detaylandırdı. Termal suların, kaldırma kuvveti, viskozite, termik ve kimyasal etkiler, penetrasyon ve flüsyon gibi etki mekanizmaları olduğunu söyleyen Yalman, termomineral suların kimyasal özelliklerine de değindi. Bikarbonat içeren termal suların mide-bağırsak ve idrar yolu rahatsızlıklarına, klorür içerenlerin yüksek tansiyona, sülfat ve kükürt içerenlerin ise romatizma ağrılarına iyi geldiğini belirten Yalman; selenyum içeren suların ise ciltteki yara ve doku iyileşmelerine katkı sağladığını vurguladı. Sitz banyosu, soğuk-sıcak oturma banyoları ve kelebek banyosu gibi çeşitli hidroterapi uygulamaları hakkında da bilgi veren Yalman, termomineral suların vücut direncini artırma, kas gevşemesi sağlama, dolaşımı hızlandırma gibi pek çok faydasını katılımcılarla paylaştı. Kaplıca suyunun tıbbi kullanımıyla ilgili önemli uyarılarda da bulunan Doç. Dr. Yalman, su sıcaklığının 36-41C arasında olması gerektiğini, banyoların günde bir kez yapılmasının yeterli olacağını ve her banyodan sonra vücudun durulanmadan sadece iyice kurulanması gerektiğini belirtti. Termal havuzda hareketsiz kalınması ve kullanım sonrası sırt üstü yatılarak dinlenilmesinin etkileri artırabileceğini ifade eden Yalman’ın bilgilendirici sunumu katılımcılardan yoğun ilgi gördü.
Sosyal medya diyetlerine kapılmayın
23 Mayıs 2025 Cuma - 09:37 Sosyal medya diyetlerine kapılmayın Sosyal medyada sıkça karşılaşılan "10 günde 5 kilo" gibi abartılı vaatlere kapılmamak gerektiği uyarısında bulunan Beslenme ve Diyet Uzmanı Çisem Gündüz, kısa egzersizler ya da basit aktivitelerin metabolizmayı hızlandırmak için yeterli olduğunu söyledi. Yaz aylarının yaklaşmasıyla birlikte formda kalmak, enerjik hissetmek ve fazla kilolardan kurtulmak isteyenlerin sayısı artıyor. Konuyla ilgili Acıbadem Adana Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Çisem Gündüz, İhlas Haber Ajansı muhabirine açıklamada bulundu. Yaz aylarının yaklaşmasıyla birlikte birçok kişi hem bedenen hem de zihnen hafiflemek, daha enerjik hissetmek ve formda kalmak istediğini ifade eden Beslenme ve Diyet Uzmanı Gündüz, "Burada önemli olan, kısa vadeli ve sağlıksız çözümler yerine, sürdürülebilir ve dengeli bir yaşam tarzını benimsemek" dedi. "Her bedenin ihtiyaçları ve metabolizması farklıdır" Sosyal medyada sıkça karşılaşılan "10 günde 5 kilo" gibi abartılı vaatlere kapılmamak gerektiğine dikkat çeken Diyetisyen Gündüz, "Unutmamalıyız ki her bedenin ihtiyaçları ve metabolizması farklıdır. Kendinize uygun, sürdürülebilir hedefler koymak hem başarı hissinizi artırır hem de motivasyonunuzu korur. Günde 10-12 bardak su içmeye özen gösterin. Yaz aylarında terleme ile artan sıvı kaybını da düşünerek, bu miktar bireysel ihtiyaca göre artabilir" şeklinde konuştu. "Lif içeriği yüksek sebzeler hem tokluk süresini uzatır" Taze sebze ve meyveler açısından yaz aylarının oldukça zengin bir mevsim olduğunu hatırlatan Diyetisyen Gündüz, "Lif içeriği yüksek sebzeler hem tokluk süresini uzatır hem de sindirim sistemini destekler. Tabaklarınızı ne kadar renklendirirseniz, besin çeşitliliği açısından o kadar zengin bir beslenme planı oluşturmuş olursunuz. Yoğun geçen günlerde öğün atlamak ya da hızlıca geçiştirmek kolay olabilir. Ancak bu durum, günün ilerleyen saatlerinde kan şekeri düşüklüğüne, tatlı krizlerine ya da aşırı yeme ataklarına yol açabilir. Her öğünde protein, kompleks karbonhidrat ve sağlıklı yağlara yer vererek dengeli beslenmeye çalışın" diye konuştu. Her gün saatlerce spor salonunda vakit geçirmeye gerek olmadığına da değinen Gündüz, "Günlük 45-50 dakikalık yürüyüşler, evde yapılan kısa egzersizler ya da açık havada yapacağınız basit aktiviteler bile metabolizmayı hızlandırmak için yeterlidir. Hareketi bir zorunluluk değil, yaşam tarzınızın doğal bir parçası haline getirin. Unutmayın ki bu bir yarış değil. Vücudunuzun değişimi zaman alabilir ve herkesin süreci kendine özgüdür. Acele etmeden, kendinize karşı nazik olarak bu süreci bir dönüşüm fırsatı gibi görebilirsiniz" diyerek sözlerini tamamladı.
Ar-Ge ekibi bu defa uyku sorunu yaşayanlar için çalıştı
23 Mayıs 2025 Cuma - 09:37 Ar-Ge ekibi bu defa uyku sorunu yaşayanlar için çalıştı Adnan Menderes Üniversitesi (ADÜ) Teknokent’te yürütülen başarılı Ar-Ge çalışmaları kapsamında geliştirilen HBX-Ar-Ge ekibinin ürettiği 2371 Uyku Kremi adlı ürün ile doğanın en zengin kaynaklarından biri olan beyaz dut ve ceviz sütü ile uyku sorunları ve stresle mücadelede dikkat çekici sonuçlar elde ettiğini açıkladı. Karya Farma HBX Ar-Ge ekibinden Uzm. Dr. Burak Alptekin, bitkisel moleküllerin sinir sistemi üzerindeki etkilerini bilimsel yaklaşımla birleştirerek, yenilikçi bir biyokozmetik formülasyon oluşturduklarını belirtti. Beyaz dutun içerdiği doğal flavonoidler, glikoz kaynaklı serotonin öncüleri ve cevizde bulunan omega-3 ile B vitamini kompleksi, sinir sistemi üzerinde doğal ve dengeli bir etki oluştururduğunu belirten Alptekin, "HBX-2371 Uyku Kremi, bu bileşenlerin uygun oranlarla birleştirildiği ve cilt yoluyla uygulandığı bilimsel temelli bir çalışmadır. Uykuya geçişi kolaylaştırma ve stres tepkilerini yumuşatma noktasında oldukça başarılı buluyoruz. Bunun yanında beyaz dut, yüksek C vitamini, doğal şekerler (glikoz, fruktoz), quercetin ve resveratrol gibi antioksidanlarla beyni yatıştırır. Ceviz sütü ise içerdiği omega-3 yağ asitleri, magnezyum, triptofan ve B1-B6 vitaminleri ile hem zihinsel gevşeme hem de cilt destekleyici etkiler sağlar. HBX-2371, bu güçlü doğal kaynakları moleküler düzeyde harmanlayarak, duyusal ve biyolojik bir rahatlama sunar" diyerek bu bileşenlerle oluşturulan doğal ürünün uyku sorunu yaşayanlara yardımcı olacağına inandığını kaydetti. Oluşturulan kremin bir bakım ürünü değil doğal bir denge sistemi olarak gördüklerini kaydeden HBX Ar-Ge ekibinden Kimyager Aslı Aktaş ise "Dut ve ceviz sütünden elde edilen biyomoleküller sadece cilde değil, aynı zamanda sinir sistemine de dolaylı etki eder. Bana göre HBX-2371 bu geçişi sağlayan doğal bir denge sistemidir. Cilt üzerinden uygulanan bu formül, duyusal gevşeme ve uykuya geçişte kullanıcıya destek olur" ifadelerini kullandı. Çalışmalarında tabiatın pek çok kişinin bilmediği zenginliklerinden faydalandıklarını ve bugüne kadar 18 ayrı patent aldıklarını belirten Karya Farma HBX Ar-Ge Kurucusu Hakan Başlık ise "Bilim ve doğanın buluştuğu bu özel formülasyon, modern yaşamın getirdiği stres, uykusuzluk ve zihinsel yorgunluk gibi sorunlara karşı etkili bir çözüm sunmaya çalışıyoruz. İş hayatından aile yaşantısına, sosyal hayattan özel hayata kadar insanlarımızın en büyük sorunlarından biri stres ve buna bağlı olarak yaşadığı uykusuzluk. Bu çalışma ile uyku sorunu yaşayanlara yardımcı olmak istiyoruz" dedi.
Uzmanlardan kene uyarısı: "Hastalık ölümcül olabilir"
23 Mayıs 2025 Cuma - 09:31 Uzmanlardan kene uyarısı: "Hastalık ölümcül olabilir" Van İl Sağlık Müdürlüğü Halk Sağlığı Uzmanı Dr. Ferdane Şeyma Toplu, özellikle ilkbahar ve yaz aylarında artış gösteren Kırım-Kongo Kanamalı Ateşi (KKKA) vakalarına karşı vatandaşları dikkatli olmaları konusunda uyardı. Sıcak havaların gelmesiyle birlikte uzmanlar, kenelerin taşıdığı virüsle bulaşan KKKA hastalığının hayati risk oluşturabileceğine dikkat çekti. Hastalık genellikle ateş, bulantı, kusma ve ishal gibi belirtilerle ortaya çıkarken, bazı vakalarda iç ve dış kanamalara yol açarak ölümle sonuçlanabiliyor. Uzmanlar, KKKA’nın Türkiye’de en çok İç Anadolu’nun kuzeyi, Doğu Anadolu’nun kuzeyi ve Orta Karadeniz bölgelerinde görüldüğünü hatırlattı. Konuya ilişkin açıklama yapan Halk Sağlığı Uzmanı Dr. Ferdane Şeyma Toplu, KKKA’nın, kenelerin taşıdığı virüsün insanlara bulaşmasıyla ortaya çıkan bir enfeksiyon hastalığı olduğunu belirtti. Dr. Toplu, "Hastalık ateş, bulantı, kusma ve ishal gibi semptomlarla seyredebilir. Daha ciddi vakalarda kanamalar görülebilir ve hastalık ölümle sonuçlanabilir. Ülkemizde hastalık genellikle ilkbahar ve yaz aylarında ortaya çıkmakta; en çok İç Anadolu’nun kuzeyi, Doğu Anadolu’nun kuzeyi ve Orta Karadeniz bölgelerinde görülmektedir. Bulaşma genellikle virüsü taşıyan kenelerin insanlara temasıyla olur" dedi. "Vücuduna kene tutunanlar 10 gün boyunca kendilerini izlemeli" Tarla, bağ, bahçe, tarım arazisi ve orman gibi kenelerin bulunabileceği yüksek riskli alanlara gidilirken, kişilerin vücutlarını örten kıyafetler giymesi gerektiğini vurgulayan Dr. Toplu, "Pantolon paçaları çorapların içine sokulmalı, açık renkli giysiler tercih edilmeli ve yere oturulacaksa açık renkli örtüler serilerek kenelerin fark edilmesi kolaylaştırılmalıdır. Bu alanlardan dönüşte, hem kendilerinin hem de çocuklarının vücutları kene açısından mutlaka kontrol edilmelidir. Özellikle saçlı deri, ense, kulak arkası, koltuk altı, kasık ve diz arkası gibi bölgeler dikkatle incelenmelidir. Kene görüldüğünde, bir bez, eldiven veya poşet yardımıyla vücuttan uzaklaştırılmalıdır. Eğer kişi bunu kendisi yapamıyorsa, en kısa sürede sağlık kuruluşuna başvurmalıdır. Vücuduna kene tutunan kişiler 10 gün süreyle kendilerini izlemelidir. Baş ağrısı, bulantı, kusma, ateş ve halsizlik gibi belirtilerden biri ya da birkaçı görülürse mutlaka sağlık kuruluşuna başvurulmalıdır" diye konuştu. "Keneler kesinlikle patlatılmamalı veya ezilmemelidir" Kenelerin kesinlikle patlatılmaması veya ezilmemesi gerektiğine dikkat çeken Dr. Toplu, sözlerini şöyle sürdürdü: "Keneler, vücuda tutunmuş ya da hayvanların üzerinde görülmüş olsa bile kesinlikle patlatılmamalı veya ezilmemelidir. Üzerlerine sigara basmak, kolonya, alkol, gaz yağı gibi kimyasallar dökmek gibi yöntemlere başvurulmamalıdır. Hastalık bazı durumlarda belirti göstermeden de seyredebilir. Bu nedenle, hayvanların kanlarına, dokularına veya çıkartılarına çıplak elle temas edilmemelidir. Ayrıca, hastalığa yakalanan kişilerle temas halinde bulunan bireyler; eldiven, maske ve önlük gibi kişisel koruyucu ekipmanları mutlaka kullanmalıdır."
Beyin sağlığına giden yol ağızdan geçiyor
23 Mayıs 2025 Cuma - 09:30 Beyin sağlığına giden yol ağızdan geçiyor Ağız ve diş sağlığı, lokal bir sorun olmanın çok ötesinde bir önem taşıyor. Ağızdaki bazı bakteriler önlem alınmazsa beyin sağlığını da tehdit edebiliyor. Medicana International İzmir Hastanesi Nöroloji Uzmanı Dr. Hasan Armağan Uysal, özellikle yaşlı bireylerde ağız sağlığının beyin üzerinde belirleyici bir rol oynadığına dikkat çekerek, "Ağız sağlığı, beynin sağlığıyla doğrudan ilişkili. Alzheimer gibi nörodejeneratif hastalıklarla uğraşan bizler için, sistemik inflamasyonun beyne yansımaları çok önemli" dedi. Uzm. Dr. Hasan Armağan Uysal, ileri diş eti hastalığı olarak tanımlanan periodontitisin, kronik inflamasyon oluşturan bir tablo olduğuna dikkat çekerek, "Bu durumda özellikle ‘Porphyromonas gingivalis’ gibi bakteriler diş eti dokusuna yerleşir ve zamanla kan dolaşımına karışır. Buradan da beyin bariyerini aşarak merkezi sinir sistemine ulaşabilecekleri düşünülmektedir" açıklamasında bulundu. ‘Ağızdaki yangının dumanı, beynimize gidiyor’ Bilimsel çalışmaların bu bakterilerin DNA’sının Alzheimer hastalarının beyinlerinde tespit edildiğini ortaya koyduğunu belirten Uzm. Dr. Hasan Armağan Uysal, "Bu bakterinin salgıladığı gingipain adlı enzim, beyin dokusunda nörotoksik etkilere neden olabilmektedir. Aynı zamanda bu tür kronik enfeksiyonlar, mikroglial aktivasyonu tetikleyerek beyinde nöroinflamasyonu artırmaktadır" dedi. Ağız sağlığıyla beyin arasındaki bağlantıya da değinen Uzm. Dr. Hasan Armağan Uysal, sözlerine şöyle devam etti: "Bu konuda en çok üzerinde durulan yol trigeminal sinir yoludur. Dişlerden ve diş etinden çıkan duyusal lifler trigeminal sinir aracılığıyla ponsa, oradan da merkezi sinir sistemine taşınır. Bakteriyel enfeksiyonların sinir yolu üzerinden beyne taşınması daha çok olfaktör sinir aracılığıyla gerçekleştiriliyor. Koku alma siniri doğrudan beyinle bağlantılıdır ve olfaktör epitelyum bariyer özellik göstermez. Bu nedenle, bazı araştırmalar ağız ve burun florasındaki mikroorganizmaların, özellikle olfaktör yol üzerinden limbik sisteme ulaşabileceğini öne sürüyor. Bu yollar, sadece duyuyu iletmekle kalmayıp, aynı zamanda enfeksiyonların veya inflamasyonun da ‘sessiz taşıyıcısı’ olabilir." Ağız bakterileri Alzheimer’ı tetikleyebilir mi? Alzheimer hastalığıyla ağız bakterileri arasında kuvvetli bağlar olduğuna dikkat çeken Uzm. Dr. Hasan Armağan Uysal, "Çalışmalara göre Porphyromonas gingivalis, Alzheimer hastalarının beyninde daha sık görülüyor. Bu bakteri, beta-amiloid üretimini artırıcı yönde etki gösteriyor. Yani ağız bakterisi sadece enflamasyon oluşturmakla kalmıyor, Alzheimer’ın en temel patolojik sürecini doğrudan etkileyebiliyor. Fare deneylerinde bu bakteriye maruz bırakılan hayvanlarda bellek bozuklukları ve amiloid birikimi bulundu. Ağzımızdaki mikroorganizmaların, sadece ağızda değil, beynin hücresel düzeydeki yapısını bile değiştirebileceğini gösteren çok sayıda kanıt vardır. Biz nörologlar için bu çok değerli bir bilgi çünkü Alzheimer’ın önlenebilir faktörleri arasında artık ağız sağlığı da yer alıyor" ifadelerini kullandı. Ağız-kalp-beyin üçgenine dikkat! Bu üç sistemin birbirine sıkı sıkıya bağlı olduğunu ifade eden Uzm. Dr. Hasan Armağan Uysal, şunları ekledi: "Ağız sağlığı bozulduğunda, bakteriler kana karışır ve sistemik inflamasyonu artırır. Bu inflamasyon, damar duvarlarını etkileyerek ateroskleroz sürecini hızlandırabilir. Kalp-damar sistemi etkilendiğinde, beynin kanlanması bozulur, vasküler demans riski artar. Aynı zamanda inflamasyon, Alzheimer sürecine katkıda bulunan sitokinleri de yükseltir. Yani bu bir domino taşı etkisi gibidir: Ağızda başlayan bir sorun, damar sistemine, oradan da beyne uzanan zincirleme bir bozulmaya neden olabilir." Diş fırçalamak beyni de koruyor Ağız sağlığının demansla mücadelede önemli bir başlık hâline geldiğini belirten Uzm. Dr. Hasan Armağan Uysal, sözlerini şöyle tamamladı: "Diş fırçalamak sadece ağız sağlığı için değil, beyin sağlığı için de bir alışkanlık. Bu nedenle özellikle yaşlı bireylerde, demans riski olan hastalarda ağız sağlığına özel önem verilmesi gerektiğini düşünüyorum. Alzheimer’dan korunma stratejilerinde artık diş fırçası da rol oynuyor."
Denizli Tekden Hastanesi Başhekimliğine tecrübeli isim getirildi
23 Mayıs 2025 Cuma - 09:23 Denizli Tekden Hastanesi Başhekimliğine tecrübeli isim getirildi Denizli’de öncü sağlık kuruluşlarından olan Özel Denizli Tekden Hastanesi’nde Başhekimlik görevine, Göğüs Hastalıkları Uzmanı Uz. Dr. Hulusi Deniz Oğuz getirildi. Tekden Hastaneleri Yönetim Kurulu Başkanı Op. Dr. Kemal Tekden ve Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Ruziye Tekden’in katılımıyla düzenlenen Başhekimlik devir teslim töreninde Dr. Şakir Bayur görevini, Uz. Dr. Hulusi Deniz Oğuz’a teslim etti. Özel Denizli Tekden Hastanesi’nde gerçekleşen Başhekimlik devir-teslim töreninde konuşan Tekden Hastaneleri Yönetim Kurulu Başkanı Op. Dr. Kemal Tekden, "23 yıldır Denizli’de sağlık alanında gerçekleştirdiğimiz hizmetlerimizin her zaman daha kaliteli olması için mücadele ettik. Bu mücadele sonucu Denizli’de aile ortamı olan bir hastane oluşturduk. Bugün bu bayrak değişimi ile her zaman yeniliklere dayalı hizmetimizde bir adım daha atarak tecrübesi ile bizlerin daha da kaliteli hizmet vermesinde büyük bir rol oynayacağına inandığımız Uz. Dr. Hulusi Deniz Oğuz bey hastanemizde başhekimliğe geldi. Kendisinin tecrübesine ve geçmiş yıllarda göstermiş olduğu hizmetlere şahit olduk. Umuyoruz ki kendisi hastanemiz adına da bu özveri ve gayretle güzel ve örnek olacak işlere imzasını atacaktır. Bu vesileyle yıllardır hastanemizde Başhekimlik görevini ifa eden Dr. Şakir Bayur kardeşime de hastanemizde başhekimlik görevi boyunca vermiş olduğu hizmetlerden dolayı teşekkür ediyoruz. Biz burada tüm hekim kadromuz ve tüm çalışanlarımız ile büyük bir aileyiz. Bu değişiminde tüm Denizli’ye ve sağlık camiamıza hayırlara vesile olmasını temenni ediyoruz" şeklinde konuştu. "Var gücümüzle işimizin başındayız" Tekden Hastanesi’nde yeni başhekim olan Uz. Dr. Hulusi Deniz Oğuz, "Hastanemizin sağlık sektöründe göstermiş olduğu hizmetler geleceğimize de ışık tutacaktır" diyen Başhekim Oğuz yaptığı konuşmada," Bir aileden daha fazlası olan Tekden Hastaneleri, Denizli’de göstermiş olduğu sağlık hizmetindeki başarılarıyla geleceğimizin en büyük ışık kaynağı olmuştur. Bu geçmiş ile gelecekte hizmet kalitemizi daha da ileriye taşımanın gayretinde olacağız. Bizlere bu görevi layık gören Yönetim Kurulu Başkanımız Op. Dr. Kemal Tekden’e ve Yönetim Kurulu Başkan Yardımcımız Ruziye Tekden’e, teşekkür ederim. Başhekimlik görevini şahsıma başarıyla devreden ve bugüne kadar göstermiş olduğu hizmetlerden dolayı Doktor Şakir Bayur’a da teşekkürü bir borç biliyorum" ifadelerini kullandı. "Oğuz’a başarılar dilerim" Tekden Hastanesi’nin yıllardır bir ferdi olarak bu görevi gururla taşıdığını belirten Dr. Şakir Bayur ise "Hedeflerimiz amaçlarımız bir, sağlık sektörünün öncü kuruluşu olmaktan dolayı gurur duyuyoruz. Bugün görevi Uz. Dr. Hulusi Deniz Oğuz hocamıza devrettim. Kendisinin de başarılı olacağından eminim ben kendisinin her zaman yanında olacağıma söz veriyorum. Ve kendisinin başarılı olacağından da fazlasıyla eminim sağlık camiamıza ve hastanemize hayırlı olsun" dedi.
"Kontrol altına alınmayan diyabet, ciddi hastalıklara neden olabilir"
23 Mayıs 2025 Cuma - 09:11 "Kontrol altına alınmayan diyabet, ciddi hastalıklara neden olabilir" Göz ardı edilen diyabetin ciddi sağlık sorunlarına yol açabileceğini belirten Genel Cerrahi Uzmanı Doç. Dr. Mehmet Saydam, "Tip 2 şeker hastalığı genellikle 30 yaştan itibaren başlamaktadır. Tip 2 şeker hastalığı, aslında küçük damarları tuttuğundan birçok hastalığa ve organ yetmezliklerine yol açabilir" dedi. VM Medical Park Gebze Hastanesi Genel Cerrahi Uzmanı Doç. Dr. Mehmet Saydam, tip 2 diyabet hakkında açıklamalarda bulundu. Tip 2 diyabetinin tanımını yapan Doç. Dr. Saydam, "Tip 2 diyabet, insülin eksikliği ve dokularda insülin etkisine karşı gelişmiş direnç nedeniyle ortaya çıkan, pek çok organı etkileyerek sistemik bir tutuluma yol açan, kan şekeri yüksekliği seyreden karbonhidrat metabolizma bozukluğudur" dedi. "Çevresel faktörler neden olabilir" Tip 2 diyabetin nedenlerinden bahseden Doç. Dr. Saydam, "En önemli nedenler çevresel ve genetik faktörler olarak gösterilmektedir. Özellikle bünyenin, kendi insülin salgılayan hücrelere karşı otoantikor üretmesi en çok etki eden faktörlerden biridir. Bunun dışında diğer etkenler arasında pankreas hastalıkları, endokrin hastalıklar, ilaç veya kimyasal nedenler, enfeksiyonlar, genetik sendromlar ve gebelik de meydana gelen diyabet gibi hastalıklar da bulunmaktadır" şeklinde konuştu. "Halsizlik ve bulanık görme görülebilir" Doç. Dr. Saydam, tip 2 diyabette görülen belirtilerini şöyle sıraladı: Poliüri (çok idrara çıkma), polidpsi (aşırı su içme isteği), polifaji (sık sık yemek yeme) ve iştahsızlık, halsizlik, çabuk yorulma, ağız kuruluğu, nokturi (geceleri düzenli idrara çıkma), bulanık görme, açıklanamayan ağırlık kaybı, inatçı enfeksiyonlar tekrarlayan mantar enfeksiyonları, kaşıntı" Teşhis süreci Tanı konma sürecini anlatan Saydam, "Açlık kan şekeri 126 mg/dl üzerindeyse veya oral şeker testi sonrası 2. saatte 200 mg/dl üzerindeyse, bunların dışında rastgele yapılan kan şekeri ölçümünde 200 mg/dl üzerinde bir değerle birlikte diyabet semptomları görülüyorsa ve yine halk arasında şekerli hemoglobin denilen HbA1c değeri yüzde 6,5 değerinin üstündeyse tanı konulmaktadır" diye konuştu. "Genellikle 30 yaş üzerinde başlıyor" Risk altındaki bireylere dikkat çeken Saydam, sözlerini şöyle sürdürdü: "Tip 2 şeker hastalığı genellikle 30 yaş üzerinde başlamaktadır. Özellikle birinci ve ikinci derece akrabalarında Tip 2 şeker hastalığı olanlar, obezite hastalığı olanlar, kronik hastalıkları olanlar, sedanter yani hareketli bir yaşamı olmayan bireyler, egzersiz yapmayan bireyler, özellikle karbonhidrat ağırlıklı besleneneler özellikle risk altındadırlar. Tip 2 şeker hastalığı esasında küçük damarları tutan bir hastalık olduğundan her türlü hastalığa ve organ yetmezliklerine yol açabilmektedir. Bunlar arasında en bilinenleri böbrek yetmezlikleri, kalp rahatsızlıkları, görme bozuklukları, cilt rahatsızlıkları, geçmeyen yaralar, ayakta venöz ülserlerle başlayan diyabetik ayak bozuklukları sayılabilmektedir. Tip 2 şeker hastalığı oluşumunda çok sayıda genetik faktör ve hastalık suçlanmıştır. Bunlar arasında, çeşitli kromozom bozuklukları (20, 7, 12, 13, 2, 9, vs) ve çeşitli genetik sendromlar (Down sendromu, Huntington korea, vs.) bulunmaktadır" "Kalorisi yüksek besinlerden uzak durulmalı" Genel Cerrahi Uzmanı Doç. Dr. Mehmet Saydam, diyabet hastalarının uzak durması gereken besinler hakkında da bilgi verdi. Saydam, "Doymuş yağlardan zengin, posadan fakir, kalorisi yüksek ve hızlı hazırlanabilen besinlerle oluşan beslenme tarzından uzak durulmalıdır. Ayrıntı verilecek olunursa, fast food tarzı besinler, gazlı içecekler, paketli gıdalar, kızartmalar, ağır yağ içeren besinlerden mümkün olduğunca uzak durmak gerekmektedir" ifadelerini kullandı. Tip 2 şeker hastalığının hem medikal hem de cerrahi tedavi şekillerinin olduğunu aktaran Saydam, "Her iki tedaviden önce özellikle bu hastalığın çevresel faktörlerden çok etkilenebildiği bilindiği için mutlaka yaşam tarzı değişiklikleri, beslenme tarzı değişiklikleri, egzersizin hayatımıza dahil edilmesi önemli yer tutmaktadır. Medikal tedavide kademe kademe ağızdan alınan ilaçlar ve ileriki adımlarda insülin tedavisine başlanmaktadır. Bu tedavilere rağmen düzelme olmuyorsa ve kontrolsüz bir diyabet durumu mevcutsa, o zaman Tip 2 şeker hastalığının cerrahi tedavisi mevcuttur" dedi. Cerrahi operasyon yapılabilecek bireyler Doç. Dr. Saydam, cerrahi operasyonların özellikle hangi bireylere uygulanabileceğini ise şu şekilde sıraladı: "Yaşam ve beslenme tarzı değişikliklerle, medikal tedaviye rağmen başarı sağlanamamış, HbA1c si 6,5 üzerinde olan, yapılan tetkiklerde C peptid seviyeleri yeterli miktarda olan (yani vücudunun insülin ürettiği saptanan), kontrolsüz diyabeti olan, organ hasarı gelişmeye başlamış (görme bozuklukları, iyileşmeyen yaralar, böbrek hastalıkları, kalp hastalıkları gibi), batın operasyonlarını olmaya engel teşkil edebilecek kardiyak ve solunumsal sıkıntıları olmayan her Tip 2 şeker hastası ameliyat olmaya adaydır ve bu ameliyatlar sonucunda da yüksek başarı oranları ile yapılmaya devam edilmektedir".
Minik yüreklerden büyük farkındalık
22 Mayıs 2025 Perşembe - 23:37 Minik yüreklerden büyük farkındalık Sağlık Bakanlığı’nın 81 ilde başlattığı "Sağlıklı Çocuk, Sağlıklı Gelecek" kampanyası kapsamında Muş’ta düzenlenen etkinlikte çocuklar hem eğlendi hem öğrendi. Sağlık Bakanlığı’nın 81 ilde eş zamanlı başlattığı "Sağlıklı Çocuk, Sağlıklı Gelecek" kampanyası kapsamında Muş’ta etkinlik düzenlendi. Çocukların sağlık konularındaki ilgi düzeylerini artırmayı amaçlayan etkinlik, hem eğitici içeriği hem de farkındalık oluşturucu faaliyetleriyle dikkat çekti. Ertuğrul Gazi İlkokulu öğrencilerinin hazırladığı sahne gösterileri büyük beğeni toplarken, en fazla ilgi gören bölüm küçük yaşlardaki öğrencilerin yaptığı ilk yardım uygulaması oldu. Sahneye temsili olarak yerleştirilen bir öğrenci üzerinden, diğer çocuklar "yaralıya" nasıl müdahale edilmesi gerektiğini uygulamalı olarak gösterdi. Etkinlikte kurulan sağlık stantlarında çocuklara; sağlıklı yaşamın temel prensipleri, dengeli beslenme, hijyen ve düzenli fiziksel aktivitenin önemi anlatıldı. Törende konuşan İl Milli Eğitim Müdürü Enver Kıvanç, Sağlık ve Milli Eğitim Bakanlıkları arasında imzalanan protokol doğrultusunda programın tüm Türkiye genelinde yürütüldüğünü belirtti. Müdür Kıvanç, "Sağlıklı Çocuk, Sağlıklı Gelecek projesi; çocuklara küçük yaşlardan itibaren sağlıklı yaşam alışkanlıkları kazandırmayı ve sağlık konularında bilinç düzeylerini artırmayı amaçlamaktadır. Program kapsamında öğrencilere; 112 Acil sağlık hizmetlerinin kullanımı, afet durumlarında yapılması gerekenler, UMKE (Ulusal Medikal Kurtarma Ekibi) çalışmaları, ağız ve diş sağlığı, aile hekimliği sisteminin önemi, sağlıklı beslenme, kişisel hijyen ve fiziksel aktivite başlıklarında eğitimler verilecek. Bu bilgilerle çocukların hem kendi sağlıklarını koruyan bireyler olması hem de çevrelerine örnek olmaları hedeflenmektedir" dedi. İl Sağlık Müdürü Uzman Dr. Besim Hacıoğlu ise konuşmasında, Cumhurbaşkanı tarafından çizilen "koruyan, geliştiren ve öğreten sağlık modeli" vizyonuna atıfta bulunarak, Türkiye’nin sağlıkta yeni yüzyıla sağlam temellerle ilerlediğini söyledi. Hacıoğlu, "Sağlıklı kalmayı öncelik kabul ediyoruz. Kendi bedenine bakan, sağlığı için bilinçli adımlar atan bir toplum oluşturmayı hedefliyoruz. Çocuklukta sağlıklı ve mutlu olmayan bir bireyin yetişkinlikte mutlu ve başarılı olması mümkün değildir. Çocuklara yalnızca bilgi kazandırmak değil, bu bilgileri davranışa dönüştürmelerini sağlamak önceliğimizdir. Böylelikle çocuklar, hem kendilerinin hem de çevrelerinin sağlığını koruyan bireyler haline gelecektir" şeklinde konuştu. Etkinliğe kurum yöneticileri, Gençlik ve Spor İl Müdürlüğü yetkilileri, sağlık çalışanları, veliler ve öğrenciler katıldı.