SAĞLIK
Muş Devlet Hastanesi’nde "Vefa Masası" kuruldu 15 Mayıs 2026 Cuma - 19:26:09 Muş Devlet Hastanesi’nde şehit aileleri, gaziler, engelli bireyler ve 65 yaş üstü vatandaşların hastane işlemlerini kolaylaştırmak amacıyla "Vefa Masası" hizmete açıldı. Muş Vatan Kahramanları Şehit ve Gazi Aileleri Yardımlaşma ve Dayanışma Derneği’nin girişimleri sonucu, Muş İl Sağlık Müdürlüğü ile Muş Devlet Hastanesi Başhekimliği iş birliğinde kurulan "Vefa Masası", vatandaşların sağlık hizmetlerine daha kolay ulaşmasını hedefliyor. Uygulama kapsamında hastane içerisindeki işlemlerde destek sağlanacak, yaşanan sorunların çözümü için rehberlik hizmeti verilecek. Açılış programında konuşan Muş İl Sağlık Müdürü Dr. Erol Emre Ömür, Engelliler Haftası kapsamında hayata geçirilen uygulamanın önemli bir sosyal destek hizmeti olduğunu belirtti. Ömür, engelli bireyler, şehit aileleri, gaziler ve yaşlı vatandaşların hastaneye girişlerinden çıkışlarına kadar her aşamada destekleneceğini ifade ederek, devletin tüm vatandaşlara eşit sağlık hizmeti sunma sorumluluğu bulunduğunu söyledi. Muş Bedensel Engelliler Derneği Başkanı Bedri Korkmaz ise kentte uzun süredir hissedilen önemli bir eksikliğin giderildiğini belirterek, engelli bireylerin yaşadığı sorunları doğrudan iletebileceği bir birimin kurulmasının memnuniyet verici olduğunu kaydetti. Korkmaz, uygulamanın engelli vatandaşların yanı sıra şehit aileleri ve gazilerin sorunlarının çözümüne de katkı sağlayacağını dile getirdi. Muş Vatan Kahramanları Şehit ve Gazi Aileleri Yardımlaşma ve Dayanışma Derneği Genel Başkanı Yusuf Olcan da yapılan görüşmeler sonucunda projenin hayata geçirildiğini belirterek, destek veren Muş İl Sağlık Müdürlüğü ile hastane yönetimine teşekkür etti. Olcan, "Vefa Masası"nın şehit aileleri, gaziler ve engelli bireyler için önemli bir hizmet olacağını ifade etti. Programa Muş Kamu Hastaneleri Birliği Başkanı Uzm. Dr. Ayşe Rümeysa Doğruyol, Muş Devlet Hastanesi Başhekimi Uzm. Dr. Yalçın Güzel, şehit ve gazi yakınları, gaziler, engelli bireyler ve vatandaşlar katıldı.
15 Mayıs 2026 Cuma - 18:04 "Küresel panik yersiz, bireysel korunma şart" Dünya gündemine oturan MV Hondius keşif gemisindeki hantavirüs vakaları, pandemilerin gölgesindeki kamuoyunda yeni bir endişe dalgasına neden oldu. Konuyu akademik bir perspektifle değerlendiren İstanbul Arel Üniversitesi Tıp Fakültesi’nden Dr. Öğr. Üyesi Aylin Dağ Güzel virüsün yayılım dinamiklerini ve bulaşma risklerini mercek altına alarak kritik değerlendirmelerde bulundu. Pandemilerin ardından dünya, yeni bir virüs haberiyle bir kez daha tetikte. Arjantin’den ayrılan MV Hondius adlı keşif gemisinde görülen hantavirüs vakaları, İsviçre’den ABD’ye uzanan geniş bir temaslı takibini beraberinde getirdi. İstanbul Arel Üniversitesi Tıp Fakültesi Tıbbi Mikrobiyoloji Anabilim Dalı Dr. Öğr. Üyesi Aylin Dağ Güzel, merak edilen tüm soruları yanıtladı. "Bu virüs yeni bir düşman değil" Süreci değerlendiren Dr. Aylin Dağ Güzel, öncelikle hantavirüsün tarihsel arka planına dikkat çekerek, "Hantavirüsler aslında tıp dünyası için yeni değil. Biz bu grubu, Bunyaviridae ailesine mensup, zarflı RNA virüsleri olarak 1978 yılından beri yakından tanıyoruz. Temel olarak kemirgenler ve böcekçiller aracılığıyla yayılım gösteren bu virüslerin bugün tanımlanmış en az 40 türü bulunuyor. Her virüs tipi, kendine özgü bir kemirgen türüyle konakçılık ilişkisi kurar. Yani aslında doğada uzun yıllardır var olan zoonotik bir etkenden bahsediyoruz" dedi. "Andes virüsünü diğerlerinden ayıran kritik fark" MV Hondius gemisindeki vakaların neden bu kadar ses getirdiğine açıklık getiren Güzel, "Andes" türünün altını çizerek, "Şu an dünya gündemini meşgul eden asıl mesele, Arjantin’e özgü olan Andes Hantavirüsü (ANDV). Bu türü diğerlerinden ayıran çok kritik, hatta benzersiz bir nokta var: Andes virüsü, dünyada insandan insana bulaşabildiği belgelenmiş tek Hantavirüs türüdür. Gemiyle bağlantılı 8 vakanın 6’sının kesinleşmesi ve 3 kayıbın olması, virüsün vücut sıvılarında (kan, tükürük, idrar) tespit edilebilmesi endişeleri artırdı. Ancak literatürdeki veriler ve Dünya Sağlık Örgütü’nün güncel raporları, bu karşılaştığımız MV Hondius gemisindeki vakaların insandan insana bulaşma sonucu olmadığı, hastalığın geçişinin bu yolla son derece nadir gerçekleştiğini gösteriyor. Şu an için yaygın ve süregelen bir pandemi riskinden bahsetmek doğru olmaz; ancak temaslı takibi ve izolasyon hayati önemdedir" diye konuştu. "İki farklı coğrafya, iki farklı hastalık" Hastalığın seyrine ve coğrafi dağılımına dair detaylı bilgi veren Dr. Güzel, "Hantavirüs dediğimizde tek bir hastalıktan bahsetmiyoruz. Amerika kıtasında Sin Nombre ve Andes gibi virüsler, ağır akciğer tutulumu ve yüksek ölüm oranıyla seyreden Hantavirüs Kardiyopulmoner Sendromu’na (HCPS) yol açıyor. Bizim de içinde bulunduğumuz Avrupa ve Asya coğrafyasında ise Puumala ve Dobrava gibi virüsler; ateş, kanama ve akut böbrek yetmezliği ile karakterize olan Renal Sendromla Seyreden Hemorajik Ateş (HFRS) tablosuna neden oluyor" dedi. Türkiye için risk analizi ve korunma yolları Türkiye’deki durumu da değerlendiren Dr. Güzel, vatandaşlara yönelik şu uyarılarda bulundu: "Türkiye’de hantavirüslerin yaban hayatındaki kemiricilerdeki varlığı, ilk kez 2004 yılında yayınlanmış bir saha çalışmasında bildirilmiştir. Zonguldak-Bartın’da 2009’da da ilk vaka rapor edilmiştir. Ancak Türkiye’deki vakalar genellikle Avrupa tipi (Renal Sendromla Seyreden Hemorajik Ateş -HFRS) olup, ölüm oranları Amerika kıtasına kıyasla oldukça düşüktür. Genellikle kırsal alanlarda, atıl bırakılmış depolarda veya kemirgenlerin yoğun olduğu bölgelerde, virüslü atıkların solunmasıyla ortaya çıkan sporadik vakalar görüyoruz. Vatandaşlarımıza en büyük uyarım; kapalı, uzun süre kullanılmayan depo ve bodrum gibi alanlara girmeden önce mutlaka ortamı havalandırmalarıdır. Temizlik yaparken kuru süpürmeden kaçınılmalı, virüsün havaya karışmasını önlemek için ortam dezenfektanla ıslatılmalıdır. Riskli alanlarda maske (mümkünse N-95), koruyucu gözlük ve eldiven kullanımı bir seçenek değil, zorunluluktur." "Erken tanı hayat kurtarır" Hastalığın başlangıçta griple (influenza) çok kolay karıştırılabileceğini belirten Güzel, son olarak tedavi süreçlerine ilişkin şöyle dedi: "İlk evrede yüksek ateş, halsizlik ve şiddetli kas ağrıları görülür. Eğer kişi son dönemde kemirgenlerin bulunduğu bir ortamda bulunduysa ve bu belirtilere nefes darlığı veya böbrek ağrısı ekleniyorsa, vakit kaybetmeden sağlık kuruluşuna başvurmalıdır. Şu an için onaylanmış bir aşımız ya da virüse özgü spesifik bir ilacımız yok. Ancak erken tanı sonrası sağlanan yoğun bakım desteği ve sıvı dengesinin korunması, hayatta kalma şansını en üst seviyeye çıkarıyor. Özetle; 12 Mayıs 2026 itibarıyla küresel bir panik havasına gerek yok, ancak bireysel korunma ve profesyonel izlem bugün her zamankinden daha önemli."
15 Mayıs 2026 Cuma - 17:02 Kansere karşı sesler yükseldi: Sağlık, eğitim ve sanat tek çatı altında buluştu KOCAELİ (İHA) – Kocaeli’de Büyük Anadolu Hastaneleri tarafından kanserde farkındalık oluşturmak amacıyla hayata geçirilen "S.E.S Projesi – Sağlık, Eğitim, Sanat Buluşması" etkinliğinde sağlık, eğitim ve sanat bir araya geldi. Toplum sağlığını yalnızca tedavi hizmetleriyle değil, koruyucu sağlık yaklaşımı ve sosyal sorumluluk projeleriyle de desteklemeyi hedefleyen Büyük Anadolu Hastaneleri, bu etkinlikle bir özel günü toplumsal faydaya dönüştürdü. Hastanenin Darıca’daki yeni hizmet binasında faaliyetlerine başlamasının ikinci yıl dönümü olan tarihi, farkındalık hareketinin ses getirdiği bu özel organizasyonla taçlandırıldı. Gebze’de bir alışveriş merkezinde gerçekleştirilen etkinlikte, kansere karşı toplumsal farkındalık oluşturulması ve erken tanının önemine dikkat çekilmesi amaçlandı. Yoğun katılımla düzenlenen organizasyonda vatandaşlar, sağlık alanındaki bilgilendirme programlarının yanı sıra çeşitli sanat ve kültür etkinliklerine katıldı. Programda, Büyük Anadolu Hastanesi Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Dr. Nilgün Yönten ile TBMM Başhekimi ve Genel Cerrah Prof. Dr. Mustafa Şahin, kanserde erken tanının hayati önemi ve korunma yolları üzerine değerli bilgiler paylaştı. Program kapsamında öğrenciler tarafından müzik dinletileri ve folklor gösterileri sahnelenirken, tiyatro performansları ve sanat atölyeleri de katılımcılardan ilgi gördü. Sağlık mesajlarının sanat ve eğitim etkinlikleriyle desteklendiği organizasyonda, kansere karşı toplumsal bilinç oluşturulmasının önemine vurgu yapıldı. "S.E.S Projesi" ile sağlık, eğitim ve sanat kavramlarının bir araya getirilerek kansere karşı toplumsal farkındalık oluşturulmasının hedeflendiği belirtildi. Programa çok sayıda protokol üyesi ve vatandaşlar katıldı.
UMKE’den gerçeğini aratmayan tatbikat
12 Haziran 2025 Perşembe - 14:33 UMKE’den gerçeğini aratmayan tatbikat Kayseri İl Sağlık Müdürlüğü UMKE ekipleri; 3 gün boyunca medikal kurtarma eğitimi alırken, eğitimin sonunda gerçeğini aratmayan tatbikat gerçekleştirdi. İl Sağlık Müdürlüğü’nde görevli 20 UMKE personeli, UNESCO Dünya Mirası Geçici Listesi’ndeki Koramaz Vadisi’nde 3 gün boyunca medikal kurtarma eğitimi aldı. Eğitim çerçevesinde gece ve gündüz eğitim alan personeller; temel konularda kullanılan ekipmanlar ve sahra hastaneleri kurulmasında bilgilendirildi. Eğitimin son gününde gerçeğini aratmayan bir tatbikat gerçekleştiren personeller; senaryo gereği göçük altında kalan yaralıyı başarılı bir şekilde zorlu arazi şartlarına rağmen kurulan sahra hastanesine kaldırmayı başardı. Medikal kurtarma eğitimlerinin devam ettiğini ve 20 personel ile 3 gün boyunca süren eğitimde birçok konulara ağırlık vermeye çalıştıklarını kaydeden Kayseri İl Sağlık Müdürlüğü UMKE Sorumlusu Paramedik İslam Köseoğlu; "2025 yılı faaliyet planı çerçevesinde bakanlığımızın yeni belirlemiş olduğu program dahilinde 3 günlük medikal kurtarma eğitimini sürdürmekteyiz. Eğitimin içeriğinde hastane öncesi alanda çalışan özellikle uzman hekimler, doktorlarımız, paramedikler, ATT’ler, hemşireler ve anestezi teknikerleri gibi branşlarda medikal kurtarma eğitimlerinin önemini üç gün içerisinde vurgulamaya çalıştık. Üç gün boyunca toplam 20 personelimize hastane öncesi alanda, enkaz alanlarında, trafik kazaları, toplu olaylar, olay yeri yönetim ve triyaj gibi bazı temel konularda kullanılan ekipmanlar, tıbbi uç nokta kurulumları, sahra hastaneleri gibi konulara ağırlık vermeye çalıştık. İlimizde bu tür olaylara müdahale açısından yeterli envanterimiz ve ekipmanlarımız bulunmaktadır" dedi. Dr. Gürbeden: "UMKE sadece ülkemizde değil başka ülkelerde de ihtiyaç olduğunda görev almaktadır" Kayseri İl Sağlık Müdürlüğü Sağlık Hizmetleri Başkanı Dr. Figen Gürbeden ise UMKE’nin sadece yurt içinde değil gerekli görüldüğü taktirde yurt dışında da yardım ve sağlık hizmetlerini başarılı bir şekilde sürdürdüğünü ifade ederek, "Ulusal Medikal Kurtarma Ekipleri (UMKE); 1999 yılında yaşanan depremlerden sonra sahada bu tür afetlerde sağlık çalışanlarının daha donanımlı hale gelmesi ve olay yerinde müdahaleleri yapabilmesi için 2003 yılında kurulup 2004 yılında faaliyete geçmiştir. İlimizde bu eğitimlere katılan 299 UMKE gönüllümüz var. UMKE gönüllüleri afetlerde, olağan dışı durumlarda ayrıca toplu kazalarda, KBRN vakalarında, toplumsal olaylarda müdahale etmek amacıyla yetiştirilen gönüllü sağlık personelleri. Normal zamanlarda görev yerlerinde sağlık hizmetlerine devam ediyorlar, ancak maalesef istemediğimiz afet ve olağan dışı durumlarda da gönüllü olarak UMKE görevlerine katılıyorlar" diye konuştu.
D vitaminine gıda desteği şart
12 Haziran 2025 Perşembe - 12:57 D vitaminine gıda desteği şart Memorial Kayseri Hastanesi Uzman Diyetisyeni Betül Merd, D vitamini eksikliğinin ruh halini de etkileyebileceğini söyleyerek, "Güneş olmayan dönemlerde beslenme ile desteklemek şart" dedi. Kronik yorgunluk ve depresyonun da D vitamini eksikliği ile alakalı olabileceğini söyleyen Memorial Kayseri Hastanesi Uzman Diyetisyeni Betül Merd, "Son günlerde sıkça yağmurlu ve kapalı havalarla karşılaşıyoruz. Güneş ışığından faydalanamadığımız böyle dönemlerde vücudumuzun D vitamini de azalıyor. Oysa D vitamini hem bağışıklık sistemimizden kemik sağlığımıza kadar pek çok alanda hayati öneme sahip. D vitamini nedir, ne işe yarar dersek de vücudumuz güneş ışınları ile D vitamini sentezler. D vitamini de kalsiyum emilimini destekler, bağışıklık sistemini güçlendirir, kemik ve diş sağlığını korur. Kas fonksiyonlarına katkıda bulunur. Kronik yorgunluk ve depresyonla da ilişkili olabilir. Eksiklik ve belirtilerinde ise sürekli yorgunluk, halsizlik, sık hastalanma, uyku bozuklukları, kas ve kemik ağrıları ile ruh hali değişimlerini gözlemleyebiliyoruz" şeklinde konuştu. Merd, hem kemik hem de ruh sağlığı için D vitamininin önemli olduğunu söyleyerek, "Hastalarımız hangi besinlerde bulunur diye sıklıkla soruyorlar. Yağlı balıklarda özellikle somon ve uskumruda, yumurtanın sarısında, karaciğerde özellikle güneşe maruz kalmış mantarda D vitamini çok yüksek derecede ve aynı şekilde D vitamini ile zenginleştirilmiş süt ve süt ürünlerinde de yine D vitamini bulunuyor. Güneş göremediğimizde neler yapmalıyız kısmında ise bu dönemlerde beslenme ile desteklemek şart. Güneşsiz dönemlerde D vitamini düzeyi düşebileceği için gerekirse hekim önerisi ile takviye alınmalıdır. D vitamini düzeyimizi ölçtürmek ve eksiklik varsa hekime danışmak önemli. İpuçları verecek olursak da; yüz ve kolları, bacakları 10-15 dakika güneş ışığına maruz bırakmak D vitamini için genellikle yeterlidir. Ancak bu süre cilt tipine, yaşa ve mevsime göre değişebiliyor. D vitamini sadece kemiklerimizi değil ruhumuzu da besler. Bu yüzden hem güneşi hem de sağlıklı besinleri ihmal etmeyelim" ifadelerini kullandı.
D vitaminine gıda desteği şart
12 Haziran 2025 Perşembe - 12:49 D vitaminine gıda desteği şart Memorial Kayseri Hastanesi Uzman Diyetisyeni Betül Merd, D vitamini eksikliğinin ruh halini de etkileyebileceğini söyleyerek, "Güneş olmayan dönemlerde beslenme ile desteklemek şart" dedi. Kronik yorgunluk ve depresyonun da D vitamini eksikliği ile alakalı olabileceğini söyleyen Memorial Kayseri Hastanesi Uzman Diyetisyeni Betül Merd, "Son günlerde sıkça yağmurlu ve kapalı havalarla karşılaşıyoruz. Güneş ışığından faydalanamadığımız böyle dönemlerde vücudumuzun D vitamini de azalıyor. Oysa D vitamini hem bağışıklık sistemimizden kemik sağlığımıza kadar pek çok alanda hayati öneme sahip. D vitamini nedir, ne işe yarar dersek de vücudumuz güneş ışınları ile D vitamini sentezler. D vitamini de kalsiyum emilimini destekler, bağışıklık sistemini güçlendirir, kemik ve diş sağlığını korur. Kas fonksiyonlarına katkıda bulunur. Kronik yorgunluk ve depresyonla da ilişkili olabilir. Eksiklik ve belirtilerinde ise sürekli yorgunluk, halsizlik, sık hastalanma, uyku bozuklukları, kas ve kemik ağrıları ile ruh hali değişimlerini gözlemleyebiliyoruz" dedi. Betül Merd, hem kemik hem de ruh sağlığı için D vitamininin önemli olduğunu söyleyerek, "Hastalarımız hangi besinlerde bulunur diye sıklıkla soruyorlar. Yağlı balıklarda özellikle somon ve uskumruda, yumurtanın sarısında, karaciğerde özellikle güneşe maruz kalmış mantarda D vitamini çok yüksek derecede ve aynı şekilde D vitamini ile zenginleştirilmiş süt ve süt ürünlerinde de yine D vitamini bulunuyor. Güneş göremediğimizde neler yapmalıyız kısmında ise beslenme ile desteklemek şart bu dönemlerde. Güneşsiz dönemlerde D vitamini düzeyi düşebileceği için gerekirse hekim önerisi ile takviye alınmalıdır. D vitamini düzeyimizi ölçtürmek ve eksiklik varsa hekime danışmak önemli. İpuçları verecek olursak da; yüz ve kolları, bacakları 10-15 dakika güneş ışığına maruz bırakmak D vitamini için genellikle yeterlidir. Ancak bu süre cilt tipine, yaşa ve mevsime göre değişebiliyor. D vitamini sadece kemiklerimizi değil ruhumuzu da besler. Bu yüzden hem güneşi hem de sağlıklı besinleri ihmal etmeyelim" ifadelerini kullandı.
Prof. Dr. Dalgıç: "Aileler, özellikle 8 ve 9’uncu aylardan itibaren küçük maddeleri etrafta bulundurmamalılar"
12 Haziran 2025 Perşembe - 12:45 Prof. Dr. Dalgıç: "Aileler, özellikle 8 ve 9’uncu aylardan itibaren küçük maddeleri etrafta bulundurmamalılar" Prof. Dr. Buket Dalgıç, "Ailelerin özellikle 8 ve 9’uncu aylardan itibaren çocukların çevrelerinde ağızlarına götürüp yutabilecekleri daha küçük maddeleri bulundurmamaları ve bu açıdan çok dikkatli olmaları ve oyuncak seçerken de çok dikkatli olmaları önem arz ediyor" dedi. ‘Yassı Pil Yutmalarına Karşı Farkındalık Günü’ kapsamında Ankara’da bir üniversitede düzenlenen sempozyumda, özellikle 5 yaş altı çocuk sahibi olan ailelerin çocuklarına yabancı cisim vermemesi ve oyuncak seçimi konusunda dikkatli olmalarının önemine vurgu yapıldı. Sempozyumun yapıldığı alanda, yabancı cisim yutan hastaların endoskopik görüntüleri ve olası yutulabilecek cisimler de sergilendi. Programda konuşan Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Gastroenteroloji Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Buket Dalgıç, 12 Haziran’ın tüm dünyada çocuklarda sıkça görülen cisim yutmalarına karşı farkındalık oluşturmak amacıyla ayrılmış bir gün olduğunu söyleyerek, "Özellikle de yassı pil yutmaları ve bunların tehlikelerini belirtmek ve bu konuda farkındalık oluşturmak amacıyla toplandık. Bu farkındalığı oluşturmak isterken özellikle paydaş olarak Sağlık Bakanlığı, Milli Eğitim Bakanlığı ve bu çerçevede yapılabilecek düzenlemeleri de hedefleyerek ilerlemek istedik. Bu nedenle de sempozyumumuza yetkililerden de davetlilerimiz oldu" diye konuştu. "Oyuncak seçerken çok dikkatli olmaları önem arz ediyor" Özellikle 5 yaşının altında çocukları olan ailelerin daha fazla dikkatli olmaları gerektiğine dikkati çeken Dalgıç, "Bebeklerin özellikle iki parmakları arasında minik cisimleri tutup ağızlarına götürebilmeye başladıkları aylar olan 8 ve 9’uncu aylardan itibaren çevrelerinde ağızlarına götürüp yutabilecekleri daha küçük maddeleri bulundurmamaları ve bu açıdan çok dikkatli olmaları ve oyuncak seçerken de çok dikkatli olmaları önem arz ediyor" şeklinde konuştu. Dalgıç, endoskopik müdahalelerin zaman zaman yeterli olmadığını ve cerrahi müdahale yapıldığını aktararak, "Olguların çeşitleri var. Yutulan cismin özelliği, büyüklüğü, çocuğun yaşı, ortaya çıkan bulgular. Bu bulgulara göre endoskopik girişim yapıyoruz. Çoğu zaman çıkarıyoruz ama bazen çıkaramadığımız oluyor ve bunların ağır sonuçlarını da yaşayabiliyoruz" ifadelerini kullandı. "Her şey yutulabilir" Çocukların olası bir yabancı cisim yutması halinde hemen doktora başvurulması gerektiğinin altını çizen Dalgıç, sözlerini şöyle sürdürdü: "Aileler hemen acile gelmeli, hemen bir sağlık kuruluşuna başvurmalı ve o sağlık kuruluşunda olay tam olarak değerlendirilip yeri, hangi yabancı cisim olduğuna göre uygun bir yöntem izlenmeli. Ailenin evde hemen yapabileceği bir şey yok. En kısa sürede sağlık kuruluşuna başvurmalarını öneriyoruz Çok ilginç hastalarımız oluyor. Yani şarj kablosu yutumu, çatal, kaşık veya sülük, yüzük, toplu iğne gibi gerçekten çok ilginç vakalarımız var. Yani her şey yutulabilir." "Çocuklarda küçük bir dikkatsizlikle ciddi anlamda problemler ortaya çıkabiliyor" Sempozyumu düzenleyen görevlilerden Uzm. Dr. Özlem Sümer Coşar ise bazı vakaların ölümcül sonuçları olabileceğini dile getirerek, "Aileler özellikle yassı pil konusunda dikkat edebilirler. Kumandaların arkasındaki yassı pil kısmındaki yerleri bantlayabilirler. Çevredeki tehlikeli, sivri yabancı cisimler, para, onun dışında küpeler, kolyeler bunlar gerçekten çocuklar için tehlikeli olabiliyor. Ailelerin bunları çevrede bırakmamasını ve özellikle çocukların ulaşamayacağı alanlara koymasını öneriyoruz. Çocuklarda küçük bir dikkatsizlikle ciddi anlamda problemler ortaya çıkabiliyor" değerlendirmesinde bulundu.
Kalitesiz gözlükler gözde kalıcı hasara yol açabilir
12 Haziran 2025 Perşembe - 11:57 Kalitesiz gözlükler gözde kalıcı hasara yol açabilir Özellikle yaz günlerinde uzun süre güneş ışığının etkisi altında kalınmamasını öneren uzmanlar, göz sağlığının korunması için kaliteli ve uzman görüşü alınarak güneş gözlüğü seçilmesi gerektiğini vurguladı. Ayrıca, kalitesiz gözlüklerin gözde kalıcı hasara yol açabileceği de belirtildi. Uzmanlar, güneş gözlüğü kullanımı konusunda şu uyarılarda bulundu; "Kalitesiz ürünlere daha düşük ücretler ödeyip gözde oluşturduğu sorunları tedavi etmek için daha çok ücret ödüyoruz" diyen Durmuş, "Bu durum hem kişisel, hem de toplumsal ekonomik yapıyı etkiliyor. Dışarıdan iyi görünen güneş gözlükleri etrafınızdakileri mutlu edebilir; ancak güneşli yarınları görmek için göz sağlığını korumak daha büyük önem taşıyor. Güneş gözlüğünün estetik aksesuar olarak tercih ediliyor. Ancak gözlüğün asıl amacı gözün zararlı ışınlardan korunmasıdır. Göz bebeği, yani gözün ortasındaki siyah kısım ışığa maruz kaldığında küçülür, karanlıkta büyür. Güneşe çıkan birinin göz bebekleri küçülür ve ışığı keser. Güneş gözlüğü ise yalancı bir karanlık etkisi oluşturur. Güneş gözlüğünde kullanılan lensin gözü morötesi ışınlardan koruması göz sağlığının korunmasını oluşturur. Ultraviyole filtresi olmayan güneş gözlükleri tercih edilmemelidir. Gözlüğün çerçevesinde kullanılan malzemenin kalitesiz veya kişinin özelliklerine uygun olmaması da alerjik etkiye neden olabilir. Gözlüğün şakaklara ve yanaklara baskı yapmaması gerekmektedir."
Dermatoloji uzmanı uyardı: "Yazın güneş koruması şart"
12 Haziran 2025 Perşembe - 11:27 Dermatoloji uzmanı uyardı: "Yazın güneş koruması şart" Dermatoloji Uzm. Dr. Gül Şekerlisoy Tatar, yaz aylarında dermokozmetik işlemlere başlamadan önce cilt özelliklerine ve çevresel faktörlere dikkat edilmesi gerektiğini söyledi. Liv Hospital Samsun Dermatoloji Uzm. Dr. Gül Şekerlisoy Tatar, yaz ayında yapılabilecek dermokozmetik uygulamalar hakkında bilgi verdi. Yaz aylarının cildimizin en çok güneşe maruz kaldığı ve çevresel faktörlerden en fazla etkilendiği dönemlerden biri olduğunu işaret eden Uzm. Dr. Tatar, "Güneş ışınlarının etkisi, sıcaklık ve nem oranlarının artması, havuz veya deniz suyu ile sürekli temas cildimize ekstra bir yük bindirir. Bu nedenle, yaz aylarında cilt bakım rutininizi yeniden gözden geçirmek ve cildinizi korumaya yönelik önlemler almak büyük önem taşır" dedi. "Cilt bakım rutininizi yaz aylarına göre yeniden düzenleyin" Yazın cilt bakımının nasıl düzenlenmesi gerektiği ve ne zaman dermokozmetik işlemlere başvurulabileceği konusunda açıklamalarda bulunan Uzm. Dr. Tatar, "Yazın cilt bakım rutininizde hafif nemlendirici ve koruyucu ürünler ön plana çıkmalıdır. Güneş koruyucu kremler, bu dönemde cilt bakımının vazgeçilmezidir ve günlük kullanımda yüksek koruma faktörlü (SPF 50 ve üzeri, PA) ürünler tercih edilmelidir. Ayrıca, su bazlı nemlendiriciler ve antioksidan serumlar, cildinize nem sağlarken çevresel zararlara karşı koruma da sunar. Yaz aylarında ciltte yağlanma artabileceği için, gözenekleri tıkamayan ve cildi ağırlaştırmayan hafif temizleyiciler kullanılmalıdır" diye konuştu. "Dermokozmetik işlemlere ne zaman başvurulmalı" Cildi yenilemek, matlaşan cilde parlaklık katmak, lekeleri azaltmak veya yaşlanma belirtileri ile mücadele etmek için yaz aylarında da güvenle yapılabilecek bazı dermokozmetik işlemler bulunduğunun altını çizen Uzm. Dr. Tatar, ancak yaz aylarında dermokozmetik işlemlere başvurmadan önce cilde ve çevresel faktörlere dikkat edilmesi gerektiğini işaret etti. Uzm. Dr. Tatar, "Özellikle güneşin etkisi altında olan cildinizin hassasiyetini göz önünde bulundurmalısınız, işlem sonrası cildinizi güneşten korumak ve iyileşme sürecine dikkat etmek en az işlem kadar önemlidir" şeklinde konuştu. "Yazın gerçekleştirilebilecek işlemler" Yazın mezoterapi, Broad Band Light (BBL) tedavileri, botoks ve dolgu uygulamaları ve düşük enerji modu ile lazer epilasyon uygulamalarının gerçekleştirilebileceğini ifade eden Uzm. Dr. Tatar, işlem öncesi ve sonrası dikkat edilmesi gerekenler hakkında şunları söyledi: "Mezoterapi: Mezoterapi cilt altına vitamin, mineral ve amino asit gibi maddelerin enjekte edilmesi ile cildin canlanmasını sağlar. Yaz aylarında bu işlem özellikle yüz, boyun ve dekolte bölgelerinde tercih edilebilir. Yaz aylarında iyice yıpranmış cildimizi kışa hazırlamanın ve tatil dönüşü azalmış cilt parlaklığının tekrar sağlanmasının en etkili yollarından biri mezoterapidir. Mezoterapi denince akla gençlik aşısı, ışıltı mezoterapileri vb. birçok kavram gelmekle birlikte, cildinizin ihtiyacına uygun mezoterapi seçimini için hekiminize başvurmalısınız. Cilt altına verilen bu besleyici maddeler, yazın cildin nem dengesini korumaya ve parlaklığını artırmaya yardımcı olur. İşlem yapıldığı gün deniz/havuz gibi aktiviteler önerilmemektedir fakat sonrasında güneşten korunma şartıyla suyun keyfini çıkarabilirsiniz. Broad band light (BBL) Tedavileri: BBL tedavisi, cilt yenileme, lekelenme sorunlarının düzeltilmesi ve cilt tonunun eşitlenmesi için kullanılan gelişmiş bir ışık tedavisidir. İşlem ağrısı minimaldir ve öğlen arası tedavisi olarak da adlandırılabilen BBL tedavisi, cildinizin üst yüzeyinde herhangi bir hasar bırakmadığı için işlemden hemen sonra günlük hayata dönülebilir. Yaz aylarında, bu işlem özellikle cilt tonu eşitleme ve ince damarların tedavisinde etkili olabilir. BBL tedavileri, cildi daha parlak ve genç gösterir. Güneşte bronzlaşmamış ciltlerde yaz kış uygulanabilen bu işlemden sonra güneşe karşı dikkatli olunmalı ve yüksek koruma faktörlü güneş kremleri düzenli kullanılmalıdır. Ayrıca, işlemden önce ve sonra doğrudan güneş ışığına maruz kalmamaya özen gösterilmelidir. Botoks ve dolgu uygulamaları: Botoks, yazın uygulanan en popüler işlemlerden biridir. Hem artan güneşin etkisiyle artan mimik hareketlerine bağlı oluşan kırışıklıkların tedavisinde hem de artan sıcaklar sebebiyle koltuk altında zaman zaman kötü görünüm veya kokuya yol açan terlemelerin azaltılması için tercih edilebilir. Dolgu maddeleri ise cilde hacim kazandırarak daha genç bir görünüm sağlar. Bu işlemler yaz aylarında güvenle yapılabilir, çünkü güneş ışığına maruziyetle lekelenme veya hassasiyet riski artırmazlar. Ancak, işlemin yapıldığı bölgeyi güneşten korumak, uygulama sonrası şişlik ve morlukların oluşumunu en aza indirmek açısından önemlidir. Lazer epilasyon (düşük enerji modu ile): Lazer epilasyon, istenmeyen tüylerden kurtulmanın en etkili yollarından biridir. Yaz aylarında bu işlem, düşük enerji modu ile yapılabilir. Ancak, işlem sonrası cilt güneşe karşı çok hassas olacağı için işlemden sonraki birkaç hafta boyunca güneşten kaçınılmalı ve cilt mutlaka güneş koruyucu ile korunmalıdır."
Ciltteki değişimleri hafife almayın: Erken teşhis hayat kurtarıyor
12 Haziran 2025 Perşembe - 11:21 Ciltteki değişimleri hafife almayın: Erken teşhis hayat kurtarıyor Cildiye Uzmanı Dr. Hüseyin Başar, cilt sağlığının sadece estetik değil, aynı zamanda genel sağlıkla doğrudan ilişkili olduğunu belirterek, düzenli dermatolojik taramaların hayati önem taşıdığına dikkat çekti. Cilt güzelliğinin bireyin dış görünümünün yanı sıra sağlık durumunu da yansıttığını ifade eden Büyük Anadolu Hastanesi Cildiye Uzmanı Dr. Hüseyin Başar, "Bakımlı ve sağlıklı bir cilt kişinin hem ruhsal hem fiziksel sağlığını olumlu etkiler. Dermatolojik taramalar sadece estetik kaygılarla değil, ciddi hastalıkların erken teşhisi için de gereklidir" dedi. "Cilt kanserinde erken teşhis hayat kurtarır" Cilt sağlığının yalnızca kozmetik bir mesele olarak görülmemesi gerektiğini ifade eden Dr. Başar, "Dermatolojik kontroller, özellikle cilt kanseri gibi ciddi hastalıkların erken evrede teşhis edilmesine olanak sağlar. Güneş lekeleri ve benlerdeki değişiklikler önemlidir. Bu nedenle yılda en az bir kez cilt muayenesinden geçmek oldukça değerlidir" diye konuştu. Genetik yatkınlık ve güneş etkisine karşı tarama önerisi Güneşin zararlı etkilerine ve genetik yatkınlıklara da değinen Dr. Başar, "Deri kanseri açısından risk taşıyan bireylerin düzenli kontrol yaptırmaları, olası riskleri erkenden fark etmelerini sağlar. Güneş lekeleri, benlerdeki şekil, renk ve boyut değişiklikleri mutlaka bir dermatolog tarafından değerlendirilmelidir" ifadelerini kullandı. Ciltteki değişimlerin ihmal edilmemesi gerektiğini vurgulayan Başar, "Unutulmamalıdır ki erken teşhis yalnızca cilt sağlığını değil, yaşam kalitesini de doğrudan etkiler. Bugün atılacak küçük bir adım, gelecekte büyük bir fark oluşturabilir" diyerek vatandaşları düzenli kontrol konusunda uyardı.
Uzmanı, meme ve rahim kanserinin artmasını doğurganlık hızının azalmasıyla açıkladı
12 Haziran 2025 Perşembe - 11:07 Uzmanı, meme ve rahim kanserinin artmasını doğurganlık hızının azalmasıyla açıkladı Kadın Doğum ve Tüp Bebek Uzmanı Prof. Dr. Hakan Çoksüer, "Aile Yılı"nın ilan edilmesini destekleyerek, "Son yıllarda meme ve rahim kanserinin artmasındaki en büyük sebep kadınlardaki doğurganlık rakamlarının düşmesine bağlı olarak bunu tıbbi olarak açıklayabiliriz. Aynı zamanda doğurmuş olmak kanser riskini de azaltıyor" dedi. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Türkiye’nin doğurganlık hızının, tarihimizde ilk kez 1,48’e gerilemiş durumda olduğunu, bunun bir felaket olduğunu ve bu rakamın kritik eşik olan 2,1’in çok altında bir seviye olduğunu geçtiğimiz ay açıklamıştı. Diyarbakır’da, Kadın Doğum ve Tüp Bebek Uzmanı Prof. Dr. Hakan Çoksüer, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın "Aile Yılı"nı ilan etmesini desteklediğini, aynı zamanda doğurganlık hızının çok ciddi düşüşüne dikkat çekti. Çoksüer, İHA muhabirine, bunun en büyük sebeplerinden bir tanesinin kadınlardaki kariyer hırsı olduğunu, ikincisinin doğumun vermiş olduğu estetik kaygılar olduğunu söyledi. Doğurganlık hızı ile annelerin yaşı arasında çok önemli korelasyon olduğunu belirten Çoksüer, kadının yaşı artıkça doğurganlık hızını ciddi anlamda azalmakta olduğuna dikkat çekti. "İleri yaş olduğu zaman çocuklarda aynı zamanda engelli çocuk riski de artıyor" Çoksüer, kariyer yapayım derken anneliği geri planda bırakılmasıyla gebe kalma ihtimalinin de çok ciddi anlamda azalmış olduğuna işarete ederek, "Bu yüzden temel sloganımız, "En büyük kariyer anneliktir." En büyük kariyer, doğurganlık yapmış olan kadındır. Bununla beraber kariyeri ön planda tutup doğurganlığını ertelediği zaman ileri yaş olduğu zaman çocuklarda aynı zamanda engelli çocuk riski de artıyor. Özellikle 35 yaşın üstündeki kadınlarda hem doğurganlık azalıyor, hem de engelli bebek doğurma ihtimali artıyor" dedi. "O yüzden onlardan ricamız doğurganlık programlamasını 20 ila 30 yaş arasında yapmalarını öneriyoruz" diyen Çoksüer, şöyle devam etti: "Bununla beraber kadın doğum uzmanı olarak sağlık açısından çok önemli faydaları var. Doğurganlığını yapmış bir kadının en büyük faydası rahim kanseri riskini azaldığını görüyoruz. yumurtalık kanseri riskinin ve meme kanseri riskinin azaldığını görüyoruz. Son yıllarda meme, rahim kanserinin artmasındaki en büyük sebep kadınlardaki doğurganlık rakamlarının düşmesine bağlı olarak bunu tıbbi olarak açıklayabiliriz. Aynı zamanda doğurmuş olmak kanser riskini de azaltıyor. Kadınlarda miyom çok sık görülür. Her 4 kadından 1 kişi de rahmin içerisinde miyom görülebilmekte. Aynı zamanda miyom riskini de azaltmakta. Toplumda adet sancısı çeken kadın çok fazla. Ama doğurganlıkla beraber adet sancısı riskinin çok ciddi anlamda azalmakta. Doğurganlığın kadın sağlığı açısından hem kanserlerden koruma, hem de adet sancısı gibi ciddi anlamdaki sıkıntılardan da koruyabilmekte." Doğumun diğer hastalıklar açısından da faydasına değinen Çoksüer, "Migren ataklarını azaltabilmekte. Doğurmuş kadınlarda bağırsak çalışmasının daha iyi olduğunu biliyoruz. Doğurmuş kadınlarda solunum yolu, astım riskinin daha az olduğunu biliyoruz. Cilt sağlığının da daha iyi bir şekilde ilerleyebildiğini biliyoruz" ifadelerini kullandı.
Asya kökenli kene için hastalık bulaştırma riski şimdilik yok, patojen taraması yapılacak
12 Haziran 2025 Perşembe - 11:00 Asya kökenli kene için hastalık bulaştırma riski şimdilik yok, patojen taraması yapılacak Türkiye’de ilk kez görülen Asya uzun boynuzlu kenesinin şu an için hastalık taşıdığına dair herhangi bir bulgu bulunmadı. Türkiye’de ilk kez tespit edilen Asya uzun boynuzlu kenesi (Haemaphysalis longicornis) hakkında açıklamalarda bulunan Tokat Gaziosmanpaşa Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Biyoloji Bölüm Başkanı Prof. Dr. Adem Keskin, şu an için ülkemizde tespit bu türe ait örneklerin herhangi bir hastalık etkeni taşıdığına dair bilimsel bir veri bulunmadığını belirtti. Keskin, kenenin sınırlı bir bölgede bulunduğunu, vatandaşlara panik yapmamaları çağrısında bulundu. Kenelerin doğada birçok canlıdan kan emerek yaşamını sürdüren dış parazitler olduğunu hatırlatan Prof. Dr. Keskin, bu nedenle hastalık taşıma potansiyeline sahip olsalar da, her zaman hastalığı bulaştırma da rol alacağı anlamına gelmediğini vurguladı. Türkiye’de yaygın olarak bilinen Kırım Kongo Kanamalı Ateşi (KKKA) hastalığının ana taşıyıcısının "Hyalomma marginatum" adlı kene türü olduğunu ifade eden Keskin, bu virüsün dünya genelinde 30’dan fazla kene türünde tespit edilebildiğini ancak bunların hepsinin bulaştırıcı olmadıklarını belirtti. Prof. Dr. Keskin; "Bir kenede hastalık etkeninin bulunması, onun hastalık bulaştıracağı anlamına gelmez" Dünyada binden fazla kene türü bulunduğunu belirten Keskin, "Keneler parazit canlılardır ve hastalık bulaştırma potansiyeli olan parazitlerdir. Ancak bir kenede hastalık etkeninin bulunması, onun hastalık bulaştıracağı anlamına gelmez" dedi. "Şu anda bu yeni tespit edilen türün (Haemaphysalis longicornis) KKKA gibi ciddi bir hastalık bulaştırdığına dair herhangi bir bulgu yok" Yeni tespit edilen "Haemaphysalis longicornis" türü için henüz herhangi bir bilimsel çalışmanın yapılmadığını ifade eden Keskin, konuyla ilgili projelerin hazırlandığını ve Tokat Gaziosmanpaşa Üniversitesi tarafından desteklenen çalışmalar kapsamında toplanılan kenelerde patojen taraması yapılacağını söyledi. Bu taramalarla, söz konusu kene türünde patojen taraması yapılacak. "Şu anda bu yeni türün KKKA gibi ciddi bir hastalık bulaştırdığına dair herhangi bir risk söz konusu değil. Ülkemizde bu konuda net bir bulgu yok. İlgili kurumlarla temas halindeyiz, iş birliği içinde yapılacak bilimsel araştırmalar sonuçlandığında kamuoyuyla şeffaf şekilde paylaşacağız" diyen Prof. Dr. Keskin, yapılan çalışmalar tamamlanmadan kesin yargılarda bulunmanın doğru olmadığını da sözlerine ekledi.