Son Dakika
|
Hollanda’nın peşinde olduğu isim İstanbul’da yakalandı
ÇEVRE
Şampiyon Galatasaray kupasını aldı
Milletvekili İsmail Ok’a yanlış ilaç verilmesi davasında savcı mütalaasını açıkladı
Kıymet Rümeysa Tezcan, Avrupa şampiyonu
Şampiyon Galatasaray üstü açık otobüsle şehir turu attı
Baklava kutusunda rüşvet davasında karar çıktı!
Tepebaşı Belediyesi operasyonunda gözaltı sayısı 25’e yükseldi
Üsküdar Belediyesi’ne yönelik irtikap operasyonu: 7 gözaltı
Trump: "Xi, İran ile anlaşma sağlanması için yardım teklif etti"
Abone
Gündem
Politika
Ekonomi
Dünya
Asayiş
Spor
Video
Yerel
Belgesel
Daha
Fotogaleri
Aktüel
Sağlık
Çevre
Magazin
Kültür Sanat
Eğitim
Teknoloji
Hava Durumu
Tüm Haberler
Tüm Manşetler
RSS
Abone
Gündem
Politika
Ekonomi
Dünya
Asayiş
Spor
Video
Yerel
Belgesel
Daha
Fotogaleri
Aktüel
Sağlık
Çevre
Magazin
Kültür Sanat
Eğitim
Teknoloji
Hava Durumu
Tüm Haberler
Tüm Manşetler
RSS
Whatsapp
İHA Kurumsal
EN
Türkiye’s TV Dramas Conquers Ecuador
Ukrayna, Rusya’ya en az 556 dron ile saldırdı: 3 ölü, 12 yaralı
Taraftarları taşıyan midibüs devrildi, 27 taraftar yaralandı
MSB’den "seferberlik emri" iddialarına ilişkin açıklama
Dursun Özbek: "Biz artık küresel ölçekte rekabet eden bir organizasyon olmak zorundayız
Büyükçekmece’deki bıçaklı kavgada 16 yaşındaki çocuğun ölümüne ilişkin yeni detaylara ulaşıldı
İngiltere’de istifa eden eski bakandan Başbakan Starmer ile rekabet çağrısı
Kocaeli semalarında dronlarla "AK Parti" ve "Cumhurbaşkanı Erdoğan" koreografisi
SAĞLIK
Sıdıka hemşire 25 yıldır hastalarına şefkatle yaklaşıyor
17 Mayıs 2026 Pazar - 14:21:46
Yalova Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde görevli hemşire Sıdıka Karabıyık, 14 yaşında sağlık meslek lisesiyle başladığı meslek hayatında geride bıraktığı 25 yılda şefkatle hastaların hep yanında oldu. Türkiye’nin farklı illerinde görev yapan Karabıyık, hemşireliğin yalnızca bir meslek değil, aynı zamanda sabır, fedakârlık ve merhamet gerektiren bir yaşam biçimi olduğunu ifade etti. 12-18 Mayıs Hemşireler Haftası kapsamında konuşan Karabıyık, ailesinin isteğiyle sağlık meslek lisesine başladığını belirterek, "14 yaşında başladık, meslekle birlikte büyüdük aslında. Öğrendiğimiz her şey hayatımızın bir parçası oldu" dedi. İlk görev yerinin Kastamonu olduğunu belirten Karabıyık, aynı dönemde Süleyman Demirel Üniversitesi’nde eğitimine devam ettiğini söyledi. Daha sonra Burdur, Kocaeli, Eskişehir ve İzmir’de çalıştığını anlatan deneyimli hemşire, son 6 yıldır ise Yalova’da görev yaptığını kaydetti. Meslek hayatı boyunca özellikle doğum servislerinde çalıştığını ifade eden Karabıyık, "Yenidoğan bebeklerin tanığı olduk. Şefkati, merhameti ve sabrı öğrendik. Kendimizin morali bozuk olsa da, çocuğumuz hasta olsa da görevimizin başında olmak zorundayız. Sevmeyen bu mesleği yapamaz" diye konuştu. "Bu bir şefkat göstergesi" Meslek hayatında unutamadığı bir anısını da paylaşan Karabıyık, öğrencilik döneminde tam felçli ve kimsesiz bir hastayla ilgilendiğini belirterek şöyle konuştu: "Kimsesi yoktu. Kızı İstanbul’daydı. Bakıcı tutmuş yanında. Bakıcısı tabii çok iyi bakamıyor. Konuşamıyor hasta zaten. Hocam demişti, ayakları nasırlanmış. Onu temizle. Tabii o zaman nasıl temizleyeceğimi bilmiyorum. Yatalak hasta çünkü. Hocamın sözü aklına geldi. Her zaman aktif olmalıdır sözü. Bir şekilde poşetin içine suları koydum falan, beklettim, temizledim. Sonra saçını okşadım, kıyamadım amcayı. Tek başına olduğu için. O da ben öyle yaptığımda gözünden böyle yaşlar aktı. Tabi hastalar bilinçsiz de olsa, konuşamıyor da olsa hep anlıyorlar, bilinçliler o konuda. O yüzden o benim hayatımda unutamadığım bir andır. Bu bir şefkat göstergesi bence." 25 yıl önce görev yaptığı Kastamonu’daki vatandaşlarla halen görüştüğünü ifade eden Karabıyık, "Küçük çocuklar büyüdü, evlendi, torun sahibi oldu. Hâlâ arayıp sorarlar" diye konuştu. Hemşireliğin sürekli kendini yenilemeyi gerektiren bir meslek olduğuna dikkati çeken Karabıyık, yıllar boyunca hizmet içi eğitimler aldıklarını belirterek gençlere de tavsiyede bulundu. Karabıyık, "Bu meslek sadece iş sahibi olmak ya da para kazanmak için yapılacak bir meslek değil. Gerçekten seven insanların yapması gerekiyor. Bu mesleği hakkıyla yapan gençlere Türkiye’nin ihtiyacı var" dedi. Hemşire Karabıyık’ın hastaları da hastanede gördüğü ilgiden memnun olduğunu söyledi.
17 Mayıs 2026 Pazar - 13:39
Hipertansiyonda gizli belirtiler önemli
Acıbadem Kayseri Hastanesi Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Ergün Seyfeli, hipertansiyonun gizli seyreden bir hastalık olduğunu söyleyerek, "Hipertansiyon; hastalığın önemli bir kısmı sessiz seyretse de hastalar baş ağrısı, nefes darlığı, çarpıntı, çabuk yorulma gibi şikayetlerle karşımıza çıkıyor" dedi. Dünyada 1 milyar üzerinde insanın hipertansiyon hastası olduğunu söyleyen Prof. Dr. Ergün Seyfeli, "Hipertansiyon dünyada en sık rastlanan kardiyovasküler risk faktörlerinden birisidir. Dünyada yaklaşık 1 milyar üzerinde hipertansiyon hastası bulunmaktadır. Ülkemizde de yaklaşık olarak 15 ila 20 milyon arasında hipertansiyon hastası olduğunu varsaymaktayız. Genelde erişkin nüfusun yaklaşık üçte birinde yani her 10 kişiden 3 tanesinde hipertansiyona rastlamaktayız. Hipertansiyon, kanın damar duvarındaki yaptığı basınç olarak tariflenir ve 120’ye 80’in altında kabul edilir. 140/90’ın üzerindeki kan basıncı değerleri ise hipertansiyon olarak kabul edilir. 120 ile 140 milimetre civarı arasındaki kan basıncı değerleri ise artmış kan basıncı olarak kabul edilir. Aslında bunu hipertansiyona aday hastalar olarak da kabul edebiliriz. Hipertansiyon, aslında kolay teşhis konulmasına rağmen maalesef hastalarımızın yaklaşık yarısı hipertansiyon hastası olduğunun farkında bile değil. Bunda en önemli sebeplerden bir tanesi hastalığın sessiz seyretmesi ve kendine özgü bir şikayetinin olmamasıdır. Fakat hastaların önemli bir kısmında hipertansiyon baş ağrısı, nefes darlığı, çarpıntı, çabuk yorulma gibi şikayetlerle karşımıza çıkmaktadır. Özellikle hipertansiyon hastalarının %30’unda baş ağrısı bulunmaktadır. Bu baş ağrısı genelde enseden başlayarak başın tepe üstüne kadar ilerleyen baskı tarzında ağrılar şeklinde görülmektedir. Bazen tansiyon ani-hızlı yükseldiğinde ya da stres kökenli olduğunda bu baş ağrısına bulantı, kusma gibi şikayetler de eşlik etmektedir" dedi. Prof. Dr. Seyfeli, tansiyonun düzenli olarak kontrol edilmesi ve doğru şekilde ölçülmesi gerektiğini söyleyerek, "Tansiyonumuza genelde 18 yaşından sonra 2 yılda bir, 40 yaşından sonra da yılda bir kez mutlaka bakmamız gerekiyor. Şayet ailesinde genetik olarak tansiyon hastası olan vatandaşlarımız varsa bunların da yine de 18 ile 40 yaş arasında da yılda bir kez de olsa mutlaka kan basıncını ölçtürmesi gerekmektedir. Tansiyon ölçümünde birçok hata yapılmaktadır. Burada dikkat edilmesi gerekenler, tansiyonu ölçülecek kişinin 20 dakika veya yarım saat öncesinden yemek yememiş olması, çay, kahve, sigara, alkol tüketmemiş olmaması gerekmektedir. Hastanın efor sonrası mutlaka dinlenmesi gerekiyor. Hastanın oturur vaziyette sırtını bir yere yaslaması ve kolundaki sıkı giysilerin çıkarılması gerekiyor. Kol kalp hizasında olmalı ve mutlaka elimizle ya da herhangi bir aparatla kolun desteklenmesi gerekiyor. Yine tansiyon ölçerken manşonun dirsek seviyesinden 2-3 santim yukarıda bağlanması gerekiyor ve stetoskopun yani kulaklığın buradaki atardamara denk gelmesi gerekiyor ki doğru ve düzgün bir tansiyon ölçelim. Yine tansiyon ölçerken ayak ayak üstüne atılması, tansiyon ölçerken konuşulması maalesef tansiyonun yanlış ölçülmesine neden olabilir" ifadelerini kullandı. Hipertansiyon için şikayetlerin beklenmemesi gerektiğini söyleyen Seyfeli, "Tansiyon kronik bir hastalık ve gerçekten toplumda çok sık görülen ve sessiz seyrettiği için de ancak hastalar bize hipertansiyona bağlı problemlerle gelmekte. Bunlar hangi problemler diye baktığımızda ise; özellikle kalp krizi, kalp yetmezliği ya da aort damarında anevrizma dediğimiz genişlemelerin neticesinde oluşan yırtılmalarla karşımıza geliyor. Özellikle bu hastalar sadece kalp ve damar hastalıkları değil felçle, görme bozuklukları ve böbrek yetmezliği ve diyalizle de karşımıza çıkmaktadır. Dolayısıyla hipertansif hastaların bu tür komplikasyonlarla karşılaşmadan önce mutlaka tansiyonlarını kontrol ettirmeleri ve etkin tedaviyle hedefte tutulması gerekiyor. Tansiyon hastalarında hedef 120’ye 80’in altında tutulmasıdır, bunun üstündeki her 10 milimetre civalık artışın hipertansiyona bağlı komplikasyonları arttırdığını söyleyebiliriz. Bu hastaların mutlaka yıllık kontrollerini yaptırmaları ve illa şikayet olmasını beklememeleri gerekiyor. Özellikle dijital tansiyon aletleri son derece yaygın, kendi kendimize tansiyonumuzu kolayca ölçebiliriz. Eğer tansiyonumuz 140/90 ve üzerinde seyrederse mutlaka bir sağlık kuruluşuna, bir kardiyoloji uzmanına görünmelerinde fayda vardır" dedi.
17 Mayıs 2026 Pazar - 13:22
Hipertansiyonda gizli belirtiler önemli
Acıbadem Kayseri Hastanesi Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Ergün Seyfeli, hipertansiyonun gizli seyreden bir hastalık olduğunu söyleyerek, "Hipertansiyon; hastalığın önemli bir kısmı sessiz seyretse de hastalar baş ağrısı, nefes darlığı, çarpıntı, çabuk yorulma gibi şikayetlerle karşımıza çıkıyor" dedi. Dünyada 1 milyar üzerinde insanın hipertansiyon hastası olduğunu söyleyen Prof. Dr. Ergün Seyfeli, "Hipertansiyon dünyada en sık rastlanan kardiyovasküler risk faktörlerinden birisidir. Dünyada yaklaşık 1 milyar üzerinde hipertansiyon hastası bulunmaktadır. Ülkemizde de yaklaşık olarak 15 ila 20 milyon arasında hipertansiyon hastası olduğunu varsaymaktayız. Genelde erişkin nüfusun yaklaşık üçte birinde yani her 10 kişiden 3 tanesinde hipertansiyona rastlamaktayız. Hipertansiyon, kanın damar duvarındaki yaptığı basınç olarak tariflenir ve 120’ye 80’in altında kabul edilir. 140/90’ın üzerindeki kan basıncı değerleri ise hipertansiyon olarak kabul edilir. 120 ile 140 milimetre civarı arasındaki kan basıncı değerleri ise artmış kan basıncı olarak kabul edilir. Aslında bunu hipertansiyona aday hastalar olarak da kabul edebiliriz. Hipertansiyon, aslında kolay teşhis konulmasına rağmen maalesef hastalarımızın yaklaşık yarısı hipertansiyon hastası olduğunun farkında bile değil. Bunda en önemli sebeplerden bir tanesi hastalığın sessiz seyretmesi ve kendine özgü bir şikayetinin olmamasıdır. Fakat hastaların önemli bir kısmında hipertansiyon baş ağrısı, nefes darlığı, çarpıntı, çabuk yorulma gibi şikayetlerle karşımıza çıkmaktadır. Özellikle hipertansiyon hastalarının %30’unda baş ağrısı bulunmaktadır. Bu baş ağrısı genelde enseden başlayarak başın tepe üstüne kadar ilerleyen baskı tarzında ağrılar şeklinde görülmektedir. Bazen tansiyon ani-hızlı yükseldiğinde ya da stres kökenli olduğunda bu baş ağrısına bulantı, kusma gibi şikayetler de eşlik etmektedir" dedi. Prof. Dr. Seyfeli, tansiyonun düzenli olarak kontrol edilmesi ve doğru şekilde ölçülmesi gerektiğini söyleyerek, "Tansiyonumuza genelde 18 yaşından sonra 2 yılda bir, 40 yaşından sonra da yılda bir kez mutlaka bakmamız gerekiyor. Şayet ailesinde genetik olarak tansiyon hastası olan vatandaşlarımız varsa bunların da yine de 18 ile 40 yaş arasında da yılda bir kez de olsa mutlaka kan basıncını ölçtürmesi gerekmektedir. Tansiyon ölçümünde birçok hata yapılmaktadır. Burada dikkat edilmesi gerekenler, tansiyonu ölçülecek kişinin 20 dakika veya yarım saat öncesinden yemek yememiş olması, çay, kahve, sigara, alkol tüketmemiş olmaması gerekmektedir. Hastanın efor sonrası mutlaka dinlenmesi gerekiyor. Hastanın oturur vaziyette sırtını bir yere yaslaması ve kolundaki sıkı giysilerin çıkarılması gerekiyor. Kol kalp hizasında olmalı ve mutlaka elimizle ya da herhangi bir aparatla kolun desteklenmesi gerekiyor. Yine tansiyon ölçerken manşonun dirsek seviyesinden 2-3 santim yukarıda bağlanması gerekiyor ve stetoskopun yani kulaklığın buradaki atardamara denk gelmesi gerekiyor ki doğru ve düzgün bir tansiyon ölçelim. Yine tansiyon ölçerken ayak ayak üstüne atılması, tansiyon ölçerken konuşulması maalesef tansiyonun yanlış ölçülmesine neden olabilir" ifadelerini kullandı. Hipertansiyon için şikayetlerin beklenmemesi gerektiğini söyleyen Seyfeli, "Tansiyon kronik bir hastalık ve gerçekten toplumda çok sık görülen ve sessiz seyrettiği için de ancak hastalar bize hipertansiyona bağlı problemlerle gelmekte. Bunlar hangi problemler diye baktığımızda ise; özellikle kalp krizi, kalp yetmezliği ya da aort damarında anevrizma dediğimiz genişlemelerin neticesinde oluşan yırtılmalarla karşımıza geliyor. Özellikle bu hastalar sadece kalp ve damar hastalıkları değil felçle, görme bozuklukları ve böbrek yetmezliği ve diyalizle de karşımıza çıkmaktadır. Dolayısıyla hipertansif hastaların bu tür komplikasyonlarla karşılaşmadan önce mutlaka tansiyonlarını kontrol ettirmeleri ve etkin tedaviyle hedefte tutulması gerekiyor. Tansiyon hastalarında hedef 120’ye 80’in altında tutulmasıdır, bunun üstündeki her 10 milimetre civalık artışın hipertansiyona bağlı komplikasyonları arttırdığını söyleyebiliriz. Bu hastaların mutlaka yıllık kontrollerini yaptırmaları ve illa şikayet olmasını beklememeleri gerekiyor. Özellikle dijital tansiyon aletleri son derece yaygın, kendi kendimize tansiyonumuzu kolayca ölçebiliriz. Eğer tansiyonumuz 140/90 ve üzerinde seyrederse mutlaka bir sağlık kuruluşuna, bir kardiyoloji uzmanına görünmelerinde fayda vardır" dedi.
17 Mayıs 2026 Pazar - 12:42
ASKOM 19’uncu bölge toplantısı Muğla’da gerçekleştirildi
2026 Yılı 19. Bölge Acil Sağlık Hizmetleri Koordinasyon Komisyonu (ASKOM) toplantısı Muğla’da gerçekleştirildi. Muğla Sağlık Müdürlüğü ev sahipliğinde düzenlenen toplantıya; İl Sağlık Müdürümüz Dr. Eriş Başaran Akça, Denizli İl Sağlık Müdürü Uzm. Dr. Berna Öztürk, Aydın İl Sağlık Müdürü Dr. Eser Şenkul ile Aydın, Denizli ve Muğla illerinin ilgili kurum yöneticileri katıldı. Acil ve afetlerde sağlık hizmet sunumunun değerlendirilmesi, verimliliğin artırılması, işleyişte yaşanan aksaklıkların tespit edilerek çözümlenmesi, sağlık tesisleri ile iller arası hasta sevklerinin koordinasyonu, hastane yatak kapasiteleri ve doluluk oranlarının ele alınması, merkez ve taşra teşkilatları arasında etkin koordinasyonun sağlanması amacıyla gerçekleştirilen toplantıda; bölgedeki acil sağlık hizmetlerinin daha etkin, verimli ve kaliteli hale getirilmesi, sağlık tesisleri ve iller arası hasta sevk koordinasyonunun güçlendirilmesi ile bölgesel sağlık sisteminde iş birliği ve birlikte çalışma kültürünün pekiştirilmesi konuları değerlendirildi.
Çok Okunan Kategori Haberleri
1
16 Mayıs 2026 Cumartesi- 10:09
Başhekim Sarıkaya’dan, hipertansiyona karşı ‘sessiz katil’ uyarısı
2
16 Mayıs 2026 Cumartesi- 11:11
Türkiye, Avrupa’da kadın obezitesinde birinci sıraya yükseldi: Yeni nesil tedaviler umut vaat ediyor
3
16 Mayıs 2026 Cumartesi- 13:21
8 yıldır devam eden dava aileyi mağdur etti
4
11 Mayıs 2026 Pazartesi- 17:28
Sağlık Bakanlığı: "(Hantavirüs) Şu ana kadar 5 kişide herhangi bir klinik belirti veya semptoma rastlanmamıştır"
5
28 Ağustos 2024 Çarşamba- 10:51
Bursalı avukattan Prof. Dr. Mehmet Ceyhan’a suç duyurusu
26 Mayıs 2025 Pazartesi - 15:34
Malatya’da akılcı ilaç polikliniği hizmete girdi
Malatya Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde hizmete giren Akılcı İlaç Polikliniği, hastaların ilaçları doğru ve güvenli şekilde kullanmalarını sağlamak amacıyla danışmanlık hizmeti sunuyor. Malatya Eğitim ve Araştırma Hastanesi, toplum sağlığını koruma ve bilinçli ilaç kullanımını yaygınlaştırma hedefiyle Akılcı İlaç Polikliniği’ni hizmete açtı. Merkez bina zemin katta hasta kabulüne başlayan poliklinik, vatandaşlara reçeteli ilaçların doğru, güvenli ve etkili kullanımına yönelik danışmanlık hizmeti sunuyor. Poliklinikte, biri uzman hekim diğeri eczacı olmak üzere iki sağlık profesyoneli görev yapıyor. Uzman desteğiyle yürütülecek hizmetin, özellikle kronik hastalığı olan ve sürekli ilaç kullanan bireyler için rehber niteliğinde olması amaçlanıyor. Akılcı İlaç Polikliniği’nde görev yapan Malatya Turgut Özal Üniversitesi Aile Hekimliği Anabilim Dalı Başkanı Dr. Öğr. Üyesi Yavuz Korkmaz, yaptığı açıklamada, gereksiz ve aşırı ilaç kullanımının dünya genelinde olduğu gibi Türkiye’de de ciddi bir halk sağlığı sorunu oluşturduğuna dikkat çekti. "Hasta-ilaç uyumu titizlikle değerlendiriliyor" Akılcı olmayan ilaç kullanımının; tedaviye uyumu azaltabileceğini, yan etki riskini artırabileceğini ve iyileşme sürecini geciktirebileceğini belirten Korkmaz, "Polikliniğimizde hekim-eczacı iş birliğiyle hasta-ilaç uyumu, ilaç-ilaç etkileşimi ve ilaç-besin etkileşimi titizlikle değerlendirilmektedir. Böylece hastaların ilaç tedavileri çok yönlü bir yaklaşımla ele alınmaktadır" ifadelerini kullandı. İlaç takip çizelgesi ile kişiye özel danışmanlık Hastalar için ilaç takip çizelgeleri hazırlandığını aktaran Dr. Korkmaz, "Günlük kullanım zamanları, ilaçların bazı besinlerle birlikte alınıp alınmaması gibi detaylar hastalarla paylaşılmakta; gerektiğinde ilgili branş uzmanlarıyla da koordinasyon sağlanmaktadır. Bu sayede gereksiz ilaç kullanımının önüne geçilerek hem hasta güvenliği artırılmakta hem de sağlık sistemine olan maliyet azaltılmaktadır" dedi. Akılcı İlaç Polikliniği, Malatya Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde hafta içi mesai saatleri içinde hizmet veriyor.
26 Mayıs 2025 Pazartesi - 15:19
İçme ve kullanma suları mikrobiyolojik ve kimyasal açıdan tek tek inceleniyor
İçme-kullanma suyu, kaynak suyu, doğal mineralli su, kaplıca suyu ve havuz suyu gibi farklı türlerdeki sular, Ulusal Halk Sağlığı Referans Laboratuvarlarında mikrobiyolojik ve kimyasal açıdan tek tek inceleniyor. Sağlık Bakanlığı Halk Sağlığı Genel Müdürlüğüne bağlı Ulusal Halk Sağlığı Referans Laboratuvarları, içme-kullanma suyu, kaynak suyu, doğal mineralli su, kaplıca suyu ve havuz suyu gibi farklı türlerdeki suların mikrobiyolojik ve kimyasal analizlerini mevzuata uygun şekilde gerçekleştiriyor. 81 ilde toplanan numuneler, kabul kriterlerine göre değerlendirilip otomasyon sistemine kaydediliyor. Talep edilen analiz türüne göre numune, su kimyası ve mikrobiyoloji laboratuvarına yönlendiriliyor. Çevresel kirleticiler, civa, arsenik gibi ağır materyaller dahil olmak üzere birçok parametrelerin incelendiği analizler sayesinde su güvenliği sağlanıyor. "Özel istek numunelerini de çalışabiliyoruz" Ulusal Halk Sağlığı Referans Laboratuvarlarında görev yapan Doktor Biyolog Özgül Semizoğlu, numune kabul kriterlerine uygun olarak gelen su örnekleri üzerinde çalışma yaptıklarını kaydederek, "Eğer uygun değilse sularımızı iade ediyoruz. Bu çerçevede devlet dairelerinden gelen sular haricinde özel istek numunelerini de çalışabiliyoruz. Halkımız da istediği zaman bize su örneğini getirip aklında bir şüphe varsa, yeni bir kuyu açtıysa, bu kuyu sularının analizlerini yaptırabilir. Bununla ilgili olarak web sitemizde yayınlamış olduğumuz numune kabul kriterlerine dayanarak nasıl numune alması gerektiklerini bildiren bilgilendirmemiz mevcut" diye konuştu. "İlk olarak filtrasyon işlemi gerçekleştiriyoruz" Laboratuvara gelen suya mikrobiyolojik açıdan ilk olarak filtrasyon işlemi gerçekleştirdiklerini söyleyen Semizoğlu, "Bu bakteriyi o filtrenin üzerinde tutabilecek büyüklükte bir filtreden su örneğini geçiriyorum. Eğer içerisinde aradığım bakteri varsa o filtrenin üzerinde kalacaktır. Daha sonra bu filtreyi ben alıyorum, bu bakterinin büyüyebileceği özel bir besi yerine ekiyorum. Buradaki besinleri kullanarak yine bakteri varsa orada burada büyüyecektir. Bunun içinde uygun şartları sağlamamız gerekiyor. Burada gerekli olan bekleme süresinde bekletip ona göre değerlendiriyoruz. Aradığım bakteri suyun içerisinde varsa bu besi yerinde çoğalacaktır ve gözle görülebilir hale gelecektir" ifadelerini kullandı. "Deprem bölgesinde halkımızın güvenilir suya erişebilmesi için sahadaydık" Afet bölgelerinde de mobil laboratuvarlarla su analizi gerçekleştirebildiklerine değinen Semizoğlu, "6 Şubat depremlerinde ikinci günde Kahramanmaraş’taydık, daha sonra mobil laboratuvarımızla Hatay’a geçtik. Merkez laboratuvarının personeliyle rotasyonlu olarak üç buçuk ay süresince bölgenin su kaynaklarının analizini gerçekleştirdik. Hem kimyasal hem mikrobiyolojik açıdan uygunluğuna ve uygunsuzluğuna baktık. Böylece halkımızın güvenilir suya erişebilmesi için sahada hizmetlerimizi gerçekleştirdik" dedi. "Çok çeşitli kimyasal analizler gerçekleştirmekteyiz" Kimyasal Su Analizleri Laboratuvar Sorumlusu Dr. Sibel Uzun ise suların geliş amacına bağlı olarak kimyasal ve mikrobiyolojik analizlere tabi tutulduğunu aktararak, "İnsan sağlığı ve tüm canlılar için su önemlidir, fakat temiz su daha önemlidir. Dolayısıyla halka ve çevreye temiz su sağlandığından emin olmak için burada kimyasal ve mikrobiyolojik analizleri gerçekleştiriyoruz. Kimyasal analizler açısından ilgili yönetmelikler kapsamında parametrelerin analizlerini gerçekleştiriyoruz. Bu analizlerin mevzuatlara uygun olup olmadığına dair değerlendirme yapıyoruz. Çok çeşitli kimyasal analizler gerçekleştirmekteyiz. PH, iletkenlik, amonyum gibi parametrelerin yanı sıra daha ileri analizler de gerçekleştirmekteyiz. Bunların arasında arsenik ve cıva gibi elementler bulunmaktadır. Önemli olan suyun içerisinde hem sağlıklı mineraller hem de sağlığa zararı olan bileşikler ve kimyasallar da bulunabileceği için biz bu profili ortaya koymak durumundayız. İnsan sağlığına zararlı olmayacak suyun tüketime sunulduğundan emin olmayı sağlıyoruz" diye konuştu. "Depreme ve benzeri durumlara hazırlıklıyız" Suyun görüntüsünün suyun kalitesiyle ilgili fikir verebileceğini ancak görüntüsünde sorun olmayan bir suyun da sağlık açısından zararlı olabileceğini kaydeden Uzun, "İncelemeleri sadece fiziksel analizlerle yapmak mümkün değildir. İleri tekniklerle de suda göremediğimiz kimyasalların analizlerini de gerçekleştiriyoruz. Deprem ve benzeri afet durumlarında içme, kullanma sularına istediğimiz ürünlerin karışma ihtimali vardır. Biz de 6 Şubat depremlerinin ardından bölgede yaşanan soruna yeni bir sorun eklememek, su kaynaklı bir salgın veya zehirlenme olayı eklememek adına mobil laboratuvar olarak hizmet verdik. Halihazırda bunlarla ilgili tatbikatlar da yapmaktayız. Depreme ve benzeri halk sağlığı acillerine hazırlıklıyız" ifadelerini kullandı. Sularda PH, iletkenlik, amonyum gibi analizlerin yanı sıra element analizlerini gerçekleştirdiklerine değinen Uzun, "Bu elementlerin arasında cıva, arsenik gibi zararlı elementler olabileceği gibi sodyum, potasyum, kalsiyum gibi sağlık üzerinde olumlu etkileri olan elementler de bulunur. Burada önemli olan değerlerin yönetmelik aralığında olmasıdır" açıklamasında bulundu.
26 Mayıs 2025 Pazartesi - 15:18
Büyükşehir ve MUSKİ’den öğrencilere su sebili desteği
Eğitim çağındaki çocukların hijyenik şartlarda su tüketebilmesi için yürütülen bu anlamlı çalışmada ilk etapta toplamda 10 okula su sebili yerleştirildi. Proje, çocukların gün içinde yeterli miktarda su tüketebilmesinin hem bedensel gelişimleri hem de öğrenme süreçleri açısından büyük önem taşıdığı gerçeğinden hareketle planlandı ve bu doğrultuda hayata geçirildi. Su sebilleri, öğrencilerin sınıf dışına çıkmadan kolaylıkla temiz suya ulaşabilmesini sağlarken, aynı zamanda su matara kullanımını teşvik ederek tek kullanımlık plastik tüketimini azaltacak. Projeyle birlikte ilk etapta TOKİ, Çiğli, Akkaya, Atatürk, Sabri Acarsoy, Vali Recai Güreli, Dumlupınar, Kozağaç, Türdü 100. Yıl ve Şehit Yarbay Alim Yılmaz İlkokulları su sebillerine kavuştu. Muğla Büyükşehir Belediyesi tarafından yürütülen çalışmayla, okullardan gelen talepler doğrultusunda su sebilleri ilgili okullara ulaştırıldı. Muğla Büyükşehir Belediye Başkanı Ahmet Aras’ın talimatıyla hayata geçirilen bu uygulama, eğitim kurumlarında suya erişim şartlarının iyileştirilmesini hedefliyor. Proje kapsamında MUSKİ önümüzdeki günlerde Muğla’nın 13 ilçesinde ana okul, ilkokul, ortaokul, liselerde su sebili desteğini sürdürecek. Belediye yetkilileri, sağlıklı nesillerin ancak sağlıklı çevre ve yaşam şartlarıyla mümkün olabileceğini vurgulayarak benzer sosyal sorumluluk projelerinin artarak süreceğini ifade etti. Öğrenci Kayhan, "İsteklerimiz hemen gerçekleşti" 23 Nisan’da Vali Dr. İdris Akbıyık’ın koltuğuna oturan TOKİ Şehit Jandarma Yarbay Alim Yılmaz İlkokulu 4-B sınıfından Tuğberk Kayhan, "Sabah uyandım, hazırlandım Valiliğe gittim. Orada tören bitince Vali koltuğuna oturdum ve kimi aramak istediği soruldu. Ben de Muğla Büyükşehir Belediye Başkanımız Ahmet Aras’ı aramak istediğimi söyledim. Belediye Başkanımızdan su sebili, kamelya, bank ve çöp kutusu istedim. Hemen oturma alanları düzenledi ve birkaç gün içinde su sebili okulumuza yerleştirildi. Belediye Başkanımız Ahmet Aras’a isteklerimizi yerine getirdiği için çok teşekkür ediyoruz" dedi.
26 Mayıs 2025 Pazartesi - 15:07
Medical Point Gaziantep Hastanesi’nden cilt kanseri farkındalık ayına özel etkinlik
Medical Point Gaziantep Hastanesi, 1-31 Mayıs tarihleri arasında cilt kanseri farkındalık etkinliği düzenledi. Dermatoloji Uzmanları Dr. Kıvılcım Özsaraç ve Dr. Mehmet Uzun’un liderliğinde gerçekleştirilen programda, cilt kanseri türleri, risk faktörleri, belirtileri ve korunma yöntemleri ile ilgili bilgi verdi. Uzmanlar, cilt kanserinin dünyada en yaygın görülen kanser türlerinden biri olduğuna dikkat çekerek, "Cilt kanserinin en temel nedeni, güneşten gelen ultraviyole (UV) ışınlarına uzun süre ve korumasız şekilde maruz kalmaktır. Açık ten rengine sahip bireyler, sık güneş yanığı geçirenler ve ailesinde cilt kanseri öyküsü bulunanlar daha yüksek risk grubundadır" dedi. "Erken teşhis edilen vakalarda tedavi başarısı oldukça yüksekti" Dr. Özsaraç ve Dr. Uzun, ciltte oluşan anormal lezyonlar, hızla büyüyen veya şekil değiştiren benler, geçmeyen yaralar gibi cilt kanserine işaret edebileceğini belirtti. Dr. Uzun, "Ciltteki değişikliklerin zamanında fark edilmesi ve gecikmeden bir dermatoloji uzmanına başvurulması hayati önem taşır. Erken teşhis edilen vakalarda tedavi başarısı oldukça yüksektir" şeklinde konuştu. Korunma yöntemleri anlatıldı Cilt kanserinden korunmada alınacak önlemlerin de paylaşıldığı etkinlikte uzmanlar, özellikle güneş ışınlarının en yoğun olduğu saatler (10.00-16.00) arasında dışarıda kalınmaması gerektiğini belirtti. Geniş kenarlı şapka, koruyucu giysi kullanımı ve geniş spektrumlu güneş kremlerinin düzenli olarak uygulanmasının önemi vurgulandı. Ayrıca, herkesin belirli aralıklarla cilt muayenesi yaptırması gerektiği ifade edildi. Broşürler, seminerler ve eğitimlerle farkındalık artırıldı Etkinlik kapsamında hastane personeline ve hastalara yönelik bilgilendirici seminerler düzenlendi. Cilt kanseri hakkında bilinçlendirme amacıyla broşürler dağıtıldı ve hastane koridorlarında farkındalık artırıcı afiş ve görsel materyaller yer aldı. Ayrıca personel, hastalara doğru bilgi aktarımı konusunda eğitildi. Toplum sağlığı için bilinçli bireyler Etkinlik sonunda açıklamada bulunan Dr. Kıvılcım Özsaraç ve Dr. Mehmet Uzun, cilt kanserinin erken teşhisinde toplumsal farkındalığın artırılmasının büyük önem taşıdığını belirterek, "Amacımız, sadece hastalarımızı değil, tüm toplumu bilinçlendirmek. Cilt kanseriyle mücadelede en güçlü silahımız erken tanıdır. Bu doğrultuda düzenlediğimiz etkinliklerle, sağlıklı bir toplum için bilinçli bireyler yetiştirmeye katkı sunmayı hedefliyoruz" diye konuştu.
26 Mayıs 2025 Pazartesi - 14:50
Muş’ta yenidoğan bebek için ambulans uçak havalandı
Kalbindeki rahatsızlık nedeniyle ilk müdahalesi Muş’ta yapılan yenidoğan bebek, ileri düzey cerrahi tedavi için ambulans uçakla Ankara’ya sevk edildi. Muş’ta doğan ve kalbinde ciddi bir rahatsızlık belirlenen yenidoğan bebek, ileri düzey tedavi için ambulans uçakla Ankara’ya sevk edildi. Muş Devlet Hastanesi’nde dünyaya gelen minik Balkaya’ya yapılan tetkiklerde, kalp damarlarında daralma anlamına gelen aort koarktasyonu tanısı konuldu. Uzman hekimler tarafından ilk müdahalesi Muş Devlet Hastanesi’nde gerçekleştirilen bebek, durumunun ciddiyeti nedeniyle Pediatrik Kardiyovasküler Cerrahi (KVC) tedavisinin uygulanabileceği Ankara Etlik Şehir Hastanesi’ne nakledildi. Ambulans uçakla gerçekleştirilen sevkin ardından bebeğin tedavisine burada devam edileceği bildirildi.
26 Mayıs 2025 Pazartesi - 14:49
Çocuklardaki alerji nezle ile karıştırılıyor
Medicana Sağlık Grubu Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Bölümü’nden Uzm. Dr. Hüseyin Yıldız, alerjilerin mevsim geçişlerinde özellikle okul çağındaki çocuklarda sık görüldüğünü belirterek ailelere önemli uyarılarda bulundu. Doğanın canlandığı, havada polen yoğunluğunun arttığı zaman dilimlerinde, çocuklarda alerjik reaksiyonların da artış gösterdiğini ifade eden Medicana Konya Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Bölümü’nden Uzm. Dr. Hüseyin Yıldız, çoğu zaman bu durumun nezle ile karıştırıldığını vurguladı. Alerjik çocuklar sık hastalanıyor Polenlerin yoğun olduğu dönemlerde açık havada geçirilen zamanın da artmasıyla çocuklarda sık burun akıntısı, gözlerde kaşıntı, öksürük ve hapşırık gibi belirtiler görülebiliyor. Bu tablonun çoğu zaman nezle sanılsa da aslında alerjik kökenli olabildiğini, bu durumun; artan toz miktarı ve değişen hava şartları nedeniyle hassas bünyeli çocuklarda çeşitli belirtilere neden olduğunu söyleyen Uzm. Dr. Hüseyin Yıldız, "Çocuklarda alerji burun tıkanıklığı, sık hapşırma, öksürük, nefes darlığı, gözlerde sulanma, kızarıklık ve kaşıntı gibi belirtilerle ortaya çıkmaktadır. Bu dönemlerde en sık karşılaşılan alerji türü, halk arasında ‘saman nezlesi’ olarak bilinen alerjik rinit olmaktadır. Alerjik rinitin dışında alerjik astım ve konjunktivit gibi alerji çeşitleri de bulunmaktadır" dedi. Mevsim geçişleri başarıyı da etkileyebilir Alerjilerin genellikle şikayetlerin ayrıntılı olarak değerlendirilmesi ve fizik muayene bulgularıyla teşhis edilebildiğini belirten Uzm. Dr. Hüseyin Yıldız, şunları söyledi: "Muayenede alerjik çocukların burun mukozası ödemli, soluk ve şiş olur. Gözaltlarında mor halkalar görülebilir. Burnun sürekli yukarı kaldırılması sonucu burun sırtında buruşukluk oluşur ki buna ‘alerjik selam’ denir. Bu durum sıklıkla nezle ile karıştırılır. Ancak nezlede genellikle ateş olur, alerjik reaksiyonlarda ise uzun süren ama ateşsiz bir süreç yaşanır." Uzm. Dr. Hüseyin Yıldız, bu tür alerjik belirtilerin yalnızca fiziksel değil, aynı zamanda zihinsel etkiler de doğurabileceğini ifade ederek, "Özellikle okul çağındaki çocuklarda dikkat dağınıklığı, uyku bozukluğu ve buna bağlı olarak okul başarısında düşüş görülebilir" şeklinde konuştu. Alerjiden korunmak için alınması gereken önlemler Uzm. Dr. Hüseyin Yıldız, çocukların bu dönemde korunması için önerilerde bulunarak, "Polenlerin yoğun olduğu sabah saatlerinde açık havaya çıkmaktan kaçınılmalı; kapalı alanlar daha geç saatlerde havalandırılmalıdır. El hijyenine özen gösterilmeli, dışarıdan gelen ebeveynler, çocuklarla temas kurmadan önce ellerini ve yüzlerini yıkamalıdır. Doğa yürüyüşleri öğle saatlerinde, güneşli ve havadar ortamlarda yapılmalı, açık hava etkinliklerinde şapka ve gözlük kullanılmalı, dışarıda giyilen kıyafetler eve gelince hemen değiştirilmelidir. Ortam havasını filtreleyen özel klimalar tercih edilmeli ve bu cihazlarda polen filtresi kullanılmalıdır. Halı, kilim gibi toz toplayıcı eşyalar mümkün olduğunca azaltılmalıdır. Çocuklar sigara dumanına maruz bırakılmamalıdır. Bağışıklık sisteminin güçlü kalması için dengeli beslenme ve düzenli uyku alışkanlığı önemlidir."
26 Mayıs 2025 Pazartesi - 14:49
Minik kızın midesinden devasa bir saç yumağı çıktı
Eskişehir’de mide ağrısı, bulantı ile iştahsızlık şikayetleriyle hastaneye giden ve midesinden devasa bir saç yumağı çıkarılan 9 yaşındaki bir kız çocuğu sağlığına kavuştu. Eskişehir Şehir Hastanesi’ne müracaat eden küçük hastaya doktorlar tarafından endoskopik ve radyolojik muayeneler yapıldı. İncelemeler sonucunda, 9 yaşındaki kız çocuğunun midesinde devasa bir saç yumağı bulunduğu tespit edildi. Tıp literatüründe ’bezoar’ olarak adlandırılan ve genellikle uzun süreli saç ya da yabancı madde yeme alışkanlığı sonucu mide içinde birikerek oluştuğu belirtilen kitleyle ilgili Çocuk Cerrahisi Uzmanları Op. Dr. Berkay Tekkanat ve Op. Dr. İbrahim Yıldırım tarafından cerrahi işlem gerçekleştirildi. Ameliyat sonrası birkaç gün boyunca gözlem altında tutulan hastanın sağlıklı bir şekilde taburcu edildiği öğrenildi. "Kitle o kadar büyümüş ki, mideyi tamamen doldurduğunu gördük" Operasyonla ilgili açıklamada bulunan Op. Dr. Berkay Tekkanat, "Hastamızın uzun süredir saç yutma alışkanlığı olduğu öğrenildi. Bu saçlar sindirilemediği için zamanla mide içerisinde birikmiş ve devasa bir kitle halini almış. Bu durum, hem fiziksel hem psikolojik açıdan önemli bir sorun. Kitle o kadar büyümüş ki, mideyi tamamen doldurduğunu gördük. Bu tür durumlar zamanında fark edilmediğinde, bağırsak tıkanıklığı, mide delinmesi gibi ciddi ve hayati tehlike arz eden komplikasyonlara yol açabiliyor. Neyse ki zamanında müdahale ettik ve başarılı bir ameliyatla bu kitleyi çıkardık" dedi. "Çocuk yaş grubunda oldukça nadir görülen bir tablo" Operasyonda görev alan bir diğer cerrah Op. Dr. İbrahim Yıldırım ise, şunları söyledi: "Bezoar oluşumu, özellikle çocuk yaş grubunda oldukça nadir görülen bir tablo. Ancak son yıllarda, çeşitli faktörlere bağlı olarak saç yeme alışkanlığının (trikofaji) daha sık karşımıza çıkmaya başladığını gözlemliyoruz. Ailelerin bu tür davranışları fark etmesi ve zamanında bir uzmana başvurması hayati önem taşıyor. Bu vaka, bize hem tıbbi hem de psikolojik açıdan bütüncül yaklaşımın ne kadar önemli olduğunu bir kez daha hatırlattı."
26 Mayıs 2025 Pazartesi - 14:33
Geleceğin doktorları, 4. Intern Sempozyumu’nda mesleki bilgi ve tecrübe ediniyor
Bahçeşehir Üniversitesi Tıp Fakültesi tarafından dördüncüsü düzenlenen Intern Sempozyumu, uzman hekimler, akademisyenler ve tıp fakültesi öğrencilerinin katılımıyla bugün başladı. Geleceğin hekimlerini meslek hayatına hazırlamak amacıyla düzenlenen ve 5 gün sürecek olan sempozyumda; bilimsel çalışmalar, vaka sunumları, atölye çalışmaları ve güncel sağlık konuları ele alınıyor. İntern doktorlar, sempozyum boyunca akademisyenler ve uzman hekimlerle bir araya gelerek bilgi ve deneyimlerini artırma fırsatı bulacak.
26 Mayıs 2025 Pazartesi - 14:27
Geleceğin doktorları, 4. Intern Sempozyumu’nda mesleki bilgi ve tecrübe ediniyor
Bahçeşehir Üniversitesi Tıp Fakültesi tarafından dördüncüsü düzenlenen Intern Sempozyumu, uzman hekimler, akademisyenler ve tıp fakültesi öğrencilerinin katılımıyla bugün başladı.
26 Mayıs 2025 Pazartesi - 13:32
Kurban etinin doğru pişirilmesi hem sağlığı hem de besin değerini koruyor
Denizli Özel Egekent Hastanesi Diyetisyen Cemile Gül, et tüketiminin arttığı Kurban Bayramı öncesi yaptığı bilgilendirmede, "Etin doğru şekilde pişirilmesi ve uygun yöntemlerle hazırlanması, hem sağlıklı hem de besin değerlerini korumamızı sağlar" dedi. Denizli Özel Egekent Hastanesi Diyetisyen Cemile Gül, Kurban Bayramında doğru beslenme ve doğru et pişirme yöntemleriyle ilgili önemli bilgiler verdi. Bayramda tüketilen etlerin doğru pişirilmesi ve sağlıklı yöntemlerle hazırlanmasının hem sindirim sistemi sağlığı hem de genel sağlık açısından faydalı olacağını belirten Dyt. Camile Gül, "Kurban Bayramı, sevdiklerimizle bir araya gelerek dini ve kültürel değerlerimizi yaşadığımız özel bir zaman dilimidir. Bu dönemde beslenme alışkanlıklarımıza dikkat etmek, sağlığımızı korumak açısından oldukça önemlidir. Özellikle kızartma yerine ızgara, fırın veya haşlama yöntemlerini tercih etmek, fazla yağ ve kaloriden uzak durmamıza yardımcı olur. Etin doğru şekilde pişirilmesi ve uygun yöntemlerle hazırlanması, hem sağlıklı hem de besin değerlerini korumamızı sağlar" diye konuştu. "Az veya çok pişirmenin zararları var" Etlerin az veya çok pişirilmesinin beraberinde bir takım sağlık riskleri getirdiğini kaydeden Diyetisyen Cemile Gül, "Kurban edilen hayvan kesildikten sonra rigor mortis dediğimiz ölüm katılığı oluşur. Ölüm katılığı dediğimiz etin sertleşme halinin geçmesi için et 24 saat dinlendirilmelidir, et haşlama, ızgara, fırınlama yöntemleriyle pişirilebilir. Kızartmalardan kaçınılmalıdır. Çok yüksek ısıda, uzun süre pişirme ve kızartma yöntemi çeşitli ‘kanserojen maddelerin’ oluşumuna neden olabilmektedir. Tam tersi az pişmiş etlerin tüketilmesi de zoonoz hastalıkları oluşabilmektedir, Yüksek ateş yüzeydeki proteinleri birdenbire katılaştırır ve ısı etin iç kısmına ulaşamaz. Etlerin iç sıcaklığı en az 75 derece olmalıdır. Çok yüksek ısı, etin dış yüzeyinin yanmasına ve su kaybının fazla olmasına yol açarak besin öğesi kaybını artırır, çiğ olarak çözündürülen et hemen pişirilmeli ve çiğ olarak tekrar dondurulmamalıdır, hayvanların kesilmesi, yüzülmesi, karkasın parçalanması, etin nakli, muhafazası, pişirilmesi ve tüketime sunulması aşamalarında kişisel hijyen kuralları ihmal edilmemelidir" ifadelerini kullandı. "Ölçülü ve bilinçli beslenme" Bayram süresince tüketilen diğer yiyecekler ve tatlılar konusunda da dikkatli olunması gerektiğine değinen Diyetisyen Gül, "Sağlıklı ve doğru et pişirme yöntemleri ile bayramda da sağlığımızı koruyabilir, sevdiklerimizle birlikte keyifli ve dengeli bir bayram geçirebiliriz. Sağlıklı beslenme, bayramın ruhuna uygun bir şekilde sevdiklerimizle kaliteli vakit geçirmekle de ilgilidir" diyerek, ölçülü ve bilinçli beslenmenin önemini vurguladı.
26 Mayıs 2025 Pazartesi - 13:11
Anne-baba adayları gebelik eğitiminde bilgilendirildi
Özel Ümit Hastaneleri tarafından düzenlenen gebelik eğitimleri aralıksız devam ediyor. Son eğitim, Taşbaşı Kırmızı Salon’da anne ve baba adaylarının katılımıyla gerçekleştirildi. Eğitim programında uzman hekimler, gebelik süreci ve doğum sonrası bakım konularında katılımcılara kapsamlı bilgiler verdi. Eğitime, Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Op. Dr. Abdurrahman Akçay ile Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Özlem Kuğu konuşmacı olarak katıldı. Alanlarında uzman iki doktor, gebelik sürecinden bebek bakımına kadar birçok konuda katılımcıların merak ettiği soruları yanıtladı. Doğru bilgi ve doğru uygulama Op. Dr. Abdurrahman Akçay, gebelikle ilgili sıkça sorulan konulara bilimsel veriler ışığında açıklık getirdi. Akçay, doğal yollardan aylık gebelik oluşma oranının yüzde 18-20 arasında olduğunu belirtti. Aşılama yönteminde de bu oranın benzer seviyelerde olduğunu vurgulayan Akçay, tüp bebek uygulamalarında döllenmenin laboratuvar ortamında yüzde 95-99 oranında gerçekleştiğini, ancak transfer sonrası tutunma oranının yüzde 50-60, sağlıklı doğum oranının ise yüzde 30-35 seviyelerinde olduğunu ifade etti. "Gebelik sabır gerektirir" diyen Akçay, çiftlerin en az bir yıl boyunca özel bir çabaya girmeden doğal yollarla gebelik için beklemeleri gerektiğini vurguladı. "Yanlış numune, yanlış teşhis" Dr. Akçay, gebelik takibi sürecinde düzenli yapılan kan ve idrar testlerinin önemine de dikkat çekti. En sık karşılaşılan problemlerden birinin yanlış idrar örneği verme olduğunu belirten Akçay, doğru idrar örneği almak için genital bölgenin temizlenip kurulanması gerektiğini anlattı. Aksi takdirde akıntıların idrara bulaşması nedeniyle yanlışlıkla idrar yolu enfeksiyonu tanısı konabildiğini ve bunun gereksiz antibiyotik kullanımına yol açtığını söyledi. Yenidoğan bakımı Eğitimin ikinci bölümünde söz alan Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Özlem Kuğu, yenidoğan dönemine ilişkin önemli bilgiler paylaştı. Sarılık, ciltte oluşan kabarcıklar ve kızarıklıkların ne anlama gelebileceği, kilo alımının nasıl izlenmesi gerektiği, göz sağlığı, ağız temizliği ve pamukçuk problemleri hakkında detaylı açıklamalar yaptı. Ayrıca, göbek bağı temizliği ve yenidoğan tarama testlerinin önemi üzerinde durdu. Yenidoğan sarılığı Yenidoğan sarılığı hakkında konuşan Dr. Kuğu, bu durum doğumdan sonraki ilk haftada sık görülür ve çoğu zaman fizyolojiktir. Ancak göz aklarında belirgin sararma, uyuşukluk, beslenme güçlüğü gibi belirtiler varsa acilen doktora başvurulmalıdır. Yenidoğan cildinde kabarcıklar ve kızarıklıkların ise, genellikle zararsız ve geçici döküntüler olduğun aktaran Kuğu, "Ancak döküntüler yaygınsa, ateş eşlik ediyorsa ya da bebek huzursuzsa enfeksiyon ihtimali göz önünde bulundurulmalıdır." şeklinde konuştu. Anne ve baba adaylarının ilgiyle takip ettiği eğitimde, hem doğum öncesi hem de doğum sonrası süreçler hakkında bilimsel temellere dayanan birçok önemli bilgi katılımcılarla paylaşıldı.
26 Mayıs 2025 Pazartesi - 13:05
Op. Dr. Gülden Ballı: "Hemoroid sanıldığı kadar basit değil, uzman genel cerrah müdahalesi şart"
Toplumda sık karşılaşılan ancak çoğu zaman çekinildiği için geç tanı alan hemoroid (basur) hastalığı hakkında önemli uyarılarda bulunan Medical Point Hastanesi Genel Cerrahi Uzmanı Op. Dr. Gülden Ballı, bu rahatsızlığın yaşam kalitesini ciddi şekilde düşürebileceğini belirterek, genel cerrahi uzmanına başvurmanın önemine dikkat çekti. "Hemoroid, makat bölgesindeki damarların genişlemesiyle oluşan ve zamanla kanama, ağrı, kaşıntı gibi şikâyetlere yol açan bir hastalıktır. Birçok kişi utanma duygusuyla doktora başvurmayı geciktiriyor. Oysa erken tanı ve doğru tedaviyle hastalık büyük oranda kontrol altına alınabiliyor," diyen Dr. Ballı, yanlış uygulamaların hemoroidin kronik hale dönüşmesine neden olabileceği uyarısında bulundu. "Her basur ağrısı aynı değildir" Hemoroidin iç ve dış olmak üzere iki ana tipi olduğunu belirten Dr. Ballı, şu açıklamada bulundu "Toplumda çoğu zaman basit bir kabızlık ya da oturuş pozisyonuyla ilişkilendirilen bu hastalık, bazen çok daha ciddi anal hastalıkların belirtisi olabilir. Bu nedenle ‘basit bir basur’ deyip geçmemeli, mutlaka bir genel cerrahi uzmanı değerlendirmelidir. Biz, tanıda anoskopi, rektoskopi gibi yöntemlerle detaylı inceleme yaparak hemoroidin evresini belirliyor, buna göre kişiye özel tedavi planlıyoruz." Cerrahi müdahale ne zaman gerekli? İlaç tedavisi ve yaşam tarzı değişiklikleriyle erken evrede kontrol altına alınabilen hemoroid, ileri evrelerde ise cerrahi müdahale gerektirebildiğini ifade eden Dr. Ballı: "Her hastaya cerrahi önermiyoruz. Ancak ileri evre, tekrarlayan, kanamalı ve yaşam kalitesini düşüren hemoroid vakalarında cerrahi seçenekler devreye giriyor. Günümüzde lazer hemoroidoplasti, band ligasyonu gibi modern ve hastayı zorlamayan yöntemlerle başarılı sonuçlar elde ediyoruz." dedi. "Utandığınız her gün, gecikmiş tedaviye dönüşebilir" Toplumda hemoroidin hala bir tabu olduğuna dikkat çeken Op. Dr. Gülden Ballı, "Bu bir utanılacak durum değil, tıbbi bir problemdir. Kendi kendinize bitkisel çözümler ya da rastgele kremlerle vakit kaybetmeyin. Geciken her gün, tedaviyi zorlaştırabilir. Genel cerrahlar olarak hemoroidi sadece tedavi etmiyoruz, aynı zamanda hastalığın altında yatan nedenleri de ele alarak tekrarlamasını önlemeye odaklanıyoruz." diye konuştu.
Daha Fazla Yükle
GERİ BİLDİRİM
Geliştirme sürecine katkıda bulunmak için lütfen sitede karşılaştığınız hataları bize bildirin.
Gönder