Son Dakika
|
Üsküdar Belediyesi’ne yönelik irtikap operasyonu: 7 gözaltı
Trump: "Xi, İran ile anlaşma sağlanması için yardım teklif etti"
Türkiye ile Kazakistan arasında 13 anlaşma imzalandı
Tepebaşı’nda şirket kurup paraları kripto hesaplara aktarmışlar
MSB'den deniz yetki alanları kanun çalışması açıklaması
Tepebaşı Belediyesi’ne operasyon
Rusya'dan Ukrayna'ya 56 füze ve 670'ten fazla İHA ile saldırı: 1 ölü
Arnavutköy’de aile kavgası kanlı bitti: Kuzenini başından vurdu
Mersin’deki fabrika yangınında acı haber: 1 işçi hayatını kaybetti
Trump, 9 yıl aradan sonra tarihi zirve için Çin'de
Abone
Gündem
Politika
Ekonomi
Dünya
Asayiş
Spor
Video
Yerel
Belgesel
Daha
Fotogaleri
Aktüel
Sağlık
Çevre
Magazin
Kültür Sanat
Eğitim
Teknoloji
Hava Durumu
Tüm Haberler
Tüm Manşetler
RSS
Abone
Gündem
Politika
Ekonomi
Dünya
Asayiş
Spor
Video
Yerel
Belgesel
Daha
Fotogaleri
Aktüel
Sağlık
Çevre
Magazin
Kültür Sanat
Eğitim
Teknoloji
Hava Durumu
Tüm Haberler
Tüm Manşetler
RSS
Whatsapp
İHA Kurumsal
EN
Taiwan’s Epic Spiritual Journey with the Sea Goddess Mazu
Trump: "Xi, ABD’yi gerileyen bir ülke olarak görmekte haklıydı"
Bakan Memişoğlu: "Hantavirüs konusunda bir salgın riski yok"
Ordu’da yedikleri yemek sonrası rahatsızlanan 21 işçi hastanelik oldu
Avrupa Taekwondo şampiyonu yine Türkiye
Tarım işçilerini taşıyan minibüs tıra çarptı: 12 yaralı
Rusya’nın Kiev’e yönelik saldırısında ölü sayısı 8’e yükseldi
Bursa’da balkondan düşen kadın ağır yaralandı
SAĞLIK
Opr. Dr. Çelik: "Obezite kanser riskini artırabilir"
15 Mayıs 2026 Cuma - 09:19:00
Obezitenin yalnızca kilo artışıyla sınırlı olmadığına dikkat çeken Gastroenteroloji Cerrahisi Uzmanı Opr. Dr. Salih Can Çelik, "Tip 2 diyabet, hipertansiyon, kalp-damar hastalıkları, uyku apnesi, eklem hastalıkları ve karaciğer yağlanması gibi pek çok hastalıkla doğrudan ilişkilidir. Bunun yanı sıra meme, kolon ve pankreas kanseri gibi bazı kanser türlerinin görülme riskini de artırabilir. Obezite, bireyin yaşam kalitesini de düşürür, hareket kabiliyetini kısıtlar ve psikolojik sorunlara zemin hazırlayabilir" dedi. 16 Mayıs Avrupa Obezite Günü dolayısıyla açıklamalarda bulunan Gastroenteroloji Cerrahisi Uzmanı Opr. Dr. Salih Can Çelik, obezitenin yalnızca estetik bir sorun olmadığını, tüm vücut sistemlerini etkileyen kronik bir hastalık olduğunu vurguladı. Obezitenin, vücutta aşırı yağ birikiminin sağlığı bozacak düzeye ulaşmasıyla ortaya çıktığını belirten Op. Dr. Çelik, "Bu durum metabolik, hormonal ve sistemik birçok sorunu beraberinde getirir. Tanı koymada en sık kullanılan yöntem vücut kitle indeksi (VKİ) hesaplamasıdır. Ancak sadece VKİ’ye bakmak yeterli değildir. Bel çevresi ölçümü, vücut yağ oranı ve kişinin mevcut hastalıkları birlikte değerlendirilmelidir. Özellikle karın bölgesinde yağlanma, kalp ve metabolik hastalıklar açısından daha yüksek risk anlamına gelir" şeklinde konuştu. "Obezite artışı yaşam tarzıyla ilişkili" Obezitenin günümüzde giderek yaygınlaştığını ifade eden Çelik, bu artışın tesadüf olmadığını belirterek, "Fiziksel aktivitenin azalması, masa başı çalışma düzeni ve uzun süre ekran başında kalmak günlük hareketi ciddi şekilde kısıtlıyor. Bunun yanında yüksek kalorili, işlenmiş ve katkı maddesi içeren gıdaların kolay ulaşılabilir olması da kilo artışını hızlandırıyor. Fast-food tüketimi, şekerli içecekler ve düzensiz beslenme alışkanlıkları obezitenin en önemli nedenleri arasında yer alıyor. Ayrıca stres, uyku düzensizliği ve hormonal değişiklikler de iştah mekanizmasını etkileyerek kilo artışına yol açabiliyor" ifadelerine yer verdi. "Birçok hastalığın zeminini hazırlıyor" Obezitenin yalnızca kilo artışıyla sınırlı olmadığını vurgulayan Opr. Dr. Çelik, "Tip 2 diyabet, hipertansiyon, kalp-damar hastalıkları, uyku apnesi, eklem hastalıkları ve karaciğer yağlanması gibi pek çok hastalıkla doğrudan ilişkilidir. Bunun yanı sıra meme, kolon ve pankreas kanseri gibi bazı kanser türlerinin görülme riskini de artırabilir. Obezite, aynı zamanda bireyin yaşam kalitesini düşürür, hareket kabiliyetini kısıtlar ve psikolojik sorunlara zemin hazırlayabilir" diye konuştu. "VKİ risk hakkında önemli ipuçları veriyor" Vücut Kitle İndeksi’nin (VKİ) pratik bir değerlendirme aracı olduğunu belirten Opr. Dr. Çelik, "18.5’in altı zayıf, 18.5-24.9 arası normal, 25-29.9 arası fazla kilolu, 30 ve üzeri obez olarak sınıflandırılır. VKİ yükseldikçe diyabet ve kalp hastalıkları riski de artar. Ancak özellikle kas kütlesi yüksek bireylerde tek başına yeterli olmayabilir, bu nedenle kişiye özel değerlendirme önemlidir" dedi. "Sağlıklı beslenme ve düzenli spor, genetik riskleri azaltabilir" Ailesinde obezite öyküsü bulunan bireylerde riskin daha yüksek olduğuna dikkat çeken Opr. Dr. Çelik, "Genetik bir zemin söz konusu olsa da sonucu belirleyen daha çok yaşam tarzıdır. Sağlıklı beslenme alışkanlıkları kazanmak ve düzenli egzersiz yapmak, genetik riskleri önemli ölçüde azaltabilir" ifadelerine yer verdi. "Tedavi süreci çok yönlü ele alınmalı" Obezite tedavisinin tek bir yöntemle çözülemeyeceğini vurgulayan Opr. Dr. Çelik, "Diyetisyen eşliğinde planlanan beslenme programları, düzenli fiziksel aktivite ve davranış değişikliği tedavinin temelini oluşturur. Gerekli durumlarda ilaç tedavileri de devreye alınabilir. Ancak ileri düzey obezite hastalarında cerrahi yöntemler etkili ve kalıcı çözümler sunabilmektedir" şeklinde konuştu "Cerrahi yöntemler doğru hastada etkili sonuçlar veriyor" Opr. Dr. Çelik, bariatrik cerrahinin belirli kriterlere göre uygulandığını ifade ederek, "Vücut kitle indeksi 40 ve üzeri olan ya da 35’in üzerinde olup diyabet, hipertansiyon gibi ek hastalıkları bulunan bireyler cerrahi için uygun adaylar arasında yer alır. Tüp mide ve gastrik bypass gibi ameliyatlar, yalnızca kilo kaybı sağlamakla kalmaz, aynı zamanda metabolik hastalıkların kontrol altına alınmasına da yardımcı olur" dedi. "Hızlı kilo verme yöntemlerine karşı uyarı" Hızlı kilo verme vaat eden yöntemlere karşı dikkatli olunması gerektiğini söyleyen Çelik, şu ifadelere yer verdi: "Şok diyetler ve bilinçsiz uygulamalar kas kaybına, vitamin ve mineral eksikliklerine ve metabolizma hızının düşmesine yol açabilir. Bu durum, verilen kiloların kısa sürede geri alınmasına neden olur. Sağlıklı kilo kaybı haftada ortalama 0.5-1 kilogram olmalıdır. Önemli olan hızlı değil, kalıcı kilo vermektir." "Kalıcı başarı yaşam tarzı değişikliğiyle mümkün" Sürdürülebilir kilo kontrolünün ancak yaşam tarzı değişikliğiyle sağlanabileceğine değinen Opr. Dr. Çelik, "Dengeli ve düzenli beslenme alışkanlığı kazanmak, porsiyon kontrolü yapmak, düzenli egzersiz alışkanlığı edinmek ve uyku düzenine dikkat etmek büyük önem taşır. Kişinin motivasyonunu koruması ve gerektiğinde profesyonel destek alması da sürecin başarısını artırır" diyerek sözlerini tamamladı.
15 Mayıs 2026 Cuma - 09:07
Gastroenteroloji Uzmanı Dr. Kayar: "Yanlış beslenme çölyak riskini artırıyor"
Van Eğitim ve Araştırma Hastanesi Gastroenteroloji Uzmanı Dr. Yusuf Kayar, özellikle market ürünleri ve yüksek glüten içerikli gıdalarla gelişen yanlış beslenme alışkanlıklarının çölyak hastalığı görülme sıklığını geçmişe oranla 100 kat artırdığını söyledi. Uluslararası Çölyak Farkındalık Günü çerçevesinde, toplumda bu kronik rahatsızlığa karşı duyarlılığın artırılması hedefleniyor. Uzmanlar, özellikle genetik yatkınlığı olan bireylerin ve benzer belirtileri gösteren vatandaşların farkındalık düzeyinin yükseltilmesinin, hastalığın yönetimi açısından kritik rol oynadığını ifade ediyor. İHA muhabirine konuşan Gastroenteroloji Uzmanı Dr. Yusuf Kayar, çölyak hastalığının bir glüten duyarlılığı olduğunu belirtti. Dr. Kayar, "İçinde glüten ihtiva eden herhangi bir gıda aldığında vücudunun buna karşı alerjik bir reaksiyon vermesi durumudur. Aslında böyle özetleyebiliriz; tabii öncelikle bağırsaklarda bir iltihaplanma söz konusu oluyor. Bağırsaklardaki iltihaplanma sonrası, hastalar emilimle ilgili ciddi sorunlar yaşayabiliyor. Tabii bu durum sadece bağırsaklarla sınırlı kalmıyor ve zamanla bütün vücuda yayılarak neredeyse bütün organları etkisi altına alabiliyor. Hastalığın hem genetik hem de çevresel birçok nedeni söz konusu. Özellikle 1950’li yıllardan itibaren baktığımızda, hastalıkta ciddi manada bir artış görülmektedir. O zamanla kıyas yaparsak yaklaşık 100 kat civarında bir artıştan bahsedebiliyoruz. Bunun da en büyük nedeni maalesef yanlış beslenme. Özellikle market ürünleri ve içeriğinde fazla miktarda glüten barındıran gıdalar tüketildiğinde, maalesef çölyak hastalığı ortaya çıkabiliyor. Tabii ki diğer bir neden genetik yatkınlıktır. Genetik etkenlere baktığımızda; özellikle ikiz kardeşinde çölyak hastalığı olan bir kişide, bu hastalığın görülme ihtimali yaklaşık 10 kat artış göstermektedir" dedi. "Çölyak hastalığının tedavisi basittir" Çölyak hastalığının kişinin sağlığı açısından çok önemli olduğunu ve tedavisinin de bir o kadar basit olduğunu dile getiren Kayar, "Kişi eğer glütensiz beslenmeye devam ederse hiçbir sorun kalmıyor; yani normal popülasyondaki bir insandan hiçbir farkı olmuyor. Ama eğer diyetine dikkat etmezse, başta bağırsaktaki iltihapla beraber bu durumun bütün vücuda yayıldığını ve zamanla hastaların kansere bile eğilim gösterdiğini görebiliyoruz. Bu noktada farkındalık oluşturmak gerekir. Eğer bir kişide kilo kaybı, karın ağrısı, ishal, şişkinlik, reflü veya anemiyle ilgili şikayetler, kemik bozuklukları gibi durumlar varsa muhakkak bir doktora başvurması gerekir. Doktorun da çölyak hastalığı ihtimalini göz önünde bulundurup bu açıdan detaylı bir araştırma yapması şarttır" diye konuştu. "Hastaların glütensiz bir şekilde beslenmeleri gerekir" Hastaların glütensiz ürünlere ulaşması konusunda gerekli çalışmaların yapılması gerektiğini ifade eden Kayar, sözlerini şöyle sürdürdü: "Günümüzde glüten birçok ürünün içinde var; ancak özellikle market ürünlerindeki ve üretilen ekmeklerdeki glüten oranı çok fazla olduğu için hastalar zaman içerisinde bu hastalığa daha yatkın hale gelebiliyor. Hastalığın tek tedavisi diyettir; hastaların glütensiz bir şekilde beslenmeleri gerekir. Ancak maalesef günümüzde kamu kurum ve kuruluşlarının bu yöndeki desteğinin çok zayıf olduğunu görüyoruz. Bu nedenle kamu kurum ve kuruluşlarının bu yönde bir eğilim göstermesini ve hastaların bu gıdalara daha rahat ulaşması için ellerinden geleni yapmasını istiyoruz. Bu konu gerçekten çok önemli."
15 Mayıs 2026 Cuma - 08:57
Avusturya’dan Van’a şifa yolculuğu: Avrupa’nın cesaret edemediği ameliyat Van’da yapıldı
Lokman Hekim Van Hastanesi Kalp ve Damar Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Halil Başel, İstanbul’un ve Avrupa’nın dev kliniklerinde ’ameliyat edilemez’ denilen en riskli glomus tümörü vakalarını Van’da gerçekleştirdiği başarılı operasyonlarla sağlığına kavuşturmaya devam ediyor. Batman’dan Ayşe Beytüt (64), İstanbul’dan Bülent Kasımay (47) ve Avusturya’dan gelen Yasemin Günyeli (37), hastane hastane gezdikten sonra Prof. Dr. Halil Başel’e ulaştı. Gittikleri hastanelerde ‘felç kalırsın, masada kalırsın’ gibi ifadelerle korkutulan hastalar, Prof. Dr. Başel’in ikna çalışmaları ve tecrübesi sonucu yapılan operasyonla sağlıklarına kavuştu. Bir haftada üç hastaya şifa Lokman Hekim Van Hastanesi Kalp ve Damar Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Halil Başel, bu hafta il dışından gelen üç hastayı başarıyla ameliyat ettiklerini belirterek, "Üçü de çok özel hastalardı. Bülent Bey’in hem tümörü büyüktü hem de bu onun ikinci ameliyatıydı. Yasemin Hanım Avusturya’dan geldi; Avusturya’da ‘çok riskli’ denilen ameliyatını burada yaptık. Damarı tamamen sarmış, 6 santimetreye yakın bir tümörü başarıyla çıkardık. Bir de Batman’dan gelen bir hastamız vardı; onunki de yukarı yerleşimli glomus vagale dediğimiz, oldukça zor bir noktadaki tümördü. Tümörün büyük kısmını çıkardık, üst kısma da embolizasyon yaparak operasyonu tamamladık. Çok şükür hiçbirinde komplikasyon gelişmedi. Bugün Bülent Bey’in 6., Avusturyalı hastamızın 3., Batmanlı hastamızın ise 1. günü. Bu haftayı üç başarıyla kapattık," dedi. İstanbul’da çıkarılamayan tümörden kurtuldu İstanbul’dan gelen 47 yaşındaki Bülent Kasımay’a iki yıl önce glomus tümörü tanısı konulduğunu ifade eden Prof. Dr. Halil Başel, "Hastamız, Türkiye’nin sayılı hastanelerinden birinde ameliyat olmaya karar vermiş ancak orada opere edildiğinde tümörü çıkaramamışlar. Üstelik yutma güçlüğü ve ses kısıtlığı gibi komplikasyonlar gelişmiş. Bülent Bey bilinçli bir hasta olduğu için arayışa girmiş; Amerika’ya kadar ulaşmış. Oradaki doktorlar ‘yaparız’ demişler ama vize ve ekonomik sorunlar nedeniyle gidememiş. Bize ulaştığında hemen ameliyat önerdik. Önce şaşırsa da o sırada servisimizde yatan diğer glomus hastalarıyla görüşünce ikna oldu. Yaklaşık 7 santimetrelik tümörü hiçbir komplikasyon gelişmeden çıkardık, inşallah bir iki güne taburcu edeceğiz" ifadelerini kullandı. "Bizde hep ‘iyi hekim mutlaka büyük şehirlere gider’ gibi yanlış bir inanış var" Bülent Kasımay’ın Van’a gelme kararı alırken çevresinden baskı gördüğünü dile getiren Prof. Dr. Halil Başel, konuşmasını şöyle sürdürdü: "İstanbul’da yapılamayan bir şey Van’da nasıl yapılacak? Bizde hep ‘iyi hekim mutlaka büyük şehirlere gider’ gibi yanlış bir inanış var. Hastamıza bu konuda adeta mobbing yapılmış. Ama sonuç ortada; insanları tedavi eden şehirler ya da devasa binalar değil, hekimin tecrübesidir. Bu ameliyatlar çok fazla teknolojik alet edevat değil, yüksek hekim tecrübesi gerektirir. Artık sosyal medyada her şeye ulaşmak çok kolay; hastalar yorumlara bakıyor, hekimin başarı oranlarını araştırıyor ve ona göre karar veriyor. Bülent Bey de gelirken çok baskı görmüş ama şu anda oldukça mutlu." Avrupa’nın en büyük kliniklerinden Van’daki tecrübeye yolculuk Avusturya’dan gelen 37 yaşındaki Yasemin Günyeli’nin kayınpederi İsa Günyeli, 37 yıldır yurt dışında yaşadıklarını belirterek süreci anlattı: "Viyana’da Avrupa’nın en büyük kliniklerine sorduk; Amerika ve Almanya’daki uzmanlara danıştık ancak durum riskli olduğu için kimse ameliyata karar veremedi. Araştırmalarımız sonucunda Halil Hoca’yı sosyal medyada bulduk. Kızım daha derin bir araştırma yapıp hocayla kontağa geçti ve Van’a gelmeye karar verdik." Yılda 3 ameliyat yerine 300 ameliyatlık tecrübe tercih edildi Neden Van’ı tercih ettiklerini açıklayan Ordulu Günyeli, "İstanbul, Ankara veya Avrupa dururken neden Van? Çünkü araştırdığımızda Halil Hoca’nın bu alanda 300’e yakın ameliyat yaptığını gördük. Bizim olduğumuz bölgede (Avusturya) bu ameliyat senede sadece 2-3 tane yapılıyormuş. Gelinim, ‘Baba bu hoca büyük tecrübe edinmiş, ya Allah deyip gidelim’ dedi. Allah razı olsun; Halil Başel Bey’e ve tüm hastane personeline çok teşekkür ederim. Şu anki mutluluğumuzu anlatacak kelime bulamıyorum" şeklinde konuştu. Komplikasyonsuz veda İstanbul’un en iyi kalp damar hastanelerinden birinde daha önce başarısız bir operasyon geçirdiğini hatırlatan Bülent Kasımay, son durumunu şu sözlerle özetledi: "İlk ameliyatımda tümörü çıkaramadıkları gibi sesimde ve yutağımda problemler yaşadım. Van’da Halil Hoca’nın başarılarını duyunca gelip kendisiyle görüştüm ve ikna oldum. İnsanların ‘İstanbul’da o kadar hastane varken neden Van?’ demelerine rağmen geldim. Sağ olsun, hiçbir komplikasyonla karşılaşmadan, sesimde veya yutağımda problem çıkmadan sağlığıma kavuştum. Pazartesi günü hastaneden ayrılacağım, hocamıza minnettarım."
14 Mayıs 2026 Perşembe - 23:35
Bakan Memişoğlu: "Hantavirüs konusunda bir salgın riski yok"
Sağlık Bakanı Kemal Memişoğlu, "Hantavirüs konusunda herkes bilsin ki şu anda böyle bir salgın riski yok. Toplumumuz bu konuda müsterih olsun. Spekülasyonlar değil, Sağlık Bakanlığımızın açıklamaları dikkate alınmalıdır" dedi.
Çok Okunan Kategori Haberleri
1
14 Mayıs 2026 Perşembe- 11:52
Sivas’ta eczacılar Eczacılık Günü’nde bir araya geldi,
2
28 Ağustos 2024 Çarşamba- 10:51
Bursalı avukattan Prof. Dr. Mehmet Ceyhan’a suç duyurusu
3
14 Mayıs 2026 Perşembe- 23:35
Bakan Memişoğlu: "Hantavirüs konusunda bir salgın riski yok"
4
12 Mayıs 2026 Salı- 14:14
İç Hastalıkları Uzmanı Yeler: "Günlük tuz tüketimini 5 gramla sınırlandırın"
5
13 Mayıs 2026 Çarşamba- 15:59
Prof. Dr. Çelik: "Obezite artık kozmetik bir sorun değil kronik bir hastalıktır"
15 Haziran 2025 Pazar - 12:00
Alman doktorların ‘yaşayamaz’ dediği hastayı Türk hekimler hayata döndürdü
Almanya’da "ilaçla bir süre daha yaşarsın" denilerek geri çevrilen 65 yaşındaki siroz hastası Ali Baba Tanrıverdi, İnönü Üniversitesi Turgut Özal Tıp Merkezi’nde gerçekleştirilen karaciğer nakli ile hayata tutundu. Kısa süre önce Almanya’da siroz teşhisi konulan ve hastalığın ilerlediği gerekçesiyle ameliyat edilmesi reddedilen Ali Baba Tanrıverdi, bir yakınının tavsiyesiyle Türkiye’ye dönerek Malatya’daki İnönü Üniversitesi Turgut Özal Tıp Merkezi’ne başvurdu. Tanrıverdi’nin kardeşi Ali Tanrıverdi, Malatyalı arkadaşları Özgür Karakoç’un yönlendirmesiyle ilk uçakla Malatya’ya gitme kararı aldı. Yola çıkmadan önce hastaneye gönderilen tıbbi raporları inceleyen İnönü Üniversitesi Karaciğer Nakli Enstitüsü Müdürü Prof. Dr. Sezai Yılmaz ve ekibi, hastaya acil karaciğer nakli gerektiğini belirledi. Yaklaşık iki hafta içinde uygun donör bulundu ve Prof. Dr. Sezai Yılmaz liderliğindeki ekip tarafından başarılı bir karaciğer nakli gerçekleştirildi. Avrupa’da "ameliyat edilemez" denilen Tanrıverdi, Türk hekimlerin müdahalesiyle yeniden sağlığına kavuştu. Taburcu günü Prof. Dr. Sezai Yılmaz’ı odasında ziyaret eden Ali Baba Tanrıverdi, "Avrupalı hekimler insanı ölüme terk ediyor. Türk doktorlar bu anlamda çok daha vicdanlı ve becerikli" ifadelerini kullandı. Tanrıverdi ayrıca tedavi sürecinde kendisine destek olan Doç. Dr. Barış Sarıcı, Özgür Karakoç, Volkan Arıkan ve Vahap Eserdi’ye teşekkür etti.
15 Haziran 2025 Pazar - 10:37
Muratpaşa’da Akdeniz Anemisi Talasemi Önleme Konferansı gerçekleşti
Antalya Muratpaşa Belediyesi’nin düzenlendiği Akdeniz Anemisi Talasemi Önleme Konferansı’nda Akdeniz Kan Hastalıkları Vakfı (AKHAV) Başkanı Prof. Dr. Duran Canatan hastalığın önüne geçmek için evlilik öncesi yapılacak tarama testlerinin önemine vurgu yaptı. Belediye kültür salonunda düzenlenen konferansta, halk arasında "Akdeniz Anemisi" olarak bilinen talaseminin önlenebilir bir genetik hastalık olduğuna dikkat çeken Prof. Dr. Canatan, özellikle evlilik öncesi taşıyıcılık tarama testlerinin yaygınlaştırılmasının hastalığın önüne geçilmesinde kritik rol oynadığını vurguladı. Katılımcılara hastalığın genetik geçişi, belirtileri ve tedavi süreci hakkında kapsamlı bilgiler sunan Canatan, "Hastalığın erken tanısı, doğru yönlendirme ve zamanında tedavi hastalığın önlenebilmesi açısından ciddi ölçüde önem taşımaktadır. Asıl amacımız ise hasta bireyler doğmasını önlemektir. Bunu da evlilik öncesi yapılacak taşıyıcı tarama testlerini yaygınlaştırarak başarabiliriz" diye konuştu.
15 Haziran 2025 Pazar - 10:37
Kadın araştırmacılar kalp hastalığı tespitinde öncü oldu
Yaşar Üniversitesi’nde çoğunluğu kadın araştırmacılardan oluşan ekip, kalp ritim bozukluklarından biri olan ve dünya genelinde milyonlarca kişiyi etkileyen Atriyal Fibrilasyon hastalığının erken teşhisi için düşük güçlü, giyilebilir cihazlara entegre edilebilen yenilikçi bir sistem geliştirdi. Yaşar Üniversitesi’nin öncülük ettiği yapay zeka temelli sağlık teknolojisi projesi, Uluslararası Akdeniz için Birlik (Union for the Mediterranean - UfM) tarafından düzenlenen "Yapay Zekada Kadınlar" (Women in AI Awards) yarışmasında "En Çığır Açan Yenilik" kategorisinde finalist seçildi. Yapay zeka, biyomedikal mühendisliği ve gömülü sistemleri bir araya getiren bu yenilikçi proje, sağlık alanında teknolojinin insan yaşamına nasıl dokunabileceğinin en güncel örneklerinden biri olmayı başardı. Bu girişim, MENA (Orta Doğu ve Kuzey Afrika) bölgesinde yapay zeka alanında çalışan kadınların görünürlüğünü artırmayı ve kadın liderliğinde geliştirilen çığır açıcı yenilikleri öne çıkarmayı amaçlıyor. Taşınabilir cihazlara entegre edilebiliyor Projede, sinyale özgü dalgacık tasarımıyla birlikte yapay zeka destekli algoritmalar kullanılarak, Atriyal Fibrilasyon hastalığının güvenilir ve gerçek zamanlı olarak tespit edilmesi sağlandı. Elde edilen bu başarı, projenin sahada, özellikle kırsal bölgelerde ya da altyapısı sınırlı sağlık merkezlerinde kullanılabilmesini mümkün kılıyor. Ayrıca geliştirilen sistem, taşınabilir cihazlara entegre edilebilmesi amacıyla enerji verimli bir şekilde FPGA çipi donanımına da aktarıldı. Bu sayede internet bağlantısı ya da yüksek işlem gücüne ihtiyaç duymadan bağımsız çalışabilen bir cihaz prototipi ortaya çıktı. TÜBİTAK ve Yaşar Üniversitesi Bilimsel Araştırma Projeleri birimi tarafından desteklenen projeye ile ilgili patent ve faydalı model başvuruları yapıldı. Yaşar Üniversitesi Mühendislik Fakültesi Öğretim Üyesi ve Yapay Zeka Mühendisliği Ana Bilim Dalı Başkanı Doç. Dr. Nalan Özkurt liderlik ederken; ekipte aynı bölümde doktora eğitimini tamamlayan Dr. Çağla Sarvan Cibil, yüksek lisans eğitimini tamamlayan Öykü Eravcı, Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Kardiyoloji Anabilim Dalı’ndan Doç. Dr. Evrim Şimşek ile Tıp Fakültesi öğrencileri Özlem Memiş ve Nurbanu Dedebağı yer aldı. Teknolojik ve toplumsal katkı Geliştirilen sistemin sadece bilimsel başarı değil, aynı zamanda toplumsal etki oluşturduğunu belirten Doç. Dr. Özkurt, "Kadın araştırmacıların öncülüğünde, herkesin erişebileceği, hayat kurtaran bir teknoloji geliştirmek bizim için büyük bir gurur. Bu başarı hem sağlıkta fırsat eşitliğine hem de kadınların bilim ve teknolojideki görünürlüğüne katkı sağlıyor" dedi.
15 Haziran 2025 Pazar - 09:04
Hayat kalitesini düşüren fibromiyalji, yönetilebilecek bir hastalık
Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanı Dr. Büşra Yeşil, fibromiyalji rahatsızlığının sadece fiziksel değil, aynı zamanda ruhsal olarak da kişiyi etkileyebileceğini söyledi. Fibromiyalji, vücudun birçok yerinde uzun süre devam eden yaygın ağrı ve hassasiyet ile kendini gösteren kronik bir hastalıktır. Bu hastalık, kaslarda, eklemlerde ya da kemiklerde yapısal bir hasar olmadan, kişinin sürekli ağrı hissetmesine yol açar. Fibromiyalji, sadece fiziksel değil, aynı zamanda ruhsal olarak da kişiyi etkileyebilir. "Fibromiyalji, toplumda sık görülmesine rağmen çoğu zaman teşhis konulması geciken, hastaların yaşam kalitesini ciddi şekilde etkileyen bir hastalıktır" diyen Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanı Dr. Büşra Yeşil, fibromiyaljinin belirtileri ve tedavi yöntemleri hakkında önemli bilgiler paylaştı. Medicana Bursa Hastanesi Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanı Dr. Büşra Yeşil, fibromiyaljinin en belirgin özelliğinin yaygın kas ve iskelet sistemi ağrısı olduğunu belirterek, "Hastalar genellikle ‘her yerim ağrıyor’ diyerek başvurur. Özellikle boyun, sırt, omuz ve kalça bölgesinde yoğunlaşan bu ağrılar, günlük yaşamı zorlaştırır. Yorgunluk, sabah dinlenmemiş uyanma, uyku sorunları ve zihinsel bulanıklık gibi şikayetler de tabloya eşlik eder" ifadelerini kullandı. Hastalığın kadınlarda daha yaygın görüldüğüne dikkat çeken Dr. Büşra Yeşil, "Fibromiyalji genellikle 30-50 yaş arası kadınlarda daha sık teşhis edilir. Ancak bu, erkeklerde veya gençlerde görülmeyeceği anlamına gelmez" dedi. Dr. Büşra Yeşil, fibromiyalji teşhisinin laboratuvar testleriyle değil, detaylı hasta hikayesi ve fizik muayene ile konduğunu belirterek, şunları söyledi: "Fibromiyalji, diğer hastalıkları dışlayarak tanı konulan bir hastalıktır. Yani elimizde onu direkt gösteren bir kan testi ya da röntgen yok. Ancak doğru hekim değerlendirmesiyle teşhis mümkündür." Tedavi sürecinin bireye özel planlanması gerektiğini vurgulayan Dr. Yeşil, şu önerilerde bulundu: "İlaç tedavisi ile ağrı ve uyku sorunları kontrol altına alınabilir. Egzersiz, fibromiyalji tedavisinde temel yaklaşımlardan biridir. Yüzme, yürüyüş ve germe hareketleri çok faydalıdır. Stresin azaltılması, uyku düzeninin sağlanması ve sağlıklı beslenme de tedavinin vazgeçilmez parçalarıdır. Fibromiyalji kronik bir hastalıktır. Ancak yaşam kalitesinin doğru yöntemlerle ciddi oranda artırılabilir. Fibromiyalji ile yaşamak mümkündür. Hastalarımızla iş birliği içinde, hem fiziksel hem de ruhsal açıdan iyilik halini artırmak için çalışıyoruz. Bilinçli hasta, doğru tanı ve kişiye özel tedavi planıyla bu süreci yönetmek mümkün."
14 Haziran 2025 Cumartesi - 18:39
Bakan Memişoğlu, Kuzey Makedonya’daki yangında yaralanan ve Türkiye’de tedavi gören hastaları ziyaret etti
Sağlık Bakanı Kemal Memişoğlu, Kuzey Makedonya’nın Koçani kentinde gece kulübünde çıkan yangının ardından Türkiye’ye getirilen ve Başakşehir Çam ve Sakura Şehir Hastanesi Yanık Merkezi’nde tedavileri süren yaralıları ziyaret etti. Bakan Memişoğlu, "Türkiye, sağlık alanında sınır tanımayan bir iyilik hareketi başlatmıştır. Türkiye artık yalnızca bir sağlık hizmeti sağlayıcısı değil, uluslararası bir sağlık dostudur. Yaralıya, mazluma, ihtiyaç sahibine kapılarını açan bir güven limanıdır" dedi. Sağlık Bakanı Kemal Memişoğlu, Kuzey Makedonya’nın Koçani kentinde gece kulübünde çıkan yangının ardından Türkiye’ye getirilen ve Başakşehir Çam ve Sakura Şehir Hastanesi Yanık Merkezi’nde tedavileri süren yaralıları ziyaret etti. Bakan Memişoğlu ziyareti sonrasında hastane içerisinde bulunan merkezde kan verdi. "Türkiye artık yalnızca bir sağlık hizmeti sağlayıcısı değil, uluslararası bir sağlık dostudur" Hastanede açıklamalarda bulunan Bakan Memişoğlu, "Bugün burada, sadece bir sağlık hizmeti sunumunun ötesinde, insanlık adına güçlü bir dayanışmanın simgesi olarak bir araya geldik. 3 ay önce Kuzey Makedonya’da yaşanan zorlu yangın felaketinde yaralanan dostlarımız, sınırları aşan bir çaba ile ülkemize getirildi ve Çam ve Sakura Şehir Hastanemizde en iyi şekilde tedavi altına alındı. Şunu büyük bir gururla ifade etmek istiyorum; Türkiye, artık yalnızca kendi vatandaşına değil, dünyanın neresinde olursa olsun yardıma ihtiyacı olan herkese umut olan bir ülkedir. Sayın Cumhurbaşkanımızın liderliğinde Türkiye, sağlık alanında sınır tanımayan bir iyilik hareketi başlatmıştır. Türkiye artık yalnızca bir sağlık hizmeti sağlayıcısı değil, uluslararası bir sağlık dostudur. Yaralıya, mazluma, ihtiyaç sahibine kapılarını açan bir güven limanıdır. Ancak burada bir gerçeğinde altını çizmek istiyorum. Yanık, yalnızca bir cilt yaralanması değildir. Yanık, insanın tüm metabolizmasını, bağışıklık sistemini, ruhunu derinden etkileyen karmaşık bir süreçtir. 2002 yılında sadece 3 yanık merkezi ve 35 yatak kapasitesine sahipken, bugün 62 yanık merkezi ve 721 yatak kapasitesine ulaştık. Bu şu demektir, 23 yılda merkez sayımızı 20 kat, yatak kapasitemizi ise yaklaşık 21 kat artırdık. Bu basit bir büyüme değil, sağlıkta güçlü bir altyapı ve küresel bir vizyonun eseridir. Biz, yanık tedavisini sadece bir tesis açmak değil sürdürülebilir bir sağlık sistemi kurmak olarak görüyoruz" şeklinde konuştu. "Bugün kan verin, yarın hayat kurtarın" Bakan Memişoğlu konuşmasının devamında, "Başakşehir Çam ve Sakura Şehir Hastanemizde hizmet veren yanık merkezimiz Avrupa’nın en büyük yanık merkezidir. Burada kök hücre tedavisinden hiperbarik oksijen uygulamalarına, yapay deriden ileri yoğun bakım imkanlarına kadar yanık tedavisinde en ileri teknolojiyi uyguluyoruz. Ama bir şeyi asla unutmamalıyız, yanık önlenebilir bir durumdur. Evlerde, iş yerlerinde, mutfaklarda alacağımız küçük tedbirlerle çok büyük acıların önüne geçebiliriz. Sağlık hizmetini yaygınlaştırmak kadar toplumda farkındalık oluşturmak da bizim sorumluluğumuzdur. Bugün ayrıca çok anlamlı bir gün. 14 Haziran Dünya Gönüllü Kan Bağışçıları Günü. Kan insanın insana verebileceği en kıymetli, en saf hediyedir. Tek bir ünite kan bir annenin, bir babanın, bir çocuğun hayata tutunması demektir. Bugün burada ben de kan bağışında bulunarak, bu iyilik zincirine bir halka ekleyeceğim Çünkü biliyorum ki kan, sadece gönüllerde verilir. Ben buradan tüm vatandaşlarımıza sesleniyorum; Bir gün bizim de ihtiyacımız olabilir. Bugün kan verin, yarın hayat kurtarın" ifadelerini kullandı.
14 Haziran 2025 Cumartesi - 17:10
DSÖ Sağlıklı Şehirler Ağı Toplantısı Bursa’da başlıyor
Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) Avrupa Sağlıklı Şehirler Ağı 2025 yılı toplantısı, 17-19 Haziran tarihleri arasında Bursa Büyükşehir Belediyesi’nin ev sahipliğinde Atatürk Kültür Merkezi Merinos Yerleşkesi’nde gerçekleştirilecek. Dünya genelinde 1900’ü aşkın şehir ve belediyeyi bünyesinde barındıran Avrupa Sağlıklı Şehirler Ağı, her yıl farklı bir şehirde düzenlenen Yıllık İş Toplantısı ve Teknik Konferans ile şehir sağlığı alanındaki iyi uygulamaların paylaşılmasına, stratejik iş birliklerinin kurulmasına ve şehirlerin dirençlilik kapasitesinin artırılmasına katkı sağlıyor. DSÖ tarafından yapılan değerlendirme sonucunda, 2025 yılı toplantısına ev sahipliği yapacak şehir olarak Bursa seçildi. Böylece Türkiye’de ilk kez bu kapsamda bir etkinlik, uluslararası düzeyde Bursa’da düzenlenmiş olacak. Bu yıl "Dirençli Sağlıklı Şehirler: Herkes İçin Sürdürülebilir Kentsel Gelecekler" temasıyla düzenlenecek toplantıya, DSÖ Avrupa Bölgesi ve ötesinden yaklaşık 500 yerli ve yabancı katılımcı katılacak. Konferans; Refah, Gezegen, Katılım, İnsanlar, Mekan ve Barış başlıkları altında düzenlenecek oturumlarla, hem bilimsel hem de politik düzeyde önemli tartışmalara ev sahipliği yapacak. Konferans, Avrupa Sağlıklı Şehirler Ağı’nın 2019-2025 dönemini kapsayan VII. Aşaması’nın son toplantısı olma özelliğini de taşıyor. Program kapsamında önceki yıllardaki başarılar değerlendirilecek, karşılaşılan zorluklar görüşülecek ve VIII. Aşama’ya geçiş için stratejiler belirlenecek. Bozbey: "Sağlıklı bir kent, huzurlu bir yaşam demektir" Bursa Büyükşehir Belediye Başkanı Mustafa Bozbey, etkinliğin Bursa’da yapılmasının son derece önemli bir gelişme olduğuna dikkat çekerek, şunları söyledi: "Dünya Sağlık Örgütü’nün Avrupa’daki en önemli sağlık ve şehircilik buluşmasına ev sahipliği yapmak, Bursamız için büyük bir onur ve sorumluluktur. Sağlıklı bir kent demek, sadece fiziksel ortamın değil; sosyal, ekonomik ve kültürel yaşamın da insan odaklı tasarlanması demektir. Herkesin eşit ve güvenli biçimde yaşadığı bir kenti inşa etmek bizim için bir hedeften öte, temel bir sorumluluktur. Bu konferans, Bursa’nın sağlıklı ve dirençli şehir vizyonuna olan bağlılığını tüm dünyaya gösterecek." Etkinlik, DSÖ Sağlıklı Şehirler Sekretaryası’nın koordinasyonunda yüz yüze gerçekleştirilecek.
14 Haziran 2025 Cumartesi - 14:43
Geçmeyen ağrılar ciddi bir sorunun habercisi olabilir
İzmir Ekonomi Üniversitesi Medical Point Hastanesi Ortopedi ve Travmatoloji Bölümü’nden Doç. Dr. Burçin Keçeci, "Kemik tümörleri, nadir görülen ancak hem çocukluk çağında hem de erişkinlik döneminde karşılaşabildiğimiz bir tümör grubudur. Bu tür vakalarda en sık rastlanan belirti geçmeyen ağrı" dedi. İzmir Ekonomi Üniversitesi Medical Point Hastanesi Ortopedi ve Travmatoloji Bölümü’nden Doç. Dr. Burçin Keçeci, kemik tümörleri konusunda toplumda farkındalık oluşturmak adına önemli açıklamalarda bulundu. Kemik tümörlerinin nadir görüldüğünü ancak hem çocukluk çağında hem de erişkinlik döneminde karşılaşabildikleri bir tümör grubu olduğunu aktardı. Bu tür vakalarda en sık rastlanan belirtinin geçmeyen ağrı olduğuna dikkat çekerek, "Özellikle gece ağrısıyla seyreden ve uzun süredir devam eden şikayetleriniz varsa, bu sıradan bir spor yaralanması olmayabilir. Ağrınız süreklilik gösteriyorsa mutlaka bir ortopedi uzmanına başvurmanız gerekir" diye konuştu. "Önce röntgen, sonra gerekirse MR" Tümör şüphesiyle başvuran hastalarda ilk adımın genellikle basit bir röntgen olduğunu belirten Keçeci, "Direkt grafi dediğimiz röntgenle kemiklerde anormal bir oluşum olup olmadığını değerlendiriyoruz. Eğer şüpheli bir lezyon tespit edersek, MR görüntülemesi ile detaylı incelemeye geçiyoruz" şeklinde konuştu. Kemik tümörlerinin nadir görülse de iki ana gruba ayrıldığını belirten Doç. Dr. Burçin Keçeci, şu şekilde devam etti: "Bazı tümörler iyi huyludur; yani sadece bulundukları bölgede sınırlı kalırlar. Ancak bazıları kötü huyludur ve vücuda yayılma riski taşır. Bu tür tümörler yaşamı tehdit edebilir. Bu nedenle tümörün tipi ve yayılım durumu mutlaka netleştirilmelidir." "Geçmeyen ağrılar göz ardı edilmemeli" Son olarak topluma çağrıda bulunan Doç. Dr. Keçeci, şu uyarılarda bulundu: "Vücudunuzda nedeni açıklanamayan ve geçmeyen bir ağrı varsa ya da herhangi bir şişlik fark ettiyseniz, bunu önemseyin. Özellikle ağrılar geceleri de sizi uyandırıyorsa bu alarm verici olabilir. Erken tanı, tedavi başarısını doğrudan etkiler. Lütfen geç kalmadan bir ortopedi uzmanına danışın."
14 Haziran 2025 Cumartesi - 14:03
Elazığ’da Ulusal Fenilketonüri Günü Neonatal Tarama etkinliği
Elazığ İl Sağlık Müdürlüğü ve Elazığ Fethi Sekin Şehir Hastanesi çalışanları tarafından Ulusal Fenilketonüri Günü Neonatal Tarama Programı kapsamında etkinlik düzenlendi. Elazığ Fethi Sekin Şehir Hastanesi, Neonatoloji Uzmanı Prof. Dr. Mustafa Aydın’ın katılımıyla hastanenin poliklinikler girişinde gerçekleştirilen etkinlik sırasında, hastaneye muayene için gelen annelere ve gebelere dağıtılan el broşürleri eşliğinde Fenilketonüri hastalığı, yenidoğan döneminde alınan topuk kanı, erken tanı, teşhis, tedavi ve ulusal tarama programı hakkında bilgilendirmede bulunuldu.
14 Haziran 2025 Cumartesi - 14:01
Sınav kaygısı başarıyı gölgeliyor
Sağlık Bakanlığı tarafından üniversite sınavı sürecinde öğrencilerin yaşadığı sınav kaygısı üzerine açıklama yapıldı. Sağlık Bakanlığı tarafından, sınav hazırlığının öğrencilere ektisi üzerine açıklama yayımlandı. Sınav hazırlığının, öğrenciler için yoğun bir bilgi edinme sürecinin yanında önemli bir ‘duygusal yük’ olduğu belirtilen açılamada, süreçte ortaya çıkan sınav kaygısının kontrol edilemediğinde; öğrencinin bilgi düzeyinden bağımsız olarak, akademik performansı olumsuz etkilenebileceğini açıkladı. Açıklamada şu ifadelere yer verildi: "Kaygının bastırılması değil, fark edilerek kontrol altına alınması önemlidir. Derin nefes alma, gevşeme egzersizleri, içsel telkinler ve dikkat odağını soruya yöneltme gibi yöntemler, kaygının yönetilmesinde etkilidir. Ayrıca sınav sürecinde öğretmen ve ailelerin tutumu, öğrencinin psikolojik dayanıklılığı üzerinde belirleyici rol oynamaktadır. Destekleyici bir çevre, öğrencinin yalnızca başarıya değil, sağlıklı bir sınav sürecine de odaklanmasını sağlar." Sınava yönelik endişenin, çoğu zaman sadece bilgi eksikliğinden değil; sınavın anlamı, beklentiler ve kişinin kendisiyle ilgili düşüncelerinden de kaynaklanabileceği de vurgulanırken, kaygının kontrol edilebilir bir düzeyde dikkat ve motivasyonu artırabildiğini fakat kontrol edilemediğinde fiziksel ve ruhsal problemlere neden olabildiği de ifade edildi. Açıklama şu şekilde devam etti: "Mide bulantısı, kalp çarpıntısı, nefes darlığı gibi fiziksel belirtiler hisseden; dikkati dağılan, özgüveni azalan öğrencilerin performansında düşüşler yaşanabildiği gibi; özellikle sınavın sonucu üzerinde fazla yoğunlaşmak, felaket senaryoları kurmak ya da kendi yetersizliğine inanmak da kaygıyı artıran etmenler arasında yer almaktadır. Unutulmamalıdır ki; sınav sürecinde başarılı olabilmek için yalnızca akademik bilgi yeterli değildir. Öğrencinin zihinsel ve duygusal olarak dengede kalması da en az bilgi kadar önem taşımaktadır. Bu nedenle sınav öncesi dönemde düzenli uyku, dengeli beslenme, yeterli su tüketimi ve ekran süresinin sınırlandırılması gibi temel yaşam alışkanlıklarının korunması gerekmektedir. Ayrıca, çalışmanın plansız ve kontrolsüz şekilde değil; hedeflere bölünerek yapılması, öğrencinin sınav sürecine hâkimiyetini artırırken, kaygı düzeyini de azaltmaktadır." Duygularla baş edebilme becerilerinin gelişmesi bu süreçte ayrı bir önem taşıdığı da dile getirilen açıklamada, "Kaygının bastırılması değil, fark edilerek kontrol altına alınması gereklidir. Derin nefes alma, gevşeme egzersizleri, içsel telkinler ve dikkat odağını soruya yöneltme gibi yöntemler, kaygının yönetilmesinde etkilidir. Bu süreçte öğrencilere, sınavın "kişiliklerini ya da yaşam değerlerini belirleyen" bir unsur olmadığının; yalnızca mevcut bilgilerinin değerlendirildiği bir araç olduğunun sık sık hatırlatılması önemlidir" ifadelerine yer verildi. Sınav sürecinde öğretmen ve ailelerin tutumunun önemine de değinerek, "Öğrencinin psikolojik dayanıklılığı üzerinde belirleyici rol oynamaktadır. Anlayışlı, güven veren ve yargılamayan bir yaklaşım, öğrencinin kendine olan inancını pekiştirir. Destekleyici bir çevre, öğrencinin yalnızca başarıya değil, sağlıklı bir sınav sürecine de odaklanmasını sağlar. Bu dönemde ruh sağlığını koruyan yaklaşımlar, öğrencilerin sadece sınavı değil, yaşamı da sağlıklı biçimde yönetmesini mümkün kılmaktadır" ifadeleri kullanıldı.
14 Haziran 2025 Cumartesi - 13:52
Mersin’de yaşlılara doğru solunumun önemi anlatıldı
Mersin Büyükşehir Belediyesi ile Türkiye Fizyoterapistler Derneği Mersin İl Temsilciliği iş birliğinde, yaş almış bireylerin sağlıklı yaşamlarını desteklemek amacıyla, ’Solunum Egzersizleri Atölyesi’ gerçekleştirildi. "Her Şey Nefesle" sloganıyla hayata geçirilen atölyede, alanında uzman fizyoterapistler katılımcılara solunumun ve doğru nefes almanın önemini anlattı. Atölye çalışmasında solunum sıkıntılarının nasıl fark edilebileceği ve sık görülen solunum hastalıkları hakkında bilgilendirme yapıldı. Ayrıca Emekli Evi üyeleri, fizyoterapistlerin rehberliğinde doğru nefes alma üzerine egzersizler yaptı. "Akciğer, ilerleyen yaşlarda daha sağlıklı olmak adına çok önemli" Türkiye Fizyoterapistler Derneği Mersin İl Temsilcisi Fizyoterapist Fatma Öksüz, Emekli Evi üyeleriyle hem teorik hem de uygulamalı bilgiler paylaştıklarını anlatarak, "Bugün, ‘nefes alırken hangi problemleri yaşıyoruz, bu problemleri nasıl tespit edebiliriz, tespit ettiğimizde ne yapmamız gerekiyor, solunum problemlerinde kimlere başvurmalıyız?’ konularından ve bizi kurtaracak bir takım egzersizlerden bahsettik. Bunu beraberce de uyguladık. Çok keyifli bir atölye oldu" dedi. Yaş ilerlemesiyle birlikte kişide duruş bozukluğunun yaşandığını ve vücudun öne doğru gittiğini vurgulayan Öksüz, bu durumun nefes alışın gerilemesine neden olduğunu belirterek, "Akciğer, bizim için ilerleyen yaşlarda daha sağlıklı olmak adına çok önemli. Onun için belli bir yaşın üzerinde bireylerle solunum çalışmak, bizim için çok kıymetli" diye konuştu. Emekli Evi üyeleri, nefes egzersizlerinden memnun kaldı Atölye çalışmasından çok memnun kaldığını kaydeden emekli öğretmen Hayriye Örki, "Nefesin ne kadar önemli olduğunu bir kez daha anlamış olduk. Çok eksiklerimiz varmış, onları gördük" ifadelerine yer verdi. Emekli Evi üyelerinden Asuman Yazıcı, "Burada çok güzel şeyler öğreniyoruz. Bugünkü nefes etkinliğinden de çok memnun kaldık. Sağlığımız için doğru nefes almayı öğrendik" ifadelerini kullandı.
14 Haziran 2025 Cumartesi - 13:17
Nadir görülen sindirim sistemi hastalığı tedavi edildi: "Erik, kiraz ve zeytini çekirdeği ile tüketmeyin"
Sinop’ta nadir görülen bir sindirim sistemi hastalığı, başarılı bir cerrahi müdahale ile tedavi edildi. Hastalığın, sindirilemeyen meyve çekirdeği nedeniyle oluştuğu tespit edilirken, uzmanlardan önemli bir uyarı geldi: "Erik, kiraz ve zeytini çekirdeğiyle tüketmeyin." Karın ağrısı şikâyetiyle Sinop Atatürk Devlet Hastanesi’ne başvuran hastada yapılan tetkikler sonucunda Meckel divertiküliti tespit edildi. Konuya ilişkin açıklama yapan Sinop Atatürk Devlet Hastanesi Genel Cerrahi Uzmanı Opr. Dr. Sercan Dolu, "Yapılan değerlendirme sonucunda, divertikül ağız kısmının eriğin sindirilemeyen çekirdeği ile tıkanması neticesinde bu durumun geliştiği anlaşılmıştır. Hastamız, laparoskopik yöntemle yapılan wedge rezeksiyon (divertikülün çıkarılması) ameliyatı sonrası sağlığına kavuşarak şifa ile taburcu edilmiştir" dedi. "Bağırsak sağlığınız için, çekirdekli meyveleri (erik, kiraz, zeytin vb.) çekirdeğiyle birlikte tüketmeyiniz" Dr. Dolu, benzer sağlık sorunlarının önüne geçebilmek adına vatandaşlara "Bağırsak sağlığınız için, çekirdekli meyveleri (erik, kiraz, zeytin vb.) çekirdeğiyle birlikte tüketmeyiniz. Sindirimi zor ve posa bırakan gıdaları aşırı miktarda tüketmekten kaçınınız. Uzun süren karın ağrısı, mide bulantısı veya sindirim sorunlarınız varsa mutlaka bir sağlık kuruluşuna başvurunuz" uyarılarında bulundu.
14 Haziran 2025 Cumartesi - 13:16
Geçmeyen ağrılar ciddi bir sorunun habercisi olabilir
İzmir Ekonomi Üniversitesi Medical Point Hastanesi Ortopedi ve Travmatoloji Bölümü’nden Doç. Dr. Burçin Keçeci, kemik tümörleri konusunda toplumda farkındalık oluşturmak adına önemli açıklamalarda bulundu. "Kemik tümörleri, nadir görülen ancak hem çocukluk çağında hem de erişkinlik döneminde karşılaşabildiğimiz bir tümör grubudur," diyen Doç. Dr. Keçeci, bu tür vakalarda en sık rastlanan belirtinin geçmeyen ağrı olduğuna dikkat çekti. "Özellikle gece ağrısıyla seyreden ve uzun süredir devam eden şikayetleriniz varsa, bu sıradan bir spor yaralanması olmayabilir. Ağrınız süreklilik gösteriyorsa mutlaka bir ortopedi uzmanına başvurmanız gerekir." Önce röntgen, sonra gerekirse MR Tümör şüphesiyle başvuran hastalarda ilk adımın genellikle basit bir röntgen olduğunu belirten Keçeci, "Direkt grafi dediğimiz röntgenle kemiklerde anormal bir oluşum olup olmadığını değerlendiriyoruz. Eğer şüpheli bir lezyon tespit edersek, MR görüntülemesi ile detaylı incelemeye geçiyoruz" şeklinde konuştu. ’İyi huylu mu, kötü huylu mu’ ayrımı hayati önemde Kemik tümörlerinin nadir görülse de iki ana gruba ayrıldığını belirten Doç. Dr. Burçin Keçeci, şu şekilde devam etti: "Bazı tümörler iyi huyludur; yani sadece bulundukları bölgede sınırlı kalırlar. Ancak bazıları kötü huyludur ve vücuda yayılma riski taşır. Bu tür tümörler yaşamı tehdit edebilir. Bu nedenle tümörün tipi ve yayılım durumu mutlaka netleştirilmelidir." Geçmeyen ağrılar göz ardı edilmemeli Son olarak topluma çağrıda bulunan Doç. Dr. Keçeci, şu uyarılarda bulundu: "Vücudunuzda nedeni açıklanamayan ve geçmeyen bir ağrı varsa ya da herhangi bir şişlik fark ettiyseniz, bunu önemseyin. Özellikle ağrılar geceleri de sizi uyandırıyorsa bu alarm verici olabilir. Erken tanı, tedavi başarısını doğrudan etkiler. Lütfen geç kalmadan bir ortopedi uzmanına danışın."
Daha Fazla Yükle
GERİ BİLDİRİM
Geliştirme sürecine katkıda bulunmak için lütfen sitede karşılaştığınız hataları bize bildirin.
Gönder