SAĞLIK
Denizli sağlık için hareket etti 10 Mayıs 2026 Pazar - 15:05:57 Denizli İl Sağlık Müdürlüğü tarafından, toplumda sağlıklı yaşam alışkanlıklarını yaygınlaştırmak ve fiziksel aktivitenin önemine dikkat çekmek amacıyla 10 Mayıs Sağlık İçin Hareket Et Günü kapsamında yürüyüş etkinliği düzenlendi. Yenişehir Yürüyüş yolunda düzenlenen ve büyük bir katılımın gerçekleştirildiği etkinliğe Denizli Valisi Sayın Yavuz Selim Köşger, Sağlık Hizmetlerinden Sorumlu Vali Yardımcısı Nurettin Ateş, Merkezefendi Kaymakamı Abdullah Demir, İl Jandarma Komutanı Tuğgeneral Mevlüt Dirim, Denizli İl Sağlık Müdürü Uz. Dr. Berna Öztürk, Denizli İl Milli Eğitim Müdürü Emre Çalışkan, İl Müftüsü Abdullah Pamuklu, sağlık çalışanları, öğrenciler ve çok sayıda vatandaş katıldı. Yürüyüş saat 10.30’da Denizli Valisi Sayın Yavuz Selim Köşger’in startıyla başlarken, yürüyüşte katılımcılar sağlıklı yaşamın önemine dikkat çekmek amacıyla hep birlikte yürüdü. Yürüyüşte fiziksel aktivitenin kalp sağlığı, ruhsal iyilik hali ve yaşam kalitesi üzerindeki olumlu etkilerine vurgu yapıldı. Yürüyüş sonrasında Denizli İl Sağlık Müdürlüğü tarafından kurulan bilgilendirme stantlarında fiziksel aktivite sağlıklı beslenme ve kronik hastalıklarla mücadele konusunda bilgilendirme yapılarak vatandaşlara broşür dağıtıldı. Katılımcılara sağlıklı atıştırmalıklar ve su ikram edildi. Tansiyon, boy-kilo ölçümü gibi sağlık taramaları da yapıldı. Etkinlik boyunca sağlık çalışanları tarafından vatandaşlara sağlıklı yaşam konusunda bilgilendirmeler yapılırken, fiziksel aktivitenin ruhsal ve bedensel sağlık üzerindeki olumlu etkileri anlatıldı. Denizli Valisi Sayın Yavuz Selim Köşger, sağlıklı bir toplum oluşturmanın ancak sağlıklı bireylerle mümkün olacağını belirterek vatandaşları günlük yaşamlarında daha aktif olmaya davet etti: Köşger, "Düzenli yürüyüş ve egzersiz yapmak kalp-damar hastalıkları, obezite, diyabet ve hipertansiyon gibi sağlık sorunlarının önlenmesinde büyük önem taşımaktadır. Ülkemizde günlük yaşamda fiziksel aktivite düzeyini artırmak amacıyla Sağlık Bakanlığımız tarafından hedefler belirlenmiş ve toplumu fiziksel aktiviteye özendirmek için çalışmalar yürütülmektedir. Bugün de 10 Mayıs Sağlık İçin Hareket Et Günü kapsamında toplumda sağlıklı yaşam alışkanlıklarının yaygınlaştırılması ve her yaş grubunda hareketli yaşam kültürünün geliştirilmesini hedefleyerek İl Müdürlerimiz, vatandaşlarımız ve öğrencilerimizle birlikte yürüyüşümüzü gerçekleştirdik. Başta Sağlık Müdürlüğümüz olmak üzere emeği geçen tüm kurumlara teşekkür ediyorum. Tüm halkımızı kaliteli ve sağlıklı yaşam için hareketli yaşama davet ediyoruz" dedi.
10 Mayıs 2026 Pazar - 11:34 Prof. Dr. Koca: "Manuel Terapi" ile ameliyatsız tedaviyi anlattı Fiziksel Tıp ve Rehabilitasyon Uzmanı Prof. Dr. İrfan Koca, uygun hastalarda uygulanan manuel terapinin ameliyatsız rehabilitasyon yöntemleri arasında önemli bir yere sahip olduğunu söyledi. Prof. Dr. İrfan Koca, manuel terapinin bilimsel değerlendirme sonrası uygulanan özel bir rehabilitasyon yöntemi olduğunu belirtti. Prof. Dr. Koca, "Manuel terapi; kas, eklem, bağ dokusu ve omurga üzerine uygulanan bilimsel temelli özel tekniklerden oluşan bir rehabilitasyon yöntemidir. Amaç ağrıyı azaltmak, hareket kısıtlılığını gidermek ve hastanın yaşam kalitesini artırmaktır" dedi. "Her ağrının nedeni aynı değil" Prof. Dr. İrfan Koca, toplumda en sık yapılan hatalardan birinin her bel ve boyun ağrısını "fıtık" olarak değerlendirmek olduğunu ifade ederek uygulama öncesinde detaylı değerlendirme yapılmasının önemine dikkat çekerek, "Kas spazmları, postür bozuklukları, eklem problemleri, sinir basıları veya romatizmal hastalıklar benzer şikâyetlere yol açabiliyor. Bu nedenle her hastaya aynı yaklaşım uygulanmaz. Öncelikle ağrının gerçek nedeni ortaya konulmalıdır" şeklinde konuştu. "Amaç sadece ağrıyı azaltmak değil" Prof. Dr. İrfan Koca’ya göre manuel terapinin temel hedeflerinden biri yalnızca mevcut ağrıyı baskılamak değil; hareket kabiliyetini artırmak, kas-iskelet sistemi dengesini yeniden sağlamak ve günlük yaşam fonksiyonlarını iyileştirmek olduğunu ifade etti. Özellikle; Bel ve boyun ağrıları, Kas spazmları, Hareket kısıtlılıkları, Duruş bozuklukları, Spor yaralanmaları sonrası rehabilitasyon, Omuz ve sırt bölgesi problemleri gibi durumlarda manuel terapiden fayda görülebileceği belirtiliyor. "Bütüncül yaklaşım tedavi başarısını artırıyor" Prof. Dr. İrfan Koca, son yıllarda fizik tedavi ve rehabilitasyon alanında kişiye özel ve bütüncül yaklaşımların daha fazla önem kazandığını ifade etti. Manuel terapinin; Nöral terapi, Proloterapi, Kinezyobant uygulamaları, Kuru iğne uygulamaları ve Medikal egzersiz programları ile birlikte planlanmasının tedavi başarısını artırdığını belirten Koca, "Kas-iskelet sistemi hastalıklarında artık daha bütüncül bir yaklaşım benimsiyoruz. Manuel terapinin nöral terapi, proloterapi, kinezyobant uygulamaları ve egzersiz programlarıyla birlikte planlanması; hem ağrı kontrolü hem de hareket kapasitesi açısından daha etkili sonuçlar sağlamaktadır" ifadelerini kullandı. "Bilinçsiz uygulamalar risk oluşturabilir" Prof. Dr. İrfan Koca, manuel terapi uygulamalarının mutlaka eğitimli sağlık profesyonelleri tarafından yapılması gerektiğini vurgulayarak bilinçsiz müdahalelerin bazı hastalarda mevcut problemleri artırabileceğini söyledi. Özellikle travma sonrası gelişen ağrı, kol veya bacakta güç kaybı, ileri derecede uyuşma ya da idrar kaçırma gibi belirtilerin varlığında vakit kaybetmeden uzman değerlendirmesi yapılması gerektiğini ifade eden Koca, "Doğru hasta seçimi, doğru tanı ve kişiye özel rehabilitasyon planlaması rehabilitasyon sürecinin en önemli basamaklarıdır" diye konuştu.
Evcil hayvanlarla birlikte büyüyen bebeklerin bağışıklık sistemi güçleniyor
06 Temmuz 2025 Pazar - 11:09 Evcil hayvanlarla birlikte büyüyen bebeklerin bağışıklık sistemi güçleniyor Evcil hayvanlar ile birlikte büyüyen bebeklerin bağışıklık sisteminin olumlu etkilediğini belirten Denizli Özel Tekden Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Tunç Aydın, "Evcil hayvanla aynı ortamda büyüyen bebeklerde alerjik astım, egzama ve rinit gibi hastalıklar daha az görülüyor. Yani bu durum bağışıklık sistemini olumlu etkileyebiliyor" dedi. Denizli Özel Tekden Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Tunç Aydın, evcil hayvanlarla birlikte büyüyen bebeklerin bağışıklık sisteminin olumlu yönde etkilendiğini belirtti. Yapılan araştırmalara göre, yaşamın ilk yılında evcil hayvanla aynı ortamda bulunan bebeklerde alerjik astım, egzama ve rinit gibi hastalıkların daha az görüldüğünü vurgulayan Aydın, bu durumun bağışıklık sistemini desteklediğini dile getirdi. Evcil hayvanların faydalarının yanı sıra bazı riskler taşıyabileceğine de dikkat çeken Uzmanı Dr. Tunç Aydın, bebeklerin hayvanlarla asla yalnız bırakılmaması gerektiğini belirterek, tırmalama, ısırma ve kıskanma gibi durumlara karşı dikkatli olunması gerektiğini konusunda uyarılarda bulundu. Evcil hayvanların düzenli veteriner kontrollerinin yapılmasının, aşılarının tamamlanmasının ve hijyen kurallarına uyulmasının önemli olduğunu kaydetti. Aynı zamanda Uzman Dr. Aydın; evcil hayvanlarla büyüyen çocukların yalnızca fiziksel olarak değil, duygusal açıdan da daha sağlıklı ve empatik bireyler olabileceğini ifade etti. "Evde yaşayan evcil hayvanların bebeklerimiz için bağışıklık sistemini olumlu etkileyebiliyor" Bebeklerin evde evcil hayvan ile birlikte yaşamasının alerjik astım, egzama ve rinit gibi hastalıkların daha az görüldüğü belirten Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Tunç Aydın, "Çoğu aile evcil hayvanların alerjiye neden olabileceğinden endişelenir. Ama araştırmalar gösteriyor ki evcil hayvanlarla erken temas alerji riskini azaltabiliyor. Özellikle yaşamın ilk yılında evcil hayvanla aynı ortamda büyüyen bebeklerde alerjik astım, egzama ve rinit gibi hastalıklar daha az görülüyor. Yani bu durum bağışıklık sistemini olumlu etkileyebiliyor" dedi. "Evcil hayvanlarla büyüyen bebekler sadece daha sağlıklı değil, daha empatik ve mutlu olabilir" Bebekleri asla yalnız bırakılmaması gerektiğini evcil hayvanların veteriner kontrollerinin düzenli bir şekilde yapılmasını dile getiren Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Tunç Aydın, "Bazı konularda dikkat etmemiz lazım. Ne kadar uysal olursa olsun evcil hayvanlarımızın da birer hayvan olduğunu unutmamalıyız. Bebeğimizi asla yalnız bırakmamalıyız. Tırmalama, ısırma, kıskanma gibi riskler her zaman göz önünde bulundurulmalı. Ayrıca mutlaka evcil hayvanımızın düzenli veteriner kontrollerini yaptırmalıyız. Aşıları, parazit tedavileri ve hijyenine mutlaka dikkat etmeliyiz. Evcil hayvanlarla büyüyen çocuklar sadece daha sağlıklı değil aynı zamanda daha empatik ve mutlu olabilir. Güvenlik ve sağlık her zaman önceliğimiz olmalı" diye konuştu.
Şeker hastalığı artık küçük yaşlarda da görülebiliyor
06 Temmuz 2025 Pazar - 10:25 Şeker hastalığı artık küçük yaşlarda da görülebiliyor Ülkemizde 0-18 yaş grubundaki her 100 bin çocuktan yaklaşık 10-20’sinde Tip 1 diyabet görülüyor. Hastalığın görülme yaşı giderek düştüğünü, okul öncesi dönemde, hatta 1 yaşından küçük bebeklerde bile tanı konulabildiğini belirten Uzm. Dr. Jalilova, "Bu durum, ebeveynlerin ve sağlık çalışanlarının çocuklarda diyabet belirtilerini erken fark etmesinin önemini artırmaktadır" dedi. Aileler çocuklarında şeker hastalığından şüphelenmediği için doktora farklı sorunlarla başvuruyor. Sık idrara çıkma, özellikle geceleri alt ıslatma, aşırı susama, iştah açık olmasına karşı kilo kaybı, halsizlik, yorgunluk en sık görülen belirtiler. Acıbadem Kent Hastanesi Çocuk Endokrinoloji Uzmanı Dr. Arzu Jalilova kan şekerini düzenleyen insülin hormonunun eksikliğinin, yetersizliğinin Tip 1 diyabete neden olduğunu hatırlattı. Jalilova, çocukluk çağında en sık görülen diyabet türünün Tip 1 diyabet olduğunu ve son yıllarda tüm dünyada olduğu gibi Türkiye’de de sıklığında artış gözlendiğini kaydetti. Tip 1 diyabetin genellikle ani başlangıçlı olduğunu ve belirgin belirtilerle kendini gösterdiğini belirten Uzm. Dr. Jalilova, "Sık idrara çıkma (özellikle geceleri alt ıslatma), aşırı susama, iştah açık olmasına karşı kilo kaybı, halsizlik, yorgunluk en sık görülen belirtilerdir. Bu belirtiler hızla ilerleyebilir ve tedavi edilmezse ‘diyabetik ketoasidoz’ adı verilen, hayatı tehdit eden bir tabloya yol açabilir" diye konuştu. Anne babalar diyabetten ne zaman şüphelenmeli Genelde ailelerin çocuklarında şeker hastalığından şüphelenmediğini, bu yüzden de doktora farklı sorunlarla başvurduklarını belirten Uzm. Dr. Jalilova, anne babaları tanıda geç kalmamaları konusunda uyardı; "Çocuklarında bu belirtileri gören anne babalar zaman kaybetmeden bir endokrinoloji uzmanına başvurmalıdır. Özellikle aniden gelişen kilo kaybı, susuzluk ve sık idrara çıkma belirtileri alarm verici olmalıdır. Basit bir parmak ucu kan şekeri ölçümü ile tanıya ulaşmak mümkündür" dedi. Tedavide büyük ilerlemeler var Çocuklarda Tip 1 diyabet tedavisinde büyük ilerlemeler kaydedildiğini belirten Uzm. Dr. Arzu Jalilova bu konuda şu bilgileri verdi: "Bu tedavi yöntemlerinden biri kısaca SGM denilen Sürekli Glukoz İzleme Sistemleridir. Parmak delmeden, deri altından kan şekeri düzeyini sürekli ölçen sensör sistemleri çocukların yaşam kalitesini artırmaktadır. Bir diğeri ise Hibrit Kapalı Döngü Sistemleri ya da diğer adıyla yapay pankreas teknolojileridir. Hem insülin pompası hem de SGM kullanan sistemler, daha iyi glisemik kontrol sağlamaktadır." Anne babalara öneriler Araştırmalar, ülkemizde 0-18 yaş grubundaki her 100 bin çocuktan yaklaşık 10-20’sinde Tip 1 diyabet görüldüğünü göstermektedir diyen Uzm. Dr. Jalilova tanıdan sonra ilk günlerin zorlayıcı olabildiğini, ancak doğru eğitim ve destekle bu süreç yönetilebileceğini söyledi. Tedavi sürecine çocuğun da aktif şekilde dahil edilmesi gerektiğini belirten Jalilova, sözlerini şöyle sürdürdü: "Yaşına uygun şekilde çocuğa hastalığı anlatmak ve onu yönetim sürecine dahil etmek uzun vadede olumlu sonuç verir. Eğitim öğretim dönemlerinde okulda öğretmen ve yöneticilere bilgi verilerek çocuğun diyabet yönetimi güvence altına alınmalıdır. Düzenli kan şekeri takibi, insülin kullanımı ve dengeli beslenme en önemli üçlüdür. Endokrinoloji uzmanı ile yapılan rutin kontroller, hem tedaviye yön verir hem de komplikasyonları önler. Diyabetli çocuklar spor yapabilir, sosyal aktivitelere katılabilir; önemli olan planlı ve bilinçli olmaktır."
Yaz aylarında kene tehlikesine dikkat
06 Temmuz 2025 Pazar - 10:21 Yaz aylarında kene tehlikesine dikkat Yaz aylarının gelmesiyle birlikte doğada geçirilen vakit arttıkça, ancak uzmanlar vatandaşları kene tehlikesine karşı uyarıyor. Medicana Sağlık Grubu Enfeksiyon Hastalıkları Bölümü’nden Prof. Dr. Reşit Mıstık, yaz aylarında artan sıcaklıklarla birlikte kenelerin aktif hale geldiğini ve bu dönemde kene ısırmalarına karşı dikkatli olunması gerektiğini belirtti. İnsan vücuduna tutunarak kan emen dış parazitler olarak tanımlanan keneler ciddi hastalıklara neden olabiliyor. Ağrı ve kaşıntı hissi oluşturmadıkları için fark edilmeleri zor olan keneler, başta Kırım Kongo Kanamalı Ateşi (KKKA) olmak üzere, Lyme hastalığı, Akdeniz Benekli Ateşi, Q Ateşi ve babezyoz gibi birçok virüs, bakteri ve paraziti insanlara taşıyabiliyor. Medicana Bursa Hastanesi Enfeksiyon Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Reşit Mıstık, 2002 yılında Tokat’ta başlayan KKKA salgınının zamanla İç Karadeniz’in büyük bölümüne yayıldığını hatırlatarak, dikkatli olunması konusunda önemli uyarılarda bulundu. Kene ısırmasında ilk müdahale çok önemli Prof. Dr. Reşit Mıstık, "Kene tutunmasından sonraki 10 gün boyunca kişi ateş, halsizlik, baş ağrısı, bulantı gibi belirtiler açısından kendini izlemeli ve herhangi bir belirti durumunda vakit kaybetmeden sağlık kuruluşuna başvurmalıdır" diyerek, kene ısırması durumunda yapılması gerekenleri şöyle özetledi; "Kene ezilmeden, penset yardımıyla vücuda tutunduğu yerden çıkarılmalı. Üzerine herhangi bir madde sürülmemeli. Çıplak elle temas edilmemeli. Çıkarıldıktan sonra kene çamaşır suyuna atılarak imha edilmeli. Kişi mutlaka en yakın sağlık kuruluşuna başvurmalı. Ateş ve halsizlik gibi belirtiler takip edilmeli. Kene mümkünse ince uçlu bir pensetle, ezmeden çıkarılmalı. Üzerine kolonya, yağ, deterjan gibi maddeler kesinlikle sürülmemeli. Çıkarılan kene çamaşır suyuna atılarak imha edilmeli. Isırılan kişi en kısa sürede sağlık kuruluşuna başvurmalı. Sonraki 10 gün boyunca ateş, halsizlik, bulantı gibi belirtiler izlenmeli. Keneden korunmak için uzun kollu kıyafet ve pantolon giyilmeli. Pantolon paçaları çorap içine sokulmalı. Açık renk kıyafetler tercih edilmeli. Doğadan dönüşte tüm vücut kene açısından kontrol edilmeli."
Sağlık ocaklarında akupunktur tedavisi Türkiye’de ilk defa Eskişehir’de uygulandı
06 Temmuz 2025 Pazar - 10:15 Sağlık ocaklarında akupunktur tedavisi Türkiye’de ilk defa Eskişehir’de uygulandı Geleneksel ve Tamamlayıcı Tıp Uygulamaları (GETAT) çerçevesinde Türkiye’de ilk defa bir sağlık ocağında, Eskişehir’de bulunan Adalar Aile Sağlığı Merkezi’nde akupunktur tedavisi gerçekleştirildi. Sağlık Bakanlığı’nca GETAT eğitimi almış doktorlara sağlık ocaklarında uygulama yapabilme izni verildi. Bu çerçevede; Ankara Lokman Hekim Üniversitesi’nde eğitim alan ve Adalar Aile Sağlığı Merkezi’nde görevli Dr. Osman Mollaoğlu, bu cumartesi günü akupunktur tedavisine başladı. Bu uygulamanın bir sağlık ocağında Türkiye’de ilk defa Eskişehir’de gerçekleştirildiği belirtildi. Şu anda sadece hafta sonları yapılan uygulamayla ilgili bilgi paylaşan Dr. Mollaoğlu, akupunkturun tüm hastalıklarda rahatlıkla kullanılabilecek bir yöntem olduğunu ve modern tıbbı destekleyici özelliği olduğunu söyledi. "Geleneksel ve tamamlayıcı tıbbı Türkiye’de bir ilk olarak Eskişehir’e getirmiş bulunmaktayız" Konuyla ilgili açıklamada bulunan Kamu Hastaneleri Hizmetleri Başkanı Op. Dr. Serkan Ceyhan, "Eskişehir halkına, hatta çevre illere de her geçen gün sağlık hizmetinin yelpazesini genişletme amacındayız ve bunu belki yavaş adımlarla ama her geçen gün biraz daha artırma durumundayız. Yine birinci basamakta uyguladığımız hizmetlere ek olarak da geleneksel ve tamamlayıcı tıbbı da Türkiye’de bir ilk olarak Eskişehir’e getirmiş bulunmaktayız. Odunpazarı İlçesi’nde bağlı Adalar Aile Sağlığı Merkezi’mizdeki Dr. Osman Mollaoğlu hocamızın öncülüğünde artık bu birimimizde de akupunktur tedavileri yapılmaya başlanacaktır. Bundan sonra da yeni açılacak hizmet birimleri, yeni açılacak ünitelerle ve personellerimizle birlikte sağlık çalışanlarının fedakâr ve özverili gayretleriyle Eskişehir halkımızda sağlık hizmetini daha da yaygınlaştırma gayretinde, bilincinde olacağız ve çalışmalarımız da devam edecektir" dedi. "GETAT uygulamalarıyla Türkiye’de bir ilki gerçekleştiriyoruz" Adalar Aile Sağlığı Merkezi’nde görevli Dr. Osman Mollaoğlu ise, "2021 yılında akupunktur eğitimlerini Ankara Lokman Hekim Üniversitesi’nde Profesör Doktor Cemal Çevik hocanın ekibiyle birlikte tamamlamış bulunmaktayım. Bu eğitimler sonrasında bakanlığımızın da sağlık ocaklarında GETAT eğitimi almış doktor arkadaşlarımızın uygulama yapabilme izni vermesi sonrasında biz akupunktur konusunda Adalar Aile Sağlığı Merkezi’nde hafta sonu itibarıyla hizmete başlıyoruz ve inşallah memleketimiz için hayırlı olur. İleriki dönemlerde belki bakanlığımızın izniyle de mesai saatleri sonrasında olabileceğini düşünüyoruz. Eskişehir hep ilkleri yaşayan bir şehir, memleket. Eğitimde öncü olan bir memleket, sağlıkta da aynı öncülüğü 2006 yılında aile hekimliğiyle başlamıştı. Şimdi GETAT uygulamalarıyla Türkiye’de bir ilki gerçekleştiriyoruz. Bundan gurur duyuyorum" şeklinde konuştu. "Modern tıbbı tamamlayıcı ve destekleyici bir özelliği vardır." Akupunktur tedavisiyle ilgili detaylara değinen Dr. Mollaoğlu, sözlerine şöyle devam etti: "Modern tıbbın yanında geleneksel tıp uygulamalarından akupunktur tüm hastalıklarda rahatlıkla kullanılabilecek modületedir ve modern tıbbı tamamlayıcı ve destekleyici bir özelliği vardır. Geçmeyen kas ve iskelet sistemi ağrılarında, baş dönmelerinde, migren gibi baş ağrılarında, psikolojik ve ruhsal hastalıkların desteklenmesinde, aynı zamanda immün sistemin modüle edilip rahatlatılmasında ve çoklu ilaç kullanımı yapan hastalarımızın daha rahatlıkla hastalıklarını geçirmesinde yardımcı ve tamamlayıcı bir rol almaktadır. Bu da hastalarımızı çok rahatlatmaktadır."
Prof. Dr. Özkan: "Çocuklarınızın dişleri neden çıkmıyor? İşte bu hormon eksikliğinden"
06 Temmuz 2025 Pazar - 09:26 Prof. Dr. Özkan: "Çocuklarınızın dişleri neden çıkmıyor? İşte bu hormon eksikliğinden" Uzman Diş Hekimi ve Ağız Diş Çene Cerrahı Prof. Dr. Birkan Taha Özkan, tiroit hormonlarının ağız ve diş sağlığı üzerindeki yıkıcı etkilerine dair önemli açıklamalarda bulunarak, "Tiroid hormonlarındaki en küçük bir dengesizlik bile dişlerinizi, dişetlerinizi, çene ve çene kemik yapınızı telafisi güç şekilde etkileyebilir" diyerek uyardı. Özkan, yaptığı açıklamada, diş gelişiminin ana rahminde başladığını, tiroidin ise bu sürecin kalbinde olduğunu belirterek, "Tiroit hormonları (T ve T) diş gelişiminin embriyolojik dönemde başlar. Tiroidiniz sağlıklı değilse, dişleriniz daha çene kemiği oluşmadan hasar almaya başlar. Dişin şekli, dişin sürme zamanı, diş mine yapısı Hepsi tiroidin denetimindedir. Bilimsel araştırmalar, tiroit hormon eksikliğinin dişlerin olgunlaşmasını ve gelişimini bozduğunu ve bu durumun hem süt dişi hem de kalıcı (daimi )dişlerde ciddi yapısal sorunlara yol açtığını gösteriyor" dedi. "Çocuğunuzun dişleri geç çıkıyorsa Bu bir alarm olabilir." Özkan, özellikle çocuklarda hipotiroidizmin diş sürmesinde 6-12 aya kadar gecikmeye neden olabildiğinin altını çizerek şöyle devam etti: "Bir diş geç çıkıyorsa sadece diş değil, tiroit hormonları da incelenmeli. Gecikmiş diş sürmelerinin yanında çene darlığı (mikrognati), çene öne çıkıklığı (maksiller protrüzyon) ve diş çapraşıklığının da tiroit kaynaklı olabilir. Diş minesi zayıfsa, diş çürükleri kaçınılmazdır. Tiroit eksikliği, dişin en dış ve koruyucu tabakası olan diş minesinde incelme ve diş minesi kaybına neden oluyor. Mine hipoplazisi dediğimiz bu tablo hem estetik hem sağlık açısından ciddi bir sorundur. Dişler zayıf, kırılgan ve çürümeye açık hale gelir. Bu bireylerde diş mine defekti (DDE) skorlarının çok daha yüksek." "Büyük dil, kalın dudaklar ve konuşma bozuklukları! Tiroit eksikliği nefes almayı bile güçleştiriyor" Hipotiroidinin sadece diş değil, tüm ağız dokularını etkilediğini anlatan Özkan, "Dil büyümesi (makroglossi), kalın dudaklar ve diş kapanış bozukluğu gibi sorunlar ortaya çıkıyor. Bu bireylerde konuşma bozukluğu, çiğneme zorluğu ve nefes alma problemleri sık görülür. Bu durum çocuğun gelişimini hem fonksiyonel hem psikolojik olarak sekteye uğratabilir. Bu bulguların hiçbirinin ‘normal gelişim süreci’ olarak görülmemesi gerekiyor" diye konuştu. "Diş eti şişmeleri, ağızda kuruluk, tat kaybı! Tiroit bozukluğu ağız florasını da yok ediyor" Tiroit bozukluklarının, tükürük bezlerinin çalışmasını da etkilediğine dikkat çeken Özkan, şunları kaydetti: "Ağız kuruluğu (xerostomia), tat alma bozuklukları ve sürekli tekrarlayan diş eti şişmeleri hipotiroidi hastalarında sık rastlanan bulgular arasında. Tükürük vücudun doğal antiseptiğidir. Azalınca bakteri florası değişir, diş çürükleri hızla yayılır, kötü ağız kokusu artar, tat alma yetisi bozulur. Bu durum sosyal yaşamı dahi etkileyebilir. Cerrahi işlemler kabusa dönüşebilir. Diş çekimi veya endodontik (kök kanal) tedavi gibi cerrahi işlemlerde hipotiroidizmin komplikasyonlara yol açabileceğine dikkat çekiyor: Yara iyileşmesi gecikir, enfeksiyon riski artar. Diş çekim sonrası kuru soket (alveoler osteit) riski hipotiroidi hastalarında çok daha yüksektir. Aynı şekilde kök kanal tedavilerinin başarısı da metabolik yavaşlama nedeniyle düşer." "Guatr bölgesindeki çocuklara dikkat: Kretinizm tüm gelişimi durdurabilir!" Özkan, "Endemik guatr bölgelerinde doğan çocuklar, hayatlarının ilk dakikalarında tiroit hormonlarına ulaşamazsa, kretinizm riskiyle karşı karşıya kalır. Bu çocuklarda sadece zeka geriliği değil, diş gelişimi de durur. Ağır diş mine defektleri, dil büyüklüğü, çene darlığı ve kalıcı konuşma bozuklukları oluşabilir. Doğum öncesi iyot desteği ve erken tiroit takviyesi tedavisi hayati önem taşır. Diş hekimleri çocuklarda ilk belirtileri fark eden sağlık profesyonelleri olabilir" dedi. "Multidisipliner yaklaşım şart" Son olarak Özkan, diş hekimleri, diş çene cerrahları, endokrinologlar ve çocuk hekimlerinin iş birliği içinde çalışması gerektiğini vurgulayarak, "Tiroit hastalığı olan bireylerde düzenli diş hekimi muayeneleri, flor uygulamaları, diş çürük önleyici tedaviler ve özel ağız hijyeni eğitimleri hayati önem taşır. Aksi takdirde, tiroit bozukluklarının ağızda bıraktığı izler bir ömür boyu taşınır" diye konuştu.
’İdeal kilonu öğren sağlıklı yaşa’ kampanyasında 6,5 milyon kişiye ulaşıldı
05 Temmuz 2025 Cumartesi - 14:19 ’İdeal kilonu öğren sağlıklı yaşa’ kampanyasında 6,5 milyon kişiye ulaşıldı Sağlık Bakanlığı tarafından ülke genelinde başlatılan "İdeal Kilonu Öğren Sağlıklı Yaşa" kampanyasında 6,5 milyon kişiye ulaşıldı. Sağlık Bakanlığınca ülke genelinde hayata geçirilen "İdeal Kilonu Öğren Sağlıklı Yaşa" kampanyasının yedinci haftası sonundan Türkiye genelinde 6,5 milyon kişinin boy ve kilo ölçümleri gerçekleştirildi. Yüzde 47’isini erkek, yüzde 52,9’unu kadınların oluşturduğu ölçümlerin sonucunda 3 milyon 792 bin 730 kişinin vücut kitle indeksi ‘normal’ kilo aralığının üzerinde çıktı. Ölçümü yapılan kişilerden, yaklaşık yüzde 6’sının ‘zayıf’, 33’ünün ‘normal’, yüzde 35’inin fazla kilolu ve yüzde 26’sının ‘obez’ aralığında olduğu; erkeklerde ‘fazla kiloluluk’, kadınlarda ise ‘obezite’ oranının fazla olduğu belirlendi. Kampanyanın 21-27 Haziran tarihlerini kapsayan yedinci haftasında, katılım rekoru yenilendi. 628 bin 161’i erkek, 708 bin 428’i kadın olmak üzere toplam 1 milyon 336 bin 589 kişinin boy-kilo ölçümü yapıldı. Ölçümü yapılanlardan sadece yüzde 6,7’si ‘zayıf’ aralığında çıktı Ölçümler sonucunda kampanya katılan kişilerin vücut kitle indeksi (VKİ) belirlendi. Bu verilerden hareketle yapılan analizde, kampanyaya katılan 1 milyon 336 bin 589 kişinin yüzde 6,7’sinin zayıf (VKİ
Boşananlar estetik operasyonlara yöneliyor
05 Temmuz 2025 Cumartesi - 14:15 Boşananlar estetik operasyonlara yöneliyor SAMSUN (İHA) – Estetik Plastik Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Hayati Akbaş, boşanma sonrası estetik operasyonlara yönelimin arttığını belirterek, "Boşanan kadın ve erkeklerde yüz germe ameliyatları, normal popülasyona göre daha fazla yapılmaktadır" dedi. Dünyada ve Türkiye’de boşanma oranlarının her geçen gün arttığını ifade eden FBM Tıp Merkezi’nden Prof. Dr. Hayati Akbaş, boşanmanın ardından estetik ameliyat taleplerinde artış yaşandığını söyledi. Boşanma süreci yaşayan bireylerin, yaşadıkları olumsuzlukları geride bırakmak ve yeni bir başlangıç yapmak için estetik cerrahiye başvurduğunu belirten Akbaş, bu kişilerin özellikle yüz germe ameliyatlarına ilgi gösterdiğini vurguladı. Boşanan bireylerin yeniden kendilerini iyi hissetme isteğiyle estetik cerrahiye yöneldiğini aktaran Prof. Dr. Akbaş, yaşadığı dikkat çekici bazı vakaları da paylaştı. "Boşanma sonrası yeni bir başlangıç isteği" Akbaş, "50 yaşlarında bir erkek hastam geldi. Yüz gençleştirme ameliyatı olmak istediğini söyledi. Nedenini sorduğumda ‘Eşim benden boşandı ve giderken yaşlandığımı, güzel olmadığımı söyledi. Bu sözler zihnimde yer etti’ dedi. Ameliyatını gerçekleştirdik. Bir başka kadın hasta ise yurt dışından geldi. Yüz germe ameliyatı sonrası uyanırken, ‘Seni boşayacağım’ diye bağırdı. Sebebini sorduğumda, ‘Eşim bana yıllarca sen kadın mısın? Çok yaşlısın’ diyerek hakaret ediyordu. Bu nedenle yıllar sonra estetik ameliyat olmaya karar verdim’ dedi. Bu tür nedenlerden dolayı yüz germe ameliyatı olmak istiyorlar" diye konuştu. "Yeni bir hayata yeni bir yüzle başlamak istiyorlar" Boşanma sonrası estetik operasyonların psikolojik bir ihtiyaç haline geldiğini ifade eden Prof. Dr. Akbaş, "İnsanlar eskiyi unutmak, yeni bir sayfa açmak ve aynaya baktıklarında kendilerini daha genç ve iyi hissetmek istiyorlar. Bu nedenle boşanan kadın ve erkeklerde yüz germe ameliyatları daha sık yapılmaktadır. Ancak evli çiftler de zaman zaman bu operasyonlar için başvurmaktadır" şeklinde konuştu.
Gaziantep’te binlerce kişiye Heimlich manevrası eğitimi verildi
05 Temmuz 2025 Cumartesi - 12:10 Gaziantep’te binlerce kişiye Heimlich manevrası eğitimi verildi Gaziantep İl Sağlık Müdürlüğü bünyesinde görev yapan yaklaşık 23 ilk yardım eğitmeni, 2024 ve 2025 yıllarında gerçekleştirdiği eğitim faaliyetleriyle binlerce kişiye ulaştı. Son dönemlerde başta okullar olmak üzere birçok alanda artan boğulma vakalarında hayati öneme sahip olan Heimlich manevrası için harekete geçen ve bu kapsamda sağlık çalışanları başta olmak üzere emniyet, jandarma ve okullarda görev yapan öğretmenlere, idarecilere ve personellere İl Sağlık Müdürlüğü bünyesindeki uzman yardım eğitmenleri tarafından eğitim veriliyor. Eğitim veren uzmanlar, ilk yardım eğitiminin yanında heimlich manevrası eğitimi de veriyor. 1,5 yılda kamu kurumlarında çalışan 1500 kişiye temel yaşam desteği, heimlich manevrası ve yaralanma gibi olaylara müdahale edebilmeleri amacıyla verilen eğitimler başarılı geçti. Bireysel başvuru yapan vatandaşlara da eğitim veriliyor 2024 yılında 802 kişiye ilk yardım sertifikası verilirken, 702 kişiye de farkındalık eğitimi düzenlendi. 2025 yılı itibarıyla ise 376 sertifikalı eğitim ve 355 farkındalık eğitimi tamamlandı. Eğitimler, kamu kurumları, ilkokul ve ortaokul öğrencileri ile bireysel başvuru yapan vatandaşlara yönelik olarak da düzenleniyor. Eğitimlerde özellikle temel yaşam desteği ve heimlich manevrası gibi hayati müdahaleler öncelikli konular arasında yer alıyor. Acil Sağlık Hizmetleri Birimi koordinasyonunda haftada iki gün, 21 kişilik gruplar halinde iki sınıf şeklinde devam eden eğitimlerde, katılımcılara teorik bilginin yanı sıra uygulamalı eğitim de veriliyor. Heimlich manevrası hayat kurtarıyor Son zamanlarda sosyal medyada sıkça yer alan boğulma vakaları ve yabancı cisim tıkanmaları, ilk yardım bilincinin önemini bir kez daha gözler önüne seriyor. Boğazına yabancı cisim kaçan bir kişiye doğru müdahale edilmediğinde beynin oksijensiz kalma süresi olan 4-6 dakika içinde kalıcı hasar ya da ölüm riski ortaya çıkabiliyor. Heimlich manevrasının bebek, çocuk ve yetişkinlerde farklı şekillerde uygulanması gerektiğini belirten uzmanlar, ilk yardım bilgisi olmayan kişilerin müdahalede bulunmasının ciddi riskler doğurabileceğini vurguluyor. Özellikle kısmi tıkanmalarda hastanın sırtına vurmak ya da yeme içmeye teşvik etmek gibi bilinçsiz müdahalelerin kişiyi daha da kötüleştirebildiği ifade ediliyor. İlk yardım bilgisi olmayanların hayati risk taşıyan durumlarda gelişigüzel müdahalelerde bulunmak yerine, acil sağlık ekiplerinden profesyonel destek alması gerektiği de önemle vurgulanıyor. Bilinçli müdahale hayat kurtarır Gaziantep İl Sağlık Müdürü Dr. Beytullah Şahin, ilk yardım eğitimlerinin yaygınlaştırılmasıyla toplumun bilinç düzeyinin artmasını ve acil durumlara doğru müdahale edebilme kapasitesinin güçlenmesini hedeflediklerini söyledi. "20 kişilik gruplar halinde eğitimlere devam ediyoruz" İlk yardım eğitiminin hayatının her alanında gerektiğinin altını çizen Şahin, "Gaziantep İl Sağlık Müdürlüğü olarak ilk yardım eğitimlerimiz devam ediyor. Geçen yıl olduğu gibi bu yılda ilk yardım eğitimlerimize hızla devam ediyoruz. Bu manada hem kendi çalışan personellerimize farkındalık eğitimi vererek bu konuda yetiştirme, geliştirme ve güncellemeye devam ederken, aynı zamanda diğer kurumlarımızda işbirliği içerisinde hareket ediyoruz. Diğer kurumlarımızdaki 20 kişilik gruplar halinde eğitimlere devam ediyoruz. Bu eğitimlerin bir kısmı sertifikasyon eğitimi oluyor. Aynı zamanda arkadaşlarımıza sertifika da veriyoruz. Bizim asıl amacımız ne kadar çok sayıda vatandaşımıza ulaşırsak o kadar başarılı olacağımıza, ilk yardım müdahalede hız kazanacağımızı ve hayat kurtaracağımızı biliyoruz. İlk yardım eğitimlerin ne kadar önemli olduğunu zaman zaman basına yansıyan haberlerde görüyoruz. Aslında çok basit hareketlerle ve müdahalelerle ciddi manada hayat kurtardığımızı, bu eğitimlerin ve müdahalelerin de önemli bir katkı olduğunu biliyoruz" dedi. Gaziantep İl Sağlık Müdürlüğü Acil Sağlık Hizmetleri Başkanı Dr. Mehmet Akhan da geçen yıl ve bu yıl binlerce kamu personeline ilk yardım yönetmeliği kapsamında eğitimler verildiğini söyledi. Emniyet, jandarma ve İl Milli Eğitim personelleri başta olmak üzere binlerce kamu personeline ilk yardım eğitimi verdiklerini ifade eden Akhan, farkındalık eğitimlerini mahalle mahalle ve tesis tesis yaygınlaştıracaklarını belirtti. "Geçen yıl 1500 kişiye bu sertifikalı eğitimi verdik" "Doğru bilgi, doğru müdahale ve sağlıklı yaşam" anlayışıyla sürdürülen eğitimlerin yıl boyunca devam edeceğini bildiren Akhan, "Bu eğitimleri sadece kendi çalışanlarımıza değil Gaziantep’teki resmi kurum ve kuruluşların, bize başvuran ve başvurmayan herkese bizde ulaşarak bu eğitimi veriyoruz. Geçen yıl 1500 kişiye bu sertifikalı eğitimi verdik. Bu yılda bin kişiye bu eğitimi verdik. Bu eğitim sayısını sürekli arttırarak doğru müdahale, doğru bilgi ile insanlarımızı sağlık ekipleri gelinceye kadar doğru yardımı yapabilecek seviyeye getirmeyi hedefliyoruz" diye konuştu. İlk yardım eğitimi alan sağlık çalışanları ise hayat kurtaran eğitimlerin önemli olduğunu, eğitimlerin kendileri için çok iyi geçtiğini ve eğitimler sayesinde bilgi sahibi olduklarını dile getirdiler.