SAĞLIK
Niğde’de mobil sağlık seferberliği: Uzak köylere ücretsiz sağlık hizmeti 16 Mayıs 2026 Cumartesi - 15:59:13 Niğde İl Sağlık Müdürlüğü tarafından yürütülen mobil sağlık çalışmaları kapsamında, Toplum Sağlığı Merkezi ve Sağlıklı Hayat Merkezi bünyesinde sunulan birinci basamak sağlık hizmetleri, kent merkezine uzak kasaba ve köylerde yaşayan vatandaşların ayağına götürülüyor. Mobil Sağlıklı Hayat Ekibi ile sahaya çıkan sağlık personelleri program kapsamında Karaatlı beldesinde vatandaşlara yerinde ve ücretsiz sağlık hizmeti sundu. Gerçekleştirilen çalışmalar kapsamında vatandaşlara birçok alanda sağlık taraması ve danışmanlık hizmeti verilirken, Mobil Sigara Bırakma Polikliniği’nde doktorlar tarafından sigara bırakma danışmanlığı, 2-6 yaş grubundaki çocukların büyüme ve gelişim değerlendirmeleri, çocukların gelişim süreçleri hakkında ailelere bilgilendirme gerçekleştiriliyor. Mobil ekipler tarafından ayrıca KETEM kapsamında rahim ağzı (serviks) ve kolorektal kanser taramaları da yapılan program kapsamında diyetisyenler tarafından sağlıklı beslenme ve obeziteyle mücadele konusunda danışmanlık hizmeti sunuluyor, koruyucu ağız ve diş sağlığı hizmetleri de vatandaşlarla buluşuyor. Evde sağlık hizmetlerinden yararlanan yaşlı ve yatağa bağımlı hastalar da unutulmadı. Uzman hekimler tarafından hastaların sağlık durumları değerlendirilirken, ihtiyaç duyulan kontroller yerinde gerçekleştiriliyor. Konuya ilişkin açıklamalarda bulunan Niğde İl Sağlık Müdürü Doğan Bahadır İnan, Niğde genelinde oluşturulan sağlık timiyle ilin en uzak noktalarına ulaşmayı hedeflediklerini söyledi. İnan, "Oluşturulan sağlık timiyle ilimizin en uzak noktalarına ulaşarak hem hastalarımızı hem de sağlıklı bireylerimizi taramayı ve Sağlıklı Türkiye Yüzyılı vizyonunu sahada güçlendirmeyi hedefliyoruz. 2-6 yaş arası çocuklarımızı, yaşlılarımızı, rahatsızlığı olan ya da rahatsızlığının farkında olmayan vatandaşlarımızı muayene ediyoruz.Diş hekimimizle mobil diş ünitelerimiz aracılığıyla diş sorunlarına yerinde müdahale ettik, kanser taramalarını gerçekleştiriyor, ebelerimizle de gebelerimizin muayenelerini yapıyoruz. Böylece gittiğimiz yerlerde halkımızın neredeyse tamamını sağlık açısından taramış" dedi. Toplum Sağlığı Merkezi ve Sağlıklı Hayat Merkezi bünyesinde yürütülen çalışmalarla vatandaşların sağlık hizmetlerine erişiminin kolaylaştırılması ve koruyucu sağlık hizmetlerinin yaygınlaştırılması hedefleniyor.
16 Mayıs 2026 Cumartesi - 15:57 Niğde’de mobil sağlık seferberliği: Uzak köylere ücretsiz sağlık hizmeti Niğde İl Sağlık Müdürlüğü tarafından yürütülen mobil sağlık çalışmaları kapsamında, Toplum Sağlığı Merkezi ve Sağlıklı Hayat Merkezi bünyesinde sunulan birinci basamak sağlık hizmetleri, kent merkezine uzak kasaba ve köylerde yaşayan vatandaşların ayağına götürülüyor. Mobil Sağlıklı Hayat Ekibi ile sahaya çıkan sağlık personelleri program kapsamında Karaatlı beldesinde vatandaşlara yerinde ve ücretsiz sağlık hizmeti sundu. Gerçekleştirilen çalışmalar kapsamında vatandaşlara birçok alanda sağlık taraması ve danışmanlık hizmeti verilirken, Mobil Sigara Bırakma Polikliniği’nde doktorlar tarafından sigara bırakma danışmanlığı, 2-6 yaş grubundaki çocukların büyüme ve gelişim değerlendirmeleri, çocukların gelişim süreçleri hakkında ailelere bilgilendirme gerçekleştiriliyor. Mobil ekipler tarafından ayrıca KETEM kapsamında rahim ağzı (serviks) ve kolorektal kanser taramaları da yapılan program kapsamında diyetisyenler tarafından sağlıklı beslenme ve obeziteyle mücadele konusunda danışmanlık hizmeti sunuluyor, koruyucu ağız ve diş sağlığı hizmetleri de vatandaşlarla buluşuyor. Evde sağlık hizmetlerinden yararlanan yaşlı ve yatağa bağımlı hastalar da unutulmadı. Uzman hekimler tarafından hastaların sağlık durumları değerlendirilirken, ihtiyaç duyulan kontroller yerinde gerçekleştiriliyor. Konuya ilişkin açıklamalarda bulunan Niğde İl Sağlık Müdürü Doğan Bahadır İnan, Niğde genelinde oluşturulan sağlık timiyle ilin en uzak noktalarına ulaşmayı hedeflediklerini söyledi. İnan, "Oluşturulan sağlık timiyle ilimizin en uzak noktalarına ulaşarak hem hastalarımızı hem de sağlıklı bireylerimizi taramayı ve Sağlıklı Türkiye Yüzyılı vizyonunu sahada güçlendirmeyi hedefliyoruz. 2-6 yaş arası çocuklarımızı, yaşlılarımızı, rahatsızlığı olan ya da rahatsızlığının farkında olmayan vatandaşlarımızı muayene ediyoruz.Diş hekimimizle mobil diş ünitelerimiz aracılığıyla diş sorunlarına yerinde müdahale ettik, kanser taramalarını gerçekleştiriyor, ebelerimizle de gebelerimizin muayenelerini yapıyoruz. Böylece gittiğimiz yerlerde halkımızın neredeyse tamamını sağlık açısından taramış" dedi. Toplum Sağlığı Merkezi ve Sağlıklı Hayat Merkezi bünyesinde yürütülen çalışmalarla vatandaşların sağlık hizmetlerine erişiminin kolaylaştırılması ve koruyucu sağlık hizmetlerinin yaygınlaştırılması hedefleniyor. (ST-TB-
16 Mayıs 2026 Cumartesi - 13:41 Anne adayları "Her Gebeye Bir Ebe" uygulamasıyla korkularını yeniyor Sağlık Bakanlığınca hayata geçirilen "Her Gebeye Bir Ebe" uygulaması, Kastamonu’da anne adaylarına doğum sürecinde eğitim ve danışmanlık hizmetleri sunarak stres ve korkularını yenmelerine yardımcı oluyor. Koordinatör ebeler, anne adaylarıyla telefonda irtibat kurarak gerekli sağlık kontrollerini yapıyor ve eğitim desteği veriyor. Sağlık Bakanlığınca hayata geçirilen "Her Gebeye Bir Ebe" uygulaması kapsamında Kastamonu’da görevlendirilen koordinatör ebeler anne adaylarını doğuma hazırlıyor. Kastamonu Merkez Toplum Sağlığı Merkezinde görevli koordinatör ebeler, "Her Gebeye Bir Ebe" uygulaması kapsamında anne adaylarına gebelikten doğuma, lohusalıktan bebek bakımına kadar geniş kapsamlı destek sağlanıyor. Uzman ebeler tarafından yürütülen uygulamada, gebeler ve yeni anneler düzenli olarak bilgilendiriliyor. Özellikle ilk gebeliği olan ve ev ziyareti talep eden anne adaylarına yönelik ev ziyaretleri de yapılıyor. "Annelere verilen ebe desteğiyle anne ve bebeğe yönelik komplikasyonlarda düşüş sağlandı" Kastamonu Toplum Sağlığı Merkezi’nde çalışan ebe Neslihan İdrisoğlu, normal doğum eylemi planı kapsamında ‘Her Gebeye Bir Ebe’ uygulamasının hayata geçirildiğini söyledi. Doğum sürecindeki normal gebeler 28. hafta sonrası, riskli gebeler HSYS/MBYS sistemine düştüğü anda ve doğum süreci sonundaki anneler ise hemen doğumu müteakip aranarak uzman ebeler tarafından bilgi verildiğini anlatan İdrisoğlu, "Gebelik, doğum ve gebelik sonrası süreçler sadece biyolojik süreç olmayıp psikolojik ve sosyal boyutu olan bütüncül bir dönem olmaktadır. Bu dönemlerde annelere verilen ebe desteği ile müdahaleli doğum oranları azalmakta, anne ve bebeğe yönelik komplikasyonlarda da düşüşü sağlamaktadır. Yine biz gebelik ve doğum sonrası süreçte annelerinizin yanındayız. Onları arıyoruz. Özellikle doğum sonu süreçteki yolculukta annelerimizin yanındayız" dedi. Gebelere psikolojik destek de verildiğini ifade eden İdrisoğlu, bilinmezliklerin ortadan kaldırıldığını belirtti. Gebelerin nasıl bir süreçle karşılaşacağını öğrendiklerini anlatan İdrisoğlu, "Bebekle ilgili nasıl bir bakımda bulunulacak, doğum eyleminde nelerle karşılaşacak, bebeğin bakımıyla ilgili hangi konularda destek olacağımız konularında bilgi veriyoruz" diye konuştu. Normal doğumun sağladığı yararlardan bahseden İdrisoğlu, normal doğum eylemi ve sezaryen arasındaki farklılıklara deyindi. İdrisoğlu, iyileşme süreci, bebeğin anne ile uyumu, beslenme sürecindeki kolaylıklar yönünden normal doğum eyleminin sezaryenden daha sağlıklı ve avantajlı olduğuna dikkat çekti. "Kastamonu’da gebe okuluna gelmeyen gebe kalmasın" Gebe Okulu eğitmen ebesi Gürcü Gündoğmuş da Sağlık Bakanlığı’nın öngördüğü konular dahilinde gebelere bilgi verdiklerini söyledi. Haftanın 5 günü çeşitli eğitim programı olduğunu söyleyen Gündoğmuş, "Eğitim programımızda pazartesi başlıyoruz. 5 günlük bir eğitim programımız var. Hem online eğitimlerimiz var hem yüz yüze eğitimlerimiz var. Her gün bu eğitimlerimiz devam etmekte. Online eğitimlerimizdeki amacımız da ilçelerde olan kişiler için, yine ikinci, üçüncü doğumları olanlar için ulaşılabilir olmak, bilgiyle faydalandırmak diyoruz. Gebelik süreci, bebeğin anne karnındaki gelişim aşamaları, yine gebelikte sık rastladığımız bulantı, kusma, kas ağrısı gibi bir çok şikayete çözüm önerilerini konuşuyoruz. Gebelik döneminde yapılması gereken tarama testlerini konuşuyoruz. Her salı günü ağız ve diş sağlığı konusunda diş hekimimiz Fulya Koca geliyor ve gebelerimizin ağız-diş muayenesini yapıyor, eğitimini veriyor. Yenidoğan da ağız bakımı nasıl yapılmalı, bunları aktarıyor bize. Her salı günleri yine ben, gebelikte ve lohusalık döneminde beslenme nasıl olmalı bunu konuşuyoruz. Doğum çantamıza neler koymalıyız, neler koymamalıyız bunları konuşuyoruz. Her çarşamba doğum ağrısıyla baş etmede ilaçsız yöntemlerimiz, aromaterapi, müzik, akupunktur bunlardan bahsediyoruz. Her çarşamba fizyoterapist eşliğinde egzersiz ve pilatesimiz var. Burada da 20. gebelik haftasını doldurmuş olması gerekiyor. Doktor tarafından herhangi bir egzersiz yapmasında sakınca olmaması gerekiyor. Pelvis kaslarını esnetmek için iyi olmuş oluyor egzersiz. Hem de buraya geldiklerinde sosyalleşmiş oluyorlar. Her perşembe eş refakat destekli eğitimimiz oluyor. Buradaki amacımız da eşinizin, yakınınızın doğumda ve gebelik sürecinde, lohusalık döneminde gebeye nasıl destek olması gerektiğini. Yine baba adaylarına özellikle alt değiştirme, gaz çıkartma gibi uygulamalar yaptırıyoruz birebir. Büyüklerin "sarılık olmasın" diye sarı örtü, tuzlama gibi bunların sakıncalarını konuşuyoruz. Buradaki amacımız tamamen " gebelerimize destek " diyoruz. Cuma günleri anne sütü eğitimini veriyoruz. Emzirme pozisyonlarını gösteriyoruz. Doğum sonrası nelere dikkat etmeliyiz bunları aktarıyoruz. Eğitim bitiminde katılım belgesi veriyoruz. Mor bileklik uygulamamız var. Yine eğitim bitiminde kadın doğum servisi ile doğumhaneyi gezdiriyoruz ki nasıl bir ortama geleceklerini görsünler, güven duygusu oluşsun diye. Kastamonu’da gebe okuluna gelmeyen gebe kalmasın" şeklinde konuştu. "İlk hamile kaldığımdaki o cahiliyet şu anda yok" Gebe Hicran Çelebi Ekin ise 28 haftalık hamile olduğunu belirterek, her gebeye bir ebe uygulamasını çok faydalı bulduğunu dile getirerek, "Benim sağlığımdan, hamileliğimden, doğacak bebeğimin sağlığından her şeye bana bilgi veriyorlar. Emzirme olsun, bebekle alakalı doğum öncesi, doğum sonrası bakımı, kendi bakımım, bebeğin bakımı her şeyi bana çok detaylı şekilde anlatmaya çalışıyorlar. Şu an ilk hamile kaldığımdaki o cahiliyet diyeyim size, o şeyim yok mesela. Doğum daha yapmamış olsam da neyle nasıl karşılaşacağımı, nasıl tepki vereceğimi anlatıyorlar. İnternette görmüştüm, sağlık ocağımda da bana söylediler. Gebe Okulu’nda bu tarz bir eğitim aldığımıza dair. Ben de şimdi hamileyim, bilmiyorum, acemiyim. Telefonla da arayıp zaten sürekli söylemişlerdi, ‘Gebe Okulu’muz var, böyle böyle eğitim veriliyor.’ diye. Katılmak istedim, katıldım, faydasını da gördüm. Hala daha da geliyorum. İstediğim kadar da gelebileceğim söylendi, doğuma kadar. Bence herkesin kesinlikle gelmesi gerekiyor. Çünkü doğumda zaten direkt bir acemiliğe düşüyorsunuz, sudan çıkmış balık misali. En azından burada size ne yapmanız gerektiğini, nasıl davranmanız gerektiğini, yalnız olmadığınızı, her şeyi anlatıyorlar. Siz de kendinizi diğer gebelerle birlikte çok rahat hissediyorsunuz" ifadelerini kullandı. "Gebelik rehberiyle doğumunuza hazırlık yapabilirsiniz" Anne adaylarından mobil uygulamayı telefonlarına indirmesini isteyen ebe Duygu Çulluk da, "Bu uygulamayla hafta hafta gebeliğinizi takip edebilirsiniz. Beslenme ve egzersiz önerilerine ulaşabilir. Gebelik rehberiyle doğumunuza hazırlık yapabilirsiniz. Emzirme ve lohusalık desteği alabilirsiniz. Aşı ve muayene hatırlatma ile bebeğinizin aşılarını ve muayenelerini kolayca takip edebilirsiniz. Bebeğinizin 0-2 iki yaş gelişimini kaydedip anı günlüğü oluşturabilirsiniz. Bebeğiniz için seçmiş olduğunuz isimleri kaydedip puanlayabilirsiniz" dedi.
16 Mayıs 2026 Cumartesi - 13:21 8 yıldır devam eden dava aileyi mağdur etti Diyarbakır’da 8 yıl önce Özel Bağlar Hastanesine açtıkları davaya gidip gelen aile mağduriyet yaşıyor. 6 çocuk annesi Nefes Çakırbeyli daha önce 3 çocuğunu sağlıklı bir şekilde dünyaya getirmiş ve 2015 yılında ikiz çocuklarının olacağı haberini aldı. Özel hastane arayışına geçen aile, 2016 yılında Özel Bağlar Hastanesinde ikiz çocuklarını dünyaya getirdi. 1 kızının yaklaşık 2 ay diğer kızının ise 4 aydan fazla yoğun bakımda kaldığını iddia eden aile, bir kızlarının hastanenin ihmalkarlığı nedeniyle yüzde 99 engelli olduğunu söyledi. Ailenin iddiasına göre kızlarının oksijensiz kaldığı ve hastanede bulundukları zaman zarfında gerekli müdahalelerin yapılmadığını söylediler. Aile bir kızlarının gelişimini normal şekilde olduğunu diğer kızlarının ise sadece uzandığını ve hiç ses çıkarmadığını fark etti. Bunun üzerine başka bir Özel hastaneye gittiklerinde ise acı haberi aldılar. 10 ay sonra kızlarının hem bedensel hem de zihinsel engelli olduğunu öğrenen aile soluğu mahkemede aldı. 2018 yılında açılan davanın halen sürmesi ise aileyi mağdur etti. Anne Nefes Çakırbeyli, ikizlerinde önce 3 çocuğunun sağlıklı olduğunu söyledi. Çakırbeyli, "3 çocuğumu da Devlet Hastanesinde doğurdum. İkizlerimin olacağını öğrendiğimde daha rahat ve daha temkinli bir biçimde doğum yapmak için Özel Hastane tercih etmek istedim. Özel Bağlar Hastanesine gittim. Benim çocuğum canından oldu. Benim çocuğumun sadece görüntüsü var. Hareket edemiyor. Sadece işaret dili ile anlaşabiliyoruz. Benim kızım konuşamıyor, duyamıyor ve yürüyemiyor. Benim kızım ağır engelli yüzde 99 engeli var. Kızım yoğun bakımda 4 ay kaldı. İkizi Toprak Nisa 2 ay kaldı. Ömür’üm ise 4 ay yoğun bakımda kaldı. Beynine oksijen gitmedi. Bebeğimi ne zaman alabilirim diye sorduğumuzda. Yoğun bakım ünitesi sorumluları ‘oksijeni bebeğin ağzından çektiğimizde bebek morarıyor, nefes alamıyor. Biz o yüzden bebeği şuan size veremeyiz’ dendi bize. Aradan 2 gün geçti bize dediler ‘Gelip bebeğinizi alabilirsiniz’. 2 gün önce bana veremeyiz dediğiniz bebeği nasıl bana veriyorsunuz. Zaten kızım yoğun bakımda oksijensiz kalmış, beynine oksijen gitmemiş, morarmış, ağır bir hasar almış daha sonra bizi arayıp ‘gelin bebeğinizi alın’ diyorlar. Bana çocuğun engellidir denmedi. Hiçbir şekilde açıklama yapılmadı. Çocuğumu kucağıma koydular ve hadi git dediler" ifadelerini kullandı. 10 ay sonra kızının gelişiminin olmadığını fark eden Çakırbeyli, başka bir özel hastaneye gittiğini ve burada kızının hem zihinsel hem de fiziksel engelli olduğunu öğrendiğini söyledi. Çakırbeyli, "Aradan 10 ay geçti. Kızımın ikizi emeklemeye başladı, diş çıkarmaya başladı. Hareketleri normal önceki 3 çocuğum gibi gayet normaldi ama Ömür kızım sadece tavana bakıyordu ve hiç ses etmiyordu. Buda beni tedirgin etti. Özel bir hastaneye gittik doktor benim kızımın ayak tabanına ve parmaklarına dokunur dokunmaz ‘senin kızın engelli’ dedi. Orada dünyam başıma yıkıldı. Benim hiçbir şekilde aklımın ucundan geçmiyordu ki Özel Bağlar Hastanesi de bize böyle bir açıklama yapmadı. 8 yıl önce dava açtım hastaneye. Bir avukatla görüştüm kızımın tüm epik kriz dosyaları, hastanede ne tedavi gördüğü, hangi ilaçları kullandığını tüm belgelerini verdim kendisine. Bir dava 8 yıl sürmez. Bu bana hiç mantıklı gelmiyor. Neden benim kızımın davası bir türlü sonuçlanmıyor. Ben 1 avukatla davaya gidiyorum onlar ise 3-4 avukatla geliyorlar. Neden bunlar bu kadar güçlü, arkaları bu kadar güçlü. Bizim kimsemiz yok diye mi bize bunu yapıyorlar. Bir çocuğun hayatı bitmiş halen kendilerini savunmaya çalışıyorlar. İlk önce Devletimden istediğim tek şey. O Özel Bağlar Hastanesini araştırsınlar, denetlesinler. Sadece Ömür değil, Ömür gibi kaç tane çocuğun hayatını mahvetmişler araştırılsın. Özel Bağlar Hastanesi için ne gerekiyorsa yapılsın ve ceza alsınlar. Benim çocuğumun davası artık sonuçlansın ki benimde içim artık rahat etsin. Benim şuan 6 çocuğum var 5 çocuğum sağlıklı sadece Ömür’üm yarım kaldı. İkizi okula gidiyor anne diyor ‘bugün Ömür yürümüş olsaydı aynı sırada, aynı sınıfta okumuş olacaktık. Anne ben üzülüyorum. Neden benim ikizim benimle birlikte oyunlar oynamıyor, okula gelemiyor.’ şeklinde konuştu. Kızını yoğun bakımdayken görmeye gittiğinde çok enteresan bir şeye şahit olduğunu dile getiren Çakırbeyli, sözlerine şöyle devam etti: "Ben kızımı görmeye gittiğimde ağlayan bir sürü bebek vardı kuvözde. Çığlık çığlıyaydı hepsi. Oradaki hemşirler, hemşireler hepsi genç stajyer öğrencilerdi. Ben neden bu çocuklar bu kadar ağlıyor, neden müdahale etmiyorsunuz dediğimde. Bana dönüp ‘mama saatlerine var’ deyip geçiştirdiler. Şimdi düşünüyorum kafama yeni yeni oturmaya başlıyor. Belki o gün Ömür’ümün yoğun bakımda olduğu dönem Ömür gibi birçok bebek hasar almıştır. Sadece bunu araştırsalar yeter" Yetkililere ve avukatlara yardım çağrısında bulunan acılı anne şu ifadeleri kullandı: "Vicdanlı, merhametli benim kızımın davasıyla ilgilenen avukatların bana yardım etmesini istiyorum. Cumhurbaşkanımdan, Devletime, Sağlık Bakanlığına, Adalet Bakanlığından bu konuya bir el atmalarını istiyorum. Bir insanın canı bu kadar ucuz olmamalı. Bir kızın, bir çocuğun hayatını bu kadar kolay bitirip hiç bir şey olmamış gibi hayatlarına devam edemezler. O hastane araştırılsın artık başka annelerin evlatları yara almasın. Başka anneler ağlamasın. Çocukların hayatları bitmesin" Özel Bağlar Hastanesi yetkililerinden yapılan açıklamada ise dava sürecinin devam ettiği, bu nedenle konuya ilişkin açıklamayı dava sürecinden sonra yapılacağı söylendi.
Doğru bilinen yanlışları, gebe okulunda öğrendiler
01 Haziran 2025 Pazar - 11:26 Doğru bilinen yanlışları, gebe okulunda öğrendiler DÜZCE (İHA) – Sağlık Bakanlığı’nın başlattığı gebe okullarına Düzce’de ilgi giderek artıyor. Doğru bilinen yanlışlar, ilk defa anne ve baba olacak çiftleri bilgilendiriyor. Gebe okuluna hem anne adayları hem de baba adayları katılabilirken, Düzceli Demirbaş çiftçi okul sayesinde birçok bilgiyi öğrendi. Sağlık Bakanlığı ülke genelinde ilk defa anne ve baba olacak çiftlere gebe okulunda eğitimler veriyor. Alanında uzman isimlerle verilen eğitimlerde hem anne adayları hem baba adayları yeni doğacak olan çocuklarına nasıl yaklaşması ile ilgili hem teorik hem de uygulamalı olarak bilgi sahibi oluyor. Ailelerin genellikle doğru bildikleri bir çok yanlışın okul sayesinde bilgilendirildiği okulda çiftler bebeklerini bilgili bir şekilde kucaklarına almayı bekliyor. "Bir çok şeyi yanlış biliyormuşum" İlk defa çocuk doğuracak olan anne adayı Zübeyde Sümeyye Demirbaş, hastaneye kontrole gittiğinde gebe okulunu fark ettiğini ve araştırmaları sonrasında başvurduğunu belirterek, "Devlet hastanesine gitmiştim. Orada kapıda 20. Haftadan sonra gebe okuluna gidilmesi gerektiği ile ilgili bilgiler vardı. Nedir ne değildir diye araştırma yaptım. Daha sonra buraya geldim. Burada hocamız sayesinde etkin bilgiler aldım. Gelmeden önce baya bir şeyi bildiğimi sanıyordum. Ama geldikten sonra bunları yanlış bildiğimi fark ettim. İlk 4 gün sürdü eğitim. Ebemiz sayesinde bir günde eşli eğitim yapmıştık. Çok faydasını gördüm eşimle beraber. Doğrusu her eğitim çıkışında eşime bilgi veriyordum. Bugün bunları yaptık ben unutursam sen mutlaka bana bunları hatırlat demiştim. Eşim buraya benimle birlikte geldiğinde tüm bilgileri sıfırdan yeniden öğrenmiş oldu. Erkekler kadınlara göre bu konulara göre daha az bilgili oluyorlar. Bizler annelik iç güdüsü ile daha fazla araştırıyoruz. Daha fazla ister istemez görerek duyarak bilgi ediniyoruz. Onlar bu konularda daha zayıf kalıyorlar. Bence kesinlikle eşimin bu derecede öğreneceğini tahmin etmiyordum. Bize çok faydalı oldu burası. Kesinlikle imkanı vakti olan herkes gelmeli. Burası devletin sunduğu bir hizmet. Ebemizde sağolsun bu konuda çok iyi eğitimler veriyor. Bence hem anne adayları hem baba adayları buraya gelip eğitim almalılar. Biz aşırı memnun kaldık iyiki gelmişiz dedim" dedi. "Çok faydalı bir eğitim oldu" Eşiniz eğitimlere katılmasının ardından kendisinin de ebe tarafından davet edilmesi ile gebe okuluyla tanıştığını ve çok fayda gördüğünü dile getiren Baba adayı Serhat Demirbaş, "Biz her ders çıkışında istişare yapıyorduk. O bana görmüş olduklarını bana anlatmıştı. Bir gün bana hocamız eşli eğitim vermek istediğini anlattı. Bende bu durumu seve seve kabul edeceğimi söyledim. Sonra buraya eğitime geldik. Her akşam derslerden sonra burada bende eğitimi aldım. Doğru bildiğimiz bir çok yanlış varmış. Burada doğrularını öğrendik. Çok faydalı bir eğitim oldu. Herkese tavsiye ediyorum. Muhakkak gelinmesi gerekiyor. Çocukların altlarını almak mesela bizim doğrumuza göre çocukların ayaklarını kaldırarak altını almayı biliyorduk. Ama orası öyle olmuyormuş. Yan yatırıp altından bezini almamız gerekiyormuş. Burada bunu öğrendim. Annelerde stres hormonu olduğu için gaz çıkartması biraz zor oluyormuş mesela. Bu görevi bizler alacağız. Babalarda veya diğer kişilerde çocukların gaz çıkartması kolay oluyormuş. Günümüz şartlarında da anne yapıyor yada baba yapıyor gibi bir kavram kalmadı. Herkes her işi yapmak zorunda kalıyor" ifadelerini kullandı.
Sporcu çocuklara düzenli kalp kontrolü önerisi
01 Haziran 2025 Pazar - 10:25 Sporcu çocuklara düzenli kalp kontrolü önerisi Çocuk Kardiyolojisi Uzmanı Doç. Dr. Meki Bilici, ‘‘Efor gerektiren sporlara başlamadan önce kardiyolojik testler ile kalp durmaları gibi ölüme yol açabilecek risklerin önüne geçilebilir’’ dedi Liv Hospital Çocuk Kardiyolojisi Uzmanı Doç. Dr. Meki Bilici, çocuklarda efor gerektiren spor aktiviteleri öncesi kalp kontrollerinin hayati önem taşıdığına dikkat çekti. Doç. Dr. Bilici, özellikle 7-8 yaşlarındaki çocukların futbol, basketbol gibi yoğun efor isteyen sporlara başladıklarını belirterek, bu yaş grubundaki çocuklara yılda bir kez kalp kontrolü yapılması gerektiğini vurguladı. Kalp kontrollerinin yalnızca mevcut sağlık durumunu değerlendirmekle kalmadığını ifade eden Bilici, "Doğumsal kalp hastalıkları veya önemli ritim bozuklukları gibi hayatı tehdit edebilecek sorunlar bu testlerle erken teşhis edilebilir. Bu sayede ani kalp durmaları gibi ölüme yol açabilecek risklerin önüne geçilebilir" dedi. Aileleri dikkatli olmaya çağıran Bilici, çocukların sağlıklı bir şekilde spor yapabilmeleri için düzenli kardiyolojik kontrollerin ihmal edilmemesi gerektiğini söyledi. Kalp hastalıkları belirtileri Doğumsal kalp hastalıklarının yeni doğan bebeklerin yaklaşık yüzde 1’inde görüldüğünü ifade eden Doç. Dr. Meki Bilici, ‘‘Kalp hastalıkları yeni doğan döneminde morarmayla, bazen çarpıntıyla, terlemeyle, kilo alamamayla belirti veriyor. Bunları süreç içinde tedavi etmek mümkün. Özellikle 7 yaşından sonra efor isteyen sporlarla ilgilenen çocuklar için kardiyolojik incelemeyi tavsiye ediyoruz. Ailede kalp hastalıkları var ise ya da eforla ilişkili bayılma, göğüs ağrısı, çarpıntı var ise ayrıntılı incelemek gerekiyor. Efor gerektiren sporlara katılan her çocuğun kalbinin kontrol edilmesi son derece yararlıdır’’ dedi. Kardiyolojik testler ve incelemeler sonrası olası kalp hastalıklarında tedaviye erken başlamanın önemini de vurgulayan Bilici, ‘‘Uygulanan efor testleri, eko kardiyografik incelemelerle değerlendirip var ise hastalıkları ortaya çıkarabiliyoruz. Hastadaki olası riskleri ortaya çıkardığımızda tedaviyi yönetmek mümkün oluyor. Hiçbir belirti vermeden de kalp hastalığı olabiliyor. Her çocuğun kalbine bakılması ülkemizde mümkün ve çok yararlı olacaktır. 7-8 yaşlarından itibaren bu incelemeler yapılabilir’’ şeklinde konuştu. Spora başlamadan önce yapılacak testler ile ilgili de bilgi veren Bilici, ‘‘İlk olarak hastanın şikayetleri ve tıbbi geçmişi sorgulanır. Ardından tansiyon ölçümü, elektrokardiyografi (EKG) ve ekokardiyografi (EKO) gibi temel incelemeler yapılır. Gerekli durumlarda efor testi, ritim holter ve kan tahlilleri gibi ek tetkiklere de başvurulabilir. Bu incelemeler sayesinde ritim bozuklukları, damar darlıkları ve kalp kası kalınlaşması gibi sinsi ancak ciddi sonuçlara yol açabilecek durumlar teşhis edilebilir. Eğer yapılan değerlendirmelerde riskli bir durum tespit edilirse, uygun tedavi planlanır ve gerektiğinde kişinin spora katılımı sınırlandırılır’’ diye konuştu.
Prof. Dr. Özkan: "Elektronik sigara diş kaybını tetikliyor"
01 Haziran 2025 Pazar - 10:22 Prof. Dr. Özkan: "Elektronik sigara diş kaybını tetikliyor" Uzman Diş Hekimi ve Ağız, Diş, Çene Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Birkan Taha Özkan, Son yıllarda gençler arasında hızla yayılan elektronik sigara alışkanlığıNIN, sadece solunum sistemini değil, ağız ve diş sağlığını da ciddi şekilde tehdit eittiğini belirterek, elektronik sigara özellikle ağız kuruluğu (kserostomi) üzerinden başlayan sürecin, zamanla diş çürükleri, diş eti hastalıkları, kemik erimesi ve hatta erken yaşta diş kaybına kadar uzandığını söyledi. Özkan, elektronik sigaraya yönelen gençlerin tehlikede olduğunu ifade ederek, "Tütünün zararlı olduğunu düşünen birçok birey, elektronik sigarayı ‘daha masum’ bir seçenek sanarak geçiş yapıyor. Ancak bu, aslında çok daha tehlikeli bir tercihtir. Evet, elektronik sigaranın kokusu daha hafif, tadı bazılarına daha hoş gelebilir; ama bu, etkilerini hafifletmez. Bilakis, içerdiği kimyasallar tükürük bezlerini baskılayarak ağız kuruluğuna neden olur ve bu durum diş çürüklerinden çene kemiği erimesine kadar pek çok kalıcı soruna yol açar. Ne yazık ki, bu zararlar genellikle geç fark edilir ve sonuçları klasik sigaradan daha sinsi şekilde ilerler" dedi. Elektronik sigaranın ağız kuruluğunun sessiz bir başlangıcı olduğuna dikkat çeken Özkan şöyle devam etti: " "2024 yılında yayınlanan çok merkezli bir araştırmaya göre, elektronik sigara kullanıcılarının yüzde 42’sinde klinik ağız kuruluğu (kserostomi) tespit edildi. Bu durum, elektronik sigarada yer alan propilen glikol ve gliserin gibi maddelerin ağız içindeki nemi emmesiyle oluşuyor. Tükürük, ağız içi sağlığın en güçlü koruyucusudur. Ağız kuruluğu başladığında, dişler bakterilere açık hale gelir. Diş çürükleri hızlanır, diş eti hastalıkları gelişir. Bu zincirin sonunda diş kaybı ve çene kemiği erimesiyle karşılaşıyoruz." Özkan, bilimsel verilerinde tehlikeyi ortaya koyduğunu belirterek, "Ağustos 2024’te yapılan bir başka araştırmada, ağız kuruluğu yaşayan bireylerde diş çürüğü görülme oranı, tükürüğü yeterli bireylere göre yüzde 78 daha yüksek bulundu. Amerikan Periodontoloji Derneği’nin raporuna göre, elektronik sigara kullanıcılarında periodontitis (ileri diş eti hastalığı) gelişme riski, kullanmayan bireylere göre 2,6 kat daha fazla. Tükürük eksikliği yalnızca çürükleri değil, diş etlerini de tehdit ediyor. Kuru kalan diş etlerinde çatlamalar, iltihaplanmalar ve gingivitis başlıyor. Tedavi edilmezse bu durum periodontitise, yani iltihabın çene kemiğine kadar ilerlemesine neden oluyor. Bakteriler diş eti altına sızdığında, artık sadece diş değil, kemiğin kendisi de risk altındadır. Bu, genç yaşta implant yapılamayacak kadar ileri kemik kaybıyla sonuçlanabiliyor" diye konuştu. Ağız kokusu ve yaraların arttığına dikkat çeken Özkan şunları kaydetti: "Kuruyan ağız içi dokular, sadece diş ve diş etini değil, mukozayı da etkiliyor. Halitoz (kötü ağız kokusu) ve tekrarlayan ağız yaraları elektronik sigara kullanan bireylerde yaygın şekilde görülüyor. Bu durum kişinin hem ağız sağlığını hem de sosyal hayatını olumsuz etkiliyor. Elektronik sigara kullanımına erken yaşta başlayan bireylerde, 40 yaşına gelmeden birden fazla dişin kaybı ve protez ihtiyacı doğabiliyor. Ayrıca çene kemiği erimesi nedeniyle implant tedavisi de zorlaşıyor. Tütün ve elektronik sigarayı bırakın. Tükürük bezleri üzerindeki yıkıcı etkiler kalıcı olabilir. Bırakmakta zorlananlar, psikolojik ve medikal destek almalı. Düzenli diş hekimi kontrolü şart: Ağız kuruluğu fark edilmeden ilerleyebilir. Hekiminizle yapılacak erken kontroller, çürük ve kemik kaybını önleyebilir. Tükürük destekleyici yöntemler kullanın: Ksilitol içeren şekersiz sakız, limon, ananas gibi doğal uyarıcılar tükürük akışını artırabilir. Su tüketimini artırın: Gün içinde bol su içerek ağız içi nem dengesini koruyun. Alkol içeren gargaralardan kaçının: Bu ürünler kuruluğu artırır. Bitkisel ve nemlendirici içerikli ağız bakım ürünleri tercih edilmelidir." Özkan, geç kalınmadan önlem alınması gerektiğini belirterek, "Basit bir ağız kuruluğu, fark edilmediğinde diş kaybı ve çene kemiği erimesine kadar ilerleyebilir. Elektronik sigaranın ağız sağlığına verdiği zararlar, çoğu zaman sessiz başlar. Ancak sonuçları, estetikten çiğneme fonksiyonuna kadar hayat kalitesini etkiler. Erken yaşta diş kaybı yaşamamak için, bu alışkanlıktan bir an önce uzaklaşmak ve düzenli hekim kontrolünü ihmal etmemek şart" dedi.
Lens kullanmak isteyenlere uzmanlardan uyarı: "Önce doktorunuza gitmelisiniz"
01 Haziran 2025 Pazar - 10:07 Lens kullanmak isteyenlere uzmanlardan uyarı: "Önce doktorunuza gitmelisiniz" Kontakt lens kullanımı gün geçtikçe çoğaldığını ifade eden Göz Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Op. Dr. Adnan İpçioğlu, hem arzu edilen göz rengini hem de güzel bakışlar edinmeyi sağlayan lens kullanımının birtakım hassas noktalara dikkat edilmezse göz hastalıklarına davetiye çıkaracağını söyledi. Gözlükten lense geçmek isteyenler ve lens kullananlar için önemli önerilerde bulunan Özel Medicana Bursa Hastanesi Göz Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Op. Dr. Adnan İpçioğlu, "Hayatımıza konfor sağlayan ve hayat kalitesini yükselten lensler, doğru kullanılmadığında ciddi sorunlara yol açabilir" dedi. Önce doktora gidin İpçioğlu, "Lens almanız gerektiğine karar verdiğinizde, sadece kullandığınız gözlüğünüzün kaç numara olduğunu bilmek yetmemektedir. Lens kullanmaya başlamadan önce, korneanızda saklı olan ve ancak doktorunzun çok özel cihazlar kullanarak öğrenebileceği, örneğin kornea eğriliği gibi başka değerleri de bilmenize ihtiyaç vardır. Lens almaya karar verdiyseniz öncelikle mutlaka doktorunuza gitmelisiniz. Bu aşamada sizin için sadece doğru lens ölçülerini değil, gözünüzde lens kullanmaya engel teşkil edecek bir durum ya da lensten önce tedavi edilmesi gereken bir rahatsızlığın oluğ olmadığı, alanında uzman bir doktor tarafından tespit edilmelidir" ifadelerini kullandı. Temizliğe dikkat Lens kullanma, doktor kontrolü ve önerisi olmadan gerçekleşirse göz sağlığı için zararlı olduğunu ifade eden Op. Dr. Adnan İpçioğlu, "Ancak kullanım gerekliliği ve bakım konusunda göz doktorunuzn tavsiyelerine uyulduğunda lens kullanmanın göz sağlığına bir zarar bulunmamaktadır. Hayatın her alanında her zaman hijyene dikkat etmek gerekir. Ancak gözünüze lens takarken buna daha fazla dikkat etmenizde fayda var" dedi. Op. Dr. Adnan İpçioğlu, "Aksi taktirde görüşünüzü düzeltmeye çalışırken, çeşitli göz hastalıklarına davetiye çıkarabilirsiniz. O sebeple lens takıp çıkarırken ellerin cok iyi yıkanması, lens solüsyonlarının vaktinde değiştirilmesi, başkasının lensinin deneme hedefiyle de olsa takılmaması en önemli hijyen kuralları arasında yer alır. Kadınların dikkat etmesi gereken en önemli hijyen konusu daha var. O da makyajdır. Lensin olabildiğince temiz kalması için makyaj yapmadan önce takılması ve ancak makyaj temzilendikten sonra çıkarılması gerekmektedir" diye konuştu.
Dünyada 3 milyona yakın MS hastası bulunuyor
31 Mayıs 2025 Cumartesi - 17:04 Dünyada 3 milyona yakın MS hastası bulunuyor Merkezi sinir sisteminin (beyin ve omurilik) en yaygın hastalıklarından biri olan MS’in dünya çapında yaklaşık 2,9 milyon kişiyi etkilediği belirtildi. Dünya MS Günü, 2024-2026’nın teması ‘tanı’ olarak belirlenmişti. Sağlık profesyonelleri için daha iyi MS eğitimi, yeni araştırmalar ve MS tanısında klinik gelişmeler talep edilmesi bu önemli günün amaçları arasında. İstanbul Aile Hekimliği Derneği Bilim Komisyonu Üyesi Uzm. Dr. Selda Handan Karahan, "MS, iltihaplı bir demiyelinizan hastalık olarak tanımlanıyor ve sinirleri izole eden yağlı bir madde olan miyelinin hasarı sonucu ortaya çıkıyor. Bu hasar, sinirlerin elektriksel uyarıları iletme şeklini etkileyerek çeşitli nörolojik semptomlara yol açıyor. Belirtiler arasında bulanık görme, uzuvlarda zayıflık, karıncalanma hissi, dengesizlik, kabızlık, cinsel fonksiyonlarda azalma, hafıza sorunları ve yorgunluk gibi bulgular yer alabiliyor" dedi. MS’li bireylerin çoğuna 20 ila 40 yaş arasında tanı konulduğunu belirten Karahan, hastalığın kadınlarda erkeklere oranla iki-üç kat daha yaygın görüldüğünü ifade etti. MS’in kesin bir tedavisi bulunmamakla birlikte, hastalığın seyrini değiştirebilecek çeşitli tedavi yöntemlerinin mevcut olduğuna dikkat çekti. Dört ana MS tipi şunlar: "Klinik İzole Sendrom (CIS), Nükseden-düzelen MS (RRMS), Sekonder progresif MS (SPMS), Primer ilerleyici MS (PPMS)". Her bireyin farklı semptom kombinasyonları yaşadığını söyleyen Dr. Karahan, "MS’e yol açabilecek faktörler arasında genetik yatkınlık, bağışıklık sistemi bozuklukları, viral enfeksiyonlar (örneğin Epstein-Barr virüsü, Varisella virüsü), kronik sigara kullanımı ve düşük D vitamini düzeyleri yer alıyor" dedi. Kontrol edilebilir risk faktörlerine dikkat çeken Dr. Karahan, bağışıklığı güçlendirmek adına sağlıklı beslenme, düzenli egzersiz, sigaradan uzak durma ve güvenli güneş maruziyetiyle yeterli D vitamini seviyesinin sağlanmasının önemini vurguladı.
Uzmanlar Kurban Bayramı’nda etin dinlendirilmeden yenilmemesini öneriyor
31 Mayıs 2025 Cumartesi - 16:38 Uzmanlar Kurban Bayramı’nda etin dinlendirilmeden yenilmemesini öneriyor Ankara Medipol Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Nevin Şanlıer, Kurban Bayramı’nda kesilen etlerin dinlendirilmeden yenilmemesini önerdi. Ankara Medipol Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Nevin Şanlıer, Kurban Bayramı’nın paylaşmanın ve dayanışmanın yanı sıra sofralarda etin başrolde olduğu özel bir dönem olduğuna değinerek bu dönemde kırmızı et tüketiminin arttığını ifade etti. Bu artışın ise sindirim sorunlarına, kronik hastalıkların alevlenmesine neden olabildiğini aktaran Şanlıer, kırmızı et tüketiminin Avrupa ülkelerinde yıllık kişi başına 60-100 kilogramken Türkiye’de yaklaşık 20 kilogram olduğunu kaydetti. Ayrıca Şanlıer, kesilen etin dinlendirilmeden tüketilmesinin zararlı olduğunu dile getirdi. Kırmızı etin iyi kalitede protein içerdiğine vurgu yapan Şanlıer, "Aynı zamanda demir, çinko, fosfor, B12 ve A vitamininden zengin bir besindir. Ancak sofraya gelene dek etin kesiminden pişirilmesine kadar geçen her aşama, insan sağlığını etkileyebilecek çeşitli riskleri de beraberinde getirir. Bu nedenle bayram süresince hem besin güvenliği hem de sağlıklı tüketim açısından dikkat edilmesi gereken birçok önemli nokta bulunmaktadır" dedi. Kurbanlığı satın almadan önce veteriner kontrolünden geçtiğine emin olun Kurban Bayramı’nda kesilen hayvanların kesimden önce ve kesimden sonraki muayenelerinin veteriner hekimler tarafından yapılmasının sağlanması gerektiğini kaydeden Şanlıer, "Veterinerler kurbanlık hayvanı sağlık ve besi derecesi bakımından muayene etmektedir. Hayvanın sağlığı kadar, beslenme şekli de önemlidir. Açık alanda otlatılmış, doğal yemlerle beslenmiş hayvanların etinin yağ asidi profili daha dengeli, omega-3 oranı daha yüksektir. Bu nedenle mümkün olduğunca güvenilir çiftliklerden ve izlenebilir üretim zincirlerinden hayvan temin edilmelidir" diye konuştu. Kesim alanlarının ve aletlerinin hijyeni önemli Şanlıer, kesim yapılacak alanların hijyenik ve yeterli havalandırma şartlarına sahip olması gerektiğini belirterek, "Sağlık ve hijyen kurallarına uyulmaması, personelin eğitimsizliği vb sebeplerden dolayı kurbanlık hayvanlardan elde edilen et ve diğer yenilen kısımlar insan sağlığı için tehlikeli olabilmektedir. Kurban Bayramı’nda hayvan kaynaklı hastalıkların yayılma riski çok fazladır. Kesim ve parçalama işlemlerinde kullanılan alet ve malzemeler paslanmaz çelikten olmalı ve sık sık dezenfekte edilmelidir" açıklamasında bulundu. Bayram sabahı güne sağlıklı bir kahvaltıyla başlamak sindirim sistemi için oldukça önemli Özellikle aç karnına et tüketmenin mide asidini artırarak reflü, gastrit ve mide yanması gibi şikayetlere yol açabileceğini vurgulayan Şanlıer, "Bu nedenle sabah kahvaltısında; az yağlı peynir, haşlanmış yumurta, tam tahıllı ekmek, zeytin, mevsim yeşillikleri ve bir fincan çay içeren dengeli bir öğün tercih edilmelidir. Böyle bir başlangıç, gün içinde et tüketimiyle birlikte oluşabilecek sindirim zorluklarını da önlemeye yardımcı olur. Ayrıca kahvaltı sonrası kısa bir yürüyüş yapmak hem sindirime destek olur hem de kan şekeri kontrolünü kolaylaştırır" ifadelerini kullandı. Kesilen eti dinlendirmeden tüketmeyin Yeni kesilen etin ‘ölüm katılığı’ nedeniyle pişirmede ve sindirimde güçlüğe yol açacağını dile getiren Şamlıer, bu yüzden etin pişirilmeden önce en az bir gün dinlendirilmesi gerektiğini aktararak şu ifadelere yer verdi: "Et pişirirken, kızartma, kavurma yöntemleri yerine haşlama, fırın ve ızgara yöntemleri kullanılarak pişirilmelidir. Et ızgarada pişirilirken et ile ateş arasında en az en az 15-20 cm uzaklık olacak şekilde pişirilmelidir. Et ve ızgara arasındaki mesafenin yakınlığı ve yüksek ateş etin iç kısmına ulaşmasını önleyerek yanmasına neden olmaktır. Bu durum protein ve B grubu vitaminlerin kaybına ve kanserojenik bileşiklerin (nitrozaminler) oluşmaktadır. Yağlı etlerin doymuş yağ ve kolesterol içeriği daha yüksek olduğu için kalp-damar hastalığı, mide rahatsızlıkları, şeker hastalığı ve yüksek tansiyonu olan kişiler, Kurban Bayramı’nda yağsız veya az yağlı etleri tercih etmeli, kısıtlı miktarlarda tüketmeli ve aşırıya kaçmamalıdır. Mümkünse eti kavurma şeklinde tüketmekten kaçınmalı, yapılacaksa da etin mümkünse en az yağlı kısımları tercih edilmelidir. Kuyruk eti ve iç yağı kalp-damar sağlığını tehdit eder. Bu nedenle et yemeklerinin pişirilmesinde et kendi yağında kısık ateşte pişirilmeli, ek yağ ilavesi yapılmadan tüketilmelidir. Etin yanında ceviz, fındık gibi sağlıklı yağ kaynakları tüketmek, doymuş yağ alımını dengelemek ve kalp sağlığını korumak açısından faydalıdır. Bu besinler ayrıca antioksidan ve antiinflamatuvar etkilere de sahiptir." Aşırı et tüketiminden kaçının Kurban Bayramı’nda gereğinden fazla miktarda et tüketiminin birçok rahatsızlıklara neden olabileceği gibi var olan rahatsızlıkların da ilerlemesine yol açabileceğini açıklayan Şanlıer, "Et hayvansal kaynaklı bir besin grubu içinde iken aynı zamanda içeriğinde doymamış yağları bulundurur. Ayrıca kolesterol içeriği nedeniyle de tüketim miktarına dikkat etmek gerekir. Günlük et tüketimi ortalama 120 gramı (günde 3-4 köfte kadar) geçmemelidir. Ancak yine de tüketim önerileri açısından bireysel farklılıklar göz önünde bulundurulmalıdır. Yüksek miktarda protein alımı vücutta asidik yükü artırabildiğinden özellikle böbrek hastaları ve gut hastalığı olan bireylerde risk oluşturur. Özellikle her iki öğünde birden et tüketmek yerine, bir öğünde et bir diğer öğünde sebze veya tahıl içeren bir alternatif tercih edilmelidir" şeklinde konuştu.
Akciğer nakli olan 41 yaşındaki kadın sağlığına kavuştu
31 Mayıs 2025 Cumartesi - 16:16 Akciğer nakli olan 41 yaşındaki kadın sağlığına kavuştu Aydın’ın Söke ilçesinde yaşayan ve 4 yıldır solunum cihazına bağlı olarak yaşayan 41 yaşındaki kadın, başarılı bir akciğer nakli ile sağlığına kavuştu. Edinilen bilgiye göre, Aydın’ın söke ilçesinde yaşayan evli ve bir kız çocuğu annesi 41 yaşındaki Şehnaz Şenoğlu Kanat, akciğer rahatsızlığına yakalandı. Son 6 yıldır ciddi solunum sıkıntısı yaşayan ve 4 yıldır makineye bağlı olarak yaşam savaşı veren Şehnaz’ın umutları geçtiğimiz ay gelen bir telefonla yeniden yeşerdi. Uzun yıllar boyunca nakil listesinde yer alan ve yaşadığı zorluklara rağmen umudunu hiç kaybetmeyen Şehnaz’a beyin ölümü gerçekleşen bir hastadan alınan uygun akciğer, Bilkent Şehir Hastanesi’nde uzman bir ekip tarafından başarıyla nakledildi. Operasyonun ardından solunum cihazından tamamen ayrılan Şehnaz, yıllar sonra ilk kez kendi nefesiyle yaşamaya başladı. "Sanki yeniden doğmuş gibiyim" Yaklaşık 1500 gündür solunum cihazına bağlı olarak yaşamaya çalışırken, gerçekleşen organ nakli ile adeta yeniden doğduğunu belirten Şehnaz Şenoğlu Kanat bağışı yapan ve nakli gerçekleştiren herkese teşekkür ederek "Sanki yeniden doğmuş gibiyim. 4 yıl boyunca her gün nefes almak için mücadele ettim. Şimdi özgürce nefes alabiliyorum. Bu hayat bana ikinci kez verildi. Başta Prof. Dr. Erdal Yekeler olmak üzere emeği geçen tüm doktorlarıma, hemşirelerimize ve en önemlisi organ bağışında bulunarak bana yaşam şansı tanıyan o yüce gönüllü insanın ailesine sonsuz teşekkür ediyorum. Kendime söz verdim; bundan sonra bu nefesi sadece kendim için değil, başka hayatlara da umut olmak için kullanacağım" dedi.
Kalp yetmezliği hastası ’3D haritalama yöntemi’ ile şifa buldu
31 Mayıs 2025 Cumartesi - 15:17 Kalp yetmezliği hastası ’3D haritalama yöntemi’ ile şifa buldu Kalp yetmezliği nedeniyle tedavi gören hasta, Kayseri Şehir Hastanesi’nde ilk olarak yapılan 3D haritalama yönetimi ile tedavi edildi. Kayseri’de yaşayan 36 yaşındaki Sedat Sarıca, kalp yetmezliği nedeniyle tedavi gördüğü Kayseri Şehir Hastanesi’nde ilk olarak uygulanan 3D haritalama yöntemiyle tedavi edildi. Doç. Dr. Ömer Şahin ve Doç. Dr. Serhat Karadavut tarafından ameliyat edilen hastanın çarpıntıya neden olan bölgeleri radyo frekans ablasyonu yöntemiyle ısı 50 dereceye getirildi. 3.5 saatlik süren işlemin ardından takibe alınan hasta, sağlığına kavuştu. İşlem hakkında bilgiler veren Kayseri Şehir Hastanesi Kardiyoloji Uzmanı Doç. Dr. Ömer Şahin, "Hastamız kalp yetmezliği nedeniyle takipte olan bir hasta. Hastada ayrıca ritim bozukluğu var ve biz bu kalp yetmezliğinin ritim bozukluğuna bağlı olduğunu düşündük. Hastamıza 3D haritalama ile atriumların lokalizasyonunu alıp daha sonra çarpıntıya neden olan bölgeleri radyo frekans ablasyon dediğimiz yöntemle ısısını 50 dereceye getirerek yok ettik. Bu işlemi hastanemizde ilk defa yaptık. Bu işlem öncesinde hasta kalp yetmezliği nedeniyle şiddetli nefes darlığı çekiyordu. Efor kapasitesi bayağı düşmüş durumdaydı. Bundan sonraki süreçte ritim bozukluğu geçtikten sonra hastamızın yürüme kapasite artacak ve nefes darlığı azalacak. Çarpıntı semptomları da geçmiş olacak. Hastayı 1 ay sonra tekrar değerlendireceğiz. Kalbin pompa gücü artmışsa ilaçlarında da azaltacağız. Hastamız sonrasında da normal hayatına devam edecek" ifadelerini kullandı. Sedat Sarıca da, sağlığına kavuştuğu için mutlu olduğunu kaydederek, emeği geçenlere teşekkür etti.
Kalp yetmezliği hastası ’3D haritalama yöntemi’ ile şifa buldu
31 Mayıs 2025 Cumartesi - 14:54 Kalp yetmezliği hastası ’3D haritalama yöntemi’ ile şifa buldu Kalp yetmezliği nedeniyle tedavi gören hasta, Kayseri Şehir Hastanesi’nde ilk olarak yapılan 3D haritalama yönetimi ile tedavi edildi. Kayseri’de yaşayan 36 yaşındaki Sedat Sarıca, kalp yetmezliği nedeniyle tedavi gördüğü Kayseri Şehir Hastanesi’nde ilk olarak uygulanan 3D haritalama yöntemiyle tedavi edildi. Doç. Dr. Ömer Şahin ve Doç. Dr. Serhat Karadavut tarafından ameliyat edilen hastanın çarpıntıya neden olan bölgeleri radyo frekans ablasyonu yöntemiyle ısı 50 dereceye getirildi. 3.5 saatlik süren işlemin ardından takibe alınan hasta, sağlığına kavuştu. İşlem hakkında bilgiler veren Kayseri Şehir Hastanesi Kardiyoloji Uzmanı Doç. Dr. Ömer Şahin, "Hastamız kalp yetmezliği nedeniyle takipte olan bir hasta. Hastada ayrıca ritim bozukluğu var ve biz bu kalp yetmezliğinin ritim bozukluğuna bağlı olduğunu düşündük. Hastamıza 3D haritalama ile atriumların lokalizasyonunu alıp daha sonra çarpıntıya neden olan bölgeleri radyo frekans ablasyon dediğimiz yöntemle ısısını 50 dereceye getirerek yok ettik. Bu işlemi hastanemizde ilk defa yaptık. Bu işlem öncesinde hasta kalp yetmezliği nedeniyle şiddetli nefes darlığı çekiyordu. Efor kapasitesi bayağı düşmüş durumdaydı. Bundan sonraki süreçte ritim bozukluğu geçtikten sonra hastamızın yürüme kapasite artacak ve nefes darlığı azalacak. Çarpıntı semptomları da geçmiş olacak. Hastayı 1 ay sonra tekrar değerlendireceğiz. Kalbin pompa gücü artmışsa ilaçlarında da azaltacağız. Hastamız sonrasında da normal hayatına devam edecek" ifadelerini kullandı. Sedat Sarıca da, sağlığına kavuştuğu için mutlu olduğunu kaydederek, emeği geçenlere teşekkür etti.