SAĞLIK
Terapiye sanal gerçeklik dokunuşu: Fobisi olanlar dikkat 14 Mayıs 2026 Perşembe - 10:17:37 Kocaeli Sağlık ve Teknoloji Üniversitesinde (KOSTÜ) düzenlenen etkinlikte, psikoloji bölümü öğrencileri sanal gerçeklik (VR) gözlükleriyle fobi, korku ve psikolojik atak senaryolarını deneyimleyerek yeni nesil terapi yöntemlerini uygulamalı olarak öğrendi. Psikoloji Bölüm Başkanı Dr. Öğr. Üyesi Ali Ruhan Çelik, yapay zeka ve sanal gerçeklik uygulamalarının psikoterapide destekleyici unsur olarak kullanılabileceğini söyledi. KOSTÜ’de psikoloji öğrencilerine yönelik düzenlenen; Rektör Yardımcısı ve Sosyal ve Beşeri Bilimler Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Firdevs Karahan ile Prof. Dr. Hamit Coşkun’un da katıldığı etkinlikte, yeni nesil psikoterapi yöntemleri uygulamalı olarak ele alındı. "Psikolojide Yapay Zeka Uygulamaları" başlığıyla gerçekleştirilen programda öğrenciler, sanal gerçeklik gözlükleriyle fobiler, korkular, psikolojik ataklar ve farklı ruhsal durumlara yönelik senaryoları deneyimledi. Etkinlikte, sanal gerçeklik terapilerinin psikoloji alanında nasıl kullanılabileceği ve yapay zeka teknolojilerinin mesleğe etkileri değerlendirildi. "Geleceği gören ve günümüzden hareket eden bir anlayışla yola çıktık" Dijitalleşmeyle birlikte mesleklerin de dönüşüm geçirdiğini belirten Kocaeli Sağlık ve Teknoloji Üniversitesi Sosyal ve Beşeri Bilimler Fakültesi Psikoloji Bölüm Başkanı Dr. Öğr. Üyesi Ali Ruhan Çelik, "Dijitalleşme hayatımıza çok hızlı girdi. Dolayısıyla meslekler de bu doğrultuda değişimler ve dönüşümler gerçekleştiriyor. Bunlardan bir tanesi de bizim psikologluk mesleğimiz. Üniversitemizde biz geleceği gören ve günümüzden hareket eden bir anlayışla yola çıktık, bu vizyon üzerine çalışmamızı gerçekleştiriyoruz. Bugün de bunun bir örneğini sergiledik. Psikoloji bölümümüzde hocalarımızla ve VR COACH gözlük ekibiyle, sanal gerçeklik gözlük ekibiyle birlikte psikolojide yapay zeka uygulamaları üzerine çok güzel bir etkinlik gerçekleştirdik" dedi. "Bu konuyu alan dersi olarak müfredatına ekleyen Türkiye’deki ilk psikoloji bölümüyüz" Psikolojide yapay zeka uygulamaları alanında öncü olduklarını ifade eden Çelik, şunları kaydetti: "Psikolojide yapay zeka uygulamaları alanında, bu konuyu alan dersi olarak müfredatına ekleyen Türkiye’deki ilk psikoloji bölümüyüz. Ülkemizdeki diğer bazı üniversiteler bu dersi henüz yeni işlemeye başlarken; biz yaklaşık 3 yıldır bu eğitimi sürdürüyor, öğrencilerimizle birlikte hem uygulamalı etkinlikler hem de akademik çalışmalar yürütmeye devam ediyoruz. Bu vesileyle öğrencilerimiz mezun olduktan sonra en önemli program çıktılarımızdan biri olan psikolojinin güncel meseleleri ve dijitalleşen dünyanın yeni ihtiyaçlarına yönelik ihtiyaçlarını da karşılamış bulunuyorlar. Dolayısıyla öğrencilerimizi; kişisel deneyimlerini, niteliklerini ve donanımlarını artırmış şekilde mezun etmeyi amaçlıyoruz. Bugün yaptığımız bu etkinlik de bunlardan bir tanesiydi." "Yapay zeka psikologların yerini alamaz" Yapay zekanın doğrudan psikologların yerini alamayacağının altını çizen Çelik, mesleğin temelinde insan insana temasın yattığını ifade etti. Dünya genelinde yapılan araştırmaların da bu yönde olduğunu aktaran Çelik, sözlerini şöyle sürdürdü: "Dünya dijitalleşti ve meslekler dönüşüme uğruyor. Bugün birçok araştırma grubu, bağımlı veya bağımsız araştırma grupları, yapay zeka teknolojilerinin mesleklere etkileri üzerine araştırmalar yapıyor ve bildiri yayınlıyorlar. Bu bildiriler doğrultusunda ortak kanı psikolog mesleğinin ve psikoloji alanlarının yapay zekanın psikologluk mesleğini doğrudan yapamayacağı yönünde. Psikoterapide insan insana temas, gönül bağı ve duygusal ittifak en iyileştirici faktörlerdir. Bugün robotlar bunu yapamıyor ama bu demek değildir ki biz bu teknolojileri dışlayalım. Biz de bu teknolojileri alan içerisine entegre ederek psikoterapilere yardımcı birer unsur olarak kullanabiliriz ve bu kullanımlarla birlikte VR sanal gerçeklik terapisi de bunlardan bir tanesi. Bu kullanımlarla birlikte psikologlar psikoterapi uygularken niteliklerini artırmış oluyorlar, aynı zamanda da çok daha hızlı, çok daha objektif şekilde rahatsızlıklara, hastalıklara ve diğer psikolojik problemlere yaklaşmış oluyorlar. Bu da dediğim gibi en temelde yine bütün o niteliklerini artırıcı faktörlerden bir tanesi oluyor." "Teori derslerimiz kadar uygulama derslerine de ağırlık veriyoruz" Dr. Öğr. Üyesi Ali Ruhan Çelik, bölüm olarak sadece teorik eğitime değil, saha uygulamalarına da büyük ağırlık verdiklerini söyleyerek, öğrencilerin aktif psikologlarla temas kurarak yeni teknolojileri kendi üzerlerinde deneyimlemelerinin mesleki gelişimlerine büyük katkı sunduğuna dikkati çekti.
14 Mayıs 2026 Perşembe - 09:55 Bahar aylarında bekleyen hastalıklara karşı alınacak önlemler Mevsim geçişlerinde yaşanan ısı değişimleri birçok hastalık gibi üst solunum yolu enfeksiyonlarına da zemin hazırlarken, Kulak Burun Boğaz ve Baş Boyun Cerrahisi Uzmanı Op. Dr. İdil Öztürk alınabilecek önlemleri anlattı. Zayıflayan bağışıklık sistemiyle birlikte vücut direncinin düşmesi, özellikle bahar aylarında üst solunum yolu enfeksiyonlarında artış yaşanmasına sebep oluyor. Üst solunum yolu enfeksiyonları, dünyada en çok görülen ve en fazla iş gücü kaybına neden olan hastalıkların başında geliyor. Medicana Bursa Hastanesi KBB ve Baş Boyun Cerrahisi Bölümü Op. Dr. İdil Öztürk, "Üst solunum yolu enfeksiyonuna sebep olan faktörler virüslerdir. Virüslerin zayıf düşürdüğü bireylerde diğer bakteriyel enfeksiyonlar da görülebilir. En çok bilinen üst solunum yolu enfeksiyonları nezle ve grip olmakla birlikte bu hastalıklar sinüzit, bademcik iltihabı, orta kulak iltihabı ve larenjite sebep olabilir" dedi. Havasız ortamda bulunmak enfeksiyon riskini artırır Üst solunum yolu enfeksiyonuna yatkınlığı artıran faktörleri anlatan Op. Dr. İdil Öztürk, "Alerjik bünyeye sahip olmak, burun kemiği eğriliği veya konka büyüklüğü gibi anatomik sorunlar nedeniyle ağızdan nefes alıp verme, sigara içme, düzensiz beslenme gibi faktörler riski artırabilir. Bu hastalıklar daha çok mevsim geçişlerinde ve kalabalık ortamlarda sık görülür. Yakın mesafeden konuşma, öpüşme, öksürme sonucunda bulaşırlar. Bulunulan ortamda havalandırmanın yetersiz olması da bulaşı kolaylaştırır. Virüs, bulaşı olan yüzeylere temas sonrası ellerin yıkanmaması ile de geçebilir" diye konuştu. Nezlede antibiyotik gereksiz Op. Dr. Öztürk, erişkinlerde sıkça görülen üst solunum yolu enfeksiyonlarının başında nezlenin geldiğini söyleyerek, "Nezle birden çok virüsün yol açtığı, kişiden kişiye bulaşan, üst solunum yollarını tutan hafif seyirli bir hastalıktır. Üşütme, soğuk algınlığı olarak da bilinir. Sigara içenlerde daha sık görülmez fakat ağır seyreder. Bir insan, ömrü boyunca yaklaşık olarak 300 defa nezle olur. Hafif ateş, burun akıntısı, hapşırma bazen öksürük, en sık rastlanan belirtilerdir. Özel bir tedavisi yoktur. Komplikasyon gelişmezse hastalık kendini sınırlar ve ortalama bir hafta sürer. Antibiyotik kullanımı gereksizdir. Burunu açmak için okyanus suyu içeren spreyler, bazen ateş düşürücü-ağrı kesiciler, destekleyici tedavi olarak uygulanır. Hastayı izleyen doktor ikincil bakteri enfeksiyonu eklendiğini görürse antibiyotik başlayabilir" dedi. Üst solunum yolu enfeksiyonlarından gribin ani olarak yüksek ateşle başladığını söyleyen Op. Dr. İdil Öztürk, "Grip öksürük, boğaz ağrısı, baş ve kas ağrıları, bitkinlik, burun akıntısı veya tıkanıklığı ile kendini gösterir. Ateş ise genellikle 5 gün ya da 1 hafta sürer. Tanıda grip benzeri hastalık belirtileri olan ve bu şikâyetlerden herhangi biri ile başvuran olgulardan boğaz, burun ya da geniz sürüntüsü alınarak yapılan hızlı tarama testleri kullanılabilir. Tedavide dinlenme çok önemlidir. Ateş düşürücüler, bol sıvı tüketimi ve iyi beslenme önemlidir. Tedavi için bazı antiviral ilaçlar kullanılabilir ancak etki için tedaviye hızlı başlanması gerekir ve hastalığın seyrini ancak 1-2 gün kısaltır. Bu yüzden ilaç kullanımı daha ciddi enfeksiyonlar açısından risk taşıyan çocuklar veya hastaneye yatırılması gereken vakalar için önerilmektedir. Grip, bazı insanlar için daha tehlikelidir. Bebekler ve küçük çocuklar, 65 yaş ve üzerinde olanlar, gebeler, bazı hastalıklara sahip kişiler ve bağışıklık sistemi zayıflamış olanlar en yüksek risk altındadır. Gripten korunmanın en etkin yolu, grip aşısıdır" şeklinde konuştu. Tonsilit bronşite neden olabiliyor Üst solunum yolu enfeksiyonları arasında tonsilit ve farenjitin olduğunu ifade eden Op. Dr. İdil Öztürk, "Belirtileri yüksek ateş, boğaz ağrısı-yutkunma zorluğu, halsizlik-kırgınlık, baş-eklem-kas ağrıları, öksürük ve bazen de boyunda lenf bezlerinin şişmesidir. Bronşit ve zatürre önemli komplikasyonlardandır. Bakteriyel sebeplerle oluşan farenjitte hastalık daha ağır seyreder. Yapılan fizik muayene ve laboratuvar incelemeleri sonucu etkenin bakteri olduğu düşünülürse uygun antibiyotik tedavisi başlanmalıdır" dedi. Mevsim geçişlerinde orta kulak iltihabının da sıkça görüldüğüne değinen Op. Dr. İdil Öztürk, şöyle devam etti: "Çocuklarda orta kulak enfeksiyonu daha sık görülür. Sıklıkla nezle, grip gibi enfeksiyonları takiben gelişen ikincil bakteriyel enfeksiyon şeklindedir. En sık 6-18 ay arasındaki çocukları etkiler. 6 yaşından sonra hastalık sıklığında bariz azalma görülür. Çocukta huzursuzluk, sık ağlama ve kulaklarını tutma gibi belirtiler olur. Genellikle bakteriyeldir ve doktor kontrolünde antibiyotik tedavisi gerekebilir." Sinüzitin de üst solunum yolu enfeksiyonları arasında olduğuna dikkat çeken Op. Dr. İdil Öztürk, "Yüz kemiklerinin içerisinde sinüs adı verilen hava boşluklarının iltihabına sinüzit adı verilir. Viral enfeksiyonlardan sonra 7-10 günde tam iyileşme beklenirken genellikle burun doluluğu ve öksürük artışı olur. Büyük çocuklar ve erişkinlerde baş ve yüz ağrıları görülebilir. Antibiyotik tedavisi gerekebilir" diye konuştu.
14 Mayıs 2026 Perşembe - 09:50 MEAH’a hayırseverlerden anlamlı bağış Muğla Eğitim ve Araştırma Hastanesi, hayırsever vatandaşların desteğiyle tıbbi donanım gücünü artırmaya devam ediyor. Son olarak üç hayırsever iş insanı tarafından hastaneye yapılan havalı yatak bağışı, tedavi gören hastalar için büyük umut oldu. Sağlık hizmetlerinde kaliteyi artırmak ve hasta konforunu en üst seviyeye çıkarmak adına yürütülen çalışmalara, Muğla’nın yardımsever isimlerinden anlamlı bir destek geldi. Hayırsever bağışçılar Sezai Kavasoğlu, Cemal Kavasoğlu ve Şakir Köroğlu, hastanede kullanılmak üzere havalı yatak bağışında bulundu. Yapılan bağışın ardından hastane yönetimi tarafından bir teşekkür mesajı yayımlandı. Bağışçıların gösterdiği duyarlılığın örnek teşkil ettiği belirtilen açıklamada şu ifadelere yer verildi: "Hastanemize yapmış oldukları havalı yatak bağışından dolayı Sayın Sezai Kavasoğlu, Sayın Cemal Kavasoğlu ve Sayın Şakir Köroğlu’na teşekkür eder; sağlık hizmetlerinin sunumuna sağladıkları değerli katkılar ve göstermiş oldukları duyarlılık dolayısıyla şükranlarımızı sunarız" Özellikle uzun süre yatağa bağımlı olarak tedavi gören hastaların vücudunda oluşabilecek yatak yaralarını önlemek amacıyla kullanılan havalı yataklar, tedavi sürecindeki konforu ve iyileşme hızını doğrudan etkiliyor. Yapılan bu bağışın, hastanenin yoğun bakım ve palyatif bakım servislerindeki ihtiyacı karşılamada önemli bir rol oynayacağı vurgulandı.
14 Mayıs 2026 Perşembe - 09:42 Malatya’da anne adaylarına evde bilgilendirme desteği Malatya’da sağlık çalışanları gebelik sürecindeki anne adaylarını evlerinde ziyaret ederek anne-bebek sağlığına yönelik bilgilendirme çalışmaları gerçekleştiriyor. Yeşilyurt Çarmuzu Sağlıklı Hayat Merkezi Gebe Bilgilendirme Birimi ekipleri, gerçekleştirdikleri ev ziyaretlerinde anne adaylarına gebelikten doğuma, emzirmeden 0-2 yaş gelişimine kadar birçok konuda rehberlik sunan Annelik Yolculuğu Mobil Uygulaması hakkında bilgilendirme yaptı. Ekipler, uygulamanın Android ve iOS cihazlara ücretsiz olarak indirilebildiğini belirterek ailelere kullanım konusunda da destek verdi. İlk bebeğini dünyaya getirmeye hazırlanan anne adayı Esma Kocaman, ekiplerin gebelik süreci boyunca kendisini anne ve bebek bakımı konusunda bilgilendirdiğini ifade ederek, "Gebeliğim boyunca anne ve bebek bakımı hakkında bilgilendirildim. Doğum ve bebek bakımıyla ilgili korkularım vardı. Profesyonel ekip sayesinde kendime olan özgüvenim arttı. Anneliğe daha bilinçli hazırlanmamı sağladılar. Emeği geçen herkese teşekkür ediyorum" dedi. Baba adayı Yusuf Kocaman ise sağlık hizmetlerinin artık evlere kadar ulaştığını belirterek, "Daha önce sağlık hizmetlerine ulaşmak çok daha zordu. Şimdi ise sağlık çalışanları evimize kadar gelerek bizleri bilgilendiriyor. Bu hizmetlerin tamamen ücretsiz olması çok önemli. Sağlık alanında verilen bu hizmetlerden dolayı emeği geçen herkese teşekkür ediyoruz" diye konuştu.
MCBÜ Tıp Fakülteli genç hekimler sağlık ordusuna katıldı
19 Haziran 2025 Perşembe - 14:51 MCBÜ Tıp Fakülteli genç hekimler sağlık ordusuna katıldı Manisa Celal Bayar Üniversitesi Tıp Fakültesi 2024-2025 Eğitim-Öğretim Yılı 25. Dönem Mezuniyet Töreni büyük bir coşkuyla gerçekleştirildi. Sağlık Yerleşkesi Süleyman Demirel Kültür Merkezi Amfi bahçesinde düzenlenen törene, Rektör Prof. Dr. Rana Kibar, Şehzadeler İlçe Kaymakamı Fatih Genel, Turgutlu Kaymakamı Selami Kapankaya, Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Oktay Üçer, Genel Sekreter Erhan Doğan, protokol üyeleri, akademik ve idari personel, davetliler, aileler ve öğrenciler katıldı. Programda ilk olarak fakülte birincisi Umut Mesih Akgün, mezunlar adına bir konuşma yaptı. Tıp Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Artuner Deveci yaptığı konuşmada, hekimliğin sadece bilgiye değil, derin bir insani sorumluluğa dayanan zor ve kutsal bir meslek olduğunu vurgulayarak, "Gerçekten de hekimlik çok zor bir sanattır. İnsanların en çaresiz anlarında yanlarında olmak, sadece bilgi değil, empati, sabır ve etik değerlerle donanmış olmayı gerektirir." dedi. Hekimliğin yalnızca hastalıkları tedavi etmekten ibaret olmadığını belirten Prof. Dr. Artuner Deveci, hasta-hekim ilişkisinin bütüncül bir yaklaşımla yürütülmesi gerektiğini "Hekimlik, hastayı bir bütün olarak görmek, sosyal ve duygusal yönlerini anlamaktır." sözleriyle anlattı. Öğretim üyelerinin tıp eğitimindeki rolüne de değinen Prof. Dr. Artuner Deveci, "Bir hekimin ustasına, hocasına duyduğu minnet çok kıymetlidir. Öğretim üyesi olmadan iyi bir hekim yetişemez" diyerek meslektaşlarına teşekkür etti. Ailelere de seslenen Prof. Dr. Deveci, "Altı yıl önce bizlere emanet ettiğiniz evlatlarınız, artık meslek sahibi, gelişmiş bireyler olarak karşınızda. Elbette bu dönüşüm sizler için de yeni bir dönemin başlangıcı. Lütfen onları gururla izleyin, emeğinizin karşılığını bugün alıyorsunuz" ifadelerini kullandı. Prof. Dr. Artuner Deveci yeni mezunlara meslek yaşamlarında etik değerlere bağlı kalmalarını, kendilerini sürekli geliştirmelerini ve aynı zamanda sosyal yaşamlarını ihmal etmemelerini öğütleyerek sözlerini şöyle tamamladı: "Mustafa Kemal Atatürk’ün ‘Beni Türk hekimlerine emanet edin’ sözü, sizlere yüklenen sorumluluğun derinliğini gösteriyor. Hekimlik sadece meslek değil, bir yaşam biçimidir. Yolunuz, bahtınız açık olsun." Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Oktay Üçer, Tıp Fakültesi akreditasyon süreci hakkında bilgi vererek başladığı konuşmasında, sürecin kalite standartları açısından önemine dikkat çekti. Hekimliğin yalnızca mesleki bir uzmanlık değil, aynı zamanda vicdani sorumluluk olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Üçer, "Hekimlik mesleğinin kutsal bir meslek olduğunu sadece bir klişe olarak değil, tüm kalbinizle hissetmenizi istiyorum. Verdiğiniz her tanı, yalnızca bir bireyi değil; onun ailesini, çevresini ve yaşamını da etkiler. Hastaya bir yakınınız gibi yaklaşın, böylece yaşam boyu hata yapmazsınız" ifadelerini kullandı. Tıp eğitiminin altı yıllık süreyle sınırlı olmadığını belirten Prof. Dr. Üçer, hekimlikte yaşam boyu öğrenmenin bir zorunluluk olduğunu belirterek, "Bilgilerinizi sürekli güncellemek zorundasınız. Hekimlikte uzmanlıkla da bitmeyen bir gelişim süreci vardır" dedi. Konuşmasının sonunda ailelere, akademisyenlere ve mezun öğrencilere teşekkür eden Prof. Dr. Oktay Üçer, yeni hekimleri tebrik ederek başarılar diledi. Fakülteyi birincisinin mezuniyet kütüğüne plaket çakması ile devam eden program dereceye girenlere başarı belgesi verilmesi, tüm mezunlarının mezuniyet belgesini almasının ardından mezun Hipokrat andı okunması ve kep atma ile sona erdi.
Koşuyolu’nda tarihi operasyon: Aynı gün akciğer ve karaciğer nakli yapıldı
19 Haziran 2025 Perşembe - 14:44 Koşuyolu’nda tarihi operasyon: Aynı gün akciğer ve karaciğer nakli yapıldı Kartal Koşuyolu Yüksek İhtisas Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde sağlık tarihine geçen bir operasyon gerçekleştirildi. Aynı gün içerisinde bir akciğer ve bir karaciğer nakli yapıldı. Bağışçıdan alınan böbrekler de başka hastanede başka hastalara umut oldu. Genç bir bağışçının organlarıyla 4 hasta yeniden hayata tutundu. İstanbul’un önemli sağlık merkezlerinden biri olan Koşuyolu Yüksek İhtisas Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde bir ilk yaşandı. Genç bir bağışçının organları, aynı gün içerisinde 4 hastaya umut oldu. Koşuyolu Yüksek İhtisas Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde biri akciğer, diğeri karaciğer olmak üzere iki büyük nakil operasyonu eş zamanlı gerçekleştirildi. Donörün böbrekleri ise başka bir hastanede 2 ayrı hastaya nakledildi. "Hastamızın yaşaması için tek çare nakildi" Göğüs Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Ahmet Erdal Taşçı, akciğer nakli bekleyen hastanın yıllardır bronşektazi hastalığıyla mücadele ettiğini belirterek, "Hastamızın yaşaması için tek çare nakildi. Nakil başarılı geçti. Bu operasyon, bizim ekibimiz için teknik anlamda standart bir akciğer nakliydi. Ancak dikkat çeken nokta, aynı anda hastanemizde bir karaciğer nakli operasyonunun da gerçekleştirilmiş olmasıydı. Aynı bağışçının organları, iki ayrı hastaya; biri akciğer, diğeri karaciğer olarak nakledildi. Bu vesileyle bağışçımıza Allah’tan rahmet, yakınlarına da sabır diliyoruz. Böylesine acılı bir anda başkasının hayatına dokunabilmek, örnek bir davranış." dedi. "Yeni akciğerleriyle nefes alacak" "Organ nakli, bir ülkenin sağlık sisteminin ne kadar gelişmiş olduğunu gösteren önemli bir göstergedir." diyen Taşçı, "Ameliyatı gerçekleştirilen hastamız, yoğun bakımda uyanık ve solunum desteğiyle izleniyor. Kısa sürede yeni akciğerleriyle nefes alması bekleniyor" diye konuştu. Taşçı, "Türkiye’de özellikle kadavra donör organ bağışlarının artması büyük önem taşıyor. Herkesin bir gün kendisinin veya sevdiklerinin de bu ihtiyaca düşebileceğini düşünerek, organ bağışı konusunda daha duyarlı ve bilinçli hareket etmesi gerekiyor. Ülkemizde Sağlık Bakanlığı’nın bu alandaki organizasyonu ve altyapısı gerçekten çok iyi seviyede. Bu anlamda emeği geçen herkese teşekkür ediyoruz" ifadelerini kullandı. "Organları 4 kişiye umut oldu" Gastroenteroloji Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Mustafa Duman, "Hastanemiz, üst düzey cerrahi hizmetlerin yanı sıra organ nakli konusunda da önemli bir merkez. Hastanede kalp nakli, akciğer nakli ve karaciğer nakli işlemleri başarıyla gerçekleştiriliyor. Dün, hastanede ilk kez aynı gün içerisinde hem akciğer hem de karaciğer nakli yapılmasıyla önemli bir başarıya imza atıldı. Genç bir hastanın hayatını kaybetmesi üzücü bir olay olmasına rağmen, organlarıyla dört kişiye umut oldu. Akciğer ve karaciğer, hastanede organ bekleyen iki hastaya nakledildi. Donörün böbrekleri ise başka bir merkezde iki hastaya hayat verdi. Keşke insanlar hiç ölmeseler. Ama eğer ölüm gerçekleştiyse, ardından başka hayatlara umut olmak, insanlara hayat vermek mümkün. Bu büyük bir iyilik ve örnek davranış. Organ bağışı konusundaki hassasiyetin artmasını diliyorum." diye konuştu. "Çocuğum yeniden hayatına kavuştu" Nakil ameliyatı olan Arif Aydın’ın babası Zihni Aydın ise, duygusal anlar yaşadı. Aydın, "Başta organ bağışçısına ve tüm hastane ekibine sonsuz teşekkür ediyorum. Organ bağışı gerçekten çok çok önemli. İnşallah herkes bu konuda daha duyarlı olur ve organlarını bağışlar. Ben de kendi organlarımı bağışlayacağım. Şu an tarifsiz bir mutluluk yaşıyorum, çünkü çocuğum yeniden hayatına kavuşacak. Hem büyük bir sevinç hem de derin bir üzüntüyü bir arada yaşıyoruz. Organ bağışlayan herkesten Allah razı olsun." dedi.
"Verimli bir tatil için çocuklara rehber olacak öneriler"
19 Haziran 2025 Perşembe - 13:36 "Verimli bir tatil için çocuklara rehber olacak öneriler" Medline Adana Hastanesi’nden Klinik Psikolog Fulda Karaçiçek, çocukların yaz tatilini verimli geçirebilmeleri için onlara rehberlik edecek ebeveynlere önemli görevler düştüğünü, küçük ama etkili dokunuşlarla, çocukların hem zihinsel hem sosyal gelişimini destekleyen bir tatil planlamanın mümkün olduğunu söyledi. Karaçiçek, yaptığı açıklamada, "Okulların kapanmasıyla birlikte milyonlarca çocuk uzun bir yaz tatiline adım atıyor. Tatil, çocuklar için dinlenme ve eğlenme fırsatı olduğu kadar, gelişimlerini desteklemek açısından da önemli bir dönem. Ancak bu sürenin tamamen boş geçirilmesi, yıl boyunca edinilen bilgilerin unutulmasına ve bazı alışkanlıkların zayıflamasına neden olabilecek" dedi. Karaçiçek, çocukların yaz tatilini verimli geçirebilmeleri için onlara rehberlik edecek ebeveynlere önemli görevler düştüğünü, küçük ama etkili dokunuşlarla, çocukların hem zihinsel hem sosyal gelişimini destekleyen bir tatil planlamanın mümkün olduğunu söyleyerek, yaz tatilini hem eğlenceli hem öğretici kılacak önerileri şöyle sıraladı: "Düzenli günlük rutinler oluşturun. Tamamen serbest bir tatil yerine, hafif ama düzenli bir günlük program, çocuklara hem güven duygusu kazandırır hem de zamanı daha verimli kullanmalarına yardımcı olur. Okuma alışkanlığını sürdürün. Günlük belirli bir zaman dilimini kitap okumaya ayırmak, çocukların kelime dağarcığını geliştirmesini ve öğrenme becerilerini canlı tutmasını sağlar. Eğlenceli yaz kitapları ya da çizgi romanlar da bu motivasyonu artırabilir. Ekran süresine sınır koyun. Tatilde ekran başında geçirilen süre kolayca artırılabilir. Televizyon, tablet ya da telefon kullanımı için süre sınırları belirleyin ve birlikte kaliteli içerikler izlemeye yönelin. Hareket etmeyi teşvik edin. Parkta oyun, bisiklet, yüzme ya da doğa yürüyüşleri gibi fiziksel aktiviteler, çocukların enerjisini sağlıklı şekilde atmasına ve motor becerilerinin gelişmesine katkı sağlar. Yaratıcılığı destekleyen etkinlikler sunun. Resim yapmak, hikâye yazmak, el işi ya da basit müzik aletleriyle uğraşmak çocukların hayal gücünü geliştirir ve yeni beceriler kazanmasına yardımcı olur. Ev içi sorumluluklar verin. Yaşlarına uygun görevler (sofra kurmak, çamaşır katlamak vb.) çocuklarda özgüveni artırır ve sorumluluk bilinci kazandırır. Yeni hobiler keşfetmelerine yardımcı olun. Satranç, kodlama, dans, yemek yapımı ya da fotoğrafçılık gibi hobi alanlarında yaz kurslarına katılım veya evde denemeler, tatili daha anlamlı hale getirir. Geziler ve kültürel aktiviteler planlayın. Müze, kütüphane, tiyatro ya da tarihi yer gezileri çocukların genel kültürünü artırırken tatilin öğretici yönünü de güçlendirir. Arkadaşlarla zaman geçirmelerini destekleyin. Sosyal becerilerin gelişmesi için çocukların yaşıtlarıyla oyun oynaması, birlikte etkinlikler yapması oldukça önemlidir. Ailece kaliteli zaman geçirin. Birlikte pikniğe gitmek, masa oyunu oynamak ya da film izlemek gibi aile içi bağları güçlendiren etkinliklere bolca vakit ayırın. Seyahatleri öğrenme fırsatına dönüştürün. Gideceğiniz tatil yerlerinde doğayı gözlemlemek, farklı şehirleri tanımak veya yöresel kültürleri keşfetmek çocukların ufkunu genişletir. Sağlıklı beslenme alışkanlıklarını sürdürün. Tatilde abur cubur tüketimi ister istemez artacağından bu durumu sınırlandırın. Mevsime uygun meyve ve sebzelerle renkli tabaklar hazırlayın, su tüketimini artırmalarını sağlayın ve birlikte sağlıklı atıştırmalıklar yaparak beslenmeyi keyifli bir etkinliğe dönüştürün. Tatili yeniden başlangıç için değerlendirin. Tatilin sonlarına doğru çocuklarla birlikte yeni hedefler belirleyin ve bunları okullar açıldığında hatırlamak için yazın. Bu, hem okul için motive edici olur hem de öğrenmeye pozitif bir zemin hazırlar."
Aydın ev sahipliği yaptı, tatbikat gerçeğini aratmadı
19 Haziran 2025 Perşembe - 13:25 Aydın ev sahipliği yaptı, tatbikat gerçeğini aratmadı Aydın’ın ev sahipliğinde Denizli,Muğla ve Uşak illerinin katılımıyla Nazilli ilçesinde gerçekleştirilen tatbikatta, ekipler senaryo gereği meydana gelen tren kazasına başarıyla müdahale etti. Aydın, Denizli, Muğla ve Uşak illerini kapsayan 20. Bölge Kampı ve Tatbikatı, Nazilli ilçesindeki eski Sümerbank Basma Fabrikası sahasında başarıyla gerçekleştirildi. Senaryo gereği, Nazilli merkezine sefer yapan bir yolcu treninin hemzemin geçitte önüne çıkan araçla çarpışması sonucu meydana gelen kazaya müdahale edildi. Gerçeği aratmayan tatbikatta çok sayıda ekip, koordineli bir şekilde kurtarma çalışmaları yürüttü. Tatbikata, 5 UMKE kurtarma aracı, 5 ambulans, 1 acil müdahale aracı, 2 lojistik aracı, 1 Mobil KKM aracı, 1 emniyet aracı, 1 AFAD kurtarma aracı, 1 itfaiye aracı ve 67 UMKE Personeli, 5 emniyet personeli, 6 AFAD personeli, 4 itfaiye personeli, 27 gönüllü üniversite öğrencisi olmak üzere toplam 17 araç ve 109 personel katıldı. Afetlere hazırlık ve müdahale kapasitesinin artırılmasının hedeflendiği tatbikat, gerçeğini aratmazken, personellere de kendilerini geliştirme fırsatı sundu. Tatbikat sonrası Aydın İl Sağlık Müdürlüğü tarafından Denizli, Muğla ve Uşak’tan gelen UMKE personeline, ayrıca, kurumlar arası işbirliği ve desteklerinden ötürü AFAD İl Müdürü Yalçın Mumcu ile yer tahsisine katkı sağlayan Sümer Kampüsü Koordinatörü Prof. Dr. Mustafa Özçağ’a teşekkür plaketi sunuldu.
5 yaşındaki Candaş Efe, topuk kanından erken teshisle sağlıklı büyüyor
19 Haziran 2025 Perşembe - 12:59 5 yaşındaki Candaş Efe, topuk kanından erken teshisle sağlıklı büyüyor Karaman’da doğumdan sonra alınan topuk kanı ile fenilketonüri teşhisi konulan 5 yaşındaki Candaş Efe, erken tanı sayesinde sağlıklı bir yaşam sürdürüyor. Efe’nin ailesi ve sağlık çalışanları, bu sürecin önemine değinerek tüm ebeveynleri tarama testlerini aksatmamaya davet etti. Karaman’da dünyaya gelen ve şimdi 5 yaşında olan Candaş Efe Aslan’a doğumdan hemen sonra alınan topuk kanının ardından fenilketonüri teşhisi konuldu. Kalıtsal ve metabolik bir hastalık olan fenilketonüri hastalığı erken teşhis edilen Candaş Efe, zamanında başlatılan tedaviyle şimdi sağlıklı bir şekilde büyüyor. "Aileler sosyal medyanın etkisinde kalmamalı" Hastalığın teşhis sürecini ve yaşadıkları zorlukları anlatan anne Hatice Aslan, "Efe sadece 9 günlükken bu hastalığın teşhisi koyuldu. Sağlık ocağından aradılar ve bize acilen Ankara, Adana ya da İstanbul gibi büyük şehirlerde bulunan bir merkeze gitmemiz gerektiğini söylediler. Hastalığın ne olduğunu bilmiyorduk, dünya başımıza yıkıldı. Hemen Hacettepe Üniversitesi Hastanesi’ne gittik. Orada yapılan testlerle süreç başladı. Bu, hayatımızın en zor dönemlerinden biriydi. Fenilketonüri toplumda pek bilinmediği için sosyal hayatımızda da zorluklar yaşıyoruz, özellikle beslenme konusunda. Türkiye’de bu hastalık nadir görüldüğü için beslenme seçenekleri çok kısıtlı. Topuk kanı testinin mutlaka yapılması gerekiyor. Nadir hastalıkların çoğu topuk kanı sayesinde teşhis ediliyor. Aileler sosyal medyadaki topuk kanı ile ilgili olumsuz paylaşımların etkisinde kalmadan mutlaka topuk kanı testini yaptırmalı, çünkü çocuklarımızın geleceği buna bağlı" dedi. "Topuk kanı sayesinde biz şanslıydık" Efe’nin babası Murat Aslan ise sağlık çalışanlarının ilgisinden memnuniyet duyduklarını belirterek, "Bu hastalığın haberini alınca ilk başta eşimle adeta yıkılmıştık. Doktor bize topuk kanı sayesinde hastalığın erken teşhis edildiğini söyleyerek rahatlattı. Topuk kanı testi yaptırmayabilirdik ama biz şanslıydık. Doktor erken teşhis sayesinde Efe’de hiçbir sıkıntı olmayacak dedi. Allah’a şükür şuan hiçbir sıkıntısı yok. Doktorlarımız, hemşirelerimiz bu konuda çok hassas ve profesyoneller. Kan alırken bile çocuğumuzun canı yanmadan işlemi tamamlıyorlar" ifadelerini kullandı. "Erken tanı ile tedavi mümkün" Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Seçil Cezaroğlu ise fenilketonüri hastalığı hakkında bilgi vererek, "Fenilketonüri, proteinli gıdalarda bulunan fenilalanin adlı amino asidin karaciğerde parçalanamaması sonucu ortaya çıkan kalıtsal bir metabolizma hastalığıdır. Genetik geçişli bir rahatsızlık olduğu için özellikle akraba evliliklerinin sık olduğu ülkemizde daha sık görülmektedir. Erken tanı bu nedenle çok önemlidir. Altını çizerek belirtmek isterim ki bu hastalık tedavi edilebilmektedir. Bu nedenle tüm ailelerin ve sağlık çalışanlarının topuk kanı taramalarına büyük önem göstermesi gerekmektedir" şeklinde konuştu. "Hasta bebekler takip sistemiyle izleniyor" Karaman İl Sağlık Müdürlüğü’ne bağlı Çocuk, Ergen, Kadın ve Üreme Sağlığı (ÇEKÜS) Birimi’nde görev yapan hemşire Zeynep Pekel ise, "Sağlık kuruluşlarında alınan yeni doğan topuk kanlarının günlük olarak laboratuvarlarımıza gönderimini sağlıyoruz. İlgili sistem üzerinden günlük kontroller yaparak şüpheli sonuçları aile hekimliği birimleriyle paylaşıyor, aileleri bilgilendirerek gerekli yönlendirmeleri sağlıyoruz. Tanı alan ya da tanı sürecinde olan bebeklerimiz için oluşturulan takip sistemi sayesinde Toplum Sağlığı Merkezi personelimiz, aileleri her 6 ayda bir arayarak tedavi süreçlerini yakından izliyor" diye konuştu.
Vücut kitle indeksi ölçümü yapılan kişilerden yaklaşık yüzde 35’i fazka kilolu, yüzde 28’i obez çıktı
19 Haziran 2025 Perşembe - 12:47 Vücut kitle indeksi ölçümü yapılan kişilerden yaklaşık yüzde 35’i fazka kilolu, yüzde 28’i obez çıktı Sağlık Bakanlığı tarafından hayata geçirilen ‘İdeal Kilonu Öğren Sağlıklı Yaşa’ kampanyasının beşinci haftasının sonunda açıklanan verilere göre, vücut kitle indeksi ölçümü yapılan kişilerden yaklaşık yüzde 35’i fazla kilolu, yüzde 28’i ise obez çıktı. Sağlık Bakanlığının ülke genelinde hayata geçirdiği ‘İdeal Kilonu Öğren Sağlıklı Yaşa’ kampanyasının ilk beş haftası sonunda Türkiye genelinde yüzde 47,1’i erkek, yüzde 52,9’u kadın olmak üzere 3 milyon 572 bin 436 kişinin boy ve kilo ölçümleri gerçekleştirildi. Sağlık Bakanlığı tarafından paylaşılan verilere göre, ölçümler sonucunda 2 milyon 221 bin 201 kişinin vücut kitle indeksi ‘normal’ kilo aralığının üzerinde çıktı. Ölçümü yapılan kişilerden, yaklaşık yüzde 5’inin ‘zayıf’, 32’sinin ‘normal’, yüzde 35’inin fazla kilolu ve yüzde 28’inin ise ‘obez’ aralığında olduğu; erkeklerde ‘fazla kiloluluk’, kadınlarda ise ‘obezite’ oranının fazla olduğu belirlendi. Kampanyanın beşinci haftasında rekor katılım gerçekleşti Sağlık Bakanlığı, ‘fazla kilolu’ olmanın getirdiği riskler konusunda toplumda farkındalık oluşturmak amacıyla başlattığı ‘İdeal Kilonu Öğren Sağlıklı Yaşa’ kampanyasını sürdürüyor. 10 milyon kişiye ulaşılmanın hedeflendiği kampanyanın 7-13 Haziran tarihlerini kapsayan beşinci haftasında, rekor katılım gerçekleşti. 441 bin 269’u erkek, 489 bin 672’si kadın olmak üzere toplam 930 bin 941 kişinin boy-kilo ölçümü yapıldı. Ölçümü yapılanlardan sadece yüzde 5,9’u ‘zayıf’ aralığında çıktı Ölçümler sonucunda kampanya katılan kişilerin vücut kitle indeksi belirlendi. Bu verilerden hareketle yapılan analizde, kampanyaya katılan 930 bin 941 kişinin yüzde 5,9’unun zayıf (VKİ
Yaz aylarında güneş çarpması, klima kullanımı ve gıda zehirlenmelerine dikkat
19 Haziran 2025 Perşembe - 12:46 Yaz aylarında güneş çarpması, klima kullanımı ve gıda zehirlenmelerine dikkat Yaz mevsiminin etkisini artırmasıyla birlikte yüksek seyreden hava sıcaklıklarında halk sağlığı açısından risk oluşturan durumlara karşı dikkatli olunması uyarısında bulunan Denizli İl Sağlık Müdürü Uz. Dr. Berna Öztürk, yaz aylarında sık karşılaşılan sıcak çarpması, klima kullanımı ve gıda zehirlenmesi gibi sağlık sorunlarıyla ilgili önemli açıklamalarda bulundu. Yüksek sıcaklıkların özellikle yaşlılar, çocuklar, hamileler ve kronik hastalığı olan bireyler için tehlikeli olabileceğini vurgulayan İl Sağlık Müdürü Uz. Dr. Berna Öztürk, sıcak çarpması, bayılma ve ciltte yanıklar gibi durumlara karşı uyarılarda bulundu. Öztürk: "Sıcak çarpması; yüksek sıcaklıklara uzun süre maruz kalma, susuz kalma veya aşırı fiziksel aktivite nedeniyle vücudun ısı dengesini sağlayamaması sonucu ortaya çıkan, acil müdahale gerektiren ciddi bir sağlık sorunudur. Yüksek ateş (40C ve üzeri), ani baş ağrısı ve sersemlik, aşırı terleme ya da terleyememe, hızlı nabız, bulantı, kusma, ciltte kuruluk ve sıcaklık, çarpıntı, bilinç bulanıklığı, bayılma veya nöbet geçirme gibi durumlar sıcak çarpması belirtileridir. Bu gibi durumlar oluştuğunda hemen müdahale edilmelidir; kişi serin bir ortama alınmalı, giysileri gevşetilmeli veya çıkarılmalı, vücut ıslak bezlerle silinerek ya da soğuk su, soğutucularla (vantilatör, klima vb.) soğutulmaya çalışılmalı, bilinci kapalıysa kesinlikle içmesi için sıvı verilmemeli ve en yakın sağlık kuruluşuna götürülmelidir. Gerekli durumlar da hava yolu açılmalı ve suni solunum yapılmalıdır. Sıcak havalardan en çok etkilenen gruplar; 65 yaş ve üzerindeki yaşlılar, bakıma ihtiyacı olanlar (engelliler, yalnız yaşayanlar), 4 yaşından küçük çocuklar, hamileler, aşırı kilolular, açık alanda çalışanlar, kronik hastalığı olanlar ve sürekli ilaç kullanan (özellikle tansiyon düşürücü, idrar söktürücü, depresyon ve uyku ilaçları) kişilerdir. Sıcak çarpması ve güneş yanıklarından korunmak için günün en sıcak 11.00 - 16.00 saatleri arasında gerekmedikçe dışarı çıkılmamalı, bol su tüketilmeli, aşırı kafein ve şekerli içeceklerden kaçınılmalı, hafif, bol, açık renkli ve pamuklu kıyafetler tercih edilmeli, güneşe çıkmadan önce en az 30 SPF (güneş koruma faktörü) içeren güneş kremi kullanılmalı, her 2-3 saatte bir güneş koruyucu kremi yenilenmeli, şapka ve güneş gözlüğü kullanılmalı, kapalı ortamlarda mümkünse güneşlik kullanılmalı, serin alanlarda istirahat edilmelidir. Güneş yanığı oluştuğunda ise; soğuk kompres uygulanmalı, enfeksiyon riskinden dolayı kabarcıklar patlatılmamalı, şiddetli yanıklarda veya ateş varsa bir sağlık kuruluşuna başvurulmalıdır" şeklinde konuştu. Yaz aylarında klima kullanımı ve gıda zehirlenmeleri uyarısı Serinlemek amacıyla kullanılan klimaların bilinçsiz kullanımının da sağlık sorunlarına yol açabileceğini ifade eden İl Sağlık Müdürü Uz. Dr. Berna Öztürk; "Ani sıcaklık değişimi nedeniyle solunum yolu enfeksiyonları (nezle, boğaz ağrısı, sinüzit), kas tutulmaları, boyun ve sırt ağrıları, astım ve alerjik reaksiyonlar, özellikle bakımı yapılmayan klimalar nedeniyle legionella bakterisinin çoğalması sonucu Lejyoner Hastalığı görülebilir. Bu nedenle yaz aylarında klimaların filtresi düzenli olarak temizlenmeli, klima sıcaklığı dış ortamdan çok düşük olmamalı, ideal iç ortam sıcaklığı 23-26C olmalı, uzun süre doğrudan klimaya maruz kalınmamalıdır. Yine sıcak havalar; bakteri, virüs ve toksinlerin gıdalarda hızla çoğalmasına neden olduğundan dolayı ishal, kusma, mide krampları gibi belirtilerle seyreden gıda zehirlenmeleri de yaz aylarında sıkça görülebilmektedir. Gıda tüketiminde özellikle şunlara dikkat edilmelidir; sokakta, açıkta satılan yiyecekler tüketilmemeli, et, süt, yumurta gibi kolay bozulan ürünler mutlaka buzdolabında saklanmalı, pişmiş gıdalar uzun süre dışarıda bekletilmemeli, eller yemek öncesi mutlaka yıkanmalı, tat ve koku değişimi olan gıdalar asla tüketilmemelidir" dedi.
Eskişehir’de yetişkin ve bebek ölüm hızı arttı
19 Haziran 2025 Perşembe - 12:07 Eskişehir’de yetişkin ve bebek ölüm hızı arttı Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) açıkladığı ‘Ölüm ve Ölüm Nedeni İstatistikleri, 2024’ verilerine göre, Eskişehir’de geçen yıl bir önceki yıla göre yetişkin ve bebek ölüm hızında artış yaşandı. Ülke genelindeki ölüm sayısı 2023 yılında 526 bin 416 iken, 2024 yılında 489 bin 361 oldu. Ölen kişilerin 2024 yılında yüzde 54,8’ini erkekler, yüzde 45,2’sini kadınlar oluşturdu Eskişehir’de ise geçen yıl bir önceki yıla göre ölen kişi sayısı 6 bin 409 dan 6 bin 662’ye yükseldi. Eskişehir’de 2023 yılında 3 bin 419 erkek ve 2 bin 990 olmak üzere 6 bin 409, 2024 yılında ise 3 bin 650 erkek, 3 bin 47 kadın olmak üzere 6 bin 652 kişi öldü. Ülke genelinde düştü, Eskişehir’de arttı Kaba ölüm hızı ise 2023’de ülke ortalaması 6,2’den 5,7’ye düşerken, Eskişehir bir önceki yıl 7,0 olan ortalama 7,2’ye yükseldi. En çok ölüm sebebi dolaşım sistemi hastalıkları Eskişehir’de ölüm sebepleri başında dolaşım sistemleri hastalıkları geldi. Geçen yıl 2 bin 349 kişi bu rahatsızlıktan, bin 43 kişi iyi ve kökü tümör, 982 kişi solunum sistemleri, 264 kişi sinir sistemi ve duyu organı, 397 kişi iç salgı bezi, beslenme ve metabolizma ve 202 kişi de dış yaralanma ve zehirlenmeden hayatını kaybetti. Bebek ölüm hızı arttı Bebek ölüm hızı 2023’de ülke ortalaması 10,1 den 9,0 düşerken, Eskişehir’de 4,9 dan 5,6 ya yükseldi. Beş yaş altı ölüm hızı ise 6,8’den 6,5 düşerek ülke ortalaması olan 11,1’in altıda gerçekleşti.
Tunceli’de koca engerek yılanının ısırdığı kadın, tedavi altına alındı
19 Haziran 2025 Perşembe - 12:04 Tunceli’de koca engerek yılanının ısırdığı kadın, tedavi altına alındı Tunceli’de bayramda kabir ziyaretinde koca engerek yılanı tarafından bacağından ısırılan kadının tedavisi sürüyor. Kadına ilk müdahaleyi yapan acil tıp uzmanı Dr. Zeki Doğan hastaya yapılan müdahaleyi, yılan ısırması durumunda yapılması ve yapılmaması gerekenler konusunda önemli bilgiler verdi. Tunceli merkezde yaşayan 76 yaşındaki Emine Gündüz, bayramda Kutudere’deki aile mezarlığına ziyarete gitti. Bu esnada koca engerek yılanı tarafından ısırılan kadın, yanında bulunan oğlu tarafından hastaneye götürülmek üzere yola çıkarıldı. 112 ekiplerine haber verilmesi üzerine hastayı yolda karşılayan ekipteki acil tıp uzmanı Dr. Zeki Doğan, kadının engerek tarafından ısırıldığı söylemesi üzerine hemen yılan serumu yaptı. Tunceli Devlet Hastanesine kaldırılan kadının tedavisine dahiliye servisinde devam ediliyor. Yaşadığı talihsiz olayı anlatan Emine Gündüz, "Bayramda mezar ziyaretine gittim, mum yaktım. Su getirip mezara dökecektim. Yılanı ne hissettim ne de sesini duydum. Sadece bir anda sanki bacağıma kurşun sıkıldı. Pantolonumu tutup çekince bacağımdan kocaman bir yılan düştü. Yere düştü. Bağırıp oğlumu çağırdım. Yılan oğluma da saldırmaya çalıştı. Kafasına su şişesi attı yine durmadı sonra taş vurdu yılana. Beni oğlum son sürat Kutudere’ye kadar getirdi. Bir yandan da 112 ile konuşuyordu. Oradaki doktor hızlıca gelmesini söyledi. Ben bilemedim oğlumun son sürat gelmesine mi dayanayım yoksa acıma mı dayanayım. Yolda ambulans bizi aldı. Yılanın ısırdığı yeri yıkayıp ambulansta ilk müdahaleyi yaptılar" dedi. ’’Dünyada yılda binlerce insan yılan ısırığından ölüyor’’ Tunceli Devlet Hastanesi Acil Servis Sorumlusu acil tıp uzmanı Dr. Zeki Doğan, yılandan kaynaklı ölümler hakkında bilgi vererek, "Literatürde 3 bin civarında yılan olduğu belirtilmektedir. Bunların bazı kaynaklarda yüzde 15 bazı kaynaklarda yüzde 25 oranında zehirli olduğu yönünde yayınlar mevcut. Dünya Sağlık Örgütünün yapmış olduğu yayınlarda yıllık yaklaşık 4 buçuk milyon ile 5 milyon 400 bin arasında değişen yılan ısırığı vakası var. Ve bu vakaların 81 bin ile 138 bin arasında ölümle sonuçlanıyor. Dolayısıyla önemli. Yaz dönemlerinde bu vakalar görülüyor. Yaz dönemiyle birlikte üreme, yavruların çıkmasıyla birlikte popülasyon artıyor. Türkiye’de yılan popülasyonu genelde en çok güney bölgesi ile Güneydoğu Anadolu bölgesi. Fakat iklim değişikliğiyle birlikte bana göre kuzeye doğru bu popülasyon gittikçe artacak" diye konuştu. Türkiye’de 59 yılın türü bulunduğunu, bunlardan 17’sinin zehirli, zehirli olan 17 türden 14’ünün ise engerek kategorisinde bulunduğunu kaydeden Dr. Doğan, "Vakamız geldiği zaman sol ayak bileğinin yaklaşık on santim kadar üst kısmında iki diş izi vardı. Hastamız hayvanı tanıyordu ve engerek yılanı olduğunu söyledi. Bu aslında tanımlama açısından önemli. Çoğunlukla bu hasta grubu panik atak ve anksiyoz tarzı bir tabloyla acil servise başvuruyor. Dolayısıyla hangi hayvanın ısırdığı yılanın türü muğlak olarak kalmakta. Genelde eskiden yılan ısırdığı zaman turnike bağlamak, veya yara yerini kesmek, ısırılan yeri emerek tükürmek gibi yöntemler artık önerilmiyor. Bunun bazı nedenleri var. Yılan ısırığının içinde bir çok enzim, proteinleri parçalayarak hastalık tablosunu veya zehirlenme tablosunu oluşturuyor. Hastamız geldiğinde ayak bileğinde lezyon giriş izi vardı, ağrı ön plandaydı. Şişlik geldiği ilk dönemde klinik olarak yansımadı. Özellikle bu tür ısırıklarda yüzde 80-90 oranında bacaklarda ısırık izi oluyor. En tehlikeli grup başında ve gövdesinde olan ısırıklar. Bunların ölümle sonlanma ihtimali biraz daha yüksek oluyor" diye konuştu. ’’Isırıklar evre evre tanımlanıyor’’ Isırıkların evreleri hakkında bilgi veren Uzm. Dr. Zeki Doğan, "Bazı ısırıklar evre sıfır olarak tanımlanan kuru ısırık olan geçen, ısırma olan, zehrin vücuda naklinin olmadığı evredir. Bunlar genelde acil servislerde 8 saatlik bir gözlemin ardından taburcu edilir. Evre birde ise ağrı ve kızarıklık ile kılcal damarların çatlaması, kısmen kanama dolayısıyla morluklar oluşur. Onun dışında herhangi bir bulgusu olmayan hastalar genelde 12 saatlik gözlemden sonra taburcu edilir. Evre iki ve üçte ise, kalp, böbrek, beyin fonksiyonları etkilenebiliyor. Mide, bağırsak sisteminde kanamalar olabiliyor. Dolayısıyla hastane yatırılması gerekiyor. Hastamızın evresi bir. Normalde sıfır ve birde yılan serumu verilmez. Fakat hastamızın tabiri engerek olduğu için biz direkt başladık. Takiplerinde herhangi bir problem, patoloji yoktu. Fakat uzayan süreçlerde lenf ödem tablosu ortaya çıkabiliyor. Çünkü ısırılan yerin lokalizasyonu, kanamasına bağlı olarak bazen toksinler kan vasıtasıyla bazen de lenf kanalları vasıtasıyla yayılır. Kan yoluyla yayılan vakalarda ölüm ihtimali çok daha yüksek. Bizim vakamızda ise daha sonraki süreçte lenf ödem tarzı bir klinik ortaya çıkıyor. Zehirli yılan ısırıklarında bazen el ve ayak kesilmesine kadar gidebilen patolojiler ortaya çıkabiliyor. Tehlikeli evre üç ve dördü bulan vakalarda genelde yoğun bakımda bazen yılan serumunun tekrar tekrar verilmesi gerekebilir. İlk bize başvurduğunda tansiyonu, çarpıntıları olan bir hastaydı; stabildi. Ağrı ön plandaydı. Ağrı biraz süreç gerektiren bir yapı. Bacaklarda ödem artması, morarmanın artması yani donanım bozukluğu ortaya çıkması halinde hastaneye tekrar başvurması önerisiyle hasta gönderilir. Takiplerinde bir patoloji yoktu. Ciddi bir problem yok fakat bazen damar tıkanıklığına neden olan bilmekte bu tür hastalarda. Aynı zamanda bazı hasta gruplarında şeker hastalığı veya damar hastalıkları gibi yaşa bağlı olarak damarlarda daralma olan hastalarda bu yılan ısırıkları daha patolojik bir sonuç getiriyor. Beslenmeyi sağlayan damarlarda bozulma ön planda olduğu için o hasta grubunda daha dikkat etmek gerekiyor. Tedaviyi aslında hastaya göre seçmek gerekiyor. Dolayısıyla dikkatli bir bilgi alışverişi açısından bu önemli" şeklinde konuştu. Sahada alınması gereken önlemler Sahada alınması gereken önlemlere ilişkin konuşan acil tıp uzmanı Dr. Zeki Doğan, "Sahada çizme giyilmesi, eldiven takılması, sopa taşımak, biraz gürültü yürümek hayvanın kaçmasına yardımcı olacak. Kendi doğası içinde çok zararlı olduğunu düşündüğüm bir varlık değil. Sonuçta kemirgenleri tüketerek kendi yaşamını sürdüren bir canlı türü. Belki bizler onun yaşam alanlarına müdahale ettiğimiz için bunlarla sık karşılaşmaya başlıyoruz. Onun da yaşam alanına saygı göstererek bir biçimde yaklaşım sergilemek, önleyici olarak yaklaşmak gerekiyor. Bu tür ısırıklarda her hastanın engerek deme şansı olmayabilir. Üçgen kafa, göz bebeğinin horizontal görüntüsünün dikey seyretmesi ayırıcı tanılar içerisinde. Yine dişlerin ön tarafta ve kesin olması. Zehirsizlerin dişleri küçük ve geride oluyor. Böyle bir olayla karşılaşan bir insanın bunu tanımlaması biraz düşük olabiliyor. Acil servislere başvuran hastalara zehirli yılan ısırdı protokolü üzerinden müdahale etmek daha mantıklı geliyor bana. Evre sıfır ve birde yılan serumu yapılmıyor fakat bekleme süreci çok uzadığı zaman klinik artabiliyor. Zehir aktive olacak, etkinliği çok daha fazla olacak. Evre sıfır ve bir kitabi bir bilgidir. Kronik hastalıkları da düşünecek olursak verilmesi gerekir diye düşünüyorum" ifadelerini kullandı. Uzm. Dr. Doğan, bu tür vakalarda turnike yapılmaması, kesilmemesi, emilmemesi gerektiğinin altını çizerek, "Sadece yılanın ısırmış olduğu yerin temiz suyla yıkanması sahada yeterli bir yaklaşım tarzı olur. Ondan sonra 112 aracılığıyla direkt acile başvurmak gerekiyor" dedi.