SAĞLIK
Doç. Dr. Evigen’den hantavirüse karşı kritik uyarı 08 Mayıs 2026 Cuma - 22:12:25 Medical Point Gaziantep Hastanesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı Doç. Dr. Ömer Evirgen, son günlerde Dünya Sağlık Örgütünce (DSÖ) farklı ülkelerde vakaları bildirilen hantavirüse karşı vatandaşlara önemli uyarılarda bulundu. Arjantin’den hareket eden "MV Hondius" isimli gemide doğrulanan ve 3 kişinin ölümüne neden olan hantavirüs vakalarının ardından konu gündeme geldi. Medical Point Gaziantep Hastanesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı Doç. Dr. Ömer Evirgen ise hantavirüs hakkında bilgi vererek, virüsün farelerin dışkı, idrar ve tükürüğü yoluyla insanlara bulaştığını söyledi. "İnsandan insana bulaşmıyor" Hastalığın ciddi sağlık sorunlarına ve ölüme yol açabileceğini belirten Evirgen, virüsün şu an için insandan insana bulaşmadığını ifade etti. Özellikle fare ve kemirgen temasının yoğun olduğu alanlarda hijyen kurallarına dikkat edilmesi gerektiğini vurgulayan Evirgen, vatandaşlara önemli uyarılarda bulundu. "Karadeniz Bölgesi’nde zaman zaman rastlanabiliyor" Hantavirüsün yeni ortaya çıkan bir virüs olmadığını ve Türkiye’de geçmiş yıllarda da özellikle Karadeniz Bölgesi’nde nadiren görüldüğünü belirten Doç. Dr. Ömer Evirgen, "Bu aralar hantavirüs enfeksiyonu sosyal medyada sıkça gündeme geliyor. Hantavirüs enfeksiyonu ülkemizde de geçmişte nadiren görülen bir hastalık. Özellikle Karadeniz Bölgesi’nde zaman zaman rastlanabiliyor. Virüs, farelerin idrarı, dışkısı ve tükürüğünün toprağa veya gıdalara bulaşmasıyla yayılabiliyor. Bu atıkların bulunduğu ortamda oluşan tozun solunması ya da kirli yüzeylere temas ettikten sonra elin ağız, burun veya göze götürülmesiyle insanlara bulaşabiliyor" dedi. "Şu an için hantavirüse yönelik kesin bir tedavi bulunmuyor" Hastalığın ilk belirtilerinin grip benzeri şikayetlerle başladığını ifade eden Evirgen, "Bu hastalık genellikle ateş, kas ve eklem ağrıları, halsizlik ve ishal gibi belirtilerle başlıyor. İlerleyen süreçte ise iki farklı ağır tablo ortaya çıkabiliyor. Bunlardan biri solunum yetmezliği, diğeri ise böbrek yetmezliği ve kanamayla seyreden formdur. Ciddi ve hayati risk taşıyan bir hastalıktır. Şu an için hantavirüse yönelik kesin bir tedavi bulunmuyor. Hastalara yoğun bakım şartlarında destek tedavisi uygulanıyor" ifadelerini kullandı. "COVID dönemindeki gibi bir kapanma süreci beklemiyoruz" Korunma yöntemlerine ilişkin de açıklamalarda bulunan Evirgen, COVİD gibi bir kapanma süreci beklemediklerini de söyleyerek, "Bu virüsten korunmak için özellikle kırsal alanlarda ve farelerin yaşam alanlarının bulunduğu ortamlarda dikkatli olunması gerekiyor. Tozlu ortamlarda maske kullanılmalı, eller yıkanmadan gıdalara temas edilmemeli ve yüz bölgesine dokunulmamalıdır. Bu virüs COVID-19 gibi değil. Yakın temas ve enfekte tozların solunmasıyla bulaşıyor. Şu an için insandan insana bulaştığına dair net bir bilgi bulunmuyor. Bu nedenle COVID dönemindeki gibi bir kapanma süreci beklemiyoruz" diye konuştu.
08 Mayıs 2026 Cuma - 16:52 Boynundaki 542 gramlık kitle başarıyla çıkarıldı Bilecik’te yıllardır boynunda giderek büyüyen tiroid kitlesi nedeniyle nefes almakta güçlük çeken 54 yaşındaki hasta, başarılı operasyonla yeniden sağlıklı nefes almaya başladı. Diyabet ve akciğer hastalığı da bulunan 54 yaşındaki İrfan Bozan, Sakarya’dan Bilecik Eğitim ve Araştırma Hastanesi’ne müracaat etti. Yapılan muayene ve tetkikler sonrasında Bozan’ın boynundaki kitle zamanla büyüyerek göğüs boşluğuna kadar ilerlediği görüldü. Günlük yaşamını ciddi şekilde etkileyen kitle nedeniyle nefes darlığı yaşayan hasta, sırt üstü yatamayacak duruma geldi. Daha önce başvurduğu çeşitli sağlık merkezlerinde ameliyatın yüksek risk taşıdığı belirtilen Bozan, uzun süre operasyon olamadı. Dev tiroid ameliyatıyla sağlığına kavuştu Tedavi umuduyla il dışından Bilecik Eğitim ve Araştırma Hastanesi Genel Cerrahi Kliniği’ne başvuran hasta için yapılan detaylı değerlendirmeler ardından ameliyat kararı alındı. Operasyon, Genel Cerrahi Uzmanı Op. Dr. Doğuşcan Kurular tarafından başarıyla gerçekleştirildi. Yaklaşık 2,5 saat süren operasyon sırasında, solunum yollarına baskı oluşturan ve göğüs boşluğuna kadar uzanan 542 gram ağırlığındaki dev tiroid dokusu başarıyla çıkarıldı. Ameliyat sonrası yakından takip edilen hastanın nefes alıp vermesinde belirgin rahatlama sağlandığı öğrenildi. Başarılı operasyonun ardından kısa sürede sağlığına kavuşan İrfan Bozan, taburcu edilerek günlük yaşamına yeniden döndü. Yetkililer, özellikle nefes darlığı, yutma güçlüğü ve boyunda büyüyen şişlik gibi belirtilerin ihmal edilmemesi gerektiğini vurgulayarak, erken teşhis ve zamanında müdahalenin hayati önem taşıdığına dikkat çekti.
08 Mayıs 2026 Cuma - 16:10 Anneler Günü öncesi "Bilgili Anneler Sağlıklı Nesiller" sempozyumu Anne Çocuk Eğitim ve Araştırma Derneği (AÇEAD) tarafından "Bilgili Anneler Sağlıklı Nesiller" temasıyla aile sempozyumu düzenlendi. Anneler Günü dolayısıyla gerçekleştirilen "Bilgili Anneler Sağlıklı Nesiller" sempozyumunda sağlıklı gebelik süreci, annenin beden ve ruh sağlığının korunması, yenidoğan bakımında dikkat edilmesi gerekenler ve anne sütünün önemi gibi konular ele alındı. Sempozyumda ayrıca çocuk ruh sağlığında koruyucu yaklaşım, çocuk gelişiminde aile desteğinin önemi ve annelik sürecinde karşılaşılan sorunlara yönelik çözüm önerileri bilim insanları tarafından değerlendirildi. Çocuk gelişiminde annenin rolünün önemine değinen AÇEAD Başkanı Prof. Dr. Nilgün Altuntaş, "Annenin hem biyolojik hem psikolojik olarak sağlıklı olması çok önemli. Annelik edebiyatta duygu, şefkat ile tanımlanır ama aslında bu sadece şefkat dediğimiz duygudan ibaret değil. Biyolojik de bir gücü var annenin. Şimdi bilimsel olarak gösterilenler bunlar. Çünkü beyin gelişiminin özellikle ilk üç yılda yüzde 80’i tamamlanıyor ve yaşamın o ilk döneminde de annenin bebeğin gelişimine çok büyük katkısı var" dedi. "Anne, doğurmanın dışında sağlıklı olarak kalmasını da sağlar" Anne ve çocuğun ilk temasının önemine vurgu yapan Altuntaş, "Temasın devam etmesi, dokunuş, bunlar nörolojik gelişimi desteklemektedir. Arkasından emzirme süreci gelir. Anne, sütüyle de aynı şekilde yine hem immün sistemini güçlendirir, bağışıklığını güçlendirir. Bunun yanında hayata tutunmasını, hem de sağlıklı kalmasını sağlar aynı zamanda sütüyle. Annenin sesinin de bebeğin nörolojik gelişimini iyileştirdiği son çalışmalarda gösterilmiş durumda. Anne her yönüyle gerçekten çocuğu hem hayatta tutmaya, doğurmanın dışında hayatta kalmasına ve sağlıklı olarak kalmasına da etki eder" diye konuştu. "Destek öncelikli olarak eşinden olmalı" Kadınların hem ev içerisinde hem de sosyal hayatında büyük sorumluluklarının olduğunu ifade eden Altuntaş, "Bizim toplumun merkezinde olduğu için, toplumun temeli olduğu için anneyi bu büyük sorumlulukları altında kesinlikle güçlendirmemiz gerekir. Destek olunması gerekir. Bu destek öncelikli olarak eşinden olmalı, çevresinden, biz sağlıkçılardan bir destek. Tabii ki devletten de bir destek mutlaka olması gerekir. Çünkü biz kadının aslında sessizce toplumu dönüştürdüğünü, dünyayı değiştirdiğini biliyoruz. O nedenle de kadına yapılacak olan yatırım, onu güçlendirmeye yönelik olarak yapılan yatırım çok önemli bir halk sağlığı yatırımı durumuna geliyor" dedi. Hayata en iyi başlangıçlardan birinin normal doğum, bir diğerinin ise anne sütüyle beslenilmesi olduğunu belirten Altuntaş, "Emzirme gerçekten en önemli yatırım. Bunun için bizim çok uğraşmamız gerekiyor. Ben öğrencilerime de anlatırken ‘Bunu bir vatan hizmeti olarak göreceksin’ diyorum. Nasıl askerlik yapılıyorsa ben o şekilde yapıyorum. Gerçekten bizim ülkeye yaptığımız çok büyük bir iyilik olarak görüyorum emzirmenin yaygınlaştırılmasını. Çünkü anne zaman zaman bırakacak düzeye gelebiliyor sorunlarla boğuşurken. O yüzden anne sütü çok kıymetli. Zaten sadece besin de değil anne sütü. Aynı zamanda immünolojik olarak bir sürü içerisinde hücre var. Bir damlasında bir milyondan fazla hücrenin olduğu bir sıvı. Yaşayan bir sıvı ve o kadar dizayn edilmiş ki bebek büyüdükçe o da değişerek ona uyum sağlayan bir sıvı. Enfeksiyonlardan, alerjiden, kanserden koruyor" diye konuştu.
İHA’nın haberinden sonra yardımlar devam eden çocuğa KAFO cihazı alındı
17 Temmuz 2025 Perşembe - 09:27 İHA’nın haberinden sonra yardımlar devam eden çocuğa KAFO cihazı alındı Eskişehir’de sivrisinek ısırması sonrası bulaşan virüs nedeniyle 6 buçuk yıldır hareketsiz yatan 8 yaşındaki Mehmet Emir Özbakan’a İhlas Haber Ajansı’nın (İHA) yaptığı haber sonrasında yardım toplanmıştı. 8 yaşındaki çocuğa bu yardımlar ile eklemlerinin eski haline gelebilmesi adına KAFO cihazı alındı. Eskişehir’de yaşayan 8 yaşındaki Mehmet Emir Özbakan, 6 buçuk yıl önce ailesi tarafından götürüldüğü Afyonkarahisar’ın Emirdağ ilçesinde bir sivrisinek tarafından uyurken ısırılıp, henüz 1 buçuk yaşındayken yatağa bağımlı hale geldi. Bebeğin, tetkiklerinde Batı Nil virüsünü taşıyan sivrisinek tarafından ısırıldığı ve beynine enfeksiyon yaydığı için hareketsiz kaldığı tespit edildi. Sinek ısırmadan önce oldukça sağlıklı ve hareketli olan Mehmet Emir’in hikayesini gündeme getire İhlas İhlas Haber Ajansı’nın haberinde 8 yaşındaki çocuk için yardım toplanmıştı. eklemlerinin tekrardan eski haline dönebilmesi adına toplanan yardım ile KAFO cihazı sağlandı. "Şekil bozukluğuna uygun olacak şekilde düzenliyoruz" Mehmet Emin Özbakan’ın tedavi süreci hakkında konuşan protez işletmesinde çalışan Müzeyyen Beydeş açıklamasında şu kelimeleri kullandı: "Kontraktür, kasların esneme yeteneğini kaybetmesi olarak tanımlanabilir. Şu şekilde, hastanın eklemleri istediği hareketi yapamayacak şekilde kısıtlı kalıyor ve bu kısıtlılık, hareketin sabit kalması süresince kaslarda kısalmaya yol açıyor. Örneğin dirseğimizi bu şekilde uzun bir süre tuttuğumuzda biceps tendonu ona adapte olacak ve kolumuzu açamayacak hale geleceğiz. Biz bu kontraktürün oluşmasını engellemek için eklemleri pozisyonluyoruz aslında, ortezle aynı şekilde alt ekstremitede de öyle eklemleri pozisyonlamak adına bir atel uygulaması yapıyoruz. Hastadan özel alçı ölçü alınıyor. Biz alçı ölçünün refktarikasyonunu yani pozitif modelin işlemesini yapıyoruz, deformiteye göre yani şekil bozukluğuna uygun olacak şekilde düzenliyoruz. Daha sora bir plastik çekme aşmamız. Çocuk olduğu için ona uygun desenler seçebiliyoruz. Daha sonra işte tasarımımıza uygun olarak atelimizi şekillendiriyoruz; eklemleri monteleniyor, vaporlar ekleniyor ve giyilip çıkarmaya uygun bir hale geliyor. Atel yani KAFO ve kontraktür ortezi, çocuğun büyümesiyle beraber etkisini yitirecek. Çünkü çocuk büyüme çağında ve bu ortezler maalesef ayarlanabilir ortezler değil. Aşamalı olarak zamanla değişim de gerektirecek. Fakat bu çocuğun büyümesiyle ilgili bir durum. Şu an gelişme sürecinde belki bir seneye belki de daha erken bir sürede değişim gerekebilir. Erkeklerde yaklaşık olarak 18-20 yaş arası büyümenin durduğu süre." "İhlas Haber Ajansı’na bir kez daha teşekkür ediyorum" Emek Mahalle Muhtarı Sibel Akıl ise yapılan yardımlar hakkında şu ifadeleri kullandı: "Şimdi tekrar ben bir teşekkürler başlayayım isterseniz biliyorsunuz ki 22 Mayıs gibi biz bu kampanyayı başlatmıştık. Pek çok şehirden, yurtdışından yine aynı şekilde mahallemizden destekler gelmişti. Yeteri kadarını aldık biz bu desteklerden ilk önce pusetimizi aldık daha sonra bu ortezlerimizi yaptırdık, sırf Mehmet Emir rahat etsin diye. Şuanda da bunlar takıldı. Tabi ilerleyen zamanlarda bir gelişim olacak gelişimden dolayı da haliyle bunlarda değişiklik yapılacak. İşte o anda ihtiyacımız olduğunda bize tekrar dönüş yapabilirsiniz. Değerli hayırseverlerimizi o konuda belki rahatsız edebileceğiz ama hepsine gerçekten canı gönülden teşekkür ediyorum. Allah sizden de razı olsun bizim sesimizi duyurdukları için bir kez daha teşekkür ediyorum İhlas Haber Ajansı’na. Şu an her şey yolunda en azından kaslarını biraz daha rahatlatmış olacağız gelişimi için güzel olacak. Yani kalan paramızı da bu şekilde değerlendirdik kullanmış olduk tekrar tekrar teşekkür ediyorum."
Gebelik zamanında tehlikeli olan belirtiler
17 Temmuz 2025 Perşembe - 09:20 Gebelik zamanında tehlikeli olan belirtiler Kadın hastalıkları ve doğum uzmanı Seda Deniz Işıklar, gebelikte karın ağrısının süresinden çok bu ağrılara eşlik eden belirtilerin önemli olduğunu vurguladı. Eskişehir Özel Ümit Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Seda Deniz Işıklar, gebelik döneminde sık görülen karın ağrılarıyla ilgili önemli bilgiler verdi. Işıklar, bu ağrıların süresinden çok, eşlik eden belirtilere dikkat edilmesi gerektiğini belirtti. İlk 3 ayda dikkat edilmesi gereken belirtiler Gebeliğin ilk üç ayında görülen karın ağrılarının genellikle kısa süreli ve hafif olduğunu söyleyen Işıklar, "Bıçak saplanır tarzda ya da elektrik çarpar gibi tariflenen ağrılar dinlenmekle geçiyorsa genellikle ciddi değildir. Ancak beraberinde kanama, ateş, idrarla ilgili yanma, sık idrara çıkma, bulantı veya kusma gibi şikayetler varsa bu durum ciddiye alınmalı" dedi. Son 3 ayda ağrılar daha riskli olabilir Gebeliğin son üç ayında yaşanan karın ağrılarının daha dikkatle değerlendirilmesi gerektiğini belirten Işıklar, "Bu dönemdeki ağrılar erken doğum, enfeksiyon veya başka problemlerle ilgili olabilir. Enfeksiyonlar bile erken doğumu tetikleyebilir. Bu nedenle anne adayları mutlaka doktorlarıyla iletişimde olmalı" ifadelerini kullandı. Her gebelik farklı seyreder Aynı kişinin başka gebeliklerinde bile farklı durumların yaşanabileceğini ifade eden Işıklar, "Gebelik haftası ilerledikçe şikayetler kişiden kişiye değişebilir. Bu nedenle doğuma yakın dönemde yaşanan ağrılar mutlaka doktora bildirilmelidir" diye konuştu. Mide bulantısı ve ağrı bağlantısı olabilir mi? Mide bulantısı ve karın ağrısının her zaman bağlantılı olmadığını belirten Dr. Işıklar, "Eğer bu ikisi birlikte görülüyorsa, gebelik dışı nedenler de araştırılmalı. Gıda zehirlenmesi, idrar yolu enfeksiyonu ya da karın içi başka organlarla ilgili problemler olabilir" ifadelerini kullandı. Sık karşılaşılan bir şikayet Gebelikte karın ağrısının sık rastlanan bir durum olduğunu da söyleyen Işıklar, "Bize bu şikayetle sık başvuruluyor. Ancak çoğu zaman sorgulamalarda ciddi bir neden bulunmuyor. Yine de dikkatli olunmalı" diyerek anne adaylarını uyardı.
Mide küçültme tercihinde yeni yöntem ameliyatsız endoskopik tüp mide işlemi
17 Temmuz 2025 Perşembe - 09:18 Mide küçültme tercihinde yeni yöntem ameliyatsız endoskopik tüp mide işlemi Türkiye’de obez hastaların kilo vermek için tercih ettiği ameliyatlı mide küçültme operasyonlarına alternatif olarak ameliyatsız endoskopik tüp mide işlemi başladı. Yalnızca 3 merkezde olan bu işlemle Diyarbakır’da 48 yaşındaki hastaya başarılı operasyon gerçekleştirildi. Obez hastalarının her geçen gün sayıları artarken, bazıları bu kilolardan kurtulmak için diyet tedavisi alıyor, bazıları da mide küçültme operasyonu tercih ediyor. Ameliyatlı mide küçültme operasyonlarına alternatif olarak ameliyatsız endoskopik tüp mide işlemi başladı. Yalnızca 3 merkezde olan bu işlemle Diyarbakır’da 48 yaşındaki A.A.’da başarılı operasyon gerçekleştirildi. Memorial Diyarbakır Hastanesinde görevli Gastroenteroloji Uzmanı Doç. Dr. Nurettin Tunç, obezitenin tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de halk sağlığı sorunu olduğunu söyledi. Obezite ile beraber kalp krizi gibi ciddi kardiyovasküler riskler, karaciğer yağlanması, böbrek rahatsızlıkları, endrokrinolojik problemlerın ortaya çıktığını belirten Tunç, bu nedenle tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de Sağlık Bakanlığı’nca obezite ile mücadelede belli projelerin hayata geçirildiğini ifade etti. Tunç, obezite ile mücadelede ilk etapta diyet ve egzersiz önerdiklerini kaydederek, "Ama çoğu hasta diyet ve egzersizle istediği kiloya ulaşamamakta, kilo verememektedir. Bununla birlikte müdahalelere gerek kalmaktadır. Bu anlamda gastroenteroloji pratiğinde uyguladığımız botoks ve mide balonu yöntemleri mevcut. Bu yöntemler 6 ay gibi kısa sürede etkisini göstermekte. Bazı hastalarda bu yöntemler de yeterli olmamakta ve cerrahi ameliyatlara özellikle tüp mide ameliyatına başvurulmakta. Yalnız bu cerrahi yöntemlerde mide kaçağı dediğimiz ölümcül olabilen bazı ciddi riskler ortaya çıkmakta" dedi. "Türkiye’de yeni başlanan bir yöntem" "Bizim bu yönteme alternatif olarak geliştirdiğimiz endoskopik sleeve gastroplasti (endoskopik tüp mide) dediğimiz yöntem tamamen ameliyatsız olarak gerçekleştiriliyor" diyen Tunç, şöyle konuştu: "Hastalar endoskopiyle alınır gibi alınıyor. Aynen tüp midede olduğu gibi mide iç taraftan büzüştürülerek dikiliyor. Hastanın midesi yaklaşık yüzde 60-70 oranında küçültülüyor. Burada tüp mide ameliyatı benzeri bir işlem ameliyatsız endoskopik olarak yapılmakta. Bu şekilde hastaların yüzde 20 kilo vermeleri sağlanmaktadır. Endoskopik sleeve gastroplasti (endoskopik tüp mide) işlemi Türkiye’de yeni başlanan bir yöntem." Ülkemizde 2-3 merkezde yeni yapılmaya başlandığını aktaran Tunç, "Diyarbakır da bunlardan biri. Endoskopik tüp mide işlemi ülkemizde yeni başlanmış, yeni başlanan bir yöntem olduğu için de bayağı revaçta olan bir yöntem. Hasta ameliyathane şartlarında alınmakta, işlem yaklaşık 1,5 saat sürmekte. Komplikasyonları yok denecek kadar az. Hastalar bir gün sonra taburcu edilip evine gönderilebilmekte" şeklinde konuştu. Bu işlemde hastalarda bazen bulantı, kusma şikayeti olabildiğine değinen Tunç, konuşmasını şöyle tamamladı: "Bu şikayetleri de işlem sırasında veya sonrasında başlanan ilaçlarla baskılayabilmekteyiz. Hastanın işe ve normal hayata dönüşü, ameliyata göre çok çok üstün durumda. Hasta, 3-5 gün içinde tamamen normal hayata dönebilmekte. Bu işlemde cerrahiye kıyasla hem organ kaybı olmamakta, organ korunuyor."
Mide küçültmede yeni yöntem ameliyatsız endoskopik tüp mide işlemi
17 Temmuz 2025 Perşembe - 09:15 Mide küçültmede yeni yöntem ameliyatsız endoskopik tüp mide işlemi Türkiye’de obez hastaların kilo vermek için tercih ettiği ameliyatlı mide küçültme operasyonlarına alternatif olarak ameliyatsız endoskopik tüp mide işlemi başladı. Yalnızca 3 merkezde olan bu işlemle Diyarbakır’da başarılı operasyon gerçekleştirildi. Obez hastalarının her geçen gün sayıları artarken, bazıları bu kilolardan kurtulmak için diyet tedavisi alıyor, bazıları da mide küçültme operasyonu tercih ediyor. Ameliyatlı mide küçültme operasyonlarına alternatif olarak ameliyatsız endoskopik tüp mide işlemi başladı. Yalnızca 3 merkezde olan bu işlemle Diyarbakır’da 48 yaşındaki A.A.’da başarılı operasyon gerçekleştirildi. Memorial Diyarbakır Hastanesinde görevli Gastroenteroloji Uzmanı Doç. Dr. Nurettin Tunç, obezitenin tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de halk sağlığı sorunu olduğunu söyledi. Obezite ile beraber kalp krizi gibi ciddi kardiyovasküler riskler, karaciğer yağlanması, böbrek rahatsızlıkları, endrokrinolojik problemler ortaya çıkmakta olduğunu belirten Tunç, bu nedenle tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de Sağlık Bakanlığı tarafından obezite ile mücadele kapsamında belli projeler hayata geçirildiğini ifade etti. Tunç, obezite ile mücadele de ilk etapta diyet ve egzersiz önerdiklerini kaydederek, "Ama çoğu hasta diyet ve egzersizle istediği kiloya ulaşamamakta, kilo verememektedir. Bununla birlikte müdahalelere gerek kalmaktadır. Bu anlamda gastroenteroloji pratiğinde uyguladığımız botoks ve mide balonu yöntemleri mevcut. Bu yöntemler 6 ay gibi kısa sürede etkisini göstermekte. Bazı hastalarda bu yöntemlerde yeterli olmamakta ve cerrahi ameliyatlara özellikle tüp mide ameliyatına başvurulmakta. Yalnız bu cerrahi yöntemlerde mide kaçağı dediğimiz ölümcül olabilen bazı ciddi riskler ortaya çıkmakta" dedi. "Türkiye’de yeni başlanan bir yöntem" "Bizim bu yönteme alternatif olarak geliştirdiğimiz endoskopik sleeve gastroplasti (endoskopik tüp mide) dediğimiz yöntem tamamen ameliyatsız olarak gerçekleştiriliyor" diyen Tunç, şöyle konuştu: "Hastalar endoskopiyle alınır gibi alınıyor. Aynen tüp midede olduğu gibi mide iç taraftan büzüştürülerek dikiliyor. Hastanın midesi yaklaşık yüzde 60-70 oranında küçültülüyor. Burada tüp mide ameliyatı benzeri bir işlem ameliyatsız endoskopik olarak yapılmakta. Bu şekilde hastaların yüzde 20 kilo vermeleri sağlanmaktadır. Endoskopik sleeve gastroplasti (endoskopik tüp mide) işlemi Türkiye’de yeni başlanan bir yöntem." Ülkemizde 2-3 merkezde yeni yapılmaya başlandığını aktaran Tunç, "Diyarbakır’da bunlardan biri. Endoskopik tüp mide işlemi ülkemizde yeni başlanmış, yeni başlanan bir yöntem olduğu için de bayağı revaçta olan bir yöntem. Hasta ameliyathane şartlarında alınmakta, işlem yaklaşık 1,5 saat sürmekte. Komplikasyonları yok denecek kadar az. Hastalar bir gün sonra taburcu edilip evine gönderilebilmekte" şeklinde konuştu. Bu işlemde hastalarda bazen bulantı, kusma şikayeti olabildiğine değinen Tunç, konuşmasını şöyle tamamladı: "Bu şikayetler de işlem sırasında veya sonrasında başlanan ilaçlarla baskılayabilmekteyiz. Hastanın işe ve normal hayata dönüşü, ameliyata göre çok çok üstün durumda. Hasta, 3-5 gün içinde tamamen normal hayata dönebilmekte. Bu işlemde cerrahiye kıyasla hem organ kaybı olmamakta, organ korunuyor."
Uzmanı uyardı: Sıvı kaybı ve ani ısı değişimleri migreni şiddetlendirebilir
16 Temmuz 2025 Çarşamba - 14:22 Uzmanı uyardı: Sıvı kaybı ve ani ısı değişimleri migreni şiddetlendirebilir Sakarya Özel Adatıp Hastanesi’nde görev yapan Nöroloji Uzmanı Uzm. Dr. Adem Delice, yaz sıcaklarının migren üzerindeki etkilerine dikkat çekerek önemli uyarılarda bulundu. Uzm. Dr. Adem Delice, migreni olan kişilere bol sıvı tüketmelerini, güneş ışınlarının dik geldiği saatlerde dışarı çıkmamalarını ve baş bölgesini doğrudan güneşten korumalarını önerdi. Migrenin, yaşam kalitesini ciddi şekilde etkileyen nörolojik bir rahatsızlık olduğunu hatırlatan Uzm. Dr. Delice, "Özellikle yaz aylarında artan sıcaklıklar, güneş ışınlarına doğrudan maruz kalmak, sıvı kaybı ve uyku düzenindeki değişiklikler migren ataklarını tetikleyebilir. Vücudun ısı dengesi bozulduğunda, beyindeki damarlar genişleyerek migren atağını başlatabilir" dedi. Ani sıcaklık değişimlerinin de risk faktörleri arasında yer aldığını belirten Delice, "Özellikle klimalı ortamlardan aniden sıcak dış ortama çıkmak ya da tam tersi şekilde ani ısı farklarına maruz kalmak migren atağını kolaylaştırabilir. Bu nedenle hastalar mümkün olduğunca dengeli ve kontrollü bir ortamda bulunmalı. Ayrıca yoğun parfüm, açlık ve stres gibi faktörler de yaz aylarında migreni tetikleyebileceği için dikkatli olunmalı" diye konuştu. Migren şikayeti olan bireylerin, sıcak havalarda baş ağrısı belirtilerini hafife almamaları ve düzenli kontrollerini aksatmamaları gerektiği de vurgulandı.
"Retina hastalıklarında vitrektomi cerrahisi görmeyi yeniden kazandırabilir"
16 Temmuz 2025 Çarşamba - 13:17 "Retina hastalıklarında vitrektomi cerrahisi görmeyi yeniden kazandırabilir" Vitrektomi ameliyatı hakkında bilgi veren Göz Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Emrah Kan, "Vitrektomi, retina hastalıklarında görmenin korunması veya yeniden kazanılması için kritik öneme sahip bir operasyondur. Küçük kesilerle mikrocerrahi gerçekleştirilse de işlem sonrası bakım ve komplikasyonlara karşı özen büyük önem taşır. Uygun hasta seçimi, deneyimli cerrah ve sıkı takip ile başarılı sonuçlar alınabilmektedir" dedi. VM Medical Park Kocaeli Hastanesi Göz Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Emrah Kan, vitrektomi ameliyatı hakkında açıklamalarda bulundu. Vitrektomi ameliyatının hangi durumlarda yapıldığından bahseden Prof. Dr. Kan, "Vitrektomi, gözün arka kısmını dolduran vitreus adı verilen jel özelliğindeki sıvının cerrahi yöntemle çıkarılmasına dayanan mikrocerrahi bir müdahaledir. Retina yüzeyindeki hasarların tamiri, vitreus kanaması, makula deliği, retina yırtığı, diyabetik retinopati gibi ciddi sorunlara çözüm sağlar. Bu işlem genellikle lokal anestezi altında ve ince, mikrometrik kesilerle (pars plana yöntemi) gerçekleştirilir" ifadelerini kullandı. Prof. Dr. Kan, hangi durumlarda operasyonun yapılabileceğini şu şekilde sıraladı: "Diyabetik retinopati ve vitreus kanamas, göz içinde biriken kanı temizlemeye yönelik. Retina dekolmanı ve yırtıkları (Görmeyi sağlayan sinir tabakası ile damar tabakası arasına yırtık neticesinde sıvı girmesi). Makula deliği ve epiretinal membrane, göz arkasında zar birikim, kırışıklık ve delik gelişmesi durumu. Göz içi enfeksiyonlar ya da yabancı cisim varlığı, katarakt ameliyatı komplikasyonları sonrası kalan madde." "Süre, vaka karmaşıklığına göre 30 dakika ila 2 saat arasında değişir" Bu gibi sorunlara erken müdahale edilmezse kalıcı körlük riski doğacağını ifade eden Emrah Kan, ameliyat sürecine ilişkin de şu bilgileri verdi: "Ameliyatta göz beyazından (sklera) yaklaşık 0,5 mm’lik üç kesi açılır. Mikroskop, ince ışık kaynağı ve kesici cihaz kullanılarak vitreus parça parça alınır ve retinadaki müdahale gerçekleşir. Ardından steril sıvı, hava, gaz (SF6, C3F8) veya silikon yağı gibi tamponadlarla göz desteklenir. Hava 5 günde, SF6 gazı 2 haftada, C3F8 gazı ise 6-8 haftada emilir. Silikon yağı ise 2-6 ay içinde ikinci ameliyatla alınır. Süre, vaka karmaşıklığına göre 30 dakika ila 2 saat arasında değişir. Kendisi güvenli kabul edilse de işlemi gerektiren hastalıklar ve cerrahi zorluklar nedeniyle bazı riskler içerir. Muhtemel komplikasyonlar; katarakt gelişimi (özellikle 15-20 gün ile 6 ay içinde), göz içi basınç değişiklikleri, retinada yeniden dekolman riski, göz içi enfeksiyon, kanlanma, retina yırtığı, travma sonrası sorunlardır." "Ameliyat sonrası dikkat" Prof. Dr. Kan, ameliyat sonrası dikkat edilmesi gerektiğini belirterek, "Göz bandajlı kalır. Genellikle 3 gün kapalı tutulur, gaz konulduysa baş pozisyonu önemlidir (yüksek yastık, yüzüstü yatış vb.). Su teması yok. Suyla temas 1 hafta süresince yasaktır. Yüzü ıslak pamukla temizleyin, duşta başınızı arkaya verin. Basınç ve travmalardan kaçının. Oyun-spor, ağır kaldırma, öne eğilme gibi aktivitelerden korunmak şart. Göz damlaları ve kontroller, doktorun verdiği ilaçlara ve randevulara harfiyen uyun. Uçak ve yüksek rakım yasak. Özellikle gaz tamponadı varsa, tamponat tamamen eriyene kadar uçak ve yüksek dağ yolculuğu yapılmamalıdır. Şiddetli ağrı, kızarıklık, ani görme kaybı, flaş ışıklar veya perde gelmesi gibi şikayetlerde hemen hekime başvurulmalıdır" ifadelerini kullandı. "Görme kapasitesi 6 aya kadar düzelebilir" İyileşme sürecini anlatan Prof. Dr. Kan, "İlk hafta içinde bulanıklık, kızarıklık, batma normaldir. Görme kapasitesi 6 aya kadar düzelebilir. Ani artış değil, zamanla iyileşme beklenmelidir. Başarı oranı hastanın preoperatif görme durumu, erken müdahale ve doktor deneyimi gibi faktörlere bağlıdır. Erken müdahale edilen grupta yüzde 80-100 görüş kazanımı mümkündür. Vitrektomi, retina hastalıklarında görmenin korunması veya yeniden kazanılması için kritik öneme sahip bir operasyondur. Küçük kesilerle mikrocerrahi gerçekleştirilse de işlem sonrası bakım ve komplikasyonlara karşı özen büyük önem taşır. Uygun hasta seçimi, deneyimli cerrah ve sıkı takip ile başarılı sonuçlar alınabilmektedir" şeklinde konuştu.