SAĞLIK
Zonguldak’ta Eczacılık Günü paneli düzenlendi 12 Mayıs 2026 Salı - 19:12:23 14 Mayıs Eczacılık Günü kapsamında 17. Bölge Zonguldak Eczacı Odası tarafından düzenlenen panelde, eczacıların sağlık sistemindeki rolü ve mesleki sorunlar ele alındı. Oda konferans salonunda gerçekleştirilen panele,TEB Genel Başkanı Ecz. Mehmet İrfan Demirci, Zonguldak Belediye Başkanı Tahsin Erdem, Bartın Belediye Başkanı Muhammet Rıza Yalçınkaya, Zonguldak İl Sağlık Müdürü Mustafa Özkan Gün, BEUN Eczacılık Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Zehra Safi Öz, Tüm Eczacı Kooperatifleri Birliği Başkanı Sait Yücel ve çok sayıda akademisyen ile eczacı katıldı. Programda konuşan TEB Genel Başkanı Mehmet İrfan Demirci, eczacıların sağlık sistemindeki önemine dikkat çekerek, "Birinci basamak sağlık hizmetinin merkezinde eczacılar olmalı" dedi. İnternet üzerinden ilaç ve gıda takviyesi satışına ilişkin düzenlemelere de tepki gösteren Demirci, bu uygulamaların kabul edilemez olduğunu ifade etti. Esra Geyikli ise açılış konuşmasında mesleki dayanışmanın önemine vurgu yaparak, bu tür organizasyonların sektör açısından büyük değer taşıdığını söyledi. Zonguldak Belediye Başkanı Tahsin Erdem de eczacıların toplum sağlığının korunmasında büyük emek ve sorumluluk üstlendiğini belirterek, " Toplum sağlığının korunmasında büyük emek ve sorumluluk üstlenen tüm eczacılarımızın Eczacılık Bayramı’nı kutluyor, özverili çalışmalarından dolayı teşekkür ediyorum" ifadelerini kullandı.
12 Mayıs 2026 Salı - 19:10 Dünya Sağlık İçin Hareket Et Günü’nde yürüdüler Zonguldak İl Sağlık Müdürlüğü ve İl Milli Eğitim Müdürlüğü işbirliğinde 10 Mayıs Dünya Sağlık için Hareket Et Günü etkinlikleri kapsamında Kemal Köksal Şehir Stadyumu’nda "Sağlıklı ve Hareketli Yaşama Merhaba " yürüyüşü düzenlendi. İl Sağlık Müdürlüğü Halk Sağlığı Hizmetleri Başkanlığı Koordinasyonunda düzenlenen yürüyüş etkinliğinde sağlık çalışanlarının yanı sıra Fener İlkokulunda eğitim gören minik öğrenciler düzenlenen etkinliğe katılarak renkli görüntülere sahne oldular. Yürüyüşün ardından Fener İlkokulu öğrencilerine yönelik eski Milli Atlet Hüseyin Orhun Demircan tarafından öğrencilere Şehir stadyumda koşu ve çeşitli fiziksel aktiviteler de bulundurdu. Programın ardından minik öğrencilere elma ikram edildi. Güzel bir organizasyon altında düzenlenen Yürüyüşün ardından bir açıklama yapan Zonguldak İl Sağlık Müdürü Uzm. Dr. Mustafa Özkan Gün , Fiziksel aktif olmanın ve düzenli sağlık kontrolleri yaptırmanın önemine dikkat çekerek , ‘’Toplumda fiziksel aktivitenin artırılması hükümetler, tüm kurum ve kuruluşlar ile sivil toplum örgütleri dahil herkesin sorumluluğunda olup her yaş ve cinsiyetten engelli bireyler de dahil toplumun her kesimi için günlük 30-60 dakika orta yoğunlukta bir fiziksel aktivite ciddi hastalıkları önlemek için güçlü bir araç ve uygun maliyetli bir halk sağlığını iyileştirme yöntemidir. Ülkemizde de 10 Mayıs Sağlık İçin Hareket Et Günü, her yıl Bakanlığımızın Koordinasyonunda diğer paydaş kurum, kuruluşlar ve sivil toplum örgütleri ile birlikte toplum bilincini ve farkındalığını arttırmak amacı ile 81 ilimizde düzenlenen çeşitli etkinliklerle kutlanmaktadır. Fiziksel aktivite, günlük yaşam içerisinde kas ve eklemlerimizi kullanarak enerji tüketimi ile gerçekleşen herhangi bir bedensel hareket olarak tanımlanmaktadır. Bireylerin fiziksel ve ruhsal sağlığının geliştirilmesinde temel araçlardan biridir. Bir halk sağlığı sorununu gidermenin yanında, aynı zamanda toplum refahını, çevrenin korunmasını teşvik eder ve gelecek nesillere yönelik bir yatırım oluşturur. Sağlığın korunması ve geliştirilmesi için haftada 150 dakikalık (haftanın 5 günü 30 dakikalık) orta şiddette bir egzersiz yetişkinler açısından yeterlidir. 1-4 yaş arası çocuklar, gün içinde farklı şiddetlerde toplam 180 dakikalık fiziksel aktivite yapmalıdırlar. 5-18 yaş arasındaki çocuk ve ergenler için ise, günde 60 dakika, orta şiddetliden yüksek şiddetli aktivitelere doğru şiddeti değişen aktiviteler önerilmektedir.’’ diyerek sağlıklı yaşam için fiziksel aktivitenin önemini vurguladı.
12 Mayıs 2026 Salı - 18:23 Yağışlar sonrası çiftçilere hububat tarlalarında hastalık riski uyarısı: "Hastalık çıkmadan önce alınan tedbirler verimi korur" Sivas Valiliği ile Sivas İl Tarım ve Orman Müdürlüğü, il genelinde etkili olan yağışlı hava ve sonrasında artan sıcaklıkların hububat alanlarında sarı pas ve septorya kök çürüklüğü hastalığı riskini artırdığına dikkat çekerek çiftçilere uyarıda bulundu. Sivas’ta son günlerde etkili olan yağışlı hava ve ardından yükselen sıcaklıklar nedeniyle hububat alanlarında sarı pas ve septorya kök çürüklüğü hastalığı riski arttı. Sivas Valiliği ile İl Tarım ve Orman Müdürlüğü, üreticilere tarlalarını sık sık kontrol etmeleri ve hastalık belirtilerine karşı erken mücadele başlatmaları çağrısında bulundu. Sivas İl Tarım ve Orman Müdürlüğü Bitkisel Üretim ve Bitki Sağlığı Şube Müdürü Sinan Berk, "İlimizde son dönemlerde etkili olan yağışların ve serin hava şartlarının etkisiyle hububat alanlarında sarı pas hastalığı ve septorya kök çürüklüğü riski ciddi şekilde artmıştır. Bu hastalıklar yüksek ve sık ekim yapılan, aşırı azotlu gübre kullanılan ve hava sirkülasyonunun yetersiz olduğu alanlarda hızla yayılmaktadır. Hastalık çıktıktan sonra değil, çıkmadan önce alınan tedbirler verimi korur" dedi. "Geç kalınan müdahale ürün kaybı demektir" İl ve ilçe müdürlüklerinde görev yapan teknik ekiplerin sezon boyunca arazi kontrollerini sürdürdüğünü belirten Berk, üreticilerin gelişmeleri yakından takip etmelerinin önem taşıdığını ifade ederek, "Geç kalınan müdahale ürün kaybı demektir. Bereketli ve kayıpsız bir sezon diliyoruz" diye konuştu. "Hastalık görüldüğü anda müdahaleye başlanmalıdır" Sivas İl Tarım ve Orman Müdürlüğünde görevli Ziraat Mühendisi Cihangir Bölücek ise pas hastalıklarıyla mücadelede öncelikle kültürel önlemlerin uygulanması gerektiğini belirtti. Bölücek, "Ekim normlarına uyulmalı, sık ekimden kaçınılmalı ve dengeli gübreleme yapılmalıdır. Azotlu gübrenin fazla kullanılması hastalığın yayılmasını artırır. Ayrıca dayanıklı ve toleranslı çeşitlerin tercih edilmesi önemlidir. Tüm bu tedbirlerin ardından hava şartlarına bağlı olarak hastalık yaygınlaşıyorsa, tarlalar düzenli kontrol edilmeli ve hastalık görüldüğü ilk anda mücadeleye başlanmalıdır" ifadelerini kullandı. Sarı pas hastalığı Ziraat Mühendisi Banu Hasdemir de sarı pas hastalığının belirtileri hakkında bilgi vererek, "Sarı pas hastalığında yapraklarda makine dikişi şeklinde sıralı sarı çizgiler ve tozlanma görülür. Tarlaya girildiğinde pantolona sarı renk bulaşıyorsa hastalık aktif şekilde yayılıyor demektir. Septorya hastalığında ise yapraklarda kahverengi lekeler oluşur, zamanla yapraklar kurur ve bitkinin gelişimi zayıflar. Kök çürüklüğünde köklerde zarar meydana gelir, bitkide sararma, cılız kalma ve yatmalar görülür" dedi. Nemli bahar aylarında hızla yayılıyor Bu hastalıklarla mücadele edilmediği takdirde yüzde 50’ye varan verim kayıplarının yaşanabileceğini belirten Hasdemir, ürün kalitesinde düşüş, tohumluk ve yemlik değerinde azalma görülebileceğini, bazı durumlarda ise yem olarak kullanılan ürünlerde acılaşmaların ortaya çıkabileceğini söyledi. Öte yandan uzmanlar, sarı pas hastalığının "Puccinia striiformis" mantarının neden olduğu ciddi bir mantari hastalık olduğunu belirterek, özellikle serin ve nemli bahar aylarında hızla yayılarak önemli verim kayıplarına yol açabildiğine dikkat çekti.
12 Mayıs 2026 Salı - 18:06 Sivas’ta hastanın göğüs duvarındaki 8 kiloluk tümör başarıyla çıkarıldı Sivas Cumhuriyet Üniversitesi Hastanesi’nde gerçekleştirilen başarılı operasyonla, 77 yaşındaki hastanın göğüs duvarındaki yaklaşık 8 kiloluk dev tümör alındı. Sivas Cumhuriyet Üniversitesi Sağlık Hizmetleri Uygulama ve Araştırma Hastanesi’nde gerçekleştirilen başarılı operasyonla, 77 yaşındaki Saniye Elmalı uzun yıllardır yaşam kalitesini olumsuz etkileyen ciddi sağlık probleminden kurtarıldı. Göğüs Cerrahisi, Genel Cerrahi ile Plastik, Rekonstrüktif ve Estetik Cerrahi ekiplerinin ortaklaşa yürüttüğü operasyon, multidisipliner yaklaşımın başarılı örneklerinden biri oldu. Hastanın uzun yıllardır göğüs duvarında bulunan büyük bir kitle ile yaşamını sürdürdüğünü belirten Göğüs Cerrahisi Ana Bilim Dalı’ndan Dr. Öğr. Üyesi Mahmut Özbey, süreçle ilgili yaptığı açıklamada, "Bu tür göğüs duvarı tümörleri nadir görülen olgulardır. Hastamız uzun yıllardır bu kitle ile yaşamış ve daha sonra kliniğimize başvurmuştur. Yapılan değerlendirmelerin ardından cerrahi müdahale kararı aldık. Ancak bu tür büyük ve kompleks ameliyatlar ekip çalışmasını gerektirir. Göğüs Cerrahisi, Genel Cerrahi ile Plastik, Rekonstrüktif ve Estetik Cerrahi ekipleriyle birlikte multidisipliner bir yaklaşım sergiledik. Ameliyatımız başarıyla tamamlandı ve hastamızın genel durumu oldukça iyi" ifadelerini kullandı. Genel Cerrahi Ana Bilim Dalı’ndan Prof. Dr. Sinan Soylu ise hastanın ameliyat sürecine ilişkin yaptığı değerlendirmede, "Hastamızda sağ göğüs bölgesinde, kaburga travmasına bağlı geliştiği düşünülen ve göğüs duvarını etkileyen büyük bir kitle mevcuttu. Göğüs Cerrahisi ile Plastik, Rekonstrüktif ve Estetik Cerrahi ekipleriyle birlikte planlı bir operasyon gerçekleştirdik. Oldukça kapsamlı bir cerrahiydi ancak ekip uyumu sayesinde operasyon başarıyla tamamlandı. Hastamızın genel durumu şu an stabil ve iyidir" dedi. Operasyonda Plastik, Rekonstrüktif ve Estetik Cerrahi Ana Bilim Dalı’ndan Doç. Dr. Handan Derebaşınlıoğlu da yer aldı. Ameliyat sırasında hastadan çıkarılan kitlenin yaklaşık 7 kilo 750 gram ağırlığında olduğu açıklandı. Sağlığına kavuşan Saniye Elmalı ise duygularını, "Uzun yıllardır bu rahatsızlıkla yaşıyordum. Artık dayanacak gücüm kalmamıştı. Hocam ve tüm ekibe minnettarım. Derdimden kurtardılar, hepsinden Allah razı olsun" sözleriyle ifade etti. Sivas Cumhuriyet Üniversitesi Hastanesi yetkilileri, bu tür zorlu vakalarda farklı branşların ortak çalışmasının hem başarı oranını artırdığını hem de hastalara daha güvenli tedavi imkânı sunduğunu vurguladı. Modern tıbbi altyapısı, alanında uzman akademik kadrosu ve hasta odaklı sağlık hizmet anlayışıyla dikkat çeken Sivas Cumhuriyet Üniversitesi Hastanesi, gerçekleştirdiği başarılı operasyonlarla bölgenin önemli sağlık merkezlerinden biri olmayı sürdürüyor. Üniversite, bilimsel birikimi ve güçlü sağlık kadrosuyla yalnızca Sivas’a değil, çevre illere de nitelikli sağlık hizmeti sunmaya devam ediyor.
İstenmeyen kiloların kaynağı lipödem olabilir
24 Haziran 2025 Salı - 12:54 İstenmeyen kiloların kaynağı lipödem olabilir Genellikle bacaklarda aşırı yağ birikimiyle ortaya çıkan bir yağ dokusu rahatsızlığı olan lipödeme genellikle geç teşhis konulduğunu belirten Beslenme ve Diyet Uzmanı Ekin Sayer "Lipödem tedavisinde esas olan yalnızca kilo vermek değil; vücudu bir bütün olarak iyileştirmektir" dedi. Pek çok kadının, bacaklarında açıklanamayan kalınlaşma, ağrı ve ödemle baş ederken; yaşadığı durumu sadece "kilo problemi" sandığını ifade eden Acıbadem Eskişehir Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Ekin Sayer "Oysa gerçek bambaşka olabilir. Lipödem, özellikle kadınlarda görülen, simetrik yağ birikimi, hassasiyet, kolay morarma ve dokunmaya duyarlılık gibi belirtilerle ortaya çıkan, kronik ve ilerleyici bir rahatsızlıktır. Ve bu tablonun en sık ihmal edilen ama en temel bileşenlerinden biri beslenmedir" dedi. "Vücudun üst ve alt kısmı orantısızdır" Lipödemin genetik ve hormonal kökenli bir bağ dokusu hastalığı olduğunu kaydeden Diyetisyen Sayer bu hastalığın ergenlik, gebelik, menopoz gibi hormonal geçiş dönemlerinde alevlendiği bilgisini verdi. Genellikle alt vücutta kalça, basen, uyluk ve bazen kollarda görülen bu yağ birikiminin; simetrik olduğuna ama vücudun üst kısmı ile orantısız bir görüntü oluşturduğuna dikkat çekerek bu durumun diyetle ve egzersizle kolay kolay geçebilen bir tablo olmadığını söyledi. Bu sebeple birçok kadının, yıllar boyunca pek çok "diyet" deneyimi yaşamasına rağmen, bacaklarındaki inatçı yağlanma nedeniyle kendini irade konusunda yetersiz ve başarısız hissettiğini anlatan Diyetisyen Sayer "Halbuki burada sorun motivasyon değil; fizyolojik direniştir. Yani lipödemli bir bireyin ihtiyaç duyduğu şey, sıradan bir zayıflama diyeti değil; hedef odaklı, bireyselleştirilmiş ve bütüncül bir beslenme yaklaşımıdır" diye konuştu. "Kilo vermek için değil iyileşmek için beslenin" Tedavide esas olanın yalnızca "kilo vermek" değil; vücudu bir bütün olarak iyileştirmek olduğunu vurgulayan Diyetisyen Sayer lipödem hastalarının beslenme planlamasındaki hedefleri "inflamasyonu (iltihabi süreci) azaltmak, lenfatik ve dolaşım sistemini desteklemek, ödemi azaltmak, insülin direncini ve kan şekeri dalgalanmalarını dengelemek, duygusal yeme ve beden algısıyla ilgili farkındalık oluşturmak" şeklinde sıraladı. Her hastanın durumunun kendine özgü olsa da temel ilkelerin genellikle aynı olduğuna değinen Diyetisyen Sayer şunları söyledi: "Anti-inflamatuvar beslenme yani lipödemde aktif olan iltihabi (inflamasyon) süreci baskılamak için bazı gıdaların öne çıkması gerekir: Mevsiminde, renkli ve çeşitli sebzeler, taze meyveler (özellikle yaban mersini, frambuaz, böğürtlen, nar gibi antioksidan içeriği yüksek kırmızı ve mor meyveler), soğuk sıkım gerçek zeytinyağı, avokado, çiğ kuruyemişler, Omega-3 içeriği yüksek balıklar (somon, uskumru, sardalya) zerdeçal, zencefil gibi doğal anti-inflamatuvar baharatlar. Bu besinler hem ödemi hem ağrıyı azaltmada yardımcı olabilir". "Diyabet eşlik ediyorsa ödem ve inflamasyon artıyor" Lipödemli bireylerde insülin direncinin de sık görüldüğüne işaret eden Diyetisyen Sayer bunun sadece kilo kontrolünü zorlaştırmakla kalmadığını; ödem, yorgunluk, tatlı isteği ve inflamasyon riskini de artırdığını anlattı. Bunun için basit şekerden, beyaz unlu ve işlenmiş karbonhidratlardan uzak durulmasını; tam tahıllar, kuru baklagiller ve yüksek lifli gıdaların tercih edilmesini; öğünlerde proteinin (yumurta, yoğurt, baklagil, et-tavuk-balık) mutlaka yer almasını tavsiye etti. Lenf sistemini destekleyerek hücre içi dengeyi koruyan minerallere dair ise "Su tüketimi günde en az 2-2,5 litre olmalı. Koyu yeşil yapraklılar, badem ve kakao tüketilerek magnezyum ihtiyacı karşılanmalı. Potasyum için muz, avokado, patates, pancar; C vitamini için ise maydanoz, kivi, turunçgiller yenilebilir" dedi. Her birey için geçerli olmasa da, bazı lipödemli hastaların süt ürünleri ve glutene hassas olabildiğinden bahseden Diyetisyen Sayer bu gıdaların vücutta inflamasyonu artırabildiğini ancak bu grupları tamamen beslenmeden çıkarmak yerine bir beslenme uzmanı eşliğinde gıdaları eleyerek ilerlemek gerektiğini dile getirdi. "Sadece fiziksel değil duygusal yükü de ağır" Lipödem yalnızca fiziksel bir durum değil; duygusal yükü de ağır olan bir tanı olduğunun altını çizen Diyetisyen Sayer "Kendi bedenini anlamaya çalışan bir kadın, yıllarca suçluluk, utanma ve dışlanmışlık hisleriyle boğuşabilir. ‘Ne yaparsam yapayım bu bacaklar değişmiyor’ düşüncesi; umutsuzluğu ve yeme davranış bozukluklarını tetikleyebilir. Lipödem bir yaşam biçimi haline getirildiğinde, doğru adımlar atıldığında kontrol altına alınabilir. Sürdürülebilir bir beslenme modeliyle, birey yalnızca fiziksel değil; zihinsel ve duygusal olarak da güçlenebilir" diye konuştu.
Onlarca boğulma vakasına müdahale eden profesör uyardı: "Deniz keyfiniz faciaya dönüşmesin"
24 Haziran 2025 Salı - 11:58 Onlarca boğulma vakasına müdahale eden profesör uyardı: "Deniz keyfiniz faciaya dönüşmesin" SAMSUN (İHA) – Göğüs Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Şevket Özkaya, yaz mevsiminin ani gelişiyle birlikte sahil bölgelerine akın eden vatandaşlara hayati uyarılarda bulundu. Özellikle yüzme bilmeyen kişilerin ve cankurtaran bulunmayan sahilleri tercih eden ailelerin büyük risk altında olduğunu belirten Özkaya, "Her yıl bine yakın vatandaşımızı boğulma nedeniyle kaybediyoruz. Ters akıntıya dikkat etmeliyiz" dedi. Hava sıcaklıklarının ani yükselişiyle vatandaşların denize yöneldiğini ifade eden Prof. Dr. Şevket Özkaya, boğulma vakalarının en çok yaz aylarında ve kontrolsüz alanlarda yaşandığını söyledi. "Yazın bir anda gelmesiyle birlikte serinlemek isteyen vatandaşlar, ailecek sahillere akın ediyor. Ancak bilinçsizce denize girenler büyük bir tehlikenin içinde. Özellikle yüzme bilmeyen bireyler ve çocuklar, denizin sinsi tehlikesi olan ‘rip’ yani ters akıntıya kapılarak hayatını kaybediyor" diye konuştu. "Son 4 yılda 4 bine yakın vatandaşımızı kaybettik" Boğulma olaylarının istatistiksel boyutuna da değinen Prof. Dr. Özkaya, "Son 4 sene için 4 bine yakın vatandaşımız boğularak hayatını kaybetti. Bu her sene artacak gibi duruyor. Özellikle yüzme bilmeyen vatandaşlar RİP akıntısı dediğimiz ters akıntıya maruz kaldıklarında açık denizlerde kaybolup boğuluyorlar. Bu ters akıntı en profesyonel yüzücüleri bile açık denizlere çekiyor. Denize girdiğinizde ayaklarınız yerden kesilmiş hissediyorsunuz" diye konuştu. "Ayaklarınız yere değse bile güvende değilsiniz" Türkiye’nin bir deprem ülkesi olduğuna da dikkat çeken Özkaya, deniz altındaki sismik hareketliliğin su altı akıntılarını etkileyebileceğini belirtti. Özkaya, "Özellikle ülkemiz deprem bölgesidir. Depremlerin büyük bir çoğunluğu denizlerde olmaktadır. Bu depremler deniz akıntısını etkilemektedir. Denize girdiğinizde lütfen boyunuz geçmediği yerlerde durun. Ayaklarınız yere dahi değse depremlerden, ters akıntılardan dolayı ayaklarını kayarak boğulabilme tehlikeniz var" şeklinde konuştu. "Aynı aileden birkaç kişiyi birden kaybediyoruz" Gözetimsiz sahillerde yaşanan vakaların çoğunun zincirleme olduğunu da aktaran Özkaya, şu uyarıyı yaptı: "Özellikle tenha, izole yerlerde denize giren ailelerde biri boğulma tehlikesi geçirince, diğerleri de onu kurtarmak için suya giriyor. Maalesef bu durum birkaç kişinin birden hayatını kaybetmesiyle sonuçlanabiliyor. Bu tür olaylar yaşadık. Bu yüzden hafta sonu planı yaparken, güvenliği ikinci plana atmayın. Birkaç dakikalık ihmal geri dönüşü olmayan sonuçlar doğurabilir." Vatandaşların sadece serinlemek için değil, aynı zamanda bilinçli ve dikkatli şekilde denize girmesi gerektiğini söyleyen Özkaya, "Lütfen çocuklarınızı gözetimsiz bırakmayın, can yeleği gibi önlemleri ihmal etmeyin. Tatiliniz keyifle bitsin, acıyla değil" ifadelerini kullandı.
Uzman açıkladı: "Suda doğum anne ve bebek için doğal bir başlangıç sunuyor"
24 Haziran 2025 Salı - 11:57 Uzman açıkladı: "Suda doğum anne ve bebek için doğal bir başlangıç sunuyor" Suda doğumun, doğum eyleminin belirli bir aşamasından itibaren annenin, özel hazırlanmış ve hijyen standartlarına uygun sıcak su havuzuna alınarak doğumun bu ortamda gerçekleşmesini sağlayan bir doğum yöntemi olduğunu belirten Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Opr. Dr. Sefa Erdem Özhan, "Anne adayının tercihine bağlı olarak, tıbbi açıdan uygun bulunması halinde uygulanabilmektedir" dedi. VM Medical Park Samsun Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Op. Dr. Sefa Erdem Özhan, suda doğum hakkında bilgilendirmelerde bulundu. "Sıcak suyun rahatlatıcı etkisi var" Yaklaşık 37 derece sıcaklıktaki suyun, pelvik taban kaslarını gevşetmeye yardımcı olabileceğini söyleyen Opr. Dr. Özhan, "Bu durum, doğum eyleminin daha konforlu ilerlemesini sağlayabilir. Aynı zamanda annenin kendini daha huzurlu hissetmesi, doğum sürecine olumlu yansıyabilir. Suyun sağladığı ortam, doğum kanalının esnekliğini artırarak ilerlemeye destek verebilir" diye konuştu. "Bebek için doğal bir geçiş ortamı" Anne karnındaki amniyotik sıvıya benzerliği nedeniyle suyun, bebeğin dünyaya geçişini daha yumuşak hale getirebildiğini söyleyen Dr. Özhan, "Doğum sırasında bebek, su dışına çıkarılana kadar oksijen ihtiyacını göbek kordonu aracılığıyla karşılamaya devam eder. Bu süreç, yeni doğan açısından sakin bir geçiş imkânı sağlayabilir" şeklinde konuştu. Kimler için uygundur? Suda doğumun herhangi bir sağlık problemi bulunmayan, gebelik süreci boyunca ciddi bir komplikasyon yaşamamış ve düşük riskli olarak değerlendirilen anne adayları için tercih edilebilecek bir yöntem olduğunu belirten Op. Dr. Özhan, "Ancak annenin genel sağlık durumu ve gebeliğin seyri bu tercihi doğrudan etkiler. Her olgu bireysel olarak değerlendirilmelidir. Doğumun her aşamasında anne ve bebek yakından izlenmeli, süreç normal seyrinde ilerlemiyorsa gerekli müdahaleler gecikmeden yapılmalıdır. Acil bir durumda sudan çıkış süresi zaman açısından dikkatle planlanmalıdır" ifadelerini kullandı. "Doğum yöntemi seçimi kişiye özeldir" Her doğum yönteminin farklı dinamikler içerebildiğini söyleyen Opr. Dr. Özhan şunları söyledi: "Bu nedenle suda doğum seçeneği, yalnızca annenin talebiyle değil; mevcut tıbbi değerlendirme sonucunda, hekim uygun gördüğü takdirde uygulanmalıdır. Anne adaylarının doğum süreciyle ilgili tüm seçenekleri, takip eden hekimleriyle detaylı bir şekilde görüşmeleri önemlidir."
Aşırı terleme ve yetersiz su tüketimi böbrek sağlığını tehdit ediyor
24 Haziran 2025 Salı - 11:28 Aşırı terleme ve yetersiz su tüketimi böbrek sağlığını tehdit ediyor Medical Point Gaziantep Hastanesi Nefroloji Uzmanı Uzm. Dr. Mehmet Büyükbakkal, "Sıcak havalarda vücudun sıvı dengesi bozulursa, böbrekler alarm verir" dedi. Medical Point Gaziantep Hastanesi Nefroloji Uzmanı Uzm. Dr. Mehmet Büyükbakkal, aşırı terleme ve yetersiz sıvı alımının böbrek fonksiyonlarını olumsuz etkileyebileceğini, bu durumun uzun vadede böbrek yetmezliğine kadar gidebileceğini vurguladı. Dr. Büyükbakkal, "Yaz mevsiminin kavurucu sıcaklarında artan terleme, özellikle yeterli miktarda su içmeyen bireylerde ciddi sağlık sorunlarına yol açabiliyor" ifadelerini kullandı. Uzm. Dr. Büyükbakkal, "Bu sistemin sağlıklı bir şekilde çalışabilmesi için vücudun yeterli miktarda su alması gerekir. Günlük sıvı alımı azaldığında böbrekler kanı süzmekte zorlanır. Özellikle yaz aylarında artan terleme ile bu risk daha da yükselir. Böbrekler, vücuttaki zararlı atıkları ve fazla sıvıyı süzerek idrar yoluyla dışarı atan hayati organlardır. Aynı zamanda kan basıncını düzenleme, elektrolit dengesini sağlama ve asit-baz dengesini koruma gibi çok önemli görevleri vardır. Aşırı terleme ile birlikte sadece su değil; sodyum, potasyum gibi hayati elektrolitler de kaybedilir. Bu kayıplar yerine konulmadığında kan yoğunluğu artar, böbreklere giden kan akışı azalır ve bu da akut böbrek hasarına (AKI) yol açabilir. Özellikle sıcak havalarda ya da fiziksel olarak aktif bireylerde sıvı kaybı çok daha fazladır" ifadelerine yer verdi. "Su içmeden geçirilen saatler, böbreklerin süzme kapasitesini düşürerek ileride kronik böbrek hastalıklarına zemin hazırlayabilir" uyarısında bulunan Dr. Büyükbakkal, bu konuda toplumun bilinçlenmesinin önemine dikkat çekti. Ne kadar su içmeliyiz Su tüketimiyle ilgili bilgi veren Dr. Büyükbakkal, "Genel olarak sağlıklı bir bireyin günlük su ihtiyacı 2-2,5 litre arasında değişiyor. Ancak sıcak hava, yoğun fiziksel aktivite ve terleme bu miktarın artmasına neden oluyor. Kronik hastalığı olan bireyler ya da düzenli ilaç kullananlar, su tüketimini mutlaka doktor kontrolünde planlamalı" şeklinde konuştu. Uzm. Dr. Mehmet Büyükbakkal, "Sıcak havalarda artan terlemeyle birlikte sıvı ihtiyacı da artar. Bu ihtiyacın karşılanmaması halinde, böbrekler susuzluk nedeniyle zarar görebilir. Sağlıklı böbrekler için su içmeyi unutmamak hayati önem taşır" diye konuştu.
Dubai’den gelen hasta kritik ameliyatla sağlığına kavuştu
24 Haziran 2025 Salı - 11:19 Dubai’den gelen hasta kritik ameliyatla sağlığına kavuştu Kalp yetmezliği şikayetiyle Dubai’den gelerek Bursa Şehir Hastanesi’ne başvuran hasta, minimal invaziv yöntemle (Göğüs kemiği açılmadan ve kalbi durdurulmadan) gerçekleştirilen başarılı ameliyatla sağlığına kavuştu. Dubai’de yaşayan Filipinler asıllı 33 yaşındaki Kathleen Kaye Concepcion Alcos’a, gribal enfeksiyon şikayetiyle gittiği hastanede mitral kapak yetmezliği ve kalp içinde hareketli kitle tanısı konuldu. Türk vatandaşı eşi İskender Karasu’nun önerisiyle Türkiye’de tedavi imkanlarını araştıran Alcos, Bursa Şehir Hastanesi’nde bu ameliyatın başarıyla yapıldığını öğrendi. Şifa bulmak için Türkiye’ye gelerek Bursa Şehir Hastanesi’ne başvuran Alcos, Kalp ve Damar Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Nail Kahraman tarafından değerlendirildi. Ameliyat kararı alınan hastaya minimal invaziv yöntemle mekanik mitral kapak replasmanı (değişimi) ve kalp içindeki pıhtıların temizlenmesi işlemi başarıyla uygulandı. Ameliyat sonrası sağlığına kavuşan Alcos, hastaneden taburcu edildi. Daha hızlı iyileşme sağlıyor Yapılan operasyonla ilgili değerlendirmelerde bulunan Kalp ve Damar Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Nail Kahraman, minimal invaziv yöntemle ameliyatın hasta açısından daha az travmatik geçtiğini ve iyileşme sürecini hızlandırdığına dikkat çekti. Geleneksel cerrahi yöntemlere kıyasla doku zararının minimumda tutulduğunun altını çizen Prof. Dr. Kahraman, hastanın operasyon sonrası 5. günde sağlıklı bir şekilde hastaneden taburcu edildiğini sözlerine ekledi. Türkiye’nin ileri düzey gerektiren cerrahi işlemlerde artık sadece kendi vatandaşları için değil, dünya genelinden gelen hastalar için de şifa kaynağı olmaya devam ettiğini ifade eden Prof. Dr. Kahraman, "Bu operasyonu daha önce de birçok kez başarıyla gerçekleştirdik. Ülkemizin sağlık sistemine olan güveni gösteren bir örnektir" dedi. "Hayatımda yepyeni bir sayfa açıldı" Türkiye’ye gelmeden önce enfeksiyon yüzünden hasta olduğunu ve nefes problemleri yaşadığını belirten Kathleen Kaye Concepcion Alcos ise, doktora gittiğinde kalbinde problem olduğunu ve vakit kaybetmeden ameliyat olması gerektiğini öğrendiğini söyledi. Eşinin Türkiye’de yaşayan kardeşinin yardımıyla Bursa Şehir Hastanesi’nde görevli Prof. Dr. Nail Kahraman ile tanıştıklarını vurgulayan Alcos, "Oraya gittiğimiz zaman ameliyat olmamı söyledi. Bu operasyona hazır olduğumdan emin olmak için her şeyi kontrol etti. Kalbim durdurulmadan ve göğsümü açmadan, göğsümün altında küçük bir delik açıp oradan girerek ameliyat gerçekleştirildi. Bu gerçekten çok başarılı bir operasyondu. Çok hızlı iyileştim ve bir hafta içinde yavaşça yürümeye başladım. Bu harika ameliyat için hocama çok teşekkür ediyorum. Doktorlar ve hemşireler, hastanede kaldığımız sürede bize çok destek oldular. Her şeye rağmen ameliyatı ilk kez geçirdiğim için biraz korkutucuydu. Bütün doktorlar ve hemşireler, her şeyin yolunda gideceğinden emindiler ve yaptıkları işte kendilerine güvendiklerini biliyordum. Orada bulunduğum 11 gün boyunca benimle çok iyi ilgilendiler. Şimdi normal yaşam geri döndüm ve sağlıklı hissediyorum" diye konuştu. Ameliyat öncesi ve sonrasında kendileriyle çok iyi ilgilenildiğini vurgulayan İskender Karasu ise, emeği geçen herkese teşekkürlerini sundu.
Sıcak çarpmasından basit önlemlerle korunmak mümkün
24 Haziran 2025 Salı - 11:11 Sıcak çarpmasından basit önlemlerle korunmak mümkün Sıcak çarpması vücudun ısı ayarlama mekanizmasını bozarak ölüme kadar giden sağlık sorunlarına yol açabiliyor. Uzm. Dr. Tuncay filiz, yaz sıcaklarının başladığına dikkat çekip "sıcak çarpması"na karşı uyarılarda bulundu. Sıcak çarpmasının vücudun termoregülasyon (beden ısısı ayarlama merkezi) mekanizmasının ayarlarını bozduğunu, bu bozulma sonucunda vücut ısısının düşme yerine çok yüksek derecelere çıkabildiğini belirten Uzm. Dr. Filiz, "Vücut ısımız 41 dereceyi aşınca beyin hücrelerinde ciddi tahribatlar oluşur ve termoregülasyon mekanizması devre dışı kalır. Basit ama etkili yöntemlerle korunmak mümkün" dedi. Acıbadem Bayraklı Tıp Merkezi İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Tuncay Filiz, nem arttıkça daha da fazla hissedilecek sıcaklıkların sağlığımıza olumsuz etkileri konusunda önemli bilgiler verdi. Uzm. Dr. Filiz vücudumuzun sıcak ya da soğuk ortamlarda ısısını korumak için beyin tarafından yönetilen, termoregülatör denilen bir ısı ayarlama mekanizmasına sahip olduğunu söyledi. Bu mekanizmanın bozulmasının ölüme kadar giden ciddi sağlık sorunlarına yol açabileceğini belirten Uzm. Dr. Filiz, şöyle konuştu: "Sıcak çarpması, aşırı sıcak etkisiyle yaşam fonksiyonlarının bozulması, yaşam fonksiyonlarındaki bu bozulma vücudumuzun termoregülasyon mekanizmasının zarar görmesi demektir. Beden ısımızı düzenleyen bir mekanizma olan termoregülasyon, beynimiz tarafından kontrol edilir. Bu sayede vücut ısımız sıcak ortamlarda düşer, soğuk ortamlarda ise yükselerek 36,8 +- 0,4 oC arasında dengede tutulur. Vücut ısımız 41 dereceyi aşınca beyin hücrelerinde ciddi tahribatlar oluşur ve termoregülasyon mekanizması devre dışı kalır. Sıcak çarpmalarında ateş çok yüksektir, 41 derece üzerine çıkar. Aşırı terleme su kaybına yol açar. Tuz ve sıvı kaybına bağlı olarak solunum sayısı artar, nefes darlığı, nabız hızlanması, tansiyon düşmesi, baş ağrısı, bulantı, kusma ve baş dönmesi ortaya çıkar. Gerekli önlemler alınmaz ve tedavi edilmezse bilinç kaybı ve koma gelişir." Kimler etkilenir ve riskli ilaçlar İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Filiz, kalp ve damar hastalarının, yaşlıların ve kronik hastalıkları nedeniyle sürekli ilaç kullananların sıcak çarpması risk grubunu oluşturduklarını söyledi. Filiz, "Sıcak çarpmasında risk oluşturan ilaçlar ise beta blokerler, tranklizanlar, diüretiklerdir" diyerek bu risk gruplarını ve bu ilaçları kullanan hastaları uyardı. Nasıl korunuruz Uzm. Dr. Filiz, sıcak çarpmasına karşı alınacak önlemlerin basit ama etkili olduğunu vurguladı. Filiz, "Sıcak çarpmasına karşı açık renkli, bol giysiler giyin. Serin ortamlarda bulunun. Alkollü içecekleri azaltın, yağsız ve hafif yemekler tüketin. Her gün en az 2.5 litre su için. Şapkasız sokağa çıkmamaya özen gösterin. Saat 10.00 ile 15.00 arası sokağa çıkmayın. Ağır sporlar yapmayın" dedi. Sıcak çarpması bulguları ve ilk yardım Sıcak çarpmasına maruz kalan kişide şiddetli baş ağrısı, baş dönmesi, yüksek ateş, bulantı, bilinç bulanıklığı görülebileceğini belirten Uzm. Dr. Filiz, ateşin hızla düşürülmemesi gerektiğinin altını çizdi. Hastanın serin ve gölge bir yere alınarak giysilerinin çıkartılmasını, ateşinin ölçülmesi gerektiğini belirten Uzm. Dr. Filiz, sözlerini şöyle sürdürdü: "Ateş 40 derece üzerinde ise tüm vücudu ılık suya batırılmış sünger ya da çarşaf ile silinmelidir. Ateş 39 dereceye indiğinde soğutma işlemi yavaşlatılmalıdır. Ateşin hızlı bir şekilde düşürülmesi doğru değildir. Bu nedenle buz ya da aşırı soğuk kompresler uygulanmamalıdır. Tüm gayretlere rağmen ateş düşmez ya da bilinç bulanıklığı devam ederse mutlaka hastaneye sevk edilmelidir. Tansiyon düşük ise, sırt üstü yatırılmalı, bacaklar yukarıya kaldırılmalıdır. Bilinç açık ise tuzlu ayran ya da soda içirilmeli, bilinç bulanık ise 112 aranmalı, hastaneye sevki sağlanmalıdır."
Dubai’den gelen hasta kritik ameliyatla şifa buldu
24 Haziran 2025 Salı - 11:11 Dubai’den gelen hasta kritik ameliyatla şifa buldu Kalp yetmezliği şikayetiyle Dubai’den gelerek Bursa Şehir Hastanesi’ne başvuran 33 yaşındaki hasta, minimal invaziv yöntemle (Göğüs kemiği açılmadan ve kalbi durdurulmadan) gerçekleştirilen başarılı ameliyatla sağlığına kavuştu. Dubai’de yaşayan Filipinler asıllı Kathleen Kaye Concepcion Alcos’a, gribal enfeksiyon şikayetiyle gittiği hastanede mitral kapak yetmezliği ve kalp içinde hareketli kitle tanısı konuldu. Türk vatandaşı eşi İskender Karasu’nun önerisiyle Türkiye’de tedavi imkanlarını araştıran Alcos, Bursa Şehir Hastanesi’nde bu ameliyatın başarıyla yapıldığını öğrendi. Şifa bulmak için Türkiye’ye gelerek Bursa Şehir Hastanesi’ne başvuran Alcos, Kalp ve Damar Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Nail Kahraman tarafından değerlendirildi. Ameliyat kararı alınan hastaya minimal invaziv yöntemle mekanik mitral kapak replasmanı (değişimi) ve kalp içindeki pıhtıların temizlenmesi işlemi başarıyla uygulandı. Ameliyat sonrası sağlığına kavuşan Alcos, hastaneden taburcu edildi. Daha hızlı iyileşme sağlıyor Yapılan operasyonla ilgili değerlendirmelerde bulunan Kalp ve Damar Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Nail Kahraman, minimal invaziv yöntemle ameliyatın hasta açısından daha az travmatik geçtiğini ve iyileşme sürecini hızlandırdığına dikkat çekti. Geleneksel cerrahi yöntemlere kıyasla doku zararının minimumda tutulduğunun altını çizen Prof. Dr. Kahraman, hastanın operasyon sonrası beşinci günde sağlıklı bir şekilde hastaneden taburcu edildiğini sözlerine ekledi. Türkiye’nin ileri düzey gerektiren cerrahi işlemlerde artık sadece kendi vatandaşları için değil, dünya genelinden gelen hastalar için de şifa kaynağı olmaya devam ettiğini ifade eden Prof. Dr. Kahraman, "Bu operasyonu daha önce de birçok kez başarıyla gerçekleştirdik. Ülkemizin sağlık sistemine olan güveni gösteren bir örnektir" dedi. "Hayatımda yepyeni bir sayfa açıldı" Türkiye’ye gelmeden önce enfeksiyon yüzünden hasta olduğunu ve nefes problemleri yaşadığını belirten Kathleen Kaye Concepcion Alcos ise, doktora gittiğinde kalbinde problem olduğunu ve vakit kaybetmeden ameliyat olması gerektiğini öğrendiğini söyledi. Eşinin Türkiye’de yaşayan kardeşinin yardımıyla Bursa Şehir Hastanesi’nde görevli Prof. Dr. Nail Kahraman ile tanıştıklarını vurgulayan Alcos, "Oraya gittiğimiz zaman ameliyat olmamı söyledi. Bu operasyona hazır olduğumdan emin olmak için her şeyi kontrol etti. Kalbim durdurulmadan ve göğsümü açmadan, göğsümün altında küçük bir delik açıp oradan girerek ameliyat gerçekleştirildi. Bu gerçekten çok başarılı bir operasyondu. Çok hızlı iyileştim ve bir hafta içinde yavaşça yürümeye başladım. Bu harika ameliyat için hocama çok teşekkür ediyorum. Doktorlar ve hemşireler, hastanede kaldığımız sürede bize çok destek oldular. Her şeye rağmen ameliyatı ilk kez geçirdiğim için biraz korkutucuydu. Bütün doktorlar ve hemşireler, her şeyin yolunda gideceğinden emindiler ve yaptıkları işte kendilerine güvendiklerini biliyordum. Orada bulunduğum 11 gün boyunca benimle çok iyi ilgilendiler. Şimdi normal yaşam geri döndüm ve sağlıklı hissediyorum" diye konuştu. Ameliyat öncesi ve sonrasında kendileriyle çok iyi ilgilenildiğini vurgulayan İskender Karasu ise, emeği geçen herkese teşekkürlerini sundu.
Uzmanından sıcaklarda beslenme uyarısı
24 Haziran 2025 Salı - 11:09 Uzmanından sıcaklarda beslenme uyarısı Lokman Hekim Van Hastanesi Diyetisyeni Funda Budak, son zamanlarda artan sıcaklıklardan dolayı vatandaşların beslenmelerine dikkat etmesi gerektiğini söyledi. Hava sıcaklığının gün geçtikçe arttığını ve dolayısıyla vatandaşların beslenmelerine dikkat etmesi gerektiğini belirten Lokman Hekim Van Hastanesi Diyetisyeni Funda Budak, vatandaşlara önemli tavsiyelerde bulundu. Dengesiz beslenmenin iştahsızlık, baş dönmesi ve sindirim sorunlarına yol açabileceğini ifade eden Budak, "Sıcakların uzun bir süre devam edecek olması ise canınızı sıkmakla kalmaz, sağlığınızı olumsuz etkiler. Yaz mevsiminde ter ile atılan su artar, bu nedenle sıvı dengesinin sürdürülmesi için bol sıvı alınması gerekir. Normalde bir yetişkinin günlük su ihtiyacı 2-2,5 litre civarında iken aşırı sıcak havalarda bu miktar 3 litreye kadar ulaşabilmektedir. Bu yüzden özellikle aşırı sıcak günlerde 2,5-3 litre su içmeye özen gösterilmelidir. Yine çay, kahve ve asitli içecekler, içerdikleri kafein miktarı nedeniyle aşırı sıcaklar için pek uygun olmayan içeceklerdir. Kafein aşırı miktarda alındığında, vücutta su kaybına neden olur ve vücut sıvı dengesine zarar verebilir. Bu nedenle yaz mevsiminde tüketiminde artış olan asitli içeceklerden ve yaz akşamlarının keyifli içecekleri olan çay ve kahveyi abartmamakta fayda var. Günde 1-3 kupa çay ve kahveden fazlasını tüketmeyin. Kahvenizi sütlü, çayınızı ise açık ve limonlu olarak içmeye özen gösterilmelidir. Su, tercih edebileceğimiz en sağlıklı içecek olup bunun yanında taze sıkılmış meyve suları, taze limonatalar, ayran ve doğal maden suları tercih edilmelidir" dedi. "Vatandaşların tuz tüketim miktarlarına da dikkat etmesi gerek" Vatandaşların tuz tüketim miktarlarına da dikkat etmesi gerektiğini ifade eden Budak, "Tuz her ne kadar bir dolaşım düşmanı olarak gösterilse de, içerisinde yer alan sodyum ve klor nedeni ile vücudumuzun ihtiyaç duyduğu bir birleşiktir. Yaz aylarında aşırı tuz tüketimi tansiyon yükselmesine neden olabilir. Tuzun yetersiz miktarda tüketilmesi ise hücrelerimiz arasında yer alan sıvıların dengesini bozarak çok tehlikeli sağlık sorunlarına yol açabilir. Günlük tuz tüketiminin 5 gramı aşmamasına özen göstermeli, fakat tuzsuz bir hayata evet dememeliyiz. Yağlı yemeklerden uzak durmalı, hafif sebzeli yemekleri tercih etmeliyiz" şeklinde konuştu.