Son Dakika
|
Şampiyon Galatasaray kupasını aldı
Milletvekili İsmail Ok’a yanlış ilaç verilmesi davasında savcı mütalaasını açıkladı
Kıymet Rümeysa Tezcan, Avrupa şampiyonu
Şampiyon Galatasaray üstü açık otobüsle şehir turu attı
Baklava kutusunda rüşvet davasında karar çıktı!
Tepebaşı Belediyesi operasyonunda gözaltı sayısı 25’e yükseldi
Üsküdar Belediyesi’ne yönelik irtikap operasyonu: 7 gözaltı
Trump: "Xi, İran ile anlaşma sağlanması için yardım teklif etti"
Türkiye ile Kazakistan arasında 13 anlaşma imzalandı
Tepebaşı’nda şirket kurup paraları kripto hesaplara aktarmışlar
Abone
Gündem
Politika
Ekonomi
Dünya
Asayiş
Spor
Video
Yerel
Belgesel
Daha
Fotogaleri
Aktüel
Sağlık
Çevre
Magazin
Kültür Sanat
Eğitim
Teknoloji
Hava Durumu
Tüm Haberler
Tüm Manşetler
RSS
Abone
Gündem
Politika
Ekonomi
Dünya
Asayiş
Spor
Video
Yerel
Belgesel
Daha
Fotogaleri
Aktüel
Sağlık
Çevre
Magazin
Kültür Sanat
Eğitim
Teknoloji
Hava Durumu
Tüm Haberler
Tüm Manşetler
RSS
Whatsapp
İHA Kurumsal
EN
Türkiye’s TV Dramas Conquers Ecuador
İsrail'den Gazze Şeridi'ne hava saldırısı: 7 ölü
Antalya’da 40 metrelik falezlerden düşen şahıs hayatını kaybetti
Zonguldak’ta akaryakıt istasyonuna dalan otomobil dehşet saçtı: 5’i çocuk 6 yaralı
Kıymet Rümeysa Tezcan, Avrupa şampiyonu
Osmaniye’de sağanak: Evleri ve tarlaları su bastı
Marketten alınan çiğköfte öğrencileri zehirledi
Sunrooftan çıktı, ceza yiyince beddua etti
SAĞLIK
Hantavirüste gıda hijyeni
15 Mayıs 2026 Cuma - 22:09:14
Acıbadem Kayseri Hastanesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Yasemin Ersoy, hantavirüsle ilgili Türkiye’de şu anda bir pandemi sürecinin olmadığını söyleyerek, "Gıdaların kemirgenlerden korunması önem arz ediyor" dedi. Prof. Dr. Yasemin Ersoy, hantavirüsün 2 ana klinik tablo ile görüldüğünü söyleyerek, "Hantavirüs bir anda gündemimize çok yoğun şekilde girdi. Adı üstünde viral bir hastalık aslında. En başlıca kaynağı ise kemiriciler. Kemiricilerin ve böcekçillerin idrarı , dışkısı ve tükürükleri bu virüsle enfekte ve bulaşta söz konusu olabiliyor. Hantavirüs aslında 1978’de ilk kemiricilerde saptandıktan sonra insanlarda görülmeye başlanmış. Kırktan fazla virüs türü var dünyada tanımlanmış. Fakat özellikle bu seyahat gemisiyle ilişkili hantavirüste Arjantin’de endemik görülen bir hantavirüsün olduğunu görüyoruz ki bu hantavirüs özellikle insandan insana bulaşın en kolay olduğu ya da bulaşabilen hantavirüs olarak söyleyebiliriz. Başlıca da aerosol dediğimiz damlacıklar yoluyla insanlara bulaşabilmektedir. Hantaviüs 2 ana klinik tabloya neden oluyor. Biri akciğerde ödemle görülen kardiyopulmoner sendrom ki bu tabloda genellikle 14 ile 17 günlük ortalama kuluçka süresi ki bu yedi haftaya kadar da uzun olabilir. Temastan sonraki hastalıklar ortaya çıkana, bulgular ortaya çıkana kadarki dönem. Bir hafta kadar süren ateş, kas ağrıları, halsizlik, baş ağrısı ile giden bir dönemin ardından hızla kötüleşme, hipertansiyon ve akciğer ödemi tablosuyla karşımıza çıkabiliyor. Bu tabloya gelmiş hastalarda 24 saat içerisinde ölüm riski oldukça artmış olduğunu görüyoruz. Diğeri ise renal sendrom yani böbrek tutulumuyla seyreden bir tablo. Bu ise böbrek yetmezliği kliniği şeklinde giden ileri dönemlerinde kanamalı tablolara neden olan bir hastalığa neden oluyor. Başlıca klinik tablolar böyle" dedi. Hantavirüsle ilgili alınacak önlemlerin başında gıdaların kemirgenler ve böceklerin dışkılarından korunması geldiğini söyleyen Prof. Dr. Ersoy, "Bu hantavirüs özellikle bir kemirici ve böcekçillere özel bir grup. Her kemirici grubunun hantavirüsü de ayrı diyebiliriz. Dolayısıyla bunların endemik görüldüğü kemiricilerde bu virüsün, hantavirüsün görüldüğü durumlarda özellikle yiyeceklere, gıdalara ve insanlara kemirici çıkartılarının, tükürüğünün, salyasının, dışkısının ulaşmaması lazım. Dolayısıyla korunma önlemlerimiz de başlıca bu noktada olacak. Gıdalara ve insanlara bu kemirici ve böcekçillerin ulaşmasını, çıkartılarının bulaşmasını engellemek en önemli nokta. Bu gemideki olayla ilgili olarak ise aerosol yoluyla, damlacıkla bulaşın olduğu tür demiştim bunun için zaten. Burada ise özellikle temas ve damlacık önemli, insandan insana bulaş söz konusu olduğu için zaten o kişiler şu anda karantina altındalar. Dolayısıyla rastgele bir temas söz konusu değil. Bu yönden de bir panik havasına gerek olmadığını, Dünya Sağlık Örgütü’nün ve Avrupa Enfeksiyon Kontrol Örgütü’nün de burada bir salgın olmadığını belirttiklerini ve vakaların takip sürecinde olduğunu söylememiz lazım. Şu anda bir salgın riski yok, bir pandemi riski yok görünmekte. Dolayısıyla bir vaka varsa o insanla temas konusunda dikkatli olunması lazım tabi ki. Fakat şu anda gemiden ayrılan insanlar karantinada olduğu için şu anda insandan insana bulaşla ilgili panik olmaya, tedirgin olmayı gerektiren bir durum olmadığını söylemek isterim" ifadelerini kullandı.
15 Mayıs 2026 Cuma - 19:26
Muş Devlet Hastanesi’nde "Vefa Masası" kuruldu
Muş Devlet Hastanesi’nde şehit aileleri, gaziler, engelli bireyler ve 65 yaş üstü vatandaşların hastane işlemlerini kolaylaştırmak amacıyla "Vefa Masası" hizmete açıldı. Muş Vatan Kahramanları Şehit ve Gazi Aileleri Yardımlaşma ve Dayanışma Derneği’nin girişimleri sonucu, Muş İl Sağlık Müdürlüğü ile Muş Devlet Hastanesi Başhekimliği iş birliğinde kurulan "Vefa Masası", vatandaşların sağlık hizmetlerine daha kolay ulaşmasını hedefliyor. Uygulama kapsamında hastane içerisindeki işlemlerde destek sağlanacak, yaşanan sorunların çözümü için rehberlik hizmeti verilecek. Açılış programında konuşan Muş İl Sağlık Müdürü Dr. Erol Emre Ömür, Engelliler Haftası kapsamında hayata geçirilen uygulamanın önemli bir sosyal destek hizmeti olduğunu belirtti. Ömür, engelli bireyler, şehit aileleri, gaziler ve yaşlı vatandaşların hastaneye girişlerinden çıkışlarına kadar her aşamada destekleneceğini ifade ederek, devletin tüm vatandaşlara eşit sağlık hizmeti sunma sorumluluğu bulunduğunu söyledi. Muş Bedensel Engelliler Derneği Başkanı Bedri Korkmaz ise kentte uzun süredir hissedilen önemli bir eksikliğin giderildiğini belirterek, engelli bireylerin yaşadığı sorunları doğrudan iletebileceği bir birimin kurulmasının memnuniyet verici olduğunu kaydetti. Korkmaz, uygulamanın engelli vatandaşların yanı sıra şehit aileleri ve gazilerin sorunlarının çözümüne de katkı sağlayacağını dile getirdi. Muş Vatan Kahramanları Şehit ve Gazi Aileleri Yardımlaşma ve Dayanışma Derneği Genel Başkanı Yusuf Olcan da yapılan görüşmeler sonucunda projenin hayata geçirildiğini belirterek, destek veren Muş İl Sağlık Müdürlüğü ile hastane yönetimine teşekkür etti. Olcan, "Vefa Masası"nın şehit aileleri, gaziler ve engelli bireyler için önemli bir hizmet olacağını ifade etti. Programa Muş Kamu Hastaneleri Birliği Başkanı Uzm. Dr. Ayşe Rümeysa Doğruyol, Muş Devlet Hastanesi Başhekimi Uzm. Dr. Yalçın Güzel, şehit ve gazi yakınları, gaziler, engelli bireyler ve vatandaşlar katıldı.
15 Mayıs 2026 Cuma - 18:04
"Küresel panik yersiz, bireysel korunma şart"
Dünya gündemine oturan MV Hondius keşif gemisindeki hantavirüs vakaları, pandemilerin gölgesindeki kamuoyunda yeni bir endişe dalgasına neden oldu. Konuyu akademik bir perspektifle değerlendiren İstanbul Arel Üniversitesi Tıp Fakültesi’nden Dr. Öğr. Üyesi Aylin Dağ Güzel virüsün yayılım dinamiklerini ve bulaşma risklerini mercek altına alarak kritik değerlendirmelerde bulundu. Pandemilerin ardından dünya, yeni bir virüs haberiyle bir kez daha tetikte. Arjantin’den ayrılan MV Hondius adlı keşif gemisinde görülen hantavirüs vakaları, İsviçre’den ABD’ye uzanan geniş bir temaslı takibini beraberinde getirdi. İstanbul Arel Üniversitesi Tıp Fakültesi Tıbbi Mikrobiyoloji Anabilim Dalı Dr. Öğr. Üyesi Aylin Dağ Güzel, merak edilen tüm soruları yanıtladı. "Bu virüs yeni bir düşman değil" Süreci değerlendiren Dr. Aylin Dağ Güzel, öncelikle hantavirüsün tarihsel arka planına dikkat çekerek, "Hantavirüsler aslında tıp dünyası için yeni değil. Biz bu grubu, Bunyaviridae ailesine mensup, zarflı RNA virüsleri olarak 1978 yılından beri yakından tanıyoruz. Temel olarak kemirgenler ve böcekçiller aracılığıyla yayılım gösteren bu virüslerin bugün tanımlanmış en az 40 türü bulunuyor. Her virüs tipi, kendine özgü bir kemirgen türüyle konakçılık ilişkisi kurar. Yani aslında doğada uzun yıllardır var olan zoonotik bir etkenden bahsediyoruz" dedi. "Andes virüsünü diğerlerinden ayıran kritik fark" MV Hondius gemisindeki vakaların neden bu kadar ses getirdiğine açıklık getiren Güzel, "Andes" türünün altını çizerek, "Şu an dünya gündemini meşgul eden asıl mesele, Arjantin’e özgü olan Andes Hantavirüsü (ANDV). Bu türü diğerlerinden ayıran çok kritik, hatta benzersiz bir nokta var: Andes virüsü, dünyada insandan insana bulaşabildiği belgelenmiş tek Hantavirüs türüdür. Gemiyle bağlantılı 8 vakanın 6’sının kesinleşmesi ve 3 kayıbın olması, virüsün vücut sıvılarında (kan, tükürük, idrar) tespit edilebilmesi endişeleri artırdı. Ancak literatürdeki veriler ve Dünya Sağlık Örgütü’nün güncel raporları, bu karşılaştığımız MV Hondius gemisindeki vakaların insandan insana bulaşma sonucu olmadığı, hastalığın geçişinin bu yolla son derece nadir gerçekleştiğini gösteriyor. Şu an için yaygın ve süregelen bir pandemi riskinden bahsetmek doğru olmaz; ancak temaslı takibi ve izolasyon hayati önemdedir" diye konuştu. "İki farklı coğrafya, iki farklı hastalık" Hastalığın seyrine ve coğrafi dağılımına dair detaylı bilgi veren Dr. Güzel, "Hantavirüs dediğimizde tek bir hastalıktan bahsetmiyoruz. Amerika kıtasında Sin Nombre ve Andes gibi virüsler, ağır akciğer tutulumu ve yüksek ölüm oranıyla seyreden Hantavirüs Kardiyopulmoner Sendromu’na (HCPS) yol açıyor. Bizim de içinde bulunduğumuz Avrupa ve Asya coğrafyasında ise Puumala ve Dobrava gibi virüsler; ateş, kanama ve akut böbrek yetmezliği ile karakterize olan Renal Sendromla Seyreden Hemorajik Ateş (HFRS) tablosuna neden oluyor" dedi. Türkiye için risk analizi ve korunma yolları Türkiye’deki durumu da değerlendiren Dr. Güzel, vatandaşlara yönelik şu uyarılarda bulundu: "Türkiye’de hantavirüslerin yaban hayatındaki kemiricilerdeki varlığı, ilk kez 2004 yılında yayınlanmış bir saha çalışmasında bildirilmiştir. Zonguldak-Bartın’da 2009’da da ilk vaka rapor edilmiştir. Ancak Türkiye’deki vakalar genellikle Avrupa tipi (Renal Sendromla Seyreden Hemorajik Ateş -HFRS) olup, ölüm oranları Amerika kıtasına kıyasla oldukça düşüktür. Genellikle kırsal alanlarda, atıl bırakılmış depolarda veya kemirgenlerin yoğun olduğu bölgelerde, virüslü atıkların solunmasıyla ortaya çıkan sporadik vakalar görüyoruz. Vatandaşlarımıza en büyük uyarım; kapalı, uzun süre kullanılmayan depo ve bodrum gibi alanlara girmeden önce mutlaka ortamı havalandırmalarıdır. Temizlik yaparken kuru süpürmeden kaçınılmalı, virüsün havaya karışmasını önlemek için ortam dezenfektanla ıslatılmalıdır. Riskli alanlarda maske (mümkünse N-95), koruyucu gözlük ve eldiven kullanımı bir seçenek değil, zorunluluktur." "Erken tanı hayat kurtarır" Hastalığın başlangıçta griple (influenza) çok kolay karıştırılabileceğini belirten Güzel, son olarak tedavi süreçlerine ilişkin şöyle dedi: "İlk evrede yüksek ateş, halsizlik ve şiddetli kas ağrıları görülür. Eğer kişi son dönemde kemirgenlerin bulunduğu bir ortamda bulunduysa ve bu belirtilere nefes darlığı veya böbrek ağrısı ekleniyorsa, vakit kaybetmeden sağlık kuruluşuna başvurmalıdır. Şu an için onaylanmış bir aşımız ya da virüse özgü spesifik bir ilacımız yok. Ancak erken tanı sonrası sağlanan yoğun bakım desteği ve sıvı dengesinin korunması, hayatta kalma şansını en üst seviyeye çıkarıyor. Özetle; 12 Mayıs 2026 itibarıyla küresel bir panik havasına gerek yok, ancak bireysel korunma ve profesyonel izlem bugün her zamankinden daha önemli."
15 Mayıs 2026 Cuma - 17:02
Kansere karşı sesler yükseldi: Sağlık, eğitim ve sanat tek çatı altında buluştu
KOCAELİ (İHA) – Kocaeli’de Büyük Anadolu Hastaneleri tarafından kanserde farkındalık oluşturmak amacıyla hayata geçirilen "S.E.S Projesi – Sağlık, Eğitim, Sanat Buluşması" etkinliğinde sağlık, eğitim ve sanat bir araya geldi. Toplum sağlığını yalnızca tedavi hizmetleriyle değil, koruyucu sağlık yaklaşımı ve sosyal sorumluluk projeleriyle de desteklemeyi hedefleyen Büyük Anadolu Hastaneleri, bu etkinlikle bir özel günü toplumsal faydaya dönüştürdü. Hastanenin Darıca’daki yeni hizmet binasında faaliyetlerine başlamasının ikinci yıl dönümü olan tarihi, farkındalık hareketinin ses getirdiği bu özel organizasyonla taçlandırıldı. Gebze’de bir alışveriş merkezinde gerçekleştirilen etkinlikte, kansere karşı toplumsal farkındalık oluşturulması ve erken tanının önemine dikkat çekilmesi amaçlandı. Yoğun katılımla düzenlenen organizasyonda vatandaşlar, sağlık alanındaki bilgilendirme programlarının yanı sıra çeşitli sanat ve kültür etkinliklerine katıldı. Programda, Büyük Anadolu Hastanesi Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Dr. Nilgün Yönten ile TBMM Başhekimi ve Genel Cerrah Prof. Dr. Mustafa Şahin, kanserde erken tanının hayati önemi ve korunma yolları üzerine değerli bilgiler paylaştı. Program kapsamında öğrenciler tarafından müzik dinletileri ve folklor gösterileri sahnelenirken, tiyatro performansları ve sanat atölyeleri de katılımcılardan ilgi gördü. Sağlık mesajlarının sanat ve eğitim etkinlikleriyle desteklendiği organizasyonda, kansere karşı toplumsal bilinç oluşturulmasının önemine vurgu yapıldı. "S.E.S Projesi" ile sağlık, eğitim ve sanat kavramlarının bir araya getirilerek kansere karşı toplumsal farkındalık oluşturulmasının hedeflendiği belirtildi. Programa çok sayıda protokol üyesi ve vatandaşlar katıldı.
Çok Okunan Kategori Haberleri
1
14 Mayıs 2026 Perşembe- 11:52
Sivas’ta eczacılar Eczacılık Günü’nde bir araya geldi,
2
15 Mayıs 2026 Cuma- 13:15
Mersin’de cerrahi ve onkoloji alanındaki gelişmeler sempozyumda ele alındı
3
14 Mayıs 2026 Perşembe- 23:35
Bakan Memişoğlu: "Hantavirüs konusunda bir salgın riski yok"
4
15 Mayıs 2026 Cuma- 11:16
Ağrılarından kapalı ameliyatla kurtuldu
5
15 Mayıs 2026 Cuma- 11:54
Kütahya’da iş kazası sonrası felç kalan hastaya kişiye özel çözüm
11 Haziran 2025 Çarşamba - 09:58
"Skolyozun çocuklukta fark edilmesi tedavide kritik önem taşıyor"
Skolyozun, normalde ön arka düzlemde düz olması gereken omurganın sağa veya sola doğru eğrilmesi sonucu ortaya çıkan bir hastalık olduğunu belirten Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Mehmet Reşid Önen, "Her yaş grubunda görülebilen skolyoz, özellikle çocukluk çağında fark edildiğinde tedavi süreci açısından avantaj sağlar. Çocukların omurga sağlığını korumasında ailelerin dikkatli gözlemi çok değerlidir. Skolyozun erken dönemde fark edilmesi, çoğu zaman cerrahiye gerek kalmadan çocuğun sağlıklı bir yaşam sürmesini sağlayabilir" dedi. VM Medical Park Maltepe Hastanesi Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Mehmet Reşid Önen, Uluslararası Skolyoz Farkındalık Ayı dolayısıyla ailelere önemli uyarılarda bulundu. Skolyozun tanımını yapan Prof. Dr. Önen, "Skolyoz, normalde ön arka düzlemde düz olması gereken omurganın, sağa veya sola doğru eğrilmesi sonucu ortaya çıkan bir hastalıktır. Her yaş grubunda görülebilen bu problem, özellikle çocukluk çağında fark edildiğinde tedavi süreci açısından avantaj sağlar" diye konuştu. "Ailelere öneriler" Prof. Dr. Önen, ailelerin çocuklarını gözlemlerken dikkat etmeleri gereken önemli noktaları şöyle paylaştı: "Çocuğun yürüyüş bozukluğu var mı, omuz seviyeleri eşit mi, sırt bölgesinde belirgin bir "hörgüç" çıkıntısı var mı, bel boşluğunda dengesizlik var mı, kıyafetlerin vücuda orantılı oturuyor mu." Prof. Dr. Önen, "Bu belirtiler gözlemlendiğinde ilk adım olarak bir çocuk doktoruna, ardından gerekirse beyin cerrahi uzmanına başvurmak gerekir" dedi. "Doğumsal skolyozda kalp, böbrek ve diğer organlarda da problemler olabilir" Skolyozun tek bir nedeni olmadığı için iki ana grupta değerlendirildiğini anlatan Prof. Dr. Önen, şu bilgileri paylaştı: "Doğumsal (Konjenital) Skolyoz: Bu tür skolyoz, bebeğin anne karnındaki gelişimi sırasında omurgada meydana gelen kemik veya sinirsel yapısal anomalilerden kaynaklanır. Yani, çocuk daha doğmadan kemik ve sinir bozukluğu ile dünyaya gelir. Genellikle küçük yaşta tanı alır ve tedaviye de olabildiğince erken başlanması gerekmektedir. Bu tür skolyozlarda omurga dışında kalp, böbrek gibi diğer organlarda da eşlik eden problemler olabilir. İdiopatik / Adolesan Skolyoz: Bu tür skolyoz yaşamın erken döneminde ortaya çıkabilir. Nedeni tam olarak bilinmez. Genetik yatkınlık, hormonal değişiklikler ve büyüme faktörlerin etkili olabileceği düşünülür. Başlangıçta belirti vermeden ilerleyebilir, bu yüzden dikkatli gözlem büyük önem taşır. Eğriliğin şiddeti zamanla artabileceğinden düzenli takip ve gerekirse korse veya cerrahi tedavi gündeme gelebilir." Prof. Dr. Önen, "Her iki skolyoz türünde de erken tanı, tedavinin başarısını belirleyen en önemli etkendir" açıklamasında bulundu. "Fizik tedavi seçenekler arasında" Tedavi sürecine değinen Prof. Dr. Önen, "Doğumsal skolyozda altta yatan problemi ortadan kaldırmaya yönelik tedaviler ön plandayken, idiopatik skolyozda izlem, korse tedavisi, fizik tedavi ve gerekli görülürse cerrahi seçenekler devreye girer. Skolyozun tedavisi eğriliğin türüne, derecesine, kişinin yaşına ve ilerleme hızına göre her hastaya özel olarak uygulanır. Doğumsal (konjenital) skolyozda omurga kemiklerinin veya sinir sisteminin gelişiminde doğuştan gelen bir bozukluk söz konusudur. Bu yüzden tedavi yaklaşımı, yalnızca omurgadaki eğriliği düzeltmekten öteye gider, altta yatan anatomik sorunu ortadan kaldırmak önceliklidir. Bu grup hastalarda çoğu zaman erken yaşta cerrahi müdahale gerekebilir. Tedavi planı, eşlik eden nörolojik ya da organik bozukluklara göre şekillendirilir" dedi. "İdiopatik (nedeni bilinmeyen) skolyozda korse tedavisi tercih edilebilir" Prof. Dr. Önen, "İdiopatik (nedeni bilinmeyen) skolyozda ise eğriliğin derecesi hafifse düzenli aralıklarla takip tercih edilir. Eğrilik ilerleme gösteriyorsa: Korse tedavisi ile omurgadaki eğriliğin ilerlemesi yavaşlatılabilir. Özellikle büyüme döneminde oldukça etkilidir. Fizik tedavi ve kas güçlendirici egzersizler, duruşu düzeltmeye ve kas dengesini sağlamaya yardımcı olur. Eğrilik ciddi boyutlara ulaştığında ise cerrahi tedavi gündeme gelir. Gelişen teknoloji sayesinde skolyoz cerrahisinde artık sadece omurgayı sabitlemek değil, aynı zamanda çocuğun büyümesini destekleyen ve hareket kabiliyetini koruyan teknikler de uygulanıyor" ifadelerini kullandı. "Cerrahi tedavi uygulanabilir" Prof. Dr. Önen, cerrahi tedavi seçeneklerini şöyle sıraladı: "Manyetik Uzatılabilir Rod Sistemleri (MAGEC Rod): Özellikle küçük yaşta skolyoz tanısı alan çocuklarda kullanılır. Cerrahiyle yerleştirilen bu rodlar, çocuğun büyümesine paralel olarak dışarıdan mıknatıs yardımıyla tekrarlayan ameliyat gerektirmeden uzatılabilir. Vertebral Body Tethering (VBT): ‘Omurga ipi gerdirme’ olarak da bilinen bu yöntem, skolyoz cerrahisinde devrim niteliğindedir. Eğrilik yapan tarafın omurgasına özel bir kablo sistemi yerleştirilir. Bu sistem, çocuğun büyümesini yönlendirerek omurganın zamanla düzelmesini sağlar. Omurganın hareketliliği korunur, esnekliği kaybolmaz. Bu yöntem bazı uygun hastalarda füzyon (omurların sabitlenmesi) yerine tercih edilmektedir. Minimal İnvaziv Cerrahi Teknikler: Son yıllarda skolyoz tedavisinde, büyük cerrahi kesiler ve kas hasarına yol açan klasik yöntemler yerine, daha küçük kesilerle uygulanan minimal invaziv teknikler ön plana çıkıyor. ‘Kapalı’ ya da ‘kameralı’ olarak da bilinen bu yöntemler, ameliyat sonrası ağrıyı azaltırken iyileşme sürecini hızlandırıyor." "Erken teşhis oldukça önemli" Skolyozda başarılı bir tedavi için en kritik unsurlardan birinin zamanlama olduğunu kaydeden Prof. Dr. Önen, "Eğer çocuklarda saptanan omurga eğriliği belirli bir seviyenin altındaysa, çoğu durumda cerrahi müdahaleye ihtiyaç duyulmadan, düzenli hekim kontrolleriyle takip edilerek sürecin ilerleyişi izlenebilir. Ancak eğrilik ilerler ve hem estetik görünümde bozulmaya hem de akciğer kapasitesinde azalmaya neden olacak seviyelere ulaşırsa, daha aktif tedavi yöntemlerine geçilmesi gerekir. Bu noktada korse kullanımı, fizik tedavi ve cerrahi müdahale gibi seçenekler gündeme gelir. Çocukların omurga sağlığını korumada ailelerin dikkatli gözlemi çok değerlidir. Skolyozun erken dönemde fark edilmesi, çoğu zaman cerrahiye gerek kalmadan çocuğun sağlıklı bir yaşam sürmesini sağlayabilir. Bu yüzden ailelerin duruş bozukluklarını ciddiye alması ve zamanında uzman görüşü alması sürecin başarısı açısından kritik rol oynar" diyerek açıklamalarını sonlandırdı.
11 Haziran 2025 Çarşamba - 09:40
Aman dikkat! ‘Bu bal adami uzatur’
Rize’de deli balın kontrolsüz tüketimine dikkat çekmek isteyen esnafın bal kavanozuna yazdığı ‘Adami uzatur’ ifadeleri görenlerin ilgisini çekti.
11 Haziran 2025 Çarşamba - 09:23
Nikotin testi yapıldı
DÜZCE(İHA) – Düzce Sağlık Müdürlüğüne bağlı ekipler sanayi bölgesinde esnafı ziyaret ederek karbonmonoksit ölçümü ile nikotin bağımlılık testi ile bireylerin bağımlılık düzeyleri belirlendi. Düzce İl Sağlık Müdürlüğü görevlileri Dünya Tütünsüz Günü kapsamında sanayi esnaflarımızı ziyaret etti. Ziyarette karbonmonoksit (CO) ölçümleri yapıldı, Fagerström nikotin bağımlılık testi ile bireylerin bağımlılık düzeyleri belirlendi, sağlıklı yaşam hakkında bilgilendirme yaptılar. Ayrıca ALO 171 sigara bırakma danışma hattı ve sigara bırakma polikliniklerine yönlendirme sağlandı, bilgilendirici broşürler dağıtıldı.
11 Haziran 2025 Çarşamba - 09:18
Adıyaman’a 12 Yeni Aile Sağlığı merkezi müjdesi
Adıyaman’da sağlık alanında önemli bir yatırım hayata geçiriliyor. Kent genelinde 12 yeni Aile Sağlığı Merkezi (ASM) yapılacağını açıklayan Adıyaman Milletvekili Doç. Dr. İshak Şan, Sağlık Bakanlığı nezdinde yürütülen girişimlerin olumlu sonuçlandığını söyledi. Projenin Adıyaman’ın sağlık altyapısını güçlendirmek adına büyük önem taşıdığını vurgulayan Milletvekili Şan, "Adıyaman’ımız için güzel bir gelişmeyi paylaşmak istiyorum. Sağlık Bakanlığımızın destekleriyle ilimizde 12 yeni Aile Sağlığı Merkezi inşa edilecek. Bu merkezler, vatandaşlarımızın birinci basamak sağlık hizmetlerine daha hızlı ve kolay ulaşmalarını sağlayacak. Özellikle deprem sonrası sağlık altyapısında yaşanan sıkıntıları gidermek adına bu yatırımlar büyük önem taşıyor" dedi. Şan, Aile Sağlığı Merkezlerinin inşa edileceği yerlerin nüfus yoğunluğu ve mevcut ihtiyaçlar doğrultusunda belirlendiğini, projelerin kısa süre içerisinde başlatılacağını belirtti. Ayrıca bu yatırımların, sağlık çalışanlarına daha iyi çalışma ortamı sunacağını da sözlerine ekledi.
11 Haziran 2025 Çarşamba - 09:12
Uzmanından uyarı: "Kenelerle bulaşan Lyme, Tularemi ve birçok başka tehlikeli hastalık var"
Liv Hospital Ankara Enfeksiyon Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Duran Tok, Türkiye’de keşfedilen yeni bir kene türünün insan sağlığını ciddi bir şekilde etkilediğini ifade ederek, "Kenelerden insanlara bulaşan hastalıklar denildiğinde en çok akla Kırım Kongo Kanamalı Ateşi (KKKA) gelse de; tularemi Lyme hastalığı, Q ateşi, Kene kaynaklı ensefalit, benekli ateş, erlihyoz, Babezyoz hastalıklarına da neden olabilir‘‘ dedi. Prof. Dr. Tok, Türkiye’de tespit edilen ve 56’ncı tür olarak nitelendirilen ‘Haemaphysalis longicornis‘ adlı kene türüne ilişkin yazılı açıklamalarda bulundu. Tok, Bu türün Asya uzun boynuzlu kenesi olarak bilinen bir kene türü olduğunu ve çok sayıda hastalık yaşıyabilme özelliğiyle bilim insanlarının harekete geçtiğini kaydederek, "Uzak Doğu kökenli bu istilacı türün, Doğu ve Orta Asya’nın bazı bölgelerinde başlıca Japonya Çin Kore Avustralya Yeni Zelanda’da bölgelerinde görülmekte olduğu, sadece hayvan sağlığını değil, insanları da ciddi şekilde tehdit ettiği biliniyor. Asya uzun boynuzlu kenesi, memelileri ve kuşları enfekte edebilmekte, ayrıca özellikle kuşlar vasıtasıyla göç ettiği yerlere taşınabilmektedir. Kenelerden insanlara bulaşan hastalıklar denildiğinde en çok akla Kırım Kongo Kanamalı Ateşi (KKKA) gelse de; tularemi Lyme hastalığı, Q ateşi, Kene kaynaklı ensefalit, benekli ateş, erlihyoz, Babezyoz hastalıklarına da neden olabilir ‘‘ şeklinde konuştu. "İstilacı kene türleri artıyor, doğanın dengesi değişiyor" İklim değişikliği sonucu oluşan küresel ısınmanın bazı kene türlerinin istilacı bir tür olarak yaşamasını kolaylaştırdığını işaret eden Prof. Dr. Duran Tok, ‘‘Örneğin, kuşların küresel ısınma ile daha kuzeye göç etmeleri orijinal hayat şartlarını adeta desteklemektedir. Ülkemizde bahar ve yaz aylarında gözlemlenen Kırım Kongo Kanamalı Ateşi halen önemini korumaktadır. Havaların ısınmasıyla artan kene vakaları bu yıl da can almaya devam etmektedir. Kırım-Kongo Kanamalı Ateşi hastalığı, virüs ile enfekte kenelerin insana tutunmasından genellikle 1-3 gün, en fazla 9 gün sonra ortaya çıkan ateş, halsizlik, kas ağrısı, iştahsızlık, vücutta kanma, baş ağrısı, bulantı, kusma, ishal ile seyreden ve ölümlere dahi neden olabilen bir enfeksiyon hastalığıdır‘‘ dedi. "Vücuda yapışan keneyi öldürmeye kalkmayın" Vakaların yurdun birçok yerinde görüldüğünü, çoğunlukla İç Anadolu’nun kuzey kesimlerinde ayrıca Orta Karadeniz ve Doğu Anadolu’nun kuzeyinde yoğunlaştığının altını çizen Tok, ‘‘Kırım Kongo Kanamalı Ateşi‘nden korunmak için kırsal alan ve piknik alanları gibi kene yönünden daha riskli alanlara giderken, mümkün olduğunca vücudu örten kıyafetler seçilmeli, pantolon paçaları çorapların içerisine sokulmalı ve ayrıca kene savarlar kullanılmalıdır. Kene yönünden riskli bölgelerden dönüldüğünde özellikle duş alımı esnasında vücut kontrol edilmelidir. Eğer vücutta kene varsa ve kişi keneyi çıkarma konusunda tecrübeliyse keneye zarar vermeden vücuttan çıkarılmalı veya en yakın sağlık kuruluşuna müracaat edilmelidir. Vücuda yapışan kene öldürülmemeli, üzerine sigara basmak dahil olmak üzere keneye zarar verilmemelidir‘‘ ifadelerine yer verdi. "Kırım-Kongo’nun net bir tedavisi yok, erken müdahale hayat kurtarır’’ Prof. Dr. Duran Tok, sözlerine şöyle devam etti: "‘Kene tutunan kişiler, kendileri gereği uygun bir biçimde çıkarsalar dahi bir sağlık kuruluşuna başvurmalı ve belli tetkikler yapılmalıdır. Ayrıca kendilerini 9-10 gün süreyle ateş, halsizlik, kas ağrısı, iştahsızlık, baş ağrısı, bulantı, kusma vücutta kanama veya ishal gibi belirtiler yönünden izlemeli ve bu belirtilerden bir veya birkaçının ortaya çıkması durumunda da derhal en yakın sağlık kuruluşuna müracaat etmelidirler. Kırım kongo kanamalı ateşinin halen net bir tedavisi yoktur ancak aşı çalışmaları devam etmektedir."
10 Haziran 2025 Salı - 17:21
54 yaşındaki hasta için helikopter ambulans havalandı
Van’ın Bahçesaray ilçesinde solunum sıkıntısı çeken hasta için helikopter ambulans havalandı. Bahçesaray Devlet Hastanesi’nde solunum sıkıntısı nedeniyle tedavi gören 54 yaşındaki hastanın durumu değerlendirilerek ileri tetkik ve tedavi ihtiyacı nedeniyle SBÜ Van Eğitim ve Araştırma Hastanesine sevkine karar verildi. Sağlık Bakanlığı’na bağlı helikopter ambulansla Van’a nakledilen hasta, burada tedavi altına alındı.
10 Haziran 2025 Salı - 16:35
Fethiye’de tüp bebek tedavilerine başlandı
Muğla’nın Fethiye ilçesinde Özel Lokman Hekim Esnaf Hastanesi’nde görev yapan Prof.Dr. Ali Seven, anlaşmalı olduğu kurumla birlikte tüp bebek tedavilerine başladı. Fethiye’nin öncü sağlık kuruluşlarından biri olan Özel Lokman Hekim Esnaf Hastanesi’nde görev yapan, kadın hastalıkları ve doğum alanında uzmanlığıyla tanınan, uluslararası alanda tüp bebek tedavisi yapmış, Sağlık Bakanlığı onaylı sertifikaya sahip Prof. Dr. Ali Seven anlaşmalı olduğu Antalya IVF Tüp Bebek Merkezi’nde tüp bebek tedavilerine başladı. Tüp bebek, çocuk sahibi olmakta güçlük yaşayan birçok çift için umut verici bir tedavi yöntemi sunuyor. Prof. Dr. Ali Seven, modern tanı ve tedavi protokolleriyle bu hizmeti sunarak, bölgedeki pek çok aileye yeni bir yaşam şansı tanıyor. Prof. Dr. Seven açıklamasında, "Tüp bebek tedavisi yalnızca tıbbi bir süreç değil, aynı zamanda duygusal bir yolculuktur. Biz bu yolculukta çiftlerin yanındayız. Teknolojik imkanlar, deneyim ve etik değerler ışığında en uygun çözümü birlikte arıyoruz. Her embriyo, umutla başlar. Her çiftin kendi hikayesi, kendi zorlukları ve umutları var. Amacımız, kişiye özel, bilimsel ve etik temellere dayanan bir yaklaşımla en doğru tedavi sürecini planlamak" ifadelerini kullandı.
10 Haziran 2025 Salı - 16:09
Ürettiği balın lezzetine kandı, deli bal hastanelik etti
Sağımını henüz yeni gerçekleştirdiği deli baldan tadan arıcı ölümden döndü. Olay, Rize merkeze bağlı Karasu köyünde meydana geldi. Edinilen bilgiye göre arıcılık yapan Miktat Kulaksız, deli bal diye bilinen komar balının sağımını gerçekleştirdi. Kovanından çıkan balın tadına bakmak isteyen Kulaksız ilk önce bir çorba kaşığı yedi. Balı tatlı bulan Kulaksız ikinci kaşağı da alınca başı dönmeye başladı. Balın kendini tuttuğunu anlayan Kulaksız’ın yakınları 112 Acil Çağrı Merkezi’nden yardım istedi. İhbar üzerine olay yerine giden sağlık ekipleri Kulaksız’ın tansiyonunun ve nabzının düştüğünü tespit ederek ilk müdahaleyi gerçekleştirdi. Kulaksız burada yapılan müdahalenin ardından hastaneye kaldırıldı. 10 saatlik gözetimin ardından sağlığına kavuşan Kulaksız, kendisine müdahale eden doktor ve 112 Acil Sağlık ekiplerine teşekkür etti. "Ölüme kadar varan sonuçlar doğurabilir" Hastaya ilk müdahaleyi yapan Paramedik Oğuzhan Toprak, deli bal sağımının zamanı olduğunu ve bu nedenle arıcıların dikkatli davranması gerektiğini ifade ederek "Nöbetimizde bal tutması tanısıyla bir çağrı düştü. Bizde hızlı bir şekilde olay yerine gittiğimizde hastanın baldan zehirlendiğini, deli bal yediğini saptadık. Buna bağlı olarak kalp fonksiyonları yavaşlamıştı. Nabzı 35’li seviyelerde, tansiyonu 70’e 40 seviyelerindeydi. Buna bağlı hemen tanı koyup ilaç tedavisine geçtik. İlaç uyguladıktan sonra hasta kendine geldi biraz. Bu dönemde deli bal sağımı hastaları etkiliyor. Nabızları düşürüyor, baş dönmesi, tansiyon düşüklüğü ve alerjiye kadar gidebiliyor. Bu acil bir durumdur müdahale edilmezse ölüme kadar varan sonuçlar doğurabilir. O yüzden hastalarım dikkatli olması gerekiyor" dedi. "Baş dönmesi ve göz kararması yaşadım" Deli balı yedikten sonra yaşadıklarını anlatan arıcı Miktat Kulaksız, "Komar balı yani deli bal üretiminden sonra sağıma geçtik. Sağım yaparken bal çok tatlıydı bir kaşık iki kaşık derken balın tuttuğunu hissettik. Baş dönmesi ve göz kararması yaşadım. Akabinde 112’ yi aradık. 5-6 dakika içerisinde 112 geldi, hastaneye gittik. 10 saat hastanede kaldık. Orada serumlar ve ilaçlar uygulandı, bir 10 saat sonra düzeldim ve sağlığıma kavuştum. 112 ekibine ve devletime teşekkür ediyorum Allah razı olsun" ifadelerine kullandı.
10 Haziran 2025 Salı - 15:47
Balıkesir’de ilk, karaciğer sol lobu ameliyatı başarı ile yapıldı
Balıkesir Üniversitesi Hastanesi Genel Cerrahi Kliniği, ileri düzey cerrahi uygulamalarda gösterdiği başarılarına bir yenisini daha ekledi. Genel cerrahinin en zorlu alanlarından biri olan pankreas kanseri ameliyat ileri düzey ameliyat teknikleri uygulandı. Balıkesir Üniversitesi Hastanesi, her geçen gün artan tecrübesiyle Balıkesir ve çevresindeki hastalara yüksek standartlarda sağlık hizmeti sunmaya devam ediyor. Genel cerrahinin en zorlu alanlarından biri olan pankreas kanseri ameliyatları, Üniversitesi Hastanesinde, multidisipliner ekip çalışmasıyla düzenli olarak başarıyla gerçekleştirilmeye devam ediyor. Yüksek donanım ve uzmanlık gerektiren pankreas kanseri ameliyatı, Genel Cerrahi Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Murat Başbuğ ve Dr. Öğr. Üyesi Azad Gazi Şahin tarafından başarıyla tamamlanarak, ameliyat sonrası süreci sorunsuz geçen hasta sağlıklı bir şekilde taburcu edildi. Karaciğer Kanserinde Kliniğin İlkleri Arasında Yer Alan "Sol Hepatektomi" Operasyonu Pankreas kanseri ameliyatının ardından, karaciğer kanseri nedeniyle gerçekleştirilen "sol hepatektomi" (karaciğerin sol lobunun alınması) operasyonu da kliniğin önemli cerrahi başarılarından biri olup, aynı zamanda kliniğin ilkleri arasında yer aldı. İlk kez gerçekleştirilen bu zorlu operasyon komplikasyonsuz bir şekilde tamamlandı. Genel Cerrahi Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Murat Başbuğ, operasyonlar hakkında bilgi verirken, Genel Cerrahi Anabilim Dalı akademisyenlerinden Dr. Öğr. Üyesi Azad Gazi Şahin ile birlikte gerçekleştirdikleri bu önemli ameliyatların hastanemizin ve kliniğimizin cerrahi kapasitesini ve başarısını açıkça ortaya koyduğunu, bu başarılı cerrahi müdahalelerin sadece tıp fakültemizin ve hastanemizin bilimsel ve klinik yetkinliğini güçlendirmekle kalmayıp aynı zamanda ülkemizde ileri düzey cerrahi uygulamalar alanında öncü bir örnek teşkil ettiğini ve hastalarımıza en iyi sağlık hizmetini sunmak amacıyla multidisipliner ve disiplinlerarası yaklaşımla çalışmalarını sürdürdüklerini ifade etti. Genel Cerrahi Anabilim Dalı hakkında da bilgi veren Prof. Dr. Murat Başbuğ, Genel Cerrahi Anabilim Dalı Başkanlığı süresince Balıkesir Üniversitesini Genel Cerrahi alanında daha ileri götürmek anlayışı içerisinde yeniden yapılandırarak anabilim dalının kendi alanında deneyimli akademisyenleriyle birlikte birçok yeniliğe imza attığını, ileri düzey kapalı (Laparasokopik) ve açık ameliyatlarla Balıkesir il dışına sevkleri azaltmakla birlikte il dışından ve yurtdışından hastaların BAÜN Hastanesini tercih ettiğini ve Anabilim Dalı olarak bunu sağladıkları için büyük bir mutluluk ve gurur duyduklarını belirtti. Yeni tedavi yöntemlerini Balıkesir halkına sunmaya devam edeceklerini söyleyen Prof. Dr. Murat Başbuğ, kendilerine destek veren üniversite ve hastane yönetimine ve operasyon sürecine katkı sağlayan başta Genel Cerrahi Kliniği olmak üzere, Yoğun Bakım Ünitesi, ameliyathane hemşireleri, teknikerler ve tüm sağlık çalışanlarına de teşekkür etti. Hastalıkları ile ilgili bilgi veren Emine Topçu ve Narin Uslu, "Hastaneye geldiğimizde çok endişeliydik ancak operasyon öncesi ve sonrası süreçte doktorlarımızın ilgisi ve profesyonelliği sayesinde kendimizi güvende hissettik. Allah razı olsun hocalarımızdan, çok teşekkür ediyoruz" ifadelerini kullandı.
10 Haziran 2025 Salı - 15:03
Türk Kızılayı 157 yaşında
Türkiye’de iyilik hareketi olmaya devam eden Türk Kızılayı, 157’nci yıl dönümünü kutluyor. Türk Kızılayı, 157 yıldır Türkiye’de iyilik hareketi olmaya devam ediyor. Özellikle Kurban ve Ramazan dönemlerinde her yıl bağışçı sayısını ve bağış miktarını artıran Kızılay, ‘Hepimizin Kızılay’ı’ anlayışıyla 157’nci yılını kutluyor. Yaklaşık 400 bin gönüllüsüyle Türkiye’nin en büyük gönüllü hareketlerinden biri olan Türk Kızılay’ın tüm mensupları ihtiyaç sahiplerine yardım eli uzatmak için çalışıyor. Türk Kızılay Genel Başkanı Prof. Dr. Fatma Meriç Yılmaz, gönüllülerin katkısının paha biçilemez olduğunu vurgulayarak şunları söyledi: "Kızılay bundan tam 157 yıl önce 11 Haziran 1868’de bir grup gönüllü tarafından kurulmuştur. 157 yıldır gönüllülük bilinciyle güçlenen büyük bir ailedir. Bu aile, iyiliği yaşam biçimi haline getirmiş insanların fedakârlıklarıyla büyüyor. Gönüllülerimizin özverili çalışmaları sayesinde Kızılay, bugün yalnızca Türkiye’nin değil, dünyanın da önde gelen insani yardım kuruluşlarından biri haline gelmiştir. Gönüllülerimize ve destekçilerimize yürekten teşekkür ediyoruz. Onların sayesinde bu iyilik hareketi her geçen gün daha da büyümektedir. Bu büyük iyilik çınarına bugüne kadar su veren, can veren tüm iyi insanları rahmet ve şükranla anıyoruz. Onlardan devraldığımız iyilik bayrağını daha da yükseklere çekmek için var gücümüzle çalışacağımıza söz veriyoruz." Artan bağışlar için bağışçılara teşekkür Kızılay Genel Başkanı Yılmaz, özellikle Kurban ve Ramazan dönemlerinde bağışçı sayısındaki artışın duyulan güvenin göstergesi olduğunu belirterek, "Bu artışı sağlayan, ‘Hepimizin Kızılay’ı’ diyerek desteğini esirgemeyen tüm bağışçılarımıza ve fedakar gönüllülerimize içten teşekkür ediyoruz. Onların özverisi ve cömertliği sayesinde yardım faaliyetlerimizin kapsamını genişletiyor, daha fazla ihtiyaç sahibine ulaşıyoruz. Bu güçlü dayanışma kültürünü birlikte yaşatmaya devam edeceğiz" diye konuştu. 81 ilde Kızılay aşevleri kuruluyor Türk Kızılay, kuruluşunun 157’nci yılında her gün 40 binden fazla ihtiyaç sahibine hizmet sunan aşevlerini, öncelikli projeleri arasına alarak 81 ile yaymayı hedefliyor. Kızılay aşevleri, ekonomik açıdan destek sağlamanın ötesinde, evlerinde yemek pişiremeyen yaşlı ve engelli bireyleri de kapsayarak sıcak yemek hizmeti sunuyor. Türkiye Afet Müdahale Planı’na (TAMP) göre afetlerde beslenme hizmetlerinden sorumlu olan Türk Kızılay, bu projenin genişletilmesiyle afet müdahale kapasitesini güçlendirerek, kriz anlarında daha etkin ve hızlı hizmet sunmayı hedefliyor. Kızılay butik ile sosyal yardımlar yaygınlaşıyor Kızılay’ın bir diğer öncelikli projesi olan Kızılay Butik mağazaları da ülke genelinde yaygınlaştırılarak daha çok ihtiyaç sahibine ulaşmayı hedefliyor. Bu mağazalarda bağışlanan giysi ve ihtiyaç malzemeleri sosyal yardımlar kapsamında ihtiyaç sahiplerine ücretsiz olarak sunuluyor. Bu uygulama hem bağışçıların desteklerini artırıyor hem de yardım alan kişilerin ihtiyaçlarını karşılamayı amaçlıyor. Türkiye genelinde 200’den fazla olan Kızılay Butik mağazalarında ihtiyaç sahipleri kendi bedenlerine uygun kıyafetleri seçerek alabiliyor. Üniversiteler, cezaevleri ve hastaneler başta olmak üzere her gün binlerce kişiye ulaşan bu projenin, yaygınlaşarak devam edeceği bekleniyor.
10 Haziran 2025 Salı - 14:55
Ayak ayak üstüne üstüne atıp tansiyonunuzu ölçmeyin
Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Ergün Seyfeli, tansiyon ölçümüyle alakalı önemli uyarılarda bulunarak, "Tansiyon ölçerken ayak ayak üstüne atmak yada konuşmak tansiyonu 5-10 milimetre civa bile oynatabilir" dedi. Acıbadem Kayseri Hastanesi’nden Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Ergün Seyfeli, tansiyon ve hipertansiyon hastalarına tuz ve dijital tansiyon ölçümüyle ilgili önemli bilgiler verdi. Türkiye’de tuz tüketiminin fazla olduğuna dikkat çeken Seyfeli, "Türkiye’de tuz tüketimi çok yüksek. Biz günlük 5 gram tuz tüketimini öneriyoruz. Bu da yaklaşık 1 çay kaşığına gelmektedir. Maalesef toplumumuzda bunun 3-4 katı tuz tüketiyoruz. Yaklaşık 18 grama yakın. Tansiyon hastaların sofrada hiç tuz bulundurmaması gerekiyor. Biz günlük gıdalarımızda yeteri kadar tuz alıyoruz. Ekstra tuz ilave etmemize gerek yok" dedi. "Tansiyon ölçerken ayak ayak üstüne atmak yada konuşmak tansiyonu 5-10 milimetre civa bile oynatabilir" Hastaların tansiyon ölçümüyle ilgili konuşan Ergün Seyfeli, "Hepimizin evinde dijital tansiyon aletleri var ve kendi tansiyonumuzu ölçebiliyoruz. Tansiyon ölçerken sağlıkla bilgisi olmayan hastalar bir takım hatalara düşebilirler. Kişinin yeme, çay, sigara gibi aktivitelerden hemen sonra tansiyon ölçmemesi gerekiyor. En az 15-20 dakika beklemek lazım. Hastanın dinlenmiş olması gerekiyor. Tansiyonu ölçeceğimiz kolun mutlaka sıkı elbiselerden arındırılması gerekiyor ve çıplak ten üzerinde manşonun bağlanması gerekiyor. Özellikle dirsekten ölçüm yapan tansiyon aletlerini öneriyoruz. Bilekten ölçüm yapan tansiyon aletlerini kullanmazsak daha iyi olur. Dirsekten olanları da dirsek çizgisinden 2-3 santim üzerinde manşonu bağlamamız gerekiyor. Hastanın sırtının ve kolunun desteklenmesi ve kolun kalp seviyesine getirilmesi gerekiyor. Yine tansiyonu ölçerken ayakların yere basması lazım. Bunlar çok dikkat edilmeyen hususlar. Tansiyon ölçerken ayak ayak üstüne atmak yada konuşmak tansiyonu 5-10 milimetre civa bile oynatabilir. Dolayısıyla tansiyon ölçerken bu tür fiziki durumlara dikkat etmek gerekiyor. 5 yılı geçmiş dijital tansiyon aletlerini de yeni aletlerle de kontrol edip iyi ölçüp ölçmediğini değerlendirmek gerekiyor" şeklinde konuştu.
10 Haziran 2025 Salı - 14:25
Öğrencileri hastanelik eden, döner çıkmadı
Samsun’da okul kantininden aldıkları tavuk döneri yedikten sonra rahatsızlanan 4 öğrencinin sağlık problemlerinin döner kaynaklı olmadığı belirlendi. Laboratuvar analizleri, döner numunelerinde herhangi bir olumsuzluğa rastlanmadığını ortaya koydu. Olay, Canik ilçesindeki Hasköy Ortaokulu’nda meydana geldi. Sabah saatlerinde kantinden aldıkları tavuk döneri tükettikten sonra karın ağrısı ve mide bulantısı şikayetleri yaşayan 4 öğrenci, ambulansla Samsun Eğitim ve Araştırma Hastanesi Kadın Doğum ve Çocuk Hastalıkları Hastanesi’ne kaldırıldı. Olayın ardından Samsun İl Tarım ve Orman Müdürlüğü Gıda Kontrol ekipleri, öğrencilerin yediği tavuk dönerden numune aldı. Numuneler Samsun Gıda Kontrol Laboratuvarı’nda incelendi. Yapılan analizler sonucunda dönerde sağlık açısından herhangi bir risk bulunmadığı tespit edildi.
Daha Fazla Yükle
GERİ BİLDİRİM
Geliştirme sürecine katkıda bulunmak için lütfen sitede karşılaştığınız hataları bize bildirin.
Gönder