Son Dakika
|
Mersin’deki fabrika yangınında acı haber: 1 işçi hayatını kaybetti
Trump, 9 yıl aradan sonra tarihi zirve için Çin'de
Fransa'da kruvaziyer gemisinde 'norovirüs' şüphesi
Özkan Yalım’ın verdiği ek ifade ortaya çıktı: "Özgür Özel’e 1.2 milyon TL verdim"
Bakan Fidan, Belçikalı mevkidaşı Prevot ile bir araya geldi
Sel felaketinin boyutu gün ağarınca ortaya çıktı!
Bıçaklı saldırıya uğrayan taksici dehşet anlarını anlattı!
Niğde’de 27 öğrenci yedikleri yemekten rahatsızlandı
Emeklilerin bayram ikramiyelerinin hesaplara yatacağı tarih belli oldu
Cumhurbaşkanı Erdoğan'dan 'Dünya Çiftçiler Günü Programı'nda açıklamalar
Abone
Gündem
Politika
Ekonomi
Dünya
Asayiş
Spor
Video
Yerel
Belgesel
Daha
Fotogaleri
Aktüel
Sağlık
Çevre
Magazin
Kültür Sanat
Eğitim
Teknoloji
Hava Durumu
Tüm Haberler
Tüm Manşetler
RSS
Abone
Gündem
Politika
Ekonomi
Dünya
Asayiş
Spor
Video
Yerel
Belgesel
Daha
Fotogaleri
Aktüel
Sağlık
Çevre
Magazin
Kültür Sanat
Eğitim
Teknoloji
Hava Durumu
Tüm Haberler
Tüm Manşetler
RSS
Whatsapp
İHA Kurumsal
EN
Taiwan’s Epic Spiritual Journey with the Sea Goddess Mazu
Galatasaraylı futbolcu Torreira’ya saldıran şüpheli tutuklandı
Bakan Gürlek: "Ceza infaz sistemimizi insanı merkeze alan yaklaşımla güçlendirmeyi sürdürüyoruz"
Mersin’deki fabrika yangınında acı haber: 1 işçi hayatını kaybetti
Ateşte tavlanan emek: 45 yıldır kalaycılığı yaşatıyor
Bakan Fidan, Belçikalı mevkidaşı Prevot ile bir araya geldi
Şırnak’ta dere taştı, köylüler evlerini boşalttı
İsrail’in Lübnan’a yönelik son saldırılarında bilanço netleşti: En az 13 ölü
SAĞLIK
5 saat süren mikro operasyon başarıyla tamamlandı: Kendi dokusuyla hayata tutundu
13 Mayıs 2026 Çarşamba - 18:18:27
Sakarya Eğitim ve Araştırma Hastanesinde, kanser nedeniyle memesi alınan bir hastaya, kendi dokusu kullanılarak mikro cerrahi yöntemle yeni meme oluşturuldu. Şehirde ilk kez uygulanan bu operasyonla, hastanın karın bölgesinden alınan doku damarlarıyla birlikte göğüs bölgesine nakledildi. Rahatsızlığı nedeniyle Sakarya Eğitim ve Araştırma Hastanesine başvuran hastada gerçekleştirilen operasyon iki aşamalı olarak tamamlandı. İlk olarak genel cerrahi ekibi tarafından gerçekleştirilen işlemin ardından, Plastik Cerrahi Uzmanları Dr. Muaz Zuhurlu ve Dr. Emre Berkay Zeyrek devraldı. Yaklaşık 5 saat süren operasyonda, "serbest doku aktarımı" adı verilen mikro cerrahi yöntemi uygulandı. Operasyon kapsamında hastanın karın bölgesinden alınan doku, mikroskop altında damar bağlantıları yapılarak göğüs bölgesine taşındı. Uzmanlar, hastanın kendi dokusunun kullanıldığı bu yöntemin, yapay materyallere oranla vücutla daha uyumlu ve kalıcı sonuçlar sunduğunu ifade etti. Yaşam kalitesini artırıyor Uygulanan yöntemin meme kanseri sonrası rehabilitasyon sürecinde ve hastanın yaşam kalitesinin artırılmasında önemli rol oynadığı belirtildi. Sakarya’da ilk kez gerçekleştirilen bu mikro cerrahi müdahalesinin, bölgedeki benzer durumdaki hastalar için bir tedavi alternatifi oluşturması hedefleniyor. Hastanın sağlık durumunun iyi olduğu ve takip sürecinin devam ettiği öğrenildi.
13 Mayıs 2026 Çarşamba - 16:45
Edirne’de bayram öncesi fahiş fiyat ve etiket denetimi sıklaştı
Edirne Ticaret İl Müdürlüğü ekipleri, yaklaşan Kurban Bayramı öncesi kent genelinde fiyat etiketi, haksız fiyat artışı ve gramaj denetimlerini artırdı. Merkez ve ilçelerde gerçekleştirilen kontrollerde çok sayıda iş yeri ve ürün mercek altına alındı. Kurban Bayramı öncesi vatandaşların mağduriyet yaşamaması amacıyla yerel ve ulusal marketler başta olmak üzere temel gıda, ihtiyaç ürünleri ve şekerleme satışı yapılan işletmelerde denetim yapıldı. Ekipler, raf ve kasa fiyatlarını karşılaştırırken, ürün etiketleri ile faturaları da inceledi. Yeme içme hizmeti sunan işletmelerde ise fiyat listeleri ve gramaj kontrolleri gerçekleştirildi. Mayıs ayı boyunca kent merkezi ve ilçelerde 178 iş yerinde yapılan denetimlerde bin 525 ürün incelendi, 44 üründe aykırılık tespit edilerek idari işlem uygulandı. Haksız fiyat artışı kapsamında denetlenen 44 firmadan 6’sı ve 10 ürün hakkında ise Bakanlığa bildirimde bulunuldu. Fiyat etiketi ve fiyat listesi kurallarına uymayan işletmeler hakkında cezai işlem başlatılırken, vatandaşlar bayram öncesi sürdürülen sıkı denetimlerden memnuniyet duyduklarını ifade etti.
13 Mayıs 2026 Çarşamba - 16:08
"Yapay zekanın tesellisi tehlike saçıyor, muhakeme yeteneğini bloke ediyor"
Uzmanlar, yapay zekanın insan beynini bloke ederek muhakeme yeteneğini zayıflattığı ve yanlış yönlendirmelerle bireyleri intihara kadar sürükleyebileceği uyarısında bulundu. Sakarya Üniversitesi (SAÜ) Psikoloji Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Elif Yöyen, yapay zekayla kurulan duygusal bağın sosyal izolasyonu derinleştirdiğini ve insanın problem çözme yeteneğini körelttiğini belirtti. Yapay zekayı arkadaş olarak kullanan gençlerin sosyal olarak kendini izole etmeye meyilli olduğunu belirten Yöyen, yapay zekanın özellikle gençler üzerinde bilinçsiz kullanım sonucunda büyük hasarlara yol açabileceğini vurguladı. "Yapay zeka bize hükmetmeye başlıyor" Değişen toplum yapısıyla beraber insanların yalnızlaştığını ve çözümü yapay zekada aradığını belirten Yöyen, "İnsanoğlu yalnızlığa tahammül edebilen bir varlık değildir. İnsan beyni sosyal bir varlıktır. Dolayısıyla insanlar bu sosyalleşme ihtiyaçlarını yapay zekayla sohbet ederek gidermeye çalışıyorlar ve tabii ki oradan aldıkları küçük tavsiyelerle de hayatlarına yön vermeye çalışıyorlar. Fakat bu tavsiyeler aslında kişilerin kendi gerçekte küçük de olsa sorunlarında, problem çözebilme becerilerini azaltıyor. Kız arkadaşınla kavga ettiysen ona bir çiçek al ve özür dile. Oldukça robotik davranmaya başlıyoruz ve yapay zeka bize hükmetmeye başlıyor. Bu anlamda insanın problem çözme ve düşünme, muhakeme edebilme süreçlerini bloke ettiği için masum bile görünse insan beynini bloke eden bu yapısıyla değersiz olduğunu düşünüyorum yapay zekanın" dedi. "Gençler neden buna ihtiyaç duyuyor" Kendini rahat ifade edemeyen ve toplumda kendilerine yer bulamayan gençlerin yapay zekayı arkadaş gibi kullandıklarını vurgulayan ve bu konuda gençlerin ailelerine ve arkadaşlarına büyük rol düştüğünü ifade eden Yöyen, "Öyle görünüyor ki yapay zekayla sohbet eden gençler daha sosyal ve ailesel ilişkileri anlamında kendini geri çekmiş. Daha sosyal anlamda izolasyonuna kendini sürüklemiş, yalnızlaşmış çocuklar. Aileler ya da onların çevresinde bulunanların buna biraz dikkat etmesi gerekiyor" diye konuştu. "Kendi kendinize terapi de yapamazsınız" Terapi uygulamasının bir uzman eşliğinde yapılması gerektiğini belirten Yöyen, "Terapi bir başka kişi tarafından size uygulanabilen bir hizmettir. Evet ağırlıklı olarak konuşma üzerine yapılmış olan bir tedavi biçimidir ama nasıl konuşacağımızı, ne zaman konuşacağımızı, ne zaman geri bildirim vereceğimizi, neyi nasıl yansıtacağımızı özel tekniklerle öğreniyoruz. Bu anlamda kendi kendine terapi diye bir şey yok. Sadece bu kendi var olan sorunlarını yüksek sesle dile getirmek ve bu sorunun varlığını kabul etmek bu konuda bir farkındalık geliştirmek olabilir" ifadelerini kullandı. Yapay zeka algoritmasının verilen bilgilerle şekillendiğini belirten Yöyen, terapi ve tedavi süreçlerinde bir uzman yönlendirilmesiyle kullanılması gerektiğini vurgulayarak, "Yapay zeka ’gel bana derdini anlat, gel bana halini anlat, ben sana teşhis koyayım ve seni yönlendireyim’ gibi bir uygulamada bulunmaz. Bu yüzden sorumluluk tamamen yapay zekayı kullanan bireyin kendisinde olması gerekiyor. Kişinin verdiği bilgilerle yapay zeka şekillendiği ve algoritma öyle yönlendirildiği için kendini doğru ifade edemediğinde yapay zekadan alacağı geri bildirimle depresyon derinleşebilir. ’Artık gerçekten hiçbir çıkar yol bulamıyorum’ diyerek insanları intihara sürükleyebilir" ifadelerini kullandı.
13 Mayıs 2026 Çarşamba - 15:59
Prof. Dr. Çelik: "Obezite artık kozmetik bir sorun değil kronik bir hastalıktır"
Van Eğitim ve Araştırma Hastanesi Genel Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Sebahattin Çelik, obezitenin artık estetik bir sorun olarak görülmemesi gerektiğini belirterek, bu durumun çağın en korkutucu salgını haline geldiğini söyledi. Avrupa Obezite Günü dolayısıyla dünya genelinde ve Türkiye’de artış gösteren kilo problemleri, modern toplumların en büyük sağlık tehditlerinden biri olarak kabul ediliyor. Sadece fiziksel değil, psikososyal etkileriyle de bireylerin yaşam kalitesini düşüren obezite, küresel ölçekte bir pandemi halini alırken, uzmanlar bu durumun kronik bir hastalık olarak ele alınması gerektiği uyarısında bulunuyor. Van Eğitim ve Araştırma Hastanesi bünyesinde yaklaşık 7 yıldır faaliyette olan Van Obezite Merkezi, bölgedeki obezite ile mücadelede lokomotif rolü üstleniyor. Günümüze kadar 2 binden fazla danışanın sağlık hizmeti aldığı merkezde, başvuranların yüzde 60’ı başarılı bir şekilde kilo vermeyi başardı. Merkezde takip edilen hastaların 200’ü ise cerrahi yöntemlerle tedavi edilerek sağlığına kavuştu. "Obezite, sadece biyolojik nedenlerle açıklanacak bir durum değil" İHA muhabirine konuşan Van Eğitim ve Araştırma Hastanesi Genel Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Sebahattin Çelik, günümüzde obezitenin ciddi bir salgın halini aldığını belirtti. Prof. Dr. Çelik, "Günümüzde, çağımızın en önemli salgınlarından biri obezitedir. Obezite artık estetik ya da kozmetik bir sorun olarak algılanmıyor, algılanmamalıdır da. Halen estetik amaçlarla obezite tedavisine başvuran ya da bu şekilde düşünen insanlar var; ancak bu kesinlikle yanlıştır. Çünkü obezite; kanserden şeker hastalığına, tansiyona kadar birçok hastalığın ana nedenlerinden biri olarak kabul ediliyor. Ayrıca obezite, sadece biyolojik nedenlerle açıklanacak bir durum da değildir; psikolojik ve sosyolojik yönleri olan, ’multifaktöriyel’ dediğimiz bir hastalık olarak kabul edilmektedir. Dolayısıyla bu, sadece şu ilaçla ya da şu ameliyatla düzelecek biyolojik bir problem değildir; psikolojiyi ve sosyal desteği de gerektiren, birçok bölümü ilgilendiren bir hastalıktır. Bu nedenle obeziteyle mücadele de birçok alanı kapsamaktadır" dedi. "Bu bir suçluluk durumu değil, bir hastalıktır" Eskiden insanların açlıktan vefat ettiğini günümüzde ise aşırı kilodan dolayı sağlığını kaybedenlerin sayısının daha fazla olduğuna dikkat çeken Çelik, "Bunları, obezitenin ne kadar ciddi bir problem haline geldiğini vurgulamak için söylüyorum. Öte yandan, obez popülasyondaki insanları suçlamamamız gerekiyor. Bu bir suçluluk durumu değil, bir hastalıktır. Dolayısıyla hastalıkla daha akılcı yöntemlerle mücadele etmemiz gerekmektedir. Sağlık Bakanlığı verilerine göre Türkiye genelinde obezite oranı yüzde 30-31 civarında gözüküyor. Van ilimizde de maalesef obezite yüksek oranda seyrediyor. Van Eğitim ve Araştırma Hastanesi bünyesinde, İl Sağlık Müdürlüğümüzün de katkılarıyla 2019 yılında kurduğumuz Obezite Merkezimiz, şu anda 2 bine yakın danışanıyla aktif hizmet vermeye devam ediyor. Buraya gelen danışanlarımızın çok başarılı bir şekilde tedavi olduklarını ve verilerimize göre ciddi kilo kaybı sağladıklarını biliyoruz" diye konuştu. Obezitenin çok inatçı bir hastalık olduğunu, kilo verdikten sonra tekrar kilo almalarının mümkün olduğunu hatırlatan Çelik, sözlerini şöyle sürdürdü: "Kilo verip tekrar geri almak, hastaların yüzde 60’ında izlediğimiz bir durumdur. Ameliyat ettiğimiz hastalarda bile 2-3 yıl sonra bir kısmının geri kilo aldığını görüyoruz. Bu durum şunu gösteriyor: Obezite sadece mideyi küçülterek, bir hap alarak ya da bir iğne yaparak çözülecek bir konu değildir. Bu bir kozmetik sorun değil; şeker hastalığı gibi ömür boyu mücadele gerektiren kronik bir sağlık sorunudur. Şayet iyi donanımlı bir merkezde takip edilirse, hastaların tekrar kilo alma oranı azalacaktır."
Çok Okunan Kategori Haberleri
1
12 Mayıs 2026 Salı- 14:14
İç Hastalıkları Uzmanı Yeler: "Günlük tuz tüketimini 5 gramla sınırlandırın"
2
11 Mayıs 2026 Pazartesi- 17:28
Sağlık Bakanlığı: "(Hantavirüs) Şu ana kadar 5 kişide herhangi bir klinik belirti veya semptoma rastlanmamıştır"
3
11 Mayıs 2026 Pazartesi- 12:08
Çavdarhisar’da ithal damızlık sığırların sağlık kontrolleri yapıldı
4
12 Mayıs 2026 Salı- 12:34
Lilly Türkiye’nin oluşturduğu deneyim alanında obezite masaya yatırıldı
5
12 Mayıs 2026 Salı- 09:09
Ağrıyı göz ardı eden bel fıtığı hastalarına uyarı: "Sinir baskısı ilerleyebilir"
23 Haziran 2025 Pazartesi - 10:28
Dövme yaptırayım derken kansere yakalanmayın
İnsan vücudundaki dövmeleri ve boyutlarını kanser teşhisleriyle birlikte inceleyen bilim insanları, bu işlemi yaptıran kişilerde hem cilt hem de lenfoma kanserlerinin daha sık görüldüğünü tespit etti. Kullanılan mürekkepte ağır metaller ve çok sayıda kimyasal bulunduğunu belirten Onkolog Doç. Dr. Ahmet Özveren, "Bu boyalar sadece uygulandığı bölgede kalmamakta; emilerek lenf dokularına ve lenf bezlerine iletilmekte" dedi.
23 Haziran 2025 Pazartesi - 10:28
İEÜ Medical Point Hastanesi’ne uluslararası akreditasyon
İzmir Ekonomi Üniversitesi Medical Point Hastanesi, Nükleer Tıp Bölümü ile uluslararası alanda önemli bir başarıya imza attı. ‘’Teranostik’’alanında, Avrupa Nükleer Tıp Derneği (EANM) tarafından verilen uluslararası akreditasyon süreci başarıyla tamamlandı ve hastane, bu prestijli sertifikaya sahip sayılı merkezlerden biri oldu. Terapi ve teşhis kelimelerinin birleşiminden oluşan "Teranostik", özellikle kanser gibi ciddi hastalıkların kişiye özel tanı, tarama ve tedavi süreçlerini kapsayan yenilikçi bir yaklaşım sunuyor. Tanı ve tedavi amacıyla kullanılan özel maddelerin aynı anda uygulandığı bu yöntem, hastalığın hem tespit edilmesini hem de tedavi edilmesini mümkün kılıyor. Aynı zamanda ‘’akıllı atom tedavisi’’ olarak da tanımlanan bu gelişmiş uygulama sayesinde, hastalara erken teşhis ve hedefe yönelik tedavi seçenekleriyle üst düzey bir sağlık hizmeti sunulabiliyor. Uluslararası düzeyde geçerliliği olan bu akreditasyonla birlikte İzmir Medical Point Hastanesi, ülkemizde sayısı sınırlı olan merkezlerden biri haline gelerek; bölge halkına ve tüm Türkiye’ye ileri teknolojiye dayalı tanı ve tedavi hizmeti sunma kapasitesini daha da güçlendirdi. "Bu başarı, bilimsel yetkinliğimizin ve hasta odaklı yaklaşımımızın bir göstergesidir’’ İzmir Medical Point Hastanesi Nükleer Tıp Bölüm Başkanı Prof. Dr. Özgür Şanlı, konuyla ilgili yaptığı açıklamada, "Uluslararası bir kurum tarafından onaylanmak bizler için büyük bir gurur. Bu akreditasyon, bilimsel altyapımızın, teknolojik donanımımızın ve hasta odaklı yaklaşımımızın uluslararası düzeyde kabul gördüğünün göstergesidir. ‘Teranostik’ alanındaki bu yetkinliğimiz sayesinde hastalarımıza en güncel ve etkili tedavi seçeneklerini sunmaya devam edeceğiz" dedi. "Sağlıkta yenilikçi çözümleri ülkemize kazandırmaya devam edeceğiz" Medical Point Hastaneler Grubu Yönetim Kurulu Başkanı Veysi Kubba ise hastanenin bu önemli başarısı hakkında şunları söyledi: "Medical Point olarak hedefimiz; yalnızca tedavi değil, aynı zamanda tanı süreçlerinde de en ileri teknolojiyi kullanarak insan hayatına dokunmaktır. Uluslararası geçerliliği olan bu sertifika ile hasta güvenliği ve klinik mükemmellik alanlarında çıtamızı bir kez daha yükselttik. Gelecekte de inovatif çözümleri ülkemize kazandırmak ve halkımıza en iyisini sunmak için var gücümüzle çalışmaya devam edeceğiz" ifadelerini kullandı. İzmir Ekonomi Üniversitesi Medical Point Hastanesi, sağlıkta kalite ve yenilik anlayışı doğrultusunda; kanser başta olmak üzere birçok hastalıkta erken tanı ve etkili tedavi süreçlerini destekleyen bu tür uluslararası sertifikasyonlarla sağlık hizmetlerinde öncü konumunu pekiştirmeyi sürdürüyor.
23 Haziran 2025 Pazartesi - 10:01
Korkularını aştı geçirdiği operasyonla sağlığına kavuştu
Adana’da yaşayan 67 yaşındaki Cemile Yenilmez, belindeki şiddetli ağrılara rağmen yakın çevresinin ’engelli kalırsın’ uyarıları ve riskler nedeniyle ameliyat olmaktan korktu. Sonunda cesaretini toplayarak ameliyat olan Yenilmez, sağlığına kavuştu. 67 yaşındaki Cemile Yenilmez, 5 sene önce yürüme bozukluğu şikayetiyle hastaneye gitti. Belinde fıtık olduğu tespit edilen Yenilmez, doktorların riskleri anlatması ve yakınlarının uyarılarıyla hep ameliyat olmaktan korktu. 5 yıldır bir çok doktora giden Yenilmez, en son Adana’da Beyin, Sinir ve Omurilik Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Orhan Şen’e başvurdu. Geçtiğimiz ay ameliyat olan Yenilmez, sağlığına kavuştu. "Soyadım Yenilmez ama yenildiğimi sanmıştım" Cemile Yenilmez, "Bir ay önce buraya çok kötü bir halde gelmiştim. Hep beni korkuttular. ‘Boydan boya kesileceksin, çok riskli, felç kalabilirsin’ dediler. Bu yüzden ameliyatı hep erteledim. Buraya iki kişinin yardımıyla gelmiştim. Burada ameliyat oldum ve şimdi çok iyiyim. Benim soyadım Yenilmez, yenildiğimi sanmıştım ama doktorumu buldum ve şimdi çok iyiyim" dedi. "Hastamız artık sağlığına kavuştu" Beyin, Sinir ve Omurilik Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Orhan Şen ise hastasının çok korktuğunu ancak başarı oranının riskten daha yüksek olduğuna dikkat çekti. Şen "Elbette biz de riskleri anlatıyoruz. Ancak yüzde 10 komplikasyon riski varsa ve yüzde 80 başarı ihtimali söz konusuysa, hastaya bardağın dolu tarafını da göstermek gerekir. Ameliyattaki komplikasyonları mutlaka açıklamalıyız ama kazanımları da doğru şekilde aktarmalıyız. Hastamızı bir ay önce mikrocerrahi yöntemiyle torakal bölgeden ameliyat ettik. Şimdi kendi ifadesiyle ayakta durabiliyor ve yürüyebiliyor. Bu, insan için çok büyük bir nimet. Çünkü yatalak bir hastanın bakımı hem kendisi hem de yakınları için gerçekten büyük bir yük ve zorluk" diye konuştu. "Riskleri net bir şekilde belirtelim" Meslektaşlarına da çağrıda bulunan Prof. Dr. Şen, "Bu vesileyle özellikle genç meslektaşlarıma seslenmek istiyorum. Riskleri mutlaka belirtelim, komplikasyonları açıkça anlatalım. Ancak başarı oranlarını da gerçekçi ve doğru şekilde ifade ederek, hastaya hem kazanımları hem de kayıpları net bir şekilde sunmamız gerekiyor" diyerek sözlerini tamamladı.
23 Haziran 2025 Pazartesi - 09:54
Tedavi edilmeyen alerjik rinit işitme kaybına yol açabiliyor
Kulak Burun Boğaz Uzmanı Dr. Asiye Merve Erdoğan, burun tıkanıklığı, öksürük ve kaşıntı gibi belirtilerle ortaya çıkan ve masum görünen alerjik rinitin, zamanında tedavi edilmediğinde uyku apnesinden, işitme kaybına kadar pek çok ciddi sağlık sorununa yol açabildiğini söyledi. Alerjilere bağlı belirtilerin ihmal edilmemesi gerektiğine dikkat çeken Acıbadem Adana Hastanesi Kulak Burun Boğaz Uzmanı Dr. Asiye Merve Erdoğan, açıklamalarda bulundu. Alerjik reaksiyonların vücutta doğuştan gelen bir duyarlılıkla oluşabildiğini ifade eden Dr. Erdoğan, "Bahar ve yaz aylarında ortaya çıkan alerjilerde vücut bazı çevresel maddeleri yabancı olarak algılar ve savunma mekanizmasını devreye sokar. Bu durum burun akıntısı, hapşırık, öksürük, burun ve boğazda kaşıntı gibi belirtilerle kendini gösterir. Başta hafif seyreden bu şikayetler zamanla günlük yaşam kalitesini ciddi oranda etkileyebilir" diye konuştu. "Alerjenden uzak kalmak önemli" Alerjik rinitin en doğru tedavisinin alerjen maddelerden uzak durmak olduğunun altını çizen Dr. Erdoğan, bunun her zaman mümkün olamadığını dile getirdi. Belirtileri kontrol altına almak için uygun ilaçların kullanılması gerektiğini vurgulayan Erdoğan, "Ağızdan alınan ilaçlar ya da burun spreyleri ile semptomlar hafifletilebilir. Ancak her ilacın potansiyel yan etkileri olabilir. Uyku hali, bulantı ve nadiren kusma gibi yan etkiler görülebilir. Bu nedenle ilaç kullanımının mutlaka hekim önerisiyle yapılması gerekir" ifadelerini kullandı. Alerjik rinitin sadece burun tıkanıklığıyla sınırlı kalmadığını, tedavi edilmediğinde daha ciddi hastalıklara neden olabileceğini aktaran Erdoğan, "Alerji nedeniyle yaşanan sıkıntılar zaman içerisinde horlama, uyku apnesi, kronik sinüzit ve orta kulakta sıvı birikimi gibi sıkıntılara neden olabilir. Orta kulak tedavi edilmediğinde ise bu durum işitme kaybı gibi ciddi durumlarla hastayı karşı karşıya bırakabilir" uyarısında bulundu. "Enfeksiyon ile karıştırılabilir" Alerjinin bazı durumlarda üst solunum yolu enfeksiyonlarıyla karıştırılabildiğini de ifade eden Dr. Erdoğan, "Alerjiler bazen geçmeyen burun tıkanıklığı ve geniz akıntısı ile kendini gösterdiğinde, enfeksiyon sanılarak gereksiz antibiyotik kullanımlarına yol açabilir. Bu da hastalığın aslında tedavisiz kamasına ve komplikasyonlara neden olabilir. Bu nedenle doğru tanı konulması önemlidir. Alerjiye erken dönemde tanı konulması hastaların yaşam kalitesini de artırıyor. Kısa ve uzun vadeli komplikasyonlardan kaçınmak ve yaşam kalitesini korumak için ilk belirtilerde hekime başvurmak çok önemlidir. Özellikle çocuklarda işitme ve konuşma gelişimi açısından bu tür alerjik tabloların göz ardı edilmemesi gerekir" diyerek sözlerini tamamladı.
23 Haziran 2025 Pazartesi - 09:52
Tedavi edilmeyen alerjik rinit işitme kaybına yol açabiliyor
Kulak Burun Boğaz Uzmanı Dr. Asiye Merve Erdoğan, burun tıkanıklığı, öksürük ve kaşıntı gibi belirtilerle ortaya çıkan ve masum görünen alerjik rinitin, zamanında tedavi edilmediğinde uyku apnesinden işitme kaybına kadar pek çok ciddi sağlık sorununa yol açabildiğini söyledi. Alerjilere bağlı belirtilerin ihmal edilmemesi gerektiğine dikkat çeken Acıbadem Adana Hastanesi Kulak Burun Boğaz Uzmanı Dr. Asiye Merve Erdoğan, açıklamalarda bulundu. Alerjik reaksiyonların vücutta doğuştan gelen bir duyarlılıkla oluşabildiğini ifade eden Dr. Erdoğan, "Bahar ve yaz aylarında ortaya çıkan alerjilerde vücut bazı çevresel maddeleri yabancı olarak algılar ve savunma mekanizmasını devreye sokar. Bu durum burun akıntısı, hapşırık, öksürük, burun ve boğazda kaşıntı gibi belirtilerle kendini gösterir. Başta hafif seyreden bu şikayetler zamanla günlük yaşam kalitesini ciddi oranda etkileyebilir" diye konuştu. "Alerjenden uzak kalmak önemli" Alerjik rinitin en doğru tedavisinin alerjen maddelerden uzak durmak olduğunun altını çizen Dr. Erdoğan, bunun her zaman mümkün olamadığını dile getirdi. Belirtileri kontrol altına almak için uygun ilaçların kullanılması gerektiğini vurgulayan Erdoğan, "Ağızdan alınan ilaçlar ya da burun spreyleri ile semptomlar hafifletilebilir. Ancak her ilacın potansiyel yan etkileri olabilir. Uyku hali, bulantı ve nadiren kusma gibi yan etkiler görülebilir. Bu nedenle ilaç kullanımının mutlaka hekim önerisiyle yapılması gerekir" ifadelerini kullandı. Alerjik rinitin sadece burun tıkanıklığıyla sınırlı kalmadığını, tedavi edilmediğinde daha ciddi hastalıklara neden olabileceğini aktaran Erdoğan, "Alerji nedeniyle yaşanan sıkıntılar zaman içerisinde horlama, uyku apnesi, kronik sinüzit ve orta kulakta sıvı birikimi gibi sıkıntılara neden olabilir. Orta kulak tedavi edilmediğinde ise bu durum işitme kaybı gibi ciddi durumlarla hastayı karşı karşıya bırakabilir" uyarısında bulundu. "Enfeksiyon ile karıştırılabilir" Alerjinin bazı durumlarda üst solunum yolu enfeksiyonlarıyla karıştırılabildiğini de ifade eden Dr. Erdoğan, "Alerjiler bazen geçmeyen burun tıkanıklığı ve geniz akıntısı ile kendini gösterdiğinde, enfeksiyon sanılarak gereksiz antibiyotik kullanımlarına yol açabilir. Bu da hastalığın aslında tedavisiz kamasına ve komplikasyonlara neden olabilir. Bu nedenle doğru tanı konulması önemlidir. Alerjiye erken dönemde tanı konulması hastaların yaşam kalitesini de artırıyor. Kısa ve uzun vadeli komplikasyonlardan kaçınmak ve yaşam kalitesini korumak için ilk belirtilerde hekime başvurmak çok önemlidir. Özellikle çocuklarda işitme ve konuşma gelişimi açısından bu tür alerjik tabloların göz ardı edilmemesi gerekir" dedi.
23 Haziran 2025 Pazartesi - 09:49
Uzmanından uyarı: "Susama hissi yanıltıcı olabilir, susamadan su için"
Yaz mevsiminin etkisini artırmasıyla sıcaklık ve nem oranındaki artış, insan sağlığı açısından önemli bir tehdit olan "dehidrasyon" riskini gündeme getiriyor. Prof. Dr. Mehmet Ünal, vücudun susuz kalmasının sadece basit bir su kaybı değil, ihmal edildiğinde hayati sonuçlara yol açabilecek ciddi bir sağlık problemi olduğunu söyledi. Biruni Üniversitesi Fizyoloji Ana Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Ünal, vücut sıvı dengesinin korunmasının yaşam için temel gereklilik olduğunu, bu dengenin bozulmasının başta halsizlik, baş dönmesi, kas krampları ve bilinç bulanıklığı gibi çeşitli belirtilerle kendini gösterebileceğini belirtti. "Dehidrasyon vücudun susuz kalmasıdır" Vücut ağırlığının yaklaşık yüzde 60’ının sudan oluştuğunu hatırlatan Prof.Dr. Ünal, dehidrasyonun, "Vücudun ihtiyacı olan sıvıyı alamaması ya da kaybetmesi sonucu oluşan bir durum" olduğunu söyledi. "Sıvı alımı yetersiz olduğunda ya da vücut fazla su kaybettiğinde bu dengesizlik baş gösterir. Özellikle yaz aylarında bu risk çok daha fazladır" dedi. Erken belirtiler göz ardı edilmemeli Dehidrasyonun ilk belirtileri arasında ağız kuruluğu, halsizlik, baş ağrısı, koyu renkli idrar ve baş dönmesinin yer aldığını ifade eden Prof. Dr. Ünal, "Kan volümünde azalma, kalp hızında artış, terlemenin durması gibi fizyolojik değişimler görülebilir. Bu belirtiler dikkate alınmazsa ciddi sağlık sorunlarıyla karşılaşılabilir" diye konuştu. İdrar rengi ve cilt esnekliği belirleyici olabilir Kişilerin sıvı kaybını basit gözlemlerle fark edebileceğini kaydeden Ünal, idrarda renk değişimi ve cilt turgoru testi gibi yöntemlerin önemine değindi. "Açık sarı idrar normaldir; koyu sarı ya da turuncu renkteyse sıvı eksikliği söz konusudur. Cildi çimdikleyip bıraktığınızda eski haline dönmüyorsa bu da susuzluk göstergesidir" dedi. Susama hissine güvenilmemeli "Susama hissi sıvı ihtiyacını karşılamaz" diyen Ünal, vücut suyunun yüzde 1-2 oranında kaybının tolere edilebildiğini, ancak yüzde 3 seviyelerine ulaşıldığında sağlık için tehdit oluşturmaya başladığını belirtti. Prof.Dr. Ünal, "Susamayı beklemeden düzenli su tüketmek gerekir. Susuzluk hissi oluşumu sonucu içilen sıvı vücudun ihtiyacı olan suyun yerine konulması için yeterli olmayabilir" dedi. Kimler daha çok risk altında? Dehidrasyon açısından risk gruplarına dikkat çeken Prof. Dr. Ünal, yenidoğanlar, küçük çocuklar, yaşlı bireyler, hamile ve emziren kadınlar ile kronik hastalığı bulunanların sıvı kaybına karşı daha hassas olduğunu vurguladı. Özellikle ateş, ishal ve kusma ile seyreden hastalıklar, yanıklar, psikiyatrik rahatsızlıklar, şeker hastalığı ve böbrek problemleri de riski artıran faktörler arasında yer alıyor. Gölgede bile dikkatli olunmalı Yaz aylarında sadece güneş altında değil, gölgede geçirilen uzun sürelerin de sıvı kaybına neden olabileceğini ifade eden Ünal, "Terleme ve solunumla kaybedilen sıvı göz ardı edilmemelidir. Günlük sıvı ihtiyacımız artabilir" dedi. Ne kadar sıvı tüketilmeli? Genel olarak bireylerin günde 2.5 ila 3 litre sıvı tüketmeleri gerektiğini belirten Ünal, fiziksel aktivite düzeyi, hava şartları ve bireysel özelliklerin bu miktarı etkileyebileceğini söyledi. "İdrarın açık ve berrak olması yeterli sıvı alındığının göstergesidir. Koyu renkli idrar ise sıvı ihtiyacının karşılanmadığını gösterir" dedi. Çay, kahve, kola suyun yerini tutmaz Toplumda sık tüketilen içeceklerle ilgili de uyarıda bulunan Ünal, çay, kahve, kola gibi içeceklerin diüretik etkileri nedeniyle vücuttan daha fazla sıvı atılımına neden olabileceğini belirtti. "Bu içecekler suyun yerini tutmaz. Sade su en doğru tercihtir" dedi. Aşırı su tüketimi de riskli olabilir Sıvı alımında dengeye dikkat edilmesi gerektiğini vurgulayan Ünal, "Bazı kalp ve böbrek hastalarında ya da idrar söktürücü ilaç kullanan bireylerde su tüketimi doktor kontrolünde olmalı. Günde 8-10 litre gibi aşırı tüketim hiponatremi riski doğurabilir" şeklinde uyardı. Dehidrasyon belirtileri görülen bireyin bilinci açıksa ağızdan sıvı takviyesi yapılması gerektiğini söyleyen Ünal, "Eğer bilinç kapalıysa mutlaka damar yoluyla sıvı takviyesi gerekir. Ayrıca sıvı kaybına neden olan etken de ortadan kaldırılmalıdır" dedi. Su içmeyi sevmeyenlere öneriler Su tüketmekte zorlanan bireyler için pratik önerilerde bulunan Ünal, "Suya limon, nane ya da meyve dilimleri ekleyerek su içimi kolaylaştırılabilir. Bu, su tüketim alışkanlığı kazanmak için etkili bir yöntem olabilir" şeklinde konuştu. "Su hayattır" Açıklamalarını "Su hayattır" diyerek özetleyen Prof. Dr. Mehmet Ünal, sıcak havalarda sağlığın korunması için düzenli ve yeterli su tüketiminin hayati öneme sahip olduğunu vurguladı.
23 Haziran 2025 Pazartesi - 09:32
Uzmanlardan kene uyarısı
Erzurum Sağlık İl Müdürlüğü uzmanları; Kırım Kongo kanamalı ateşinin (KKKA), kenelerle veya hasta hayvanlarla temas sonucu bulaşan, ateş ve kanamalarla seyreden, virüsten kaynaklanan bir hastalık olduğunu ifade etti. İl Müdürlüğü tarafından sosyal medya hesaplarında yapılan paylaşımda kene ısırması konusunda vatandaşlar uyarılıken, Türkiye’de ilk kez 2002 yılında Tokat ve çevresinde görülen bu hastalığın Erzurum’un da içinde yer aldığı bölgede sıkça görüldüğü ifade edilerek, "KKKA, kenelerin görülmeye başlandığı ilkbahar ve yaz aylarında (Nisan-Ekim) daha sık görülür. Bulaşma kene ısırığıyla en yaygın bulaşma şeklidir. Hasta hayvanlarla temas; Büyükbaş ve küçükbaş hayvanların kanı, eti, idrarı ve vücut sıvıları ile temas sonucunda da bulaş olabilmektedir. İnsandan insana; Hasta kişilerin kanı, idrarı, tükürüğü, kusmuğu veya diğer vücut sıvıları ile korunmasız temas sonucunda bulaşabilir. En çok sağlık çalışanları risk altındadır" denildi. Belirtileri nelerdir? Kırım Kongo kanamalı ateşinin belirtiler ise şöyle sıralandı; "Kenenin ısırmasından sonra 1-3 gün (en fazla 9 gün) içinde, hastalıklı kana/sıvıya temas sonrası ise 5-6 gün (en fazla 13 gün) içinde başlar. Ani başlayan ateş, şiddetli baş ağrısı, kas ve eklem ağrıları, halsizlik, iştahsızlık, bulantı, kusma, karın ağrısı, ishal şikayetler arasındadır. İlerleyen günlerde ise burun, diş eti, cilt altı kanamaları, idrarda ve dışkıda kan, deride morarma, karaciğer ve böbrek yetmezliği gelişebilir. Geç tanı koyulursa ölüm ihtimali artar. Ne yazık ki tedavi için özel bir ilacı yoktur. Hekim, hastanın durumuna göre tedaviyi düzenler. Bu nedenle hastalıktan korunmak çok önemlidir" Hastalıktan Nasıl Korunulur? Pikniğe/tarlaya giderken uzun kollu kıyafet, pantolon ve çizme/tulum giyilmelidir. Pantolon paçaları çorap içine sokulmalıdır. Kene bulunan yerlerden dönüldüğünde kulak arkası, koltuk altları, kasıklar ve diz arkası dâhil tüm vücut kontrol edilmelidir. Kene varsa keneyi ezmeden, döndürmeden, cımbız veya eldivenle çıkarılmalıdır. Eğer çıkarılamıyorsa en yakın sağlık kuruluşuna başvurulmalıdır. Kene çıkarıldıktan sonra o bölge antiseptikle (kolonya örneğin) temizlenmelidir. Kenelerin üzerine sigara basmak, kolonya veya gaz yağı gibi maddeler dökmek; kenenin kasılmasına ve taşıdığı mikropları vücuda aktarmasına neden olabileceğinden, bu tür uygulamalardan kesinlikle kaçınılmalıdır. Hayvanların kanıyla veya dokusuyla direkt temastan kaçınılmalıdır. Kene teması sonrasındaki 10 gün içinde ateş, kas ağrısı, kanama gibi şikayetler gelişirse mutlaka en yakın sağlık kuruluşuna başvurulmalıdır. Sağlık çalışanına kene teması mutlaka söylenmelidir.
23 Haziran 2025 Pazartesi - 09:12
Yaz mevsiminde güneş gözlüğü kullanırken dikkat
Yaz aylarında güneş gözlüğü kullanmanın önemini vurgulayan Göz Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Op. Dr. Ahmet Kalkışım, "Gözlük seçiminde güneş gözlüğünün renginden çok ultraviyole koruması olması, aynı zamanda polarize dediğimiz yansıyan ışığı engelleme özelliğinin bulunması gerekiyor" dedi. Güneş ışığında bulunan görünür ışığın haricinde ultraviyole olarak bahsedilen ışığın göz çevresinde tümörlere sebep olabileceğini belirten Medical Park Karadeniz Hastanesi’nden Göz Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Op. Dr. Ahmet Kalkışım, "Yaz aylarının gelmesiyle güneşin sağlığımız üzerinde olumsuz etkileriyle daha çok karşılaşmaya başladık. Gözlerimiz de bundan nasibini alıyor. Güneş ışığında bulunan görünür ışığın haricinde ultraviyole dediğimiz gözümüzle görülmeyen bir ışık da mevcut. Bu ultraviyole dediğimiz ışık hem göz çevresini hem de gözümüzün kendisini etkileyebilmektedir. Göz çevresi cildinde hem iyi huylu hem de kötü huylu tümörlere neden olabiliyor. Gözde halk arasında ’kuş kanadı’ denen bizim ise ’pterjium’ dediğimiz hastalığa sebebiyet verebiliyor. Yine konjonktiva dediğimiz gözümüzün beyaz kısmını örten dokuda dejenerasyonlara ve tümörlere sebebiyet verebilmektedir. Aynı zamanda göz merceğinde erken katarakt oluşumu, göz arkasında bizim görmemizi sağlayan retina dediğimiz sinir tabakasında sarı nokta hastalığına sebebiyet verebiliyor" dedi. Yaz aylarında güneş gözlüğü kullanımının önemi Güneş gözlüğü kullanmanın önemine dikkat çeken Kalkışım, "Güneş ışınlarından korunmak için nasıl yaz aylarında cildimiz için güneş kremi kullanıyorsak, gözümüz için de güneş gözlüğü kullanmayı öneriyoruz. Gözlük seçiminde güneş gözlüğünün renginden çok ultraviyole koruması olması, aynı zamanda polarize dediğimiz yansıyan ışığı engelleme özelliğinin bulunmasını önemsiyoruz. Bu sayede hem ultraviyole ışığın olumsuz etkilerinden gözlerimizi koruyabiliriz hem de ışık yansımalarından etkilenmeyerek görüş kalitemizi arttırabiliriz. Kısacası hem sağlığımız hem konforumuz için güneş gözlüğü kullanımını öneriyoruz" diye konuştu. Çocukların gözlerinin yetişkinlere oranla daha hassas olduğunu dile getiren Kalkışım, "Çocuklarda da güneş gözlüğü kullanımını öneriyoruz. Çünkü çocuk gözleri güneş ışınlarına karşı yetişkinlerden daha hassas. O yüzden gözlük takamayacak yaştaki çocukları mutlaka direkt güneşe çıkarmak yerine gözlük takabilecek hale geldiklerinde de güneş gözlüğü takarak gün ışığına çıkarmalarını tavsiye etmekteyiz" ifadesini kullandı. Gözlük seçimi nasıl olmalı, nereden alınmalı? Güneş gözlüğü alırken gözlük seçiminin önemini de söyleyen Ahmet Kalkışım, "Gözlük seçimi yaparken de ultraviyole koruması UV 400 veya yüzde 100 ultraviyole koruma şeklinde güneş gözlüklerinin ya saplarının iç yüzeyinde ya da kutuların içlerindeki bilgilendirme broşürlerinde yazmaktadır. Vatandaşlarımızın gözlüklerini bu ifadelere dikkat ederek almalarını öneriyoruz. Boyut olarak kaştan elmacık kemiğine kadar uzanan yeterli büyüklükte gözlükleri önermekteyiz. Gözlük camının çok küçük olması güneş ışınlarını yeteri kadar bloke edememekte, üstten ve yandan göze ulaşan ultraviyole ışınlar sebebiyle koruyuculuk azalmaktadır. Renk olarak da daha çok füme ve kahverengi tonların kullanımını önermekteyiz. Gözlüklerini alırken bu konuda yetkilendirilmiş yegane yerler olan optik mağazalarından alınmasını öneriyoruz. Bunların dışındaki herhangi bir yerden, pazardan vs. alınan güneş gözlüklerinin ultraviyole korumaları çoğunlukla olmamaktadır. Bu tarz gözlükler, camları ne kadar koyu olursa olsun göze herhangi bir koruma sağlamamaktadır. Kısaca bu gözlüklere güneş gözlüğü şeklinde tasarlanmış sahte gözlükler diyebiliriz. Bunların kullanımı göze yarardan çok zarar verecektir" dedi. Yaz aylarında alerjik vakaların da artış gösterdiğinin altını çizen Kalkışım, "Yaz aylarında ayrıca bizim karşılaştığımız alerjik konjonktivit vakalarında bir artış oluyor. Bu durum hem yetişkinlerde olabilmekle beraber çocuklarda da bunun sıklıkla olduğunu görebilmekteyiz. Bu hastalığa daha çok bahar aylarında açmaya başlayan çiçeklerin polenleri, hava kirliliği, ev tozu ve evcil hayvan tüyleri sebep olmaktadır. Yapısal olarak hassas kişiler bu etkenlerle karşılaştıklarında genellikle gözlerde kızarıklık, kaşıntı, yanma, batma, sulanma, ışıktan kamaşma şeklinde şikayetler oluyor. Geldiklerinde göz damlaları ile bunun tedavisini yapabilmekteyiz. Özellikle çocuklardaki alerjik konjonktivit bizim için daha önemli. Çünkü onlarda gördüğümüz alerjik konjonktivitin basit olan tipinin yanında vernal hastalık dediğimiz daha ileri seviye alerjik konjonktivit çeşidi mevcut. Vernal konjonktivit daha uzun süreli tedavi ve daha sık takip gerektirmekte. Bu hastalık eğer ki çocukluk çağında tespit edilmez, çocuğa bunun tedavisi uygulanmaz ise bu çocuklar gözlerini sürekli kaşıdıkları için sonrasında ’keratokonus’ dediğimiz gözde ilerleyici hasar yaparak kalıcı görme azlığına sebebiyet verebilen bir hastalık oluşabiliyor. Çocuklarında bunun gibi alerjik bulgular var ise ailelerin ihmal etmeden mutlaka göz hekimine başvurmalarını öneririm" diye konuştu.
23 Haziran 2025 Pazartesi - 09:01
Van’da ‘çapraz’ ekiplerle sigara denetimi yapıldı
Van’da, Kars ve Hakkari’den gelen ekiplerle kafe ve restoranlarda çapraz sigara denetimi gerçekleştirildi. Sağlık Bakanlığı tarafından tütün kontrolü çalışmaları çerçevesinde Van’da kafe ve restoranlara yönelik sigara denetimi gerçekleştirildi. Denetimlere, Kars ve Hakkari illerinden gelen ekiplerin yanı sıra emniyet birimleri de destek verdi. Tütün dumanına pasif maruziyetin önlenmesine yönelik yürütülen çalışmalar kapsamında, denetimlerin etkinliğini artırmak amacıyla çapraz denetim modeli uygulamaya alındı. Bu kapsamda farklı illerden gelen denetim ekipleri, yerel baskıların en aza indirildiği bir yöntemle görev yapıyor. Bakanlıkça hayata geçirilen bu uygulamayla denetim ekiplerinin daha bağımsız hareket etmeleri sağlanırken, farklı illerden gelen personelle yapılan kontrollerin daha etkili sonuçlar verdiği gözlemlendi. Konuya ilişkin konuşan Van Halk Sağlığı Hizmetleri Başkanı Dr. Muhammed Taha Bostancı, tüm dünyada olduğu gibi, Türkiye’de de bağımlılık yapıcı maddeler arasında en sık kullanılan tütün ürünlerinin olduğunu belirtti. Tütün ürünlerinin başta kanser olmak üzere kalp-damar hastalıkları, akciğer hastalıkları ve KOAH gibi önlenebilir ve ölümcül hastalıkların başlıca nedenleri arasında yer aldığını ifade eden Başkan Dr. Bostancı, "Bu risk faktörlerini azaltmak ve vatandaşlarımızı korumak amacıyla ilimizde tütün denetimleri gerçekleştirmekteyiz. Her yıl dünyada 8 milyondan fazla insan, tütün ürünlerinin kullanımı nedeniyle hayatını kaybetmektedir. Bu ölümlerin yaklaşık 7 milyonu doğrudan sigara kullanımına bağlıyken, 1,2 milyondan fazlası ise pasif içicilik sonucu, yani sigara dumanına maruz kalma nedeniyle meydana gelmektedir. Bizler de öncelikli olarak tüm vatandaşlarımızın sigara kullanmamasını teşvik etmekle birlikte, en azından sigara kullanmayan bireylerin bu zararlı etkilerden korunmasını sağlamak amacıyla işletmelere yönelik denetimlerimizi sürdürüyoruz. Bu kapsamda, 2009 yılında yürürlüğe giren 4207 sayılı Kanun doğrultusunda denetimlerimiz devam etmektedir" dedi. "Hakkari ve Kars illeriyle eşleştik" Van’da çapraz denetim uygulamasına geçildiğini dile getiren Bostancı, "İlçeler ve iller arası çapraz denetimlerle hem personelimizin tanınırlığını azaltmayı hem de maruz kalabilecekleri baskıları önlemeyi, böylece denetimlerin etkinliğini ve kalitesini artırmayı amaçlıyoruz. Bu ay, Hakkari ve Kars illeriyle eşleştik. İlimizden ikişer görevlimiz bu illere giderek 3 gün süresince denetimlerde bulunacak. Aynı şekilde Hakkari ve Kars’tan gelen ekipler de şu an emniyet birimlerimizle birlikte ilimizde denetim faaliyetlerini yürütmektedir. Temel hedefimiz, dumansız bir hava sahası oluşturmak ve vatandaşlarımızı sigara ve tütün ürünleri gibi zararlı alışkanlıklardan korumaktır" diye konuştu.
22 Haziran 2025 Pazar - 19:47
Yaşayan herkes için ‘doğru nefes alım tekniklerini’ kaleme aldılar
İnsanoğlunun doğumundan ölümüne kadar dakikada 16-20 kez aldığı nefesi birçok kişinin bilinçsizce alıp verdiği belirtildi. Doğru nefes almanın sadece yaşamı sürdürmek için değil aynı zamanda beden ve ruh sağlığının gelişmesinde önemli rol oynadığını belirten Karya Farma HBX Ar-Ge ekibinden Kimyager ve Nefes Teknikleri Uzmanı Aslı Aktaş ve Hakan Başlık tarafından "Nefes,Frekans ve Sekans" adlı kitap hazırladı. Kitabın hazırlıklarının tamamlandığı ve önümüzdeki günlerde baskıdan çıkacağı belirtildi. "Nefes, hayatın kapısıdır" Yaşamın en temel vazgeçilmez eyleminin nefes almak olduğunu belirten Nefes Teknikleri Uzmanı Aslı Aktaş, "Çoğu insan farkında olmadan yüzeysel ve bilinçsiz bir şekilde nefes alır. Oysa doğru nefes teknikleri, bedensel sağlığı güçlendirmenin ötesinde, zihinsel berraklık ve duygusal dengeyi de beraberinde getirir. Kadim öğretilerde nefes, sadece oksijen almak değil, aynı zamanda yaşam enerjisini bedene çekmektir. Doğru nefes, hücrelerin yenilenmesini, bağışıklık sisteminin güçlenmesini ve stresin azalmasını sağlar. Doğa ve çevrenin git gide tahrip olduğu dünyamızda, doğru nefes almak doğal besine ulaşmak kadar önemli hale geldi. Bu nedenle insanların doğru nefes almasına yardımcı olmak için önemli bir çalışma yaptık. Bu teknikleri tek tek kaleme alıp kitaplaştırdık" diyerek kitabın önümüzdeki günlerde piyasaya çıkacağını belirtti. Nefes almanın sadece bir beden pratiği değil, aynı zamanda bir farkındalık ve şifa aracı olduğunu da kaydeden Aktaş, düzenli nefes çalışmalarının, kişinin kendini tanımasına, stresini yönetmesine ve daha yüksek bir yaşam kalitesine erişmesine yardımcı olduğunu belirtti. "Hayatta kalmak için değil bilinçli bir yaşam sürmek için nefes alın" İnsanların pek çoğunun bilinçsizce ve hayatta kalmak için nefes aldığını oysa bu konuda bilinç oluştuğunda nefes almanın daha sağlıklı bir yaşamın kapısı olacağını kaydeden HBX Ar-Ge Kurucusu Hakan Başlık, "Bu çalışmamız ile Türkiye, nörolojik sağlığa bütünsel bir bakış getiren çarpıcı bir kitapla tanışacak. Bu kitapta yalnızca teknik bilgiler değil, nefesle açılan içsel kapıları, kadim bilgilerle harmanlanmış bir şekilde okura sunuluyor. Karya Farma HBX Ar-Ge’de geliştirilen ve patentle koruma altına alınan özle formülasyonların da yer aldığı bu eserde yüksek frekanslı besinlerin, sinir sistemi üzerindeki etkilerine dair özgün içerikler de yer alıyor" dedi. Kimyager ve Nefes Teknikleri Uzmanı Aslı Aktaş ve Karya Farma HBX Ar-Ge Kurucusu Hakan Başlık imzalı kitabın, (nefes, frekans ve sekans) üçlüsünü de ele alarak aynı zamanda yeni bir tedavi modelini de açıklayacağı ileri sürüldü.
22 Haziran 2025 Pazar - 17:21
Artan hava sıcaklıklarına karşı suyun önemi artıyor
DÜZCE (İHA) – Düzce Sağlık Müdürü Dr. Yasin Yılmaz, artan hava sıcaklığına karşı uyarıda bulunarak günlük su tüketiminin 2 litrenin altına düşmemesi gerektiğini söyledi. Hava sıcaklıklarının daha da artacağından bahseden Sağlık İl Müdürü Dr. Yasin Yılmaz, Düzceli halkına uyarıda bulundu. Kronik rahatsızlığı olan veya belli bir yaşın üzerindeki bireylerin, öğle saatlerinde açık alanlarda bulunmamaları gerektiğini ifade eden Dr. Yasin Yılmaz, mutlaka şapka ya da şemsiye kullanılmasını tavsiye etti. Özellikle yaz mevsiminde bol sıvı tüketmenin önemine de değinen Yılmaz, "Mevsim meyveleri ve sebzeleri hem vücut direncini artırıyor hem de su kaybını dengeliyor" ifadelerinde bulundu. Yılmaz, "Güneş, çok farklı alanlardan yansıyarak zarar verebiliyor. Sudan, aynadan, camdan gibi her şeyden yansıma özelliğine sahip. Güneş çarpmalarından dolayı ise vatandaşlar; ishal, tansiyon düşüklüğü ve ateş yükselmesi gibi şikayetler ile hastanelere geliyor. Bu belirtilere dikkat edelim ve bunun için de bol bol sıvı tüketelim. Güneşin altında gerekmedikçe vakit geçirmeyelim" şeklinde uyarıda bulundu. Günlük su tüketiminin 2 litrenin altına kalmaması gerektiğini işaret eden Doktor Yasin Yılmaz, "Vücudumuz terleyerek su atıyor bu nedenle belli bir oranda direnç kazanmak için bu döngüye su içerek katkıda bulunabiliriz. Sağlığımız adına su tüketimi asla göz ardı edilmemesi önemlidir" dedi. "Sporu sabah ve akşam tercih edin" Dışarıda çıkacakların açık renkli, hafif, bol ve sıkı dokunmuş kumaşlardan yapılan giysiler tercih etmesi gerektiğini bildiren Yılmaz, "Dışarıda geniş kenarlı ve hava delikleri olan şapka giyilmeli ve güneşin zararlı ışınlarından koruyan güneş gözlüğü kullanılmalıdır. Güneş ışınlarının dik geldiği saatlerde (11.00-16.00) denize girilmemeli ve güneşlenilmemelidir. Bu saatlerin dışında denize girmek isteyenler güneşten koruyucu krem (en az 15 koruma faktörlü) kullanmalı, şapka ve gözlük gibi gerekli koruyucu önlemleri almalı ve uzun süre kesintisiz güneşlenmemelidir. Yoğun fiziksel aktivite ve spor yapmak için sabah ve akşam saatleri tercih edilmeli, her bir saatlik spor için en az 2-4 bardak sıvı alınmalıdır. Ağır fizik aktivitelerden kaçınılmalıdır" tavsiyesinde bulundu.
22 Haziran 2025 Pazar - 14:50
Kedinin mesanesinden 2 santimlik taş çıkarıldı
Zonguldak’ta idrarında kan fark edilen ve huzursuzluk belirtileri gösteren kedi ameliyata alındı. Ameliyatla kedinin mesanesinden 2 santimetrelik taş çıkarıldı. Kent merkezindeki bir veteriner kliniğine, idrarında kan fark edilen ve huzursuzluk belirtileri gösteren 3 yaşındaki kedi getirildi. Yapılan tetkikler sonucunda kedinin mesanesinde taş tespit edildi. Ameliyatın başarılı geçtiğini belirten Veteriner Hekim Gökmen Koç, "Hastamız bize idrarda kan ve ağrılı idrara çıkma şikayetiyle getirildi. Yapılan ultrason muayenesinde idrar kesesinde yaklaşık 2 santimetre boyutunda bir taş tespit ettik. Bu taş, insanlarda da görülebilen ve kolay parçalanamayan struvit kristali türündeydi. Operasyonla başarılı şekilde çıkardık" dedi. Koç, kedinin sağlık durumuna ilişkin olarak da, "Allah’a şükür şu an durumu iyi. Uyandı ve hayatına kaldığı yerden devam ediyor" ifadelerini kullandı. Taşın alınmaması durumunda daha ciddi sağlık sorunlarına neden olabileceğini vurgulayan Koç, "Taş zamanla büyüyerek idrar yollarını tıkayabilir, kanamaya ve böbrek yetmezliğine kadar ilerleyebilecek ciddi sonuçlara neden olabilirdi" diye konuştu.
Daha Fazla Yükle
GERİ BİLDİRİM
Geliştirme sürecine katkıda bulunmak için lütfen sitede karşılaştığınız hataları bize bildirin.
Gönder