SAĞLIK
Hipertansiyonda gizli belirtiler önemli 17 Mayıs 2026 Pazar - 13:39:34 Acıbadem Kayseri Hastanesi Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Ergün Seyfeli, hipertansiyonun gizli seyreden bir hastalık olduğunu söyleyerek, "Hipertansiyon; hastalığın önemli bir kısmı sessiz seyretse de hastalar baş ağrısı, nefes darlığı, çarpıntı, çabuk yorulma gibi şikayetlerle karşımıza çıkıyor" dedi. Dünyada 1 milyar üzerinde insanın hipertansiyon hastası olduğunu söyleyen Prof. Dr. Ergün Seyfeli, "Hipertansiyon dünyada en sık rastlanan kardiyovasküler risk faktörlerinden birisidir. Dünyada yaklaşık 1 milyar üzerinde hipertansiyon hastası bulunmaktadır. Ülkemizde de yaklaşık olarak 15 ila 20 milyon arasında hipertansiyon hastası olduğunu varsaymaktayız. Genelde erişkin nüfusun yaklaşık üçte birinde yani her 10 kişiden 3 tanesinde hipertansiyona rastlamaktayız. Hipertansiyon, kanın damar duvarındaki yaptığı basınç olarak tariflenir ve 120’ye 80’in altında kabul edilir. 140/90’ın üzerindeki kan basıncı değerleri ise hipertansiyon olarak kabul edilir. 120 ile 140 milimetre civarı arasındaki kan basıncı değerleri ise artmış kan basıncı olarak kabul edilir. Aslında bunu hipertansiyona aday hastalar olarak da kabul edebiliriz. Hipertansiyon, aslında kolay teşhis konulmasına rağmen maalesef hastalarımızın yaklaşık yarısı hipertansiyon hastası olduğunun farkında bile değil. Bunda en önemli sebeplerden bir tanesi hastalığın sessiz seyretmesi ve kendine özgü bir şikayetinin olmamasıdır. Fakat hastaların önemli bir kısmında hipertansiyon baş ağrısı, nefes darlığı, çarpıntı, çabuk yorulma gibi şikayetlerle karşımıza çıkmaktadır. Özellikle hipertansiyon hastalarının %30’unda baş ağrısı bulunmaktadır. Bu baş ağrısı genelde enseden başlayarak başın tepe üstüne kadar ilerleyen baskı tarzında ağrılar şeklinde görülmektedir. Bazen tansiyon ani-hızlı yükseldiğinde ya da stres kökenli olduğunda bu baş ağrısına bulantı, kusma gibi şikayetler de eşlik etmektedir" dedi. Prof. Dr. Seyfeli, tansiyonun düzenli olarak kontrol edilmesi ve doğru şekilde ölçülmesi gerektiğini söyleyerek, "Tansiyonumuza genelde 18 yaşından sonra 2 yılda bir, 40 yaşından sonra da yılda bir kez mutlaka bakmamız gerekiyor. Şayet ailesinde genetik olarak tansiyon hastası olan vatandaşlarımız varsa bunların da yine de 18 ile 40 yaş arasında da yılda bir kez de olsa mutlaka kan basıncını ölçtürmesi gerekmektedir. Tansiyon ölçümünde birçok hata yapılmaktadır. Burada dikkat edilmesi gerekenler, tansiyonu ölçülecek kişinin 20 dakika veya yarım saat öncesinden yemek yememiş olması, çay, kahve, sigara, alkol tüketmemiş olmaması gerekmektedir. Hastanın efor sonrası mutlaka dinlenmesi gerekiyor. Hastanın oturur vaziyette sırtını bir yere yaslaması ve kolundaki sıkı giysilerin çıkarılması gerekiyor. Kol kalp hizasında olmalı ve mutlaka elimizle ya da herhangi bir aparatla kolun desteklenmesi gerekiyor. Yine tansiyon ölçerken manşonun dirsek seviyesinden 2-3 santim yukarıda bağlanması gerekiyor ve stetoskopun yani kulaklığın buradaki atardamara denk gelmesi gerekiyor ki doğru ve düzgün bir tansiyon ölçelim. Yine tansiyon ölçerken ayak ayak üstüne atılması, tansiyon ölçerken konuşulması maalesef tansiyonun yanlış ölçülmesine neden olabilir" ifadelerini kullandı. Hipertansiyon için şikayetlerin beklenmemesi gerektiğini söyleyen Seyfeli, "Tansiyon kronik bir hastalık ve gerçekten toplumda çok sık görülen ve sessiz seyrettiği için de ancak hastalar bize hipertansiyona bağlı problemlerle gelmekte. Bunlar hangi problemler diye baktığımızda ise; özellikle kalp krizi, kalp yetmezliği ya da aort damarında anevrizma dediğimiz genişlemelerin neticesinde oluşan yırtılmalarla karşımıza geliyor. Özellikle bu hastalar sadece kalp ve damar hastalıkları değil felçle, görme bozuklukları ve böbrek yetmezliği ve diyalizle de karşımıza çıkmaktadır. Dolayısıyla hipertansif hastaların bu tür komplikasyonlarla karşılaşmadan önce mutlaka tansiyonlarını kontrol ettirmeleri ve etkin tedaviyle hedefte tutulması gerekiyor. Tansiyon hastalarında hedef 120’ye 80’in altında tutulmasıdır, bunun üstündeki her 10 milimetre civalık artışın hipertansiyona bağlı komplikasyonları arttırdığını söyleyebiliriz. Bu hastaların mutlaka yıllık kontrollerini yaptırmaları ve illa şikayet olmasını beklememeleri gerekiyor. Özellikle dijital tansiyon aletleri son derece yaygın, kendi kendimize tansiyonumuzu kolayca ölçebiliriz. Eğer tansiyonumuz 140/90 ve üzerinde seyrederse mutlaka bir sağlık kuruluşuna, bir kardiyoloji uzmanına görünmelerinde fayda vardır" dedi.
17 Mayıs 2026 Pazar - 13:22 Hipertansiyonda gizli belirtiler önemli Acıbadem Kayseri Hastanesi Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Ergün Seyfeli, hipertansiyonun gizli seyreden bir hastalık olduğunu söyleyerek, "Hipertansiyon; hastalığın önemli bir kısmı sessiz seyretse de hastalar baş ağrısı, nefes darlığı, çarpıntı, çabuk yorulma gibi şikayetlerle karşımıza çıkıyor" dedi. Dünyada 1 milyar üzerinde insanın hipertansiyon hastası olduğunu söyleyen Prof. Dr. Ergün Seyfeli, "Hipertansiyon dünyada en sık rastlanan kardiyovasküler risk faktörlerinden birisidir. Dünyada yaklaşık 1 milyar üzerinde hipertansiyon hastası bulunmaktadır. Ülkemizde de yaklaşık olarak 15 ila 20 milyon arasında hipertansiyon hastası olduğunu varsaymaktayız. Genelde erişkin nüfusun yaklaşık üçte birinde yani her 10 kişiden 3 tanesinde hipertansiyona rastlamaktayız. Hipertansiyon, kanın damar duvarındaki yaptığı basınç olarak tariflenir ve 120’ye 80’in altında kabul edilir. 140/90’ın üzerindeki kan basıncı değerleri ise hipertansiyon olarak kabul edilir. 120 ile 140 milimetre civarı arasındaki kan basıncı değerleri ise artmış kan basıncı olarak kabul edilir. Aslında bunu hipertansiyona aday hastalar olarak da kabul edebiliriz. Hipertansiyon, aslında kolay teşhis konulmasına rağmen maalesef hastalarımızın yaklaşık yarısı hipertansiyon hastası olduğunun farkında bile değil. Bunda en önemli sebeplerden bir tanesi hastalığın sessiz seyretmesi ve kendine özgü bir şikayetinin olmamasıdır. Fakat hastaların önemli bir kısmında hipertansiyon baş ağrısı, nefes darlığı, çarpıntı, çabuk yorulma gibi şikayetlerle karşımıza çıkmaktadır. Özellikle hipertansiyon hastalarının %30’unda baş ağrısı bulunmaktadır. Bu baş ağrısı genelde enseden başlayarak başın tepe üstüne kadar ilerleyen baskı tarzında ağrılar şeklinde görülmektedir. Bazen tansiyon ani-hızlı yükseldiğinde ya da stres kökenli olduğunda bu baş ağrısına bulantı, kusma gibi şikayetler de eşlik etmektedir" dedi. Prof. Dr. Seyfeli, tansiyonun düzenli olarak kontrol edilmesi ve doğru şekilde ölçülmesi gerektiğini söyleyerek, "Tansiyonumuza genelde 18 yaşından sonra 2 yılda bir, 40 yaşından sonra da yılda bir kez mutlaka bakmamız gerekiyor. Şayet ailesinde genetik olarak tansiyon hastası olan vatandaşlarımız varsa bunların da yine de 18 ile 40 yaş arasında da yılda bir kez de olsa mutlaka kan basıncını ölçtürmesi gerekmektedir. Tansiyon ölçümünde birçok hata yapılmaktadır. Burada dikkat edilmesi gerekenler, tansiyonu ölçülecek kişinin 20 dakika veya yarım saat öncesinden yemek yememiş olması, çay, kahve, sigara, alkol tüketmemiş olmaması gerekmektedir. Hastanın efor sonrası mutlaka dinlenmesi gerekiyor. Hastanın oturur vaziyette sırtını bir yere yaslaması ve kolundaki sıkı giysilerin çıkarılması gerekiyor. Kol kalp hizasında olmalı ve mutlaka elimizle ya da herhangi bir aparatla kolun desteklenmesi gerekiyor. Yine tansiyon ölçerken manşonun dirsek seviyesinden 2-3 santim yukarıda bağlanması gerekiyor ve stetoskopun yani kulaklığın buradaki atardamara denk gelmesi gerekiyor ki doğru ve düzgün bir tansiyon ölçelim. Yine tansiyon ölçerken ayak ayak üstüne atılması, tansiyon ölçerken konuşulması maalesef tansiyonun yanlış ölçülmesine neden olabilir" ifadelerini kullandı. Hipertansiyon için şikayetlerin beklenmemesi gerektiğini söyleyen Seyfeli, "Tansiyon kronik bir hastalık ve gerçekten toplumda çok sık görülen ve sessiz seyrettiği için de ancak hastalar bize hipertansiyona bağlı problemlerle gelmekte. Bunlar hangi problemler diye baktığımızda ise; özellikle kalp krizi, kalp yetmezliği ya da aort damarında anevrizma dediğimiz genişlemelerin neticesinde oluşan yırtılmalarla karşımıza geliyor. Özellikle bu hastalar sadece kalp ve damar hastalıkları değil felçle, görme bozuklukları ve böbrek yetmezliği ve diyalizle de karşımıza çıkmaktadır. Dolayısıyla hipertansif hastaların bu tür komplikasyonlarla karşılaşmadan önce mutlaka tansiyonlarını kontrol ettirmeleri ve etkin tedaviyle hedefte tutulması gerekiyor. Tansiyon hastalarında hedef 120’ye 80’in altında tutulmasıdır, bunun üstündeki her 10 milimetre civalık artışın hipertansiyona bağlı komplikasyonları arttırdığını söyleyebiliriz. Bu hastaların mutlaka yıllık kontrollerini yaptırmaları ve illa şikayet olmasını beklememeleri gerekiyor. Özellikle dijital tansiyon aletleri son derece yaygın, kendi kendimize tansiyonumuzu kolayca ölçebiliriz. Eğer tansiyonumuz 140/90 ve üzerinde seyrederse mutlaka bir sağlık kuruluşuna, bir kardiyoloji uzmanına görünmelerinde fayda vardır" dedi.
17 Mayıs 2026 Pazar - 12:37 400 uzman, Antalya’da romatizmal hastalıkları ele alacak Uluslararası katılımlı ’Türk Romatoloji Kongresi’ 20-24 Mayıs 2026 tarihlerinde Antalya’da gerçekleştirilecek. Antalya’da düzenlenecek Türk Romatoloji Kongresi’nde, GLP1 reseptör agonistleri ve inflamatuar romatizmal hastalıklar, obezite romatizmal hastalık aktivitesini ve ilaçların etkinliğini etkiler mi?, yapay zekâ çağında FTR hekiminin sosyal medya kullanımı, hukuki sorumluluklar, Car-T tedaviler, tedavisi zor PsA yaklaşımı, MR erken tanıya mı yol açıyor?, fibromiyalji, mikrobiyata ve beslenme, vitaminler, obezite ve ilaç etkinliği, romatolojide steroidlerin akılcı kullanımı ve osteoporoz ile eklem ağrılı çocuk konuları ele alınacak. Türk Romatoloji Kongresi hakkında bilgi veren Kongre Eş Başkanı Prof. Dr. Ayşegül Ketenci, "Romatoloji günümüzde bir yan dal olarak tanımlansa da, romatolojik hastalıkların geniş yelpazesi nedeniyle her FTR hekiminin bu alanda bilgi sahibi olması; farklı alanlarda uzmanlaşmış hekimlerimizin ise ayırıcı tanıda romatoloji bilgilerini geliştirmesi büyük önem taşımaktadır" dedi. Kongre Eş Başkanı Prof. Dr. Özgür Akgül ise, "Kongremizde, romatolojik hastalıkların tanı ve tedavisindeki güncel gelişmeler, bilimsel veriler ışığında ele alınacak, vaka sunumları, interaktif oturumlar, kurslar, ‘Uzmanına Danış’ platformları ve bilimsel tartışmalar ile zengin bir program sunulacaktır. Bu içerik, alanımızda bilgi paylaşımını güçlendirmeyi ve klinik uygulamalarımıza yeni yaklaşımlar kazandırmayı hedeflemektedir" şeklinde konuştu. Türk Romatoloji Kongresi’nde 19 panel, 5 Uydu Sempozyumu, Görüntüleme Okulu MR Görüntüleme Kursu, 6 sözel bildiri oturumu, 83 sözel bildiri ve 70 poster bildiri sunumu gerçekleştirilecek. Hasan Eker yönetimindeki BURKON tarafından organize edilen Türk Romatoloji Kongresi, 400 uzmanın katılımıyla bilimsel düzeyi yüksek toplantılar ve bildirilerle 4 gün sürecek.
Yapay zeka destekli MR ile meme kanseri taramaları hızla ve kolay
27 Mayıs 2025 Salı - 09:27 Yapay zeka destekli MR ile meme kanseri taramaları hızla ve kolay Meme Radyolojisi Uzmanı Prof. Dr. Füsun Taşkın, meme kanserinin erken tanısında tıp teknolojisinin çok önemli bir rol oynadığını belirterek, tanının yanı sıra evrelemesinde meme MR’ın önemine dikkat çekti. Prof. Dr. Taşkın, meme MR tetkikinin toplam 2 dakika süren, verilen kontrast maddenin ilk geçişini gösteren "Ultrafast" kısmının kolay karar verilemeyen, hem iyi, hem de kötü huylu hastalıklarda saptanabilen bulguların doğru tanısına katkı sağladığını söyledi. Dr. Taşkın "Toplam 6 saniyede yüksek çözünürlükle tüm memenin taranmasını sağlayan yöntem meme MR görüntülemenin önemli bir parçası olma yolunda, küçük ve tipik olmayan lezyonlarda erken tanıyı arttırıp gereksiz biyopsileri azaltma potansiyeline sahip." dedi. Mamografi ve ultrasona yardımcı Acıbadem Kent Hastanesi Meme Radyolojisi Uzmanı Prof. Dr. Füsun Taşkın, yapay zeka ile desteklenen yeni kuşak 3 Tesla MR (Manyetik Rezonans) cihazı ile daha önce yapılamayan ve çok kısa sürede çok detaylı meme taraması sağlayan ultrafast meme MR’ı ile ilgili bilgi verdi. Meme kanserinin teşhisinde mamografi ve ultrasonografinin yerinin vazgeçilmez olduğunu, MR’ın yüksek riskli kadınların taramasında, kanser tanısı alan kadınlarda evrelemede, problem çözücü amaçla, kemoterapi yanıtını değerlendirme, implant görüntüleme gibi endikasyonlarda kullanıldığını belirten Prof. Dr. Taşkın yeni teknolojinin uzmanlar açısından iş akışını ve karar sürecini de kolaylaştırdığını söyledi. Dr. Taşkın, yeni nesil 3 Tesla MR cihazının yapay zekayla desteklendiğini vurgulayıp, özellikleri sayesinde kolay karar verilemeyen, hem iyi, hem de kötü huylu hastalıklarda saptanabilen bulguların doğru tanısına olanak sağladığını belirtti. 6 saniye gibi kısa sürede yüksek çözünürlükle tüm memenin taranmasını sağlayan yöntemin küçük ve tipik olmayan lezyonlarda erken tanıyı arttırıp gereksiz biyopsileri azaltma potansiyeli olduğunu ifade eden Prof. Dr. Taşkın, "Menopoz öncesi hastalarda meme MR görüntülemenin en önemli dezavantajı olan meme glandüler doku boyanması incelemenin duyarlılığını azaltıyor. Ultrafast MR bu sınırlılığı da ortadan kaldıran bir yöntem" diye konuştu. Vakum destekli meme biyopsisi Meme kanseri tanısında görüntüleme eşliğinde biyopsilerin önemine de dikkat çeken Dr. Taşkın, vakum destekli biyopsinin ultrason, mamografi ve MR kılavuzluğunda yapılabildiğini, diğer iğne biyopsilerine göre daha fazla örneği kısa sürede aldığını, patolojik değerlendirmeyi kolaylaştırdığını vurguladı. Prof. Dr. Taşkın sözlerini şöyle tamamladı: "Özellikle mamografide saptanan mikrokalsifikasyonların tanısında ve sadece MRG’de saptanan bulguların tanısında vakum biyopsisi güncel ve vazgeçilmez biyopsi yöntemidir. Eskiden mamografide saptanan mikrokalsifikasyonlar işaretlenirdi ve operasyonla çıkartılırdı. Kanser saptanırsa ikinci tamamlayıcı operasyon gerekirdi. Vakum biyopsi ile operasyonsuz doğru tanı ve tek seansta tedavi planlanması mümkün oluyor"
Arkadaşları minik Mert’in iyileşmesi için ele ele verdi
27 Mayıs 2025 Salı - 09:19 Arkadaşları minik Mert’in iyileşmesi için ele ele verdi Sarayköy Sakarya İlkokulu öğrencileri, Denizlili kas erimesi hastalığına yakalanan Mert Eskici’nin tedavisi için yardım eli uzattı. Minikler, bir yıl boyunca yaptığı el işi ürünlerini düzenledikleri etkinlikte Eskici’nin tedavisi için satarak örnek bir davranış sergiledi. Denizli’nin Çal ilçesinde yaşayan 3 yaşındaki Mert Eskici, Duchenne Musküler Distrofi (DMD) adıyla bilinen ‘kas erimesi’ hastalığıyla mücadele ediyor. Sağlığına kavuşabilmesi için Dubai’de uygulanan ‘Elevidys İnfüzyon Gen’ tedavisi olması gereken minik Mert için Valilik onaylı yardım kampanyası başladı. Mert Eskici’nin sağlığı için önemli olan yardım çağrısını Sarayköy Sakarya İlkokulu öğrencileri cevapsız bırakmadı. Sakarya İlkokulu öğrencileri bir yıl boyunca emek emek yaptıkları bileklik, kitap ayracı, şişe ve taş boyama gibi çeşitli el işi ürünlerini, DMD kas hastası Mert Eskici’nin tedavisine katkıda bulunmak için düzenledikleri etkinlikte satışa sundu. Öğrencilerin, minik Eskici için düzenledikleri yardım etkinlikte hem veliler hem de ilçedeki vatandaşların büyük ilgisini çekti ve kısa sürede satışa sunulan ürünler tükendi. Toplanan paralar ise valilik onaylı olan hesap numarasına okul yönetimi tarafından gönderilerek tedavi sürecine katkıda bulunuldu. Öğrencileriyle gurur duyduklarını dile getiren öğretmenler, "Çocukların küçük yaşlarına rağmen konunun önemini algılayarak yardımlaşma sürecinde canla başla çalışmaları bizleri mutlu etti" dedi. Küçük kardeşlerinin bir an önce iyileşmesini istediklerini ifade eden öğrenciler, yardım kampanyasına dahil oldukları için çok mutlu olduklarını dile getirdi. Okul yönetimi, öğretmenleri ve öğrencilerinin bir araya gelerek oluşturduğu bu örnek davranış büyük alkış topladı.
Prof. Dr. Nevin Şanlıer: "Her 10 çocuktan 2 tanesi obezite"
27 Mayıs 2025 Salı - 09:11 Prof. Dr. Nevin Şanlıer: "Her 10 çocuktan 2 tanesi obezite" Ankara Medipol Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Dekanı ve Obezite Diyetisyenliği Derneği Başkanı Prof. Dr. Nevin Şanlıer, "Türkiye’de maalesef ben 10 yıl sonra çocuklarımızın obeziteyle çok mücadele edeceğini düşünüyorum. Her 10 çocuktan 2 tanesi obezite. Yani yüzde 10 civarında. Yani hafif şişman değil benim söylediğim, gerçekten morbid obezite dediğimiz obezite. Birçok tedavi yöntemleri var. Ama biz tabii diyetisyenler olarak beslenmeyle bu işin çözüme ulaşacağını düşünüyoruz" dedi. Beslenme, fizik tedavi, fizyoterapi ve sağlıklı beslenme ile ilgili çalıştaya katılmak üzere Bitlis’e gelen Prof. Dr. Nevin Şanlıer, obezitenin erkeklere nazaran kadınlarda daha çok görüldüğünü ve ciddi hastalıklara yol açtığını kaydetti. Obezitenin kanser hastalığı başta olmak üzere migren, şizofreni ve kalp rahatsızlığı gibi hastalıkları beraberinde getirdiğini beliren Prof. Dr. Şanlıer, "Obezite çok önemli bir halk sağlığı problemi. Bizim ülkemizde de hem yetişkinler için hem de çocuklar için sıkıntılı bir durum" dedi. Şanlıer, obezitenin tüm dünya ülkelerini ilgilendiren bir sorun olduğuna dikkat çekerek şunları söyledi: "Ben obezite demiyorum, globuzite diyorum. Çünkü global düzeyde, dünya çapında bütün dünya ülkelerini ilgilendiren çok önemli bir konu. Çocukluk çağından başlamak üzere aslında bebeğin beslenmesi anne karnında başlıyor. Anne karnından annenin beslenmesiyle başlayan bir süreç ölene kadar sürüyor. Eskiden bir dirhem et bin ayıp örter diyorduk. Şimdi bütün ayıplarımızı obezite ortaya çıkarıyor. Çünkü tepeden tırnağı, yani bugün yapılan çalışmalarda migren, kanser, hatta şizofreni, depresyondan tutun osteoporoza kadar pek çok hastalıkla, kalp hastalıkları, diyabetle ilişkisinin olduğunu biliyoruz." "Artık dünyada insan ömrü artarken sanırım bir taraftan da azalacak" Prof. Dr. Şanlıer, kadınların erkeklere nazaran biraz daha obez olduğunu sözlerine ekleyerek, "Obezite, vücut ağırlığındaki özellikle yağ miktarının artması demek. Erkeklerde bu oranın yüzde 25’in üzerinde olması, kadınlarda da yüzde 32’nin üzerinde olması obezite olarak tanımlanıyor. Bizim ülkemize baktığımız zaman kadınlar biraz daha erkeklere göre daha obez. Son verilerde erkeklere göre bir buçuk kat daha fazla olduğunu görüyoruz. Ama erkeklerde de maalesef özellikle karında biriken yağlar, bizim metabolik sendrom dediğimiz diyabet, obezite, kardiyovasküler hastalıklar, hipertansiyon disiplini dediğimiz hastalıkların üçünü kapsıyorsa biz buna metabolik sendrom diyoruz. Bu metabolik sendrom eskiden sadece yetişkinlerin problemiydi. Ancak şu an çocuklarda da metabolik sendromu görüyoruz. Artık dünyada insan ömrü artarken sanırım bir taraftan da azalacak. Çünkü bulaşıcı olmayan dejeneratif bu hastalıklar sebebiyle hepimizin herhalde yaşam süresi kısalacak. Obezite başta olmak üzere kardiyovasküler hastalıklar bütün dünyada şimdi ikinci sırada. Kanserden ölümler görülme oranı da yüksek ve beslenmeyle de çok ilişkilendiriliyor. Özellikle de bizim son yıllarda beslenme tarzımızın değişmesi, batı tipi beslenme dediğimiz testop tarzı besinlerin çok fazla kullanılıyor olması, evde çok tencere yemeklerinin yapılmaması açıkçası bu beni çok üzüyor. Bu sebeple daha çok doymuş yağ oranı yüksek, protein oranı yüksek besinler çok fazla tüketiliyor. Buna bağlı olarak da tabii ki obezite oluşuyor. Obezite gelişmiş ülkelerin sorunu mu? Hayır. Az gelişmiş ülkelerin ya da gelişmemiş ülkelerin de sorunu. Çünkü gelişmişlik derecesi arttıkça protein ve doymuş yağ alımı artarken az gelişmiş ülkelerde de karbonhidrattan beslenme tarzı artıyor. Bu nedenle de obeziteyi sıklıkla görüyoruz. Yine Türkiye’de maalesef ben 10 yıl sonra çocuklarımızın obeziteyle çok mücadele edeceğini düşünüyorum. Her 10 çocuktan 2 tanesi obezite. Yani yüzde 10 civarında. Yani hafif şişman değil benim söylediğim, gerçekten morbid obezite dediğimiz obezite. Birçok tedavi yöntemleri var. Ama biz tabii diyetisyenler olarak beslenmeyle bu işin çözüme ulaşacağını düşünüyoruz" diye konuştu. "Yaz aylarında günde en az 12 bardak su tüketilmeli" Şanlıer, kırmızı etin yerine daha çok beyaz et tüketilmesi gerektiğini ifade ederek, "İlaç tedavileri, ameliyatlar yapılabiliyor ama yaşam kalitesini arttırmak adına bir beslenme planıyla, yani kişinin yaşına, cinsiyetine, fiziksel aktivite düzeyine, özel durumuna ya da herhangi bir hastalığı varsa buna göre biz beslenme planlarımızı yapıyoruz. Herkesin beslenme planı farklıdır, parmak izi gibidir. Kişiye özel olması gerekiyor. Mümkün olduğu kadar da Akdeniz tipi beslenme. Yani ne demek? Her şeyin doğalını kullanmayı tavsiye ediyorum. Bol su tüketelim. Hele şimdi yaz geliyor, 12 bardak su içelim. Bunun dışında tam tahıllardan yapılan ekmek, tam buğday unundan yapılan ekmek, makarna, pirinç pilavı yerine bulgur pilavı, kuru baklagilleri mutlaka soframızdan eksik etmeyelim mümkün olduğu kadar. Kırmızı etin miktarını azaltalım, haftada 2-3’e düşürelim. Daha çok beyaz etleri tüketmekte fayda var. Bol sebze meyve, tabii meyve ile oturup bir kasa meyve yemeyeceğiz. Bizim ihtiyacımız olan günde 2-3 porsiyon, buna göre 2-3 porsiyon tüketmek lazım. Süt, yoğurt, ayran biliyorum Doğu Anadolu’nun çok sofralarında eksik etmediği bir besin. Özellikle yoğurt. Bunun tüketimini de arttırarak sağlıklı beslenme sağlayabiliriz. Aynı zamanda iyi yağlar kullanalım. İyi yağlar dediğimiz zaman mesela ben salatama zeytinyağı kullanabilirim ama yemeklerde ayçiçek yağı, en azından üç tür yağı karıştırarak yemeklerinize ilave etmenizde yarar var diye düşünüyorum. Aynı zamanda da fiziksel aktivite. Maalesef çocuklarımız, hepimiz aslında televizyon, bilgisayar, akıllı telefonlar, bunların başında çok vakit kaybediyoruz. Hareketli olmak lazım, daha aktif yaşamak lazım. En azından haftada 3-4 kez, yarım saat, 45 dakika, gücümüz yetiyorsa 1 saat yanımızdaki biriyle konuşabilecek düzeyde yürüyüş yapsak bile spor salonuna gitmemize gerek yok. Bu yürüyüşü yapmamız bile bizim için bir fiziksel aktivite olacaktır. Obeziteli vatandaşlarımızın vücut ağırlıklarını öğrenerek en yakın sağlık kuruluşlarına veyahut da diyetisyen arkadaşlarımızın olduğu birimlerde gidip sağlıklı beslenme önerileri almalarında yarar var. Çünkü obezite artık ayıplarımızı ortaya çıkarıyor. Bizler insan olarak sağlıklı yaşama hakkımız olduğunu biliyoruz. Bu nedenle de lütfen sağlıklı beslenelim, yeterli, dengeli beslenelim. Özellikle çocuklarımıza şeker içeren meşrubatlar, gazlı içecekler, kızartmalar, paketli ürünleri tükettirmeyelim. Anne baba olarak ısrara bazen dayanamıyoruz ama lütfen hiç tükettirmeyelim. Çok istiyorlarsa ayda bir iki kez olabilir, öyle tükettirelim, daha fazla tükettirmeyelim diyorum" şeklinde konuştu.
Sağlık hizmetlerinde büyük değişim
26 Mayıs 2025 Pazartesi - 18:41 Sağlık hizmetlerinde büyük değişim Kocaeli Sağlık ve Teknoloji Üniversitesi, sağlık ile teknolojiyi entegre ediyor. 12-18 Mayıs Dünya Hemşireler Haftası kapsamında düzenlenen etkinlikle bu yıl, "Sağlık Bakımında İnovasyonun Önemi" temasını ön plana çıkarıldı. Kocaeli Sağlık ve Teknoloji Üniversitesi Konferans Salonunda gerçekleşen "Sağlık Hizmetlerinde İnovasyonun Önemi" konulu etkinliğe Kocaeli Vali Yardımcısı Aslan Avşarbey, Kocaeli Sağlık ve Teknoloji Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Muzaffer Elmas, Kocaeli Sağlık ve Teknoloji Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Yurdanur Dikmen, Kocaeli Şehir Hastanesi Başhekimi Bahri Elmas, öğrenciler ile davetliler katıldı. Saygı duruşu ve İstiklal Marşı ile başlayan etkinlik çerçevesinde, sağlık hizmetlerinde inovasyonun rolü ve teknoloji üretimindeki yeri detaylı şekilde katılımcılar ile paylaşıldı. Programda konuşan Kocaeli Vali Yardımcısı Aslan Avşarbey, teknolojinin çok geliştiğini ve yapay zekanın bunları yapabildiğini söyleyerek yapay zekanın da düzgün kullanılması gerektiğine dikkat çekti. "Gelecek gelmiştir" Günümüzde değişimin çok hızlı geldiği ve değişim atmosferine girdiğimiz bugünlerde inovasyon temasının da oldukça anlamlı olduğuna dikkat çeken Kocaeli Sağlık ve Teknoloji Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Muzaffer Elmas, "Üniversite olarak teknolojik gelişmeleri çok hızlı adapte etmeye çalışan, eğitim programlarımıza yönetimimize ve bütün süreçlere, özellikle yapay zekanın etkilerini de burada öğrencilerimizin benimsemesini, kullanmasını istiyoruz. Bu bizim hedefimizdir. Dolayısıyla bu konuda yoğun çalışma ve toplantılarımız vardır. Sürekli bu konuyu gündemde tutuyoruz. Çünkü gerçekten dünyanın dönüşüm içinde olduğu bir gündeyiz. Değişimin geldiği gündeyiz. Gelecek gelmiştir. Değişimin içindeyiz. Öğrencilerimizi yetiştirirken bugüne göre her şeyimizi planlarsak bunu dikkate alarak yaparsak önümüzdeki 30 seneyi kurtarmış oluruz. Bundan sonra olacaklar şu andaki gelişmelerin hacminin artması olacaktır. Biz de bunun tam içindeyiz. Bu konuda sürekli çalışıyoruz, gayret sarf ediyoruz. Ayrıca YÖK’ün bu vizyonu doğrultusunda açılmasına karar verdiği dijital sağlık sistemleri teknikerliği, tıbbi işleme teknikerliği ve tele sağlık teknikerliği gibi bölümlerin bu süreci destekleyeceğini düşünüyoruz. Bu bakımdan YÖK Başkanımız Prof. Dr. Erol Özvar’a teşekkür ederiz" dedi. "Klinik sahadan inovasyon hikayelerini paylaşacaklar" Uluslararası hemşireler birliği tarafından her yıl kutlanan Dünya Hemşirelik Haftası etkinliği çerçevesinde "Hemşireler geleceğimiz" ve hemşirelerin ekonomik gücü adı altındaki temayla uyumlu teknolojiden üretim ve üretkenlik anlamında inovasyondan bahsetmek istediklerini söyleyen Kocaeli Sağlık ve Teknoloji Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Yurdanur Dikmen, "Bu etkinliğimizde öğrencilerimiz mezun olurken onların inovasyon ve teknolojiden farkında bir şekilde mezun olmalarını istiyoruz. Bu etkinliğimizin aslında en önemli konularından bir tanesi de Kocaeli Şehir Hastanesi inovatif hemşireler tarafından, en inovatif kurum olarak ödül almasıdır. Bizlerde hem meslektaşlarımızı hem de Kocaeli Şehir Hastanesi’ndeki yöneticileriyle öğrencilerimizi bir araya getirerek böyle bir etkinlik planladık. Bu etkinlikte inovasyon teması çerçevesinde Kocaeli Şehir Hastanesi yöneticileri ve çalışanları öğrencilerimizle birlikte olacaklar. Kendileri klinik sahadan inovasyon hikayelerini paylaşacaklar ve ilham verici hikayeleri öğrencilere de ilham vermesi gelecekte teknoloji ve inovasyon konusunda daha çok desteklemesi ve motivasyonlarını arttırmasını bekliyoruz" diye konuştu. Yenilikçi sağlık uygulamalarının hasta bakım kalitesine katkısı, hemşirelik mesleğinin dönüşümündeki etkisi ve geleceğe yönelik profeksiyonların değerlendirildiği etkinlikte İnovatif Hemşireler Derneği tarafından "En İnovatif Kurum Ödülü’ne" layık görülen Kocaeli Şehir Hastanesi yöneticileri de öğrencilerle söyleşiler gerçekleştirdi. Hemşirelik öğrencilerinin inovatif düşünme becerilerini geliştirmeleri, sağlık teknolojilerindeki güncel gelişmeleri yakından tanımaları ve mesleki motivasyonlarının güçlenmesinin hedeflendiği programda TÜBİTAK 2209-A Öğrenci Araştırma Projeleri teşekkür belgeleri takdim edildi. Program, "Hemşireler Geleceğimiz: İnovasyon" ve Klinikten İnovasyon hikayeleri söyleşileri ile son buldu.
Kızılay Genel Başkanı Yılmaz: "Her sene yüzde 20 ila 30 oranında bağışlarımız artıyor"
26 Mayıs 2025 Pazartesi - 16:39 Kızılay Genel Başkanı Yılmaz: "Her sene yüzde 20 ila 30 oranında bağışlarımız artıyor" Kızılay Genel Başkanı Fatma Meriç Yılmaz, Kızılay’a gerçekleştirilen bağışların her sene giderek arttığına vurgu yaparak, "Her sene yüzde 20 ila 30 oranında bağışlarımız artıyor" dedi. Kızılay Genel Başkanı Yılmaz, Ankara’da bulunan basın kuruluşlarının temsilcileri ile bir araya geldi. Burada konuşan Yılmaz, Kızılay’ın 105’inci Genel Kurulunda Genel Başkanlığa yeniden seçilmesinin ardından gelecek 3 yıl boyunca Kızılay’ın yeni hedeflerini ve vizyonunu anlattı. Genel Başkan Yılmaz, şu anda yıllık 3 milyon kan torbası miktarınca kan topladıklarını dile getirerek, toplanan kanın 4 laboratuvarda analiz edilebildiğini ve bu dört laboratuvarda NAT ve ELİSA gibi pahalı testlerin de yapılabildiğini söyledi. "2025-2028 yılında odaklanacağımız ana noktalardan bir tanesi eğitim olacak" Gelecek üç sene için çok ciddi stratejik plan çalışması yaptıklarını dile getiren Yılmaz, "Koyduğumuz hedeflerden bir tanesi 2025 yılında dört buçuk milyon kişiye kendi hayatlarında daha güvenli yaşamaları ile alakalı eğitim vermekti. Bugün geldiğimiz noktada 1 milyon 996 bine ulaşmış durumdayız. Dolayısıyla biz bir alana odaklandığımız zaman aslında gerçekten çok ciddi fark oluşturabiliyoruz. Bizim de bundan sonra, 2025-2028 yılında odaklanacağımız ana noktalardan bir tanesi eğitim olacak. Çünkü bizler toplum eğitimlerini toplumun içinden çıkan, toplum tarafından sahiplendirilen, sahiplenilen kurumlardan yapılması gerektiğine inanıyoruz" diye konuştu. "Aşevlerini 3 senede 91 çıkartmayı hedefliyoruz" Gelecek 3 yıl içerisinde Kızılay şubelerini daha da ön plana çıkarmak istediklerini dile getiren Yılmaz, "Şubelerin sabit hizmet noktalarını artırarak, şubelerin her alanda her şeyi yapması değil, iki tane temel alanda bütün şubelerin donanımlı hale gelmesiyle alakalı bir stratejik hedef koyduk. Nedir bu iki temel hedef? Bir tanesi aşevleri. Şu anda 46 tane aşevimiz var. Neden aşevini bir temel hedef olarak koyuyoruz? Devletin bize verdiği afetteki ana sorumluluk alanı beslenme. Dolayısıyla biz beslenme kapasitemizi ne kadar artırırsak afet döneminde çok hızlı bir şekilde bunu mobilize etmemiz çok çok daha kolay olacak. İkincisi ise özellikle bugünün Türkiye’sinde hepimiz biliyoruz ki doğurganlık oranları çok ciddi alarm veriyor ve giderek bir taraftan sağlık sistemimizin de tedavilerin oranına olanaklarına erişmeyi artırması nedeniyle daha uzun yaşıyoruz. Ama bir taraftan da bugünün dünyasında gençlerin azaldığı, yaşlıların arttığı bir dünyada tek başına yaşayan, huzurevine de gitmek istemeyen ama kalkıp yemek pişirmekte zorlanan çok miktarda büyüğümüz, yaşlımız var evde. Biz bir ana hedef olarak, o evlerinde tek başına yaşayan yaşlılarımıza sahip çıkacak şekilde bir kampanya başlattık. İkinci büyük hedefimiz aşevlerini üç senede 81 ilde 91’e çıkartmak. Bu biraz daha hızlı olacak gibi görünüyor" diye konuştu. "Hedefimiz Kızılay butiklerini yıl sonuna kadar daha görünür kılmak" Kızılay butiklerinin hedefler doğrultusunda üçüncü ana fonksiyon olacağını söyleyen Yılmaz, "Şu anda bizler zaten Türkiye’nin dört bir tarafında kıyafet anlamında hiçbir sıkıntı yaşamıyoruz. Çünkü Türkiye bir tekstil ülkesi ve bizim tekstilcilerimiz ayni bağış olarak zaten kışın palto gönderiyorlar, bot gönderiyorlar, işte yazın yazlık kıyafetleri gönderiyorlar. Bayram zamanında bayramlık gönderiyorlar. Bizim 2025 yılının sonuna kadar hedefimiz Kızılay butiklerini standardize etmek ve daha görünür kılma" ifadelerini kullandı. Yerli üretim hedefleri Türkiye’nin güvenli kan teminini garantiye almak adına harekete geçtiklerini vurgulayan Genel Başkan Yılmaz, "Kan torbasını biz şu anda Fransa’dan alıyoruz. Yarın başka bir kriz olsa bir nedenle ve biz kan torbasını alamaz hale gelsek Kızılay olarak, Türkiye’deki sağlık sisteminin durması anlamına geliyor. Ameliyatların yapılamaması, yaralıların tedavi edilememesi anlamına geliyor. O nedenle bizler sessiz sedasız Silivri’de temelimizi attık. Şu anda üçüncü katı bitti. Kaba inşaat bitti diyebiliriz. Şimdi içindeki makineler yerleşecek. Gelecek sene ocak-şubat gibi tamamen bitmiş olacak, bu sefer validasyon ve ruhsatlandırma sürecine başlayacak. Bu validasyon ve ruhsatlandırma 12 ila 18 ay sürüyor. Biz biraz daha erken başlayıp onu gelecek senenin içinde kan torbalarımızın tamamını kendimizin ürettiği ve her ne olursa olsun biz kan torbamız olduktan sonra artık kendimiz bunu yapabiliriz dediğimiz bir yöne dönüştürmeye çalışıyoruz" şeklinde konuştu. Yılmaz, kandan elde edilen kritik ilaçların üretimine de önem verdiklerini ifade ederek, Türkiye’nin ihtiyaç duyduğu plazma fraksiyonasyonu tesisini Türkiye’ye kurmaya başladıklarını söyledi. Yılmaz, açıklamalarının ardından basın mensuplarının sorularını cevapladı Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Kurban Bayramı etlerinin de Kurban Bayramı’nda Gazze’ye gönderileceği söylemi hatırlatılan Yılmaz, bu çerçevede sorulan soruya "Soğuk zincir gerekiyor ve içeride de buzdolabının olmadığını biliyoruz. Çünkü elektrik yok. Herhangi bir kurbanın içeriye taze et olarak götürülmesi mümkün değil. Dolayısıyla burada ayrı bir çözüme ihtiyacımız var. Ve bizim Kızılay olarak zaten ’kurban bereketini yıl boyu yaşatıyorsan’ diye başlattığımız bir kampanyadır bu. Ve senelerdir biz konserveye dönüştürürüz kurban etlerini. Yani alırız, ilk önce bunlar kavrulur. Pişmiş hale getirilir. Sonra su eklenir. Biraz standart olarak yağ eklenir. Sonra sterilize edilir ve üç senelik raf ömrü kazanır. Biz Türkiye’de yapabildiğimiz bu işlemle Türkiye’nin dört bir tarafında ne zaman bir gıda kolisi götürsek iki tane de kurban konservesi koyarız. Böylelikle içine protein eklemiş oluruz. Aslında bizim Gazze’deki farkımız buradan geliyor" diye konuştu. Yılmaz, geçen seneki Kurban Bayramı’nda konserveye çevrilen kurbanlıkları ise bu sene Ramazan’ın başındaki ateşkeste Gazze’ye sokabildiklerini belirtti. "Her sene yüzde 20 ila 30 oranında bağışlarımız artıyor" Yılmaz, Kızılay’a yapılan bağışların her sene arttığının altını çizerek, "Her sene yüzde 20 ila 30 oranında bağışlarımız artarak gidiyor. Şimdi özel şirketlerle alakalı bağışlarda şöyle bir şey oluyor. Kim ne üretiyorsa onu bağışlıyor aslında bize. Örneğin bizim aşevlerimizde diyelim ki baklagil gerekiyor. Biz baklagili genelde satın almıyoruz. Çünkü baklagil üreten her kim varsa diyor ki ben un bağışlayacağım. Biri diyor ben mercimek bağışlayacağım. Kıyafet dediğimiz gibi ayni bağış olarak geliyor. Dolayısıyla biz de nakit bağışın yanında, ayni bağış da çok fazla. Bu ayni bağış bizi çok güçlü kılıyor. Örneğin Suriye’nin kuzeyinde çok ciddi operasyon yürütmeye devam ediyoruz. Orada 4 milyon kişiye neredeyse katkı vermeye devam ediyoruz. Ama nakdi bağış hemen hemen hiç yok. Gazze’ye geliyor ama Suriye’ye nakdi bağış gelmiyor. Ama ayni bağış çok geliyor. Dolayısıyla bağışlar ayni ve nakdi bağışın toplamı şeklinde gidiyor" ifadelerine yer verdi. Kızılay’ın yurt dışında birçok kuruluşla ortak proje gerçekleştirdiğinin hatırlatılması ve ABD Başkanı Donald Trump’ın aldığı birtakım fon kesintisi kararının sorulması üzerine Genel Başkan Yılmaz, Kızılay olarak bu kararlardan etkilenilecek büyük bir durum olmadığını kaydetti. "Afet döneminde yatırım grubunun kendi kanatlarıyla uçma özelliğini tamamen sınırladık" Yılmaz, 2023 Mayıs ayından sonra toplum nezdinde Kızılay’a duyulan güvenin azalması iddialarına ilişkin ise, özellikle 6 Şubat depremlerinin ardından sorunlar oluştuğunu ve ister istemez insanların hayal kırıklığına uğradığını kaydetti. Yılmaz, sözlerine şu şekilde devam etti: "Bizim o dönemde yaşananlarla alakalı aslında sözle değil icraatla konuşmamız gerekiyor. İcraat da aslında, yaptığımız ve insanlara verdiğimiz çok önemli bir mesaj var ki biz afet dönemiyle alakalı, yatırım tarafını da aynı dernek tarafı gibi herhangi bir afet döneminde ellerinde olan herhangi bir şeyin Kızılay dışına çıkmasını dernek kararına bağladık. Ve bu yönetim kurulu kararından sonra şu anlama geliyor. Bize sormadan insani yardım malzemelerinden herhangi birini afet döneminde herhangi bir yere veremezler. Dolayısıyla bizim burada önemli olan, dernek tarafı 157 yaşında. 157 yaşında derneğin 157 yıllık bir kurum hafızası var. Bu kurum hafızası ister istemez refleks olarak bile aslında bu tarz hataların önüne geçebiliyor. Ama bir yatırım grubunu iyi niyetle de kursanız, yatırım grubunu kurarken eğer afetle alakalı yetkilerinde bir kısıtlama yapmadıysanız, afet döneminde onların yaptıkları bir hata sizin dernekte hem de en ihtiyaç duyduğunuz o güven damarına zarar verebiliyor. Yani şu anda o olayla alakalı hiçbir çalışan yatırım grubunda çalışmıyor. Tamamı artık burada değiller. Onun dışında da afet döneminde yatırım grubunun kendi kanatlarıyla uçma özelliğini tamamen sınırladık ve dernek yönetimine aldık."
Ağrı’da bir ilk: 78 yaşındaki hastaya "akıllı mercek" ameliyatı başarıyla uygulandı
26 Mayıs 2025 Pazartesi - 16:03 Ağrı’da bir ilk: 78 yaşındaki hastaya "akıllı mercek" ameliyatı başarıyla uygulandı Ağrı Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde ilk kez uygulanan "akıllı mercek" ameliyatı, 78 yaşındaki emekli avukat Tuna Elmas’a başarıyla yapıldı. Ağrı Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde, göz sağlığı alanında önemli bir ilke imza atıldı. Hastanede görevli Doç. Dr. Yavuz Oruç tarafından, 78 yaşındaki emekli avukat Tuna Elmas’a kentte ilk kez "akıllı mercek") ameliyatı başarıyla gerçekleştirildi. Yakın, orta ve uzak mesafeleri görmede zorluk çeken; astigmat rahatsızlığı bulunan ve gözlük kullanmakta zorlanan Elmas, gerçekleştirilen ameliyatın ardından tüm mesafeleri gözlüksüz şekilde görebilir hale geldi. Iğdır’dan Ağrı’ya gelen Elmas, ameliyat süreciyle ilgili yaptığı açıklamada, "İzmir’de oğlumun yanına giderken Iğdır’da misafirdim. Görme sıkıntılarım vardı ve bu nedenle Ağrı Eğitim ve Araştırma Hastanesi’ne başvurdum. Gözlerimde iltihap ve kuruluk vardı. Öncelikle bu sorunlar tedavi edildi, ardından katarakt ameliyatına karar verildi. Üç odaklı mercek kullanılarak çok başarılı bir operasyon gerçekleştirildi. Bu mercek, Ağrı’da ilk kez benim üzerimde denendi ve sonuçtan çok memnun kaldım" dedi. Ameliyat sonrası süreci de anlatan Elmas, "Yavuz hocamdan ve ekibinden çok memnunum. Kısa sürede iyileştim. Diğer gözümün ameliyatı da bayramdan sonra yapılacak. İzmir’de de ameliyat olabilirdim ancak Yavuz hocama güvendim. Çok çalışkan ve başarılı bir hekim. Daha önce mide rahatsızlığımda da aynı hastanede tedavi olmuştum. Hem sağlık personeli hem de tüm hastane çalışanları çok ilgiliydi. Tüm Ağrılılara bu hastaneyi gönül rahatlığıyla tavsiye ediyorum" ifadelerini kullandı. "Gözlüklerden tamamen kurtuldu" Ameliyatı gerçekleştiren Doç. Dr. Yavuz Oruç, yapılan işlemin teknik detaylarını paylaşarak, "Hastamız 78 yaşında ve aynı zamanda emekli bir avukat. Okuma alışkanlığı yüksek olduğu için hem yakın hem uzak mesafe için gözlük kullanıyordu. Gözünde astigmat vardı. Gerekli keratometri ölçümlerini yaparak uygun trifokal lensi belirledik ve operasyonu gerçekleştirdik. Ameliyat sonrasında gözlüksüz şekilde net görüş sağlandı" dedi. Tüm cerrahi işlemlerde olduğu gibi bu ameliyatın da belirli riskler barındırdığını belirten Oruç, "Hastaya detaylı bilgilendirme yapıldıktan sonra ameliyat onayı alındı. Operasyon sonrası hastamızdan oldukça olumlu geri dönüşler aldık. Günlük yaşam konforunu ciddi oranda artıran bu yöntem, özellikle ileri yaş hastalar için büyük avantaj sağlıyor" diye konuştu. Ağrı’da göz sağlığı başta olmak üzere birçok branşta ileri teknolojiyle başarılı ameliyatlar yapıldığını vurgulayan Oruç, "Tıp fakültemiz, sağlık müdürlüğümüz ve tüm ekiplerimizle uyum içinde çalışıyoruz. Bölgedeki hastaların büyükşehirlere gitmesine gerek kalmadan nitelikli sağlık hizmeti sunmayı sürdürüyoruz. Fiziki altyapımız, teknolojik donanımımız ve güçlü hekim kadromuzla hastanemiz her geçen gün daha da güçleniyor" ifadelerine yer verdi.
Malatya’da akılcı ilaç polikliniği hizmete girdi
26 Mayıs 2025 Pazartesi - 15:34 Malatya’da akılcı ilaç polikliniği hizmete girdi Malatya Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde hizmete giren Akılcı İlaç Polikliniği, hastaların ilaçları doğru ve güvenli şekilde kullanmalarını sağlamak amacıyla danışmanlık hizmeti sunuyor. Malatya Eğitim ve Araştırma Hastanesi, toplum sağlığını koruma ve bilinçli ilaç kullanımını yaygınlaştırma hedefiyle Akılcı İlaç Polikliniği’ni hizmete açtı. Merkez bina zemin katta hasta kabulüne başlayan poliklinik, vatandaşlara reçeteli ilaçların doğru, güvenli ve etkili kullanımına yönelik danışmanlık hizmeti sunuyor. Poliklinikte, biri uzman hekim diğeri eczacı olmak üzere iki sağlık profesyoneli görev yapıyor. Uzman desteğiyle yürütülecek hizmetin, özellikle kronik hastalığı olan ve sürekli ilaç kullanan bireyler için rehber niteliğinde olması amaçlanıyor. Akılcı İlaç Polikliniği’nde görev yapan Malatya Turgut Özal Üniversitesi Aile Hekimliği Anabilim Dalı Başkanı Dr. Öğr. Üyesi Yavuz Korkmaz, yaptığı açıklamada, gereksiz ve aşırı ilaç kullanımının dünya genelinde olduğu gibi Türkiye’de de ciddi bir halk sağlığı sorunu oluşturduğuna dikkat çekti. "Hasta-ilaç uyumu titizlikle değerlendiriliyor" Akılcı olmayan ilaç kullanımının; tedaviye uyumu azaltabileceğini, yan etki riskini artırabileceğini ve iyileşme sürecini geciktirebileceğini belirten Korkmaz, "Polikliniğimizde hekim-eczacı iş birliğiyle hasta-ilaç uyumu, ilaç-ilaç etkileşimi ve ilaç-besin etkileşimi titizlikle değerlendirilmektedir. Böylece hastaların ilaç tedavileri çok yönlü bir yaklaşımla ele alınmaktadır" ifadelerini kullandı. İlaç takip çizelgesi ile kişiye özel danışmanlık Hastalar için ilaç takip çizelgeleri hazırlandığını aktaran Dr. Korkmaz, "Günlük kullanım zamanları, ilaçların bazı besinlerle birlikte alınıp alınmaması gibi detaylar hastalarla paylaşılmakta; gerektiğinde ilgili branş uzmanlarıyla da koordinasyon sağlanmaktadır. Bu sayede gereksiz ilaç kullanımının önüne geçilerek hem hasta güvenliği artırılmakta hem de sağlık sistemine olan maliyet azaltılmaktadır" dedi. Akılcı İlaç Polikliniği, Malatya Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde hafta içi mesai saatleri içinde hizmet veriyor.