SAĞLIK
Zonguldak’ta Eczacılık Günü paneli düzenlendi 12 Mayıs 2026 Salı - 19:12:23 14 Mayıs Eczacılık Günü kapsamında 17. Bölge Zonguldak Eczacı Odası tarafından düzenlenen panelde, eczacıların sağlık sistemindeki rolü ve mesleki sorunlar ele alındı. Oda konferans salonunda gerçekleştirilen panele,TEB Genel Başkanı Ecz. Mehmet İrfan Demirci, Zonguldak Belediye Başkanı Tahsin Erdem, Bartın Belediye Başkanı Muhammet Rıza Yalçınkaya, Zonguldak İl Sağlık Müdürü Mustafa Özkan Gün, BEUN Eczacılık Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Zehra Safi Öz, Tüm Eczacı Kooperatifleri Birliği Başkanı Sait Yücel ve çok sayıda akademisyen ile eczacı katıldı. Programda konuşan TEB Genel Başkanı Mehmet İrfan Demirci, eczacıların sağlık sistemindeki önemine dikkat çekerek, "Birinci basamak sağlık hizmetinin merkezinde eczacılar olmalı" dedi. İnternet üzerinden ilaç ve gıda takviyesi satışına ilişkin düzenlemelere de tepki gösteren Demirci, bu uygulamaların kabul edilemez olduğunu ifade etti. Esra Geyikli ise açılış konuşmasında mesleki dayanışmanın önemine vurgu yaparak, bu tür organizasyonların sektör açısından büyük değer taşıdığını söyledi. Zonguldak Belediye Başkanı Tahsin Erdem de eczacıların toplum sağlığının korunmasında büyük emek ve sorumluluk üstlendiğini belirterek, " Toplum sağlığının korunmasında büyük emek ve sorumluluk üstlenen tüm eczacılarımızın Eczacılık Bayramı’nı kutluyor, özverili çalışmalarından dolayı teşekkür ediyorum" ifadelerini kullandı.
12 Mayıs 2026 Salı - 19:10 Dünya Sağlık İçin Hareket Et Günü’nde yürüdüler Zonguldak İl Sağlık Müdürlüğü ve İl Milli Eğitim Müdürlüğü işbirliğinde 10 Mayıs Dünya Sağlık için Hareket Et Günü etkinlikleri kapsamında Kemal Köksal Şehir Stadyumu’nda "Sağlıklı ve Hareketli Yaşama Merhaba " yürüyüşü düzenlendi. İl Sağlık Müdürlüğü Halk Sağlığı Hizmetleri Başkanlığı Koordinasyonunda düzenlenen yürüyüş etkinliğinde sağlık çalışanlarının yanı sıra Fener İlkokulunda eğitim gören minik öğrenciler düzenlenen etkinliğe katılarak renkli görüntülere sahne oldular. Yürüyüşün ardından Fener İlkokulu öğrencilerine yönelik eski Milli Atlet Hüseyin Orhun Demircan tarafından öğrencilere Şehir stadyumda koşu ve çeşitli fiziksel aktiviteler de bulundurdu. Programın ardından minik öğrencilere elma ikram edildi. Güzel bir organizasyon altında düzenlenen Yürüyüşün ardından bir açıklama yapan Zonguldak İl Sağlık Müdürü Uzm. Dr. Mustafa Özkan Gün , Fiziksel aktif olmanın ve düzenli sağlık kontrolleri yaptırmanın önemine dikkat çekerek , ‘’Toplumda fiziksel aktivitenin artırılması hükümetler, tüm kurum ve kuruluşlar ile sivil toplum örgütleri dahil herkesin sorumluluğunda olup her yaş ve cinsiyetten engelli bireyler de dahil toplumun her kesimi için günlük 30-60 dakika orta yoğunlukta bir fiziksel aktivite ciddi hastalıkları önlemek için güçlü bir araç ve uygun maliyetli bir halk sağlığını iyileştirme yöntemidir. Ülkemizde de 10 Mayıs Sağlık İçin Hareket Et Günü, her yıl Bakanlığımızın Koordinasyonunda diğer paydaş kurum, kuruluşlar ve sivil toplum örgütleri ile birlikte toplum bilincini ve farkındalığını arttırmak amacı ile 81 ilimizde düzenlenen çeşitli etkinliklerle kutlanmaktadır. Fiziksel aktivite, günlük yaşam içerisinde kas ve eklemlerimizi kullanarak enerji tüketimi ile gerçekleşen herhangi bir bedensel hareket olarak tanımlanmaktadır. Bireylerin fiziksel ve ruhsal sağlığının geliştirilmesinde temel araçlardan biridir. Bir halk sağlığı sorununu gidermenin yanında, aynı zamanda toplum refahını, çevrenin korunmasını teşvik eder ve gelecek nesillere yönelik bir yatırım oluşturur. Sağlığın korunması ve geliştirilmesi için haftada 150 dakikalık (haftanın 5 günü 30 dakikalık) orta şiddette bir egzersiz yetişkinler açısından yeterlidir. 1-4 yaş arası çocuklar, gün içinde farklı şiddetlerde toplam 180 dakikalık fiziksel aktivite yapmalıdırlar. 5-18 yaş arasındaki çocuk ve ergenler için ise, günde 60 dakika, orta şiddetliden yüksek şiddetli aktivitelere doğru şiddeti değişen aktiviteler önerilmektedir.’’ diyerek sağlıklı yaşam için fiziksel aktivitenin önemini vurguladı.
12 Mayıs 2026 Salı - 18:23 Yağışlar sonrası çiftçilere hububat tarlalarında hastalık riski uyarısı: "Hastalık çıkmadan önce alınan tedbirler verimi korur" Sivas Valiliği ile Sivas İl Tarım ve Orman Müdürlüğü, il genelinde etkili olan yağışlı hava ve sonrasında artan sıcaklıkların hububat alanlarında sarı pas ve septorya kök çürüklüğü hastalığı riskini artırdığına dikkat çekerek çiftçilere uyarıda bulundu. Sivas’ta son günlerde etkili olan yağışlı hava ve ardından yükselen sıcaklıklar nedeniyle hububat alanlarında sarı pas ve septorya kök çürüklüğü hastalığı riski arttı. Sivas Valiliği ile İl Tarım ve Orman Müdürlüğü, üreticilere tarlalarını sık sık kontrol etmeleri ve hastalık belirtilerine karşı erken mücadele başlatmaları çağrısında bulundu. Sivas İl Tarım ve Orman Müdürlüğü Bitkisel Üretim ve Bitki Sağlığı Şube Müdürü Sinan Berk, "İlimizde son dönemlerde etkili olan yağışların ve serin hava şartlarının etkisiyle hububat alanlarında sarı pas hastalığı ve septorya kök çürüklüğü riski ciddi şekilde artmıştır. Bu hastalıklar yüksek ve sık ekim yapılan, aşırı azotlu gübre kullanılan ve hava sirkülasyonunun yetersiz olduğu alanlarda hızla yayılmaktadır. Hastalık çıktıktan sonra değil, çıkmadan önce alınan tedbirler verimi korur" dedi. "Geç kalınan müdahale ürün kaybı demektir" İl ve ilçe müdürlüklerinde görev yapan teknik ekiplerin sezon boyunca arazi kontrollerini sürdürdüğünü belirten Berk, üreticilerin gelişmeleri yakından takip etmelerinin önem taşıdığını ifade ederek, "Geç kalınan müdahale ürün kaybı demektir. Bereketli ve kayıpsız bir sezon diliyoruz" diye konuştu. "Hastalık görüldüğü anda müdahaleye başlanmalıdır" Sivas İl Tarım ve Orman Müdürlüğünde görevli Ziraat Mühendisi Cihangir Bölücek ise pas hastalıklarıyla mücadelede öncelikle kültürel önlemlerin uygulanması gerektiğini belirtti. Bölücek, "Ekim normlarına uyulmalı, sık ekimden kaçınılmalı ve dengeli gübreleme yapılmalıdır. Azotlu gübrenin fazla kullanılması hastalığın yayılmasını artırır. Ayrıca dayanıklı ve toleranslı çeşitlerin tercih edilmesi önemlidir. Tüm bu tedbirlerin ardından hava şartlarına bağlı olarak hastalık yaygınlaşıyorsa, tarlalar düzenli kontrol edilmeli ve hastalık görüldüğü ilk anda mücadeleye başlanmalıdır" ifadelerini kullandı. Sarı pas hastalığı Ziraat Mühendisi Banu Hasdemir de sarı pas hastalığının belirtileri hakkında bilgi vererek, "Sarı pas hastalığında yapraklarda makine dikişi şeklinde sıralı sarı çizgiler ve tozlanma görülür. Tarlaya girildiğinde pantolona sarı renk bulaşıyorsa hastalık aktif şekilde yayılıyor demektir. Septorya hastalığında ise yapraklarda kahverengi lekeler oluşur, zamanla yapraklar kurur ve bitkinin gelişimi zayıflar. Kök çürüklüğünde köklerde zarar meydana gelir, bitkide sararma, cılız kalma ve yatmalar görülür" dedi. Nemli bahar aylarında hızla yayılıyor Bu hastalıklarla mücadele edilmediği takdirde yüzde 50’ye varan verim kayıplarının yaşanabileceğini belirten Hasdemir, ürün kalitesinde düşüş, tohumluk ve yemlik değerinde azalma görülebileceğini, bazı durumlarda ise yem olarak kullanılan ürünlerde acılaşmaların ortaya çıkabileceğini söyledi. Öte yandan uzmanlar, sarı pas hastalığının "Puccinia striiformis" mantarının neden olduğu ciddi bir mantari hastalık olduğunu belirterek, özellikle serin ve nemli bahar aylarında hızla yayılarak önemli verim kayıplarına yol açabildiğine dikkat çekti.
12 Mayıs 2026 Salı - 18:06 Sivas’ta hastanın göğüs duvarındaki 8 kiloluk tümör başarıyla çıkarıldı Sivas Cumhuriyet Üniversitesi Hastanesi’nde gerçekleştirilen başarılı operasyonla, 77 yaşındaki hastanın göğüs duvarındaki yaklaşık 8 kiloluk dev tümör alındı. Sivas Cumhuriyet Üniversitesi Sağlık Hizmetleri Uygulama ve Araştırma Hastanesi’nde gerçekleştirilen başarılı operasyonla, 77 yaşındaki Saniye Elmalı uzun yıllardır yaşam kalitesini olumsuz etkileyen ciddi sağlık probleminden kurtarıldı. Göğüs Cerrahisi, Genel Cerrahi ile Plastik, Rekonstrüktif ve Estetik Cerrahi ekiplerinin ortaklaşa yürüttüğü operasyon, multidisipliner yaklaşımın başarılı örneklerinden biri oldu. Hastanın uzun yıllardır göğüs duvarında bulunan büyük bir kitle ile yaşamını sürdürdüğünü belirten Göğüs Cerrahisi Ana Bilim Dalı’ndan Dr. Öğr. Üyesi Mahmut Özbey, süreçle ilgili yaptığı açıklamada, "Bu tür göğüs duvarı tümörleri nadir görülen olgulardır. Hastamız uzun yıllardır bu kitle ile yaşamış ve daha sonra kliniğimize başvurmuştur. Yapılan değerlendirmelerin ardından cerrahi müdahale kararı aldık. Ancak bu tür büyük ve kompleks ameliyatlar ekip çalışmasını gerektirir. Göğüs Cerrahisi, Genel Cerrahi ile Plastik, Rekonstrüktif ve Estetik Cerrahi ekipleriyle birlikte multidisipliner bir yaklaşım sergiledik. Ameliyatımız başarıyla tamamlandı ve hastamızın genel durumu oldukça iyi" ifadelerini kullandı. Genel Cerrahi Ana Bilim Dalı’ndan Prof. Dr. Sinan Soylu ise hastanın ameliyat sürecine ilişkin yaptığı değerlendirmede, "Hastamızda sağ göğüs bölgesinde, kaburga travmasına bağlı geliştiği düşünülen ve göğüs duvarını etkileyen büyük bir kitle mevcuttu. Göğüs Cerrahisi ile Plastik, Rekonstrüktif ve Estetik Cerrahi ekipleriyle birlikte planlı bir operasyon gerçekleştirdik. Oldukça kapsamlı bir cerrahiydi ancak ekip uyumu sayesinde operasyon başarıyla tamamlandı. Hastamızın genel durumu şu an stabil ve iyidir" dedi. Operasyonda Plastik, Rekonstrüktif ve Estetik Cerrahi Ana Bilim Dalı’ndan Doç. Dr. Handan Derebaşınlıoğlu da yer aldı. Ameliyat sırasında hastadan çıkarılan kitlenin yaklaşık 7 kilo 750 gram ağırlığında olduğu açıklandı. Sağlığına kavuşan Saniye Elmalı ise duygularını, "Uzun yıllardır bu rahatsızlıkla yaşıyordum. Artık dayanacak gücüm kalmamıştı. Hocam ve tüm ekibe minnettarım. Derdimden kurtardılar, hepsinden Allah razı olsun" sözleriyle ifade etti. Sivas Cumhuriyet Üniversitesi Hastanesi yetkilileri, bu tür zorlu vakalarda farklı branşların ortak çalışmasının hem başarı oranını artırdığını hem de hastalara daha güvenli tedavi imkânı sunduğunu vurguladı. Modern tıbbi altyapısı, alanında uzman akademik kadrosu ve hasta odaklı sağlık hizmet anlayışıyla dikkat çeken Sivas Cumhuriyet Üniversitesi Hastanesi, gerçekleştirdiği başarılı operasyonlarla bölgenin önemli sağlık merkezlerinden biri olmayı sürdürüyor. Üniversite, bilimsel birikimi ve güçlü sağlık kadrosuyla yalnızca Sivas’a değil, çevre illere de nitelikli sağlık hizmeti sunmaya devam ediyor.
"Telefonunuzu tuvalete götürmeyin: Sağlığınızı tehdit eden bakteriler olabilir"
25 Haziran 2025 Çarşamba - 11:19 "Telefonunuzu tuvalete götürmeyin: Sağlığınızı tehdit eden bakteriler olabilir" "Tuvalet veya toplu durulan yerlerde cep telefonu kullanımı bazı sağlık sorunlarına neden olabiliyor" diyen İç Hastalıkları Bölümü’nden Uzm. Dr. Betül Bal, "Tuvalette telefon kullanmayın" diyerek cep telefonu kullanıcılarına uyarılarda bulundu. Cep telefonu, akıllı tabletler her zaman işleri kolaylaştırsa da doğru yerde kullanılmadığında pek çok sağlık sorununa neden olabiliyor. Leicester Üniversitesi’nde yapılan bir çalışmada, cep telefonu ve tabletlerin banyo, tuvalet gibi yerlere taşınmasının onları tehlikeli mikroorganizmaların yuvası haline getirebileceği ifade edildi. Medicana Zincirlikuyu Hastanesi İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Betül Bal, bu tip alışkanlıkların ishal ve mide-bağırsak enfeksiyonlarına neden olabilen E-coli ile akciğerde enfeksiyonla yol açabilen Pseudomonas tehlikesi taşıdığını belirtti. "Eller sabunla yıkansa bile her yere temas eden telefon ya da tablete yeniden dokunulduğunda bulaş mümkündür. Bu nedenle bu tür ürünlerin düzenli olarak dezenfektanlarla temizlenmesi önemlidir" açıklaması yaptı. Şahsi eşyalar iyi dezenfekte edilmeli Sadece cep telefonu değil havlu, diş fırçası, tarak ve bunun gibi tüm şahsi eşyaların özellikle de klozet bölgesinden uzak tutulması gerektiğine dikkat çeken Uzm. Dr. Betül Bal, "Çıplak gözle görülmeyen bakteriler şahsi eşyaların üzerinden kişiye bulaşabilir. Mümkün mertebe şahsi eşyaların yüzde 70 alkol içeren dezenfektanlarla temizlenmesi, toplu kullanım alanlarından çıkarken el temizliğinin doğru yapılması hastalıklardan koruyucu olmaktadır" ifadelerini kullandı. Besin temizliğinden emin olun Özellikle yaz sürecinin geldiği son dönemlerde E.coli bakterisiyle daha sık karşılaşılabildiğini kaydeden Uzm. Dr. Betül Bal, "Genellikle şiddetli ishale neden olan çoğu escgerichia coli vakaları dışkı veya ağız yoluyla bulaşır. Bu, görülemeyecek kadar küçük dışkıdaki bakterilerin ağız ve sindirim sistemine girmesiyle meydana gelir. Buna neden olan kaynaklar ise bozulmuş veya çiğ besinlerle kirli sulardır. Temizliğinden emin olunmayan besinlerin, pastörize edilmemiş sütlerin tüketilmemesi önemlidir. Ev ve bulunulan bölgelerin hijyen içinde olması, eğer artan yemek varsa güvenli biçimde muhafaza edilmesi bu bakteri ve etkilerinden koruyucu olmaktadır" şeklinde konuştu.
Kene ne kadar erken çıkarılırsa hastalık riski o kadar azalır
25 Haziran 2025 Çarşamba - 10:52 Kene ne kadar erken çıkarılırsa hastalık riski o kadar azalır Manisa Celal Bayar Üniversitesi (MCBÜ) Hafsa Sultan Hastanesi Enfeksiyon Hastalıkları Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Doç. Dr. Şebnem Şenol Akar, yaz aylarında artış gösteren Kırım Kongo Kanamalı Ateşi (KKKA) hastalığına karşı vatandaşları uyardı. Kenelerin vücuttan mümkün olan en kısa sürede çıkarılmasının hayati öneme sahip olduğunu belirten Doç. Dr. Akar, "Unutmayın. Kene vücuttan ne kadar erken çıkarılırsa KKKA hastalık riski o kadar azalır. Kendinizi ve çevrenizdekileri korumak için bu bilgiler hayat kurtarıcı olabilir" dedi. Hastalığın özellikle kırsal bölgelerde bahar ve yaz aylarında sık görüldüğüne dikkat çeken Akar, KKKA’nın kenelerin yanı sıra enfekte hayvanların kanı, eti, dokusu ve sıvılarıyla temasla da bulaşabileceğini vurguladı. Aynı zamanda hastanın kan ve vücut sıvılarıyla temasta bulunan sağlık çalışanlarının da risk altında olduğunu söyleyen Akar, uygun korunma önlemleri alınmadığında hastanelerde dahi damlacık yoluyla bulaşmanın mümkün olabileceğine dikkat çekti. Sokak hayvanları da risk taşıyor Sokak hayvanlarının da hastalık açısından risk oluşturduğunu belirten Doç. Dr. Akar, "Sokak hayvanları keneleri taşıyabilir ve özellikle kenelerin yoğun olduğu kırsal alanlarda risk artar. Bu nedenle temas ederken dikkatli olunmalı, düzenli kontrol sağlanmalıdır" dedi. Her kene virüs taşımıyor Her kenenin KKKA virüsü taşımadığını dile getiren Akar, "Sığır, manda gibi büyükbaş hayvanlar, koyun ve keçi gibi küçükbaş hayvanlar, tavşan, kirpi, kemirgenler, geyik ve domuz gibi yabani hayvanlar, ayrıca kümes ve yabani kuşlar enfekte kenelere ara konak olabilir. Bu hayvanlar hastalanmaz, fakat virüsü taşır ve kenelerin döngüsüne katkı sağlarlar" şeklinde konuştu. KKKA’nın belirtileri neler? Hastalığın aniden başlayan yüksek ateş, baş ağrısı, halsizlik, yaygın vücut ve eklem ağrıları gibi belirtilerle ortaya çıktığını belirten Doç. Dr. Akar, "İleri evrelerde burun, ağız, diş etleri ve deri altında kanamalar görülebilir. Kırsal bölgede yaşayan ya da hayvan teması olan kişiler bu belirtileri yaşıyorsa zaman kaybetmeden sağlık kuruluşuna başvurmalı" dedi. Tedavide kesin ilaç ve aşı yok Hastalığın kesin bir ilacı ya da yaygın kullanılan bir aşısının olmadığını ifade eden Akar, "Tedavide destekleyici yaklaşımlar ön planda. Ribavirin adlı antiviral bazı durumlarda kullanılabilir, fakat etkinliği kesin değil. Aşı çalışmaları sürüyor ancak henüz rutin kullanımda bir aşı yok" diye konuştu. "Manisa’da hastalık 20 yıldır görülüyor" KKKA hastalığının Manisa’da yaklaşık 20 yıldır görüldüğünü belirten Doç. Dr. Şebnem Şenol Akar, "Bazı yıllar hiç vaka görülmese de genellikle yılda 1-2 vakayı geçmiyor. Ancak Türkiye genelinde artış söz konusu. Sağlık Bakanlığı verilerine göre 2002-2024 yılları arasında ülke genelinde 17 bin 132 vaka ve 819 ölüm kaydedildi. Manisa özelinde ise vaka sayısı oldukça düşük" dedi. Korunmak için neler yapılmalı? Doç. Dr. Akar, kenelerden korunmak için şu önerilerde bulundu: "Uzun kollu ve paçaları çorap içine sokulmuş kıyafetler tercih edin. Açık renkli giysiler giyin ki keneyi fark etmek kolay olsun. Vücudu kulak arkası, koltuk altı, kasık gibi bölgelerde kontrol edin. Keneyi çıplak elle değil, eldiven ya da naylon poşetle çıkarın. Çıkarılan keneyi alkol içeren bir kavanoza koyun. Kene çıkarıldıktan sonra 10 gün boyunca vücut belirtilerini takip edin." Hayvanlar da korunmalı Kenelerin sadece insanları değil hayvanları da etkilediğini belirten Akar, "Hayvan barınakları düzenli temizlenmeli, veteriner kontrolünde kene ilaçlamaları yapılmalı. Hayvan tüyleri düzenli kontrol edilmeli ve keneler uygun şekilde uzaklaştırılmalı. Mezbaha ve hayvan pazarlarında da önlemler artırılmalı. Hayvanlarda hastalık genellikle belirti göstermiyor, bu nedenle koruyucu önlemler ön planda tutulmalı" ifadelerini kullandı.
Erken tanı hayat kurtarıyor: Kadın kanserlerinde yüzde 100 tedavi mümkün
25 Haziran 2025 Çarşamba - 10:44 Erken tanı hayat kurtarıyor: Kadın kanserlerinde yüzde 100 tedavi mümkün Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Prof. Dr. Ali Yanık, rahim ağzı kanserinde erken tanı konulması durumunda tedavinin yüzde 100 mümkün olduğunu belirterek, tarama testlerinin ihmal edilmemesi gerektiğini vurguladı. Kadınlarda en sık görülen ölüm nedenleri arasında yer alan kanserler, erken tanıyla tamamen tedavi edilebilir olması ile dikkat çekiyor. Sivas Medicana hastanesinde görev yapan Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Prof. Dr. Ali Yanık, düzenli tarama testleriyle kadın kanserlerine bağlı ölümlerin önüne geçilebileceğini söyledi. Prof. Dr. Ali Yanık, dünya genelinde en sık görülen kanser türlerinin başında meme, kolorektal ve tiroid kanserlerinin geldiğini belirtti. Bu kanserlerin ardından ise kadın genital kanserlerinin dördüncü veya beşinci sırada yer aldığına dikkat çeken Yanık, kadın sağlığı açısından ciddi bir tehdit oluşturan rahim ağzı, rahim içi ve yumurtalık kanserlerine karşı erken tanının büyük önem taşıdığını vurguladı. "Rahim ağzı kanseri erken tanıyla yüzde yüz tedavi edilebilir" Tüm kanserlerde erken tanının önemini vurgulayan Prof. Dr. Ali Yanık, "Bugün dünyada meme kanserinden, kolorektal kanserlerden, tiroid kanserinden sonra, sıklık açısından 4 veya 5’inci sırada kadın genital kanserleri geliyor. Bu anlamda çok çok önemli ve kadın kanserlerinin en önemli özelliklerinden bir tanesi de özellikle rahim ağzı kanserlerinin erken tanısının yapılabilmesi ve erken tanı yaptığımız zamanda yüzde yüz tedavisinin olabilmesi. Az gelişmiş ülkelerde en sık rastlanılan kanser rahim ağzı kanserleridir. Gelişmiş ülkelerde ise rahim içi kanserleridir. Daha sonra da yumurtalık kanserleri geliyor. Rahim ağzı kanserlerinin erken tanısı çok büyük önem arz ediyor. Bunu simir dediğimiz ve HPV dediğimiz yöntemle sağlıyoruz" diye konuştu. "HPV pozitif olmak, kanser olmak demek değildir" HPV testi pozitif çıktığı takdirde kanser olunmadığını ifade eden Yanık, "Halkımız çok yanlış anlıyor. HPV pozitif çıktı hemen kanser olduk biz, diyerek büyük bir depresyon ve yıkım içerisine giriyor. Bu böyle değil. HPV vücuda girdikten sonra vücut, immün sistem yani savunma sistemimiz bu virüsü bir şekilde vücuttan temizliyor. Bu temizleme süreci ortalama 16 ayla 36 ay arasında devam ediyor. Ve bu oran yüzde 95’lerin üzerinde oluyor. Bunların içerisinde sadece yüzde 1,3’ü HPV pozitif olan hastaların ya aynı kalıyor ya da ilerliyor. İlerleyen HPV, kanser ya da kanser öncüsü lezyonlara sebep oluyor. Kanser öncüsü lezyonlar HPV kaptıktan sonra rahim ağzında ortalama 10 yılda gelişebiliyor. Kanser ise 15 yılda gelişiyor. Eğer aldığımız biyopside kanser öncüsü bir lezyon varsa, basit bir yöntem olan leep ya da konizasyonla yüzde yüz tedavi edebiliyor. Erken evrelerde tedavi, rahim ağzı kanserlerinde başarılı ancak evre 3-4 dediğimiz ileri evrelerde ne yazık ki başarılı değil. Burada ışın tedavisi ve kemoterapi veriyoruz. Ama sonuçlar o kadar yüz güldürücü değil. Rahim ağzı kanseri için bugün Dünya Sağlık Örgütü, önümüzdeki 30 ile 50 yıl içerisinde tamamıyla dünyadan silmeyi planlıyor. Bunu planlama iyi bir tarama ve erken tanı ile tedavi etme ve aşılamayı yapmaktır. Aşı, bugün yaygın kullanılan ülkelerde ciddi bir şekilde rahim ağzı kanser öncüsü lezyonları ve kanserleri anlamlı bir şekilde düşürmüştür" şeklinde konuştu. "Erken tanı, kanserden kurtulmak demektir" Kadın kanserlerinden korunmanın en iyi yolunun erken tanı olduğuna dikkat çeken Yanık, "Kadınlarımıza şunları söylüyoruz. Bir, kanserden korunmanın en önemli özelliği erken tanı açısından mutlaka tarama testlerinizi yaptırın. İki, başta fazla kilolarınız olmak üzere obeziteyle mücadele edin, sağlıklı beslenin. A vitamini, C vitamini, E vitamini, karoten dediğimiz vitaminler önemlidir. Rahim ağzı kanseri bazında da ve diğer kanserler bazında sigaradan uzak durun. Mutlaka her yıl jinekoloğa gidin. 5 yılda bir HPV, 3 yılda bir simiri ihmal etmeyin. Erken tanı, başta meme ve rahim ağzı kanserlerinde olduğu gibi, tüm kanserlerde hayat kurtarıcıdır" dedi.
Uzmanı uyardı: "Kenenin vücutta kalma süresi hastalığın bulaşma riskini yükseltiyor"
25 Haziran 2025 Çarşamba - 10:39 Uzmanı uyardı: "Kenenin vücutta kalma süresi hastalığın bulaşma riskini yükseltiyor" Bu yıl daha artan kene popülasyonu, kırsal bölgeleri tedirgin etmeye devam ediyor. Kene vakalarında doğru bilinen birçok yanlışın olduğunu ifade eden Enfeksiyon Hastalıkları Hekimi Dr. Dilek Yılmaz, "Kene, vücutta ne kadar uzun süre kalırsa hastalığın bulaşma ihtimali o kadar fazla" dedi. Kırım Kongo Kanamalı Ateşi (KKKA) hastalığının endemik olduğu bölgelerdeki vatandaşların sürekli yetkililerce uyarıldığını söyleyen Enfeksiyon Hastalıkları Hekimi Dr. Dilek Yılmaz, hayvan hareketliliği nedeniyle farklı bölgelerde de görülebildiğini kırsal alana giderken açık renkli kıyafetler girmeyi tercih etmeleri gerektiğini ve eve döndüklerinde de kene açısından kontrol etmeleri gerektiğini hatırlattı. KKKA hastalığının keneler yoluyla buluşan viral kanamalı bir enfeksiyon hastalığı olduğunu ve şu an Türkiye’de en çok Tokat, Sivas, Erzurum, Gümüşhane, Erzincan ve Yozgat’ta görüldüğünü söyleyen Dr. Dilek Yılmaz kenenin vücutta kalması ne kadar uzarsa o kadar hastalığının bulaşma riskinin çoğaldığına dikkat çekti. Yılmaz, "Vatandaşlarımız vücudunda kene gördüğünde kendileri çıkarabiliyorsa bir cımbız veya eldiven yardımıyla çıkarsınlar. Çıkaramıyorlarsa en yakın sağlık kuruluşuna başvursunlar. Kene, vücutta ne kadar uzun süre kalırsa hastalığın bulaşma ihtimali o kadar fazla. Kenenin ısırdığı kişiler kendilerini 10 gün boyunca takip etsinler. Baş ağrısı, ateş, bulantı, kusma, ishal, kas- iskelet ağrısı ve halsizlik gibi şikayetler olmadığı sürece hastaneye gelmelerine gerek yok. Ama bu şikayetlerden 2 veya daha fazlası olursa zaman kaybetmeden hastaneye başvursunlar" ifadelerini kullandı. Uz. Dr. Dilek Yılmaz kene popülasyonun önüne geçmek için ise kuş türlerinin uygunsuz avlanmasının önüne geçilmesi gerektiğini söyledi.
"Migren aşısıyla kronik ağrılara yüksek teknolojiyle çözüm"
25 Haziran 2025 Çarşamba - 10:18 "Migren aşısıyla kronik ağrılara yüksek teknolojiyle çözüm" Nöroloji Uzmanı Dr. Ayşegül Daldal, migren tedavisinde son yıllarda geliştirilen, doğrudan migrene yönelik etki gösteren ve halk arasında ‘migren aşısı’ olarak bilinen yeni tedavi yöntemi hakkında önemli bilgiler verdi. "Migren aşısıyla kronik ağrılara yüksek teknolojiyle çözüm sağlanabiliyor" dedi. Migrenin ortaya çıkmasında etkili olan kalsitonin gen ilişkili peptid (CGRP) adlı maddenin beyinde yaygın olarak bulunduğunu belirten Uzm. Dr. Daldal, bu maddenin reseptörlerinin bloke edilmesiyle migren ataklarının sıklığında ve şiddetinde belirgin azalma sağlandığını ifade etti. Migren aşısı aslında bir monoklonal antikor ilacı BHT CLINIC İstanbul Tema Hastanesi’nden Nöroloji Uzmanı Dr. Ayşegül Daldal, ilacın antikor bazlı olması nedeniyle klasik anlamda bir aşı olmadığını, koruyucu etkisi olmasına rağmen bağışıklık sağlamadığını ve bu nedenle "ilaç" olarak tanımlanmasının daha doğru olduğunu vurguladı. Dr. Daldal, "Migren aşısı ya da migren iğnesi olarak bilinen ve ülkemizde "Emgality" ismiyle ruhsatlandırılmış olan bu ilacın etken maddesi galcanezumab. Çin hamster overi (CHO) hücrelerinde üretilen rekombinant humanize monoklonal antikor, doğrudan CGRP maddesine etki ederek migrenin gelişmesini engellemektedir. 2018 yılında Amerikan Gıda ve İlaç Dairesi (FDA) tarafından migrenin koruyucu tedavisinde onay alan ilaç, Türkiye’de 2021 yılında kullanım izni aldı" dedi. Bugüne kadar migrenin önlenmesinde kullanılan ilaçların, aslında epilepsi, hipertansiyon ya da depresyon gibi farklı hastalıklar için üretilmiş ilaçlar olduğunu belirten Dr. Daldal, galcanezumab gibi migren iğnelerinin bu alanda doğrudan migrene yönelik mekanizmalara etki etmek üzere geliştirilen ilk tedavi yöntemi olduğunu söyledi. Bu yönüyle migren tedavisinde önemli bir dönüm noktası oluşturduğunu da ekledi. Hangi migren hastaları için uygun "Migren iğnesi; hem auralı hem aurasız migreni olan, ayda dört ya da daha fazla atak yaşayan hastalarda etkili sonuçlar verebiliyor" diyen Dr. Daldal, ayrıca kronik migren hastalarında, aşırı ağrı kesici kullanımına bağlı gelişen baş ağrılarında ve küme tipi baş ağrısı bulunan hastalarda da bu tedavinin tercih edebileceklerini ve hastaların yaşam kalitesinde belirgin bir iyileşme sağlandığını söyledi. Dr. Daldal, "Özel otoenjektör kalemlerle sunulan migren aşısı, tıpkı insülin enjeksiyonu gibi hasta tarafından evde kendi kendine uygulanabiliyor. Ancak ilk uygulamanın muhtemel alerjik reaksiyonlara karşı mutlaka klinik ortamda, hekim gözetiminde yapılması öneriliyor. İlacın ilk dozu yükleme dozu olarak iki enjeksiyon şeklinde uygulanıyor, sonrasında her ay tek doz enjeksiyon şeklinde devam ediliyor. İlk aydan itibaren migren ataklarının sıklığında azalma gözleniyor. Eğer ilk iki ay içinde yanıt alınamazsa tedavi sonlandırılıyor. Etki görülen hastalarda tedavi 6 ay ila 1 yıl sürdürülüyor. Tedavinin sonlandırılmasının ardından da migren ataklarının sıklığında azalma genellikle 2 yıla kadar devam edebiliyor. Atakların yeniden başlaması durumunda ise 4 ay ara verildikten sonra tedaviye tekrar başlanabiliyor" açıklaması yaptı. Migreni tamamen yok ediyor mu "Migren aşısının her hastada migreni tamamen ortadan kaldırması mümkün olmasa da yapılan klinik çalışmalarda hastaların yüzde 50’sinden fazlasında ağrılı gün sayısının ciddi oranda azaldığı ve atakların şiddetinde düşüş sağlandığı tespit edilmiş durumdadır" diyen Dr. Daldal, "Migren iğnesinin bilinen başlıca yan etkileri arasında enjeksiyon bölgesinde hafif ağrı ve rahatsızlık hissi, üst solunum yolu enfeksiyonu benzeri bulgular ve kabızlık yer alıyor. 75 yaşına kadar kullanımı güvenli olabilir ancak gebelik döneminde kullanılması önerilmiyor" şeklinde konuştu. İlaç etkileşimi yok, ek tedavi gerekmez Migren iğnesinin diğer ilaçlarla bilinen bir etkileşiminin bulunmadığını belirten Dr. Daldal, düzenli ilaç kullanan hastalarda da güvenle tercih edilebileceğini belirtti. Ayrıca ek bir tedavi gerektirmemekle atak sıklığı çok fazla olan bazı hastalarda migren iğnesine ek olarak Botoks uygulamasının da önerilebileceğini ifade ederek konuşmasını sonlandırdı.
Sağlık-Sen Başkanlar Kurulu ‘Toplu Sözleşme’ gündemiyle toplandı
25 Haziran 2025 Çarşamba - 10:16 Sağlık-Sen Başkanlar Kurulu ‘Toplu Sözleşme’ gündemiyle toplandı Sağlık-Sen 7’inci dönem 10’uncu başkanlar kurulu ‘Toplu Sözleşme’ gündemiyle toplandı. Sağlık-Sen 7’nci dönem 10’uncu Başkanlar Kurulu Toplantısı, 81 ilden gelen şube başkanlarının katılımıyla gerçekleştirildi. ‘Toplu Sözleşme’ gündemiyle yapılan toplantıda, Ağustos ayında başlayacak toplu sözleşme görüşmelerine yönelik talepler üzerinde değerlendirmelerde bulunuldu. Toplantıda konuşan Sağlık-Sen Genel Başkanı Mahmut Faruk Doğan, "Hekim, hemşire, ebe, paramedik, röntgen teknisyeni, sosyal hizmet uzmanı yani sağlıktaki 40 branşta görevli çalışanların hakkı için mücadele ediyoruz. Toplu sözleşme masasında da terimizin son damlasına kadar mücadele edeceğiz. 850 binden fazla sağlık ve sosyal hizmet profesyonelinin sorumluluğu omuzlarımızda. Bu bilinçle hareket ediyor, bu bilinçle çalışmalarımızı sürdürüyoruz" dedi. Genel Başkan Doğan, teşkilat mensuplarına teşekkür etti Doğan, yetki sürecini geride bıraktıklarını ve emek, alın teri ve gayret ile yine yetkili sendika olmanın gururunu yaşadıklarını söylerek, "Şube başkanlarımızdan yönetim kurullarına, kadın ve gençlik kollarından temsilcilerimize kadar tüm teşkilatımıza gönülden teşekkür ediyorum" dedi. 8’inci Dönem Toplu Sözleşme görüşmelerinin başlamasına bir ay kaldığını hatırlatan Doğan, bugüne kadar gerçekleştirdikleri çalışmalar hakkında bilgi verdi. Doğan, Sağlık-Sen olarak çalışmalarına 10 ay öncesinden başladıklarını dile getirerek, "Nitelikli bir ekip kurduk ve kademe kademe ilerledik. Eylem planımız çerçevesinde çalışmalarımızı sürdürdük. Sağlık-Sen olarak sağlık ve sosyal hizmet kolunda görev yapan tüm emekçilerimizin haklarını geliştirmek için yoğun bir gayret gösteriyoruz. Tüm platformlarda çalışmalarımızı sürdürdük. Hem sahada, hem ilgili bakanlıklarda hem Meclis’te hem de medya kuruluşlarında sağlık ve sosyal hizmet profesyonellerimizin hakkı için gece gündüz demeden mücadele ettik, etmeye de devam ediyoruz" diye konuştu. "Terimizin son damlasına kadar mücadele edeceğiz" Sağlık ve sosyal hizmet profesyonellerinin hakkı için hiçbir zaman mücadeleden vazgeçmediklerini aktaran Doğan, "Hekim, hemşire, ebe, paramedik, röntgen teknisyeni, fizyoterapist, sosyal hizmet uzmanı yani sağlıktaki 40 branşta görevli çalışanların hakkı için mücadele ediyoruz. Toplu sözleşme masasında da terimizin son damlasına kadar mücadele edeceğiz. 850 binden fazla sağlık ve sosyal hizmet profesyonelinin sorumluluğu omuzlarımızda. Bu bilinçle hareket ediyor, bu bilinçle çalışmalarımızı sürdürüyoruz" ifadelerini kullandı. Bugünkü gerçekleştirilen toplantıda sahadan gelen şube başkanlarının görüş ve taleplerini aldıklarını söyleyen Doğan, daha sonra toplantıdan çıkan talepleri Sağlık-Sen uzmanları ile değerlendirerek 8’inci Dönem Toplu Sözleşme tekliflerini hazırlayacaklarını ve kamuoyuna duyuracaklarını bildirdi. "Kamu çalışanları enflasyon altında ezilmemeli" Toplu sözleşme masasında sahanın sesi olacaklarını belirten Doğan, ayrıca bugüne kadar önemli kazanımlara da imza attıklarını söyledi. Kamu çalışanlarının beklentilerinin yüksek olduğunu vurgulayan Doğan, "Ülkemizde bir enflasyon gerçeği var. Kamu çalışanları enflasyon altında ezilmemeli. Biz Memur-Sen ve Sağlık-Sen olarak çalışanlarımızı enflasyon altında ezdirmemek için ve hakları için mücadele edeceğiz" ifadelerini kullandı. 8’inci Dönem Toplu Sözleşmeye yönelik yapılan çalışmalar hakkında bilgi verilen toplantıda, Genel Başkan Yardımcısı Mustafa Irgatoğlu da taleplere yönelik bilgilendirmelerde bulundu.
Boyunda fark edilen şişlikler ciddiye alınmalı
25 Haziran 2025 Çarşamba - 10:02 Boyunda fark edilen şişlikler ciddiye alınmalı Boyun bölgesinde fark edilen şişliklerin tiroit nodülü olabileceğini belirten Genel Cerrahi Uzmanı Doç. Dr. Sinan Arıcı, "Özellikle kadınlarda daha sık görülen bu nodüller bazı durumlarda kansere dönüşebilir. Hastalık genellikle belirti vermeden ilerleyebilir. Düzenli doktor kontrolü ihmal edilmemelidir. Ailede tiroit kanseri öyküsü olanlar, sesinde değişiklik yaşayanlar ya da boynunda büyüyen şişlik fark eden kişiler zaman kaybetmeden sağlık kuruluşuna başvurmalıdır" dedi. VM Medical Park Bursa Hastanesi Genel Cerrahi Uzmanı Doç. Dr. Arıcı, tiroit nodülü hakkında açıklamalarda bulundu. Doç. Dr. Arıcı, "Özellikle kadınlarda daha sık görülen bu nodüller bazı durumlarda kansere dönüşebilir. Hastalık genellikle belirti vermeden ilerleyebilir. Düzenli doktor kontrolü ihmal edilmemelidir" şeklinde konuştu. Tiroit ameliyatlarında gelişen teknolojiyle birlikte cerrahi güvenliğin arttığını ifade eden Doç. Dr. Arıcı, sinir monitörizasyonu sayesinde ses tellerine zarar verme riskinin büyük ölçüde azaldığını belirtti. Doç. Dr. Arıcı, "Bu teknoloji, ameliyat sırasında ses tellerine giden sinirin yerini net şekilde tespit etmemizi sağlıyor. Böylece hem hasta konforu hem de operasyon başarısı artıyor" diye konuştu. "Belirtiler göz ardı edilmemeli" Belirtilerden bahseden Doç. Dr. Arıcı, "Tiroit bezinde gelişen iyi ya da kötü huylu kitleler olarak tanımlanan tiroit nodüllerinin çoğu belirti vermese de bazı nodüller zamanla büyüyerek yutma güçlüğü, boğazda dolgunluk hissi, ses kısıklığı ve nefes darlığına neden olabiliyor. Boyunda ele gelen her şişliğin ciddiyetle değerlendirilmesi gerekir. Hızlı büyüyen, sert yapılı kitlelerde ya da aile öyküsü bulunan vakalarda mutlaka detaylı inceleme gerekir. Ultrason ve biyopsi ile riskli nodüller belirlenebiliyor" diye konuştu. "Ameliyatlarda sinir monitörizasyonu dönemi" Tiroit ameliyatlarında karşılaşılan en büyük risklerden birinin, ses tellerine giden sinirin zarar görmesi olduğunu belirten Doç. Dr. Arıcı, "Bu sinir zarar görürse hastada geçici veya kalıcı ses kısıklığı, hatta konuşma güçlüğü gibi ciddi problemler ortaya çıkabiliyor. Ancak artık ameliyat esnasında sinir monitörizasyonu kullanarak bu siniri sürekli izliyor, cerrah olarak yerini net biçimde görebiliyoruz. Böylece hem ses tellerini koruyabiliyor hem de hastanın yaşam kalitesini güvence altına alabiliyoruz" dedi. Risk altında olan bireyler Tiroit nodüllerinin, özellikle iyot eksikliğinin yaygın olduğu coğrafyalarda daha sık görüldüğünü hatırlatan Doç. Dr. Arıcı, "Ailede tiroit kanseri öyküsü olanlar, sesinde değişiklik yaşayanlar ya da boynunda büyüyen şişlik fark eden kişiler zaman kaybetmeden sağlık kuruluşuna başvurmalıdır" ifadelerini kullandı. "Erken tanı önemli" Doç. Dr. Arıcı, gelişmiş cerrahi teknikler sayesinde tiroit ameliyatlarının hem güvenli hem de konforlu hale geldiğini ifade ederek sözlerini şöyle noktaladı: "Tiroit nodülleri doğru takip ve zamanında müdahale ile kontrol altına alınabilir. Özellikle sinir monitörizasyonu kullanılan operasyonlarda komplikasyon riski önemli ölçüde azalır. Şikayetlerinizi hafife almayın, erken tanı hayat kurtarır."
O hastalığın sessiz ilerlemesine izin vermeyin
25 Haziran 2025 Çarşamba - 09:42 O hastalığın sessiz ilerlemesine izin vermeyin Uterin kanserin erken teşhisinin hayati önem taşıdığını ifade eden Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Doç. Dr. M. Burak Akselim, Uterin kanser, özellikle menopoz sonrası dönemde görülen anormal vajinal kanamalarla kendini gösterebileceğini söyledi. Ne yazık ki bu belirtiler çoğu zaman göz ardı edildiğini ifade eden Medicana Bursa Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Doç. Dr. M. Burak Akselim, "Oysa erken evrede yakalanan uterin kanserin tedavi başarısı oldukça yüksektir. Kadınlarımızın bu konuda bilinçli olması büyük önem taşıyor. Bazı kadınlar uterin kanser açısından daha yüksek risk taşımaktadır. Menopoz sonrası kadınlar, obezite problemi olanlar, uzun süre östrojen maruziyeti yaşayanlar, polikistik over sendromu bulunanlar ve doğum yapmamış kadınlar risk grubunda yer alır. Bu kişilerin düzenli jinekolojik kontrolleri kesinlikle ihmal etmemesi gerekir" dedi. Doç. Dr. Akselim, rahim kanserinin en yaygın belirtisinin menopoz sonrası vajinal kanama olduğunu hatırlatarak şunları ekledi; "Menopoz öncesinde ise düzensiz, uzun süren ya da ara kanamalar; cinsel ilişki sonrası kanama; pelvik bölgede ağrı ve açıklanamayan kilo kaybı dikkatle değerlendirilmelidir. Bu tür belirtiler görüldüğünde zaman kaybetmeden bir kadın doğum uzmanına başvurulmalıdır. Uterin kanseri tamamen önlemek her zaman mümkün olmasa da, risk faktörlerini azaltmak ve düzenli jinekolojik muayenelerle erken teşhis koymak mümkündür. Kadınlarımızdan isteğimiz, vücutlarındaki sinyalleri ciddiye almaları ve yılda en az bir kez kadın doğum muayenesi yaptırmalarıdır."