SAĞLIK
Doç. Dr. Evigen’den hantavirüse karşı kritik uyarı 08 Mayıs 2026 Cuma - 22:12:25 Medical Point Gaziantep Hastanesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı Doç. Dr. Ömer Evirgen, son günlerde Dünya Sağlık Örgütünce (DSÖ) farklı ülkelerde vakaları bildirilen hantavirüse karşı vatandaşlara önemli uyarılarda bulundu. Arjantin’den hareket eden "MV Hondius" isimli gemide doğrulanan ve 3 kişinin ölümüne neden olan hantavirüs vakalarının ardından konu gündeme geldi. Medical Point Gaziantep Hastanesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı Doç. Dr. Ömer Evirgen ise hantavirüs hakkında bilgi vererek, virüsün farelerin dışkı, idrar ve tükürüğü yoluyla insanlara bulaştığını söyledi. "İnsandan insana bulaşmıyor" Hastalığın ciddi sağlık sorunlarına ve ölüme yol açabileceğini belirten Evirgen, virüsün şu an için insandan insana bulaşmadığını ifade etti. Özellikle fare ve kemirgen temasının yoğun olduğu alanlarda hijyen kurallarına dikkat edilmesi gerektiğini vurgulayan Evirgen, vatandaşlara önemli uyarılarda bulundu. "Karadeniz Bölgesi’nde zaman zaman rastlanabiliyor" Hantavirüsün yeni ortaya çıkan bir virüs olmadığını ve Türkiye’de geçmiş yıllarda da özellikle Karadeniz Bölgesi’nde nadiren görüldüğünü belirten Doç. Dr. Ömer Evirgen, "Bu aralar hantavirüs enfeksiyonu sosyal medyada sıkça gündeme geliyor. Hantavirüs enfeksiyonu ülkemizde de geçmişte nadiren görülen bir hastalık. Özellikle Karadeniz Bölgesi’nde zaman zaman rastlanabiliyor. Virüs, farelerin idrarı, dışkısı ve tükürüğünün toprağa veya gıdalara bulaşmasıyla yayılabiliyor. Bu atıkların bulunduğu ortamda oluşan tozun solunması ya da kirli yüzeylere temas ettikten sonra elin ağız, burun veya göze götürülmesiyle insanlara bulaşabiliyor" dedi. "Şu an için hantavirüse yönelik kesin bir tedavi bulunmuyor" Hastalığın ilk belirtilerinin grip benzeri şikayetlerle başladığını ifade eden Evirgen, "Bu hastalık genellikle ateş, kas ve eklem ağrıları, halsizlik ve ishal gibi belirtilerle başlıyor. İlerleyen süreçte ise iki farklı ağır tablo ortaya çıkabiliyor. Bunlardan biri solunum yetmezliği, diğeri ise böbrek yetmezliği ve kanamayla seyreden formdur. Ciddi ve hayati risk taşıyan bir hastalıktır. Şu an için hantavirüse yönelik kesin bir tedavi bulunmuyor. Hastalara yoğun bakım şartlarında destek tedavisi uygulanıyor" ifadelerini kullandı. "COVID dönemindeki gibi bir kapanma süreci beklemiyoruz" Korunma yöntemlerine ilişkin de açıklamalarda bulunan Evirgen, COVİD gibi bir kapanma süreci beklemediklerini de söyleyerek, "Bu virüsten korunmak için özellikle kırsal alanlarda ve farelerin yaşam alanlarının bulunduğu ortamlarda dikkatli olunması gerekiyor. Tozlu ortamlarda maske kullanılmalı, eller yıkanmadan gıdalara temas edilmemeli ve yüz bölgesine dokunulmamalıdır. Bu virüs COVID-19 gibi değil. Yakın temas ve enfekte tozların solunmasıyla bulaşıyor. Şu an için insandan insana bulaştığına dair net bir bilgi bulunmuyor. Bu nedenle COVID dönemindeki gibi bir kapanma süreci beklemiyoruz" diye konuştu.
08 Mayıs 2026 Cuma - 16:52 Boynundaki 542 gramlık kitle başarıyla çıkarıldı Bilecik’te yıllardır boynunda giderek büyüyen tiroid kitlesi nedeniyle nefes almakta güçlük çeken 54 yaşındaki hasta, başarılı operasyonla yeniden sağlıklı nefes almaya başladı. Diyabet ve akciğer hastalığı da bulunan 54 yaşındaki İrfan Bozan, Sakarya’dan Bilecik Eğitim ve Araştırma Hastanesi’ne müracaat etti. Yapılan muayene ve tetkikler sonrasında Bozan’ın boynundaki kitle zamanla büyüyerek göğüs boşluğuna kadar ilerlediği görüldü. Günlük yaşamını ciddi şekilde etkileyen kitle nedeniyle nefes darlığı yaşayan hasta, sırt üstü yatamayacak duruma geldi. Daha önce başvurduğu çeşitli sağlık merkezlerinde ameliyatın yüksek risk taşıdığı belirtilen Bozan, uzun süre operasyon olamadı. Dev tiroid ameliyatıyla sağlığına kavuştu Tedavi umuduyla il dışından Bilecik Eğitim ve Araştırma Hastanesi Genel Cerrahi Kliniği’ne başvuran hasta için yapılan detaylı değerlendirmeler ardından ameliyat kararı alındı. Operasyon, Genel Cerrahi Uzmanı Op. Dr. Doğuşcan Kurular tarafından başarıyla gerçekleştirildi. Yaklaşık 2,5 saat süren operasyon sırasında, solunum yollarına baskı oluşturan ve göğüs boşluğuna kadar uzanan 542 gram ağırlığındaki dev tiroid dokusu başarıyla çıkarıldı. Ameliyat sonrası yakından takip edilen hastanın nefes alıp vermesinde belirgin rahatlama sağlandığı öğrenildi. Başarılı operasyonun ardından kısa sürede sağlığına kavuşan İrfan Bozan, taburcu edilerek günlük yaşamına yeniden döndü. Yetkililer, özellikle nefes darlığı, yutma güçlüğü ve boyunda büyüyen şişlik gibi belirtilerin ihmal edilmemesi gerektiğini vurgulayarak, erken teşhis ve zamanında müdahalenin hayati önem taşıdığına dikkat çekti.
08 Mayıs 2026 Cuma - 16:10 Anneler Günü öncesi "Bilgili Anneler Sağlıklı Nesiller" sempozyumu Anne Çocuk Eğitim ve Araştırma Derneği (AÇEAD) tarafından "Bilgili Anneler Sağlıklı Nesiller" temasıyla aile sempozyumu düzenlendi. Anneler Günü dolayısıyla gerçekleştirilen "Bilgili Anneler Sağlıklı Nesiller" sempozyumunda sağlıklı gebelik süreci, annenin beden ve ruh sağlığının korunması, yenidoğan bakımında dikkat edilmesi gerekenler ve anne sütünün önemi gibi konular ele alındı. Sempozyumda ayrıca çocuk ruh sağlığında koruyucu yaklaşım, çocuk gelişiminde aile desteğinin önemi ve annelik sürecinde karşılaşılan sorunlara yönelik çözüm önerileri bilim insanları tarafından değerlendirildi. Çocuk gelişiminde annenin rolünün önemine değinen AÇEAD Başkanı Prof. Dr. Nilgün Altuntaş, "Annenin hem biyolojik hem psikolojik olarak sağlıklı olması çok önemli. Annelik edebiyatta duygu, şefkat ile tanımlanır ama aslında bu sadece şefkat dediğimiz duygudan ibaret değil. Biyolojik de bir gücü var annenin. Şimdi bilimsel olarak gösterilenler bunlar. Çünkü beyin gelişiminin özellikle ilk üç yılda yüzde 80’i tamamlanıyor ve yaşamın o ilk döneminde de annenin bebeğin gelişimine çok büyük katkısı var" dedi. "Anne, doğurmanın dışında sağlıklı olarak kalmasını da sağlar" Anne ve çocuğun ilk temasının önemine vurgu yapan Altuntaş, "Temasın devam etmesi, dokunuş, bunlar nörolojik gelişimi desteklemektedir. Arkasından emzirme süreci gelir. Anne, sütüyle de aynı şekilde yine hem immün sistemini güçlendirir, bağışıklığını güçlendirir. Bunun yanında hayata tutunmasını, hem de sağlıklı kalmasını sağlar aynı zamanda sütüyle. Annenin sesinin de bebeğin nörolojik gelişimini iyileştirdiği son çalışmalarda gösterilmiş durumda. Anne her yönüyle gerçekten çocuğu hem hayatta tutmaya, doğurmanın dışında hayatta kalmasına ve sağlıklı olarak kalmasına da etki eder" diye konuştu. "Destek öncelikli olarak eşinden olmalı" Kadınların hem ev içerisinde hem de sosyal hayatında büyük sorumluluklarının olduğunu ifade eden Altuntaş, "Bizim toplumun merkezinde olduğu için, toplumun temeli olduğu için anneyi bu büyük sorumlulukları altında kesinlikle güçlendirmemiz gerekir. Destek olunması gerekir. Bu destek öncelikli olarak eşinden olmalı, çevresinden, biz sağlıkçılardan bir destek. Tabii ki devletten de bir destek mutlaka olması gerekir. Çünkü biz kadının aslında sessizce toplumu dönüştürdüğünü, dünyayı değiştirdiğini biliyoruz. O nedenle de kadına yapılacak olan yatırım, onu güçlendirmeye yönelik olarak yapılan yatırım çok önemli bir halk sağlığı yatırımı durumuna geliyor" dedi. Hayata en iyi başlangıçlardan birinin normal doğum, bir diğerinin ise anne sütüyle beslenilmesi olduğunu belirten Altuntaş, "Emzirme gerçekten en önemli yatırım. Bunun için bizim çok uğraşmamız gerekiyor. Ben öğrencilerime de anlatırken ‘Bunu bir vatan hizmeti olarak göreceksin’ diyorum. Nasıl askerlik yapılıyorsa ben o şekilde yapıyorum. Gerçekten bizim ülkeye yaptığımız çok büyük bir iyilik olarak görüyorum emzirmenin yaygınlaştırılmasını. Çünkü anne zaman zaman bırakacak düzeye gelebiliyor sorunlarla boğuşurken. O yüzden anne sütü çok kıymetli. Zaten sadece besin de değil anne sütü. Aynı zamanda immünolojik olarak bir sürü içerisinde hücre var. Bir damlasında bir milyondan fazla hücrenin olduğu bir sıvı. Yaşayan bir sıvı ve o kadar dizayn edilmiş ki bebek büyüdükçe o da değişerek ona uyum sağlayan bir sıvı. Enfeksiyonlardan, alerjiden, kanserden koruyor" diye konuştu.
Kalabalık havuzlar, hastalıklara davetiye çıkarıyor
16 Temmuz 2025 Çarşamba - 11:42 Kalabalık havuzlar, hastalıklara davetiye çıkarıyor Yaz aylarında deniz ve havuz keyfi enfeksiyon riskini artırabiliyor. Uzmanlar, özellikle kadınların ıslak mayo, kalabalık havuzlar ve hijyen kurallarına dikkat etmesi gerektiği konusunda uyarıyor. Yazın, hem serinlemek hem de tatilin tadını çıkarmak için deniz ya da havuz kenarlarında akın ediliyor. Ancak tercih edilen denizin ya da havuzun temizliğinin en az eğlence kadar önemli olduğunu ifade eden Medicana Sağlık Grubu Kadın Hastalıkları ve Doğum Bölümü’nden Op. Dr. İlkay Nafiye Topaloğlu, kadınların dikkat etmesi gereken sağlık şartlarına ışık tuttu. Op. Dr. İlkay Nafiye Topaloğlu, kalabalık ve kirli havuzun ya da denizin çeşitli hastalıklara davetiye çıkardığını söyledi. Yazın en güzel yanlarından biri de denizin, havuzun ve güneşin tadını çıkarmak olduğunu dile getiren Medicana International İzmir Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Op. Dr. İlkay Nafiye Topaloğlu, söz konusu güzelliklerin yapılan hatalarla olumsuz sonuçlanabileceğine dikkat çekti. Özellikle deniz ve havuzun kadın sağlığı üzerine etkilerini hatırlatan Op. Dr. İlkay Nafiye Topaloğlu, "Yaz mevsimi; tatil, güneş, deniz ve havuz keyfiyle özdeşleşmiş bir dönemdir. Ancak bu güzel mevsimin beraberinde getirdiği bazı sağlık riskleri de vardır. Özellikle kadın sağlığı, yaz aylarında deniz ve havuz kullanımıyla birlikte çeşitli enfeksiyonlara ve hijyen problemlerine açık hale gelebilir. Yazın sık karşılaştığımız vajinal enfeksiyonlar, idrar yolu enfeksiyonları, cilt problemleri ve bunlardan korunma yolları önemli bir konudur" dedi. Mantar oluşumuna zemin hazırlayabilir Sıcak ve nemli ortamların, ıslak mayo ile uzun süre kalmanın vajinal flora dengesini bozabileceğini ifade eden Op. Dr. İlkay Nafiye Topaloğlu, "Yine klorlu havuzlar, yararlı bakterileri azaltarak mantar (Candida) ve bakteriyel vajinozis gelişimine zemin hazırlayabilir. Deniz suyunda bulunan mikroorganizmalar, özellikle kalabalık ve kirli plajlar vajinal ve idrar yolu enfeksiyonlarına neden olabilir. Özellikle havuz suları E. coli gibi bakterilerle kontamine gerçekleşebilir. Özellikle idrar yolu başta olmak üzere çeşitli enfeksiyonlara yol açabilir" uyarılarında bulundu. Enfeksiyon riskini en çok bu hatalar artırıyor Bir diğer risk faktörünün de cilt ve genital bölge tahrişi olduğunun altını çizen Op. Dr. İlkay Nafiye Topaloğlu, "Klora uzun süreli maruz kalmak, cilt bariyerini zayıflatabilir. Epilasyon sonrası direkt denize/havuza girmek tahrişi artırarak enfeksiyon riskini yükseltebilir" dedi. Özellikle bazı davranışların enfeksiyon riskini artırdığının altını çizen Op. Dr. İlkay Nafiye Topaloğlu, "Islak mayo ile saatlerce oturmak, epilasyon sonrası hemen havuza girmek, günlük ped kullanarak denize girmek, kalabalık ve hijyeni şüpheli havuzları tercih etmek, vajinal duş gibi uygulamalarla florayı bozmak gibi nedenler enfeksiyon riskini artırabiliyor" açıklamalarında bulundu. Probiyotikler, florayı korumaya yardımcı Kadın sağlığı açısından denize ve havuza girerken dikkat edilmesi gereken noktaları 4 ana başlık altında detaylandıran Op. Dr. İlkay Nafiye Topaloğlu, sözlerine şöyle devam etti: "Havuzdan veya denizden çıktıktan sonra ıslak mayo hemen değiştirilmelidir. Pamuklu, hava alan iç çamaşırları tercih edilmelidir. Günde en az bir kez genital bölge yıkanmalı, ancak sabun yerine pH dengeli ürünler tercih edilmelidir. Epilasyon sonrası en az 24 saat denize/havuza girilmemelidir. Regl döneminde denize/havuza girilecekse, temiz tampon kullanılmalı ve kısa süre kalınmalıdır. Klor kokusu çok yoğun olan, bulanık sulu ya da fazla kalabalık havuzlar tercih edilmemelidir. Denize girilecek yerin mavi bayraklı ve temiz olmasına dikkat edilmelidir. Yoğurt gibi probiyotikler vajinal floranın korunmasına yardımcı olabilir. Bol su içmek, idrar yolu enfeksiyonlarını önleneyebiliir. Unutmayalım ki, her mevsim özen ister. Güneşin, denizin ve havuzun keyfini çıkarırken; hijyen kurallarına dikkat etmek, hem küçük sağlık sorunlarından hem de daha büyük komplikasyonlardan korunmaya yardımcı olabilmektedir. Vajinal akıntıda renk, koku veya miktar değişiklik, kaşıntı, yanma, kızarıklık, cinsel ilişki sonrası ağrı, sık idrara çıkma ve idrar sırasında yanma hissi gibi belirtiler varsa bir kadın hastalıkları ve doğum uzmanına başvurulmalıdır."
Uzmanından hamilelere tavsiyeler
16 Temmuz 2025 Çarşamba - 11:34 Uzmanından hamilelere tavsiyeler Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Opr. Dr. Gamze Keleş, "Hamile yogası, bebeğe giden kan akımını artırarak onun daha iyi beslenmesini sağlar. Yapılan nefes çalışmaları hem annenin hem bebeğin daha iyi oksijenlenmesini ve yaşam enerjisi ile dolmalarını sağlar" dedi. Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzm. Opr. Dr. Gamze Keleş, hamile yogası ve faydaları hakkında bilgilendirmelerde bulundu. Yoga hareketlerinin hamileliğin daha huzurlu geçmesi ve doğumun daha rahat olabilmesi için hamile kadının bedenini bu yeni duruma hazırladığına dikkat çeken Opr. Dr. Keleş, "Hamile yogası, bebeğe giden kan akımını artırarak onun daha iyi beslenmesini sağlar. Yapılan nefes çalışmaları hem annenin hem bebeğin daha iyi oksijenlenmesini ve yaşam enerjisi ile dolmalarını sağlar. Yoga hamile kadına, doğum öncesi dönemde yoga duruşlarından yararlanmalarını ve ayrıca fiziksel bir uygulamadan daha sakin ve iç gözlemsel bir uygulamaya geçmelerini öğretir" diye konuştu. "Amaç vücutta bebek için yer açmak" Son üç aylık dönemde annenin vücudundaki yer çok azaldığı için yoga öğretisinin amacının vücutta bebek için yer açmak olduğunu söyleyen Opr. Dr. Gamze Keleş, "Bu sebeple vücutta küçülme hissi oluşturan hareketler yerine açıklık hissi meydana getiren hareketlere odaklanılır çünkü anne vücudunu tam anlamıyla açmaya hazırlanmaktadır. Yoga sırasında anneye vücudundaki dayanıklılık ve kuvveti keşfetmesinde yardım edilir. Hamile yogasının anne ve bebeğe faydası çoktur. Bunlar; büyüyen bebekle annenin değişen vücuda esneklik kazandırmak, ağrısız, krampsız bir bedene sahip olmasının sağlamak, egzersizlerle annenin kan dolaşımını artırarak bebeğin daha iyi beslenmesini ve gelişmesini sağlamak, nefes farkındalığıyla bebeğe ve annenin kendisine daha çok oksijen taşımak, derin gevşeme ile ruhsal olarak rahatlamak ve tüm kasların dinlenmesini sağlamak, meditasyonlar sayesinde bebekle annenin duygusal bağını kuvvetlendirmek, korku ve endişeleri gidermektir" şeklinde konuştu. "Riskli bir durum yoksa hamileliğin ilk haftalarında başlanabilir" Yogaya hangi hafta başlanması gerektiğine de değinen Keleş, şunları söyledi: "Riskli bir gebelik durumu yoksa hamileliğin ilk haftalarında hamile yogasına başlanabilir. Doğum sonrasında ise hamilelik sırasında yoga yapan kadının buna devam etmesi ve yogayı yaşamının devamında da kullanması için bir yoldur, doğumdan 40 gün sonra karının alt kısımlarını zorlamadan duruşlara ve nefes çalışmalarına başlanabilir" ifadelerini kullandı.
Aile geçmişini bilmek mide kanserinden korunmak için 1. sırada yer alıyor
16 Temmuz 2025 Çarşamba - 10:35 Aile geçmişini bilmek mide kanserinden korunmak için 1. sırada yer alıyor Op. Dr. Kenan Demirbakan, ailesinde mide kanseri öyküsü olanların sağlık kontrollerini ihmal etmemelerinin hayati önem taşıdığını söyledi. Memorial Antalya Hastanesi Genel Cerrahi Bölümü’nden Op. Dr. Kenan Demirbakan mide kanseri hakkında bilinmesi gerekenleri anlattı. Mide kanserinim dünya çapında en sık görülen 5. kanser olduğuna dikkati çeken Demirbakan, "Erkeklerde en sık görülen 4. kanser arasında yer alırken, kadınlarda 7. sıradadır. Türkiye mide kanseri yaşam kaybı oranında dünyada 9. sırada yer almaktadır. Yapılan araştırmalar A kan grubuna sahip kişilerde mide kanserinin daha sık görüldüğünü göstermiştir ve gençlerde görülme sıklığı gittikçe artmaktadır. Hatta genç insanlarda daha ileri seviyede mide kanserine sahip olduğu ortaya çıkmıştır. Bu nedenle mide kanserinin belirtilerini ve aile geçmişini bilmek önemlidir" dedi. Demirbakan, mide kanserinin erken evrelerinde ve kanser ilerleyene kadar her zaman belirti vermeyebileceğini belirterek, sözlerini şöyle sürdürdü: "Görülen belirtiler arasında hazımsızlık ve karnın üst kısmında ağrı olabilir. Ailesinde mide kanseri öyküsü olanların sağlık kontrollerini ihmal etmemeleri hayati önem taşımaktadır. Mide kanseri midenin herhangi bir yerinde olabilir. Kanserin midede nerede başladığı, tedavi planı için önemlidir. Diğer faktörler arasında kanserin evresi ve dahil olan hücre türü yer alır. Kanser yalnızca midedeyse, mide kanseri tedavisinin başarılı olma ihtimali yüksektir. Ancak mide kanserlerinin çoğu geç evrede belirti verdiğinden, hastalık ilerlediğinde ve iyileşme ihtimali daha düşük olduğunda tespit edilebilmektedir. Mide duvarından büyüyen veya vücudun diğer bölgelerine yayılan mide kanserinin tedavisi daha zordur." Mide kanserinin başlıca tedavisinin cerrahi olduğunu aktaran Op. Dr. Kenan Demirbakan, ameliyat türünün kanserin nerede bulunduğuna bağlı olduğunu, sonrasında da hastanın durumuna göre kemoterapi, radyoterapi ve akıllı ilaçlara başvurulduğunu ifade etti. Mide kanserinin belirtilerini, yutma güçlüğü, karın ağrısı, yemekten sonra şişkinlik hissi, az miktarda yemek yedikten sonra tokluk hissi, açlık hissinin gelmemesi, mide ekşimesi, hazımsızlık, mide bulantısı, kusma, açıklanamayan kilo kaybı, çok yorgun hissetme ve siyah görünen dışkı olarak sıralayan Demirbakan, vücudun diğer bölgelerine yayılan mide kanseri yayıldığı yere özgü şikayetlere neden olabileceğine de vurgu yaptı. Demirbakan, "Örneğin, kanser lenf düğümlerine yayıldığında ciltten hissedebileceğiniz yumrular oluşabilir. Karaciğere yayılan kanser ciltte ve göz aklarında sararmaya neden olabilir. Kanser karın içinde yayılırsa, karında sıvı birikmesi ve buna bağlı karın şişmesi görülebilir" diye konuştu. Mide kanserinin nedenlerinden bahseden Demirbakan, "Uzmanlar, mide kanserlerinin çoğunun midenin iç astarına bir şey zarar verdiğinde başladığına inanmaktadır. Mide asidinin yemek borusuna geri kaçmasıyla ilgili devam eden sorunlar, buna gastroözofageal reflü hastalığı denir. Tuzlu ve tütsülenmiş gıdalar açısından zengin bir diyet. Meyve ve sebze açısından düşük bir diyet. Helicobacter pylori adlı mide enfeksiyonu. Gastrit adı verilen mide iç kısmının şişmesi ve tahrişi, sigara içmek, polip adı verilen midede kanserli olmayan hücrelerin büyümesi, ailede mide kanseri öyküsü. Mide kanseri ve diğer kanserlerin riskini artıran genetik sendromların aile öyküsü" ifadelerini kullandı. Demirbakan, mide kanseri riskini azaltmak için, bol miktarda meyve ve sebze yenmesi, tuzlu ve tütsülenmiş yiyeceklerin miktarının azaltılması, sigaranın bırakılması ve ailede mide kanseri varsa sağlık kontrollerinin ihmal edilmemesi gerektiğini sözlerine ekledi.
PET/BT akciğer kanserinde tedaviyi şekillendiriyor
16 Temmuz 2025 Çarşamba - 10:25 PET/BT akciğer kanserinde tedaviyi şekillendiriyor Günümüzün en önemli sorunlarından biri olan kanserde erken teşhis hayat kurtarıyor. Erken teşhis için de belirtileri takip etmek ve teknolojinin sunduğu fırsatları değerlendirmenin büyük önem taşıdığını belirten Medicana Sağlık Grubu Nükleer Tıp Uzmanı Prof. Dr. Oktay Sarı, bu hastalıkta erken evrelemeye yardımcı olan PET/BT’nin öneminden bahsetti. Kanserin, genellikle kanser öncesi bir lezyondan kötü huylu bir tümöre ilerleyen çok aşamalı bir süreç olduğunu ve normal hücrelerin tümör hücrelerine dönüşmesinden kaynaklandığını söyleyen Medicana Konya Hastanesi Nükleer Tıp Bölümü’nden Prof. Dr. Oktay Sarı, "Akciğer kanserleri, Türkiye Kanser İstatistikleri Raporuna göre ülkemizde erkeklerde en sık görülen kanser türü olup tüm kanser vakalarının yaklaşık yüzde 30’unu oluşturmaktadır. Yılda yaklaşık olarak 40-45 bin yeni vaka eklenmektedir" dedi. Biyopsi öncesinde yapılıyor Akciğer kanserlerinde kitle ya da nodül adı verilen küçük kitlelerin bilgisayarlı tomografideki görüntüleme bulgusu olduğunu ifade eden Prof. Dr. Oktay Sarı, "Ancak kitlenin iyi ya da kötü huylu olduğunu anlamak için biyopsi yapılması gerekir. Biyopsi öncesinde yapılan PET/BT (Pozitron Emisyon Tomografisi/Bilgisayarlı Tomografi) görüntülemesi ile hem kitlenin kötü huylu olup olmadığına dair önemli ipuçları elde edilir hem de eğer kanser mevcut ise tüm vücutta dağılımına bakılır’’ diye konuştu. Tanı, evreleme ve tedavi planında kullanılıyor "Onkolojide tanı, evreleme, tedavi planlaması ve tedaviye yanıtın değerlendirilmesinde teknoloji önemli bir rol oynuyor" diyen Prof. Dr. Oktay Sarı, "Bu konuda hekimlere en fazla PET/BT destek oluyor ve böylece tedavinin yönü belirlenebiliyor. PET/BT, kanserin hücresel düzeydeki metabolik aktivitesini ve anatomik yapısını aynı anda görüntüleyerek, hekimlere yüksek doğrulukta bilgiler sunar" ifadelerini kullandı. PET/BT biyopsiye öncülük ediyor Erken tanı ne kadar önemliyse hastalığın yaygınlığının belirlenmesinin de doğru tedavinin verilebilmesi amacıyla o kadar önemli olduğunu kaydeden Prof. Dr. Oktay Sarı, şöyle devam etti: "Tümör hücrelerinin diğer dokulara göre daha fazla glikoz kullanması prensibine dayalı olarak yapılan PET/BT görüntülemede kanser tanısı yüksek doğrulukta konmuş olur. Biyopsiye öncülük yapması, en uygun biyopsi lokasyonunu belirlemesi ve hastalığın evrelendirilmesi gibi diğer faydalar da sağlayabiliyor" dedi. Akciğer kanserinde önemli bir araç Biyopsi gibi girişimsel bir işlem öncesinde yapılan PET/BT’nin hasta ve hekime zaman kazandıran ve süreç yönetimini kolaylaştıran bir görüntüleme yöntemi olduğunu ifade eden Prof. Dr. Oktay Sarı, şu bilgileri verdi: "PET/BT’nin gelişen teknoloji sayesinde önemi giderek artmaktadır. Erken evrede hastalık tespitinin ve sürecin hızlı yönetilmesinin etkin bir tedavi için gerekli olduğu akciğer kanserinde PET/BT önemli bir tanı aracıdır’’ ifadelerini kullandı.
Prof. Dr. Coşkun: "Mikroplastikler insan vücudunda birikerek akciğer kanseri gibi ciddi hastalıklara yol açabilir"
16 Temmuz 2025 Çarşamba - 10:10 Prof. Dr. Coşkun: "Mikroplastikler insan vücudunda birikerek akciğer kanseri gibi ciddi hastalıklara yol açabilir" Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Tıbbi Onkoloji Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Uğur Coşkun, "Hava yoluyla alınan mikroplastikler insan vücudunda birikerek akciğer kanseri gibi ciddi hastalıklara yol açabilir" dedi. Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Tıbbi Onkoloji Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Uğur Coşkun, sentetik kıyafetlerdeki mikroplastik tehlikesine karşı uyarılarda bulundu. Coşkun, sentetik kıyafetlerdeki mikroplastiklerin akciğer kanseri riskini artırabildiğini belirtti. Mikroplastik adı verilen küçük plastik parçacıkların insan sağlığı üzerindeki etkilerine değinen Coşkun, "Sentetik kıyafetler, içme suyu, plastikler, ambalajlar, plastik poşetler, araç lastikleri ve kadınların kullandığı kozmetik ürünler gibi günlük hayatımızda yer alan pek çok ürün mikroplastik içeriyor. Hava yoluyla alınan mikroplastikler insan vücudunda birikerek akciğer kanseri gibi ciddi hastalıklara yol açabilir. Viyana Tıp Üniversitesi’nde yeni yayınlanan bir araştırma birkaç gün önce Journal of Hazardous Materials dergisinde yayınlandı. Karin Schelch ve arkadaşları tarafından yayınlanan bu araştırmada, çevrede yaygın olarak bulunan polistiren mikro ve nanoplastiklerin sağlıklı akciğer hücrelerinde kansere benzer değişimlere yol açabileceğini ortaya konuldu. Bu çalışmada laboratuvar ortamında sağlıklı insan akciğer hücreleri nanoplastiklere maruz bırakıldığında hücrelerde DNA hasarı, oksidatif stres ve tümör oluşumuna katkıda bulunan sinyal yollarının aktif hale geldiği gözlemlendi. Bu biyolojik tepkiler, hücrelerin normal yapısının bozulduğunu ve zamanla kansere dönüşebileceğini işaret ediyor" diye konuştu. "Mikroplastiklere karşı toplumsal ve bireysel düzeyde acil bir önlem alınması gerekiyor" Akciğer kanserine neden olan mikroplastiklerin hava yoluyla insan vücuduna girdiğini belirten Coşkun, "Bu yolla aldığımız plastikler en çok sentetik kıyafetler, halı, perde, yastık gibi ürünlerin liflerinden oluşuyor. Havada asılı kalan bu lifler solunarak akciğere ulaşıyor ve kanser gibi ciddi rahatsızlıklara zemin hazırlıyor. Mikroplastikler insan vücuduna başka nelerden geçiyor diye bakacak olursak; başta içme suyu ve pet şişeler olmak üzere denizlerimiz artık kirli olduğu için deniz tuzu, işlenmiş paketli gıdalar, kozmetik malzemeler, evlerde kullanılan plastik mutfak malzemeleri ki bunların ısı ile temasında gıdaya daha çok geçiş olduğunu biliyoruz, bu ürünleri sayabiliriz. Daha önce mikroplastiklerle yapılan çalışmalarla beraber değerlendirildiğinde bu çalışma bulgularının mikroplastiklere karşı toplumsal ve bireysel düzeyde acil bir önlem alınması gerekiyor diyebiliriz. Özellikle sentetik yerine pamuklu kıyafetlerin tercih edilmesi, tek kullanımlık plastiklerin azaltılması, plastik içme sularının cam şişelerle değiştirilmesi, hava kalitesinin artırılması ve plastik atıkların kontrol altına alınması gibi tedbirler alınabilir" ifadelerini kullandı.
Uzmanlardan sıcaklık uyarısı
16 Temmuz 2025 Çarşamba - 10:04 Uzmanlardan sıcaklık uyarısı Lokman Hekim Van Hastanesi Diyetisyeni Funda Budak, Van’da son günlerde artan hava sıcaklıkları nedeniyle uyarılarda bulunarak, "Sağlıklı kişileri bile etkileyen sıcak çarpması, beyin kanaması, kalp krizi gibi birçok hastalığa neden olabiliyor" dedi. Van’da uzmanlar, sıcak havalar nedeniyle sıcak çarpması konusunda uyarılarda bulundular. Aşırı sıcaklarda vücutta sıvı kaybı arttığı ve elektrolit dengesi bozulduğu için su tüketiminin artırılması gerektiğini vurgulayan Lokman Hekim Van Hastanesi Diyetisyeni Funda Budak, "Sağlıklı kişileri bile etkileyen sıcak çarpması, beyin kanaması ve kalp krizi gibi birçok hastalığa neden olabilen aşırı sıcaklar; hipertansiyon, diyabet ve kalp hastaları için daha büyük risk oluşturmaktadır. Bu nedenle mümkünse 11.00-16.00 saatleri arasında dışarı çıkmamak, çıkanların ise gölgede kalmaya özen göstermeleri gerekir. Şapka takmak, el, yüz, ense ve kolları su ile serinletmek gerekir. Eve gidince vücut ısısını dengelemek için ılık bir duş da faydalı olacaktır. Aşırı sıcaklarda vücutta sıvı kaybı arttığı ve elektrolit dengesi bozulduğu için su tüketimi artırılmalıdır. Sıvı kısıtlaması gerektiren bir hastalık yok ise günde 2,5 litre su tüketmek gerekir" diye konuştu. "Günde en az 2-2,5 litre sıvı tüketilmeli" Sıcak havalarda susuzluk hissi olmasa bile her gün en az 2-2,5 litre sıvı tüketilmesi gerektiğinin altını çizen Budak, "Yoğun fiziksel aktivite ve spor yapmak için sabah ve akşam saatleri tercih edilmeli, her bir saatlik spor için en az 2-4 bardak sıvı alınmalıdır. Vücut ısısının yükselmemesi için sık sık duş alınmalı; bunun mümkün olmadığı durumlarda ayaklar, eller, yüz ve ense soğuk suyla ıslatılmalı veya silinmelidir. Susuzluk hissi olmasa bile her gün en az 2-2,5 litre (12-14 su bardağı) sıvı tüketilmelidir. Vücut direncini artırmak ve vücudun yeterli miktarda vitamin ve mineral almasını sağlamak için bol miktarda sebze ve meyve tüketilmelidir. Terleme ile artan sıvı ve mineral kaybının önlenmesi için her zamankinden daha fazla miktarlarda sıvı alınmalıdır. Sıvı alımında su içmek esas olmakla beraber, su dışı sıvı alımında kahve, çay ve gazlı içecekler yerine süt, ayran ve meyve suyu gibi içecekler tercih edilmelidir. Eğer doktor tarafından sıvı alımı kısıtlanmış veya idrar söktürücü ilaç kullanılması söz konusu ise ilgili doktora başvurmak gerekir. Mide kramplarına neden olabileceği için çok soğuk ve buzlu içecekler tercih edilmemelidir. Kafein, alkol ve fazla miktarda şeker içeren içecekler vücuttan daha fazla sıvı kaybına yol açtığı için tüketilmemelidir. Dışarıda ve açıkta satılan yiyeceklerin tüketiminden kaçınılmalı, çabuk bozulma riski olan besinler (et, yumurta, süt, balık vb.) açıkta bekletilmemeli, besinlerin hazırlanması ve pişirilmesi aşamalarında hijyen kurallarına özen gösterilmelidir" ifadelerini kullandı.
Elazığ’da bir kene vakası daha
16 Temmuz 2025 Çarşamba - 09:56 Elazığ’da bir kene vakası daha Elazığ’da ailesiyle birlikte köye gezmeye giden ve ayağını kene ısıran müzik öğretmeni Elçin Aykurt, keneyi çıkarmadan hastaneye başvurdu ve doktorların müdahalesiyle sağlığına kavuştu. Panik yapmadan hastaneye gittiklerini ve doktorların hemen ilgilendiğini dile getiren Aykurt, "Lütfen böyle durumlarda keneyi kendiniz çıkarmayın" diyerek vatandaşlara uyarıda bulundu. Elazığ merkeze bağlı Salkaya köyüne ailesiyle birlikte gezmeye giden müzik öğretmeni Elçin Aykurt’u ayağından kene ısırdı. Soğukkanlılığını koruyarak keneyi çıkarmadan eşi Samet Aykurt ile beraber hastaneye başvuran Aykurt, doktorların müdahalesiyle sağlık kontrolünden geçirildi. Tedavi sonrası sağlık durumunun iyi olduğunu ifade eden Aykurt, "Panik yapmadan hastaneye gittik, doktorlarımız hemen ilgilendi. Lütfen böyle bir ısırma vakası geçirirseniz, panik yapmadan doğruca hastaneye gidip müdahale edilmesini bekleyiniz" şeklinde konuştu. "Doğruca hastaneye gidip müdahale edilmesini bekleyiniz" Yaşadıklarını anlatan Aykurt, "Bugün ailemle birlikte Elazığ’da Salkaya köyüne gezmeye gelmiştik. Orada beni kene ısırdı ama paniklemedik. Hemen hastaneye gittik. Orada sağ olsunlar doktorlarımız hemen müdahale ettiler. Lütfen böyle bir ısırma vakası geçirirseniz, panik yapmadan doğruca hastaneye gidip müdahale edilmesini bekleyiniz" diye konuştu.
Uzmanından menopoz dönemine giren kadınlara ve eşlerine uyarı
16 Temmuz 2025 Çarşamba - 08:51 Uzmanından menopoz dönemine giren kadınlara ve eşlerine uyarı Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Ezgi Aydın, kadınların hayatlarında önemli bir yer tutan menopoz döneminin rahat geçirilebilmesi için hem kadınlara hem de eşlerine önemli görevler düştüğünü belirtti. Aydın, rahat bir menopoz dönemi geçirebilmek için kadınların öncelikli olarak sağlıklı beslenmesi gerektiğini erkeklerin ise bu dönemde daha anlayışlı olmaları gerektiğini kaydetti. Yumurtalıklardan salgılanan kadınlık hormonunun tükenmesi ile başlayan menopozun; kadınlarda ateş basması, terleme, uykusuzluk ve sinirlilik gibi sorunların yaşanmasına neden olduğunu belirten Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Ezgi Aydın, en belirgin özelliği adetin tamamen kesilmesi olan menopozun, kadın ömrünün yaklaşık 25 yılını etkilediğini belirtti. Menepoz döneminde sağlık açısından dikkat edilmesi gereken noktaları açıklayan Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Ezgi Aydın, "Sağlıklı bir yaşam için beslenmenin önemi büyüktür. Menepoz dönemi de rahat yaşamak ve hastalıklardan korunarak geçirebilmek için sağlıklı beslenmeyi ön plana çıkarmak gerekir. Dikkat edilmesi gereken en önemli koşul; sebze ve meyve ağırlıklı beslenmektir. Aynı zamanda bu dönemde görülebilecek kolesterol yükselmesi gibi sorunlardan korunabilmek için de kırmızı et yerine beyaz eti tercih etmek gerekir. Kemik erimesine karşı süt ve süt ürünlerinin tüketimine ağırlık verilmelidir. Kan şekeri düzeyi de sağlıklı bir menepoz için önemlidir. Kan şekerini yükseltmeyen kompleks karbonhidratlar seçilmelidir. Beslenmede fazla sodyum almak hem bu dönemde oluşabilecek kalp damar hastalıkları riskini artırır hem de idrarla kalsiyum kayıplarını artırarak osteoropoza zemin hazırlar. Bu nedenle yiyeceklerdeki tuz miktarı azaltılmalıdır" dedi. "Eşlere de büyük görev düşüyor" Kadınların ruhsal ve biyolojik açıdan çevredeki şartlardan olumsuz etkilenme risklerinin erkeklere oranla daha fazla odluğunu bu nedenle özellikle menopoz döneminde eşlerin hanımlarına karşı daha anlayışlı olmasını öneren Aydın, "Beyler, hanımlarının özel gün ve zamanlarında çok anlayışlı ve hassas davranmalıdır. Aksi takdirde olumsuz davranışlarla onlardaki depresyonu artırıp aile içi huzursuzluğa neden olabilirler. Hanımlarımızın ruh halini anlamamız gerekir. Kadınlar biyolojik ve çeşitli hallerinden dolayı erkeklere oranla 2 kat daha fazla depresyon geçirme riskine sahiptir. Bu dönemlerde çeşitli şiddetlerde depresyona girebilirler" diyerek menopoz sürecinde beylerin hanımlarına karşı daha anlayışlı olmasını önerdi. "Gazlı içeceklerden uzak durun" Menopoz döneminde çay, kahve ve gazlı içeceklerden uzak durulması gerektiğini de kaydeden Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Ezgi Aydın, "Çay, kahve, kola, çikolata, kakao gibi kafein içeren yiyecek ve içecekler yerine bitkisel çaylar tercih edilmelidir. Menopoz döneminde görülen uykusuzluk, sıcak basması ve osteoporoz için de kafein tüketimini azaltmak gerekir. Diğer bir önemli husus ise sigaradan uzak durmaktır. Bunun yanında menopoz dönemi ile birlikte kilo alımı da olacaktır. Kilo almamak ve ideal kiloyu korumak için kadınlar, menopoz döneminde sağlıklı beslenmeye ve spor yapmaya daha çok özen göstermelidir" diye konuştu.