SAĞLIK
Hemoroidde ‘Ekran bağımlılığı etkisi’: "Son zamanlarda 20’li 40’lı yaşlarda oldukça pik yaptı" 15 Mayıs 2026 Cuma - 10:34:45 Ekran bağımlılığının tuvalette de sürmesinin burada kalınan süreyi uzattığı söyleyen uzmanlar, hastalıklara karşı uyardı. Genel Cerrahi Uzmanı Doç. Dr. Ahmet Sürek, "Son yıllarda özellikle genç yaşlarda dijital bağımlılık oldukça arttı artık insanlarımız tuvalete bile telefonlarıyla gidip çok fazla vakit geçirmekte. 3-5 dakikanın üzerinde vakit geçirme olduğunda hemoroid veya makat bölgesinin hastalıklarında artış meydana geliyor. Sık görülen bir hastalık, yaklaşık yüzde 30-40’larda. Hemoroid bir anatomik yapı, hastalığa hemoroidal hastalık diyoruz. Son zamanlarda 20’li 40’lı yaşlarda oldukça pik yaptı. Hemoroidal hastalık, makat çatlağı, alt gastrointestinal sistem hastalıklarından başvurular oldukça fazla, dikkat etmeliyiz" dedi. Halk arasında basur olarak bilinen makat bölgesindeki hemoroid dokusunun sarkması, genişlemesiyle kaşıntı, kanama, ağrı gibi şikayetlerle kendini gösteren hemoroidal hastalığa karşı uzmanlar uyarıyor. Bakırköy Dr. Sadi Konuk Eğitim ve Araştırma Hastanesi Genel Cerrahi Kliniği Eğitim Sorumlusu Doç. Dr. Ahmet Sürek de yaşam şeklinin değişmesi, yoğun işlenmiş gıda tüketimi, aşırı acı ve baharatlı gıdaların tüketilmesi, tuvalette uzun süre kalınması, ıkınma, hareketsizlik gibi nedenlerle hemoroidal hastalığı daha sık görüldüğünü belirtti. Doç. Dr. Sürek, son dönemde özellikle genç yaş grubunda ekran bağımlılığının tuvalette de sürmesinin hastalık üzerinde etkili olduğunu söyledi, önemli uyarılarda bulundu. "Sıklığının artışının ana nedenlerinden biri; ekran bağımlılığı" ‘Son yıllarda özellikle genç yaşlarda dijital bağımlılık oldukça arttı artık insanlarımız tuvalete bile telefonlarıyla gidip telefonla çok fazla vakit geçirmekteler’ diyerek sözlerine başlayan Doç. Dr. Ahmet Sürek, "Bu da tabi çeşitli sağlık problemlere yol açmakta. Uzun süre tuvalette, telefona bakarak vakit geçirmek, bağırsağımızın alt noktasında makat dediğimiz bölgede kan akımının durmasına neden oluyor. Kan damarlarında kan birikmesine neden oluyor. Bu da hemoroid, anal fissür dediğimiz makat çatlaklarına yol açabiliyor, kas disfonksiyonları(kas yapısındaki bozulmalar), ıkınmalarla prolapsuslar (dışarı çıkma, sarkmalar) meydana geliyor. Daha çok genç yaşlarda gördüklerimiz; anal fissür ve hemoroid olarak söyleyebilirim. Ekran bağımlılığı çok önemli bir konu, tuvalette çok fazla vakit geçiriyorlar hem de maalesef Z kuşağımız, gençlerimiz biraz daha artık aktivite, spor yerine herhalde bilgisayar başında vakit geçiriyor. Oyunlar oynuyorlar, devamlı oturarak vakit geçirdikleri için bu hastalıkların şu an görülme sıklığının artışının ana nedenlerinden biri aslında bu; ekran bağımlılığı. Alt bölgedeki damarlarda basınç artışı sağlayarak bu hastalıkların genç yaşlarda görülmesine olanak sağlamaktadır" şeklinde konuştu. "Telefonumuzu yanımıza almayalım" Sözlerini sürdüren Doç. Dr. Sürek, "Bu hastalıkların en büyük nedenlerinden biri kabızlık, tuvalete girdiğimizde çok ıkınmamız, ekran başında veya işyerinde çok fazla oturmak, hareketsizlik, tuvalette 3-5 dakikanın üzerinde vakit geçirme olduğunda hemoroid veya makat bölgesinin hastalıklarında artış meydana geliyor. Makat bölgesinde her kanama hemoroid olmayabilir. En büyük önerilerimden biri; tuvalete gidiyorsak telefonumuzu yanımıza almayalım. Hemoroid sık görülen bir hastalık, yaklaşık yüzde 30-40’larda hemen hemen herkesin etkilendiği bir hastalık. Hemoroid zaten herkeste olan kan damarları, bağ dokusu ve düz kaslardan oluşan, büyük abdestimizin, gazımızın makat çevresini kaplayarak kaçmasını önleyen bir anatomik yapı. Yediğimize, içtiğimize, hareketlerimize çok dikkat etmemiz gerekiyor. Hastalığa hemoroidal hastalık diyoruz çünkü hemoroid bir anatomik yapı. Evresine göre tedavi uyguluyoruz, 4 evreye ayrılıyor. Yaşam tarzını değiştirme, bol su içme, lifli gıdalar yeme, yürüyüşlerini artırması belki bir spor fiziksel aktiviteyi artırmasını öneriyoruz, bunlarla zaten çoğu geçebiliyor. Geçmezse medikal ilaçlar verebiliyoruz. Etkili olmazsa endoskopik müdahalelerimiz oluyor, en son aşamada artık hiçbir tedaviden fayda görmüyorsa cerrahiye hastaları yönlendirebiliyoruz" dedi. "Kabızlık uzun sürüyorsa mutlaka doktora gidip nedeni araştırılmalı" Hastalıkların oluşmaması için yapılması gerekenleri sıralayan Doç. Dr. Sürek, "Engellenmesi için şunu söyleyebilirim; hareketli bir yaşam, çok ekran başında veya işyerinde oturarak çalışıyorsak da mutlaka kısa bir yürüyüş yapmayı öneriyorum. Lifli gıdaları bol tüketmemiz gerekiyor hem bağırsak sağlığımız hem de bağırsak hareketleri, büyük abdestin formundaki yumuşaklıklarla bu hastalıklara yakalanmayı azaltmakta. Toplardamarlarda kan birikir ve bu hastalıklar meydana gelir, hemoroidin içinde kan birikirse hemoroidal hastalık meydana geliyor. Kabızlığı yenebilmemiz için aktiviteyi artırmamız, bol su içmemiz, lifli gıdalar yememiz gerekiyor. Uzun sürüyorsa mutlaka bir doktora gidip nedeninin araştırılması gerekiyor. İşlenmiş gıdalar hem kabızlık artışına hem de bağırsak floramızın bozulmasına, hastalıkların gelişmesine neden olabiliyor. Bağırsak sağlığımızı korumak için tahılları ön plana almamız gerekiyor, taze sebze, meyveleri bol tüketmemiz gerekiyor. Z kuşağı fast foodu aşırı seviyor, tüketiyor. Bu da bu hastalıkların gelişmesinde ve oluşmasında büyük etkenlerden biri." ifadelerini kullandı. "Son zamanlarda 20’li 40’lı yaşlarda oldukça pik yaptı" ‘Kesinlikle sosyal medyadan hasta kendini tedavi etmemeli’ diyerek sözlerine devam eden Doç. Dr. Sürek, "İnternetten araştırıp tedavisini kendisi yapmamalı, bazen bunların altından kanserler de çıkabiliyor, özellikle 45 yaşından yüksek insanlarımızın mutlaka bir hekime başvurması gerekiyor. İnternette yazan her şey kişi için doğru değil. Kolorektal kanseri artık 20’li 30’lu yaşlarda da görüyoruz. Geçmeyen bir kanama, kronikleşmiş bir kabızlığı varsa vatandaşlarımızın mutlaka bir hekime başvurması gerekmekte. Belki kolonoskopi belki başka görüntülemeler yapılacak. Bu hastalıkların da yaşı biraz daha düştü, sebebi de yaşam tarzındaki değişiklik. Son zamanlarda 20’li 40’lı yaşlarda oldukça pik yaptı. 20 ile 40 yaş arasında bayağı bir hastamız özellikle genç 20, 30 yaş arasında daha da fazla hastamız bize başvuruyor. Hemoroidal hastalık, makat çatlağı, alt gastrointestinal sistem hastalıklarından başvurular oldukça fazla. Bağırsak sağlığımız çok önemli, insanın ikinci beyni derler, bütün vücudu etkiliyor, bağırsağımıza çok iyi bakmamız gerekiyor." diye konuştu. (HK-RU
15 Mayıs 2026 Cuma - 09:56 Rinoplastiye ilgi artıyor Medical Point Gaziantep Hastanesi Kulak Burun Boğaz Uzmanı Doç. Dr. İsmail Aytaç, burun estetiğinde doğal görünüm trendinin ön plana çıktığını belirtti. Doç. Dr. İsmail Aytaç, rinoplastinin yalnızca estetik bir işlem olmadığını vurgulayarak, "Burun estetiği operasyonları, kişinin yüz hatlarına uygun doğal bir görünüm sağlarken aynı zamanda nefes alma problemlerinin giderilmesine de katkı sunuyor. Günümüzde hastalar abartılı değişimlerden çok, yüz yapısıyla uyumlu ve doğal sonuçlar talep ediyor. En çok tercih edilen uygulamalar arasında yer alan rinoplasti (burun estetiği), hem estetik hem de fonksiyonel faydaları nedeniyle yoğun ilgi görmeye devam ediyor" dedi. Teknolojik gelişmeler sayesinde ameliyat süreçlerinin daha güvenli ve konforlu hale geldiğini ifade eden Dr. Aytaç, kişiye özel planlamanın başarılı sonuçlar açısından büyük önem taşıdığını söyledi. Ameliyat öncesinde detaylı değerlendirme yapılmasının gerekliliğine dikkat çeken Dr. Aytaç, operasyon sonrası süreçte doktor önerilerine uyulmasının iyileşme sürecini olumlu etkilediğini belirtti. Sosyal medyanın etkisiyle estetik operasyonlara yönelik farkındalığın arttığını kaydeden Dr. Aytaç, rinoplasti operasyonlarının özellikle genç yetişkinler arasında yaygınlaştığını, erkek hastaların da son yıllarda bu operasyonlara daha fazla ilgi gösterdiğini ifade etti. Rinoplastinin estetik kaygıların yanı sıra travma sonrası deformasyonlar ve solunum problemleri nedeniyle de tercih edildiğini belirten Doç. Dr. İsmail Aytaç, Türkiye’nin sağlık turizmi kapsamında burun estetiği alanında uluslararası hastalar tarafından yoğun talep gören ülkeler arasında yer aldığını sözlerine ekledi.
15 Mayıs 2026 Cuma - 09:47 Diyabet tedavisindeki yapay zeka gelişmeleri masaya yatırıldı SIBIONICS, Çin’in Shenzhen kentinde düzenlenen 4’üncü AGP & DTx Zirvesi’ne ev sahipliği yaptı. Çin merkezli sağlık teknolojisi şirketi SIBIONICS, diyabet tedavisinde CGM, CKM ve yapay zekanın entegre geleceğini vurgulayarak 4. AGP & DTx Zirvesi’ne ev sahipliği yaptığını duyurdu. Şirket, dijital diyabet yönetiminin bir sonraki aşamasını tartışmak üzere dünyanın dört bir yanından yaklaşık 300 uzman, klinisyen, araştırmacı, içerik üreticisi ve sektör ortağını bir araya getirdi. "Glikozun Ötesinde Diyabette CGM, CKM ve Yapay Zekanın Entegre Geleceği" teması altında düzenlenen zirve, klinik uygulamaların geliştirilmesinde ve hasta odaklı bakımda sürekli glikoz izleme (CGM), sürekli keton izleme (CKM), dijital terapötikler ve yapay zekanın giderek artan rolüne odaklandı. Foruma, aralarında Andrej Jane, Sofianos Andrikopoulos, Shannon Lin, Rodrigo Nunes Lamounier’in de bulunduğu, 30’dan fazla uluslararası konuşmacı katıldı. Gündem, diyabette dijital terapötiklerin uygulanması ve sağlık hizmeti değeri, CGM tabanlı metabolik fenotipleme, CGM teknolojisinin karşılaştığı zorluklar ve geleceği, dijital terapötiklerde CXM uygulaması ve gelecekteki CGM ve dijital diyabet yönetimine ilişkin hasta perspektifleri dahil olmak üzere çok çeşitli konuları kapsadı. Zirvede ana forumun yanı sıra üç paralel akademik oturum düzenlendi: Klinik Oturumu, Hemşirelik Oturumu ve Örnek Klinik Vaka Sunumu Oturumu. Bu oturumlar bir araya gelerek klinik araştırmalar, hemşirelik uygulamaları, gerçek hayattaki uygulamalar ve hasta bakımı konularında multidisipliner bir fikir alışverişi platformu oluşturdu. Zirve boyunca ele alınan temel konulardan birinin, glikoz izlemeden daha entegre ve uygulamaya yönelik bir diyabet yönetimine geçiş olduğu belirtildi. Zirve sırasında şirket, AI Meal Insight ve AI destekli olay günlüğü dahil olmak üzere GS3’e entegre edilen yapay zeka çözümlerini de tanıttı.
15 Mayıs 2026 Cuma - 09:40 Yeni yüzyılın yeni hastalığı: "Parlayan nesneler sendromu" uyarısı Göğüs Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Şevket Özkaya, akıllı telefon, tablet, sosyal medya ve parlak ekranların insan beyninde dikkat dağınıklığına yol açtığını belirterek, ’parlayan nesneler sendromu’nun özellikle gençler arasında hızla yayıldığını söyledi. Göğüs Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Şevket Özkaya, teknolojinin hızla gelişmesiyle birlikte insanların "Parlayan Nesneler Sendromu (PNS)" ya da İngilizce adıyla "Shiny Object Syndrome (SOS)" tehdidiyle karşı karşıya kaldığını ifade etti. Özkaya, özellikle çocuklar ve gençlerin akıllı telefon, tablet, televizyon ve bilgisayar oyunlarından uzaklaşamadığına dikkat çekerek, bu durumun zamanla ciddi dikkat dağınıklığı ve odaklanma problemlerine neden olduğunu belirtti. "Beynimizi esir alıyor" Sürekli yeniliklere, parlak ekranlara ve moda akımlara yönelme isteğinin "Parlayan Nesneler Sendromu" olarak tanımlandığını kaydeden Özkaya, "İnsanlar artık nihayetinde ne kadar faydalı olduğuna bakmaksızın yeni ve dikkat çekici olana yöneliyor. Parlayan ekranlar önce gözümüzü, sonra dikkatimizi, en sonunda ise beynimizi esir alıyor" dedi. Teknolojinin günlük hayatın merkezine yerleştiğini vurgulayan Özkaya, insanların ders çalışırken, kitap okurken ya da işine odaklanmışken gelen bildirimlerle dikkatlerinin dağıldığını söyledi. Özkaya, "Bir bildirim sonrası dikkatin yeniden toparlanması kişiden kişiye değişmekle birlikte 15 dakikaya kadar sürebiliyor. İnsanlar internette araştırma yapmak isterken kendilerini bambaşka mecralarda bulabiliyor, reklamlar ve sosyal medya içerikleri tüketim çılgınlığını artırıyor" diye konuştu. "Ailelerin çocukların ekran sürelerini kontrol altında tutması gerekli" Parlayan nesnelerin sadece çocukları değil her yaş grubunu etkilediğini belirten Özkaya, sosyal medya paylaşımlarını merak etme, sürekli yeni ürün satın alma isteği ve kısa sürede değişen düşüncelerin de bu sendromun belirtileri arasında yer aldığını kaydetti. Özkaya, özellikle sosyal medya, mesajlaşma uygulamaları ve dijital ekranların yoğun kullanımının insanları gerçek dünyadan uzaklaştırdığını ifade ederek, ailelerin çocukların ekran sürelerini kontrol altında tutması gerektiğini sözlerine ekledi.
Sınav kaygısı başarıyı gölgeliyor
14 Haziran 2025 Cumartesi - 14:01 Sınav kaygısı başarıyı gölgeliyor Sağlık Bakanlığı tarafından üniversite sınavı sürecinde öğrencilerin yaşadığı sınav kaygısı üzerine açıklama yapıldı. Sağlık Bakanlığı tarafından, sınav hazırlığının öğrencilere ektisi üzerine açıklama yayımlandı. Sınav hazırlığının, öğrenciler için yoğun bir bilgi edinme sürecinin yanında önemli bir ‘duygusal yük’ olduğu belirtilen açılamada, süreçte ortaya çıkan sınav kaygısının kontrol edilemediğinde; öğrencinin bilgi düzeyinden bağımsız olarak, akademik performansı olumsuz etkilenebileceğini açıkladı. Açıklamada şu ifadelere yer verildi: "Kaygının bastırılması değil, fark edilerek kontrol altına alınması önemlidir. Derin nefes alma, gevşeme egzersizleri, içsel telkinler ve dikkat odağını soruya yöneltme gibi yöntemler, kaygının yönetilmesinde etkilidir. Ayrıca sınav sürecinde öğretmen ve ailelerin tutumu, öğrencinin psikolojik dayanıklılığı üzerinde belirleyici rol oynamaktadır. Destekleyici bir çevre, öğrencinin yalnızca başarıya değil, sağlıklı bir sınav sürecine de odaklanmasını sağlar." Sınava yönelik endişenin, çoğu zaman sadece bilgi eksikliğinden değil; sınavın anlamı, beklentiler ve kişinin kendisiyle ilgili düşüncelerinden de kaynaklanabileceği de vurgulanırken, kaygının kontrol edilebilir bir düzeyde dikkat ve motivasyonu artırabildiğini fakat kontrol edilemediğinde fiziksel ve ruhsal problemlere neden olabildiği de ifade edildi. Açıklama şu şekilde devam etti: "Mide bulantısı, kalp çarpıntısı, nefes darlığı gibi fiziksel belirtiler hisseden; dikkati dağılan, özgüveni azalan öğrencilerin performansında düşüşler yaşanabildiği gibi; özellikle sınavın sonucu üzerinde fazla yoğunlaşmak, felaket senaryoları kurmak ya da kendi yetersizliğine inanmak da kaygıyı artıran etmenler arasında yer almaktadır. Unutulmamalıdır ki; sınav sürecinde başarılı olabilmek için yalnızca akademik bilgi yeterli değildir. Öğrencinin zihinsel ve duygusal olarak dengede kalması da en az bilgi kadar önem taşımaktadır. Bu nedenle sınav öncesi dönemde düzenli uyku, dengeli beslenme, yeterli su tüketimi ve ekran süresinin sınırlandırılması gibi temel yaşam alışkanlıklarının korunması gerekmektedir. Ayrıca, çalışmanın plansız ve kontrolsüz şekilde değil; hedeflere bölünerek yapılması, öğrencinin sınav sürecine hâkimiyetini artırırken, kaygı düzeyini de azaltmaktadır." Duygularla baş edebilme becerilerinin gelişmesi bu süreçte ayrı bir önem taşıdığı da dile getirilen açıklamada, "Kaygının bastırılması değil, fark edilerek kontrol altına alınması gereklidir. Derin nefes alma, gevşeme egzersizleri, içsel telkinler ve dikkat odağını soruya yöneltme gibi yöntemler, kaygının yönetilmesinde etkilidir. Bu süreçte öğrencilere, sınavın "kişiliklerini ya da yaşam değerlerini belirleyen" bir unsur olmadığının; yalnızca mevcut bilgilerinin değerlendirildiği bir araç olduğunun sık sık hatırlatılması önemlidir" ifadelerine yer verildi. Sınav sürecinde öğretmen ve ailelerin tutumunun önemine de değinerek, "Öğrencinin psikolojik dayanıklılığı üzerinde belirleyici rol oynamaktadır. Anlayışlı, güven veren ve yargılamayan bir yaklaşım, öğrencinin kendine olan inancını pekiştirir. Destekleyici bir çevre, öğrencinin yalnızca başarıya değil, sağlıklı bir sınav sürecine de odaklanmasını sağlar. Bu dönemde ruh sağlığını koruyan yaklaşımlar, öğrencilerin sadece sınavı değil, yaşamı da sağlıklı biçimde yönetmesini mümkün kılmaktadır" ifadeleri kullanıldı.
Mersin’de yaşlılara doğru solunumun önemi anlatıldı
14 Haziran 2025 Cumartesi - 13:52 Mersin’de yaşlılara doğru solunumun önemi anlatıldı Mersin Büyükşehir Belediyesi ile Türkiye Fizyoterapistler Derneği Mersin İl Temsilciliği iş birliğinde, yaş almış bireylerin sağlıklı yaşamlarını desteklemek amacıyla, ’Solunum Egzersizleri Atölyesi’ gerçekleştirildi. "Her Şey Nefesle" sloganıyla hayata geçirilen atölyede, alanında uzman fizyoterapistler katılımcılara solunumun ve doğru nefes almanın önemini anlattı. Atölye çalışmasında solunum sıkıntılarının nasıl fark edilebileceği ve sık görülen solunum hastalıkları hakkında bilgilendirme yapıldı. Ayrıca Emekli Evi üyeleri, fizyoterapistlerin rehberliğinde doğru nefes alma üzerine egzersizler yaptı. "Akciğer, ilerleyen yaşlarda daha sağlıklı olmak adına çok önemli" Türkiye Fizyoterapistler Derneği Mersin İl Temsilcisi Fizyoterapist Fatma Öksüz, Emekli Evi üyeleriyle hem teorik hem de uygulamalı bilgiler paylaştıklarını anlatarak, "Bugün, ‘nefes alırken hangi problemleri yaşıyoruz, bu problemleri nasıl tespit edebiliriz, tespit ettiğimizde ne yapmamız gerekiyor, solunum problemlerinde kimlere başvurmalıyız?’ konularından ve bizi kurtaracak bir takım egzersizlerden bahsettik. Bunu beraberce de uyguladık. Çok keyifli bir atölye oldu" dedi. Yaş ilerlemesiyle birlikte kişide duruş bozukluğunun yaşandığını ve vücudun öne doğru gittiğini vurgulayan Öksüz, bu durumun nefes alışın gerilemesine neden olduğunu belirterek, "Akciğer, bizim için ilerleyen yaşlarda daha sağlıklı olmak adına çok önemli. Onun için belli bir yaşın üzerinde bireylerle solunum çalışmak, bizim için çok kıymetli" diye konuştu. Emekli Evi üyeleri, nefes egzersizlerinden memnun kaldı Atölye çalışmasından çok memnun kaldığını kaydeden emekli öğretmen Hayriye Örki, "Nefesin ne kadar önemli olduğunu bir kez daha anlamış olduk. Çok eksiklerimiz varmış, onları gördük" ifadelerine yer verdi. Emekli Evi üyelerinden Asuman Yazıcı, "Burada çok güzel şeyler öğreniyoruz. Bugünkü nefes etkinliğinden de çok memnun kaldık. Sağlığımız için doğru nefes almayı öğrendik" ifadelerini kullandı.
Nadir görülen sindirim sistemi hastalığı tedavi edildi: "Erik, kiraz ve zeytini çekirdeği ile tüketmeyin"
14 Haziran 2025 Cumartesi - 13:17 Nadir görülen sindirim sistemi hastalığı tedavi edildi: "Erik, kiraz ve zeytini çekirdeği ile tüketmeyin" Sinop’ta nadir görülen bir sindirim sistemi hastalığı, başarılı bir cerrahi müdahale ile tedavi edildi. Hastalığın, sindirilemeyen meyve çekirdeği nedeniyle oluştuğu tespit edilirken, uzmanlardan önemli bir uyarı geldi: "Erik, kiraz ve zeytini çekirdeğiyle tüketmeyin." Karın ağrısı şikâyetiyle Sinop Atatürk Devlet Hastanesi’ne başvuran hastada yapılan tetkikler sonucunda Meckel divertiküliti tespit edildi. Konuya ilişkin açıklama yapan Sinop Atatürk Devlet Hastanesi Genel Cerrahi Uzmanı Opr. Dr. Sercan Dolu, "Yapılan değerlendirme sonucunda, divertikül ağız kısmının eriğin sindirilemeyen çekirdeği ile tıkanması neticesinde bu durumun geliştiği anlaşılmıştır. Hastamız, laparoskopik yöntemle yapılan wedge rezeksiyon (divertikülün çıkarılması) ameliyatı sonrası sağlığına kavuşarak şifa ile taburcu edilmiştir" dedi. "Bağırsak sağlığınız için, çekirdekli meyveleri (erik, kiraz, zeytin vb.) çekirdeğiyle birlikte tüketmeyiniz" Dr. Dolu, benzer sağlık sorunlarının önüne geçebilmek adına vatandaşlara "Bağırsak sağlığınız için, çekirdekli meyveleri (erik, kiraz, zeytin vb.) çekirdeğiyle birlikte tüketmeyiniz. Sindirimi zor ve posa bırakan gıdaları aşırı miktarda tüketmekten kaçınınız. Uzun süren karın ağrısı, mide bulantısı veya sindirim sorunlarınız varsa mutlaka bir sağlık kuruluşuna başvurunuz" uyarılarında bulundu.
Geçmeyen ağrılar ciddi bir sorunun habercisi olabilir
14 Haziran 2025 Cumartesi - 13:16 Geçmeyen ağrılar ciddi bir sorunun habercisi olabilir İzmir Ekonomi Üniversitesi Medical Point Hastanesi Ortopedi ve Travmatoloji Bölümü’nden Doç. Dr. Burçin Keçeci, kemik tümörleri konusunda toplumda farkındalık oluşturmak adına önemli açıklamalarda bulundu. "Kemik tümörleri, nadir görülen ancak hem çocukluk çağında hem de erişkinlik döneminde karşılaşabildiğimiz bir tümör grubudur," diyen Doç. Dr. Keçeci, bu tür vakalarda en sık rastlanan belirtinin geçmeyen ağrı olduğuna dikkat çekti. "Özellikle gece ağrısıyla seyreden ve uzun süredir devam eden şikayetleriniz varsa, bu sıradan bir spor yaralanması olmayabilir. Ağrınız süreklilik gösteriyorsa mutlaka bir ortopedi uzmanına başvurmanız gerekir." Önce röntgen, sonra gerekirse MR Tümör şüphesiyle başvuran hastalarda ilk adımın genellikle basit bir röntgen olduğunu belirten Keçeci, "Direkt grafi dediğimiz röntgenle kemiklerde anormal bir oluşum olup olmadığını değerlendiriyoruz. Eğer şüpheli bir lezyon tespit edersek, MR görüntülemesi ile detaylı incelemeye geçiyoruz" şeklinde konuştu. ’İyi huylu mu, kötü huylu mu’ ayrımı hayati önemde Kemik tümörlerinin nadir görülse de iki ana gruba ayrıldığını belirten Doç. Dr. Burçin Keçeci, şu şekilde devam etti: "Bazı tümörler iyi huyludur; yani sadece bulundukları bölgede sınırlı kalırlar. Ancak bazıları kötü huyludur ve vücuda yayılma riski taşır. Bu tür tümörler yaşamı tehdit edebilir. Bu nedenle tümörün tipi ve yayılım durumu mutlaka netleştirilmelidir." Geçmeyen ağrılar göz ardı edilmemeli Son olarak topluma çağrıda bulunan Doç. Dr. Keçeci, şu uyarılarda bulundu: "Vücudunuzda nedeni açıklanamayan ve geçmeyen bir ağrı varsa ya da herhangi bir şişlik fark ettiyseniz, bunu önemseyin. Özellikle ağrılar geceleri de sizi uyandırıyorsa bu alarm verici olabilir. Erken tanı, tedavi başarısını doğrudan etkiler. Lütfen geç kalmadan bir ortopedi uzmanına danışın."
Zayıflamak için canınızdan olmayın
14 Haziran 2025 Cumartesi - 12:46 Zayıflamak için canınızdan olmayın ’Zayıflama çayı’ adı altında satılan ve kilo vermek isteyenlerin rağbet ettiği ürünler, kontrolsüz kullanımlarda ölüme kadar götürebiliyor. İlaç ve gıda takviyelerinin fazla kullanımının insanların sağlığına zarar verebileceğini belirten Aktar Hamit Sipahi, "internet ortamında satılan çok kirli zayıflama ilaçları var" dedi. Yaz ayrılarının gelmesi ile birlikte vatandaşları zayıflama heyecanı sardı. Yaz mevsimine zayıf ve fit girmek isteyenler satılan zayıflama çaylarını da kullanmayı tercih ediyor. Sağlık Bakanlığı ve Tarım ve Orman Bakanlığı’ndan izin alınmadan merdiven altı üretilen hızlı kilo verme vaadli ilaçlar, kullananların geri dönüşü olmayan sağlık sorunları yaşamalarına, hatta yaşamlarını yitirmelerine sebep oluyor. Özellikle son dönemde sık sık haber bültenlerine konu olan zayıflama çayları ile ilgili olarak uyarılarda bulunan Düzceli Aktar Hamit Sipahi, hem zayıflama çaylarının hem de karışımlarına dikkat çekti. Hamit Sipahi, yaptığı açıklamalarda şunları söyledi: "Sağlıksız ve bilinçsiz kullanımında, doktora danışılmadan alınan hele de internet ortamında satılan ürünlerin ne derece güvenli olduğu malum. İnsanları doktorlarından almış oldukları fikir doğrultusunda vücut değerleri kullanıma elverişliyse bitkisel gıda takviyeleri kullanılabilir. Metabolizmayı hızlandıracak bazı bitki tohumları var. Onlar kullanılabilir, herhangi bir problem yaşanmaz ama bilmediği, kesin olarak üretiminden emin olunmadığı hijyenik ve steril ortamda üretilmeyip bakanlık onayı olmayan internet ortamında satılan çok kirli ürünler var. Bunları maalesef insanları alıp kullanıyor. Sonrasında da şikayetlerle hastanelere gidiyorlar. İnsanların sağlığı ile oynamamak lazım." "İnsanlar evlerinde daha masrafsız ve sağlıklı çaylar yapabilir" Hamit Sipahi, verdiği röportajda, insanların fazla masrafa girmeden sağlıklı zayıflayabilecekleri çay yapmalarının mümkün olduğunu da belirterek, "Evlerinde insanlar kendi karışımlarını da yapabilirler. Metabolizmayı hızlandırmak için kete tohumu kullanabilirler. Yine bağırsaklardaki şişkinliği almaya yardımcı olur. Çia tohumu şu an çok popüler. Yulaf ezmesi midede şişkinliği önlüyor ve tokluk hissi veriyor. Tok tuttuğu için rejim yapanlar bu bitkilerden faydalanıyorlar. Bunların da herhangi bir yan etkisi ve yok, gıda olarak tüketilebilen bitkiler" diye konuştu. "Doktor tavsiyesi önemli" Hamit Sipahi, ayrıca röportajında "Bitkiler kimyasallara göre daha masum ama fazlası zarar verir. O nedenle tıbbi yardım almadan, doktor tavsiyesine uymadan insanların kafalarına göre kullanmamaları iyi olur. İnsanlar zayıflamak için 9’lu bitki çayı dediğimiz 9 bitkinin karışımı ile yapılan çay var. Hem ödem atmada hem de zayıflama da yardımcı olur. Yıllardır insanlara veriyoruz. Şimdi ya kadar hiçbir sorun yaşanmadı. İçinde funda yaprağı, biberiye, yeşilçay, barut ağacı, tarçın, cimea gibi bitkilerin karışımıdır. Günde kupa bardakla 2 barda tüketilirse vücuttaki ödemi atmaya ve yağ yakmaya yardımcı olur" dedi. İnternet ortamından alınan sağlık ilaçlarının büyük kısmının sağlık bakanlığı ve Tarım Orman Bakanlığı onayının olmaması tüketicilerin ürün alırken bu onaylara bakmadan ve reklama göre ürün almaları ise ciddi sağlık sorunlarını beraberinde getiriyor.
Kadın hastalıklarına V-Notes tekniğiyle ameliyat
14 Haziran 2025 Cumartesi - 12:38 Kadın hastalıklarına V-Notes tekniğiyle ameliyat Kahramanmaraş’ta hizmet veren HG Hospital’da gerçekleştirilen kadın hastalıkları operasyonunda, dünyada sayılı merkezde uygulanan V-Notes (doğal deliklerden yapılan cerrahi) tekniğiyle rahim ve yumurtalıklar karnı kesmeden alındı. HG Hospital’a başvuran 51 yaşındaki hasta, yaklaşık 17 yıldır devam eden yoğun vajinal kanama şikâyetiyle yaşam kalitesinin ciddi şekilde düştüğünü, sosyal hayatının kalmadığını belirtti. Yapılan tetkiklerde rahim kanseri başlangıcı tespit edilen hasta, Jinekolojik Onkoloji Konseyi’nde değerlendirilerek V-Notes tekniğiyle ameliyata alındı. Bu yöntemle hastanın karın bölgesinde hiçbir kesi yapılmadan rahmi ve yumurtalıkları alındı. Ameliyat sonrası aynı gün ayağa kalkabilen hasta, ağrısız şekilde günlük yaşantısına döndü. HG Hospital’da kadın hastalıkları ve doğum uzmanı olarak görev yapan Operatör Doktor Merva Tekelek Susaçan, jinekolojik onkoloji ekibinin başkanı Doç. Dr. Behzat Can ile birlikte hastalarını takip ettiklerini ve operasyonlarını gerçekleştirdiklerini söyledi. ’Hiçbir kesi olmadan rahim ve yumurtalıklar alındı’ Uygulanan yöntemin detaylarını anlatan Dr. Susaçan, "Hastamızın karnında ya da görebileceği herhangi bir yerde hiçbir kesi ya da iz olmadan rahmini ve yumurtalıklarını aldık. Ameliyatın hemen birkaç saat sonrasında ayağa kalktı. Ağrısı olmadı, günlük hayatına aynı gün dönebildi. Hatta karnına baktığında ameliyat olduğuna inanamıyor" dedi. ’Kadınlar bu şikayetleri ihmal etmesin’ Kadınlarda sık görülen bu tür rahatsızlıkların çoğu zaman ihmal edildiğine dikkat çeken Susaçan, "Ama kadınlarımız bilsin ki kendi şehirlerinde, HG Hospital’da bu yüksek teknolojiyle güvenli bir şekilde tedavi olabiliyorlar. Farklı şehirlere gitmelerine gerek yok. Sağlığınızı ertelemeyin. Siz kıymetlisiniz ve bu sorunların konforlu çözümleri var" diye konuştu. Hasta Nimet Süt ise, "Hocamla tanıştım. Çok iyi, çok iyi. Herkese de tavsiye ederim. Yani ameliyatım ağrısız, sızısız, yara bere hiçbir şey yok. 17 senedir çektim ben bunu. Hiçbir sosyal aktivitem yoktu. Artık yani kan almaktan, sürekli kan gitmesinden sosyal aktivitem olmuyordu yani. Şimdi çok iyiyim" diyerek tüm ekibe teşekkür etti.
Uzmanlar uyardı: Sınav değil, kaygı zorlayabilir
14 Haziran 2025 Cumartesi - 11:56 Uzmanlar uyardı: Sınav değil, kaygı zorlayabilir Sınav kaygısı, öğrencilerin başarısını olumsuz etkileyebiliyor. Uzmanlar, doğru yöntemlerle bu kaygının kontrol altına alınabileceğini belirtiyor. Sınav döneminde birçok öğrenciyi etkileyen kaygı, öğrenilen bilgilerin kullanılmasını zorlaştırıyor. Uzmanlar, bu kaygıyla başa çıkmak için nefes egzersizlerinden turlama tekniğine, doğru ebeveyn tutumlarından düşünce kalıplarını değiştirmeye kadar çeşitli yöntemlerin etkili olduğunu belirtiyor. Sınav kaygısının, sınav öncesi ve sınav sırasında yaşanılan bir performans anksiyetesi olduğunu belirten Medicana Konya Hastanesi Psikoloji Bölümü’nden Klinik Psikolog Kübra Adam, "Bu kaygı, sınav anında önceden öğrenilmiş bilgilerin geri çağrılmasında zorlanmaya sebep olmaktadır. Yoğun kaygı, huzursuzluk, başarısızlık korkusu, dikkat ve konsantrasyonda zorlanma, ders çalışma isteksizliği, erteleme davranışı, özgüvende azalma gibi şekillerle ortaya çıkmaktadır. Bunun yanı sıra yeme bozuklukları, uyku problemleri gibi bedensel belirtilerle de karşımıza çıkmaktadır. Sınava verilen önem, başarı kelimesinin sınav ve sonucuyla eşleştirilmiş olması ile ilişkilidir. Konu eksikliği, planlı çalışma yapamama kaygının nedenleri arasındadır. Sınav kaygısı ile nasıl çalışıyoruz. Bilimsel davranışı terapiler ile çalışıyoruz. Bireyin olumsuz düşünce kalıplarını değiştirmeyi ve kaygıya yol açan davranışları dönüştürmeyi hedefliyoruz. Nefes egzersizleri ve gevşeme teknikleri ile 4-7-8 tekniği ile gevşemeyi sağlıyoruz. Bu nasıl oluyor, 4’e kadar sayıyoruz, nefes alıyoruz, burnumuzdan 7’ye kadar onu içimizde tutuyoruz ve 8’e kadar sayarak ağzımızdan yavaşça o nefesi veriyoruz" dedi. "Çocuklarınızı başkaları ile kıyaslamayın" Psikolog Kübra Adam şöyle devam etti: "Ebeveynlere birkaç öneri verecek olursak çocuklarınızı başkaları ile kıyaslamayın. Her ne olursa olsun onlara onların yanında olduğunuzu söyleyin. Sana inanıyorum demek yerine her zaman senin arkandayım, her ne olursa olsun ben senin yanındayım deyin. Sınav günü öğrencilere her gün nasıl davranırsınız öyle davranın. Eğer sınav günü sınava özel davranırsanız çocukların performans anksiyetesini tetikleyebilirsiniz. Bu sebeple, sıradan bir gününüz nasıl geçiyorsa, sıradan bir denemeye nasıl giriyorsa, onu o günü o şekilde yaşatmaya çalışın." "Bir soruya takılıp kalma bir sonraki soruya geç" Öğrencilere de birkaç öneri sunan Kübra Adam, "Evet, bu önemli bir sınav ama hayatının sınavı değil. Elinden geleni yaptın. Bir sınava gireceksin. Konu eksikliklerin olabilir. Belki bu yüzden kaygılanıyor da olabilirsin ama karşına çıkacak tüm sorular çok zor veya çok kolay olmayacak. Kolay sorular, zor sorular ve orta derecede sorular olacak. Zor bir soruyla karşılaştığında soruyla cebelleşmek yerine soruyu atlayıp bir sonraki soruya geçmeni tavsiye ediyorum. Bir soruya takılıp kalma bir sonraki soruya geç vaktin kaldığında zaten o soruya tekrar döneceksin. Biz buna turlama tekniği diyoruz. Soruları turlayarak çözmeye çalış. Bütün sınava girecek öğrencilere başarılar diliyorum" diye konuştu.
Uzmanlar uyardı: Sınav değil, kaygı zorlayabilir
14 Haziran 2025 Cumartesi - 11:44 Uzmanlar uyardı: Sınav değil, kaygı zorlayabilir Sınav kaygısı, öğrencilerin başarısını olumsuz etkileyebiliyor. Uzmanlar, doğru yöntemlerle bu kaygının kontrol altına alınabileceğini belirtiyor. Sınav döneminde birçok öğrenciyi etkileyen kaygı, öğrenilen bilgilerin kullanılmasını zorlaştırıyor. Uzmanlar, bu kaygıyla başa çıkmak için nefes egzersizlerinden turlama tekniğine, doğru ebeveyn tutumlarından düşünce kalıplarını değiştirmeye kadar çeşitli yöntemlerin etkili olduğunu belirtiyor. Sınav kaygısının, sınav öncesi ve sınav sırasında yaşanılan bir performans anksiyetesi olduğunu belirten Medicana Konya Hastanesi Psikoloji Bölümü’nden Klinik Psikolog Kübra Adam, "Bu kaygı, sınav anında önceden öğrenilmiş bilgilerin geri çağrılmasında zorlanmaya sebep olmaktadır. Yoğun kaygı, huzursuzluk, başarısızlık korkusu, dikkat ve konsantrasyonda zorlanma, ders çalışma isteksizliği, erteleme davranışı, özgüvende azalma gibi şekillerle ortaya çıkmaktadır. Bunun yanı sıra yeme bozuklukları, uyku problemleri gibi bedensel belirtilerle de karşımıza çıkmaktadır. Sınava verilen önem, başarı kelimesinin sınav ve sonucuyla eşleştirilmiş olması ile ilişkilidir. Konu eksikliği, planlı çalışma yapamama kaygının nedenleri arasındadır. Sınav kaygısı ile nasıl çalışıyoruz. Bilimsel davranışı terapiler ile çalışıyoruz. Bireyin olumsuz düşünce kalıplarını değiştirmeyi ve kaygıya yol açan davranışları dönüştürmeyi hedefliyoruz. Nefes egzersizleri ve gevşeme teknikleri ile 4-7-8 tekniği ile gevşemeyi sağlıyoruz. Bu nasıl oluyor, 4’e kadar sayıyoruz, nefes alıyoruz, burnumuzdan 7’ye kadar onu içimizde tutuyoruz ve 8’e kadar sayarak ağzımızdan yavaşça o nefesi veriyoruz" dedi. "Çocuklarınızı başkaları ile kıyaslamayın" Psikolog Kübra Adam şöyle devam etti: "Ebeveynlere birkaç öneri verecek olursak çocuklarınızı başkaları ile kıyaslamayın. Her ne olursa olsun onlara onların yanında olduğunuzu söyleyin. Sana inanıyorum demek yerine her zaman senin arkandayım, her ne olursa olsun ben senin yanındayım deyin. Sınav günü öğrencilere her gün nasıl davranırsınız öyle davranın. Eğer sınav günü sınava özel davranırsanız çocukların performans anksiyetesini tetikleyebilirsiniz. Bu sebeple, sıradan bir gününüz nasıl geçiyorsa, sıradan bir denemeye nasıl giriyorsa, onu o günü o şekilde yaşatmaya çalışın." "Bir soruya takılıp kalma bir sonraki soruya geç" Öğrencilere de birkaç öneri sunan Kübra Adam, "Evet, bu önemli bir sınav ama hayatının sınavı değil. Elinden geleni yaptın. Bir sınava gireceksin. Konu eksikliklerin olabilir. Belki bu yüzden kaygılanıyor da olabilirsin ama karşına çıkacak tüm sorular çok zor veya çok kolay olmayacak. Kolay sorular, zor sorular ve orta derecede sorular olacak. Zor bir soruyla karşılaştığında soruyla cebelleşmek yerine soruyu atlayıp bir sonraki soruya geçmeni tavsiye ediyorum. Bir soruya takılıp kalma bir sonraki soruya geç vaktin kaldığında zaten o soruya tekrar döneceksin. Biz buna turlama tekniği diyoruz. Soruları turlayarak çözmeye çalış. Bütün sınava girecek öğrencilere başarılar diliyorum" diye konuştu.
Psikolog uyardı: "Sınav kaygısı doğru yönetilmezse başarıyı engelleyebilir"
14 Haziran 2025 Cumartesi - 11:21 Psikolog uyardı: "Sınav kaygısı doğru yönetilmezse başarıyı engelleyebilir" Sınav kaygısı hakkında uyarılarda bulunan Psikolog Ozan Yazıcı, "Düşük ve orta düzeyde bir kaygı, dikkati toplamak, motive olmak ve zamanla yarışmak açısından işlevseldir. Sınavı hayatın dönüm noktası olarak görmek, kazanmayı ise değerli olmanın kanıtı gibi yorumlamak, doğal bir değerlendirme sürecini sancılı bir sınava dönüştürür. Ancak gerçekte, lise ve üniversite sınavları hayattaki birçok sınavdan sadece birkaçıdır" dedi. LGS ve YKS gibi sınav dönemleri yaklaşırken, öğrencilerin yalnızca akademik değil, psikolojik olarak da hazırlanması büyük önem taşıyor. Sınav performansını belirleyen temel etkenlerden biri olan "sınav kaygısı", çoğu zaman başarısızlıktan çok, başarısız olma düşüncesinin kendisinden besleniyor. Liv Hospital Samsun’dan Psikolog Ozan Yazıcı, sınav kaygısı konusunda açıklamalarda bulundu. "Sınav deneyimi bir mücadele alanına dönüşür" Sınav kaygısının ne olduğundan bahseden Psk. Yazıcı, "Sınav kaygısı; olumsuz senaryolar, yüksek beklentiler ve felaketleştirme içeren düşüncelerle şekillenen, çoğu zaman gerçekçi dayanaklardan yoksun bir kaygı türüdür. Bu nedenle ‘yalancı kaygı’ olarak da adlandırılır. Gerçek bir tehdit olmadığında bile bedenin ve zihnin alarm durumuna geçmesine neden olur. Sonuçta öğrencinin dikkatini toplama, bilgiyi hatırlama ve düşünme becerileri zayıflar; fiziksel belirtiler (terleme, mide bulantısı, çarpıntı) eşlik eder ve sınav deneyimi bir mücadele alanına dönüşür" diye konuştu. "Düşük ve orta düzeyde bir kaygı işlevseldir" Kaygının tamamen ortadan kaldırılması değil, yönetilebilir düzeyde tutulmasının hedeflenmesi gerektiğini söyleyen Psk. Yazıcı, "Düşük ve orta düzeyde bir kaygı, dikkati toplamak, motive olmak ve zamanla yarışmak açısından işlevseldir. Bu noktada önemli bir gerçek şudur; sınava yüklenen anlam, kaygı düzeyini doğrudan belirler. Sınavı hayatın dönüm noktası olarak görmek, kazanmayı ise değerli olmanın kanıtı gibi yorumlamak, doğal bir değerlendirme sürecini sancılı bir sınava dönüştürür. Ancak gerçekte, lise ve üniversite sınavları hayattaki birçok sınavdan sadece birkaçıdır. Bir işi zamanında yetiştirmek, bir ilişkide kriz yönetmek, evde yanan yemeği telafi etmek de kendi içinde sınav niteliği taşır. Fark, sadece bağlamdadır" şeklinde konuştu. "Kaygıya sebep olan çevredir" Ebeveynlere düşen sorumluluklara değinen Psk. Yazıcı, "Çoğu zaman bu aşırı anlam yüklemenin kaynağı öğrencinin kendisi değil, çevresidir. Özellikle ebeveynler iyi niyetle yaptıkları birçok yönlendirme ve uyarıyla farkında olmadan çocuklarının kaygı seviyesini artırabilirler. Daha iyi bir gelecek arzusu, çocuğun zihninde ‘başarısız olursam sevilmem’ gibi düşüncelerle yer değiştirebilir. Bu yüzden ebeveynlerin tutumu, kaygının oluşmasında ya da sağlıklı yönetilmesinde kritik bir rol oynar" dedi. "Ailelere ve sınava girecek çocuklara öneriler" Psk.Yazıcı, sınav sürecinde kendimize ve çocuğumuza hatırlatabileceğimiz bazı gerçekleri şöyle sıraladı: "Bu, hayatın içindeki birçok sınavdan sadece biri. Sonuç her ne olursa olsun, ölüm yok. Hayat devam ediyor ve her zaman yeni fırsatlar doğar. (İstediğin liseyi/üniversiteyi kazanamamış olmak, istediğin mesleği seçemeyeceğin anlamına gelmez!) Başarı sadece sonuçta değil, sürecin kendisinden keyif alabilmekte saklıdır. Her sonucu kontrol edemeyiz. Bazı değişkenler bizim dışımızdadır. Kendine sor: En kötü ne olabilir? Eğer bu sorunun cevabında hayatı tehdit eden, geri dönüşü olmayan bir durum yoksa, o zaman umut baskındır. Hem de en yalın ve en gerçek hâliyle, gözünün önündedir. Tek yapman gereken görmek istemek."
Uzmanlardan deniz ve havuzda serinleyen kadınlara uyarı
14 Haziran 2025 Cumartesi - 11:16 Uzmanlardan deniz ve havuzda serinleyen kadınlara uyarı Kadın hastalıkları ve Doğum Uzmanı Ezgi Aydın, yaz mevsimi ile birlikte deniz ve havuz kullanımının arttığını belirterek suya girerek serinlemeyi tercih eden kadınların enfeksiyona karşı duyarlı ve dikkatli olmalarını tavsiye etti. Aydın ayrıca, özellikle kadınların yaz döneminde hijyen kurallarına daha çok riayet etmesini, havuz ve denize girerken suyun temiz olmasına özen gösterdikleri gibi sudan çıktıktan sonra da vakit kaybetmeden ıslak mayolarını çıkarıp kuru kıyafet giymelerini tavsiye etti. Türkiye’nin en sıcak bölgesi Ege’de yazın bunaltıcı sıcağına karşı en keyifli serinleme yöntemlerinden birinin havuz ve denizler olduğunu belirten Kadın hastalıkları ve Doğum Uzmanı, hekimine danışarak hamilelerin de yüzebileceğini belirterek "Suda serinleme keyfi dikkat edilmez ise bazı riskleri de beraberinde getirebiliyor. Kadınlar enfeksiyon kapma riskine karşı erkeklere göre daha hassas. Bu nedenle özellikle kadınlar serinlediği suyun temiz olmasına özen göstermeli ve sudan çıktıktan sonra hemen kurulanıp üzerini değiştirmeli. Uzun süre ıslak mayo ile oturmak idrar yolu enfeksiyonları, mantar enfeksiyonları gibi sıkıntılara neden olabiliyor. Maalesef Yaz aylarında en sık yapılan yanlışlardan biri ıslak mayoyu üzerimizde kurutmak. Her yaz artan vajinal enfeksiyonlara karşı alınacak en önemli tedbirlerden biri havuz ya da denizden çıkar çıkmaz ıslak mayonun çıkarılmasıdır" dedi. Yazın iç çamaşırı tercihlerinin de hava alan pamuklu iç çamaşırı yönünde olmasını tavsiye eden Aydın, ortak kullanımdaki şezlongların da üzerine temiz havlu serilmeden kullanılmamasını önerdi. Sulu ortamların mikroorganizmaların büyümesi ve yayılması için uygun alan sağladığını ifade eden Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Ezgi Aydın, kişilerin havuza girerken de çıktıktan sonra da duş almasını tavsiye etti.
Bitkisel zayıflama ilaçları sağlığınız için tehdit olabilir
14 Haziran 2025 Cumartesi - 10:46 Bitkisel zayıflama ilaçları sağlığınız için tehdit olabilir Yaz mevsiminin gelmesiyle birlikte kilo verme telaşı artarken, zayıflama ilaçları ve takviyelere yönelenlerin sayısı da yükseliyor. Ancak uzmanlar, bu ürünlerin kontrolsüz kullanımının ciddi sağlık sorunlarına yol açabileceği konusunda uyarıyor. Doç. Dr. Burak Önal, özellikle internetten alınan ve "bitkisel" adıyla satılan zayıflama ürünlerinin sağlık açısından ciddi riskler taşıdığını belirtti. Biruni Üniversitesi Tıp Fakültesi Tıbbi Farmakoloji Anabilim Dalı’ndan Doç. Dr. Önal, yaz aylarında artan zayıflama baskısının bireyleri hızlı çözümlere yönelttiğini söyledi. Bu dönemde internetten veya eş-dost tavsiyesiyle alınan ürünlerin özellikle kalp-damar, karaciğer ve sinir sistemi üzerinde tehlikeli etkiler oluşturabileceğini vurguladı. "Sıcak havalarda zaten strese giren vücudun üzerine bir de bu ilaçların bilinçsizce yüklenmesi ciddi sağlık problemlerini beraberinde getiriyor" diyen Doç.Dr. Önal, geçmişte "olağanüstü" olarak pazarlanan sibutramin maddesinin kalp krizi ve felce yol açtığı için yasaklandığını hatırlattı. "Reçetesiz ürünlerin içeriği çoğu zaman güvenilir değil" Reçetesiz veya internetten alınan ürünlerin içeriklerinin çoğu zaman yanıltıcı olduğunu ifade eden Doç.Dr. Önal, ABD Gıda ve İlaç Dairesi (FDA) tarafından yapılan incelemelerde birçok ürünün etiketinde yer almayan güçlü ilaç etken maddeleri içerdiğinin ortaya çıktığını kaydetti. Önal, "Bitkisel denilen ürünlere müshil, tiroid hormonu, idrar söktürücü ya da uyarıcı maddeler gizlice eklenebiliyor" şeklinde konuştu. "Bazı ilaçlar etkili olabilir ancak mutlaka hekim gözetiminde" Doç. Dr. Önal, günümüzde obezite tedavisinde kullanılan GLP-1 agonistleri gibi yeni nesil ilaçların kilo vermede etkili olabildiğini ancak bunların da yan etkileri olduğunu belirtti. Mide bulantısı, kusma ve pankreatit gibi risklerin bu ilaçlarda görülebildiğini aktaran Önal, "Bu tür ilaçlar mutlaka hekim kontrolünde kullanılmalı. Kendi kendine ilaç kullanmak ciddi sonuçlar doğurabilir" dedi. "Bitkisel" kelimesi yanıltıcı olabilir "Bitkisel" ifadesinin çoğu zaman pazarlama stratejisi olarak kullanıldığını ifade eden Önal, "Zehirli mantar da doğaldır ama öldürücüdür. Bitkisel olan her şey zararsız değildir. Hatta bu ürünlere gizlice sentetik ilaçlar eklenmiş olabilir" diyerek vatandaşları uyardı. Önal, Sağlık Bakanlığı onayı olmayan ürünlerin tüketilmemesi gerektiğini vurguladı. "Kronik hastalığı olanlar ve hamileler uzak durmalı" Zayıflama ilaçlarının özellikle kalp-damar hastalığı, karaciğer-böbrek yetmezliği, tiroit bozukluğu, diyabet veya psikiyatrik rahatsızlıkları olan bireyler için yüksek risk taşıdığını belirten Doç. Dr. Önal, bu grupların kesinlikle hekim önerisi olmadan bu tür ürünleri kullanmaması gerektiğini söyledi. Ayrıca hamileler, emziren anneler ve 18 yaş altı bireylerin bu ilaçlardan uzak durması gerektiğinin altını çizdi. "Hızlı kilo vermek sağlıklı değildir" Toplumda yaygın olan "hızlı kilo verme" algısının yanlış olduğunu belirten Önal, "Aylarca biriken kilolar birkaç haftada verilmez. Hızlı kilo kaybı safra taşı, kas kaybı, metabolizma yavaşlaması gibi pek çok sorunu beraberinde getirir" diye konuştu. Sağlıklı bir hızda, haftada 0.5-1 kg arasında verilen kiloların kalıcılığının daha yüksek olduğunu söyledi. Farmakolojik destek son çare olmalı Sağlıklı kilo vermek isteyen bireylerin öncelikle diyet, egzersiz ve yaşam tarzı değişikliklerine odaklanması gerektiğini ifade eden Önal, farmakolojik desteğin yalnızca hekim kararıyla ve gerekli durumlarda kullanılmasının uygun olduğunu vurguladı. "İlaç, destekleyici bir araçtır; olağanüstü değildir. Zayıflamanın temeli yine sağlıklı yaşam alışkanlıklarıdır" dedi. "Kestirme yollar tehlikelidir, bilimsel yöntemler en güvenilir olandır" Doç. Dr. Burak Önal, son olarak, vatandaşlara sabırlı olmaları ve sağlıklarını riske atacak kestirme yollardan kaçınmaları çağrısında bulundu. "İnternette satılan ya da ünlülerin adını kullanan ürünlerin büyük çoğunluğu denetimsizdir. Kilo verme sürecinde hedef sadece zayıf görünmek değil, sağlıklı ve dengeli bir vücut olmalı" dedi.