Son Dakika
|
Üsküdar Belediyesi’ne yönelik irtikap operasyonu: 7 gözaltı
Trump: "Xi, İran ile anlaşma sağlanması için yardım teklif etti"
Türkiye ile Kazakistan arasında 13 anlaşma imzalandı
Tepebaşı’nda şirket kurup paraları kripto hesaplara aktarmışlar
MSB'den deniz yetki alanları kanun çalışması açıklaması
Tepebaşı Belediyesi’ne operasyon
Rusya'dan Ukrayna'ya 56 füze ve 670'ten fazla İHA ile saldırı: 1 ölü
Arnavutköy’de aile kavgası kanlı bitti: Kuzenini başından vurdu
Mersin’deki fabrika yangınında acı haber: 1 işçi hayatını kaybetti
Trump, 9 yıl aradan sonra tarihi zirve için Çin'de
Abone
Gündem
Politika
Ekonomi
Dünya
Asayiş
Spor
Video
Yerel
Belgesel
Daha
Fotogaleri
Aktüel
Sağlık
Çevre
Magazin
Kültür Sanat
Eğitim
Teknoloji
Hava Durumu
Tüm Haberler
Tüm Manşetler
RSS
Abone
Gündem
Politika
Ekonomi
Dünya
Asayiş
Spor
Video
Yerel
Belgesel
Daha
Fotogaleri
Aktüel
Sağlık
Çevre
Magazin
Kültür Sanat
Eğitim
Teknoloji
Hava Durumu
Tüm Haberler
Tüm Manşetler
RSS
Whatsapp
İHA Kurumsal
EN
Taiwan’s Epic Spiritual Journey with the Sea Goddess Mazu
Sunrooftan çıktı, ceza yiyince beddua etti
Cumhurbaşkanı Erdoğan TDT zirvesi için Türkistan’da
Trump: "Xi, ABD’yi gerileyen bir ülke olarak görmekte haklıydı"
Bakan Memişoğlu: "Hantavirüs konusunda bir salgın riski yok"
Ordu’da yedikleri yemek sonrası rahatsızlanan 21 işçi hastanelik oldu
Avrupa Taekwondo şampiyonu yine Türkiye
Tarım işçilerini taşıyan minibüs tıra çarptı: 12 yaralı
SAĞLIK
Mersin’de cerrahi ve onkoloji alanındaki gelişmeler sempozyumda ele alındı
15 Mayıs 2026 Cuma - 13:15:47
Mersin’de bu yıl ikincisi düzenlenen Cerrahi ve Onkoloji Günleri Sempozyumunda, cerrahi ve onkoloji alanındaki güncel tanı ve tedavi yaklaşımları ele alındı. Bilim insanları, doktorlar ve akademisyenlerin katıldığı programda çeşitli sunumlar gerçekleştirildi. Kentteki bir otelde düzenlenen II. Cerrahi ve Onkoloji Günleri Sempozyumu’na Mersin Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Erol Yaşar, Sempozyum Başkanı Prof. Dr. Tahsin Çolak, Akdeniz Onkoloji Derneği Başkanı Dr. Alper Ata ile cerrahi ve onkoloji alanında çalışan çok sayıda bilim insanı, akademisyen ve doktor katıldı. Sempozyumda cerrahi ve onkoloji alanında hızla gelişen güncel tanı ve tedavi yaklaşımları ele alınırken, minimal invaziv cerrahi yöntemleri, ileri endoskopik girişimler, laparoskopik cerrahi uygulamaları, multidisipliner onkoloji yaklaşımları ve güncel kılavuzların klinik pratiğe yansımaları değerlendirildi. Program kapsamında interaktif oturumlar, olgu tartışmaları, panel oturumları ve bilimsel sunumlar gerçekleştirildi. Programda konuşan Mersin Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Erol Yaşar, "Tıp dünyasında cerrahi ve onkoloji, bilimin ve teknolojinin en hızlı dönüştüğü, her geçen gün yeni bir umudun yeşerdiği iki kritik alandır. Multidisipliner tedavi protokollerinden geniş bir yelpazede gerçekleşecek olan bu sempozyum, bilginin paylaşılması ve klinik pratiğe aktarılması noktasında son derece stratejik bir öneme de sahiptir" diye konuştu. Prof. Dr. Yaşar, üniversite olarak sağlık alanındaki altyapıyı güçlendirmeye yönelik önemli yatırımlar yaptıklarını belirterek, "Mersin Üniversitesi olarak temel gayemiz sadece eğitim veren bir kurum olmanın ötesine geçerek, bölgesine ve ülkesine şifa dağıtan, teknoloji üreten güçlü bir araştırma üniversitesi kimliğini daha da pekiştirmek istiyoruz. Bu vizyon doğrultusunda özellikle sağlık altyapımızı modern tıbbın en ileri olanaklarıyla donatmaya büyük bir gayret göstermekteyiz. Üniversitemiz Tıp Fakültesi Hastanesi bölgemizin stratejik bir sağlık üssü konumuna getirmek için son dönemlerde yaptığımız adımlarla, gerçekleştirdiğimiz 1 milyar TL yatırımlarla, üç tesla MR, en son teknoloji tomografi, üç boyutlu mamografi gibi ileri tanı teknoloji cihazları başta olmak üzere birçok önemli cihazı envanterimize kazandırmış bulunmaktayız" dedi. Yaşar, üniversite bünyesine kazandırılan ileri teknoloji cihazlarla kanser tanı ve tedavisinde güçlü bir altyapı oluşturduklarını belirterek, "Ayrıca kendi bünyemizde kattığımız PET görüntüleme cihazıyla birlikte kanser tanı ve tedavisinde dünya standartlarında bir altyapıyı vatandaşlarımızın hizmetine sunmuş bulunuyoruz. Güçlü sağlık altyapımız ve yetkin akademik kadromuzla karmaşık cerrahi operasyonların ve kapsamlı onkoloji tedavilerinin güvenle yapıldığı bir merkez olmanın haklı gururunu yaşamaktayız. Bu bağlamda alanında saygın konuşmacıların katkılarıyla gerçekleşecek interaktif ameliyatlar, olgu tartışmaları ve panellerin yer aldığı bu sempozyumun hem teorik bilgilerimizi güncelleyeceğine hem de günlük pratiklerimize çok değerli katkılar sunacağına yürekten inanıyorum" ifadelerine yer verdi.
15 Mayıs 2026 Cuma - 13:01
Akdeniz Üniversitesi Hastanesi yeni inşaatı yüzde 30 tamamlandı
Akdeniz Üniversitesi Hastanesi yeni binasında inşaat çalışmaları hız kesmeden devam ediyor. C bloğun yükseldiği inşaatın yüzde 30’u tamamlandı. İnşaat alanını ziyaret eden Rektör Prof. Dr. Özlenen Özkan, hastanenin tamamlandığında Türkiye’nin en büyük üniversite hastanesi olacağını vurguladı. Akdeniz Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Özlenen Özkan yapımı devam eden Akdeniz Üniversitesi Hastanesi inşaat alanını ziyaret ederek İnşaat Koordinatörü Ozan Öz’den bilgi aldı. Rektör Prof. Dr. Özkan’a, Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Şükrü Özen, Genel Sekreter Dr. Ali Evren İmre, Hastane Başhekimi Prof. Dr. Yıldıray Çete, başhekim yardımcıları eşlik etti. Rektör Özkan ve beraberindeki heyet inşaatı detaylıca inceleyip çalışanlarla sohbet etti. Burası bir referans hastanesi Ziyarete ilişkin konuşan Akdeniz Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Özlenen Özkan, "900 yataklı yeni hastanemizi umuyorum 2026 sonu, 2027 başı gibi yüklenici firmamızdan devralmayı planlıyoruz. Burası bir referans hastanesi. Onkolojiden, organ nakline birçok hastalık için Türkiye’nin dört bir yanından hatta dünyadan hasta kabul eden bir merkeziz. Bununla gurur duyuyoruz" dedi. Yaklaşık yüzde 30’una yakını tamamlandı Yoğun talep karşısında kapasitenin yetmediğini vurgulayan Rektör Prof. Dr. Özkan, "Yatak kapasitemiz ihtiyaçlarımızı karşılamıyordu. Ve bu anlamda da 900 yataklı hastane bize can suyu gibi gelecek. Özellikle de 400 yataklı yeni yoğun bakım ek servisiyle de hakikaten bizi çok rahatlatacak" diye konuştu. İnşaat çalışmalarının hızla devam ettiğini anlatan Prof. Dr. Özlenen Özkan, "Yüklenici firmamızdan inşaatın yaklaşık yüzde 30’una yakınının bittiği bilgisini aldık. Umuyorum bundan sonra çok daha hızlı geçecek çünkü ifade ettikleri gibi herhalde en zor kısmı bu kısımdı; bundan sonra daha hızlı ilerleyeceğini umut ediyoruz. Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’dan aldığımız destekle de daha güçlü, daha hızlı bir şekilde hastanemizi yıl sonunda devralmayı planlıyoruz" şeklinde konuştu. En büyük üniversite hastanesi olacağız Yeni hastane ile birlikte hastanenin yatak kapasitesinin 2 bin 200 olacağını söyleyen Rektör Prof. Dr. Özlenen Özkan, "Türkiye’nin en büyük üniversite hastanesi olacağız bitiminde. Antalya ikinci derece deprem bölgesi. Depremle ilgili de birçok tecrübemiz var. Bu bina da depreme dayanıklı, birçok izolatörümüz var. Ve onun yanında da hem bir aşağıda otoparkı hem de yine bir sığınma alanı olarak planladık. İnşallah böyle bir şeye ihtiyaç olmaz ama burası şehrin kalbi. Bu anlamda trafik açısından da büyük bir otopark ve trafik sıkıntısı yaşıyorduk. Hastanenin altındaki otopark ile birlikte bu açıdan da bir rahatlama olacağını umuyoruz" ifadelerini kullandı. Betonarmesinin yüzde 50’si tamamlandı İnşaat Koordinatörü Ozan Öz ise, "Şu anda inşaatın toplam metrekaresinin yüzde 30’u tamamlandı. Betonarmesinin de yüzde 50’si tamamlandı. Bizim hedefimiz ileriki bir ay, iki ay içinde daha hızlı bir şekilde bu rakamları yükseltmek. 2026 sonu, 2027 ilk çeyreğine teslim etmeyi planlıyoruz" dedi. 8 şiddetinde depreme dayanıklı olacak İnşaat Koordinatörü Medeni Peker ise, "Binamızda yaklaşık 480 araçlık kapalı otoparkımız var. 380’e yakın sismik izolatörümüz var. Yani inşaatla ilgili bizim ilerleme programımızda herhangi bir gecikme olmadığı müddetçe inşallah yıl sonu itibarıyla da hizmete açmayı hedefliyoruz. Antalya’da 7.5, 8, 8.5’a şiddetinde olacak bir depremde herhangi bir aksilik yaşamayacak hastanemiz" şeklinde konuştu. Rektör Özkan ve beraberindekiler, yeni hastane binasını inşaatını gezdikten sonra yangından etkilenerek tadilata alınan B Blok inşaat alanını da gezdi. Bina hakkında bilgiler alan heyet çalışanlara kolaylıklar diledi.
15 Mayıs 2026 Cuma - 13:00
Uzm. Dr. Tiryaki: "Hipertansiyon, dünya genelinde milyonlarca kişiyi etkileyen ciddi sağlık sorunudur"
SANKO Üniversitesi Tıp Fakültesi Kardiyoloji Anabilim Dalı’nda görev yapan Uzm. Dr. Beyhan Tiryaki, hipertansiyonun dünya genelinde milyonlarca kişiyi etkileyen ve ciddi sağlık sorunlarına yol açabilen önemli bir hastalık olduğunu söyledi. Uzm. Dr. Tiryaki, "Dirençli hipertansiyon ise uygun yaşam tarzı değişikliklerine ve birden fazla tansiyon ilacı kullanılmasına rağmen tansiyonun halâ yüksek seyretmesi durumudur" dedi. 17 Mayıs Dünya Hipertansiyon Günü nedeniyle açıklamalarda bulunan Uzm. Dr. Tiryaki, dirençli hipertansiyonun özellikle "Doktorun verdiği üç farklı tansiyon ilacını düzenli kullanıyorum ancak tansiyonum yine de düşmüyor" diyen kişilerde görülebildiğini belirtti. Normal şartlarda tansiyonun ilaçlarla kontrol altına alınabildiğini ifade eden Uzm. Dr. Tiryaki, "Ancak bazı kişilerde tansiyon sürekli 140/90 mmHg’nin üzerinde seyrediyor, gün içinde sık sık yükseliyor ve ilaçlara rağmen düşmüyorsa bu durum ‘dirençli hipertansiyon’ olarak tanımlanır" diye konuştu. Dirençli hipertansiyonun görülme nedenleri Dirençli hipertansiyonun birçok nedeni olabileceğini ifade eden Uzm. Dr. Tiryaki, "İlaçların düzensiz veya yanlış kullanılması. Fazla tuz tüketimi. Böbrek hastalıkları. Hormon bozuklukları. Uyku apnesi (gece nefes durması). Kullanılan bazı ilaçlar" dedi. Dirençli hipertansiyon neden tehlikelidir Uzun süre yüksek seyreden tansiyonun organlara zarar verdiğini belirten Uzm. Dr. Tiryaki, yüksek tansiyonun etkilerini anlatarak, "Kalbi yorar; kalp büyümesi ve kalp yetmezliğine yol açabilir. Beyni etkiler; felç ve beyin kanaması riskini artırır. Böbrek fonksiyonlarını bozarak böbrek yetmezliğine neden olabilir. Göz sağlığını etkileyerek görme kaybına yol açabilir. Damar sertliğine neden olabilir" ifadelerini kullandı. Dirençli hipertansiyonda ne yapılmalı Uzm. Dr. Tiryaki, dirençli hipertansiyon durumunda dikkat edilmesi gerekenleri söyleyerek, "Tansiyon ölçümünün doğru yapılıp yapılmadığı kontrol edilmeli. Kullanılan ilaçlar yeniden değerlendirilmeli. Yaşam tarzı değişiklikleri uygulanmalı. Altta yatan hastalıklar araştırılmalı. Tansiyonun kontrol altına alınamamasının nedeni yalnızca ilaçlar değildir. Tuz tüketimi, kilo, böbrek sağlığı, hormonlar ve uyku düzeni de tansiyonu etkiler. Tüm bu faktörlerin birlikte değerlendirilmesiyle tansiyon kontrol altına alınabilir. Sonuç olarak dirençli hipertansiyon, çoğu zaman nedeni belirlendiğinde uygun tedaviyle kontrol altına alınabilen bir durumdur. Umutsuz bir tablo değildir ancak sabır ve düzenli takip gerektirir" ifadelerini kullandı.
15 Mayıs 2026 Cuma - 12:36
Lazer işlemlerinde dikkat: "Öncesi ve sonrası sauna, deniz, güneşten uzak durmalı"
Lazer uygulamalarında mevsimin etkisi, kişisel özellikler, öncesi ve sonrası dikkat edilmesi gerekenler gibi birçok durumun süreci etkilediği vurgulanırken dikkat edilmesi gerekenler sıklıkla yineleniyor. Vücuttaki istenmeyen tüylerden kurtulmak adına yapılan lazer uygulamalarında mevsimin etkisi, kişisel özellikler, öncesi ve sonrası dikkat edilmesi gerekenler gibi birçok durumun etken olduğuna dikkat çekilirken uzmanlar, işlemlerin gerekli donanımları sağlayan noktalarda yapılması gerekliliğini sıklıkla vurguluyor. Dr. Cinik Polikliniği Yöneticisi, Estetisyen Burcu Yiğit de lazer uygulamalarına ilişkin bilgi verdi. "Kişiyi analiz etmek çok önemli" ’Lazer epilasyon teknolojisi tamamen pigmentasyon odaklıdır’ diyerek sözlerine başlayan Yiğit, "Ten ve kıl rengi çok önemli. Direkt pigment okuduğu için en uygun gördüğümüz beyaz ten siyah kıl. Bu ten ve kıl yapısında çok daha iyi sonuçlar alıyoruz. Öncelikle kişiyi analiz etmemiz çok önemli. Kılı, ten rengi uygun mu, hormonel bir bozukluk, kullandığı bir ilaç var mı? Hepsi sürecin devamında lazer epilasonla ilişkili ve her seans hasta geldiği zaman kontrol dahilinde bakıyoruz. Antibiyotiklere dikkat ediyoruz, bazı ışığa duyarlılığı arttıran ilaçlarda lazer epilasyon yapılamıyor, sivilce tedavisinde kullanılan bazı ilaçlar yine epilasyonla ilişkili bu süreçte ara veriyoruz. Dünyaca onaylı 3 tane cihaz tipi var" dedi. "İşlemler doktor kontrolünde olmalı" Lazer uygulamasında seans aralıklarına ilişkin konuşan Yiğit, "Yüz bölgesinde 4 hafta öneriyoruz, vücut bölgesinde 6 hafta. Her bölgenin kıl döngüleri ve evreleri farklı olduğu için hastaya özel bir programla ilerliyoruz. Seanslar ilerledikçe kıl yapısı azaldıkça seans süresini uzatıyoruz. Bu işlemler doktor kontrolünde olmalı, polikliniğimizde doktorla çalışıyoruz. Kişi geliyor, bütün analizleri yapılıyor, bir rahatsızlığı, vücudunda dövme var mı, ben sayısına kadar bakıyoruz. Kişiye özel bir protokolle işlem yapıyoruz. Uygulayıcının kesinlikle uzman olması gerekiyor. Kişi gelmeden önce kılları kökten almamış olması gerekiyor. İşlem sonrası güneşlenme, sauna, solaryum gibi sıcak ısılı işlemleri en azından 1 hafta kadar istemiyoruz" diye konuştu. "Yüzde 100 bitirmez, yanlış lazer epilasyon yanıklar, kalıcı lekeler oluşturabilir" Kişilerin tam donanımlı, güvenilir noktalarda işlem yaptırması gerektiğini söyleyen Yiğit, "Cihazın orijinal olmadığı yerlerde işlem yaptırılmış olması bizi çok etkiliyor çünkü hasta mağdur olup geliyor. Bu konuda dikkat etmelerini öneririm. Lazer epilasyon yüzde 100 bitirmez, belli oranda azalma sağlar, gerçekçi yaklaşmak gerekiyor. Tamamen bitmesi mümkün değil. Bir de belli bir oranda bittikten sonra yılda birkaç defa hatırlatma seansı öneriyoruz. Kişiler doktor olmayan hiçbir kurumda kesinlikle yaptırmamalı. Yanlış yerde yapılan lazer epilasyon sonuçlarında yanıklar, ciltte kalıcı lekeler oluşabilir, dikkat etmekte fayda var. Uygun bölgeye uygun olmayan lazer epilasyon yaptırmış hastalarda kıllarda ters tepki olarak artış söz konusu, onu düzeltmemiz de bir süreç alıyor. Ev tipi epilasyonlar daha çok modern ağda sistemi dediğimiz yoğunlaştırılmış ışık sistemi, sadece kılları uyutur ve dönemsel olarak çıkmasını geciktirir. Herhangi bir bitiş sağlamaz, düzgün kullanılmadığında yanık ve lekenmler söz konusu olur. Ben ve dövme ikilisinde pigment yoğunluğu olduğu için herhangi ışık sistemi geldiği zaman oradaki yapıyı bozabilir. Kişinin bir dövmesi, benleri varsa kesinlikle işlem öncesi kapatıyoruz" ifadelerini kullandı. "Cildi derinden etkileyen işlemlerden uzak durmaları gerekiyor" Yaz aylarında lazer işlemlerine yönelik konuşan Yiğit, "Kışın tabi ki çok daha konforlu, yaz aylarında da devam ediyoruz. Hastalarımızla birebir görüşerek, özel bir programı, tatili varsa 1 hafta önce epilasyonu yaptırıyor. Zaten 2-3 ay çıkmayacağı için o süre içinde de kişi rahat ediyor. Bol güneş koruyucu önemli. Ya da çok bronzsa özel bölge ve koltuk altı gibi güneş görmeyen bölgelerde devam ediyoruz. Lazer epilasyon ciddi bir operasyondur, yapan kişi de bunu bilerek hastaya yaklaşmalı. Yaptıran kişi de ciddiye alarak yaptırmalı. Tamamen doktordan bir onay, bilgi alarak ilerlemeli. Seansı boyunca düzenli gitmeye özen göstermeli. Çünkü orada yakalamak istediğimiz kılın evresi var. Biz o evrede işlem yaparsak sonuç alabilirsiniz. O evreyi yakalayamazsak, keyfi nedenlerden dolayı gelmezseniz, o seansa ara verirseniz tabii ki başa dönebilir. Yaz kış fark etmeksizin, lazer epilasyon öncesi ve sonrasında ısılı işlemler çok istemiyoruz. Hamam, sauna, solaryum, deniz, güneş, cildi derinden etkileyen, kimyasal peelingler gibi işlemlerden uzak durmamız gerekiyor. Yanık oluşur, zaten hastayı gördüğümüz zaman uygulama yapmıyoruz, direkt denizden veya güneşten geldiyse işlem yapmıyoruz" şeklinde konuştu.
Çok Okunan Kategori Haberleri
1
14 Mayıs 2026 Perşembe- 11:52
Sivas’ta eczacılar Eczacılık Günü’nde bir araya geldi,
2
28 Ağustos 2024 Çarşamba- 10:51
Bursalı avukattan Prof. Dr. Mehmet Ceyhan’a suç duyurusu
3
14 Mayıs 2026 Perşembe- 23:35
Bakan Memişoğlu: "Hantavirüs konusunda bir salgın riski yok"
4
14 Mayıs 2026 Perşembe- 21:47
Antalya’da sağlık turizmi zirvesine 100’den fazla ülkeden katılım
5
12 Mayıs 2026 Salı- 14:14
İç Hastalıkları Uzmanı Yeler: "Günlük tuz tüketimini 5 gramla sınırlandırın"
14 Haziran 2025 Cumartesi - 18:39
Bakan Memişoğlu, Kuzey Makedonya’daki yangında yaralanan ve Türkiye’de tedavi gören hastaları ziyaret etti
Sağlık Bakanı Kemal Memişoğlu, Kuzey Makedonya’nın Koçani kentinde gece kulübünde çıkan yangının ardından Türkiye’ye getirilen ve Başakşehir Çam ve Sakura Şehir Hastanesi Yanık Merkezi’nde tedavileri süren yaralıları ziyaret etti. Bakan Memişoğlu, "Türkiye, sağlık alanında sınır tanımayan bir iyilik hareketi başlatmıştır. Türkiye artık yalnızca bir sağlık hizmeti sağlayıcısı değil, uluslararası bir sağlık dostudur. Yaralıya, mazluma, ihtiyaç sahibine kapılarını açan bir güven limanıdır" dedi. Sağlık Bakanı Kemal Memişoğlu, Kuzey Makedonya’nın Koçani kentinde gece kulübünde çıkan yangının ardından Türkiye’ye getirilen ve Başakşehir Çam ve Sakura Şehir Hastanesi Yanık Merkezi’nde tedavileri süren yaralıları ziyaret etti. Bakan Memişoğlu ziyareti sonrasında hastane içerisinde bulunan merkezde kan verdi. "Türkiye artık yalnızca bir sağlık hizmeti sağlayıcısı değil, uluslararası bir sağlık dostudur" Hastanede açıklamalarda bulunan Bakan Memişoğlu, "Bugün burada, sadece bir sağlık hizmeti sunumunun ötesinde, insanlık adına güçlü bir dayanışmanın simgesi olarak bir araya geldik. 3 ay önce Kuzey Makedonya’da yaşanan zorlu yangın felaketinde yaralanan dostlarımız, sınırları aşan bir çaba ile ülkemize getirildi ve Çam ve Sakura Şehir Hastanemizde en iyi şekilde tedavi altına alındı. Şunu büyük bir gururla ifade etmek istiyorum; Türkiye, artık yalnızca kendi vatandaşına değil, dünyanın neresinde olursa olsun yardıma ihtiyacı olan herkese umut olan bir ülkedir. Sayın Cumhurbaşkanımızın liderliğinde Türkiye, sağlık alanında sınır tanımayan bir iyilik hareketi başlatmıştır. Türkiye artık yalnızca bir sağlık hizmeti sağlayıcısı değil, uluslararası bir sağlık dostudur. Yaralıya, mazluma, ihtiyaç sahibine kapılarını açan bir güven limanıdır. Ancak burada bir gerçeğinde altını çizmek istiyorum. Yanık, yalnızca bir cilt yaralanması değildir. Yanık, insanın tüm metabolizmasını, bağışıklık sistemini, ruhunu derinden etkileyen karmaşık bir süreçtir. 2002 yılında sadece 3 yanık merkezi ve 35 yatak kapasitesine sahipken, bugün 62 yanık merkezi ve 721 yatak kapasitesine ulaştık. Bu şu demektir, 23 yılda merkez sayımızı 20 kat, yatak kapasitemizi ise yaklaşık 21 kat artırdık. Bu basit bir büyüme değil, sağlıkta güçlü bir altyapı ve küresel bir vizyonun eseridir. Biz, yanık tedavisini sadece bir tesis açmak değil sürdürülebilir bir sağlık sistemi kurmak olarak görüyoruz" şeklinde konuştu. "Bugün kan verin, yarın hayat kurtarın" Bakan Memişoğlu konuşmasının devamında, "Başakşehir Çam ve Sakura Şehir Hastanemizde hizmet veren yanık merkezimiz Avrupa’nın en büyük yanık merkezidir. Burada kök hücre tedavisinden hiperbarik oksijen uygulamalarına, yapay deriden ileri yoğun bakım imkanlarına kadar yanık tedavisinde en ileri teknolojiyi uyguluyoruz. Ama bir şeyi asla unutmamalıyız, yanık önlenebilir bir durumdur. Evlerde, iş yerlerinde, mutfaklarda alacağımız küçük tedbirlerle çok büyük acıların önüne geçebiliriz. Sağlık hizmetini yaygınlaştırmak kadar toplumda farkındalık oluşturmak da bizim sorumluluğumuzdur. Bugün ayrıca çok anlamlı bir gün. 14 Haziran Dünya Gönüllü Kan Bağışçıları Günü. Kan insanın insana verebileceği en kıymetli, en saf hediyedir. Tek bir ünite kan bir annenin, bir babanın, bir çocuğun hayata tutunması demektir. Bugün burada ben de kan bağışında bulunarak, bu iyilik zincirine bir halka ekleyeceğim Çünkü biliyorum ki kan, sadece gönüllerde verilir. Ben buradan tüm vatandaşlarımıza sesleniyorum; Bir gün bizim de ihtiyacımız olabilir. Bugün kan verin, yarın hayat kurtarın" ifadelerini kullandı.
14 Haziran 2025 Cumartesi - 17:10
DSÖ Sağlıklı Şehirler Ağı Toplantısı Bursa’da başlıyor
Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) Avrupa Sağlıklı Şehirler Ağı 2025 yılı toplantısı, 17-19 Haziran tarihleri arasında Bursa Büyükşehir Belediyesi’nin ev sahipliğinde Atatürk Kültür Merkezi Merinos Yerleşkesi’nde gerçekleştirilecek. Dünya genelinde 1900’ü aşkın şehir ve belediyeyi bünyesinde barındıran Avrupa Sağlıklı Şehirler Ağı, her yıl farklı bir şehirde düzenlenen Yıllık İş Toplantısı ve Teknik Konferans ile şehir sağlığı alanındaki iyi uygulamaların paylaşılmasına, stratejik iş birliklerinin kurulmasına ve şehirlerin dirençlilik kapasitesinin artırılmasına katkı sağlıyor. DSÖ tarafından yapılan değerlendirme sonucunda, 2025 yılı toplantısına ev sahipliği yapacak şehir olarak Bursa seçildi. Böylece Türkiye’de ilk kez bu kapsamda bir etkinlik, uluslararası düzeyde Bursa’da düzenlenmiş olacak. Bu yıl "Dirençli Sağlıklı Şehirler: Herkes İçin Sürdürülebilir Kentsel Gelecekler" temasıyla düzenlenecek toplantıya, DSÖ Avrupa Bölgesi ve ötesinden yaklaşık 500 yerli ve yabancı katılımcı katılacak. Konferans; Refah, Gezegen, Katılım, İnsanlar, Mekan ve Barış başlıkları altında düzenlenecek oturumlarla, hem bilimsel hem de politik düzeyde önemli tartışmalara ev sahipliği yapacak. Konferans, Avrupa Sağlıklı Şehirler Ağı’nın 2019-2025 dönemini kapsayan VII. Aşaması’nın son toplantısı olma özelliğini de taşıyor. Program kapsamında önceki yıllardaki başarılar değerlendirilecek, karşılaşılan zorluklar görüşülecek ve VIII. Aşama’ya geçiş için stratejiler belirlenecek. Bozbey: "Sağlıklı bir kent, huzurlu bir yaşam demektir" Bursa Büyükşehir Belediye Başkanı Mustafa Bozbey, etkinliğin Bursa’da yapılmasının son derece önemli bir gelişme olduğuna dikkat çekerek, şunları söyledi: "Dünya Sağlık Örgütü’nün Avrupa’daki en önemli sağlık ve şehircilik buluşmasına ev sahipliği yapmak, Bursamız için büyük bir onur ve sorumluluktur. Sağlıklı bir kent demek, sadece fiziksel ortamın değil; sosyal, ekonomik ve kültürel yaşamın da insan odaklı tasarlanması demektir. Herkesin eşit ve güvenli biçimde yaşadığı bir kenti inşa etmek bizim için bir hedeften öte, temel bir sorumluluktur. Bu konferans, Bursa’nın sağlıklı ve dirençli şehir vizyonuna olan bağlılığını tüm dünyaya gösterecek." Etkinlik, DSÖ Sağlıklı Şehirler Sekretaryası’nın koordinasyonunda yüz yüze gerçekleştirilecek.
14 Haziran 2025 Cumartesi - 14:43
Geçmeyen ağrılar ciddi bir sorunun habercisi olabilir
İzmir Ekonomi Üniversitesi Medical Point Hastanesi Ortopedi ve Travmatoloji Bölümü’nden Doç. Dr. Burçin Keçeci, "Kemik tümörleri, nadir görülen ancak hem çocukluk çağında hem de erişkinlik döneminde karşılaşabildiğimiz bir tümör grubudur. Bu tür vakalarda en sık rastlanan belirti geçmeyen ağrı" dedi. İzmir Ekonomi Üniversitesi Medical Point Hastanesi Ortopedi ve Travmatoloji Bölümü’nden Doç. Dr. Burçin Keçeci, kemik tümörleri konusunda toplumda farkındalık oluşturmak adına önemli açıklamalarda bulundu. Kemik tümörlerinin nadir görüldüğünü ancak hem çocukluk çağında hem de erişkinlik döneminde karşılaşabildikleri bir tümör grubu olduğunu aktardı. Bu tür vakalarda en sık rastlanan belirtinin geçmeyen ağrı olduğuna dikkat çekerek, "Özellikle gece ağrısıyla seyreden ve uzun süredir devam eden şikayetleriniz varsa, bu sıradan bir spor yaralanması olmayabilir. Ağrınız süreklilik gösteriyorsa mutlaka bir ortopedi uzmanına başvurmanız gerekir" diye konuştu. "Önce röntgen, sonra gerekirse MR" Tümör şüphesiyle başvuran hastalarda ilk adımın genellikle basit bir röntgen olduğunu belirten Keçeci, "Direkt grafi dediğimiz röntgenle kemiklerde anormal bir oluşum olup olmadığını değerlendiriyoruz. Eğer şüpheli bir lezyon tespit edersek, MR görüntülemesi ile detaylı incelemeye geçiyoruz" şeklinde konuştu. Kemik tümörlerinin nadir görülse de iki ana gruba ayrıldığını belirten Doç. Dr. Burçin Keçeci, şu şekilde devam etti: "Bazı tümörler iyi huyludur; yani sadece bulundukları bölgede sınırlı kalırlar. Ancak bazıları kötü huyludur ve vücuda yayılma riski taşır. Bu tür tümörler yaşamı tehdit edebilir. Bu nedenle tümörün tipi ve yayılım durumu mutlaka netleştirilmelidir." "Geçmeyen ağrılar göz ardı edilmemeli" Son olarak topluma çağrıda bulunan Doç. Dr. Keçeci, şu uyarılarda bulundu: "Vücudunuzda nedeni açıklanamayan ve geçmeyen bir ağrı varsa ya da herhangi bir şişlik fark ettiyseniz, bunu önemseyin. Özellikle ağrılar geceleri de sizi uyandırıyorsa bu alarm verici olabilir. Erken tanı, tedavi başarısını doğrudan etkiler. Lütfen geç kalmadan bir ortopedi uzmanına danışın."
14 Haziran 2025 Cumartesi - 14:03
Elazığ’da Ulusal Fenilketonüri Günü Neonatal Tarama etkinliği
Elazığ İl Sağlık Müdürlüğü ve Elazığ Fethi Sekin Şehir Hastanesi çalışanları tarafından Ulusal Fenilketonüri Günü Neonatal Tarama Programı kapsamında etkinlik düzenlendi. Elazığ Fethi Sekin Şehir Hastanesi, Neonatoloji Uzmanı Prof. Dr. Mustafa Aydın’ın katılımıyla hastanenin poliklinikler girişinde gerçekleştirilen etkinlik sırasında, hastaneye muayene için gelen annelere ve gebelere dağıtılan el broşürleri eşliğinde Fenilketonüri hastalığı, yenidoğan döneminde alınan topuk kanı, erken tanı, teşhis, tedavi ve ulusal tarama programı hakkında bilgilendirmede bulunuldu.
14 Haziran 2025 Cumartesi - 14:01
Sınav kaygısı başarıyı gölgeliyor
Sağlık Bakanlığı tarafından üniversite sınavı sürecinde öğrencilerin yaşadığı sınav kaygısı üzerine açıklama yapıldı. Sağlık Bakanlığı tarafından, sınav hazırlığının öğrencilere ektisi üzerine açıklama yayımlandı. Sınav hazırlığının, öğrenciler için yoğun bir bilgi edinme sürecinin yanında önemli bir ‘duygusal yük’ olduğu belirtilen açılamada, süreçte ortaya çıkan sınav kaygısının kontrol edilemediğinde; öğrencinin bilgi düzeyinden bağımsız olarak, akademik performansı olumsuz etkilenebileceğini açıkladı. Açıklamada şu ifadelere yer verildi: "Kaygının bastırılması değil, fark edilerek kontrol altına alınması önemlidir. Derin nefes alma, gevşeme egzersizleri, içsel telkinler ve dikkat odağını soruya yöneltme gibi yöntemler, kaygının yönetilmesinde etkilidir. Ayrıca sınav sürecinde öğretmen ve ailelerin tutumu, öğrencinin psikolojik dayanıklılığı üzerinde belirleyici rol oynamaktadır. Destekleyici bir çevre, öğrencinin yalnızca başarıya değil, sağlıklı bir sınav sürecine de odaklanmasını sağlar." Sınava yönelik endişenin, çoğu zaman sadece bilgi eksikliğinden değil; sınavın anlamı, beklentiler ve kişinin kendisiyle ilgili düşüncelerinden de kaynaklanabileceği de vurgulanırken, kaygının kontrol edilebilir bir düzeyde dikkat ve motivasyonu artırabildiğini fakat kontrol edilemediğinde fiziksel ve ruhsal problemlere neden olabildiği de ifade edildi. Açıklama şu şekilde devam etti: "Mide bulantısı, kalp çarpıntısı, nefes darlığı gibi fiziksel belirtiler hisseden; dikkati dağılan, özgüveni azalan öğrencilerin performansında düşüşler yaşanabildiği gibi; özellikle sınavın sonucu üzerinde fazla yoğunlaşmak, felaket senaryoları kurmak ya da kendi yetersizliğine inanmak da kaygıyı artıran etmenler arasında yer almaktadır. Unutulmamalıdır ki; sınav sürecinde başarılı olabilmek için yalnızca akademik bilgi yeterli değildir. Öğrencinin zihinsel ve duygusal olarak dengede kalması da en az bilgi kadar önem taşımaktadır. Bu nedenle sınav öncesi dönemde düzenli uyku, dengeli beslenme, yeterli su tüketimi ve ekran süresinin sınırlandırılması gibi temel yaşam alışkanlıklarının korunması gerekmektedir. Ayrıca, çalışmanın plansız ve kontrolsüz şekilde değil; hedeflere bölünerek yapılması, öğrencinin sınav sürecine hâkimiyetini artırırken, kaygı düzeyini de azaltmaktadır." Duygularla baş edebilme becerilerinin gelişmesi bu süreçte ayrı bir önem taşıdığı da dile getirilen açıklamada, "Kaygının bastırılması değil, fark edilerek kontrol altına alınması gereklidir. Derin nefes alma, gevşeme egzersizleri, içsel telkinler ve dikkat odağını soruya yöneltme gibi yöntemler, kaygının yönetilmesinde etkilidir. Bu süreçte öğrencilere, sınavın "kişiliklerini ya da yaşam değerlerini belirleyen" bir unsur olmadığının; yalnızca mevcut bilgilerinin değerlendirildiği bir araç olduğunun sık sık hatırlatılması önemlidir" ifadelerine yer verildi. Sınav sürecinde öğretmen ve ailelerin tutumunun önemine de değinerek, "Öğrencinin psikolojik dayanıklılığı üzerinde belirleyici rol oynamaktadır. Anlayışlı, güven veren ve yargılamayan bir yaklaşım, öğrencinin kendine olan inancını pekiştirir. Destekleyici bir çevre, öğrencinin yalnızca başarıya değil, sağlıklı bir sınav sürecine de odaklanmasını sağlar. Bu dönemde ruh sağlığını koruyan yaklaşımlar, öğrencilerin sadece sınavı değil, yaşamı da sağlıklı biçimde yönetmesini mümkün kılmaktadır" ifadeleri kullanıldı.
14 Haziran 2025 Cumartesi - 13:52
Mersin’de yaşlılara doğru solunumun önemi anlatıldı
Mersin Büyükşehir Belediyesi ile Türkiye Fizyoterapistler Derneği Mersin İl Temsilciliği iş birliğinde, yaş almış bireylerin sağlıklı yaşamlarını desteklemek amacıyla, ’Solunum Egzersizleri Atölyesi’ gerçekleştirildi. "Her Şey Nefesle" sloganıyla hayata geçirilen atölyede, alanında uzman fizyoterapistler katılımcılara solunumun ve doğru nefes almanın önemini anlattı. Atölye çalışmasında solunum sıkıntılarının nasıl fark edilebileceği ve sık görülen solunum hastalıkları hakkında bilgilendirme yapıldı. Ayrıca Emekli Evi üyeleri, fizyoterapistlerin rehberliğinde doğru nefes alma üzerine egzersizler yaptı. "Akciğer, ilerleyen yaşlarda daha sağlıklı olmak adına çok önemli" Türkiye Fizyoterapistler Derneği Mersin İl Temsilcisi Fizyoterapist Fatma Öksüz, Emekli Evi üyeleriyle hem teorik hem de uygulamalı bilgiler paylaştıklarını anlatarak, "Bugün, ‘nefes alırken hangi problemleri yaşıyoruz, bu problemleri nasıl tespit edebiliriz, tespit ettiğimizde ne yapmamız gerekiyor, solunum problemlerinde kimlere başvurmalıyız?’ konularından ve bizi kurtaracak bir takım egzersizlerden bahsettik. Bunu beraberce de uyguladık. Çok keyifli bir atölye oldu" dedi. Yaş ilerlemesiyle birlikte kişide duruş bozukluğunun yaşandığını ve vücudun öne doğru gittiğini vurgulayan Öksüz, bu durumun nefes alışın gerilemesine neden olduğunu belirterek, "Akciğer, bizim için ilerleyen yaşlarda daha sağlıklı olmak adına çok önemli. Onun için belli bir yaşın üzerinde bireylerle solunum çalışmak, bizim için çok kıymetli" diye konuştu. Emekli Evi üyeleri, nefes egzersizlerinden memnun kaldı Atölye çalışmasından çok memnun kaldığını kaydeden emekli öğretmen Hayriye Örki, "Nefesin ne kadar önemli olduğunu bir kez daha anlamış olduk. Çok eksiklerimiz varmış, onları gördük" ifadelerine yer verdi. Emekli Evi üyelerinden Asuman Yazıcı, "Burada çok güzel şeyler öğreniyoruz. Bugünkü nefes etkinliğinden de çok memnun kaldık. Sağlığımız için doğru nefes almayı öğrendik" ifadelerini kullandı.
14 Haziran 2025 Cumartesi - 13:17
Nadir görülen sindirim sistemi hastalığı tedavi edildi: "Erik, kiraz ve zeytini çekirdeği ile tüketmeyin"
Sinop’ta nadir görülen bir sindirim sistemi hastalığı, başarılı bir cerrahi müdahale ile tedavi edildi. Hastalığın, sindirilemeyen meyve çekirdeği nedeniyle oluştuğu tespit edilirken, uzmanlardan önemli bir uyarı geldi: "Erik, kiraz ve zeytini çekirdeğiyle tüketmeyin." Karın ağrısı şikâyetiyle Sinop Atatürk Devlet Hastanesi’ne başvuran hastada yapılan tetkikler sonucunda Meckel divertiküliti tespit edildi. Konuya ilişkin açıklama yapan Sinop Atatürk Devlet Hastanesi Genel Cerrahi Uzmanı Opr. Dr. Sercan Dolu, "Yapılan değerlendirme sonucunda, divertikül ağız kısmının eriğin sindirilemeyen çekirdeği ile tıkanması neticesinde bu durumun geliştiği anlaşılmıştır. Hastamız, laparoskopik yöntemle yapılan wedge rezeksiyon (divertikülün çıkarılması) ameliyatı sonrası sağlığına kavuşarak şifa ile taburcu edilmiştir" dedi. "Bağırsak sağlığınız için, çekirdekli meyveleri (erik, kiraz, zeytin vb.) çekirdeğiyle birlikte tüketmeyiniz" Dr. Dolu, benzer sağlık sorunlarının önüne geçebilmek adına vatandaşlara "Bağırsak sağlığınız için, çekirdekli meyveleri (erik, kiraz, zeytin vb.) çekirdeğiyle birlikte tüketmeyiniz. Sindirimi zor ve posa bırakan gıdaları aşırı miktarda tüketmekten kaçınınız. Uzun süren karın ağrısı, mide bulantısı veya sindirim sorunlarınız varsa mutlaka bir sağlık kuruluşuna başvurunuz" uyarılarında bulundu.
14 Haziran 2025 Cumartesi - 13:16
Geçmeyen ağrılar ciddi bir sorunun habercisi olabilir
İzmir Ekonomi Üniversitesi Medical Point Hastanesi Ortopedi ve Travmatoloji Bölümü’nden Doç. Dr. Burçin Keçeci, kemik tümörleri konusunda toplumda farkındalık oluşturmak adına önemli açıklamalarda bulundu. "Kemik tümörleri, nadir görülen ancak hem çocukluk çağında hem de erişkinlik döneminde karşılaşabildiğimiz bir tümör grubudur," diyen Doç. Dr. Keçeci, bu tür vakalarda en sık rastlanan belirtinin geçmeyen ağrı olduğuna dikkat çekti. "Özellikle gece ağrısıyla seyreden ve uzun süredir devam eden şikayetleriniz varsa, bu sıradan bir spor yaralanması olmayabilir. Ağrınız süreklilik gösteriyorsa mutlaka bir ortopedi uzmanına başvurmanız gerekir." Önce röntgen, sonra gerekirse MR Tümör şüphesiyle başvuran hastalarda ilk adımın genellikle basit bir röntgen olduğunu belirten Keçeci, "Direkt grafi dediğimiz röntgenle kemiklerde anormal bir oluşum olup olmadığını değerlendiriyoruz. Eğer şüpheli bir lezyon tespit edersek, MR görüntülemesi ile detaylı incelemeye geçiyoruz" şeklinde konuştu. ’İyi huylu mu, kötü huylu mu’ ayrımı hayati önemde Kemik tümörlerinin nadir görülse de iki ana gruba ayrıldığını belirten Doç. Dr. Burçin Keçeci, şu şekilde devam etti: "Bazı tümörler iyi huyludur; yani sadece bulundukları bölgede sınırlı kalırlar. Ancak bazıları kötü huyludur ve vücuda yayılma riski taşır. Bu tür tümörler yaşamı tehdit edebilir. Bu nedenle tümörün tipi ve yayılım durumu mutlaka netleştirilmelidir." Geçmeyen ağrılar göz ardı edilmemeli Son olarak topluma çağrıda bulunan Doç. Dr. Keçeci, şu uyarılarda bulundu: "Vücudunuzda nedeni açıklanamayan ve geçmeyen bir ağrı varsa ya da herhangi bir şişlik fark ettiyseniz, bunu önemseyin. Özellikle ağrılar geceleri de sizi uyandırıyorsa bu alarm verici olabilir. Erken tanı, tedavi başarısını doğrudan etkiler. Lütfen geç kalmadan bir ortopedi uzmanına danışın."
14 Haziran 2025 Cumartesi - 12:46
Zayıflamak için canınızdan olmayın
’Zayıflama çayı’ adı altında satılan ve kilo vermek isteyenlerin rağbet ettiği ürünler, kontrolsüz kullanımlarda ölüme kadar götürebiliyor. İlaç ve gıda takviyelerinin fazla kullanımının insanların sağlığına zarar verebileceğini belirten Aktar Hamit Sipahi, "internet ortamında satılan çok kirli zayıflama ilaçları var" dedi. Yaz ayrılarının gelmesi ile birlikte vatandaşları zayıflama heyecanı sardı. Yaz mevsimine zayıf ve fit girmek isteyenler satılan zayıflama çaylarını da kullanmayı tercih ediyor. Sağlık Bakanlığı ve Tarım ve Orman Bakanlığı’ndan izin alınmadan merdiven altı üretilen hızlı kilo verme vaadli ilaçlar, kullananların geri dönüşü olmayan sağlık sorunları yaşamalarına, hatta yaşamlarını yitirmelerine sebep oluyor. Özellikle son dönemde sık sık haber bültenlerine konu olan zayıflama çayları ile ilgili olarak uyarılarda bulunan Düzceli Aktar Hamit Sipahi, hem zayıflama çaylarının hem de karışımlarına dikkat çekti. Hamit Sipahi, yaptığı açıklamalarda şunları söyledi: "Sağlıksız ve bilinçsiz kullanımında, doktora danışılmadan alınan hele de internet ortamında satılan ürünlerin ne derece güvenli olduğu malum. İnsanları doktorlarından almış oldukları fikir doğrultusunda vücut değerleri kullanıma elverişliyse bitkisel gıda takviyeleri kullanılabilir. Metabolizmayı hızlandıracak bazı bitki tohumları var. Onlar kullanılabilir, herhangi bir problem yaşanmaz ama bilmediği, kesin olarak üretiminden emin olunmadığı hijyenik ve steril ortamda üretilmeyip bakanlık onayı olmayan internet ortamında satılan çok kirli ürünler var. Bunları maalesef insanları alıp kullanıyor. Sonrasında da şikayetlerle hastanelere gidiyorlar. İnsanların sağlığı ile oynamamak lazım." "İnsanlar evlerinde daha masrafsız ve sağlıklı çaylar yapabilir" Hamit Sipahi, verdiği röportajda, insanların fazla masrafa girmeden sağlıklı zayıflayabilecekleri çay yapmalarının mümkün olduğunu da belirterek, "Evlerinde insanlar kendi karışımlarını da yapabilirler. Metabolizmayı hızlandırmak için kete tohumu kullanabilirler. Yine bağırsaklardaki şişkinliği almaya yardımcı olur. Çia tohumu şu an çok popüler. Yulaf ezmesi midede şişkinliği önlüyor ve tokluk hissi veriyor. Tok tuttuğu için rejim yapanlar bu bitkilerden faydalanıyorlar. Bunların da herhangi bir yan etkisi ve yok, gıda olarak tüketilebilen bitkiler" diye konuştu. "Doktor tavsiyesi önemli" Hamit Sipahi, ayrıca röportajında "Bitkiler kimyasallara göre daha masum ama fazlası zarar verir. O nedenle tıbbi yardım almadan, doktor tavsiyesine uymadan insanların kafalarına göre kullanmamaları iyi olur. İnsanlar zayıflamak için 9’lu bitki çayı dediğimiz 9 bitkinin karışımı ile yapılan çay var. Hem ödem atmada hem de zayıflama da yardımcı olur. Yıllardır insanlara veriyoruz. Şimdi ya kadar hiçbir sorun yaşanmadı. İçinde funda yaprağı, biberiye, yeşilçay, barut ağacı, tarçın, cimea gibi bitkilerin karışımıdır. Günde kupa bardakla 2 barda tüketilirse vücuttaki ödemi atmaya ve yağ yakmaya yardımcı olur" dedi. İnternet ortamından alınan sağlık ilaçlarının büyük kısmının sağlık bakanlığı ve Tarım Orman Bakanlığı onayının olmaması tüketicilerin ürün alırken bu onaylara bakmadan ve reklama göre ürün almaları ise ciddi sağlık sorunlarını beraberinde getiriyor.
14 Haziran 2025 Cumartesi - 12:38
Kadın hastalıklarına V-Notes tekniğiyle ameliyat
Kahramanmaraş’ta hizmet veren HG Hospital’da gerçekleştirilen kadın hastalıkları operasyonunda, dünyada sayılı merkezde uygulanan V-Notes (doğal deliklerden yapılan cerrahi) tekniğiyle rahim ve yumurtalıklar karnı kesmeden alındı. HG Hospital’a başvuran 51 yaşındaki hasta, yaklaşık 17 yıldır devam eden yoğun vajinal kanama şikâyetiyle yaşam kalitesinin ciddi şekilde düştüğünü, sosyal hayatının kalmadığını belirtti. Yapılan tetkiklerde rahim kanseri başlangıcı tespit edilen hasta, Jinekolojik Onkoloji Konseyi’nde değerlendirilerek V-Notes tekniğiyle ameliyata alındı. Bu yöntemle hastanın karın bölgesinde hiçbir kesi yapılmadan rahmi ve yumurtalıkları alındı. Ameliyat sonrası aynı gün ayağa kalkabilen hasta, ağrısız şekilde günlük yaşantısına döndü. HG Hospital’da kadın hastalıkları ve doğum uzmanı olarak görev yapan Operatör Doktor Merva Tekelek Susaçan, jinekolojik onkoloji ekibinin başkanı Doç. Dr. Behzat Can ile birlikte hastalarını takip ettiklerini ve operasyonlarını gerçekleştirdiklerini söyledi. ’Hiçbir kesi olmadan rahim ve yumurtalıklar alındı’ Uygulanan yöntemin detaylarını anlatan Dr. Susaçan, "Hastamızın karnında ya da görebileceği herhangi bir yerde hiçbir kesi ya da iz olmadan rahmini ve yumurtalıklarını aldık. Ameliyatın hemen birkaç saat sonrasında ayağa kalktı. Ağrısı olmadı, günlük hayatına aynı gün dönebildi. Hatta karnına baktığında ameliyat olduğuna inanamıyor" dedi. ’Kadınlar bu şikayetleri ihmal etmesin’ Kadınlarda sık görülen bu tür rahatsızlıkların çoğu zaman ihmal edildiğine dikkat çeken Susaçan, "Ama kadınlarımız bilsin ki kendi şehirlerinde, HG Hospital’da bu yüksek teknolojiyle güvenli bir şekilde tedavi olabiliyorlar. Farklı şehirlere gitmelerine gerek yok. Sağlığınızı ertelemeyin. Siz kıymetlisiniz ve bu sorunların konforlu çözümleri var" diye konuştu. Hasta Nimet Süt ise, "Hocamla tanıştım. Çok iyi, çok iyi. Herkese de tavsiye ederim. Yani ameliyatım ağrısız, sızısız, yara bere hiçbir şey yok. 17 senedir çektim ben bunu. Hiçbir sosyal aktivitem yoktu. Artık yani kan almaktan, sürekli kan gitmesinden sosyal aktivitem olmuyordu yani. Şimdi çok iyiyim" diyerek tüm ekibe teşekkür etti.
14 Haziran 2025 Cumartesi - 11:56
Uzmanlar uyardı: Sınav değil, kaygı zorlayabilir
Sınav kaygısı, öğrencilerin başarısını olumsuz etkileyebiliyor. Uzmanlar, doğru yöntemlerle bu kaygının kontrol altına alınabileceğini belirtiyor. Sınav döneminde birçok öğrenciyi etkileyen kaygı, öğrenilen bilgilerin kullanılmasını zorlaştırıyor. Uzmanlar, bu kaygıyla başa çıkmak için nefes egzersizlerinden turlama tekniğine, doğru ebeveyn tutumlarından düşünce kalıplarını değiştirmeye kadar çeşitli yöntemlerin etkili olduğunu belirtiyor. Sınav kaygısının, sınav öncesi ve sınav sırasında yaşanılan bir performans anksiyetesi olduğunu belirten Medicana Konya Hastanesi Psikoloji Bölümü’nden Klinik Psikolog Kübra Adam, "Bu kaygı, sınav anında önceden öğrenilmiş bilgilerin geri çağrılmasında zorlanmaya sebep olmaktadır. Yoğun kaygı, huzursuzluk, başarısızlık korkusu, dikkat ve konsantrasyonda zorlanma, ders çalışma isteksizliği, erteleme davranışı, özgüvende azalma gibi şekillerle ortaya çıkmaktadır. Bunun yanı sıra yeme bozuklukları, uyku problemleri gibi bedensel belirtilerle de karşımıza çıkmaktadır. Sınava verilen önem, başarı kelimesinin sınav ve sonucuyla eşleştirilmiş olması ile ilişkilidir. Konu eksikliği, planlı çalışma yapamama kaygının nedenleri arasındadır. Sınav kaygısı ile nasıl çalışıyoruz. Bilimsel davranışı terapiler ile çalışıyoruz. Bireyin olumsuz düşünce kalıplarını değiştirmeyi ve kaygıya yol açan davranışları dönüştürmeyi hedefliyoruz. Nefes egzersizleri ve gevşeme teknikleri ile 4-7-8 tekniği ile gevşemeyi sağlıyoruz. Bu nasıl oluyor, 4’e kadar sayıyoruz, nefes alıyoruz, burnumuzdan 7’ye kadar onu içimizde tutuyoruz ve 8’e kadar sayarak ağzımızdan yavaşça o nefesi veriyoruz" dedi. "Çocuklarınızı başkaları ile kıyaslamayın" Psikolog Kübra Adam şöyle devam etti: "Ebeveynlere birkaç öneri verecek olursak çocuklarınızı başkaları ile kıyaslamayın. Her ne olursa olsun onlara onların yanında olduğunuzu söyleyin. Sana inanıyorum demek yerine her zaman senin arkandayım, her ne olursa olsun ben senin yanındayım deyin. Sınav günü öğrencilere her gün nasıl davranırsınız öyle davranın. Eğer sınav günü sınava özel davranırsanız çocukların performans anksiyetesini tetikleyebilirsiniz. Bu sebeple, sıradan bir gününüz nasıl geçiyorsa, sıradan bir denemeye nasıl giriyorsa, onu o günü o şekilde yaşatmaya çalışın." "Bir soruya takılıp kalma bir sonraki soruya geç" Öğrencilere de birkaç öneri sunan Kübra Adam, "Evet, bu önemli bir sınav ama hayatının sınavı değil. Elinden geleni yaptın. Bir sınava gireceksin. Konu eksikliklerin olabilir. Belki bu yüzden kaygılanıyor da olabilirsin ama karşına çıkacak tüm sorular çok zor veya çok kolay olmayacak. Kolay sorular, zor sorular ve orta derecede sorular olacak. Zor bir soruyla karşılaştığında soruyla cebelleşmek yerine soruyu atlayıp bir sonraki soruya geçmeni tavsiye ediyorum. Bir soruya takılıp kalma bir sonraki soruya geç vaktin kaldığında zaten o soruya tekrar döneceksin. Biz buna turlama tekniği diyoruz. Soruları turlayarak çözmeye çalış. Bütün sınava girecek öğrencilere başarılar diliyorum" diye konuştu.
14 Haziran 2025 Cumartesi - 11:44
Uzmanlar uyardı: Sınav değil, kaygı zorlayabilir
Sınav kaygısı, öğrencilerin başarısını olumsuz etkileyebiliyor. Uzmanlar, doğru yöntemlerle bu kaygının kontrol altına alınabileceğini belirtiyor. Sınav döneminde birçok öğrenciyi etkileyen kaygı, öğrenilen bilgilerin kullanılmasını zorlaştırıyor. Uzmanlar, bu kaygıyla başa çıkmak için nefes egzersizlerinden turlama tekniğine, doğru ebeveyn tutumlarından düşünce kalıplarını değiştirmeye kadar çeşitli yöntemlerin etkili olduğunu belirtiyor. Sınav kaygısının, sınav öncesi ve sınav sırasında yaşanılan bir performans anksiyetesi olduğunu belirten Medicana Konya Hastanesi Psikoloji Bölümü’nden Klinik Psikolog Kübra Adam, "Bu kaygı, sınav anında önceden öğrenilmiş bilgilerin geri çağrılmasında zorlanmaya sebep olmaktadır. Yoğun kaygı, huzursuzluk, başarısızlık korkusu, dikkat ve konsantrasyonda zorlanma, ders çalışma isteksizliği, erteleme davranışı, özgüvende azalma gibi şekillerle ortaya çıkmaktadır. Bunun yanı sıra yeme bozuklukları, uyku problemleri gibi bedensel belirtilerle de karşımıza çıkmaktadır. Sınava verilen önem, başarı kelimesinin sınav ve sonucuyla eşleştirilmiş olması ile ilişkilidir. Konu eksikliği, planlı çalışma yapamama kaygının nedenleri arasındadır. Sınav kaygısı ile nasıl çalışıyoruz. Bilimsel davranışı terapiler ile çalışıyoruz. Bireyin olumsuz düşünce kalıplarını değiştirmeyi ve kaygıya yol açan davranışları dönüştürmeyi hedefliyoruz. Nefes egzersizleri ve gevşeme teknikleri ile 4-7-8 tekniği ile gevşemeyi sağlıyoruz. Bu nasıl oluyor, 4’e kadar sayıyoruz, nefes alıyoruz, burnumuzdan 7’ye kadar onu içimizde tutuyoruz ve 8’e kadar sayarak ağzımızdan yavaşça o nefesi veriyoruz" dedi. "Çocuklarınızı başkaları ile kıyaslamayın" Psikolog Kübra Adam şöyle devam etti: "Ebeveynlere birkaç öneri verecek olursak çocuklarınızı başkaları ile kıyaslamayın. Her ne olursa olsun onlara onların yanında olduğunuzu söyleyin. Sana inanıyorum demek yerine her zaman senin arkandayım, her ne olursa olsun ben senin yanındayım deyin. Sınav günü öğrencilere her gün nasıl davranırsınız öyle davranın. Eğer sınav günü sınava özel davranırsanız çocukların performans anksiyetesini tetikleyebilirsiniz. Bu sebeple, sıradan bir gününüz nasıl geçiyorsa, sıradan bir denemeye nasıl giriyorsa, onu o günü o şekilde yaşatmaya çalışın." "Bir soruya takılıp kalma bir sonraki soruya geç" Öğrencilere de birkaç öneri sunan Kübra Adam, "Evet, bu önemli bir sınav ama hayatının sınavı değil. Elinden geleni yaptın. Bir sınava gireceksin. Konu eksikliklerin olabilir. Belki bu yüzden kaygılanıyor da olabilirsin ama karşına çıkacak tüm sorular çok zor veya çok kolay olmayacak. Kolay sorular, zor sorular ve orta derecede sorular olacak. Zor bir soruyla karşılaştığında soruyla cebelleşmek yerine soruyu atlayıp bir sonraki soruya geçmeni tavsiye ediyorum. Bir soruya takılıp kalma bir sonraki soruya geç vaktin kaldığında zaten o soruya tekrar döneceksin. Biz buna turlama tekniği diyoruz. Soruları turlayarak çözmeye çalış. Bütün sınava girecek öğrencilere başarılar diliyorum" diye konuştu.
Daha Fazla Yükle
GERİ BİLDİRİM
Geliştirme sürecine katkıda bulunmak için lütfen sitede karşılaştığınız hataları bize bildirin.
Gönder