SAĞLIK
Anne adayları "Her Gebeye Bir Ebe" uygulamasıyla korkularını yeniyor 16 Mayıs 2026 Cumartesi - 13:41:16 Sağlık Bakanlığınca hayata geçirilen "Her Gebeye Bir Ebe" uygulaması, Kastamonu’da anne adaylarına doğum sürecinde eğitim ve danışmanlık hizmetleri sunarak stres ve korkularını yenmelerine yardımcı oluyor. Koordinatör ebeler, anne adaylarıyla telefonda irtibat kurarak gerekli sağlık kontrollerini yapıyor ve eğitim desteği veriyor. Sağlık Bakanlığınca hayata geçirilen "Her Gebeye Bir Ebe" uygulaması kapsamında Kastamonu’da görevlendirilen koordinatör ebeler anne adaylarını doğuma hazırlıyor. Kastamonu Merkez Toplum Sağlığı Merkezinde görevli koordinatör ebeler, "Her Gebeye Bir Ebe" uygulaması kapsamında anne adaylarına gebelikten doğuma, lohusalıktan bebek bakımına kadar geniş kapsamlı destek sağlanıyor. Uzman ebeler tarafından yürütülen uygulamada, gebeler ve yeni anneler düzenli olarak bilgilendiriliyor. Özellikle ilk gebeliği olan ve ev ziyareti talep eden anne adaylarına yönelik ev ziyaretleri de yapılıyor. "Annelere verilen ebe desteğiyle anne ve bebeğe yönelik komplikasyonlarda düşüş sağlandı" Kastamonu Toplum Sağlığı Merkezi’nde çalışan ebe Neslihan İdrisoğlu, normal doğum eylemi planı kapsamında ‘Her Gebeye Bir Ebe’ uygulamasının hayata geçirildiğini söyledi. Doğum sürecindeki normal gebeler 28. hafta sonrası, riskli gebeler HSYS/MBYS sistemine düştüğü anda ve doğum süreci sonundaki anneler ise hemen doğumu müteakip aranarak uzman ebeler tarafından bilgi verildiğini anlatan İdrisoğlu, "Gebelik, doğum ve gebelik sonrası süreçler sadece biyolojik süreç olmayıp psikolojik ve sosyal boyutu olan bütüncül bir dönem olmaktadır. Bu dönemlerde annelere verilen ebe desteği ile müdahaleli doğum oranları azalmakta, anne ve bebeğe yönelik komplikasyonlarda da düşüşü sağlamaktadır. Yine biz gebelik ve doğum sonrası süreçte annelerinizin yanındayız. Onları arıyoruz. Özellikle doğum sonu süreçteki yolculukta annelerimizin yanındayız" dedi. Gebelere psikolojik destek de verildiğini ifade eden İdrisoğlu, bilinmezliklerin ortadan kaldırıldığını belirtti. Gebelerin nasıl bir süreçle karşılaşacağını öğrendiklerini anlatan İdrisoğlu, "Bebekle ilgili nasıl bir bakımda bulunulacak, doğum eyleminde nelerle karşılaşacak, bebeğin bakımıyla ilgili hangi konularda destek olacağımız konularında bilgi veriyoruz" diye konuştu. Normal doğumun sağladığı yararlardan bahseden İdrisoğlu, normal doğum eylemi ve sezaryen arasındaki farklılıklara deyindi. İdrisoğlu, iyileşme süreci, bebeğin anne ile uyumu, beslenme sürecindeki kolaylıklar yönünden normal doğum eyleminin sezaryenden daha sağlıklı ve avantajlı olduğuna dikkat çekti. "Kastamonu’da gebe okuluna gelmeyen gebe kalmasın" Gebe Okulu eğitmen ebesi Gürcü Gündoğmuş da Sağlık Bakanlığı’nın öngördüğü konular dahilinde gebelere bilgi verdiklerini söyledi. Haftanın 5 günü çeşitli eğitim programı olduğunu söyleyen Gündoğmuş, "Eğitim programımızda pazartesi başlıyoruz. 5 günlük bir eğitim programımız var. Hem online eğitimlerimiz var hem yüz yüze eğitimlerimiz var. Her gün bu eğitimlerimiz devam etmekte. Online eğitimlerimizdeki amacımız da ilçelerde olan kişiler için, yine ikinci, üçüncü doğumları olanlar için ulaşılabilir olmak, bilgiyle faydalandırmak diyoruz. Gebelik süreci, bebeğin anne karnındaki gelişim aşamaları, yine gebelikte sık rastladığımız bulantı, kusma, kas ağrısı gibi bir çok şikayete çözüm önerilerini konuşuyoruz. Gebelik döneminde yapılması gereken tarama testlerini konuşuyoruz. Her salı günü ağız ve diş sağlığı konusunda diş hekimimiz Fulya Koca geliyor ve gebelerimizin ağız-diş muayenesini yapıyor, eğitimini veriyor. Yenidoğan da ağız bakımı nasıl yapılmalı, bunları aktarıyor bize. Her salı günleri yine ben, gebelikte ve lohusalık döneminde beslenme nasıl olmalı bunu konuşuyoruz. Doğum çantamıza neler koymalıyız, neler koymamalıyız bunları konuşuyoruz. Her çarşamba doğum ağrısıyla baş etmede ilaçsız yöntemlerimiz, aromaterapi, müzik, akupunktur bunlardan bahsediyoruz. Her çarşamba fizyoterapist eşliğinde egzersiz ve pilatesimiz var. Burada da 20. gebelik haftasını doldurmuş olması gerekiyor. Doktor tarafından herhangi bir egzersiz yapmasında sakınca olmaması gerekiyor. Pelvis kaslarını esnetmek için iyi olmuş oluyor egzersiz. Hem de buraya geldiklerinde sosyalleşmiş oluyorlar. Her perşembe eş refakat destekli eğitimimiz oluyor. Buradaki amacımız da eşinizin, yakınınızın doğumda ve gebelik sürecinde, lohusalık döneminde gebeye nasıl destek olması gerektiğini. Yine baba adaylarına özellikle alt değiştirme, gaz çıkartma gibi uygulamalar yaptırıyoruz birebir. Büyüklerin "sarılık olmasın" diye sarı örtü, tuzlama gibi bunların sakıncalarını konuşuyoruz. Buradaki amacımız tamamen " gebelerimize destek " diyoruz. Cuma günleri anne sütü eğitimini veriyoruz. Emzirme pozisyonlarını gösteriyoruz. Doğum sonrası nelere dikkat etmeliyiz bunları aktarıyoruz. Eğitim bitiminde katılım belgesi veriyoruz. Mor bileklik uygulamamız var. Yine eğitim bitiminde kadın doğum servisi ile doğumhaneyi gezdiriyoruz ki nasıl bir ortama geleceklerini görsünler, güven duygusu oluşsun diye. Kastamonu’da gebe okuluna gelmeyen gebe kalmasın" şeklinde konuştu. "İlk hamile kaldığımdaki o cahiliyet şu anda yok" Gebe Hicran Çelebi Ekin ise 28 haftalık hamile olduğunu belirterek, her gebeye bir ebe uygulamasını çok faydalı bulduğunu dile getirerek, "Benim sağlığımdan, hamileliğimden, doğacak bebeğimin sağlığından her şeye bana bilgi veriyorlar. Emzirme olsun, bebekle alakalı doğum öncesi, doğum sonrası bakımı, kendi bakımım, bebeğin bakımı her şeyi bana çok detaylı şekilde anlatmaya çalışıyorlar. Şu an ilk hamile kaldığımdaki o cahiliyet diyeyim size, o şeyim yok mesela. Doğum daha yapmamış olsam da neyle nasıl karşılaşacağımı, nasıl tepki vereceğimi anlatıyorlar. İnternette görmüştüm, sağlık ocağımda da bana söylediler. Gebe Okulu’nda bu tarz bir eğitim aldığımıza dair. Ben de şimdi hamileyim, bilmiyorum, acemiyim. Telefonla da arayıp zaten sürekli söylemişlerdi, ‘Gebe Okulu’muz var, böyle böyle eğitim veriliyor.’ diye. Katılmak istedim, katıldım, faydasını da gördüm. Hala daha da geliyorum. İstediğim kadar da gelebileceğim söylendi, doğuma kadar. Bence herkesin kesinlikle gelmesi gerekiyor. Çünkü doğumda zaten direkt bir acemiliğe düşüyorsunuz, sudan çıkmış balık misali. En azından burada size ne yapmanız gerektiğini, nasıl davranmanız gerektiğini, yalnız olmadığınızı, her şeyi anlatıyorlar. Siz de kendinizi diğer gebelerle birlikte çok rahat hissediyorsunuz" ifadelerini kullandı. "Gebelik rehberiyle doğumunuza hazırlık yapabilirsiniz" Anne adaylarından mobil uygulamayı telefonlarına indirmesini isteyen ebe Duygu Çulluk da, "Bu uygulamayla hafta hafta gebeliğinizi takip edebilirsiniz. Beslenme ve egzersiz önerilerine ulaşabilir. Gebelik rehberiyle doğumunuza hazırlık yapabilirsiniz. Emzirme ve lohusalık desteği alabilirsiniz. Aşı ve muayene hatırlatma ile bebeğinizin aşılarını ve muayenelerini kolayca takip edebilirsiniz. Bebeğinizin 0-2 iki yaş gelişimini kaydedip anı günlüğü oluşturabilirsiniz. Bebeğiniz için seçmiş olduğunuz isimleri kaydedip puanlayabilirsiniz" dedi.
16 Mayıs 2026 Cumartesi - 13:21 8 yıldır devam eden dava aileyi mağdur etti Diyarbakır’da 8 yıl önce Özel Bağlar Hastanesine açtıkları davaya gidip gelen aile mağduriyet yaşıyor. 6 çocuk annesi Nefes Çakırbeyli daha önce 3 çocuğunu sağlıklı bir şekilde dünyaya getirmiş ve 2015 yılında ikiz çocuklarının olacağı haberini aldı. Özel hastane arayışına geçen aile, 2016 yılında Özel Bağlar Hastanesinde ikiz çocuklarını dünyaya getirdi. 1 kızının yaklaşık 2 ay diğer kızının ise 4 aydan fazla yoğun bakımda kaldığını iddia eden aile, bir kızlarının hastanenin ihmalkarlığı nedeniyle yüzde 99 engelli olduğunu söyledi. Ailenin iddiasına göre kızlarının oksijensiz kaldığı ve hastanede bulundukları zaman zarfında gerekli müdahalelerin yapılmadığını söylediler. Aile bir kızlarının gelişimini normal şekilde olduğunu diğer kızlarının ise sadece uzandığını ve hiç ses çıkarmadığını fark etti. Bunun üzerine başka bir Özel hastaneye gittiklerinde ise acı haberi aldılar. 10 ay sonra kızlarının hem bedensel hem de zihinsel engelli olduğunu öğrenen aile soluğu mahkemede aldı. 2018 yılında açılan davanın halen sürmesi ise aileyi mağdur etti. Anne Nefes Çakırbeyli, ikizlerinde önce 3 çocuğunun sağlıklı olduğunu söyledi. Çakırbeyli, "3 çocuğumu da Devlet Hastanesinde doğurdum. İkizlerimin olacağını öğrendiğimde daha rahat ve daha temkinli bir biçimde doğum yapmak için Özel Hastane tercih etmek istedim. Özel Bağlar Hastanesine gittim. Benim çocuğum canından oldu. Benim çocuğumun sadece görüntüsü var. Hareket edemiyor. Sadece işaret dili ile anlaşabiliyoruz. Benim kızım konuşamıyor, duyamıyor ve yürüyemiyor. Benim kızım ağır engelli yüzde 99 engeli var. Kızım yoğun bakımda 4 ay kaldı. İkizi Toprak Nisa 2 ay kaldı. Ömür’üm ise 4 ay yoğun bakımda kaldı. Beynine oksijen gitmedi. Bebeğimi ne zaman alabilirim diye sorduğumuzda. Yoğun bakım ünitesi sorumluları ‘oksijeni bebeğin ağzından çektiğimizde bebek morarıyor, nefes alamıyor. Biz o yüzden bebeği şuan size veremeyiz’ dendi bize. Aradan 2 gün geçti bize dediler ‘Gelip bebeğinizi alabilirsiniz’. 2 gün önce bana veremeyiz dediğiniz bebeği nasıl bana veriyorsunuz. Zaten kızım yoğun bakımda oksijensiz kalmış, beynine oksijen gitmemiş, morarmış, ağır bir hasar almış daha sonra bizi arayıp ‘gelin bebeğinizi alın’ diyorlar. Bana çocuğun engellidir denmedi. Hiçbir şekilde açıklama yapılmadı. Çocuğumu kucağıma koydular ve hadi git dediler" ifadelerini kullandı. 10 ay sonra kızının gelişiminin olmadığını fark eden Çakırbeyli, başka bir özel hastaneye gittiğini ve burada kızının hem zihinsel hem de fiziksel engelli olduğunu öğrendiğini söyledi. Çakırbeyli, "Aradan 10 ay geçti. Kızımın ikizi emeklemeye başladı, diş çıkarmaya başladı. Hareketleri normal önceki 3 çocuğum gibi gayet normaldi ama Ömür kızım sadece tavana bakıyordu ve hiç ses etmiyordu. Buda beni tedirgin etti. Özel bir hastaneye gittik doktor benim kızımın ayak tabanına ve parmaklarına dokunur dokunmaz ‘senin kızın engelli’ dedi. Orada dünyam başıma yıkıldı. Benim hiçbir şekilde aklımın ucundan geçmiyordu ki Özel Bağlar Hastanesi de bize böyle bir açıklama yapmadı. 8 yıl önce dava açtım hastaneye. Bir avukatla görüştüm kızımın tüm epik kriz dosyaları, hastanede ne tedavi gördüğü, hangi ilaçları kullandığını tüm belgelerini verdim kendisine. Bir dava 8 yıl sürmez. Bu bana hiç mantıklı gelmiyor. Neden benim kızımın davası bir türlü sonuçlanmıyor. Ben 1 avukatla davaya gidiyorum onlar ise 3-4 avukatla geliyorlar. Neden bunlar bu kadar güçlü, arkaları bu kadar güçlü. Bizim kimsemiz yok diye mi bize bunu yapıyorlar. Bir çocuğun hayatı bitmiş halen kendilerini savunmaya çalışıyorlar. İlk önce Devletimden istediğim tek şey. O Özel Bağlar Hastanesini araştırsınlar, denetlesinler. Sadece Ömür değil, Ömür gibi kaç tane çocuğun hayatını mahvetmişler araştırılsın. Özel Bağlar Hastanesi için ne gerekiyorsa yapılsın ve ceza alsınlar. Benim çocuğumun davası artık sonuçlansın ki benimde içim artık rahat etsin. Benim şuan 6 çocuğum var 5 çocuğum sağlıklı sadece Ömür’üm yarım kaldı. İkizi okula gidiyor anne diyor ‘bugün Ömür yürümüş olsaydı aynı sırada, aynı sınıfta okumuş olacaktık. Anne ben üzülüyorum. Neden benim ikizim benimle birlikte oyunlar oynamıyor, okula gelemiyor.’ şeklinde konuştu. Kızını yoğun bakımdayken görmeye gittiğinde çok enteresan bir şeye şahit olduğunu dile getiren Çakırbeyli, sözlerine şöyle devam etti: "Ben kızımı görmeye gittiğimde ağlayan bir sürü bebek vardı kuvözde. Çığlık çığlıyaydı hepsi. Oradaki hemşirler, hemşireler hepsi genç stajyer öğrencilerdi. Ben neden bu çocuklar bu kadar ağlıyor, neden müdahale etmiyorsunuz dediğimde. Bana dönüp ‘mama saatlerine var’ deyip geçiştirdiler. Şimdi düşünüyorum kafama yeni yeni oturmaya başlıyor. Belki o gün Ömür’ümün yoğun bakımda olduğu dönem Ömür gibi birçok bebek hasar almıştır. Sadece bunu araştırsalar yeter" Yetkililere ve avukatlara yardım çağrısında bulunan acılı anne şu ifadeleri kullandı: "Vicdanlı, merhametli benim kızımın davasıyla ilgilenen avukatların bana yardım etmesini istiyorum. Cumhurbaşkanımdan, Devletime, Sağlık Bakanlığına, Adalet Bakanlığından bu konuya bir el atmalarını istiyorum. Bir insanın canı bu kadar ucuz olmamalı. Bir kızın, bir çocuğun hayatını bu kadar kolay bitirip hiç bir şey olmamış gibi hayatlarına devam edemezler. O hastane araştırılsın artık başka annelerin evlatları yara almasın. Başka anneler ağlamasın. Çocukların hayatları bitmesin" Özel Bağlar Hastanesi yetkililerinden yapılan açıklamada ise dava sürecinin devam ettiği, bu nedenle konuya ilişkin açıklamayı dava sürecinden sonra yapılacağı söylendi.
Bayram sofralarında et uyarısı: "Sağlığınızı tehlikeye atmayın"
03 Haziran 2025 Salı - 09:37 Bayram sofralarında et uyarısı: "Sağlığınızı tehlikeye atmayın" Kurban Bayramında sofralarda başrolü üstlenen kırmızı et, uzmanlara göre bilinçsiz tüketildiğinde sağlık sorunlarını da beraberinde getirebiliyor. Doç. Dr. H. Merve Bayram, Kurban Bayramı boyunca artan et tüketiminin özellikle kronik rahatsızlığı olan bireylerde ciddi sağlık sorunlarına yol açabileceği konusunda uyarılarda bulundu. Kırmızı etin yüksek kaliteli protein, demir, çinko, fosfor ve B12 vitamini içeriğiyle besleyici bir gıda olduğunu belirten İstanbul Gelişim Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Beslenme ve Diyetetik Bölüm Başkanı Doç. Dr. H. Merve Bayram, "Ancak kırmızı et doymuş yağ ve kolesterol içeriği nedeniyle ölçülü tüketilmelidir. Yeni kesilen etin hemen tüketilmesi, ‘ölüm katılığı’ nedeniyle sindirimi zorlaştırabilir. Bu nedenle etin en az 12 ila 24 saat dinlendirilerek tüketilmesi önerilir" dedi. Izgara mı, kavurma mı sorusuna yanıt Doç. Dr. Bayram, sağlıklı bireyler için günlük kırmızı et tüketiminin haftada 2-3 kez, her biri 90-120 gramlık porsiyonları aşmaması gerektiğini vurgularken, etin pişirme yönteminin de sağlık açısından belirleyici olduğunu şöyle ifade etti: "Et pişirirken kızartma veya kavurma yerine haşlama, fırınlama ya da ızgara yöntemleri tercih edilmelidir. Özellikle ızgarada pişirilen et ile ateş arasında en az 15-20 cm mesafe bırakılmalıdır. Aksi hâlde yüksek ısı, etin iç kısmına ulaşmadan dış yüzeyin yanmasına neden olur. Bu durum, protein ve B grubu vitaminlerin kaybına yol açarken, kanserojen bileşiklerin oluşmasına da sebebiyet verebilir." Kalp hastaları dikkat: Yağsız et şart Kalp-damar hastalığı, hipertansiyon, diyabet gibi kronik rahatsızlıkları olan bireyler için özel uyarılarda bulunan Bayram, "Bu bireyler, iç yağ, kuyruk yağı gibi doymuş yağ kaynaklarından uzak durmalı, eti mümkünse kendi yağıyla pişirmeli ve ek yağ ilave etmemelidir. Yağsız ya da az yağlı et tercih edilmeli ve porsiyon kontrolü sağlanmalıdır" diye konuştu. Bayram sabahı aç karnına et tüketiminin mide rahatsızlıklarını tetikleyebileceğini ifade eden Beslenme ve Diyetetik Uzmanı Doç. Dr. H. Merve Bayram, "Güne dengeli bir kahvaltıyla başlamak önemlidir. Az yağlı peynir, tam tahıllı ekmek, mevsim yeşillikleri gibi besinler sindirimi kolaylaştırır" önerisinde bulundu. "Etler buzdolabının alt rafında çözdürülmeli" Bayram sürecinde sadece tüketim değil, etin saklanma şartlarının da hayati önem taşıdığını belirten Doç. Dr. Bayram, etlerin porsiyonlara ayrılarak derin dondurucuda saklanması, çözdürme işleminin ise buzdolabının alt rafında gerçekleştirilmesi gerektiğini vurguladı. Ayrıca çiğ et ile sebze-meyve temasının önlenmesi gerektiğini de hatırlattı. "Sağlıklı seçimlerle bayram sofraları daha anlamlı" Bayramda sağlıklı ve güvenli sofralar kurmanın mümkün olduğunu belirten İstanbul Gelişim Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Beslenme ve Diyetetik Bölüm Başkanı Doç. Dr. H. Merve Bayram, dengeli, hijyenik ve bilinçli beslenme alışkanlıklarının yalnızca fiziksel sağlığı değil, bayramın anlamını da güçlendireceğini vurguladı. Bayram, Kurban Bayramı’nın keyif ve paylaşım kadar sağlıkla da hatırlanması gerektiğini hatırlatarak, bayram sofralarında doğru tercihler yapmanın hem bireysel hem toplumsal sağlık açısından kritik bir adım olduğuna dikkat çekti.
Ameliyatla kanser riskini atlatan genç anne, korkularından kurtuldu
03 Haziran 2025 Salı - 09:36 Ameliyatla kanser riskini atlatan genç anne, korkularından kurtuldu İzmir’de muayenede saptanan 2 cm’lik pankreas kisti üç yıl boyunca takip edilen 36 yaşındaki Gülay Arslan, kistin büyüyüp şekil değiştirmesiyle kendisini ameliyat masasında buldu. Bir an önce normal hayatına dönmek için robotik cerrahiyi tercih eden iki çocuk annesi Arslan, "Korkulu rüya da görmekten kurtuldum" derken, Prof. Dr. Özgür Fırat, "Kistteki değişimler endişe verici olunca ameliyat şart olmuştu. Kistin kansere dönüşme riskine karşı tedbir amaçlı bir ameliyat oldu" dedi. İki çocuğunu büyütmek için sınıf öğretmenliği görevine ara veren Gülay Arslan, yaklaşık 3 yıl önce karnında şişlik şikayetlerinin safra kesesindeki taşlardan kaynaklandığını öğrendi. Arslan, ameliyat için Acıbadem Kent Hastanesi Genel Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Özgür Fırat’a başvurdu. Ameliyat hazırlıkları başlatılırken, tetkikler sırasında hastanın pankreasında 2 santimetre çapında kist olduğu belirlendi. Prof. Dr. Fırat kapalı yöntemle safra kesesi ameliyatını gerçekleştirirken, saptanan pankreas kistini de belirli aralıklarla yapılacak MR, BT, ultrason gibi tetkiklerle takip edeceklerini söyledi. Bu takip 3 yıl sürdü. Üç yılın sonunda ise kistin büyüdüğü ve özelliğinde değişim olduğu görüldü. Prof. Dr. Fırat, hastasının durumunu onkoloji, dahiliye, gastroentoroloji, radyoloji ve genel cerrahi uzmanlarından oluşan Acıbadem Kent Onkoloji Merkezi kanser konseyine sundu. Burada yapılan değerlendirmeler sonunda Arslan’ın bu kistten kurtulması gerektiği belirtilerek ameliyat kararı alındı. Robotik cerrahiyi tercih etti Hastasının safra kesesi ameliyatından sonra pankreas kisti nedeniyle 3 yıl takibini yaptığını, gelinen noktada multidisipliner kanser konseyince ameliyat kararı alındığını belirten Prof. Dr. Fırat, şöyle konuştu: "Pankreas kanseri dünyada en sık görülen kanser sıralamasında 12. sırada yer alırken, kansere bağlı ölümlerdeki yeri 6. sıra. Dünyada her yıl yaklaşık 500 bin kişi pankreas kanseri tanısı alıyor. Pankreas kanseri genelde ileri yaşlarda daha fazla karşımıza çıkıyor ama genç hastalarda görüldüğünde daha agresif olabiliyor. Hastamız ilk safra kesesi ile ilgili problemler yaşamıştı. Ameliyat hazırlığı sırasında yaptığımız tetkiklerde pankreasında bir kist gördük. Yani tesadüfen saptanmış bir pankreas kisti. Bu kistler çoğu zaman hiç bir belirti vermiyor, birçoğu iyi huylu olabiliyor. Hastamızın da bununla ilgili bir şikayeti yoktu. Pankreas kistleri he zaman cerrahi gerektiren durumlar arz etmiyor. Bunların gerek hastanın muayenesi, öyküsü ve çekilen MR, BT’ lerde eğer endişe verici özellikleri taşıyorsa bunları o zaman ameliyat diyoruz ya da takibe alıyoruz. Takipte eğer büyüme gösterir ya da ilk başlangıçta olmayan bir takım özellikler kazanırsa o zaman ameliyat diyoruz. Bu pankreas kistlerinin bazı tiplerinde zaman içerisinde karakter değiştirme özelliğinin de olması yüzünden hastamızı takibe almıştık. Belli aralıklarla Mr, endoskopik ultrason, BT tetkiklerini yapıyorduk. 2 cm. ile başlamıştık takibe son kontrolde 3.4 cm. olmuştu kist. Gerek boyut artışı gerek görüntüsünde rahatsız edici özellikler olunca hastamızın durumunu konseyde görüştük. Konsey hastanın bu kistten kurtulmasının daha güvenli olacağı konusunda görüş birliğine vardı. Hastamıza ameliyat olması gerektiğini söyledik. Ameliyat seçeneklerini sunduk. Pankreas cerrahisinde kesiler büyük yapılır. Komplikasyon riski de yüksek ameliyatlardır. Hastamıza robotik cerrahi seçeneğini de sunduk. Gülay hanım robotik cerrahi ile kapalı ameliyat tekniklerinin bütün avantajlarından yararlanma imkanı buldu. Herhangi bir sorun yaşamadan 4. gün taburcu ettik. Tedbir amaçlı, ileriye dönük hastamızın böyle bir hastalıkla yüzleşmesin arzusuyla yapılan bir ameliyattı. Hastamız kist kansere dönüşmeden kapalı ameliyatla hastalıktan kurtuldu." Korkulu rüya bitti Öte yandan hem safra kesesi ameliyatını hem de robotik cerrahi yöntemi ile pankreas kisti operasyonunu gerçekleştiren Prof. Dr. Fırat teşekkür eden Gülay Arslan, "Safra kesesi ameliyatı olmasaydım pankreasımda böyle bir kistin varlığından haberim olmayacaktı ya da olduğunda iş işten geçmiş olacaktı. İlk ameliyatımda olduğu gibi ikincisinde de doktoruma çok güvendim. Takiplerimi aksatmadım. Eylül’de yapılan tetkiklerimde kistte değişiklik yoktu. Nisan’da ise düzensiz büyüme görüldü. Ameliyat artık kaçınılmaz olmuştu. Robotik cerrahinin ameliyat seçenekleri arasında olması da benim için önemli bir avantaj oldu. Çünkü bu daha az ağrı, daha az komplikasyon ve hızla normal hayata dönmek demekti. Öyle de oldu. Ameliyat yerlerinde hiç ağrım olmadı. Doktoruma çok teşekkür ediyorum. Artık korkulu rüya görmeyeceğim." dedi.
Yeme bozukluğu ergenleri tehdit ediyor
03 Haziran 2025 Salı - 09:27 Yeme bozukluğu ergenleri tehdit ediyor Genellikle ergenlik döneminde ortaya çıkan ciddi bir yeme bozukluğu olan anoreksiya nervoza ile ilgili uyarılarda bulunan Çocuk ve Ergen Psikiyatrisi Uzmanı Dr. Bülent İdris, "Hastalık genellikle 12-18 yaş aralığında başlar ve kız çocuklarında daha sık görülür. Başlangıç, çoğu zaman masumane görünen bir diyet yapma süreciyle olur. Bu diyet genellikle kilo verme, sağlıklı beslenme veya sosyal medya gibi çevresel faktörlerin etkisiyle ideal vücuda ulaşma amacıyla başlatılır. Ancak zamanla kişi, kilo verme üzerine yoğun bir zihinsel takıntı geliştirir" dedi. Medical Park İzmir Hastanesi Çocuk ve Ergen Psikiyatrisi Uzm. Dr. Bülent İdris, anoreksiya nervoza hakkında açıklamalarda bulundu. Uzm. Dr. İdris, "Özellikle ergenlik döneminde ortaya çıkan ve kişinin vücut ağırlığını, şekil ve görünümünü algılamasında bozulmalarla giden ciddi bir yeme bozukluğudur. Hastalık genellikle 12-18 yaş aralığında başlar ve kız çocuklarında daha sık görülür. Başlangıç, çoğu zaman masumane görünen bir diyet yapma süreciyle olur. Bu diyet genellikle kilo verme, sağlıklı beslenme veya sosyal medya gibi çevresel faktörlerin etkisiyle ideal vücuda ulaşma amacıyla başlatılır. Ancak zamanla kişi, kilo verme üzerine yoğun bir zihinsel takıntı geliştirir. Vücut algısında bozulma başlar. Kişi, zayıf olmasına rağmen kendini kilolu hisseder" diye konuştu. Uzm. Dr. İdris, anoreksiya nervozanın psikodinamik sebeplerini şöyle sıraladı: -"Kontrol ihtiyacı: Birey, yaşamındaki kontrolü yitirmiş hissedebilir ve yeme davranışı üzerinden kontrol sağlamaya çalışır. - Benlik algısı ve özsaygı sorunları: Düşük benlik saygısı ve kendine dair olumsuz algılar, yeme bozukluğuna zemin hazırlar. - Aile dinamikleri: Aşırı koruyucu, eleştirel veya mükemmeliyetçi aile yapısı, bireyin kendini ifade etmesini zorlaştırabilir. - Duygusal ifade zorlukları: Kişi duygularını doğrudan ifade etmekte zorlanır ve bunu yeme davranışıyla dışa vurabilir. - Bağlanma problemleri: Erken çocuklukta sağlıklı bağlanma ilişkilerinin kurulamaması, kişinin kendini değersiz hissetmesine yol açabilir." "Psikolojik ve fiziksel değişimler görülebilir" Anoreksiya sürecinde hastaların yaşadığı değişimlerin hem fiziksel hem psikolojik düzeyde yoğun olduğuna değinen Uzm. Dr. İdris, hastalığın bazı belirtilerini şöyle sıraladı: Psikolojik belirtiler: - Vücut algısında bozulma: Aynaya baktığında zayıf olmasına rağmen kendini kilolu görür. - Kilo alma korkusu: Normal kiloda ya da zayıf olsa bile, çok yoğun bir şekilde kilo alma korkusu taşır. - Yemekle meşguliyet: Sürekli ne yediğini, kaç kalori aldığını düşünür; başkalarının ne yediğiyle de ilgilenebilir. - Sosyal izolasyon: Yemekli ortamlardan kaçınabilir, arkadaşlık ilişkilerinde gerileme görülebilir. - Kontrol duygusu: Kendi bedenini ve yeme alışkanlıklarını kontrol etmek, hastaya psikolojik bir üstünlük hissi verebilir. Fiziksel belirtiler: - Aşırı kilo kaybı. - Adet düzensizlikleri veya adetin tamamen kesilmesi (amenore). - Soğuğa tahammülsüzlük, düşük vücut ısısı. - Saç dökülmesi, tırnaklarda kırılma. - Yorgunluk, baş dönmesi. - Kabızlık, mide problemleri. Tedavi süreci Anoreksiya nervozanın, multidisipliner bir yaklaşımla tedavi edilmesi gereken ciddi bir ruhsal bozukluk olduğunu söyleyen Çocuk ve Ergen Psikiyatrisi Uzmanı Dr. Bülent İdris, tedavi süreciyle ilgili şu bilgileri paylaştı: "Tedavi süreci zaman alabilir ve sabır gerektirir. Öncelikle hayati tehlike taşıyan bir kilo kaybı varsa, hasta bir çocuk-ergen psikiyatri kliniğine yatırılabilir. Elektrolit dengesizlikleri, kalp ritmi bozuklukları gibi komplikasyonlar varsa, dâhiliye ya da çocuk hastalıkları uzmanlarıyla birlikte izlenir. En sık kullanılan yöntem bilişsel davranışçı terapi (BDT)’dir. Kişinin çarpıtılmış düşüncelerini fark etmesi ve sağlıklı düşünme biçimlerine yönelmesi hedeflenir. Aile terapisi tercih edilebilir. Özellikle ergenlerde çok önemlidir. Maudsley Ailesel Yaklaşımı, ailenin tedavi sürecine aktif katılımını sağlar. Bunun dışında hasta genellikle tedaviye dirençli olabilir. Bu nedenle tedaviye katılımı artırmak için motivasyonel görüşmeler yapılır. Diyetisyen desteği şarttır. Amaç sadece kilo almak değil, aynı zamanda yeme davranışlarını düzenlemek ve sağlıklı beslenme alışkanlıklarını kazandırmaktır. Kalorili beslenmeye geçiş, genellikle aşamalı şekilde ve psikiyatrik gözetimle yapılır. Anoreksiya için doğrudan etkili bir ilaç yoktur. Ancak eşlik eden anksiyete, depresyon, obsesif kompulsif belirtiler varsa, SSRI gibi antidepresanlar kullanılabilir. Çok dirençli vakalarda atipik antipsikotikler düşük dozda tercih edilebilir (örneğin olanzapin)." "Erken tanı ve müdahaleyle iyileşebilecek bir bozukluktur" Uzm. Dr. İdris, "Anoreksiya nervoza, erken tanı ve müdahaleyle iyileşebilecek bir bozukluktur. Ancak tedavi edilmezse hem fiziksel hem de psikolojik açıdan ciddi sonuçlar doğurabilir. Bu yüzden özellikle ebeveynlerin, öğretmenlerin ve sağlık çalışanlarının farkındalığı çok önemlidir. Ergenin bedeninden memnuniyetsizliği, yemekle ilgili aşırı meşguliyeti veya kilo kaybı gibi durumlarda bir çocuk ve ergen psikiyatristine başvurmak en doğru adım olacaktır" dedi.
Diyetisyen Selva Oturakçıiboğil: "Aşırı gıda tüketimi sindirim sorunlarına yol açabilir"
03 Haziran 2025 Salı - 09:17 Diyetisyen Selva Oturakçıiboğil: "Aşırı gıda tüketimi sindirim sorunlarına yol açabilir" Özel Medline Adana Hastanesi Diyetisyen Selva Oturakçıiboğil, Kurban Bayramı’nda et tüketiminin arttığına dikkat çekerek, kurban etinin en az 24 saat dinlendirilmeden tüketilmemesi gerektiğini söyledi. Bayram süresince aşırı gıda tüketiminin sindirim sorunlarına yol açabileceğini belirten Oturakçıiboğil, sağlıklı beslenme ve egzersizin önemine vurgu yaptı. "Bayram sabahına hafif bir kahvaltıyla başlamalıyız" diyen Oturakçıiboğil, "Yumurta, domates, salatalık, yeşillik ve bol lif içeren bir kahvaltı tercih edilmeli. Yağlı etlerden kaçınmalı, etlerdeki görünür yağlar ayrılmalı ve mümkünse yeni kesilmiş et değil, dinlendirilmiş et tüketilmeli" dedi. Kurban etiyle birlikte mutlaka salata ve sebze tüketilmesi gerektiğini ifade eden Oturakçıiboğil, sebze ve su tüketiminin sindirimi kolaylaştıracağını belirtti. "Etin yanında bol sebze ve yeterli su tüketimi, şişkinlik ve hazımsızlık gibi rahatsızlıkların önüne geçebilir. Etin en az 24 saat dinlendirilmesi şart. Dinlenmeden tüketilen et, sindirim sorunlarına yol açabilir" şeklinde konuştu. Öğünlerden sonra yapılacak 20 dakikalık yürüyüşlerin veya rezene, zencefil, papatya çayı gibi bitki çaylarının sindirime destek olacağını belirten Oturakçıiboğil, tatlı tercihlerine de dikkat çekti. Oturakçıiboğil, "Şerbetli ve ağır tatlılar yerine sütlü ya da meyveli tatlılara yönelmeliyiz. Ayrıca her öğünde tatlı tüketmek yerine, günde bir kez tatlı tüketmek, aşırı kalori alımının da önüne geçecektir" ifadelerini kullandı.
"Keneden gelen tehlike: KKKA vakaları artışta"
03 Haziran 2025 Salı - 09:15 "Keneden gelen tehlike: KKKA vakaları artışta" Özellikle yaz aylarında artan kene vakalarıyla gündeme gelen Kırım Kongo Kanamalı Ateşi (KKKA) hakkında konuşan Mikrobiyolog Dr. Öğr. Üyesi İpek Ada Alver, "Her yaz Türkiye ve dünyada vaka sayıları giderek artan ve ne yazık ki ölümle sonuçlanan bu hastalık, halk sağlığını tehdit etmektedir. Keneler aracılığıyla bulaşan bu zoonotik enfeksiyon hastalığının herhangi bir radikal tedavisi de olmadığından bu virüsün yol açtığı enfeksiyona yakalanmamak ve korunma önlemleri konusunda bilgi sahibi olmak önemlidir" dedi. Kırım Kongo Kanamalı Ateşi hastalığının keneler aracılığı ile insana bulaştığını belirten Altınbaş Üniversitesi’nden Dr. Öğr. Üyesi İpek Ada Alver, "Hastalık, başlıca Hyalomma cinsi kenelerin taşıdığı Nairovirüs virüsünün, ısırma esnasında insanlara bulaşması ile meydana gelmektedir. Ayrıca kenenin ısırdığı enfekte hayvanların kan ve vücut sıvılarıyla temas yoluyla da geçebilmektedir. Bu nedenle özellikle hayvancılıkla uğraşanlar, çiftçiler, veterinerler, doğa sporları ile ilgilenenler ve sağlık çalışanları yüksek risk altındadır. Türkiye’de ise en çok hayvancılıkla uğraşanlar ve piknik yapan ailelerde gözlemleniyor" diyerek risk grupları konusunda bilgilendirmede bulundu. Hastalığın semptomları şiddetli ve hızlı KKKA enfeksiyonuna yakalanan bireylerin hastalık semptomlarının şiddetli olduğunu ve kan dolaşımına katılarak hızlı yayılım gösterdiğini belirten Mikrobiyolog Ada Alver, "Yüksek ateş, halsizlik, kas ve eklem ağrısı, baş ağrısı, bulantı, kusma ve ishal gibi hafif semptomlarla başlayıp halüsinasyonlar, konvulsiyonlar, iç ve dış kanama gibi ölümle sonuçlanan daha ağır belirtiler gözlemlenmektedir. Hastaları bu yaşanan iç ve dış kanamadan dolayı kaybetmekteyiz. Bu nedenle enfekte hastaların kan ve vücut sıvıları ile sağlık çalışanlarının ya da diğer hastaların muhtemel teması da hastane enfeksiyonları açısından risk oluşturmaktadır. Bu nedenle bu hastaların ayrı izolasyon odalarında koruyucu ve tek kullanımlık ekipmanlarla tedavi altına alınması gerekmektedir. KKKA bildirimi zorunlu hastalıklar arasında yer almakta ve tüm sağlık kuruluşlarının muhtemel vakaları İl Sağlık Müdürlüklerine bildirmesi gerekmektedir" ifadelerine yer verdi. Piknik alanlarında kene bertarafı önemli Piknik alanlarında da KKKA hastalığını bulaştıran kenelerin olabileceği ve korunma yolları konusunda bilgilendirmelerde bulunan Mikrobiyolog Ada Alver, "İklim değişiklikleri ile birlikte bu virüsü taşıyan kene popülasyonunda artış gözlemlenmektedir. En önemli nokta ise enfeksiyon zincirinde önemli rol oynayan kenelerin, özellikle insan popülasyonunun yoğun olduğu piknik alanlarında bertaraf edilmesi gerekmektedir. Diğer yandan özellikle kırsal alanlarda piknik yapılmamalı, tarım faaliyetleri, hayvancılık ya da doğa sporları esnasında uzun kollu giysiler giyilmeli, pantolon paçaları çorap içerisine yerleştirilmeli, vücut düzenli olarak kene yapışması bakımından kontrol edilmelidir. Eğer vücutta keneye rastlandıysa asla kolonya sürmek, kenenin başını çıkarmaya çalışmak, deriyi sıkmak vb. gibi kendi yöntemlerimizle keneyi çıkarmaya çalışmamalıyız. Çünkü dışarıdan uygunsuz müdahale durumlarında kene strese girecek ve virüsü kan dolaşımına aktaracaktır. Bunun yerine muhakkak sağlık kuruluşundan destek almalıyız" şeklinde konuştu.
Bitlis’te sağlıkta dönüşüm
03 Haziran 2025 Salı - 08:45 Bitlis’te sağlıkta dönüşüm Bitlis-Tatvan Devlet Hastanesinde daha önce gerçekleştirilemeyen tiroid, kanser, mide fıtığı ve karaciğer ameliyatları, son bir yıldır başarıyla uygulanıyor. Bitlis-Tatvan Devlet Hastanesinde sağlık alanında önemli bir hamle gerçekleştirildi. Bir yıl önce göreve başlayan Genel Cerrahi Uzmanı Op. Dr. Enes Şentürk öncülüğünde, hastanede büyük cerrahi operasyonlar uygulanmaya başlandı. Daha önce yapılamayan tiroid ameliyatları, büyük kanser cerrahileri, mide, bağırsak, pankreas ameliyatları, kapalı mide fıtığı ve karaciğerin iyi huylu kistik hastalıklarına yönelik işlemler artık bu merkezde gerçekleştirilebiliyor. Bölge halkı için önemli bir sağlık sorunu olan tiroid hastalıkların da kansere dönüşme riski taşıyan nodüller dikkat çekiyor. Geçtiğimiz haftalarda Van’dan yönlendirilen bir hastada, papiller tiroid kanseri şüphesiyle yapılan ameliyat, Tatvan’da bir ilk olarak kayda geçti. 3,5 saat süren operasyonla hem tiroid bezi hem de metastatik lenf bezleri başarılı bir şekilde temizlendi. Ameliyatın ardından hastanın sağlık durumunun iyi olduğu bildirildi. Dr. Şentürk, son bir yılda 100’den fazla guatr ameliyatı gerçekleştirdiklerini, ayrıca kapalı yöntemle mide fıtığı ve karaciğer kisti ameliyatlarının da başarıyla yapıldığını belirtti. Bu gelişmeler sayesinde Bitlis ve çevre illerde yaşayan hastaların büyük şehirlerde sağlık arayışına girmeden kendi bölgelerinde şifa bulmaları hedefleniyor. Hastaların il dışına gitmelerine saygı duyduklarını vurgulayan Dr. Şentürk, "Ancak çaresizlikten dolayı yönlendirilmelerine üzülüyoruz. Burada artık bu ameliyatlar yapılabiliyor. Devletimizin sunduğu imkanlarla, eğitimli ekiplerle hastalarımıza güvenli hizmet veriyoruz. Halkımızın bunun farkında olmasını istiyoruz" diye konuştu. Bitlis-Tatvan Devlet Hastanesi, bu cerrahi başarılarla birlikte Bitlis’te bir ilki gerçekleştirirken, sağlık alanında önemli bir boşluğu doldurmuş oldu. "İlkleri yapmaya devam edeceğiz" diyen Dr. Şentürk, vatandaşlara çağrıda bulunarak, "Lütfen bizimle görüşmeden şehir dışına gitmeyin" mesajı verdi.
Prof. Dr. Kaya’dan zehirli mantar uyarısı: "Doğadan toplanan mantarlar hayati risk taşıyor"
02 Haziran 2025 Pazartesi - 16:42 Prof. Dr. Kaya’dan zehirli mantar uyarısı: "Doğadan toplanan mantarlar hayati risk taşıyor" Niğde Ömer Halisdemir Üniversitesi Tıp Fakültesi Tıbbi Farmakoloji Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ertuğrul Kaya, ilkbahar aylarında artan mantar zehirlenmeleriyle ilgili uyarılarda bulundu. Doğadan toplanan mantarların büyük tehlike oluşturduğunu vurgulayan Prof. Dr. Kaya Türkiye’nin farklı iklim ve orman yapıları nedeniyle çok sayıda mantar türüne ev sahipliği yaptığını belirterek, zehirli ve ölümcül türlerin de yaygın olduğunu söyledi. Kaya halk arasında "köy göçüren" olarak bilinen mantarın Türkiye’nin birçok bölgesinde yetiştiğini ve ölümlere yol açtığını kaydetti. Mantarların birbirine çok benzediğini ifade eden Kaya, "Sahada bazen biz bile ayırt edemiyoruz. Ancak mikroskop altında bazı özellikleriyle fark edilebiliyor. Bu yüzden vatandaşların doğadan topladıkları mantarları güvenle ayırt etmeleri neredeyse imkânsız" diye konuştu. Geçmişte yıllardır mantar toplayan kişilerin bile zehirlenme yaşadığını aktaran Kaya, zehirlenme belirtilerinin bazı durumlarda saatler sonra ortaya çıkabileceğini, bu vakaların daha tehlikeli olduğunu söyledi. Prof. Dr. Kaya, "Mümkünse doğadan mantar toplamayın. Israrcıysanız da sadece kesin olarak tanıdığınız türleri toplayın ve şüpheli mantarlardan uzak durun. En güvenli seçenek kültür mantarlarıdır. Bu türlerde zehirlenme riski yok. Zehirlenme belirtilerinin başında bulantı, kusma, ishal ve karın ağrısı var. Bu belirtiler görüldüğünde zaman kaybetmeden hastaneye başvurulması gerekiyor" diye konuştu.
Eskişehir’de yenidoğan bebekte nadir görülen ameliyat başarısı
02 Haziran 2025 Pazartesi - 15:14 Eskişehir’de yenidoğan bebekte nadir görülen ameliyat başarısı Eskişehir’de bir yenidoğan bebekte doğumsal diyafram hernisi ameliyatı başarıyla gerçekleştirildi. Eskişehir Şehir Hastanesi’nde yaşamının ilk gününde ameliyat edilen bebek, multidisipliner bir ekibin titiz çalışmasıyla sağlığına kavuşuyor. Bebeğin tedavisi yenidoğan yoğun bakım ünitesinde devam ederken, doktorlar başarılı operasyonun detaylarını paylaştı. "Bu hastalık oldukça nadir görülür" Yenidoğan Yoğun Bakım Doç. Dr. E. Esin Yalınbaş, konuyla ilgili yaptığı açıklamada, ‘‘Doğumsal diyafram hernisi oldukça nadir görülen karın boşluğu ile göğüs boşluğunu birbirinden ayıran ve solunuma yardımcı olan diyafram kasının bir yerinde gelişim bozukluğuna bağlı bir delik bulunmasıdır. Bu hastalık oldukça nadir görülür, hastalığa multidisipliner yaklaşım önemlidir. Bebeğimizin anne karnındayken tanısı perinatoloji uzmanımız Dr. M.Can Keven tarafından konulduktan sonra, doğum salonunda Dr Ayşe Demiraldı tarafından diafragma hernisine yönelik ilk müdahalesi yapılıp yenidoğan yoğun bakım ünitesine alınmıştır. Yapılan tetkiklerle kesin tanısı konulan bebeğin, pulmoner hipertansiyon açısından kalbine yönelik EKO’su Çocuk Kardiyoloji Dr. Sezen Gülümser Şişko tarafından yapıldıktan sonra çocuk cerrahisi tarafından ameliyata alınmıştır. Ameliyat sonrası entübe olarak YYBÜ takibe alınan bebeğin özellikle ilk 24 saat kritik olup solunum, dolaşım, kalp, böbrek fonksiyonları açısından YYBÜ doktorları ve hemşireleri tarafından titizlikle yakın takip edilmiş, 7. gününde ekstübe edilip, 10. gününde solunum cihazından ayrılmıştır, genel durumu stabil olan bebek ağızdan beslenmeye başlanmış, halen YYBÜ’ de takip ve tedavisi devam etmektedir’’ dedi. "Ameliyat yaklaşık 3 saat sürdü" Çocuk Cerrahisi Op. Dr. İbrahim Yıldırım ise ameliyat sonrasında yaptığı konuşmada şu ifadelere yer verdi: ‘‘Hastamızda, diyafram dediğimiz batın ve akciğer boşluğunu birbirinden ayıran yapının yaklaşık yüzde 70’i yoktu ve ince bağırsak ve kalın bağırsakların bir kısmı, dalak, sol böbrek, hatta sol testis akciğer bölgesinde görüldü. Yaklaşık 3 saat süren ameliyatımızda karın organlarını aşağı alıp diyafram boşluğunu mesh dediğimiz suni bir bariyerle kapattık. Zamanında yapılan bu müdahale ile hem akciğerlerin genişlemesine fırsat tanındı hemde karın organlarının yerine yerleştirilmesi sağlandı. Ağırlık olarak bu kadar küçük bir hasta ve bu denli zorlu bir hastalığın ameliyatında anestezinin önemi bir kez daha anlaşılmaktadır. Anestezi doktorlarımız Betül Okumuşer,Zeliha Dedebağı ve ekibine gösterdikleri özveri çin teşekkür ediyorum.Böyle zorlu bir hastalığın şifa ile sonuçlanması hepimiz için büyük bir mutluluk kaynağı oldu. Emeği geçen tüm ekip arkadaşlarıma tekardan teşekkür ediyorum.’’ "Ameliyat öncesinde yoğun bir hazırlık süreci yürüttük" Son olarak Çocuk Cerrahisi Op. Dr. Berkay Tekkanat, ameliyat hakkında, "Diyafram hernisi, bebeklerde ciddi solunum problemlerine yol açabilen bir durumdur. Ameliyat öncesinde yoğun bir hazırlık süreci yürüttük, multidisipliner bir yaklaşımla hastayı en iyi şekilde değerlendirdik. Böyle başarılı bir ekip çalışmasında yer almak ve bir yenidoğanın hayatına dokunmak bizler için gerçekten gurur verici" şeklinde konuştu.