SAĞLIK
GAÜN Hastanesi’nde ‘Hemşireler Haftası’ coşkuyla kutlandı 13 Mayıs 2026 Çarşamba - 09:30:54 Gaziantep Üniversitesi Hastanesi’nde 12-18 Mayıs Hemşireler Haftası kapsamında anlamlı bir program düzenlendi. Etkinlikte hemşireler arasında bilgi ve karaoke yarışması düzenlenirken, yarışmalarda dereceye giren katılımcılara hediyeleri takdim edildi. Karaoke yarışmasının jüri üyeleri arasında GAÜN Türk Müziği Devlet Konservatuvarı Öğretim Görevlisi Yılmaz Kılınç da yer aldı. Renkli anlara sahne olan program, meslektaş dayanışmasını ve ekip ruhunu pekiştirdi. Programda konuşan GAÜN Hastanesi Müdürü Zülfiye Çiftçi, hemşireliğin yalnızca bir meslek değil; fedakârlık, sabır, merhamet ve insan hayatına adanmışlığın simgesi olduğunu vurguladı. Uluslararası Hemşireler Birliği’nin 2026 yılı teması olan "Bizim hemşirelerimiz, bizim geleceğimiz. Güçlendirilmiş hemşireler hayat kurtarır" ifadesine dikkat çeken Çiftçi, hemşirelerin sağlık sisteminin temel yapı taşlarından biri olduğunu belirtti. Hemşirelerin sadece bakım veren değil; aynı zamanda bilimsel gelişmeleri takip eden, hasta güvenliğini sağlayan ve sağlık hizmetlerinin kalitesini yükselten profesyoneller olduğuna değinen Çiftçi, "Bir hastanın elini tutmanın ve ona ‘yanındayım’ demenin yerini hiçbir teknoloji alamaz" ifadelerini kullandı. GAÜN Hastanesi Başhekim Yardımcısı Dr. Öğr. Üyesi Latif Yılmaz ise konuşmasında hemşireleri "büyük bir aile" olarak gördüğünü belirterek, meslek hayatı boyunca hemşirelerle omuz omuza çalıştığını ifade etti. Yılmaz, "Bir hastanenin gerçek gücü cihazları değil, insanlarıdır. O insanların en önemli kısmı da hemşirelerdir" dedi. Yılmaz ayrıca pandemi ve deprem süreçlerinde hemşirelerin gösterdiği özveriye dikkat çekerek, bu mesleğin sabır, fedakârlık ve adanmışlığın adı olduğunu vurguladı. Konuşmasının sonunda hemşirelerin Hemşireler Haftası’nı kutlayan Yılmaz, eşine de çiçek takdim ederek Anneler Günü ve Hemşireler Haftası’nı birlikte kutladı. Programa hastane başhekim yardımcıları, hastane müdürleri, müdür yardımcıları ve çok sayıda hemşire katılım sağladı. Renkli anlara sahne olan program pasta kesimiyle sona erdi.
13 Mayıs 2026 Çarşamba - 09:23 Beynimiz 30’lu yaşlarda küçülmeye başlıyor Nörolog Doç. Dr. Mustafa Seçkin, beynin 30’lu yaşlardan itibaren küçülmeye başladığına dikkat çekerek, Alzheimer’a karşı en etkili korunma yönteminin "bilişsel rezervi artırmak" olduğunu söyledi. Doç. Dr. Seçkin, "Sosyal olarak aktif olmak, müzik enstrümanı çalmak, spor yapmak, iyi beslenmek, kaliteli uyumak bilişsel rezervi arttırırken, tembel ve sedanter bir yaşam, kötü uyku ve kötü beslenme alışkanlıkları, alkol ve sigara kullanımı, stres ve hava kirliliği, tarım zehirleri gibi çevresel toksinler bilişsel rezervin azalmasına yol açar" dedi. Acıbadem Kent Hastanesi Nöroloji Uzmanı Doç. Dr. Mustafa Seçkin, davranış nörolojisi ve sağlıklı yaşlanma konusunda önemli açıklamalarda bulundu. Davranış nörolojisinin; beyin hasarı ve nörolojik hastalıkların davranış, bellek ve diğer bilişsel işlevler üzerindeki etkilerini inceleyen bir alt uzmanlık alanı olduğunu ifade eden Seçkin, "Bellek, dikkat, konuşma, anlama, planlama, karar verme gibi işlevlerin yanı sıra kişilik değişiklikleri ve duygudurum bozuklukları da bu alanın kapsamındadır. Özellikle yaşlı bireylerde yeni ortaya çıkan davranışsal değişimler ciddiye alınmalıdır" diye konuştu. "Yaşam süresi uzadı, ancak kalite aynı oranda artmadı" Tıptaki gelişmeler sayesinde 90-100 yaşın artık olağan hale geldiğini belirten Doç. Dr. Seçkin, "Hatta yeni hedef 150 yaş. Ancak uzun yaşam süresine aynı ölçüde yaşam kalitesi ekleyemedik. Bunun en önemli nedenlerinden biri Alzheimer ve benzeri nörodejeneratif hastalıklar." dedi. Demans ile Alzheimer’ın sıkça karıştırıldığını vurgulayan Seçkin, demansın ilerleyici bilişsel bozukluk tablosu olduğunu, Alzheimer hastalığının ise demansa en sık yol açan hastalık olduğunu kaydetti. Alzheimer sinsi ve yavaş ilerliyor Alzheimer hastalığında beyinde anormal amiloid ve tau proteinlerinin biriktiğini belirten Seçkin, bu sürecin 10-20 yıl gibi uzun bir dönemde yavaş yavaş ilerlediğini ifade etti. İleri evrede hasarın geri döndürülemediğine dikkat çeken Seçkin, bu yüzden erken tanının hayati önem taşıdığını kaydetti. Unutkanlık ve kafa karışıklığının her zaman Alzheimer anlamına gelmediğini belirten Seçkin; beyin tümörleri, enfeksiyonlar, hidrosefali, beyin-damar hastalıkları ve COVID sonrası gelişen beyin sisi gibi farklı nedenlerin de benzer belirtilere yol açabileceğini söyledi. 60’lı yaşlar bilgeliğin zirvesi Yaş almanın sadece olumsuz yönleri olmadığını dile getiren Seçkin, sözlerini şöyle sürdürdü: "Beynimiz 30’lu yaşlardan itibaren küçülmeye başlar. Bu da yaşlanmanın olumsuz etkilerini, özellikle 60 yaşından itibaren yaşamamıza neden olur. Bu yaş grubunda beyin-damar hastalıkları, hipertansiyon, diyabet gibi hastalıkların da beyin üzerindeki olumsuz etkileri belirginleşmeye başlar. Öte yandan 60’lı yaşlar beynin sinaptik yoğunluğunun en yüksek olduğu dönemdir. Sinaptik bağlantıların yoğunluğu yaşla beraber artan bir bilişsel rezerve sahip olmamıza yardımcı olur. Bu bilişsel rezerv çevresel ve diğer biyolojik faktörlerden de etkilenir. Ancak bu yaşlarda beynimiz en yüksek muhakeme gücüne ulaşır. Hafif unutkanlık eşlik etse de, bilgelik 60’lı yaşlardan itibaren ortaya çıkar. Sosyal olarak aktif olmak, müzik enstümanı çalmak, spor yapmak, iyi beslenmek, kaliteli uyumak bilişsel rezervi arttırırken, tembel ve sedanter bir yaşam, kötü uyku ve kötü beslenme alışkanlıkları, alkol ve sigara kullanımı, stres ve hava kirliliği, tarım zehirleri gibi çevresel toksinler bilişsel rezervin azalmasına yol açar. " Alzheimer’dan sonra en sık neden: Lewy cisimcikli demans Öte yandan Alzheimer’dan sonra demansa en sık neden olan hastalığın Lewy cisimcikli demans olduğunu belirten Seçkin, bu hastalığın Parkinson’a benzer bulgular gösterebildiğini söyledi. Yürüme bozuklukları, titreme, düşmeler ve REM uykusu davranış bozukluğunun tipik belirtiler arasında yer aldığını kaydetti. 65 yaş altında ise en sık görülen demans tipinin frontotemporal demans olduğunu belirten Seçkin, bu hastalarda kişilik ve davranış değişikliklerinin ön planda olduğunu ifade etti. Risk faktörlerine dikkat Genetik yatkınlığın önemli olduğunu belirten Seçkin; hareketsizlik, sosyal izolasyon, kötü beslenme, alkol tüketimi, düşük eğitim düzeyi ve hava kirliliğinin Alzheimer riskini artırdığını söyledi. Seçkin, işitme ve görme kaybının tedavi edilmemesinin de riski yükselttiğini belirtti. Egzersiz beyni onarıyor Nöroloji Uzmanı Doç. Dr. Seçkin, fiziksel egzersizin beyin sağlığı üzerindeki etkisine de dikkat çekti. Seçkin, "Kardiyovasküler egzersiz ile direnç egzersizlerinin birlikte uygulanması, Alzheimer’ın ilerlemesini en etkili şekilde yavaşlatan yöntemdir. Egzersiz sırasında kaslardan salgılanan bazı moleküller beyin onarımına katkı sağlar." dedi. Yaşam tarzı değişiklikleri ile ilaç tedavisinin birlikte yürütülmesinin başarıyı artırdığını ifade eden Seçkin, yeni geliştirilen anti-amiloid ilaçların hastalığın patolojisini hedef aldığını ve genetik tedaviler konusunda da umut verici gelişmeler yaşandığını sözlerine ekledi.
13 Mayıs 2026 Çarşamba - 09:10 Kofçaz köylerinde KKKA ve kist hidatik hastalığı eğitimi Kırklareli’nin Kofçaz ilçesinde köylülere kist hidatik ve Kırım Kongo Kanamalı Ateşi (KKKA) hastalığı hakkında eğitim verildi. Kofçaz Toplum Sağlığı Merkezi personeli, Kocatarla, Devletliağaç, Malkoçlar, Yukarı Kanara ve Tastepe köylerinde giderek, vatandaşlara kist hidatik ve Kırım Kongo Kanamalı Ateşi hastalıkları hakkında geniş bilgiler verip, korunma yöntemlerini anlattı. Havaların ısınmasıyla birlikte Türkiye’nin çeşitli bölgelerinde yeniden görülmeye başlayan KKKA vakaları endişe oluştururken, uzmanlar özellikle Kurban Bayramı öncesi kırsal alanlara gidecek vatandaşlara uyarılarda bulundu. Ölümcül seyredebilme riski bulunan hastalığa karşı kene temasının hayati önem taşıdığı belirtilirken, vatandaşların açık renkli kıyafet tercih ederek keneyi erken fark etmesi, dış ortamdan döndükten sonra vücutlarını detaylı şekilde kontrol etmesi ve kene tutunması durumunda vakit kaybetmeden sağlık kuruluşlarına başvurması gerektiği vurgulandı. Uzmanlar, Kist Hidatik ve Kırım Kongo Kanamalı Ateşi hastalıklarıyla ilgili şu bilgileri verdi: "Kırım Kongo Kanamalı Ateşi, keneler tarafından taşınan Bunyaviridae ailesine bağlı Nairovirüs grubuna ait bir virüsle oluşan ateş, halsizlik, iştahsızlık, kas ağrısı, baş ağrısı, bulantı, kusma, ishal ve ağır vakalarda kanama gibi tanılar ile seyrederek ölümlere neden olabilen zoonotik (hayvanlardan insanlara bulaşan) karakterli bir enfeksiyon hastalığıdır. Özellikle karaciğer ve akciğer gibi organlarda yerleşen kist hidaktik, hayvanlardan insanlara bulaşabilen paraziter bir hastalıktır. Etkeni, Echinococcus granulosus isimli bir şerit solucanıdır. Dünya genelinde özellikle hayvancılıkla uğraşılan bölgelerde yaygın olan bu hastalık, zoonotik yani hayvan kaynaklı enfeksiyonlar arasında yer alır. İnsanlar bu hastalığın doğal yaşam döngüsünde konakçı değildir; ancak yanlışlıkla parazitin yumurtalarını ağız yoluyla alarak hastalığa yakalanabilirler. Kist hidatik hastalığı sinsi ilerleyen, belirtileri genellikle yıllar sonra ortaya çıkan bir sağlık sorunudur. Kistin büyümesiyle birlikte etkilenen organda baskıya bağlı şikayetler gelişir. Erken dönemde genellikle belirti vermemesi nedeniyle çoğu vaka rutin görüntüleme sırasında tesadüfen fark edilir. Tedavi edilmediği takdirde ciddi komplikasyonlara yol açabileceği için dikkatle izlenmesi gereken bir enfeksiyondur."
13 Mayıs 2026 Çarşamba - 09:04 Uzmandan uyarı: "Demans ve alzaymır sadece unutkanlık, altına kaçırma değil cinsel dürtü bozukluğu da yapabilir" Beyin, Sinir ve Omurilik Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Orhan Şen, son dönemde gündem olan yaşlı bireylerin uygunsuz davranışlarının altında demans, alzaymır ve çeşitli psikiyatrik rahatsızlıkların yatabileceğini belirterek, "Bu hastalıkları sadece unutkanlık veya idrar kaçırma olarak yorumlamayalım. Bunlarda cinsel dürtü bozukluğu da olabilir" dedi. Şen, yaşlı bireylerde zamanla kontrol mekanizmasının bozulabileceğini ifade ederek, "Bu görüntülerin sebebi, yaşlı hastalarda demans dediğimiz, alzaymır dediğimiz kısımda zamanla kontrol mekanizması bozulduğu için cinsel dürtü bozukluğu ortaya çıkabiliyor. Ya da psikolojik olarak bir rahatsızlığı varsa psikiyatri kliniğince takip edilmesi gereken bir kişiyken ailenin sahip çıkmaması üzerine, yalnız sokağa bırakması üzerine bunlar görülebiliyor" dedi. Toplum içinde sergilenen bu tarz davranışların ruhsal ve nörolojik sorunların belirtisi olabileceğini vurgulayan Şen, "Akli melekeleri yerinde olan bir insan, ruhsal sağlığı yerinde olan bir insan zaten toplumda, kamuya açık bir yerde bu hareketleri yapmaz. Bu hareketleri yapıyorsa nöroloji ve psikiyatri uzmanlarının toplumda farkındalık oluşturması gerekir" ifadelerini kullandı. Kendisinin de psikiyatri ve nöroloji rotasyonları yaptığını belirten Şen, demans ve alzaymır hastalarında cinsel dürtü bozukluklarının görülebildiğini aktararak, "Demansı sadece unutkanlık veya idrar kaçırma olarak yorumlamayalım. Bunlarda cinsel dürtü bozukluğu da olabilir. Bir nöroloji uzmanına, bir psikiyatri uzmanına gösterelim, sahip çıkalım. Sokağa tek başına bırakmayalım" diye konuştu. Teknolojinin gelişmesiyle bu tür görüntülerin daha görünür hale geldiğini ifade eden Şen, "Eskiden herkesin elinde cep telefonu yoktu, haber kanalları ’bize gönderin’ demiyordu. Şimdi bir WhatsApp hattı veriliyor, oradan paylaşılıyor. Dolayısıyla eskiden beri var olan bu olaylar, teknolojinin gelişmesiyle beraber daha kolay ulaşılabilir olduğu için daha çok görülür oldu" dedi. Pandemi sürecinin yaşlı bireyler üzerindeki etkilerine de değinen Şen, "Pandemi dönemiyle beraber en çok yaşlı insanlarımız öldü, sağlıkçılar öldü. Yaşlı insanların kendisini eve hapsettik ve ondan sonra bunlarda eklem problemleri başladı ve bu kişilerde demans, alzaymır artı buna benzer bozukluklar da arttı" ifadelerini kullandı.
(Düzeltme) Baş ağrısıyla acil servisin yolunu tutan 51 yaşındaki adamın karaciğer organ nakliyle başka bir hastaya umut oldu
24 Haziran 2025 Salı - 09:03 (Düzeltme) Baş ağrısıyla acil servisin yolunu tutan 51 yaşındaki adamın karaciğer organ nakliyle başka bir hastaya umut oldu Hatay’da yaşadığı baş ağrısı sonrası acil servisin yolunu tutan ve kısa sürede beyin ölümü gerçekleşen 51 yaşındaki Mustafa Koçak’ın karaciğeri başka bir hastaya umut oldu. Reyhanlı ilçesi Bahçelievler Mahallesi’nde yaşayan 51 yaşındaki Mustafa Koçak, yaşadığı baş ağrısı sonrası Reyhanlı Devlet Hastanesi’nin yolunu tuttu. Hastanede tedavisinin devam ettiği esnada baş ağrısı artan ve kusma yaşayan Koçak’ın bilinci kapandı ve 18 Haziran tarihinde beyin ölümü gerçekleşti. Reyhanlı Devlet Hastanesi organ nakli ekipleri ve Koçak’ın ailesinin görüşmesiyle organ nakline karar verildi. Gaziantep’ten gelen doktorlarla birlikte Reyhanlı Devlet Hastanesi’nde ilk kez gerçekleştirilen organ alımıyla Koçak’ın karaciğeri başarılı şekilde alındı. Koçak’ın karaciğeri zaman kaybetmeden Gaziantep’te yaşayan farklı bir insana nakledilmek üzere ekipler tarafından yola çıkarıldı. Planlanan nakillerin gerçekleşmesiyle Koçak’tan alınan karaciğer organı 1 insana umut oldu. Organ nakliyle karaciğerin nakledildiği hastanın durumunun iyi olduğu öğrenilirken Koçak’ın cenazesi Reyhanlı ilçesi asri mezarlığına defnedildi. "Biz organ nakliyle bir insana can olduk, dayımın bir parçasını şu anda başka insan taşıyor" İbrahim Halil Kılıç, dayısının baş ağrısıyla gittiği acil serviste fenalaştığını ve beyin ölümünün gerçekleştiğini belirterek, "23 Mart 1974 Şanlıurfa doğumlu, Reyhanlı ilçesinde yaşayan Mustafa Koçak. Dayım Pazar sabahı kahvaltısı sonrasında baş ağrısı şikayetiyle hastaneye gidiyor. Reyhanlı Devlet Hastanesi’nin acil servisine gitti. Sırasının beklediği esnada aniden kustuktan sonra bayılıyor. Bayıldıktan sonra doktorlar ellerinden gelen müdahaleyi yaptıklarını ama beynine oksijen gitmediğini bize söyledi. Organ bağışını bize anlattıktan sonra kabul ettik. Dayımın karaciğerini çıkartıp başka bir hastaneye ve diğer organların başka hastanelere götürdüler. Organ bağışı birçok hastaya umut olacağını doktorlar bize anlattı. Reyhanlı Devlet Hastanesi’nde ilk defa organ nakli ameliyat gerçekleştirildi. Dayımın bir karaciğeri, Gaziantep’te bulunan bir hastaya nakli oldu ve yoğun bakımda olan hastanın durumu iyi olduğunu söylediler. Hastanın en kısa zamanda iyileşip bizleri ziyaret edeceğini söylediler. Organ nakli ile insanlara hayat ve umut olduk. Mezarın altında olan sadece bir beden ve o da zamanla çürümeye başlayacak. Şu anda bizim acımız ve taziyemiz var ama organ nakliyle başkalarına hayat oldu. Organları bağışladığımız insanların hayatlarında bayram sevinci gibi seviniyorlardır. Bu duyguyu anlatamayız. Biz organ nakliyle bir insana can olduk, bu da bizi teselli ediyor. Dayımın bir parçasını şu anda başka insan taşıyor. Reyhanlı ilçesinde ilk defa gerçekleştirilen organ nakli ameliyatına vesile olan dayım Mustafa Koçak’ın isminin unutulmaması ve yaşatılmasını istiyoruz" dedi.
Baş ağrısıyla acil servisin yolunu tutan 51 yaşındaki adamın karaciğer organ nakliyle başka bir hastaya umut oldu
24 Haziran 2025 Salı - 08:58 Baş ağrısıyla acil servisin yolunu tutan 51 yaşındaki adamın karaciğer organ nakliyle başka bir hastaya umut oldu Hatay’da yaşadığı baş ağrısı sonrası acil servisin yolunu tutan ve kısa sürede beyin ölümü gerçekleşen 51 yaşındaki Mustafa Koçak’ın karaciğeri başka bir hastaya umut oldu. Reyhanlı ilçesi Bahçelievler Mahallesi’nde yaşayan 51 yaşındaki Mustafa Koçak, yaşadığı baş ağrısı sonrası Reyhanlı Devlet Hastanesi’nin yolunu tuttu. Hastanede tedavisinin devam ettiği esnada baş ağrısı artan ve kusma yaşayan Koçak’ın bilinci kapandı ve 18 Haziran tarihinde beyin ölümü gerçekleşti. Reyhanlı Devlet Hastanesi organ nakli ekipleri ve Koçak’ın ailesinin görüşmesiyle organ nakline karar verildi. Gaziantep’ten gelen doktorlarla birlikte Reyhanlı Devlet Hastanesi’nde ilk kez gerçekleştirilen organ alımıyla Koçak’ın karaciğeri başarılı şekilde alındı. Koçak’ın karaciğeri zaman kaybetmeden Gaziantep’te yaşayan farklı bir insana nakledilmek üzere ekipler tarafından yola çıkarıldı. Planlanan nakillerin gerçekleşmesiyle Koçak’tan alınan karaciğer organı 1 insana umut oldu. Organ nakliyle karaciğerin nakledildiği hastanın durumunun iyi olduğu öğrenilirken Koçak’ın cenazesi Reyhanlı ilçesi asri mezarlığına defnedildi. "Biz organ nakliyle bir insana can olduk, dayımın bir parçasını şu anda başka insan taşıyor" İbrahim Halil Kılıç, dayısının baş ağrısıyla gittiği acil serviste fenalaştığını ve beyin ölümünün gerçekleştiğini belirterek, "23 Mart 1974 Şanlıurfa doğumlu, Reyhanlı ilçesinde yaşayan Mustafa Koçak. Dayım Pazar sabahı kahvaltısı sonrasında baş ağrısı şikayetiyle hastaneye gidiyor. Reyhanlı Devlet Hastanesi’nin acil servisine gitti. Sırasının beklediği esnada aniden kustuktan sonra bayılıyor. Bayıldıktan sonra doktorlar ellerinden gelen müdahaleyi yaptıklarını ama beynine oksijen gitmediğini bize söyledi. Organ bağışını bize anlattıktan sonra kabul ettik. Dayımın karaciğerini çıkartıp başka bir hastaneye ve diğer organların başka hastanelere götürdüler. Organ bağışı birçok hastaya umut olacağını doktorlar bize anlattı. Reyhanlı Devlet Hastanesi’nde ilk defa organ nakli ameliyat gerçekleştirildi. Dayımın bir karaciğeri, Gaziantep’te bulunan bir hastaya nakli oldu ve yoğun bakımda olan hastanın durumu iyi olduğunu söylediler. Hastanın en kısa zamanda iyileşip bizleri ziyaret edeceğini söylediler. Organ nakli ile insanlara hayat ve umut olduk. Mezarın altında olan sadece bir beden ve o da zamanla çürümeye başlayacak. Şu anda bizim acımız ve taziyemiz var ama organ nakliyle başkalarına hayat oldu. Organları bağışladığımız insanların hayatlarında bayram sevinci gibi seviniyorlardır. Bu duyguyu anlatamayız. Biz organ nakliyle bir insana can olduk, bu da bizi teselli ediyor. Dayımın bir parçasını şu anda başka insan taşıyor. Reyhanlı ilçesinde ilk defa gerçekleştirilen organ nakli ameliyatına vesile olan dayım Mustafa Koçak’ın isminin unutulmaması ve yaşatılmasını istiyoruz" dedi.
Böbrek üstü bezi tümörlerinde organ koruyucu cerrahi seçenek: Parsiyel adrenalektomi
23 Haziran 2025 Pazartesi - 16:28 Böbrek üstü bezi tümörlerinde organ koruyucu cerrahi seçenek: Parsiyel adrenalektomi Güven Hastanesi’nde görev yapan Prof. Dr. Altuğ Tuncel, böbrek üstü bezi tümörlerinde parsiyel adrenalektomi yönteminin organ koruyucu bir cerrahi seçenek olduğunu ifade etti. Güven Hastanesi Üroloji Bölümü’nden Prof. Dr. Altuğ Tuncel, böbrek üstü bezi tümörlerinin cerrahi tedavisinde, bezin tamamı alınmadan sadece tümörün çıkarılmasına imkan tanıyan parsiyel adrenalektomi yöntemine ilişkin yazılı açıklama yaptı. Açıklamasında, bu yöntemin dikkat çektiğini aktaran Tuncel, "Minimal invaziv tekniklerle uygulanan bu operasyon, hastaların böbrek üstü bezi fonksiyonlarını koruma açısından önemli avantajlar sağlıyor" dedi. "Bu bezlerde gelişen iyi huylu ya da kötü huylu kitleler klinik bulgulara neden olabilmektedir" Böbrek üstü bezlerinin adrenalin, kortizol, androjen, östrojen, progestojen ve aldosteron gibi hayati hormonların üretiminden sorumlu olduğunu ifade eden Tuncel, "Bu bezlerde gelişen iyi huylu ya da kötü huylu kitleler, hormonların dengesiz salgılanmasına yol açarak yüksek tansiyon, kilo artışı, ciltte değişiklikler ve su-tuz dengesinde bozulma gibi çeşitli klinik bulgulara neden olabilmektedir" diye konuştu. Daha az doku hasarı Prof. Dr. Tuncel, böbrek üstü bezi kitlelerinin tedavisinde genellikle kapalı cerrahi yöntemlerin tercih edildiğini belirtti. Bu tekniklerin kan kaybını azaltması, hastanede kalış süresini kısaltması ve iyileşme sürecine olumlu katkısı nedeniyle ön plana çıktığının altını çizen Tuncel, şunları söyledi: "Bazı hastalarda ise böbrek üstü bezinin tamamının alınmasına gerek kalmadan, yalnızca tümörlü dokunun çıkarılması yeterli olabiliyor. Bu durumlarda tercih edilen parsiyel adrenalektomi tekniğiyle, bezin çalışır durumda kalan kısmı korunabiliyor. Böylece hastanın yaşam boyu steroid tedavisine ihtiyaç duyma riski de azalıyor." Tuncel, 2021 yılında bir cerrahi uygulamada, parsiyel adrenalektomi sırasında floresan kızılötesi görüntüleme teknolojisini kullandıklarını aktardı. Bu teknoloji sayesinde, tümör ile sağlam böbrek üstü bezi dokusu arasındaki sınırın daha net belirlendiğini kaydeden Tuncel, böylece yalnızca sorunlu bölgeye müdahale edilmesinin mümkün hale geldiğine değindi.
Sağlık Turizminde Kalite Atağı: Kalite Akreditasyon Derneği yeni yapılanmayla göreve başladı
23 Haziran 2025 Pazartesi - 15:48 Sağlık Turizminde Kalite Atağı: Kalite Akreditasyon Derneği yeni yapılanmayla göreve başladı Kalite Akreditasyon Derneği’nin Olağan Genel Kurulu, Ankara Beştepe Moment’te gerçekleştirildi. Sağlık Turizmi Konfederasyonu ve Ankara Sağlık Turizmi Federasyonu’nun iş birliğiyle şekillenen yeni yönetim, sağlık turizminde kalite temelli bir dönüşüm hedefiyle görevine başladı. Genel kurulda oy birliğiyle belirlenen yeni yönetim, sağlık hizmetlerinde uluslararası standartlara uygun, hasta güvenliğini esas alan ve dijital uyumla desteklenen bir kalite sisteminin yaygınlaştırılması amacıyla çalışmalarına resmen başladı. Toplantıda alınan önemli kararlardan biri ise Kalite Akreditasyon Derneği’nin, Sağlık Turizmi Konfederasyonu ile Ankara Sağlık Turizmi Federasyonu’na resmî olarak üye olması oldu. Bu kararın, Türkiye genelinde entegre kalite politikalarının daha etkili uygulanmasına zemin hazırlayacağı belirtildi. Kalite Akreditasyon Derneği Yönetimi tarafından yapılan açıklamada, "Kaliteyi yalnızca teknik bir kriter değil, sürdürülebilir hizmetin ve hasta güvenliğinin temeli olarak görüyoruz. Yeni dönemde uluslararası akreditasyon standartlarıyla uyumlu, dijital sağlık altyapısına entegre, etik değerlere dayalı projeler geliştireceğiz. Konfederasyon ve federasyon üyeliğimiz bu vizyonun kurumsal teminatıdır" denildi. Kalite Akreditasyon Derneği Genel Başkanlığına seçilen Prof. Dr. Aysun Bay, sağlık bilimleri ve biyoteknoloji alanlarında 200’ün üzerinde uluslararası yayına sahip, H-index’i 30 olan bir akademisyen olarak dikkat çekiyor. Prof. Dr. Bay, aynı zamanda Malatya Turgut Özal Üniversitesi’nin eski rektörü ve Türkiye’de dijital dönüşüm ile sağlık politikaları alanlarında önemli çalışmalara imza atan bir isim olarak biliniyor. Yeni yönetimde yer alan isimler arasında Prof. Dr. Hakan Dal, Yakup Hakan Coşkun, Veli Sarıkamış, Av. Zeynep Kayhan, Fatih Alp Yıldırım, Dr. Funda Türker, Dr. Ceren Koçdemir, Kemal Kaçkın, Abdülcelil Özbabacan, Dr. Cihan Kanlıgöz, Lütfi Aydın, Dr. Yüksel Özkale, Dr. Betül C. Şen, Ahmetcan Tüfenkçi ve Mehmet Kayhan gibi farklı alanlarda uzmanlaşmış isimler yer aldı. Yeni dönemde dernek tarafından yürütülecek öncelikli çalışmalar ise şöyle sıralandı: "Uluslararası akreditasyon süreçlerinin yaygınlaştırılması. Dijital sağlık sistemlerinin entegrasyonu. Etik ilkelere dayalı kalite standardizasyonunun sağlanması. Eğitim ve sertifikasyon altyapısının güçlendirilmesi." Kalite Akreditasyon Derneği, bu adımlarla Türkiye’nin sağlık turizminde kalite odaklı büyümesine katkı sağlamayı hedefliyor.
Kalp ve damar cerrahları ALKÜ’de buluştu
23 Haziran 2025 Pazartesi - 15:44 Kalp ve damar cerrahları ALKÜ’de buluştu Alanya Alaaddin Keykubat Üniversitesi (ALKÜ) ev sahipliğinde düzenlenen "Flebolojide Gri Alanlar" konulu konferansta tıp dünyasındaki kalp ve damar alanındaki bilim insanları bir araya geldi. Toplantıda konuşan ALKÜ Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Oğuz Karahan, üniversitenin bilim ve tıp alanında yapılan yeniliklere ve desteklere her zaman açık olduğunu söyledi. Toplardamar hastalıklarının teşhis ve tedavisinde karşılaşılan gri alanların masaya yatırıldığı konferans üç oturum halinde düzenlendi. Katılımcılar; venöz yetmezlikte medikal ve cerrahi tedavi yaklaşımlarına kadar birçok konuda sunumlar gerçekleştirdi. Programın devamında güncel girişimsel yöntemlere kadar damar hastalıklarında uygulanan çok sayıda tedavi yöntemi ele alındı. Bunun yanında hastanın yaşam kalitesini artırmak ve şişlikleri azaltmak amacıyla çeşitli yöntemlere kadar birçok alanda sunumlar yapıldı. Konferansın sonunda, fleboloji alanındaki bilimsel iş birliğinin güçlenmesi ve yeni tedavi yöntemlerinin yaygınlaşması adına bu tür etkinliklerin büyük önem taşıdığını belirtildi. Etkinlik, katılımcılar arasında gerçekleşen soru-cevap ve tartışma oturumları ile sürdü. Konferans, belge takdimi ve hatıra fotoğrafı çekimiyle sona erdi. Toplantıya, ALKÜ Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Oğuz Karahan, Fleboloji Derneği Başkanı Prof. Dr. Erdal Aslım, Ulusal Vasküler ve Endovasküler Cerrahi Derneği Başkanı Prof. Dr. Nevzat Erdil, kalp ve damar cerrahisi alanında önemli isimler katıldı.
Aronya’nın kan şekerini dengelediği belirlendi
23 Haziran 2025 Pazartesi - 15:19 Aronya’nın kan şekerini dengelediği belirlendi Aronya’nın kan şekerini dengelediği ve diyabet hastalarına iyi geldiği belirlendi. Trabzon’un Akçaabat ilçe Belediyesi ile Karadeniz Teknik Üniversitesi (KTÜ) arasında imzalanan iş birliği protokolü kapsamında yürütülen ‘Akçaabat’ta yetiştirilen Aronya meyvesinin glisemiye (kan şekerine) etkisinin invivo incelenmesi’ başlıklı bilimsel çalışma tamamlandı. KTÜ İlaç ve Farmasötik Teknoloji Uygulama ve Araştırma Merkezi’nde (İLAFAR) 4 ay süren araştırmada, Akçaabat bölgesinde yetiştirilen aronya meyvesinin glisemik etkileri bilimsel yöntemlerle değerlendirildi. Üç aşamada gerçekleştirilen deneysel çalışmanın ilk iki aşamasında, aronyanın farelerde akut kan şekeri yüksekliği ve deneysel diyabet modelleri üzerindeki etkileri incelendi. Son aşamada ise piyasada yaygın olarak bulunan ticari meyve suları ile Akçaabat’ta üretilen aronya meyve suyunun kan şekeri üzerindeki etkileri karşılaştırıldı. Elde edilen bulgulara göre, yüksek oranda karbonhidrat içermesine rağmen aronya meyve suyunun kan şekerini artırmadığı ve ticari meyve sularına kıyasla daha kontrollü bir glisemik yanıt oluşturduğu belirlendi. Bu sonuç, aronyanın diyabet riski taşıyan bireyler için metabolik açıdan daha avantajlı bir alternatif olabileceğini ortaya koydu. Araştırma ekibi, aronyanın yalnızca yüksek antioksidan içeriğiyle değil, aynı zamanda kan şekeri üzerindeki dengeli etkisiyle de dikkat çektiğini vurguladı. Çalışmayla ilgili bilgi veren Akçaabat Belediye Başkanı Osman Nuri Ekim, "Akçaabat Belediyesi olarak sadece şehircilik ve altyapı yatırımlarıyla değil, aynı zamanda tarım ve sağlık alanındaki projelerle de bölgemize değer katmayı önemsiyoruz. Özellikle son yıllarda yerel tarım ürünlerimizi daha bilinçli şekilde değerlendirmek, üreticimizi desteklemek ve bu ürünlerin bilimsel yönlerini ortaya koyarak katma değer sağlamak adına çalışmalar yürütüyoruz. Bu doğrultuda aronya meyvesi gibi değerli tarım ürünlerinin yaygınlaştırılması, hem alternatif tarımın desteklenmesi hem de sağlıklı yaşamın teşvik edilmesi açısından büyük önem taşıyor. Aronya üretiminin Akçaabat’ta gelişmesi için önce üreticilerimizi teşvik ettik, ardından ürünün sağlık açısından etkilerinin bilimsel olarak araştırılması için Karadeniz Teknik Üniversitemizle iş birliği başlattık. Bu çalışma sayesinde, Akçaabat’ta yetiştirilen aronya meyvesinin yüksek karbonhidrat içeriğine rağmen kan şekerini yükseltmediği ve ticari meyve sularına göre çok daha dengeli bir glisemik profil sunduğu ortaya kondu. Bu da bize gösteriyor ki, doğru ürünü, doğru yöntemle işlediğimizde hem sağlıklı hem ekonomik değeri yüksek bir alternatif ortaya çıkabiliyor" dedi.
Tatilde çocuklara sorumluluk aşılanmalı
23 Haziran 2025 Pazartesi - 14:40 Tatilde çocuklara sorumluluk aşılanmalı Klinik Psikolog Enise Öziç, yaz tatilinde çocuklara sorumluluk duygusunun aşılanması gerektiğini söyledi. Liv Sağlıklı Yaşam Merkezi Psikoloji Bölümü’nden Klnk. Psk. Enise Öziç, yaz tatilinde çocuklara verilebilecek sorumluluklar hakkında ebeveynlere önerilerde bulundu. Aileler tarafından yaz tatilinde de çocuklara belirli sorumluluklar verilmesi gerektiğini belirten Enise Öziç, "Yaz olduğu için hiçbir sorumluluk vermiyoruz, okul dönemi zaten yoruldu gibi düşünceler yanlıştır. Sorumluluk, yaşına uygun olacak nitelikte hep olmalı. Bu sorumluluklar bardağını mutfağa götürmek; gereksiz yanan ışığı kapamak kadar basit de olabilir. Sorumluluk vermek, çocuğu yormak yerine günlük yaşamda yapabileceklerini görmesini sağlar" dedi. Aileler tarafından yaz tatilinde de çocuklara belirli sorumluluklar verilmesi gerektiğini belirten Klnk. Psk. Öziç, "Yaz olduğu için hiçbir sorumluluk vermiyoruz, okul dönemi zaten yoruldu gibi düşünceler yanlıştır. Sorumluluk, yaşına uygun olacak nitelikte hep olmalı. Bu sorumluluklar bardağını mutfağa götürmek; gereksiz yanan ışığı kapamak kadar basit de olabilir. Sorumluluk vermek, çocuğu yormak yerine günlük yaşamda yapabileceklerini görmesini sağlar. Sohbet edin, ama yargılamayın. Eleştirmeyin. Eksik ve yapmadıklarını ona sunmayın. Bunun yerine sevdiği bir konuda muhabbet açın. Hatıralarınızdan konuşun. Ortak yapmaktan keyif alacaklarınızla ilgili planlamalar yapın. Ekrandan tamamen uzak tutmayın. Sınırlarken de yerine yapabileceklerini onunla birlikte oluşturun. Zaman zaman sıkılıyorsa, sıkılmasına izin verin. En iyi keşifler kişi sıkıldığı zaman açığa çıkar" diye konuştu. "Sorumluluk vermek çocuğu yormak değildir" Ebeveynlerin çocuklar için yaz rutini belirlemesi önerisinde de bulunan Öziç, "Bu rutini kendi isteğinize göre değil, hepinizin ortak fikrine göre değerlendirin. Yazın tamamında tüm seçimleri ona bırakmayın. ’Her şeyi o seçiyor, her şeye o karar veriyor’ durumu doğru değil. Evin otoritesi anne ve babadır. Kendisi için bazı seçimleri yapabilecek olgunlukta olmadığını unutmayın. Çocuğa ‘Yaz tatilinde olduğu için hiçbir sorumluluk vermiyoruz, okul dönemi zaten yoruldu’ düşüncesi yanlıştır. Sorumluluk yaşına uygun olacak nitelikte hep olmalı. Bu sorumluluklar bardağını mutfağa götürmek; gereksiz yanan ışığı kapamak kadar basit de olabilir. Sorumluluk vermek çocuğu yormak yerine günlük yaşamda yapabileceklerini görmesini sağlar. ’Kitap okumuyor, o kadar söylüyoruz’ bahanesinin arkasına saklanmayın. Siz de kitap okuyarak ona örnek olun. Sözle değil, davranışla öğretin. Gerekirse okuma saatleri planlayın. Bol bol sarılın. Sevginizi dile getirin. Sevmediğiniz bir davranış sergilerse ona değil, davranışına tepki verdiğinizi iletin. Bol bol hatıra biriktirin. İş yoğunluğunuzda onun için özel zamanlar planlayın. Mümkün olduğunca ortak en az bir öğün yemek yemeye özen gösterin. Ancak herkesin ekransız olmasına özen gösterin" şeklinde konuştu.
Felçli geldiği hastaneden yürüyerek çıktı
23 Haziran 2025 Pazartesi - 14:05 Felçli geldiği hastaneden yürüyerek çıktı Vücudunun sağ tarafında tüm güç kaybı ve hiç konuşamama şikayetleri ile Denizli Devlet Hastanesine başvuran 58 yaşındaki adam, İnme Merkezi’nde uygulanan başarılı tedavi sayesinde felçli geldiği hastaneden yürüyerek taburcu oldu. Sağ kolunda ve sağ bacağında tam güç kaybı, hiç konuşamama ve bilincinde uykuya meyil şikayetleriyle Denizli Devlet Hastanesi Acil Servisi’ne getirilen Mehmet Atsay’a kan tetkikleri ve beyin görüntülemeleri yapıldı. Sol MCA sulama bölgesinde akut gelişen enfarkt (damarın pıhtı nedeniyle tıkanması) tespit edilen hasta hemen Nöroloji Yoğun Bakım Ünitesi’ne alındı. Ardından ilk 4,5 saat içinde IV TROMBOLiTİK (pıhtı çözücü, damar açıcı) tedavi başlandı. Tedavi sonrası 1. günde hastanın kol ve bacağında güç kaybı tamamen iyileşti, hasta konuşabilir ve anlayabilir hale geldi. Hastanın tedavisini gerçekleştiren Nöroloji Uz. Dr. Burcu Selbest, inme vakalarında erken müdahalenin önemine vurgu yaparak, hasta yakınının farkındalığı, 112 ekibinin doğru yönlendirmesi, hızlı yapılan tetkikler, doğru tanı, zamanında tedavi ve takip ile hastaların eski sağlığına kavuşabileceğini söyledi. Nöroloji Uz. Dr. Burcu Selbest; "Damar tıkanıklığına bağlı felç (inme) hem sakat bırakabilen hem de ölümle sonuçlanan hastalıklar listesinde üst sıralarda yer almaktadır. Yüksek tansiyon, şeker hastalığı, sigara ve alkol kullanımı, kalp ve damar hastalıkları gibi nedenlerle her yıl inme sıklığı giderek artmaktadır. Yüzde ani kayma, konuşma bozukluğu, kolda-bacakta ani güçsüzlük, görme kaybı, denge bozukluğu gibi belirtiler görüldüğünde hiç vakit kaybetmeden 112 aranmalı ve inme tedavisinin uygulandığı merkezlere hastalar yönlendirilmelidir. Bunlar hayati önem taşımaktadır" dedi. 58 yaşındaki Mehmet Atsay’a da trambolitik tedavi uyguladıklarını söyleyen Selbest; "Tedaviden bir gün sonra hastamız uyanık, konuşabilen, sağ kol ve bacağı tam gücünde haline geldi. Hastamızın tekrar bir inme olayı yaşamaması için sebeplerini de araştırdık. Kalp ritminde bozukluk ve boyun damarlarında darlık tespit edildiği ve hastamıza kalp damar cerrahisi ve kardiyoloji hekimlerimizin de önerilerini alarak tedavilerini sürdürüyoruz. Bugün de hastamızı sağlıklı bir şekilde hastanemizden taburcu ediyoruz. Unutmayalım inme vakalarında önemli olan doğru zaman, doğru hasta, doğru tedavi protokolü ve takiptir" diye konuştu. Sağlığına kavuşan Mehmet Atsay da olayı hatırlamayacak kadar kötü durumda olduğunu ancak şu an eski hali kadar sağlıklı olduğunu, bu sebeple de kendini şanslı hissettiğini söyleyerek sağlık çalışanlarına teşekkürlerini iletti.
‘Tıbbi Çayın Ruhsatlandırılmasında Üreticinin Yol haritası’ konferansı düzenlendi
23 Haziran 2025 Pazartesi - 12:35 ‘Tıbbi Çayın Ruhsatlandırılmasında Üreticinin Yol haritası’ konferansı düzenlendi Tıbbi bitki çaylarının üretim süreçlerini ve bu ürünlerin kaliteli bir şekilde halka sunulmasını sağlamak amacıyla ‘Tıbbi Çayın Ruhsatlandırılmasında Üreticinin Yol haritası’ konferansı düzenlendi. Geleneksel bitkisel tıbbi ürünler kapsamında ruhsatlandırılan tıbbi bitki çaylarının üretim süreçlerini ele almak ve bu ürünlerin etkili, kaliteli ve güvenli biçimde halka sunulmasını sağlamak amacıyla düzenlenen ‘Tıbbi Çayın Ruhsatlandırılmasında Üreticinin Yol haritası’ adlı konferans, TOBB İkiz Kuleler binasında gerçekleştirildi. Konferansta, geleneksel bitkisel tıbbi ürün sınıfında yer alan tıbbi bitki çaylarının ruhsatlandırma süreci, eczanelerden güvenli ürün temininin halk sağlığı açısından önemi, üretimde kalite, standardizasyon ve uygunluk kriterleri, papatya ve nane gibi tıbbi bitkilerin de yer aldığı 190 adet tıbbi bitki monografının etkin kullanımı gibi konular ele alındı. "190 adet tıbbi monograf kurumumuz tarafından hazırlandı" Burada konuşan TİTCK Başkanı Prof. Dr. Ahmet Ayar, konferansta şu ifadeleri kullandı: "Dünya genelinde kapasitesi, tüketim miktarı artan tıbbi çay pazarında önce Türk halkına güvenli, kaliteli ve etkili çay sunmak üzere sonra da üretimde gösterdiğimiz bilimsel yaklaşımın mührü olarak kurumumuz onayıyla üretilecek sanayi ürünlerinin dünya raflarında güvenli bir şekilde yer alabilmesi için çok önemli adımlardan biri olan bu toplantıda her bir konu çok titizlikle seçildiğini ve amaca hizmet edeceğini vurgulamak isterim. Bu bağlamda kurumumuz ruhsat başvuru sahiplerinin erişebileceği ve adeta yemek kitabı niteliğinde 190 adet tıbbi bitki monografının kurumumuz tarafından hazırlanmış olduğunu, bu monografların sizlerin hizmetinde olduğunu bilmenizi isterim. Bu monografların üretici ve araştırmacıların hizmetine sunulması konusunda da idari olarak kolaylık sağlamamızı, başvuran herkesin bu desteği alabileceği sözünü vermek istiyorum. Ülkemizin zengin florası, ikliminin uygunluğu sadece Rize Çayı değil, çay terimine uygun endemik ve faydalı bitkilerinin olduğunu ve bunların da tıbbi yararlarının bilime dayalı olarak ispatlanarak TİTCK tarafından tescillenmesini sağlayacak sürecin korkutucu değil yol gösterici yaklaşımla birlikte yapmak üzere bu çalıştayı planladık." TOBB Yönetim Kurulu Üyesi Seyit Ardıç ise tıbbi çayların ruhsatlandırılması sürecini ele almak ve üreticilerin bu alandaki yol haritasını netleştirmek üzere bir araya geldiklerini ifade ederek, "Hep birlikte, geleneksel tıbbi çay üretiminin standartlarını yükselterek hem sağlığımıza hem de ekonomimize katkı sağlayacak çözümler geliştireceğiz. Bugün burada ortaya koyacağımız görüşler ve çözüm önerileri, yalnızca bugünü değil, aynı zamanda tıbbi bitkiler alanında ülkemizin yarınını da şekillendirecektir. Toplantının sonunda ise hem sektörümüzün mevcut durumunu hem de ruhsatlandırma sürecinde atılması gereken adımları belirlemiş olacağız. İnanıyorum ki, toplantımız sonucunda ortaya çıkacak değerlendirmeler, mevzuat yapıcılar, düzenleyici otoriteler ve sektör temsilcileri için somut bir yol haritası oluşturacaktır" dedi. Programa, TİTCK Başkanı Prof. Dr. Ahmet Ayar’ın yanı sıra TOBB Yönetim Kurulu Üyesi Seyit Ardıç, Başkent Üniversitesi Eczacılık Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Ahmet Başaran ile tıbbi çay üretim zincirinde yer alan üreticiler, ruhsat başvuru sahipleri, akademisyenler ve ilgili kamu kurumu yetkilileri katıldı.