SAĞLIK
5 saat süren mikro operasyon başarıyla tamamlandı: Kendi dokusuyla hayata tutundu 13 Mayıs 2026 Çarşamba - 18:18:27 Sakarya Eğitim ve Araştırma Hastanesinde, kanser nedeniyle memesi alınan bir hastaya, kendi dokusu kullanılarak mikro cerrahi yöntemle yeni meme oluşturuldu. Şehirde ilk kez uygulanan bu operasyonla, hastanın karın bölgesinden alınan doku damarlarıyla birlikte göğüs bölgesine nakledildi. Rahatsızlığı nedeniyle Sakarya Eğitim ve Araştırma Hastanesine başvuran hastada gerçekleştirilen operasyon iki aşamalı olarak tamamlandı. İlk olarak genel cerrahi ekibi tarafından gerçekleştirilen işlemin ardından, Plastik Cerrahi Uzmanları Dr. Muaz Zuhurlu ve Dr. Emre Berkay Zeyrek devraldı. Yaklaşık 5 saat süren operasyonda, "serbest doku aktarımı" adı verilen mikro cerrahi yöntemi uygulandı. Operasyon kapsamında hastanın karın bölgesinden alınan doku, mikroskop altında damar bağlantıları yapılarak göğüs bölgesine taşındı. Uzmanlar, hastanın kendi dokusunun kullanıldığı bu yöntemin, yapay materyallere oranla vücutla daha uyumlu ve kalıcı sonuçlar sunduğunu ifade etti. Yaşam kalitesini artırıyor Uygulanan yöntemin meme kanseri sonrası rehabilitasyon sürecinde ve hastanın yaşam kalitesinin artırılmasında önemli rol oynadığı belirtildi. Sakarya’da ilk kez gerçekleştirilen bu mikro cerrahi müdahalesinin, bölgedeki benzer durumdaki hastalar için bir tedavi alternatifi oluşturması hedefleniyor. Hastanın sağlık durumunun iyi olduğu ve takip sürecinin devam ettiği öğrenildi.
13 Mayıs 2026 Çarşamba - 16:08 "Yapay zekanın tesellisi tehlike saçıyor, muhakeme yeteneğini bloke ediyor" Uzmanlar, yapay zekanın insan beynini bloke ederek muhakeme yeteneğini zayıflattığı ve yanlış yönlendirmelerle bireyleri intihara kadar sürükleyebileceği uyarısında bulundu. Sakarya Üniversitesi (SAÜ) Psikoloji Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Elif Yöyen, yapay zekayla kurulan duygusal bağın sosyal izolasyonu derinleştirdiğini ve insanın problem çözme yeteneğini körelttiğini belirtti. Yapay zekayı arkadaş olarak kullanan gençlerin sosyal olarak kendini izole etmeye meyilli olduğunu belirten Yöyen, yapay zekanın özellikle gençler üzerinde bilinçsiz kullanım sonucunda büyük hasarlara yol açabileceğini vurguladı. "Yapay zeka bize hükmetmeye başlıyor" Değişen toplum yapısıyla beraber insanların yalnızlaştığını ve çözümü yapay zekada aradığını belirten Yöyen, "İnsanoğlu yalnızlığa tahammül edebilen bir varlık değildir. İnsan beyni sosyal bir varlıktır. Dolayısıyla insanlar bu sosyalleşme ihtiyaçlarını yapay zekayla sohbet ederek gidermeye çalışıyorlar ve tabii ki oradan aldıkları küçük tavsiyelerle de hayatlarına yön vermeye çalışıyorlar. Fakat bu tavsiyeler aslında kişilerin kendi gerçekte küçük de olsa sorunlarında, problem çözebilme becerilerini azaltıyor. Kız arkadaşınla kavga ettiysen ona bir çiçek al ve özür dile. Oldukça robotik davranmaya başlıyoruz ve yapay zeka bize hükmetmeye başlıyor. Bu anlamda insanın problem çözme ve düşünme, muhakeme edebilme süreçlerini bloke ettiği için masum bile görünse insan beynini bloke eden bu yapısıyla değersiz olduğunu düşünüyorum yapay zekanın" dedi. "Gençler neden buna ihtiyaç duyuyor" Kendini rahat ifade edemeyen ve toplumda kendilerine yer bulamayan gençlerin yapay zekayı arkadaş gibi kullandıklarını vurgulayan ve bu konuda gençlerin ailelerine ve arkadaşlarına büyük rol düştüğünü ifade eden Yöyen, "Öyle görünüyor ki yapay zekayla sohbet eden gençler daha sosyal ve ailesel ilişkileri anlamında kendini geri çekmiş. Daha sosyal anlamda izolasyonuna kendini sürüklemiş, yalnızlaşmış çocuklar. Aileler ya da onların çevresinde bulunanların buna biraz dikkat etmesi gerekiyor" diye konuştu. "Kendi kendinize terapi de yapamazsınız" Terapi uygulamasının bir uzman eşliğinde yapılması gerektiğini belirten Yöyen, "Terapi bir başka kişi tarafından size uygulanabilen bir hizmettir. Evet ağırlıklı olarak konuşma üzerine yapılmış olan bir tedavi biçimidir ama nasıl konuşacağımızı, ne zaman konuşacağımızı, ne zaman geri bildirim vereceğimizi, neyi nasıl yansıtacağımızı özel tekniklerle öğreniyoruz. Bu anlamda kendi kendine terapi diye bir şey yok. Sadece bu kendi var olan sorunlarını yüksek sesle dile getirmek ve bu sorunun varlığını kabul etmek bu konuda bir farkındalık geliştirmek olabilir" ifadelerini kullandı. Yapay zeka algoritmasının verilen bilgilerle şekillendiğini belirten Yöyen, terapi ve tedavi süreçlerinde bir uzman yönlendirilmesiyle kullanılması gerektiğini vurgulayarak, "Yapay zeka ’gel bana derdini anlat, gel bana halini anlat, ben sana teşhis koyayım ve seni yönlendireyim’ gibi bir uygulamada bulunmaz. Bu yüzden sorumluluk tamamen yapay zekayı kullanan bireyin kendisinde olması gerekiyor. Kişinin verdiği bilgilerle yapay zeka şekillendiği ve algoritma öyle yönlendirildiği için kendini doğru ifade edemediğinde yapay zekadan alacağı geri bildirimle depresyon derinleşebilir. ’Artık gerçekten hiçbir çıkar yol bulamıyorum’ diyerek insanları intihara sürükleyebilir" ifadelerini kullandı.
13 Mayıs 2026 Çarşamba - 15:59 Prof. Dr. Çelik: "Obezite artık kozmetik bir sorun değil kronik bir hastalıktır" Van Eğitim ve Araştırma Hastanesi Genel Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Sebahattin Çelik, obezitenin artık estetik bir sorun olarak görülmemesi gerektiğini belirterek, bu durumun çağın en korkutucu salgını haline geldiğini söyledi. Avrupa Obezite Günü dolayısıyla dünya genelinde ve Türkiye’de artış gösteren kilo problemleri, modern toplumların en büyük sağlık tehditlerinden biri olarak kabul ediliyor. Sadece fiziksel değil, psikososyal etkileriyle de bireylerin yaşam kalitesini düşüren obezite, küresel ölçekte bir pandemi halini alırken, uzmanlar bu durumun kronik bir hastalık olarak ele alınması gerektiği uyarısında bulunuyor. Van Eğitim ve Araştırma Hastanesi bünyesinde yaklaşık 7 yıldır faaliyette olan Van Obezite Merkezi, bölgedeki obezite ile mücadelede lokomotif rolü üstleniyor. Günümüze kadar 2 binden fazla danışanın sağlık hizmeti aldığı merkezde, başvuranların yüzde 60’ı başarılı bir şekilde kilo vermeyi başardı. Merkezde takip edilen hastaların 200’ü ise cerrahi yöntemlerle tedavi edilerek sağlığına kavuştu. "Obezite, sadece biyolojik nedenlerle açıklanacak bir durum değil" İHA muhabirine konuşan Van Eğitim ve Araştırma Hastanesi Genel Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Sebahattin Çelik, günümüzde obezitenin ciddi bir salgın halini aldığını belirtti. Prof. Dr. Çelik, "Günümüzde, çağımızın en önemli salgınlarından biri obezitedir. Obezite artık estetik ya da kozmetik bir sorun olarak algılanmıyor, algılanmamalıdır da. Halen estetik amaçlarla obezite tedavisine başvuran ya da bu şekilde düşünen insanlar var; ancak bu kesinlikle yanlıştır. Çünkü obezite; kanserden şeker hastalığına, tansiyona kadar birçok hastalığın ana nedenlerinden biri olarak kabul ediliyor. Ayrıca obezite, sadece biyolojik nedenlerle açıklanacak bir durum da değildir; psikolojik ve sosyolojik yönleri olan, ’multifaktöriyel’ dediğimiz bir hastalık olarak kabul edilmektedir. Dolayısıyla bu, sadece şu ilaçla ya da şu ameliyatla düzelecek biyolojik bir problem değildir; psikolojiyi ve sosyal desteği de gerektiren, birçok bölümü ilgilendiren bir hastalıktır. Bu nedenle obeziteyle mücadele de birçok alanı kapsamaktadır" dedi. "Bu bir suçluluk durumu değil, bir hastalıktır" Eskiden insanların açlıktan vefat ettiğini günümüzde ise aşırı kilodan dolayı sağlığını kaybedenlerin sayısının daha fazla olduğuna dikkat çeken Çelik, "Bunları, obezitenin ne kadar ciddi bir problem haline geldiğini vurgulamak için söylüyorum. Öte yandan, obez popülasyondaki insanları suçlamamamız gerekiyor. Bu bir suçluluk durumu değil, bir hastalıktır. Dolayısıyla hastalıkla daha akılcı yöntemlerle mücadele etmemiz gerekmektedir. Sağlık Bakanlığı verilerine göre Türkiye genelinde obezite oranı yüzde 30-31 civarında gözüküyor. Van ilimizde de maalesef obezite yüksek oranda seyrediyor. Van Eğitim ve Araştırma Hastanesi bünyesinde, İl Sağlık Müdürlüğümüzün de katkılarıyla 2019 yılında kurduğumuz Obezite Merkezimiz, şu anda 2 bine yakın danışanıyla aktif hizmet vermeye devam ediyor. Buraya gelen danışanlarımızın çok başarılı bir şekilde tedavi olduklarını ve verilerimize göre ciddi kilo kaybı sağladıklarını biliyoruz" diye konuştu. Obezitenin çok inatçı bir hastalık olduğunu, kilo verdikten sonra tekrar kilo almalarının mümkün olduğunu hatırlatan Çelik, sözlerini şöyle sürdürdü: "Kilo verip tekrar geri almak, hastaların yüzde 60’ında izlediğimiz bir durumdur. Ameliyat ettiğimiz hastalarda bile 2-3 yıl sonra bir kısmının geri kilo aldığını görüyoruz. Bu durum şunu gösteriyor: Obezite sadece mideyi küçülterek, bir hap alarak ya da bir iğne yaparak çözülecek bir konu değildir. Bu bir kozmetik sorun değil; şeker hastalığı gibi ömür boyu mücadele gerektiren kronik bir sağlık sorunudur. Şayet iyi donanımlı bir merkezde takip edilirse, hastaların tekrar kilo alma oranı azalacaktır."
Prof. Dr. Şanlıer: "Obezite dünya genelinde bir salgın boyutuna ulaşmıştır"
20 Haziran 2025 Cuma - 11:06 Prof. Dr. Şanlıer: "Obezite dünya genelinde bir salgın boyutuna ulaşmıştır" Ankara Medipol Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Nevin Şanlıer, "Obezite dünya genelinde bir salgın boyutuna ulaşmıştır. Globosity veya Covibesity yeni pandemidir" dedi. Ankara Medipol Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Nevin Şanlıer, obezite pandemisi ve önlenmesine dair önerilerde bulunmak üzere açıklamalarda bulundu. Şanlıer, obzeitenin dünya genelinde bir salgın boyutuna ulaştığını açıkladı. Şanlıer, yaptığı açıklamada şu ifadelere yer verdi: "Son zamanlarda sağlık kavramında değişiklik olmuş ‘bedenen, ruhen ve aklen sağlıklı olmak’ yerine ‘zayıf ve genç görünme’ çabaları ön plana çıkarak ‘sahte sağlık’ kavramına dönüşmüştür. Obezite dünya genelinde bir salgın boyutuna ulaşmıştır. Globosity veya Covibesity yeni pandemidir. Obezite her yaşta oluşmaktadır. Günümüzde dünyanın hemen hemen tüm bölgelerinde obezite prevalansı artmakta, bu durum sadece yetişkin kadın ve erkekleri değil, çocukları ve gençleri de etkilemektedir. Kalp ve damar hastalıkları, diyabet, hipertansiyon, bazı kanser türleri, kas-iskelet sistemi hastalıkları gibi hastalıkların oluşmasına, yaşam kalitesinin azalmasına ve ölümlere yol açan obezite, sadece küresel boyutta bir halk sağlığı problemi olmakla kalmayıp, ülke ekonomilerine olumsuz yönde etki eden bir unsur olarak karşımıza çıkmaktadır." Dünya’da, 1990 yılından 2022 yılına kadar yetişkin obezitesinin 2 kattan fazla, ergen obezitesinin ise 4 kat arttığını belirten Şanlıer, "Dünyada her 8 kişiden 1’i obezdir. OECD 2018 raporuna göre Türkiye’de 15 yaş üstü bireylerde obezite prevalansı yüzde 28,8 obezitede Dünya’da 6’ncı sıradayız. Çocuk, adolesanlar ve kadınlarda hızlı artış söz konusudur. Türkiye genelinde obezite, hem yetişkinlerde hem de çocuklarda artan bir halk sağlığı sorunu haline gelmiştir. Yeni yayınlanan Türkiye Hanehalkı Sağlık Araştırması Bulaşıcı Olmayan Hastalıkların Risk Faktörleri Prevalansı 2017-2023 Çalışmalarının Karşılaştırılması çalışmasına göre Türkiye’de 15 yaş ve üzeri nüfusun yüzde 35,5’i fazla kilolu, yüzde 25,4’ü obezdir. Kadınlarda yüzde 30,8 erkeklerden yüzde 20,2, 1,5 kat daha fazla bulunmuştur" diye konuştu. Sağlık Bakanlığı’nın 10 Mayıs-10 Temmuz arasında 10 milyon vatandaşa ulaşma hedefi ile 81 ilde ’İdeal Kilonu Öğren Sağlıklı Yaşa’’ kampanyasının başladığını söyleyen Şanlıer, "Fazla kilolu bireyler ‘Sağlıklı Hayat Merkezleri’ ve ‘Aile Sağlığı Merkezlerine’ yönlendirilecek ve Diyetisyenler tarafından beslenme danışmanlığı ve takip hizmeti sunulacaktır. Çok önemli olup başarıyla yürütüleceğine inandığımız bu kampanya sayesinde obeziteye ilişkin farkındalık oluşturmuştur. Sürdürülebilirliği ve yaygın etkisinin artması adına bu tür kampanyaların devamlılığının sağlanması oldukça önemlidir. Diyetisyenler tarafından yapılacak tespit, tedavi ve eğitim faaliyetlerinin etki, sürekli yapılması ve sık sık tekrarlanarak denetlenmesi gerekmektedir" ifadelerini kullandı.
"Sanal dünyada gerçek bağımlılık büyüyor"
20 Haziran 2025 Cuma - 10:51 "Sanal dünyada gerçek bağımlılık büyüyor" Dikkat çeken bir davranışsal sağlık sorunu olarak öne çıkan ‘sanal kumar bağımlılığının’, özellikle genç bireylerde psikiyatrik sorunlara kapı araladığını belirten Psikiyatri Uzmanı Dr. Burçin Nuri Akal, "Klinik gözlemler ve bilimsel veriler, bu bağımlılık türünün yalnızca davranışsal değil; aynı zamanda duygusal, bilişsel ve sosyal alanlarda da derin etkiler bıraktığını ortaya koyuyor" dedi. VM Medical Park Samsun Hastanesi Psikiyatri Uzmanı Dr. Burçin Nuri Akal, sanal kumar bağımlılığı hakkında bilgilendirmede bulundu. Kumar bağımlılığının tütün veya alkol bağımlılığına benzer şekilde, beyindeki dopamin ödül sistemiyle ilişkili davranışsal bir bağımlılık türü olduğunu söyleyen Uzm. Dr. Akal, "Bu bozuklukta birey, kazanma heyecanıyla tekrar tekrar kumar oynama eğilimindedir ve sıklıkla kontrolünü yitirir. Süreç içerisinde dikkat dağınıklığı, gerçekçi olmayan inançlar, dürtüsellik ve risk almaya yönelik artan bir eğilim gözlemlenir" şeklinde konuştu. "Bağımlılığın temeli erken yaşta atılıyor" Ergenlik döneminden itibaren başlayan sanal kumar alışkanlığının ilerleyen yaşlarda gelişebilecek psikiyatrik sorunlar için risk oluşturan bir zemin hazırladığını belirten Uzm. Dr. Akal, "Özellikle genç erişkinlerde yalnızlık hissi, düşük benlik saygısı ve zayıf psikolojik dayanıklılık gibi faktörler, sanal kumar bağımlılığına yatkınlığı artırıyor. Savunmasız kişilik yapısına sahip bireylerde bu tür davranışsal bağımlılıkların gelişme riski çok daha yüksek" dedi. Ruh sağlığı üzerindeki yansımaları Sanal kumar bağımlılığının genellikle anksiyete, depresyon, sosyal izolasyon ve dürtüsellik gibi psikolojik belirtilerle birlikte görüldüğünü söyleyen Uzm. Dr. Akal, "Bu durum, bilişsel işlevlerde bozulma, duygudurum dalgalanmaları ve intihar riskinde artışla ilişkilendirilmiştir. Bağımlı bireylerde kendini suçlu ve değersiz hissetme yaygın olup, bu olumsuz duyguların tekrar kumara yönelimi tetikleyebildiği bilinmektedir" diye konuştu. Tanı ve tedavi yöntemleri Sanal kumar bağımlılığının etkin tedavisi için öncelikle doğru tanının konulmasının gerektiğini vurgulayan Uzm. Dr. Akal, "Klinik değerlendirme sürecinde bireyin davranışları, düşünce kalıpları ve bağımlılığın günlük yaşam üzerindeki etkileri detaylı şekilde incelenir. Tedavi sürecinde ise çeşitli psikoterapi yöntemleri, destek grupları ve gerektiğinde ilaç tedavisi kullanılır" dedi. Bilişsel Davranışçı Terapinin (BDT), zararlı düşünce kalıplarını tanıtarak, yeniden yapılandırma, tetikleyici faktörlerle başa çıkma stratejileri geliştirdiğini belirten Uzm. Dr. Akal, "Aile terapisi ve grup desteği, sosyal destek aracılığıyla yalnızlık ve suçluluk duygusunu azaltır. İlaç tedavisi, antidepresanlar, ruh halini düzeltebilir; opioid antagonistleri ise dürtü kontrolüne katkı sağlayabilir. İnternet temelli terapi uygulamaları, online BDT destekli metotlar, erişimi kolaylaştırarak terapinin sürdürülebilirliğini destekler" ifadelerine yer verdi. "Tedavi gecikirse etkisi büyüyor" Bir davranışsal bağımlılık olarak sanal kumarın bireyin sosyal bağlarını zayıflattığını, finansal sorunları tetiklediğini ve ruh sağlığını olumsuz etkilediğini söyleyen Uzm. Dr. Akal, "Erken teşhis edilmeyen olgular zamanla hem kişinin psikiyatrik desteğe ihtiyacına yol açar hem de toplumda çevresel ve ekonomik yük oluşturur" dedi.
"Şiddetli sırt veya bel ağrısı omurga kırığı işareti olabilir"
20 Haziran 2025 Cuma - 10:26 "Şiddetli sırt veya bel ağrısı omurga kırığı işareti olabilir" Omurga kırıklarında en sık rastlanan belirtinin şiddetli sırt veya bel ağrısı olduğunu belirten Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Op. Dr. Ercan Kaya, "Bunların dışında hareketle artan ağrı, bacaklarda uyuşma, kuvvet kaybı, idrar-kontrol problemleri, boy kısalması ve kamburlaşma gibi başka belirtiler de görülebilir. Bu durumda vakit kaybetmeden hastaneye başvurulmalıdır" dedi. Omurga kırıklarının, omurganın (vücudun hem yapısal desteğini sağlayan hem de omurilik gibi hayati bir yapıyı koruyan kemik doku) travma, osteoporoz veya patolojik süreçler sonucunda bütünlüğünü kaybetmesiyle oluştuğunu belirten VM Medical Park Gebze Hastanesi’nden Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Op. Dr. Ercan Kaya, dikkat edilmesi gerekenler hakkında bilgilendirmede bulundu. "Yüksekten düşme, trafik kazaları ve spor travmaları neden olabilir" Omurga kırıklarının en sık nedenlerinin yüksekten düşme, trafik kazaları, spor travmaları, ileri yaştaki yaşlı bireylerde basit ev kazaları ve metastazlar olduğunun altını çizen Op. Dr. Kaya, hastalığın daha sık görüldüğünü ifade ederek, "Genç ve orta yaşlı bireyler, yüksek enerjili travmalara (düşme, kaza) bağlı kırıklar, 65 yaş üstü bireyler, osteoporoza bağlı çökme kırıkları. Metastatik tümörü olan hastalar ve uzun süreli steroid kullanan bireyler" dedi. Omurga kırıklarında belirtilerin kırığın bulunduğu yere ve omurilik/sinir dokusuyla ilişkisine göre değişmekle birlikte, en sık belirtinin şiddetli sırt veya bel ağrısı olduğunu ifade eden Op. Dr. Kaya, aynı zamanda hareketle artan ağrı, bacaklarda uyuşma, kuvvet kaybı (omurilik etkilenmişse), idrar-kontrol problemleri (omurilik etkilenmişse), boy kısalması ve kamburlaşma (osteoporotik kırıklarda) gibi bazı başka belirtilerin de görülebileceğini kaydetti. Op. Dr. Kaya, travma sonrası bu bulgular varsa, mutlaka hastaneye başvurularak acil değerlendirme yapılması gerektiğini belirtti. "Cerrahi gerektiren durumlar" Omurga kırıklarının bir kısmının korse ve istirahatle tedavi edilebilirken, bazılarının cerrahi gerektirdiğini söyleyen Op. Dr. Kaya, "Omurilik veya sinir basısı ve buna bağlı kuvvet kaybı varsa, omurgada ciddi instabilite (omurganın bel, sırt ya da boyunda normal hizasını koruyamaması ve omurların birbirine göre anormal hareket etmesi durumu) varsa, deformite riski yüksek çökme kırıkları varsa, tümöre veya enfeksiyona bağlı patolojik kırıklar görüldüyse cerrahi işlem gerektirir" diye konuştu. "Amaç, omurgaya stabilite kazandırmak ve ağrıyı azaltmak" Cerrahi tedavi yöntemlerinden bahseden Ercan Kaya, sözlerine şöyle devam etti: "Omurga kırıklarının cerrahisinde amaç, omurilik ve sinir yapılarını korumak, omurgaya stabilite kazandırmak ve ağrıyı azaltmaktır. Bunu uygun hastalarda (özellikle osteoporoza bağlı kırıklarda) kifoplasti veya vertebroplasti omurilik ve sinir yapılarını korumak, omurgaya stabilite kazandırmak ve ağrıyı azaltmaktır dediğimiz kapalı yöntemle omurların içine kemik çimentosu enjekte ederek sağlayabilirken, bu işleme uygun olmayanlarda ise omurgaya enstrüman sistemi (vida- halk arasında platin) yerleştirerek sağlayabiliyoruz" "Kapalı cerrahi sonrası günlük yaşama dönme süresi daha kısa" Op. Dr. Kaya, omurga ameliyatları sonrası iyileşme süreci hakkında şu bilgileri paylaştı: "İyileşme süreci kırığın özelliklerine, yapılan cerrahiye ve nörolojik hasarın derecesine göre geniş bir yelpazede değişir. Örneğin kapalı cerrahi yapılabilen ve kuvvet kaybı olmayan hastalarda, hasta çok kısa sürede günlük yaşamına dönebilirken, ameliyat öncesinde ciddi nörolojik hasarı olan hastaları ameliyat sonrasında uzun bir fizik tedavi ve rehabilitasyon süreci beklemektedir" "Omurga kırıklarından korunmak için öneriler" Son olarak omurga sağlığını korumak ve kırıklardan korunmak için nelere dikkat edilmesi gerektiğine değinen Kaya, "Düzenli egzersiz ve kas gücünü artırıcı fiziksel aktivite önerilmelidir. D vitamin düzeyi ve kemik yoğunluğu düzenli takip edilmelidir. Osteoporoz varsa tedavi edilmelidir. Yaşlı bireylerde düşme önleyici ev düzenlemeleri yapılmalı. Ağırlık taşıma teknikleri doğru uygulanmalı. Travma riski olan mesleklerde koruyucu ekipman kullanılmalıdır" ifadelerini kullandı.
Sanatla şifa buldular, eserleriyle umut oldular
20 Haziran 2025 Cuma - 10:04 Sanatla şifa buldular, eserleriyle umut oldular Manisa’nın Alaşehir ilçesinde Alaşehir Devlet Hastanesi ve Alaşehir Halk Eğitimi Merkezi iş birliğinde, Toplum Ruh Sağlığı Merkezi’nde tedavi gören danışanların bir yıl boyunca hazırladığı eserler, hastane koridorunda sergilendi ve satışa sunuldu. Alaşehir Kaymakamı Alper Faruk Güngör, Alaşehir Belediye Başkan Vekili Okan Kökten, Türkiye Yaş Sebze ve Meyve İhracat Şampiyonu iş insanı Ali Uçak, Alaşehir Devlet Hastanesi Başhekimi Op. Dr. Kadir Gem, sivil toplum kuruluşları temsilcileri, kurum amirleri ve vatandaşların katılım gösterdiği açılışta; danışanların müzik, nakış, çini, ebru, drama, okuma yazma ve resim kurslarında ortaya koydukları eserler beğeniyle karşılandı. Toplum Ruh Sağlığı Merkezi danışanlarının katılım sağladığı kurslar, Alaşehir Halk Eğitimi Merkezi eğitmenleri tarafından verildi. Sergide satışa sunulan eserlerden elde edilen gelir, yeni eğitim döneminde kullanılacak malzeme temini için değerlendirilecek. "İyi ki bu hayrın yapılmasına vesile olmuşuz" Sergiye katılan ve merkez binasının yapımına destek veren iş insanı Ali Uçak’a kursiyerler tarafından el emeğiyle hazırlanmış rölyef pasta ve porselen hamuruyla yapılmış üzüm tablosu hediye edildi. Ali Uçak, duygularını şu sözlerle dile getirdi: "Rahmetli annem ve babam adına yapmış olduğumuz Toplum ve Ruh Sağlığı Merkezimizde açılmış olan kurs bizleri çok mutlu etti. Burada destek olan ve kurs sonunda ortaya çıkarmış oldukları eserden birisinin bana hediye olarak verilmesi beni çok mutlu etti. Bu hediye çok anlamlı ve çok değerli. Burada yapılan tedavide emeği geçen herkese çok teşekkür ederim. İyi ki bu hayrın yapılmasına vesile olmuşuz. Bu hayrın yapılması için bize vesile olan Manisa İl Sağlık Müdürlüğümüz, Alaşehir Devlet Hastanesi başhekimimiz bu hayrın yapılması için bize gelip, yönlendirdikleri için çok teşekkür ediyoruz. Biz de bu tekliften çok mutluluk duyarak kabul etmiştik. İyi ki kabul edip yapmışız. Bu binanın yapılmasında emeği geçen herkese, kurslarda eğitim veren öğretmenlerimize ve merkezimizde görev yapan doktor ve sağlık personellerimize teşekkür ediyoruz." "Danışanlarımızın emeği sergide hayat buldu" Toplum Ruh Sağlığı Merkezi Hekimi Dr. Burçin Güler Uslu ise kursların danışanlar üzerindeki olumlu etkilerine dikkat çekerek, "Alaşehir Devlet Hastanesi Uçak Kardeşler Toplum Ruh Sağlığı Merkezinde takipte olan danışanlarımız için Alaşehir Halk Eğitim Merkezi iş birliği ile açmış olduğumuz müzik, nakış, çini, ebru, drama, okuma yazma ve resim alanlarında açmış olduğumuz kurs sonunda ortaya çıkan el emeği ürünler sergide sergilendi." ifadelerini kullandı. Danışanlar ise kendilerine verilen bu imkanın ruh sağlıklarına ve sosyal yaşantılarına olumlu katkı sunduğunu belirterek, eserlerini sergilemenin ve üretmenin kendilerini çok mutlu ettiğini söyledi.
Çocuklarda kusma ve ishale dikkat
20 Haziran 2025 Cuma - 09:58 Çocuklarda kusma ve ishale dikkat DÜZCE(İHA) – Düzce Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı Öğretim Üyesi ve Çocuk Acil Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Ramazan Cahit Temizkan, çocuklarda kusma ve ishalin yaygın nedenleri hakkında bilgilendirmede bulundu. İshal ve kusma vakalarının özellikle yaz aylarında artış gösterdiğine dikkat çeken Dr. Temizkan, "İshal çocuğun gaita sayısının normalde yaptığından daha fazla sayıda ve sulu yapmasıdır. İshal esas olarak vücudun kendini savunmasıdır. Vücut kendisi için zararlı olduğu şeyleri kusma ve ishal olarak dışarı atar ve temizler. Çocuk için tehlikeli olan su ve tuz kaybıdır. Çocuğa yeterli su ve tuz verilirse ishal 3-7 gün içerisinde kendiliğinden düzelir" dedi. İshalin ekseriya virüsler olmakla birlikte, bakteri, mantar, parazit, bakteri toksinleri, alışık olunmayan gıda, fazla besleme, hijyenik şartlara uygun olmayan gıda alımı, hasta kişilerle temas sonucu meydana geldiğini vurgulayan Temizkan, "Hastalık etkenleri ağız yoluyla alınır. Bu yüzden gıda hijyeni ve el hijyenine dikkat etmek gerekir. İshalin yaz aylarında yiyecek ve hijyen zinciri bozulması, çiğ sebze ve meyvelerin yıkanmadan yenmesi, gıdaların çabuk bozulması, çocukların tatil nedeni ile farklı bölgelere giderek alışık olmadığı gıda ve çevre şartları ile karşılaşması, toplu ikramlarda gıdanın dışarıda fazla beklemesi, uygun olmayan şartlarda bekletilmiş gıdaların tüketilmesi, deniz ve havuza gitmeleri ishalin yaygın olarak görülmesine neden olur" şeklinde konuştu. "Çok iyi bakımlı havuzlarda bile ishal riski devam eder" Havuzların hacminin denizle karşılaştırıldığında daha küçük olduğunu belirten Dr. Temizkan, "Havuza girenlerin atıkları ile su kirlenir. Hastalık yapan etkenler havuzda birkaç saatten birkaç güne kadar canlılığını korur. Bazı hastalık yapıcı etkenler klora da dayanıklı olabilir. Dezenfeksiyon sistemleri mükemmel olan, çok iyi bakımlı havuzlarda bile ishal riski devam eder. Denize girerken kanalizasyona karışan alanlara yakın bölgelerde ve şiddetli yağmurlar sonrasında, durgun ve kirli sularda, yüzeyi köpüklü ve yeşil görünümde olan denizde yüzülmemesine dikkat edilmelidir" ifadelerini kullandı. "Kaybedilen su ve tuz yerine konmalıdır" Kusma ve ishal durumunda evde uygulanabilecek ilk yardım yöntemleri hakkında bilgi veren Temizkan, "İshal ve kusma olduğunda öncelikle kaybettiği su ve tuz yerine konmalıdır. Ağızdan besleme kesilmemelidir. Evde çocuk normal gıdası ile beslemeye devam etmelidir. Bağırsaklarda rahatsızlık olduğu için gıdaları ret edebilir. Israrcı olmamalı aralıklı olarak denenmelidir. Esas olan su ve tuz kaybıdır. Suyunu kesmemek gerekir. Sıvı gıda verirken suyun yanında ayran, süt teklif edilebilir. Bağırsak hassasiyeti nedeni ile gıdaları az az ve sık olarak vermek gerekir. Bir defasında 20-30 ml’den fazla vermemeli ve 20-30 dakika ara ile verilmelidir. Fazla verilen gıda kusmaya yol açar. Antibiyotik ekseriya gereksizdir. Kesinlikle kusma giderici ve ishal kesici ilaç verilmemelidir. Vücudun kendini temizlemesini engeller ve hastalığın daha uzun ve tehlikeli olmasına yol açar. Gıda olarak normal beslendiği gıdalar verilebilir. Havuç suyu, muz, yoğurt çorbası, pirinç suyu, ekmek, kraker, süt, yoğurt verilmelidir. Anne sütü alan bebekler emzirmeye devam edilmelidir. Kek, çok tatlı gıdalar, hazır meyve suyu, gazlı içecekler, kola, çikolata, çok yağlı yiyecekler verilmemelidir" dedi. "Dışarıdan yemek yerken dikkatli olunmalı" Yaz aylarında çocuklarda kusma ve ishal riskini azaltmak için alınabilecek önlemleri aktaran Temizkan, "Kolaylıkla bozulacağı için dışarıdan yemek yerken dikkatli olunmalı, görüntüsü ve tadı bozuk gıda tüketilmemeli, farklı bölgelere gidildiğinde alışık olunmayan gıda almaktan sakınmalı. Havuza girerken seçici olmalı, ayakların antiseptik solüsyonlar ile yıkandığı, havuza girmeden duş almanın ve bone kullanmanın zorunlu olduğu, düzenli dezenfeksiyon yapılan havuzlar tercih edilmeli. Buna rağmen bazı ishal yapıcı etkenlerin klora dayanıklılığı olduğu da akıldan çıkarılmamalıdır. Denize girerken sağlık kuruluşlarının uyarılarına dikkat edilmeli. Denize girilmesi önerilmeyen yerlere ve önerilmeyen zamanlara dikkat edilmeli, kanalizasyon karışan alanlara yakın bölgelerde ve şiddetli yağmurlar sonrasında, durgun ve kirli sularda, yüzeyi köpüklü ve yeşil görünümde olan denizde yüzülmemelidir. Çocuğun yüzerken su yutmaması söylenmelidir. Havuz suyu ile kıyaslandığında deniz suyu daha temizdir ancak mikroorganizmalar tuzlu suda hemen yok olmaz. Belli bir toplulukta birden yaygın ishal olduğunda etken nörovirus olabilir, köy ya da mahallenin su deposu incelenmelidir. Zorunlu hallerde suyun uygunluğundan kuşku duyuluyorsa en az 10 dakika kaynattıktan sonra kullanılabilir" şeklinde konuştu. "İshal etkenleri ağız yoluyla bulaştığı için hijyene dikkat edilmelidir" Hijyen ve beslenme alışkanlıkları konusunda ailelere tavsiyelerde bulunan Dr. Temizkan, "İshal etkenleri ağız yoluyla bulaştığı için hijyene dikkat edilmelidir. Hijyende en önemli yapılması gereken el yıkamadır. Eller bol sabunlu su ile yıkanmalıdır. Özellikle yemek yemeden önce eller mutlaka yıkanmalı. Çiğ sebze ve meyveler bol su ile yıkanmalı. Bozulduğundan şüphelenilen hiçbir gıda tüketilmemeli. Hijyenik olmayan şartlarda hazırlanmış veya saklanmış yiyecekler tüketilmemeli. Kirli sularda yakalanmış balık ve deniz ürünleri de ishal etkeni olabilirler. Alışılmış yeme alışkanlığında meydana gelen ani değişiklikler özellikle toplu ikramlar için hazırlanan yemeklerin uygun ortamda saklanmamış yiyecekler ishale yol açabilir. Enfeksiyon etkeni içeren gaita ile temas eden yiyecek ve içeceklerin tüketilmesiyle veya etkenle temas etmiş kirli ellerin ağıza temasıyla ya da bu ellerle hazırlanan yiyeceklerle bulaşabilir. Sulardan yakalanmış balık ve deniz ürünleri de ishale yol açar" ifadelerini kullandı. Bu durumlar varsa doktora başvurun İshalin esas olarak kendiliğinden geçebilecek bir hastalık olduğunu belirten Öğretim Üyesi Temizkan, evdeki ilk müdahaleye rağmen düzelmeyen hastalarda su ve tuz kaybı ilerlemeden erken dönemde sağlık kuruluşuna müracaat etmenin hayati önemi sahip olduğunu vurguladı. İshal kanlı ve sümüklü ise, 5-10 kereden fazla kusma varsa, ishal 5 günden uzun sürmüşse, ateş 39 derecenin üzerinde ve 2 günden uzun sürmüşse, su kaybı fazla veya ileri derecede olmuşsa mutlaka bir uzmana başvurulması gerektiğini de sözlerine ekledi. Su kaybının fazla olabileceğinin belirtileri sıralayan Temizkan, "Uykuya meyil, gözyaşında azalma, göz kürelerinde çökme, ağızda kuruma, bebeklerin bıngıldağında çökme, nabızda hızlanma, el ve ayaklarda soğukluk, derin veya hızlı solunum, idrar miktarında azalma (bebekler için günde altıdan az idrar)" şeklinde örnekler verdi. Dalgınlık, kan basıncında düşme, hiç idrar çıkaramama, şok ve bilinç kaybının ileri derecede su kaybının belirtileri olduğunu ifade eden Temizkan, su kaybının hayati tehlike oluşabileceğinden en hızlı şekilde sağlık kuruluşuna müracaat edilmesi gerektiğinin altını çizdi. "Korunma tedaviden daha ucuz ve zararsızdır" Hastalık geçiren çocukların iyileşme sürecini desteklemek için yapılması gerekenler hakkında bilgi paylaşan Temizkan, "İshal genellikle 3-7 günde geçer. 1 hafta sonra bağırsaklar eski haline döner. İshal sırasında çocukta hafif kilo kaybı olabilir. Ancak daha sonra çocuk eksik olanı kısa sürede tekrar alarak büyümesine devam eder. Vitamin veya özel bir diyet vermenin ispatlanmış yararı yoktur. Çinko ve probiyotik doktorunuz önermişse kullanılabilir. Rotavirus gibi aşısı olan durumlarda 3-6 aylarda 2 kez yaptırmak uygundur. Esas ağırlık verilmesi gereken korumadır. Korunma tedaviden daha ucuz ve zararsızdır" şeklinde açıklamasını tamamladı.
Hakkari’de ‘sağlıklı çocuk, sağlıklı gelecek programı’ tanıtıldı
20 Haziran 2025 Cuma - 09:47 Hakkari’de ‘sağlıklı çocuk, sağlıklı gelecek programı’ tanıtıldı Hakkari’de, "Sağlıklı Çocuk, Sağlıklı Gelecek Programı" kapsamında çocuklara küçük yaşlarda sağlıklı yaşam bilinci kazandırmak amacıyla etkinlik gerçekleştirildi. Sağlık Bakanlığı’nın öncülüğünde yürütülen "Sağlıklı Çocuk, Sağlıklı Gelecek Programı" kapsamında, çocuklara küçük yaşlarda sağlıklı yaşam bilinci kazandırmak amacıyla Hakkari’de kapsamlı bir etkinlik gerçekleştirildi. 19 Haziran 2025 tarihinde, Hakkari merkez Karşıyaka Mahallesi İlkokulu ve Ortaokulu’nda, anasınıfı, 1, 2, 3 ve 4. sınıflardan toplam 155 öğrenciye yönelik farkındalık etkinliği düzenlendi. Etkinlik, öğrencilere verilen teorik eğitimlerle başladı ve ardından "Sağlık Elçisi" belgeleri takdim edildi. Okul bahçesinde kurulan eğitim istasyonlarında, öğrencilere uygulamalı eğitimler sunuldu. Etkinlik kapsamında; Öğrenciler, aile hekimliği uygulamalarını deneyimledi,112 Acil Sağlık Hizmetleri ve Ulusal Medikal Kurtarma Ekibi UMKE) araçları tanıtıldı, Sağlıklı beslenme, hijyen ve fiziksel aktivite konularında bilgilendirme yapıldı, Sağlık materyalleri ve araçları öğrencilere tanıtıldı. Etkinliğin sonunda öğrencilere, sağlıklı beslenmeyi teşvik etmek amacıyla süt, su ve meyve dağıtımı gerçekleştirildi. Ayrıca çocuklara, sağlık alanında sorumluluk ve farkındalık kazandırmak amacıyla "Sağlık Elçisi" belgeleri ve görev kartları verildi.
Gümüşhane UMKE’den gerçeği aratmayan tatbikat
20 Haziran 2025 Cuma - 09:11 Gümüşhane UMKE’den gerçeği aratmayan tatbikat Gümüşhane’de Ulusal Medikal Kurtarma Ekipleri (UMKE) tarafından gerçekleştirilen tatbikat gerçeğini aratmadı. Ekipler 3 aracın karıştığı trafik kazasını konu alan tatbikatta 9 yaralıya müdahale etti. AFAD ve İl Emniyet Müdürlüğü ekiplerinin de destek verdiği tatbikatta senaryo gereği yaşanan çoklu sıkışmalı trafik kazası, gerçek bir operasyonu aratmayacak detaylarla kurgulandı. İhbar üzerine hızla olay yerine ulaşan UMKE ekipleri, yaralılara ilk müdahaleyi kaza mahalinde yaptı. Ardından titizlikle hazırlanan sahra hastanesine nakledilen yaralılar, burada daha kapsamlı bir değerlendirmeye tabi tutuldu. Toplam 40 personelin görev aldığı tatbikatta, AFAD ekipleri tarafından araçlardan çıkarılan sıkışmış yaralılara da UMKE ekipleri tarafından başarılı bir şekilde müdahale edildi. Yıl boyunca alınan yoğun eğitimlerin meyvesi olarak gerçekleşen tatbikatta senaryo gereği yaralı rolleri üstlenen Gümüşhane Üniversitesi öğrencilerinin performansları ise usta oyunculara taş çıkardı. Öğrenciler gerçekçi makyajları ve etkileyici oyunculuklarıyla tatbikatın inandırıcılığını arttırdı. "Sürekli hazırlıklı olmak zorundayız" UMKE ekiplerinin tatbikatını yerinde izleyen İl Sağlık Müdürlüğü Sağlık Hizmetleri Başkanı Dr. Emre Karataş, yaptığı açıklamada, İl Sağlık Müdürlüğü olarak afet durumlarına, acil durumlara karşı sürekli hazırlıklı olmak durumunda olduklarını söyledi. Bu hazırlıklar kapsamında da belli aralıklarla bu şekilde tatbikatlar düzenlediklerini kaydeden Karataş, "Bugün de burada UMKE tatbikatı planladık. Özellikle son aylarda ve yaz süresince ilimizde olsun, bölgemizde olsun trafik kazalarının artış gösterdiğini gördüğümüzden dolayı trafik kazası konulu bir tatbikat düzenledik. Yaklaşık 40 sağlık personelimiz katıldı tatbikatımıza. Kazaya karışan 3 araç ve 9 yaralımız mevcut. 40 personelimizin de katılımıyla tatbikatımızı gerçekleştirdik. UMKE ve 112 personelimiz aracılığıyla kazadan çıkartılan 9 yaralımız UMKE’nin kurmuş olduğu acil ünitesine getirilerek ilk müdahaleleri yapılıp daha sonra hastaneye ihtiyacı olanları da 112 aracılığıyla hastanelere naklini gerçekleştirdik. Bizim için verimli bir tatbikat oldu. Emeği geçen İl Sağlık Müdürlüğümüze bağlı UMKE birimimize, 112 birimimize, İl Emniyet Müdürlüğü’ne, AFAD’a ve Gümüşhane Üniversitesi’ne teşekkür ediyoruz" diye konuştu. Personelin her türlü olumsuzluğa karşı tatbikatlar sayesinde hazırlıklı olduklarını dile getiren Karataş, "Hazırlıklı ve dinç olmak bu olaylar karşısında özellikle bizim için çok önemli. Personelimiz sürekli aktif olarak sahada yer alıyor. Tatbikatlarımızda belli aralıklarla gerçekleştiriyoruz. Bu tatbikatları sürekli gerçekleştirdiğimiz için de her türlü olaya karşı hazır halde oluyoruz" ifadelerini kullandı. "En zor zamanlarda orada olmak zorundayız" Gümüşhane UMKE sorumlusu Neşe Öztürk ise UMKE’nin insanların en zor zamanında orada olan bir kuruluş olduğunu belirterek, "Birçok paydaş kurumumuz var. Hep birlikte çalışıyoruz. Ama bizim diğer kurumlardan ayrılan tek tarafımız herkesin çaresiz kaldığı, imkanlarının yetersiz kaldığı yerlerde orada olmamız. Ve bunu gönüllü olarak yapıyor oluşumuz. Bugün çoklu bir trafik kazası çalıştık. Zaten trafik kazaları artık gündemde. Toplu kazalar, toplu ölümler. Bu tatbikatlarla ekipleri daha diri tutmayı, sürekli halkın dikkatini bu yönlere çekmeyi, bunlar gerçekten olası problemler olarak hepimizin hayatında, hepimizin başına gelebilecek şeyler. Ekiplerimizi daha diri tutabilmek amacıyla trafik kazası tatbikatı gerçekleştirdik" dedi.
10 milyonda 5 kişide görülen ‘Paratiroid Karsinomu’ hastalığının tedavisi Yozgat’ta başarıyla yapıldı
19 Haziran 2025 Perşembe - 17:27 10 milyonda 5 kişide görülen ‘Paratiroid Karsinomu’ hastalığının tedavisi Yozgat’ta başarıyla yapıldı Tıp dünyasında oldukça nadir görülen bir hastalık olan Paratiroid karsinomu, Yozgat’ta görüldü. 10 milyonda 5 kişide görülen bu hastalık, Yozgat Şehir Hastanesi Kulak Burun Boğaz (KBB) ve Endokrinoloji uzmanlarının ortak çalışmasıyla tespit edilerek tedavi edildi. KBB Polikliniği’ne başvuran hastaya yapılan muayene ve tetkiklerin ardından, KBB Uzmanı Op. Dr. Muhammed Furkan Yıldırım ve Endokrinoloji Uzmanı Uz. Dr. Abdülkadir Bozbay değerlendirdi. Yapılan ultrason ve biyopsi sonuçları, Yozgat Şehir Hastanesi Patoloji birimince analiz edilerek rapor edildi. Teşhis sonrası operasyon yapılarak hasta sağlığına kavuşturuldu. Hastaya uygulanan cerrahi müdahale hakkında bilgi veren Op. Dr. Yıldırım, "Hastanın tek taraflı tiroid bezi ile birlikte kitle, çevre kas dokularıyla birlikte geniş şekilde çıkarıldı. Orta boyun bölgesindeki dokular temizlendi. Ameliyat sonrasında ses teli hareketlerinde veya ameliyat bölgesinde herhangi bir komplikasyon gelişmedi" dedi. Op. Dr. Yıldırım, Paratiroid karsinomu hakkında şu ifadelere yer verdi: "Paratiroid karsinomu, vücuttaki kalsiyum bezlerinin kötü huylu ve oldukça ender rastlanan bir hastalığıdır. Genellikle iyi huylu olan paratiroid hastalıklarının aksine, bu tip tümör normalin çok üzerinde hormon üretir ve çevre dokulara zarar vererek ilerler. Bu durum, kan kalsiyum seviyesinin aşırı yükselmesine neden olur ve bu da ölümcül kalp ritim bozukluklarına yol açabilir. Ayrıca ses teli felcine bağlı olarak ses ve solunum bozukluklarına da sebep olabilir."