SAĞLIK
Hantavirüste gıda hijyeni 15 Mayıs 2026 Cuma - 22:09:14 Acıbadem Kayseri Hastanesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Yasemin Ersoy, hantavirüsle ilgili Türkiye’de şu anda bir pandemi sürecinin olmadığını söyleyerek, "Gıdaların kemirgenlerden korunması önem arz ediyor" dedi. Prof. Dr. Yasemin Ersoy, hantavirüsün 2 ana klinik tablo ile görüldüğünü söyleyerek, "Hantavirüs bir anda gündemimize çok yoğun şekilde girdi. Adı üstünde viral bir hastalık aslında. En başlıca kaynağı ise kemiriciler. Kemiricilerin ve böcekçillerin idrarı , dışkısı ve tükürükleri bu virüsle enfekte ve bulaşta söz konusu olabiliyor. Hantavirüs aslında 1978’de ilk kemiricilerde saptandıktan sonra insanlarda görülmeye başlanmış. Kırktan fazla virüs türü var dünyada tanımlanmış. Fakat özellikle bu seyahat gemisiyle ilişkili hantavirüste Arjantin’de endemik görülen bir hantavirüsün olduğunu görüyoruz ki bu hantavirüs özellikle insandan insana bulaşın en kolay olduğu ya da bulaşabilen hantavirüs olarak söyleyebiliriz. Başlıca da aerosol dediğimiz damlacıklar yoluyla insanlara bulaşabilmektedir. Hantaviüs 2 ana klinik tabloya neden oluyor. Biri akciğerde ödemle görülen kardiyopulmoner sendrom ki bu tabloda genellikle 14 ile 17 günlük ortalama kuluçka süresi ki bu yedi haftaya kadar da uzun olabilir. Temastan sonraki hastalıklar ortaya çıkana, bulgular ortaya çıkana kadarki dönem. Bir hafta kadar süren ateş, kas ağrıları, halsizlik, baş ağrısı ile giden bir dönemin ardından hızla kötüleşme, hipertansiyon ve akciğer ödemi tablosuyla karşımıza çıkabiliyor. Bu tabloya gelmiş hastalarda 24 saat içerisinde ölüm riski oldukça artmış olduğunu görüyoruz. Diğeri ise renal sendrom yani böbrek tutulumuyla seyreden bir tablo. Bu ise böbrek yetmezliği kliniği şeklinde giden ileri dönemlerinde kanamalı tablolara neden olan bir hastalığa neden oluyor. Başlıca klinik tablolar böyle" dedi. Hantavirüsle ilgili alınacak önlemlerin başında gıdaların kemirgenler ve böceklerin dışkılarından korunması geldiğini söyleyen Prof. Dr. Ersoy, "Bu hantavirüs özellikle bir kemirici ve böcekçillere özel bir grup. Her kemirici grubunun hantavirüsü de ayrı diyebiliriz. Dolayısıyla bunların endemik görüldüğü kemiricilerde bu virüsün, hantavirüsün görüldüğü durumlarda özellikle yiyeceklere, gıdalara ve insanlara kemirici çıkartılarının, tükürüğünün, salyasının, dışkısının ulaşmaması lazım. Dolayısıyla korunma önlemlerimiz de başlıca bu noktada olacak. Gıdalara ve insanlara bu kemirici ve böcekçillerin ulaşmasını, çıkartılarının bulaşmasını engellemek en önemli nokta. Bu gemideki olayla ilgili olarak ise aerosol yoluyla, damlacıkla bulaşın olduğu tür demiştim bunun için zaten. Burada ise özellikle temas ve damlacık önemli, insandan insana bulaş söz konusu olduğu için zaten o kişiler şu anda karantina altındalar. Dolayısıyla rastgele bir temas söz konusu değil. Bu yönden de bir panik havasına gerek olmadığını, Dünya Sağlık Örgütü’nün ve Avrupa Enfeksiyon Kontrol Örgütü’nün de burada bir salgın olmadığını belirttiklerini ve vakaların takip sürecinde olduğunu söylememiz lazım. Şu anda bir salgın riski yok, bir pandemi riski yok görünmekte. Dolayısıyla bir vaka varsa o insanla temas konusunda dikkatli olunması lazım tabi ki. Fakat şu anda gemiden ayrılan insanlar karantinada olduğu için şu anda insandan insana bulaşla ilgili panik olmaya, tedirgin olmayı gerektiren bir durum olmadığını söylemek isterim" ifadelerini kullandı.
15 Mayıs 2026 Cuma - 19:26 Muş Devlet Hastanesi’nde "Vefa Masası" kuruldu Muş Devlet Hastanesi’nde şehit aileleri, gaziler, engelli bireyler ve 65 yaş üstü vatandaşların hastane işlemlerini kolaylaştırmak amacıyla "Vefa Masası" hizmete açıldı. Muş Vatan Kahramanları Şehit ve Gazi Aileleri Yardımlaşma ve Dayanışma Derneği’nin girişimleri sonucu, Muş İl Sağlık Müdürlüğü ile Muş Devlet Hastanesi Başhekimliği iş birliğinde kurulan "Vefa Masası", vatandaşların sağlık hizmetlerine daha kolay ulaşmasını hedefliyor. Uygulama kapsamında hastane içerisindeki işlemlerde destek sağlanacak, yaşanan sorunların çözümü için rehberlik hizmeti verilecek. Açılış programında konuşan Muş İl Sağlık Müdürü Dr. Erol Emre Ömür, Engelliler Haftası kapsamında hayata geçirilen uygulamanın önemli bir sosyal destek hizmeti olduğunu belirtti. Ömür, engelli bireyler, şehit aileleri, gaziler ve yaşlı vatandaşların hastaneye girişlerinden çıkışlarına kadar her aşamada destekleneceğini ifade ederek, devletin tüm vatandaşlara eşit sağlık hizmeti sunma sorumluluğu bulunduğunu söyledi. Muş Bedensel Engelliler Derneği Başkanı Bedri Korkmaz ise kentte uzun süredir hissedilen önemli bir eksikliğin giderildiğini belirterek, engelli bireylerin yaşadığı sorunları doğrudan iletebileceği bir birimin kurulmasının memnuniyet verici olduğunu kaydetti. Korkmaz, uygulamanın engelli vatandaşların yanı sıra şehit aileleri ve gazilerin sorunlarının çözümüne de katkı sağlayacağını dile getirdi. Muş Vatan Kahramanları Şehit ve Gazi Aileleri Yardımlaşma ve Dayanışma Derneği Genel Başkanı Yusuf Olcan da yapılan görüşmeler sonucunda projenin hayata geçirildiğini belirterek, destek veren Muş İl Sağlık Müdürlüğü ile hastane yönetimine teşekkür etti. Olcan, "Vefa Masası"nın şehit aileleri, gaziler ve engelli bireyler için önemli bir hizmet olacağını ifade etti. Programa Muş Kamu Hastaneleri Birliği Başkanı Uzm. Dr. Ayşe Rümeysa Doğruyol, Muş Devlet Hastanesi Başhekimi Uzm. Dr. Yalçın Güzel, şehit ve gazi yakınları, gaziler, engelli bireyler ve vatandaşlar katıldı.
15 Mayıs 2026 Cuma - 18:04 "Küresel panik yersiz, bireysel korunma şart" Dünya gündemine oturan MV Hondius keşif gemisindeki hantavirüs vakaları, pandemilerin gölgesindeki kamuoyunda yeni bir endişe dalgasına neden oldu. Konuyu akademik bir perspektifle değerlendiren İstanbul Arel Üniversitesi Tıp Fakültesi’nden Dr. Öğr. Üyesi Aylin Dağ Güzel virüsün yayılım dinamiklerini ve bulaşma risklerini mercek altına alarak kritik değerlendirmelerde bulundu. Pandemilerin ardından dünya, yeni bir virüs haberiyle bir kez daha tetikte. Arjantin’den ayrılan MV Hondius adlı keşif gemisinde görülen hantavirüs vakaları, İsviçre’den ABD’ye uzanan geniş bir temaslı takibini beraberinde getirdi. İstanbul Arel Üniversitesi Tıp Fakültesi Tıbbi Mikrobiyoloji Anabilim Dalı Dr. Öğr. Üyesi Aylin Dağ Güzel, merak edilen tüm soruları yanıtladı. "Bu virüs yeni bir düşman değil" Süreci değerlendiren Dr. Aylin Dağ Güzel, öncelikle hantavirüsün tarihsel arka planına dikkat çekerek, "Hantavirüsler aslında tıp dünyası için yeni değil. Biz bu grubu, Bunyaviridae ailesine mensup, zarflı RNA virüsleri olarak 1978 yılından beri yakından tanıyoruz. Temel olarak kemirgenler ve böcekçiller aracılığıyla yayılım gösteren bu virüslerin bugün tanımlanmış en az 40 türü bulunuyor. Her virüs tipi, kendine özgü bir kemirgen türüyle konakçılık ilişkisi kurar. Yani aslında doğada uzun yıllardır var olan zoonotik bir etkenden bahsediyoruz" dedi. "Andes virüsünü diğerlerinden ayıran kritik fark" MV Hondius gemisindeki vakaların neden bu kadar ses getirdiğine açıklık getiren Güzel, "Andes" türünün altını çizerek, "Şu an dünya gündemini meşgul eden asıl mesele, Arjantin’e özgü olan Andes Hantavirüsü (ANDV). Bu türü diğerlerinden ayıran çok kritik, hatta benzersiz bir nokta var: Andes virüsü, dünyada insandan insana bulaşabildiği belgelenmiş tek Hantavirüs türüdür. Gemiyle bağlantılı 8 vakanın 6’sının kesinleşmesi ve 3 kayıbın olması, virüsün vücut sıvılarında (kan, tükürük, idrar) tespit edilebilmesi endişeleri artırdı. Ancak literatürdeki veriler ve Dünya Sağlık Örgütü’nün güncel raporları, bu karşılaştığımız MV Hondius gemisindeki vakaların insandan insana bulaşma sonucu olmadığı, hastalığın geçişinin bu yolla son derece nadir gerçekleştiğini gösteriyor. Şu an için yaygın ve süregelen bir pandemi riskinden bahsetmek doğru olmaz; ancak temaslı takibi ve izolasyon hayati önemdedir" diye konuştu. "İki farklı coğrafya, iki farklı hastalık" Hastalığın seyrine ve coğrafi dağılımına dair detaylı bilgi veren Dr. Güzel, "Hantavirüs dediğimizde tek bir hastalıktan bahsetmiyoruz. Amerika kıtasında Sin Nombre ve Andes gibi virüsler, ağır akciğer tutulumu ve yüksek ölüm oranıyla seyreden Hantavirüs Kardiyopulmoner Sendromu’na (HCPS) yol açıyor. Bizim de içinde bulunduğumuz Avrupa ve Asya coğrafyasında ise Puumala ve Dobrava gibi virüsler; ateş, kanama ve akut böbrek yetmezliği ile karakterize olan Renal Sendromla Seyreden Hemorajik Ateş (HFRS) tablosuna neden oluyor" dedi. Türkiye için risk analizi ve korunma yolları Türkiye’deki durumu da değerlendiren Dr. Güzel, vatandaşlara yönelik şu uyarılarda bulundu: "Türkiye’de hantavirüslerin yaban hayatındaki kemiricilerdeki varlığı, ilk kez 2004 yılında yayınlanmış bir saha çalışmasında bildirilmiştir. Zonguldak-Bartın’da 2009’da da ilk vaka rapor edilmiştir. Ancak Türkiye’deki vakalar genellikle Avrupa tipi (Renal Sendromla Seyreden Hemorajik Ateş -HFRS) olup, ölüm oranları Amerika kıtasına kıyasla oldukça düşüktür. Genellikle kırsal alanlarda, atıl bırakılmış depolarda veya kemirgenlerin yoğun olduğu bölgelerde, virüslü atıkların solunmasıyla ortaya çıkan sporadik vakalar görüyoruz. Vatandaşlarımıza en büyük uyarım; kapalı, uzun süre kullanılmayan depo ve bodrum gibi alanlara girmeden önce mutlaka ortamı havalandırmalarıdır. Temizlik yaparken kuru süpürmeden kaçınılmalı, virüsün havaya karışmasını önlemek için ortam dezenfektanla ıslatılmalıdır. Riskli alanlarda maske (mümkünse N-95), koruyucu gözlük ve eldiven kullanımı bir seçenek değil, zorunluluktur." "Erken tanı hayat kurtarır" Hastalığın başlangıçta griple (influenza) çok kolay karıştırılabileceğini belirten Güzel, son olarak tedavi süreçlerine ilişkin şöyle dedi: "İlk evrede yüksek ateş, halsizlik ve şiddetli kas ağrıları görülür. Eğer kişi son dönemde kemirgenlerin bulunduğu bir ortamda bulunduysa ve bu belirtilere nefes darlığı veya böbrek ağrısı ekleniyorsa, vakit kaybetmeden sağlık kuruluşuna başvurmalıdır. Şu an için onaylanmış bir aşımız ya da virüse özgü spesifik bir ilacımız yok. Ancak erken tanı sonrası sağlanan yoğun bakım desteği ve sıvı dengesinin korunması, hayatta kalma şansını en üst seviyeye çıkarıyor. Özetle; 12 Mayıs 2026 itibarıyla küresel bir panik havasına gerek yok, ancak bireysel korunma ve profesyonel izlem bugün her zamankinden daha önemli."
15 Mayıs 2026 Cuma - 17:02 Kansere karşı sesler yükseldi: Sağlık, eğitim ve sanat tek çatı altında buluştu KOCAELİ (İHA) – Kocaeli’de Büyük Anadolu Hastaneleri tarafından kanserde farkındalık oluşturmak amacıyla hayata geçirilen "S.E.S Projesi – Sağlık, Eğitim, Sanat Buluşması" etkinliğinde sağlık, eğitim ve sanat bir araya geldi. Toplum sağlığını yalnızca tedavi hizmetleriyle değil, koruyucu sağlık yaklaşımı ve sosyal sorumluluk projeleriyle de desteklemeyi hedefleyen Büyük Anadolu Hastaneleri, bu etkinlikle bir özel günü toplumsal faydaya dönüştürdü. Hastanenin Darıca’daki yeni hizmet binasında faaliyetlerine başlamasının ikinci yıl dönümü olan tarihi, farkındalık hareketinin ses getirdiği bu özel organizasyonla taçlandırıldı. Gebze’de bir alışveriş merkezinde gerçekleştirilen etkinlikte, kansere karşı toplumsal farkındalık oluşturulması ve erken tanının önemine dikkat çekilmesi amaçlandı. Yoğun katılımla düzenlenen organizasyonda vatandaşlar, sağlık alanındaki bilgilendirme programlarının yanı sıra çeşitli sanat ve kültür etkinliklerine katıldı. Programda, Büyük Anadolu Hastanesi Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Dr. Nilgün Yönten ile TBMM Başhekimi ve Genel Cerrah Prof. Dr. Mustafa Şahin, kanserde erken tanının hayati önemi ve korunma yolları üzerine değerli bilgiler paylaştı. Program kapsamında öğrenciler tarafından müzik dinletileri ve folklor gösterileri sahnelenirken, tiyatro performansları ve sanat atölyeleri de katılımcılardan ilgi gördü. Sağlık mesajlarının sanat ve eğitim etkinlikleriyle desteklendiği organizasyonda, kansere karşı toplumsal bilinç oluşturulmasının önemine vurgu yapıldı. "S.E.S Projesi" ile sağlık, eğitim ve sanat kavramlarının bir araya getirilerek kansere karşı toplumsal farkındalık oluşturulmasının hedeflendiği belirtildi. Programa çok sayıda protokol üyesi ve vatandaşlar katıldı.
Türk bilim insanlarından devrim niteliğinde yenilik
10 Haziran 2025 Salı - 14:17 Türk bilim insanlarından devrim niteliğinde yenilik Her yıl 8 Haziran’da, insanları beyin tümörlerinin önlenmesi konusunda bilinçlendirmek, eğitmek ve farkındalık oluşturmak amacıyla kutlanan ‘Dünya Beyin Tümörü Günü’nde, Türk bilim insanları devrim niteliğinde bir yeniliğe imza attı. Kocaeli Sağlık ve Teknoloji Üniversitesi Mühendislik ve Doğa Bilimleri Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Nevcihan Duru ve Prof. Dr. Tolga Turan Dündar öncülüğündeki bilim insanları, beyin ameliyatlarında yapay zeka destekli nöronavigasyon sistemiyle tümörün temizlenme anını yüzde 98 doğrulukla gerçek zamanlı olarak ekrana yansıtan bir sistem geliştirdi. Bu sistem, doktorlara büyük kolaylık sağlarken, hastaların ikinci bir ameliyat geçirme ihtimalini ortadan kaldırarak sağlık sistemine de önemli katkı sunacak. Dünyada geçmişten bugüne beyin tümörü ameliyatları, hem cerrahlar hem de hastalar için büyük bir hassasiyet ve önem gerektiriyor. Günümüz mevcut yöntemlerine bakıldığında, çoğunlukla cerrahlar, ameliyat öncesi çekilen MR görüntülerine ve çeşitli cihazlarla ameliyatlarını gerçekleştiriyordu. Ancak bu sistemler, tümörün çıkarılması sırasında oluşan boşluğu canlı olarak gösteremediği için cerrahların işini zorlaştırıyordu. Bu durum, tümörün tam temizlenip temizlenmediği konusunda belirsizlik oluşturabileceği gibi hastaların yeniden ameliyat olmasına da yol açabiliyordu. Kocaeli Sağlık ve Teknoloji Üniversitesi Mühendislik ve Doğa Bilimleri Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Nevcihan Duru, öncülüğünde bir grup akademisyen, kolları sıvayarak, tümörün temizlenme anını gerçek zamanlı ameliyat sırasında ekrana yansıtan ve bir nevi cerraha yol haritası çizen yapay zeka destekli nöronavigasyon sistemini geliştirdi. Geliştirilen sistem, cerrahlara ameliyatlarda büyük bir kolaylık sağlarken hastaların da ikinci bir ameliyat riskini ortadan kaldırma görevini yerine getirmiş olacak. Prof. Dr. Duru, yaklaşık iki yıldır süren titiz çalışmanın sonunda ortaya çıkan projenin çıkış noktasını şu sözlerle anlattı: ’’Bir kongrede beyin cerrahlarıyla bir araya gelmiştik. Burada, Prof. Dr. Tolga Turan Dündar ve Prof. Dr. İhsan Doğan hocalarımız yapay zeka ile çözülebileceğini düşündükleri birçok problemden bahsettiler. Bunlardan en önemlilerinden biri, beyin ameliyatları sırasında kullandıkları eski MR görüntüleriydi. Tümörü temizlerken oradaki boşluğu gerçek zamanlı olarak ekranda göremediklerini söylediler. Bu, onlar için çok önemliydi, çünkü navigasyon cihazlarında hala tümör varmış gibi görünüyor, ne kadarının temizlendiğini bilmiyorlardı. Sadece tecrübelerine dayanarak anlıyorlardı. Derinlerde olabilen ameliyatlarda bu boşluğu tam görmeleri mümkün değildi. Bir hocamız ’Keşke ameliyatı yaparken o sırada MR çekilmiş gibi ekranda bu görüntüyü görebilsek’ demişti. Bu bizim için bir ilham kaynağı oldu.’’ "Yüzde 98 doğru tahmin ediyor" Mevcut sistemlerin zorluklarından yola çıkarak günümüz teknolojiyle çözüm arayışına giren Prof. Dr. Nevcihan Duru, aslında ameliyat esnasında intraoperatif MR cihazları ile hastanın MR’a sokulabileceğini belirtti. Prof. Dr. Duru, "Ameliyat esnasında hastanın MR’a sokulabilmesi hem bazı risk hem de çok pahalı sistemler olduğu için çok sık tercih edilemiyor. Bazı ameliyatlarda ise, tümörün tamamen temizlenip temizlenmediğini anlamak için hastayı ameliyathaneden çıkarıp başka bir ortamda MR çekmeye götürüyorlar. Bu durum, hijyenik olmayan bir ortam oluşturuyor ve ameliyat süreleri uzuyor. Bizim geliştirdiğimiz cihazla birlikte, ameliyat esnasında ultrason cihazıyla beyindeki ultrason görüntülerini alarak, tümörün çıktığı bölgeyi, yani rezeksiyon boşluğunu tahmin edebilen bir sistem geliştirildi. Yapay zeka modelleri, özellikle de yapay sinir ağları kullanarak, bu bölgeyi tahmin edip gerçek zamanlı olarak, sanki tümör çıkmış gibi sentetik MR görüntüsünü ekrana yansıtabiliyoruz. Doktorlar için bu çok değerli, çünkü tümörün tam çıkarılması hayati önem taşıyor. Eğer tümör tam çıkarılmazsa, hasta servise taşındıktan bir süre sonra çekilen MR’da tümörün kaldığı görülebiliyor ve bu da radyoterapi veya yeni bir ameliyat anlamına geliyor. Bizim sistemimiz ise bu boşluğu yaklaşık yüzde 98 doğrulukla tahmin edebiliyor’’ diye konuştu. "Amacımız hastanın eksiksiz iyileşmesi" Ameliyat sürelerinin kısalmasına da değinen Prof. Dr. Duru, önceliklerinin hastanın sağlığı olduğunu vurgulayarak, "Aslında biz burada süreye değil, daha çok bunun hayati tarafına ve doğruluğuna bakıyoruz. Ancak hastayı ameliyathaneden çıkarıp MR çekmek saatler bazında ek süre eklerken, bizim sistemimizle gerçek görüntüyü yansıtabildiğimiz için saatler bazında bir süre kısaltması denilebilir. Ama dediğim gibi, burada aslında süre kısaltmadan daha çok hastanın tümörünün tamamen çıkarılması ve ikinci bir ameliyata gerek duymamasını sağlamak’’ şeklinde konuştu. Hem iyileşmeyi hızlandırıyor, hem de maliyeti düşürüyor TÜBİTAK projesi olarak geliştirilen çalışmanın onay süreçlerinin devam ettiğini dile getiren Duru, yapay zeka destekli nöronavigasyon sisteminin sadece cerrahlar ve hastalar acısından olumlu etkilerinin olmadığını aynı zamanda sağlık sistemine de büyük katkı sağlayacağına dikkat çekti. Duru, sistemin faydalarını ise, "Bu sistem sayesinde tümöre en doğru yoldan girilmesi, hastaların ameliyat sonrası konuşma, kol veya bacak fonksiyonlarında herhangi bir sıkıntı yaşamamasını sağlıyor. Beyin ameliyatları sonrasında ne yazık ki bazı hastalarımızda ağız kayması, unutkanlık ya da konuşma güçlüğü gibi istenmeyen durumlar oluşabiliyor. Tümörün tam olarak temizlenmesi, hasta için en yararlı durumdur. Eğer tümör temizlenmezse, bu durum tümörün tekrarlamasına veya ani ataklara, uzuvlarda fonksiyon kaybına yol açabiliyor. Bizim bu projemizle, tümörün tamamen temizlenmesi en istenen şey ve biz bu projemizle hastanın sağlığı lehine bir şeyler yapmış oluyoruz. Aynı zaman cerrahlarımıza, yol gösteren, kararlarını destekleyen bir sistem sunuyoruz" şeklinde açıkladı. Sistemin ekonomik boyutuna da dikkat çeken Prof. Dr. Duru, "Şöyle düşünün; ameliyat bitti, tümör tam temizlenmedi ve bir süre sonra çekilen MR’da tümörün kaldığı anlaşıldı. Bu durumda hastanın tekrar ameliyat olması gerekir. Bunun hem devlete hem hastaya hem de sigorta sistemine getireceği ek maliyeti hayal edin. Yeni sistemimiz, bu tür ek maliyetlerin önüne geçerek sağlık ekonomisine de önemli katkılar sağlıyor’’ diye konuştu.
Dr. Özsaraç’tan kozmetik uygulamalar hankında bilgiler
10 Haziran 2025 Salı - 13:40 Dr. Özsaraç’tan kozmetik uygulamalar hankında bilgiler Medical Point Gaziantep Hastanesi Dermatoloji Uzmanı Dr. Kıvılcım Özsaraç, yaz aylarında güvenle uygulanabilecek estetik ve kozmetik işlemler hakkında bilgiler vererek, "Güneşin cilde etkilerinin arttığı bu dönemde, bazı işlemler ertelenmeli; bazıları ise tam da bu mevsim için biçilmiş kaftan" dedi. Medical Point Gaziantep Hastanesi Dermatoloji Uzmanı Dr. Kıvılcım Özsaraç, yaz aylarında güvenle uygulanabilecek estetik ve kozmetik işlemler hakkında bilgiler verdi. Yaz aylarında güneş ışınlarının yoğunluğu, bazı estetik işlemler için risk oluşturabileceğini ve tüm uygulamaların yasak olduğu anlamına gelmediğini vurguladı. Uzm. Dr. Kıvılcım Özsaraç, yazın rahatlıkla yapılabilecek işlemleri ve dikkat edilmesi gereken noktaları özetleyerek, "Botoks ve hyaluronik asit dolgular, invaziv olmayan ve yazın da güvenle uygulanabilen işlemler arasında yer alıyor. Güneşe maruz kalmak işlemin etkisini azaltmaz; ancak uygulama sonrası 24 saat boyunca aşırı sıcak, sauna ve doğrudan güneşten kaçınılması öneriliyor" dedi. Hydrafacial Yönetiminin tatil sonrası cilt yenilemek isteyenler için ideal bir yöntem olduğunu aktaran Özsaraç, "Hydrafacial, cildi derinlemesine temizleyip nemlendirerek yazın yorulan cildi canlandırır. Kimyasal soyucu içermediği için güneşli günlerde de güvenle yapılabilir. Özellikle tatil sonrası cilt yenilemek isteyenler için ideal bir yöntemdir" ifadelerini kullandı. Özsaraç, saç dökülmesi, cilt lekeleri ve cilt yenileme için hyaluronik asit içeren mezoterapi uygulamalarının etkili bir çözüm olduğunu belirterek, "Vitamin, mineral ve hyaluronik asit içeren mezoterapi uygulamaları; saç dökülmesi, cilt lekeleri ve cilt yenileme için etkili bir çözümdür. PRP (Platelet Rich Plasma) ile birlikte uygulandığında etkisi artar. Yazın uygulanmasında sakınca yoktur, ancak güneş koruyucu kullanımı mutlaka gereklidir" ifadelerine yer verdi. Hafif Peeling Uygulamaları ve BBL Lazer hakkında da bilgiler veren Dr. Özsaraç, "Yaz aylarında güçlü kimyasal peelingler önerilmese de, laktik asit gibi daha nazik içeriklerle yapılan yüzeysel peelingler uzman kontrolünde güvenle uygulanabilir. Burada en önemli nokta; yüksek faktörlü güneş koruyucu kullanımı ve cildin güneşten korunmasıdır. Son yılların popüler uygulamalarından biri olan BBL lazer, "gençlik aşısı lazeri" olarak bilinir ve cilt tonu eşitsizlikleri, güneş lekeleri, ince kırışıklıklar gibi birçok sorunda etkilidir. IPL teknolojisinin daha gelişmiş bir versiyonudur. ‘cildin bronzlaşmamış olması, işlem sonrası doğrudan güneşe maruz kalmamak, Yüksek korumalı güneş kremi kullanmak, işlem öncesi ve sonrası cilt bakımını ihmal etmeme’ faktörleri ise yazın uygulanabilirliği yönünden sıralayabiliriz diğer yandan yazın BBL lazer yaptıracak kişilerin mutlaka uzman kontrolünde hareket etmesi ve işlem sonrası en az 1 hafta doğrudan güneşten kaçınması gerekiyor" şeklinde konuştu. Yaz aylarında işlem yaptırmak isteyenlere uyarı ve tavsiyelerde bulunan Dr. Özsaraç, "Yaz aylarında cilt daha hassas hale gelir. Bu nedenle işlem seçimi kadar, öncesinde ve sonrasında yapılacak bakım da son derece önemlidir. Özellikle lazer ve ışık temelli işlemlerde güneşten korunmak kritik öneme sahiptir. Güneş koruyucu kremler 2-3 saatte bir yenilenmeli; bronz tene lazer işlemleri yapılmamalıdır, aksi takdirde kalıcı cilt lekeleri oluşabilir. Yaz döneminde botoks, dolgu, mezoterapi gibi minimal invaziv uygulamalar güvenle yapılabilir. Ancak fraksiyonel lazer ve derin kimyasal peelingler için sonbahar ve kış aylarını beklemek gerekir" diye konuştu.
Sünnet için yaz tatili en uygun zamanlardan biri
10 Haziran 2025 Salı - 13:28 Sünnet için yaz tatili en uygun zamanlardan biri Yaz aylarında sünnetin daha çok tercih edildiğini belirten Çocuk Cerrahisi Uzmanı Op. Dr. Aliye Kandırıcı, "Sünnet sayesinde idrar yolu enfeksiyonları ve cinsel yolla bulaşan hastalıkların görülme olasılığı düşer. Bazı çalışmalara göre sünnet kanser riskini ve bazı diğer hastalıkları azaltabilir. Cinsel yolla bulaşan hastalıkların (HIV, HPV) riskini azaltabilir. Sünnetin aslında kesin yapılması önerilen bir mevsim yoktur ancak genellikle çocukları okula giden aileler yaz aylarını tercih etmektedir. Yaz aylarında doktorun önerilerine dikkat edildiği sürece sünnetin hiçbir sakıncası yoktur" dedi. Medical Park İzmir Hastanesi’nden Çocuk Cerrahisi Uzmanı Op. Dr. Aliye Kandırıcı, sünnet hakkında açıklamalarda bulundu. Sünnet operasyonunun nasıl yapıldığı hakkında bilgi veren Op. Dr. Kandırıcı, "Sünnet, penisin uç kısmını kaplayan deri tabakasının (prepisyum) cerrahi bir işlemle alınmasıdır. Hem tıbbi hem de dini sebeplerle yapılabilen sünnetin tarihi M.Ö. 4000’lere eski Mısır’a kadar dayanır. İşlem hijyen ve sağlık açısından önemli faydalar sağlamaktadır" diye konuştu. Sünnetin, her yaş grubundaki erkeklere uygulanabileceğini söyleyen Op. Dr. Kandırıcı, "Aileler genellikle çocuklarının hijyen ve sağlık açısından avantaj sağlaması için bu kararı vermektedir. Sünnet, her ne kadar basit bir işlem olarak görülse de, sağlıklı bir sünnet işlemi uzman bir çocuk cerrahı tarafından yapılmalıdır" dedi. "Zamanlama ailenin kararına bağlıdır" Sünnet için en uygun yaşın, ailenin tercihine ve çocuğun sağlığına bağlı olarak değiştiğini dile getiren Op. Dr. Kandırıcı, "Her yaş grubunun avantajları ve dezavantajları vardır. Çocuk sağlıklı olduğu zaman, psikolojik ve bakım süreçleri göz önünde bulundurularak karar verilmektedir. Ancak bazı durumlarda sünnet tıbbi bir gereklilik olarak da karşımıza çıkabilir. Penisle ilgili bir operasyon sırasında, örneğin ‘hipospadias’ gibi olgularda sünnet derisine ihtiyaç duyulabilir. Bu yüzden yenidoğan bebekte saptanan hipospadias durumunda bebek sünnet ettirilmemelidir. Tedavi sırasında sünnet de gerçekleştirilmiş olacaktır" şeklinde konuştu. "Yenidoğan sünneti sık tercih ediliyor" Yenidoğan sünnetinin daha fazla tercih edildiğini kaydeden Op. Dr. Kandırıcı, "İlk 6 ayda yapılan sünnet, iyileşme sürecinin hızlı olması ve çocuğun psikolojik olarak etkilenmemesi nedeniyle daha çok tercih edilmektedir. 2-6 yaş arası çocuğun psikolojik olarak olumsuz etkilenme riski olduğu düşünülmektedir. Bu yaş aralığında çocuk kendi bedenini tanıma sürecindedir ve sünnet işlemi hassasiyet yaratabilir. Bu yüzden çok önerilmez. Ancak idrar yolu enfeksiyonu ya da sünnet derisinin enfeksiyonuna (balanit) bağlı sünnet derisinde daralma (balanitis kserotika obliterans) gibi sağlık gerekçeleri ile genel anestezi altında yapılmalıdır. 2-6 yaş aralığından sonra, özellikle okul çağında, çocuğun sürece anlam verebilmesi için anlayabileceği şekilde korkutmadan anlatılması önemlidir" ifadelerini kullandı. Sünnetin faydaları Sünnetin tıbbi açıdan birçok faydası olduğuna dikkat çeken Op. Dr. Kandırıcı, şöyle devam etti: "İdrar yolu enfeksiyonları ve cinsel yolla bulaşan hastalıkların görülme olasılığı düşer. Sünnet derisinin (prepisyumun) alınması, penisin temizliğini kolaylaştırır. Bazı çalışmalara göre sünnet, kanser riskini ve bazı diğer hastalıkları azaltabilir. Cinsel yolla bulaşan hastalıkların (HIV, HPV) riskini azaltabilir. Prepusyumun altında enfeksiyon gelişmesi sonucu oluşan iltihaplanma yani balanit riski azalabilir. Parafimoz denilen sünnetsiz kişilerde görülen prepusyumun, penisin baş kısmını sıkması ve kan dolaşımını engellemesi durumunun riski de azalabilir." Uygulanabilen yöntemler Sünnette yapılan yöntemlerden bahseden Op. Dr. Kandırıcı, şu bilgileri paylaştı: "Klasik cerrahi yöntem: Geleneksel olarak en çok kullanılan yöntemdir. Doktor, cerrahi makas veya bisturi yardımıyla sünnet derisini çıkarır. Bu yöntemde dikişler kullanılabilir ve iyileşme süreci 7-10 gün sürer. Lazerle sünnet: Modern ve teknolojik bir yöntemdir. Lazer, sünnet derisini keserken aynı anda kanamayı durdurur. Kanama riski daha düşüktür ve iyileşme süresi genellikle daha kısadır. Plastibell yöntemi: Özellikle yenidoğanlar ve küçük çocuklarda tercih edilir. Penis başına plastik bir halka yerleştirilir ve sünnet derisi bu halkanın üzerinden kesilir. Halka, işlemden birkaç gün sonra kendiliğinden düşer." "Çocukları okula giden aileler yazı tercih ediyor" Sünnetin yaz mevsiminde daha sık tercih edildiğini belirten Op. Dr. Kandırıcı, "Sünnetin aslında kesin yapılması önerilen bir mevsim yoktur ancak genellikle çocukları okula giden aileler yaz aylarını tercih etmektedir. Yaz aylarında doktorun önerilerine dikkat edildiği sürece sünnetin hiçbir sakıncası yoktur. Sünnet acı veren bir işlem değildir ve genellikle lokal anestezi altında yapıldığı için ağrı hissedilmez. Sonrasında da ağrı kesici ilaçlarla ağrı kontrol altına alınır. Sünnet sonrası iyileşme süreci bebeklerde 5-7 gün, çocuklarda ise 7-10 gün arasında değişir" dedi. Yenidoğan sünneti Son olarak yenidoğan sünneti hakkında bilgi veren Op. Dr. Kandırıcı, "Yenidoğan sünneti, erkek bebeklerde doğumdan sonraki ilk birkaç hafta içinde gerçekleştirilen bir cerrahi işlem olarak tanımlanır. Tarihi kökenleri oldukça eskiye dayanan sünnet, hem dini ve kültürel nedenlerle hem de sağlık açısından belirli avantajlar sunması sebebiyle günümüzde de yaygın olarak uygulanmaktadır. Yenidoğan sünneti, genellikle ailelerin dini veya kültürel inançlarına bağlı olarak tercih edilse de, bazı durumlarda tıbbi gerekliliklerden dolayı da yapılır. Örneğin, fimozis adı verilen sünnet derisinin dar olması durumu ya da tekrarlayan idrar yolu enfeksiyonları gibi durumlarda doktorlar sünneti önerebilir. Bu işlem, hem hijyen açısından kolaylık sağlaması hem de ilerleyen yaşlarda olası sağlık sorunlarını önlemede etkili olması nedeniyle birçok aile tarafından tercih edilir. Ancak yenidoğan sünneti hakkında doğru bilgiye sahip olmak ve karar verirken uzman hekimlerle iletişimde olmak önemlidir" diye konuştu.
Türk bilim adamlarından kansere umut olan çalışma
10 Haziran 2025 Salı - 12:42 Türk bilim adamlarından kansere umut olan çalışma Sivas Cumhuriyet Üniversitesi’nin öncülüğünde yürütülen bilimsel çalışmada, mide kanseri tedavisinde etkili olabilecek yeni bir molekül keşfedildi. Kanser hücrelerini yüzde 60’a kadar küçültebilen bu molekül, yerli bilim insanları tarafından başarıyla üretilerek, laboratuvar testlerinden başarıyla geçti. Mide kanseri, Türkiye’de en sık görülen kanser türlerinden biri olarak öne çıkıyor ve ölüm oranlarına göre 4. sırada yer alıyor. Genellikle ileri evrede teşhis edilen bu hastalık, geç tanı nedeniyle tedavi süreçlerinde ciddi zorluklar oluşturuyor. Bu nedenle erken ve etkili tedaviye yönelik yerli çalışmalar büyük önem taşıyor. Sivas Cumhuriyet Üniversitesi bünyesinde 2018 yılında kurulan Kanser Araştırma Grubu, bu alandaki altyapıyı güçlendirerek projeyi hayata geçirdi. 4 üniversitenin iş birliğiyle yürütülen araştırmada, mide kanserinin tedavisine yönelik önemli bir adım atıldı. 2019 yılında ise temelleri atılan proje, yaklaşık 25 kişilik araştırma ekibiyle yürütüldü. Araştırmada, bilgisayar ortamında geliştirilen özel yazılımlar kullanılarak 500’e yakın molekül tarandı. Bu taramalar sonucunda mide kanseri üzerinde yüksek etkinlik gösteren bir molekül öne çıktı. Birçok aşamadan geçen çalışmada, mide kanseri hücrelerini yüzde 60 oranında küçültebilen yeni bir molekül keşfedilerek, potansiyel bir ilaç adayı ortaya çıktı. Konuya ilişkin açıklamalarda bulunan Sivas Cumhuriyet Üniversitesi Fen Fakültesi Kimya Bölümü Anorganik Kimya Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Koray Sayın, bu çalışmanın üniversitede ilk olduğunu belirterek, mide kanserinin tedavisine yönelik bir çalışma olduğunu ifade etti. "Etkili olduğunu gördük" Koray Sayın, mide kanserine yönelik bir çalışma olduğunu belirterek, "Bu çalışma mide kanserinde tedaviye yönelik bir araştırmamızdır. Mide kanseri tedavisinde etkin olarak bulduğumuz bazı enzimler var. Bu enzimleri tedavi noktasında etkili olduğunu tespit ettik. Bir tane etkin molekül bulduk. Potansiyel olarak kanseri yüzde 60’a kadar küçülttüğünü gözlemledik. Bu çalışmada bir bilgisayarın içerisinde kendi kullandığımız programlarla bunları analiz ettik. Ettiğimiz analiz sonucunda ise hangi molekülerin etkin olduğunu belirledik. Daha sonra bu etkin bulduğumuz moleküleri üretim aşamasına geçtik. Üretim aşamasını yaptık ve onları kanıtladık. Daha sonra laboratuvar ortamında hücre kültürü çalışmalarıyla tamamladık. Bu çalışmalar, mide kanseri hastalarına yönelik etkili olacak. Hedefimiz mide kanserinin tedavisine yönelik çalışmadır" dedi. "Potansiyel bir ilaç adayı" Etkin olan molekül üzerinden çalışma yaptıklarını söyleyen Sayın, "Mide kanserinin ülkemizde ölüm oranları açısından 4. sırada yer almaktadır. Geç evrelerde fark edilmektedir. Onları doğrudan geç evrede de fark edilmiş olsa dahi onların tedavisine yönelik bir araştırmadır. Bu çalışma 2019 yılında biz temellerini attık. 4 üniversite ortaklığı ile bu projenin temellerini attık. Projede yaklaşık 25 kişiye yakın ekiple çalışmayı yürüttük. Bu çalışma, bilgisayar ve laboratuvar analizleri ile gerçekleştirilmiştir. En sonda hayvan çalışmalarıyla proje tamamlanmıştır. Yaklaşık 500’e yakın molekül taranmış olup bunların arasında etkin bulduğumuz bir tane molekülün üzerine yapılmış bir çalışmadır. Bizim yaptığımız hayvan model çalışması üniversitemizde ilk olan bir çalışmadır. İlk kez bu projeyle temeller oluşmuştur. 2018 yılında üniversitemizde kurulan Kanser araştırma grubuyla birlikte alt yapımız geliştirilmiştir. Alt yapının neticesinde ilk kez bu üniversitede bu çalışma gözlemlenmiştir. Bizim yaptığımız bu çalışma etken molekülünün araştırılması çalışmasıdır. Potansiyel bir ilaç adayı olarak değerlendirilebiliriz ve bu çalışma etken molekül araştırma çalışmasıdır. Bunları rahat bir şekilde üretip sentezleyebiliyoruz" diye konuştu.
Sağlık Bakan Yardımcısı Kırbıyık: "Artık küresel sağlık sisteminin de önemli bir parçasıyız"
10 Haziran 2025 Salı - 12:13 Sağlık Bakan Yardımcısı Kırbıyık: "Artık küresel sağlık sisteminin de önemli bir parçasıyız" Sağlık Bakan Yardımcısı Hüseyin Kürşat Kırbıyık, "Artık sadece bulunduğumuz illerde değil, bulunduğumuz ülkede değil, küresel sağlık sisteminin de önemli bir parçasıyız" dedi. ‘Sağlık Hizmetlerinde Tanıtım ve Bilgilendirme Faaliyetleri Hakkında Yönetmelik Çalıştayı’ Sağlık Bakanlığında düzenlendi. Güncel yönetmelikte yer alan uluslararası sağlık turizmine ilişkin maddelerin kapsamı ve uluslararası sağlık turizmi hizmeti sunan sağlık tesisleri ile aracı kuruluşların yapabileceği tanıtım ve bilgilendirme faaliyetlerinin çerçevesi, düzenlenen çalıştay kapsamında yeniden çizilecek. Çalıştayın açılışında konuşan Sağlık Bakan Yardımcısı Kırbıyık, sağlık hizmetlerinin tanıtım ve bilgilendirme yönetmeliğinde neler yapılabilir, nasıl daha iyi olunur gibi konuları tartışacaklarını söyleyerek, "Sağlık, doğrudan insan hayatını etkileyen, hayatın merkezinde yer alan, son derece önemli bir alan. Bu alanda dünyadaki birçok sektörde olduğu gibi son derece hızlı gelişen, ilerleyen, yeniliklere çok açık olan bir sektör" diye konuştu. "Artık sadece bulunduğumuz ülkede değil, küresel sağlık sisteminin de önemli bir parçasıyız" Hasta beklenti ve taleplerinin de değişiklikler olduğunu aktaran Kırbıyık, "Dünyanın küresel bir alana dönüşmesi, özellikle ulaşım alandaki, iletişim alandaki gelişmeler neticesinde, artık genellikten çıkıp küresel aktör olma noktasında sağlam ilerlemeler sürekli bir yenilik gerektiriyor. Bu çerçevede de sağlık hizmetlerinin tanıtımı ve bilgilendirilmesi de büyük önem taşıyor. Artık sadece bulunduğumuz illerde değil, bulunduğumuz ülkede değil, küresel sağlık sisteminin de önemli bir parçasıyız. Türkiye malumlarınız olduğu üzere Cumhurbaşkanımızın liderliğinde son 23 yılda sağlıkta son derece önemli ilerlemeler sağladı. Bugün de artık bunu yeni evreleriyle birlikte, sadece sağlık hizmetini sunan değil, bilgisini teknolojisini üreten, geliştiren yeni bir modelle sağlık sistemi ilerletmek ve geliştirmek istiyoruz. Bu çerçevede sağlık hizmetlerinin tanıtımı ve bilgilendirmesinin doğru yapılması, vatandaşlarımızın, hastalarımızın doğru bilgilendirmesi büyük önem taşıyor" ifadelerini kullandı. "Tanıtımın ve bilgilendirmenin doğru, adil ve denetlenebilir, şeffaf şekilde yapılmasına büyük önem veriyoruz" Kırbıyık, yaşanılan dönemde tanıtım ve bilgilendirmenin vazgeçilmez unsur olduğuna dikkati çekerek, şöyle konuştu: "Tüm alanlarda olduğu gibi sağlıkta da muhakkak tanıtım ve bilgilendirmenin önemli bir yeri var ve olmak zorunda. Ancak öte yandan bunun doğru kanallarda, doğru şekilde vatandaşlarımızı, hastalarımızı doğru şekilde bilgilendirerek ve tanıtarak yapılması da meselenin diğer tarafı. Bu anlamda sağlık bakanlığı olarak tanıtımın ve bilgilendirmenin doğru, adil ve denetlenebilir, şeffaf şekilde yapılmasına büyük önem veriyoruz. Sahadaki tüm denetim faaliyetlerimizi de bunu özellikle takip ediyoruz ve kontrol ediyoruz. Bundan sonra da aynı hassasiyetle bu kontrol çalışmalarımıza devam edeceğiz. Tabii bu düzenleyici metinlerin zaman zaman gözden geçirilmesi de büyük önem taşıyor. Sektör oldukça dinamik ve ilerlemeye açık bir sektör sağlık bakanlığı. Dolayısıyla bugün itibariyle bu yönetmelikte neler değiştirilmesi gerekiyorsa, gerekli derinliğe sağlık bakanlığı bu konuyla ilgili bilgilendirmesi sizlere olacak. Ortak akılla yapılacak olan düzenlemenin sağlık alanında her birimizin ortak gayesi olan vatandaşlarımıza etkin, verimli ve en hızlı hizmeti verme noktasında önemli katkılar sağlayacağını düşünüyorum." Uluslararası Sağlık Hizmetleri Anonim Şirketi (USHAŞ) Genel Müdürü Behlül Ünver ise "Küresel sağlık hizmetlerinde yaşanan dönüşümün, dijital iletişim kanallarının artışı ve sağlık turizmine olan ilginin her geçen gün büyümesi, mevcut yönetmeliklerin güncellenmesini zaruri hale getirmiştir" dedi. Sağlık Hizmetleri Genel Müdürü Hasan Basri Velioğlu da, yoğun tempoda mevzuatla alakalı çalışmalar yaptıklarını dile getirerek, çalıştayın vatandaşların bilinçli bir tercih yapabilmesi adına büyük önem taşıdığını aktardı.
‘İş yerinde saatlerce hareketsiz kalmayın’
10 Haziran 2025 Salı - 12:01 ‘İş yerinde saatlerce hareketsiz kalmayın’ Diyabet hastalığı hakkında uyarılarda bulunan Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları Uzmanı Dr. Esra Tutal, "Susuzluk, çok su içme ve sık idrara çıkma, kilo kaybı, tekrarlayan enfeksiyonlar, el ve ayaklarda uyuşma ve daha ciddi vakalarda koma, diyabetin başlıca belirtileridir" dedi. Günümüzde hareketsizlik, yüksek kalorili besinlerin tüketimi, şekerli ve früktoz içeren sıvı gıdaların fazla alınması nedeniyle obezite ve buna paralel olarak da diyabetin görülme oranı hızla arttı. Liv Hospital Samsun Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları Uzmanı Dr. Esra Tutal, diyabet hastalığının tüm dünyada olduğu gibi Türkiye’de de milyonlarca kişiyi etkilediğini söyledi. "Susuzluk görülebilir" Diyabetin belirtilerine değinen Uzm. Dr. Tutal, "Susuzluk, çok su içme ve sık idrara çıkma, kilo kaybı, tekrarlayan enfeksiyonlar, el ve ayaklarda uyuşma ve daha ciddi vakalarda koma, diyabetin başlıca belirtileridir. Şeker hastalığı ömür boyu süren kronik bir hastalıktır. Tedavi ile kan şekeri normal sınırlarına çekilebilir. Kan şekerinin normal sınırlarda olması kişiyi, şekerin olumsuz sonuçlarından korur. Şeker düşürücü ilaçlar zamanında ve düzenli kullanılmalıdır" diye konuştu. "Kroner arter ve inme riskini 2-4 kat artırıyor" Diyabetin koroner arter hastalığını ve inme riskini 2-4 kat arttırdığını da belirten Uzm. Dr. Tutal, "Diyabet zamanla kalp, damarlar, göz, böbrek ve sinirlerde yapısal değişikliklere yol açabilir. Kronik böbrek yetersizliğinin de en önemli sebeplerindendir" dedi. "Fazla kilo şeker hastalığına davetiye çıkartıyor" Fazla kiloların şeker hastalığına davetiye çıkardığını ifade eden Uzm. Dr. Tutal, "İş yerinde uzun saatler hareketsiz kalmayın. Özellikle ofis ortamında saatlerce oturarak çalışmak diyabet riskini artırır. Fiziksel açıdan aktif olmaya dikkat edin, düzenli şekilde haftanın en az 5 günü, en az 30 dakika yürüyüş yapmaya özen gösterin. Az yağlı, düşük kalorili, lifli gıdalar tercih edin. Meyve sebze, tam tahıllı besinleri sık tüketin" şeklinde konuştu. "Diyabette tedavi yolları" Diyabette tedavi yöntemlerinin, hastalığın türüne göre farklılık gösterebileceğini dile getiren Uzm. Dr. Tutal, şu bilgileri paylaştı: "Tip 1 diyabette insülin tedavisi ile birlikte tıbbi beslenme tedavisi titizlikle uygulanmalıdır. Hastanın diyeti doktor tarafından önerilen insülin dozu ve planına göre diyetisyen tarafından planlanır. Besinlerin içerdiği karbonhidrat miktarına göre insülin dozunun ayarlanabildiği karbonhidrat sayımı uygulaması ile birlikte Tip 1 diyabetli bireylerin hayatı oldukça kolaylaştırılabilmektedir. Tip 2 diyabetli bireylerde ise tedavi beslenme düzeninin sağlanmasının yanı sıra genellikle hücrelerin insülin hormonuna duyarlılığını artırmaya veya doğrudan insülin hormonu salınımını artırmaya yönelik oral antidiyabetik ilaçların kullanılmasını içerir. Diyabet hastalığında dikkat edilmesi gerekenler ve önerilen tedavi ilkelerine uyulmadığı durumlarda kan şekerinin yüksek seviyelerde seyretmesi, başta nöropati (sinir harabiyeti), nefropati (böbreklerde hasar oluşumu) ve retinopati (göz retinasında hasar oluşumu) olmak üzere birçok sağlık sorununa yol açar. Bu yüzden eğer siz de diyabet hastalığına sahip bir bireyseniz, düzenli olarak kontrollerinizi yaptırmayı ihmal etmeyiniz."
Tunceli’de e-rapor uygulamasına geçildi
10 Haziran 2025 Salı - 11:50 Tunceli’de e-rapor uygulamasına geçildi Ülke genelinde olduğu gibi Tunceli’de de e-rapor uygulamasına geçildi. Sağlık Bakanlığı’nın talimatı doğrultusunda, Türkiye genelinde olduğu gibi Tunceli’de de eşzamanlı olarak e-rapor uygulamasına geçildi. Uygulama, özellikle 80 yaş ve üzeri bireyler ile yatağa bağımlı hastalar için sağlık hizmetlerine erişimi kolaylaştırmayı amaçlıyor. Yeni sistemle birlikte, hastalık tanısı konmuş 80 yaş üstü veya yatağa bağımlı bireylerin ilaç, mama, tıbbi cihaz, alt bezi gibi sağlık raporları, rapor süresinin bitimine bir ay kala, hasta veya yakınının başvurusu olmaksızın sistem tarafından otomatik olarak değerlendirmeye alınacak. Değerlendirme işlemleri, sağlık ekipleri tarafından yerinde ev ziyaretiyle yapılabileceği gibi, Uzaktan Hasta Değerlendirme Sistemi (UHDS) aracılığıyla da gerçekleştirilebilecek. Uygulamanın temel hedefleri arasında hastaların sağlık tesislerine gelmesini gerektirmeyen durumlarda bakım yükünü azaltmak, hizmetlerin düzenli ve sürdürülebilir şekilde sunulmasını sağlamak, takip süreçlerini kesintisiz yürütmek ve zaman tasarrufu elde etmek yer alıyor. e-rapor sistemi, yaşlı ve hareket kabiliyeti kısıtlı bireylerin sağlık hizmetlerine daha zahmetsiz ve hızlı şekilde ulaşmasını sağlarken, sağlık hizmet sunumunda da önemli bir kolaylık ve dönüşüm sağlayacak. Tunceli İl Sağlık Müdürlüğü, Evde Sağlık Hizmetleri ekiplerince 80 yaş üstü veya yatağa bağımlı hastaların sağlık hizmetlerinden en verimli şekilde faydalanabilmesi amacıyla sistem etkin biçimde uygulanmaya devam ediliyor.
Çine’de 3 ayda yaklaşık bir yıllık doğum gerçekleşti
10 Haziran 2025 Salı - 11:35 Çine’de 3 ayda yaklaşık bir yıllık doğum gerçekleşti Mart ayının son haftası hizmete başlayan Çine Devlet Hastanesi Aydın’daki hastanelerin yoğunluğunu azalttığı gibi ilçedeki doğum oranlarının da artmasına vesile oldu. Daha önce pek çok anne adayının doğum için Aydın il merkezindeki Kadın Doğum Hastanesi’ni veya özel hastaneleri tercih ettiği ilçede son 3 ayda gerçekleşen doğumun, son bir yılın rakamlarına aştığı öğrenildi. Mart ayının son haftasında resmi olarak hizmete giren 20 bin metrekare kapalı alana sahip, ihtiyaç halinde 105 yatağa kadar çıkarılabilen 75 yataklı, 28 poliklinik, 11 palyatif bakım ve 8 yoğun bakım yatak kapasiteli Çine Devlet Hastanesi sadece Çine’ye değil çevre ilçelerdeki vatandaşlara da hizmet veriyor. 2 yıl gibi kısa bir sürede inşa edilip hizmete giren Çine Devlet Hastanesi yenilenen cihazları ve adeta 5 yıldızlı otel konforuyla verdiği hizmet ile ilçeden ile hasta sevkini de önemli ölçüde düşürdü. "Bu hastanede anne olmak ayrıcalık" Doğumunu Çine Devlet Hastanesi’nde yapmayı tercih eden annelerden Cansu Demircan, "Doğum hem anne hem de çocuğu için çok önemli bir olay. Yeni açılan Çine Devlet Hastanesi’nin fiziki şartlarındaki konforun yanında son teknolojiye sahip cihazlarla donatıldığını duymuştum. Kontrollerimiz için hastaneye geldiğimizde doğumu da burada yapmaya karar verdim. Doğum süreci, deneyimli kadın doğum uzmanları ve ebeler eşliğinde gerçekleşiyor. Gerçekten kendimi burada çok özel hissettim. Adeta VİP hizmet veriliyor. Anne adayları tek kişilik özel odalarda kalıyor. Bu nedenle herkes gibi ben de çocuğumu burada dünyaya getirmek istedim. Başta hastane başhekimi olmak üzere, temizlik görevlisinden hasta bakıcısına, ebesinden doktoruna kadar herkese teşekkür ediyorum" dedi. İki yıl gibi kısa sürede inşa edilen Çine Devlet Hastanesi’nin tüm birimleriyle aktif şekilde hizmet sunduğunu belirten Başhekim Hüseyin Zafer Alkaya, "Bugün yalnızca Çine değil, çevre ilçelerden de muayene ve ameliyat için hastanemiz tercih edilmektedir. Hedefimiz; hastalarımızın başka merkezlere gitme ihtiyacını en aza indirerek, tüm sağlık hizmetlerini yerinde ve yüksek kalitede sunabilmektir. Böyle nitelikli bir sağlık yatırımını ilçemize kazandıran Sağlık Bakanlığımıza ve emeği geçen herkese teşekkür ediyorum. Çine Devlet Hastanesi, sunduğu güvenli, konforlu ve kaliteli sağlık hizmetleriyle hem bölge halkının hem de çevre ilçelerden gelen hastaların doğum ve genel sağlık alanındaki ilk tercihi olmaya devam ediyor" diye konuştu.
Van’daki Kalp Merkezinde bininci açık kalp ameliyatı başarıyla yapıldı
10 Haziran 2025 Salı - 11:31 Van’daki Kalp Merkezinde bininci açık kalp ameliyatı başarıyla yapıldı Van Eğitim ve Araştırma Hastanesi bünyesinde hizmet veren Kalp Merkezi’nde, bininci açık kalp ameliyatı başarıyla gerçekleştirildi. Doğu Anadolu Bölgesi’ndeki yaklaşık 3 milyon kişiye sağlık hizmeti sunan Van Eğitim ve Araştırma Hastanesi, kalp sağlığı alanındaki yatırımlarının meyvesini almaya devam ediyor. Kısa sürede bölgenin en önemli sağlık üslerinden biri haline gelen Kalp Merkezi’nde, 4 yıl içerisinde bininci açık kalp ameliyatı başarıyla tamamlandı. Bölge halkı için büyük bir kazanım olan merkez sayesinde, hastalar Ankara, İstanbul gibi büyükşehirlere gitmek zorunda kalmadan memleketlerinde tedavi olabiliyor. Uzman hekimler ve deneyimli sağlık personeliyle hizmet veren merkez, çevre illerden gelen çok sayıda hastaya da umut oluyor. Haftalık ortalama 20’ye yakın açık kalp ameliyatının gerçekleştirildiği merkezde yüzde 98-99 oranında başarı sağlanıyor. Bininci ameliyatın ardından uzman ekip, kalp sağlığı alanında bölgenin referans merkezi olma hedefini sürdürüyor. Konuya ilişkin konuşan Hastane Başhekimi Doç. Dr. Remzi Sarıkaya, kalp merkezlerinin hastaların kalp ve damar hastalıklarıyla ilgili tanı ve tedavi süreçlerinin kesintisiz bir şekilde yürütüldüğü sağlık birimleri olduğunu belirtti. Hastane bünyesindeki merkezlerinin de 7 gün 24 saat prensibiyle, hem acil hastalarda hem de elektif vakalarda tüm işlemlerin eksiksiz bir şekilde gerçekleştirildiğini ifade eden Başhekimi Sarıkaya, "Açık kalp ameliyatları, tıbbi literatürde yönetimi en zor olan ameliyatlar arasında yer almakta; hem ameliyat süreci hem de sonrası takipleri oldukça hassasiyet gerektirmektedir. Bu tür ameliyatlar A grubu ameliyatlar sınıfında yer alır. Bu nedenle, merkezimizde bu ameliyatları başarıyla gerçekleştiren tüm ekip arkadaşlarıma gönülden teşekkür ediyorum" dedi. "Bininci ameliyatımı gerçekleştirdim" Kalp Damar Cerrahisi Op. Dr. Murat Sezgin ise göreve geldiği dönemde Hastane Başhekimi ile birlikte 3 ay içinde Kalp Merkezini kurduklarını hatırlatarak, "Şu anda merkezimiz bölgenin tek kalp merkezi konumunda. Bölgede ortaya çıkan acil kalp ameliyatlarının yüzde 80-90’ını merkezimizde tedavi edebiliyoruz. Haftalık ortalama 20’ye yakın açık kalp ameliyatı gerçekleştiriyoruz ve bu sayı yıllık bazda 200’ün üzerine çıkabiliyor. Ben Murat Sezgin olarak, bu hafta içinde bininci ameliyatımı gerçekleştirdim. Hastamız şu anda serviste ve herhangi bir sağlık sorunu bulunmuyor" diye konuştu. "Ameliyatlarımız yüzde 98-99 oranında başarıyla sonuçlanıyor" Türkiye genelinde yapılabilen tüm açık kalp ameliyatlarını merkezde başarıyla uygulayabildiklerine dikkat çeken Sezgin, sözlerini şöyle sürdürdü: "Gerçekleştirdiğimiz ameliyatlarda mortalite oranımız yüzde 1 ile 3 arasındadır. Bu da demek oluyor ki, hiçbir hasta ayırt etmeksizin yaptığımız tüm ameliyatların yüzde 98-99’unu başarıyla sonuçlandırarak hastalarımızı evlerine sağlıklı bir şekilde gönderebiliyoruz. Bu oran, bölge şartlarını göz önünde bulundurulduğunda oldukça yüksek ve başarılı bir değerdir. Hastalarımızın tedavi sonrası süreçte diyetlerine dikkat etmeleri, düzenli yürüyüş yapmaları ve tedavi planlarına uymaları büyük önem taşımaktadır. Biz tüm hastalarımıza her zaman ulaşabilecek bir sistemle çalışıyoruz. Bu prensiplerle hastalarımızın kalp sağlığı açısından daha iyi sonuçlar alacağımıza inanıyoruz." Hastanede bininci açık kalp ameliyatı olan Alpaslan Öztürkçü isimli hasta da "Şu anda kendimi çok iyi hissediyorum. Sağ olsun, doktorlarımız ve tüm ekip çok ilgili ve donanımlıydı. Ayrıca bu merkezde gerçekleştirilen bininci ameliyatın hastası olmak benim için büyük bir gurur ve şans. Gerçekten de hastanemiz, kalp merkezi olarak çok güçlü ve başarılı bir konumda" şeklinde konuştu.