SAĞLIK
08 Mayıs 2026 Cuma - 16:52 Boynundaki 542 gramlık kitle başarıyla çıkarıldı Bilecik’te yıllardır boynunda giderek büyüyen tiroid kitlesi nedeniyle nefes almakta güçlük çeken 54 yaşındaki hasta, başarılı operasyonla yeniden sağlıklı nefes almaya başladı. Diyabet ve akciğer hastalığı da bulunan 54 yaşındaki İrfan Bozan, Sakarya’dan Bilecik Eğitim ve Araştırma Hastanesi’ne müracaat etti. Yapılan muayene ve tetkikler sonrasında Bozan’ın boynundaki kitle zamanla büyüyerek göğüs boşluğuna kadar ilerlediği görüldü. Günlük yaşamını ciddi şekilde etkileyen kitle nedeniyle nefes darlığı yaşayan hasta, sırt üstü yatamayacak duruma geldi. Daha önce başvurduğu çeşitli sağlık merkezlerinde ameliyatın yüksek risk taşıdığı belirtilen Bozan, uzun süre operasyon olamadı. Dev tiroid ameliyatıyla sağlığına kavuştu Tedavi umuduyla il dışından Bilecik Eğitim ve Araştırma Hastanesi Genel Cerrahi Kliniği’ne başvuran hasta için yapılan detaylı değerlendirmeler ardından ameliyat kararı alındı. Operasyon, Genel Cerrahi Uzmanı Op. Dr. Doğuşcan Kurular tarafından başarıyla gerçekleştirildi. Yaklaşık 2,5 saat süren operasyon sırasında, solunum yollarına baskı oluşturan ve göğüs boşluğuna kadar uzanan 542 gram ağırlığındaki dev tiroid dokusu başarıyla çıkarıldı. Ameliyat sonrası yakından takip edilen hastanın nefes alıp vermesinde belirgin rahatlama sağlandığı öğrenildi. Başarılı operasyonun ardından kısa sürede sağlığına kavuşan İrfan Bozan, taburcu edilerek günlük yaşamına yeniden döndü. Yetkililer, özellikle nefes darlığı, yutma güçlüğü ve boyunda büyüyen şişlik gibi belirtilerin ihmal edilmemesi gerektiğini vurgulayarak, erken teşhis ve zamanında müdahalenin hayati önem taşıdığına dikkat çekti.
08 Mayıs 2026 Cuma - 16:10 Anneler Günü öncesi "Bilgili Anneler Sağlıklı Nesiller" sempozyumu Anne Çocuk Eğitim ve Araştırma Derneği (AÇEAD) tarafından "Bilgili Anneler Sağlıklı Nesiller" temasıyla aile sempozyumu düzenlendi. Anneler Günü dolayısıyla gerçekleştirilen "Bilgili Anneler Sağlıklı Nesiller" sempozyumunda sağlıklı gebelik süreci, annenin beden ve ruh sağlığının korunması, yenidoğan bakımında dikkat edilmesi gerekenler ve anne sütünün önemi gibi konular ele alındı. Sempozyumda ayrıca çocuk ruh sağlığında koruyucu yaklaşım, çocuk gelişiminde aile desteğinin önemi ve annelik sürecinde karşılaşılan sorunlara yönelik çözüm önerileri bilim insanları tarafından değerlendirildi. Çocuk gelişiminde annenin rolünün önemine değinen AÇEAD Başkanı Prof. Dr. Nilgün Altuntaş, "Annenin hem biyolojik hem psikolojik olarak sağlıklı olması çok önemli. Annelik edebiyatta duygu, şefkat ile tanımlanır ama aslında bu sadece şefkat dediğimiz duygudan ibaret değil. Biyolojik de bir gücü var annenin. Şimdi bilimsel olarak gösterilenler bunlar. Çünkü beyin gelişiminin özellikle ilk üç yılda yüzde 80’i tamamlanıyor ve yaşamın o ilk döneminde de annenin bebeğin gelişimine çok büyük katkısı var" dedi. "Anne, doğurmanın dışında sağlıklı olarak kalmasını da sağlar" Anne ve çocuğun ilk temasının önemine vurgu yapan Altuntaş, "Temasın devam etmesi, dokunuş, bunlar nörolojik gelişimi desteklemektedir. Arkasından emzirme süreci gelir. Anne, sütüyle de aynı şekilde yine hem immün sistemini güçlendirir, bağışıklığını güçlendirir. Bunun yanında hayata tutunmasını, hem de sağlıklı kalmasını sağlar aynı zamanda sütüyle. Annenin sesinin de bebeğin nörolojik gelişimini iyileştirdiği son çalışmalarda gösterilmiş durumda. Anne her yönüyle gerçekten çocuğu hem hayatta tutmaya, doğurmanın dışında hayatta kalmasına ve sağlıklı olarak kalmasına da etki eder" diye konuştu. "Destek öncelikli olarak eşinden olmalı" Kadınların hem ev içerisinde hem de sosyal hayatında büyük sorumluluklarının olduğunu ifade eden Altuntaş, "Bizim toplumun merkezinde olduğu için, toplumun temeli olduğu için anneyi bu büyük sorumlulukları altında kesinlikle güçlendirmemiz gerekir. Destek olunması gerekir. Bu destek öncelikli olarak eşinden olmalı, çevresinden, biz sağlıkçılardan bir destek. Tabii ki devletten de bir destek mutlaka olması gerekir. Çünkü biz kadının aslında sessizce toplumu dönüştürdüğünü, dünyayı değiştirdiğini biliyoruz. O nedenle de kadına yapılacak olan yatırım, onu güçlendirmeye yönelik olarak yapılan yatırım çok önemli bir halk sağlığı yatırımı durumuna geliyor" dedi. Hayata en iyi başlangıçlardan birinin normal doğum, bir diğerinin ise anne sütüyle beslenilmesi olduğunu belirten Altuntaş, "Emzirme gerçekten en önemli yatırım. Bunun için bizim çok uğraşmamız gerekiyor. Ben öğrencilerime de anlatırken ‘Bunu bir vatan hizmeti olarak göreceksin’ diyorum. Nasıl askerlik yapılıyorsa ben o şekilde yapıyorum. Gerçekten bizim ülkeye yaptığımız çok büyük bir iyilik olarak görüyorum emzirmenin yaygınlaştırılmasını. Çünkü anne zaman zaman bırakacak düzeye gelebiliyor sorunlarla boğuşurken. O yüzden anne sütü çok kıymetli. Zaten sadece besin de değil anne sütü. Aynı zamanda immünolojik olarak bir sürü içerisinde hücre var. Bir damlasında bir milyondan fazla hücrenin olduğu bir sıvı. Yaşayan bir sıvı ve o kadar dizayn edilmiş ki bebek büyüdükçe o da değişerek ona uyum sağlayan bir sıvı. Enfeksiyonlardan, alerjiden, kanserden koruyor" diye konuştu.
08 Mayıs 2026 Cuma - 16:08 Anneler Günü öncesi "Bilgili Anneler Sağlıklı Nesiller" sempozyumu Anne Çocuk Eğitim ve Araştırma Derneği (AÇEAD) tarafından, "Bilgili Anneler Sağlıklı Nesiller" temasıyla aile sempozyumu düzenlendi. Anneler Günü öncesinde gerçekleştirilen "Bilgili Anneler Sağlıklı Nesiller" sempozyumunda anne ve çocuk sağlığına ilişkin güncel bilgiler paylaşılırken, sağlıklı gebelik süreci, annenin beden ve ruh sağlığının korunması, yenidoğan bakımında dikkat edilmesi gerekenler ve anne sütünün önemi gibi konular ele alındı. Sempozyum kapsamında ayrıca çocuk ruh sağlığında koruyucu yaklaşım, çocuk gelişiminde aile desteğinin önemi ve annelik sürecinde karşılaşılan sorunlara yönelik çözüm önerileri bilim insanları tarafından değerlendirildi. Çocuk gelişiminde annenin rolünün önemine değinen AÇEAD Başkanı Prof. Dr. Nilgün Altuntaş, toplantıda yaptığı açıklamada şu ifadelere yer verdi: "Annenin hem biyolojik hem psikolojik olarak sağlıklı olması çok önemli. Annelik edebiyatta duygu, şefkat ile tanımlanır ama aslında bu sadece şefkat dediğimiz duygudan ibaret değil. Biyolojik de bir gücü var annenin. Şimdi bilimsel olarak gösterilenler bunlar. Çünkü beyin gelişiminin özellikle ilk üç yılda yüzde 80’ni tamamlanıyor ve yaşamın o ilk döneminde de annenin bebeğin gelişimine çok büyük katkısı var." "Anne, doğurmanın dışında sağlıklı olarak kalmasını da sağlar" Anne ve çocuğun ilk temasın önemine vurgu yapan Altuntaş, "Temasın devam etmesi, dokunuş bunlar nörolojik gelişimi desteklemektedir. Arkasından emzirme süreci gelir, anne sütüyle de aynı şekilde yine hem immün sistemini güçlendirir, bağışıklığını güçlendirir. Bunun yanında hayata tutunmasını hem de sağlıklı kalmasını sağlar aynı zamanda sütüyle, annenin sesi de bebeğin nörolojik gelişimini iyileştirdiği son çalışmalarda gösterilmiş durumda. Anne her yönüyle gerçekten çocuğu hem hayatta tutmaya, doğurmanın dışında hayatta kalmasına ve sağlıklı olarak kalmasına da etki eder" diye konuştu. "Destek öncelikli olarak eşinden olmalı" Kadınların hem ev içerisinde hem de sosyal hayatında büyük sorumluluklarının olduğunu açıklayan Altuntaş, "Bizim toplumun merkezinde olduğu için, toplumun temeli olduğu için anneyi bu büyük sorumlulukları altında kesinlikle güçlendirmemiz gerekir. Destek olunması gerekir. Bu destek öncelikli olarak eşinden olmalı, çevresinden, biz sağlıkçılardan bir destek, tabi ki devletten de bir destek mutlaka olması gerekir. Çünkü biz kadının aslında sessizce toplumu dönüştürdüğünü, dünyayı değiştirdiğini biliyoruz. O nedenle de kadına yapılacak olan yatırım, onu güçlendirmeye yönelik olarak yapılan yatırım çok önemli bir halk sağlığı yatırımı durumuna geliyor" ifadelerini kullandı. Hayata en iyi başlangıçlardan birinin normal doğum, bir diğerinin ise anne sütüyle beslenilmesi olduğunu belirten Altuntaş, "Emzirme gerçekten en önemli yatırım. Bunun için bizim çok uğraşmamız gerekiyor. Ben öğrencilerime de anlatırken ‘Bunu bir vatan hizmeti olarak göreceksin’ diyorum. Nasıl askerlik yapılıyorsa ben o şekilde yapıyorum. Gerçekten bizim ülkeye yaptığımız çok büyük bir iyilik olarak görüyorum emzirmenin yaygınlaştırılmasını. Çünkü anne zaman zaman bırakacak düzeye gelebiliyor sorunlarla boğuşurken. O yüzden anne sütü çok kıymetli. Artık içerisinde olanlar ispat edildi ki bunun bir mucize besin olduğunu biliyoruz. Zaten sadece besin de değil anne sütü. Aynı zamanda immünolojik olarak bir sürü içerisinde hücre var. Bir damlasında bir milyondan fazla hücrenin olduğu bir sıvı. Yaşayan bir sıvı ve o kadar dizayn edilmiş ki bebek büyüdükçe de o da değişerek ona uyum sağlayan bir sıvı. Enfeksiyonlardan, alerjiden, kanserden koruyor" diye konuştu. (DLR-
Yerköy’deki yeni devlet hastanesinde ilk ameliyat yapıldı
18 Temmuz 2025 Cuma - 10:48 Yerköy’deki yeni devlet hastanesinde ilk ameliyat yapıldı Yozgat’ın Yerköy ilçesinde yapımı tamamlanarak hizmet vermeye başlayan Yerköy Şehit Korgeneral Osman Erbaş Devlet Hastanesi’nde ilk ameliyat başarıyla gerçekleştirildi. 2024’ten itibaren yeni binasında hasta kabulüne başlayan Yerköy Devlet Hastanesi, önemli bir sağlık hizmetine imza attı. Nefes alamama şikâyetiyle hastaneye başvuran 16 yaşındaki Mustafa Halit Gayretli, Kulak Burun Boğaz Uzmanı Op. Dr. Murat Barış Can tarafından yapılan muayene sonrası ameliyata alındı. KBB Uzmanı Op. Dr. Murat Barış Can ve ekibi tarafından gerçekleştirilen adenoidektomi (geniz eti) ameliyatı başarılı bir şekilde tamamlandı. Yozgat İl Sağlık Müdürü Dr. Mehmet Akif Karaarslan, ameliyatın ardından genç hastayı ziyaret ederek geçmiş olsun dileklerinde bulundu. Ameliyatı gerçekleştiren hekim ve sağlık çalışanlarına teşekkür eden Karaarslan, "Yerköy yeni hastanemizde yapılan bu ameliyat, her ne kadar ilk olma özelliği taşısa da bundan sonra yapılacak birçok başarılı ameliyata da kapı aralayacaktır. Halkımızın sağlığı için Yozgat genelinde titizlikle çalışmalarımıza devam edeceğiz. Başta hastane yönetimi olmak üzere emeği geçen tüm sağlık çalışanlarına teşekkür ediyorum" dedi. Hastanenin teknik altyapısı ve kapasitesi hakkında bilgi alan İl Sağlık Müdürü Karaarslan "Yerköy ilçemizde sağlık hizmetlerinin daha iyi yürütülebilmesi için görüş alışverişinde bulunduk. Yozgat’ımızın tüm ilçelerindeki sağlık tesislerimizde ziyaretlerimiz devam edecek. Eğer aksayan bir durum varsa en kısa sürede çözüm üretmek için çalışacağız" dedi.
Şanlıurfa’da sağlıkta şiddete karşı ’Beyaz Kod’ tatbikatı
18 Temmuz 2025 Cuma - 10:25 Şanlıurfa’da sağlıkta şiddete karşı ’Beyaz Kod’ tatbikatı Şanlıurfa İl Sağlık Müdürlüğü tarafından sağlık çalışanlarının maruz kaldığı şiddet olaylarına karşı hızlı ve etkili müdahalenin sağlanması amacıyla "Beyaz Kod" tatbikatı düzenlendi. Tatbikat, Şanlıurfa İl Sağlık Müdürlüğü kampüs yerleşkesinde, senaryo gereği yapılan bir saldırı olayıyla başladı. Acil sağlık hizmetleri başkanlığı kalite birimi koordinasyonunda gerçekleştirilen tatbikat, sağlıkta kalite standartlarının ’Afet ve Acil Durum Yönetimi’ başlığı altında yer alan ve yılda en az bir kez yapılması gereken uygulama kapsamında hayata geçirildi. Senaryo gereği saldırıya uğrayan personel için "Beyaz Kod" verildi Tatbikat senaryosuna göre, hasta yakını tarafından sözlü ve fiziki saldırıya uğrayan bir sağlık personeli için 112 Acil Çağrı Merkezi’ne "Beyaz Kod" alarmı verildi. İhbar üzerine emniyet güçleri hızla olay yerine ulaştı. Ekipler, kısa sürede saldırganı etkisiz hale getirirken, sağlık ekipleri de hastayı güvenli şekilde ambulansla hastaneye sevk etti. Tatbikatın ardından yapılan açıklamada, sağlık çalışanlarının maruz kaldığı şiddetin sadece personeli değil, hastaları da doğrudan etkilediğine dikkat çekilerek, vatandaşlardan daha duyarlı ve destekleyici olmaları istendi. Sağlık personeline yönelik saldırıların hasta müdahalesinde gecikmelere yol açabileceği ve bunun hayati riskler oluşturabileceği bildirildi.
Tek bir sözle hayata yeniden tutundu
18 Temmuz 2025 Cuma - 10:22 Tek bir sözle hayata yeniden tutundu Elazığ’da 4 yıldır kanserle mücadele eden 70 yaşındaki Penbe Yılmaz, son olarak yemek borusu kanseri olduğunu öğrenince tedavi için doktor doktor gezdi. Radyoterapi ve kemoterapi aldığı için ESD uygulamasında yaşanacak risklerden kaynaklı çoğu doktordan olumsuz cevap alan Penbe Yılmaz’ın umutları, Medicana Sağlık Grubu Gastroenteroloji Bölümü’nden Doç. Dr. Süleyman Günay sayesinde yeşerdi. Penbe Yılmaz, 4 yıl önce kızının yönlendirmesiyle gittiği rutin kontrolde göğsünde kitle olduğunu öğrendi ve tedavi sürecinde uzun süre kemoterapi ve radyoterapi aldı. 3 yıl boyunca devam eden tedavisinin ardından bu kez de yemek borusu kanseri olduğunu öğrendi. Kanserin erken teşhis edilmesi nedeniyle basit bir operasyonla sağlığına kavuşabilecekken, radyoterapi ve kemoterapi aldığı için bu operasyona giremeyen Yılmaz’ın iyileşmeye dair umutları onu İzmir’e getirdi. Medicana International İzmir Hastanesi Gastroenteroloji Uzmanı Doç. Dr. Süleyman Günay’la görüşen Penbe Yılmaz’ın tedavisine başlandı. Yapılan ESD operasyonuyla Yılmaz’ın yemek borusundaki tümör temizlendi ve hastanın biyopsi sonucu temiz çıktı. Doktorlar endişeyle yaklaştı Meme kanserinden sonra yemek borusunda tümör görüldüğünü söyleyen Yılmaz, "Yemek borusunda tespit edilen tümör küçük olduğu için Elazığ’daki onkolog bir Endoskopik Submukozal Diseksiyon (ESD) denilen bir ameliyat önerdi. Ancak daha öncesinde radyoterapi aldığımız için doktorlarımız ESD yapamayacaklarını, riskli olduğunu belirttiler. ESD, belli bir aşamada tespit edilen tümörlerin kazıma işlemine deniyor. Özel teknolojilerle tümörlü kısmı vücuttan uzaklaştırıyorlar. Ama ben önceden bir kemoterapi ve radyoterapi tedavisi aldığım için doktorlar ESD uygulamasına endişeyle yaklaştı. Eğer radyoterapi ya da kemoterapi süreçlerim olmasaydı, bu ameliyatı daha kolay bir şekilde olabilirdim" sözlerini kaydetti. Zor bir ameliyattı ama bir sözü yetti Ameliyat olmak ve sağlığına kavuşmak adına doktor doktor gezen Yılmaz, son olarak bir tavsiye üzerine Doç. Dr. Süleyman Günay’a ulaştıklarını anlattı. Bu zamana kadar ulaştıkları doktorlardan ESD uygulamasına dair olumlu yanıt alamadıklarını aktaran Yılmaz, "İlk defa birisi bize olumlu dönüş yaptı. İstanbul’daki birçok doktora evraklarımızı gönderdik. Ama yapamayacaklarını söylediler. Yemek borusu ameliyatı çok zor bir ameliyattı. Ya ESD yapılacaktı ya da cerrahi bir operasyon geçirecektim. ESD’yi Doç. Dr. Süleyman Günay yaptı. İnsan böyle zamanlarda bir umut ışığı arıyor" diye konuştu. Penbe Yılmaz’a uygulanan tedavi hakkında bilgi veren Doç. Dr. Süleyman Günay, "Hasta daha öncesinde radyoterapi ve kemoterapi aldığı için ESD işlemini yapmak zorlaşıyor ve hasta bazı komplikasyonlara açık hale geliyor. Çünkü kemoterapi ve radyoterapi sırasında hastanın yemek borusundaki tabakalar birbirine yapışıyor. Bu da ameliyatı riskli kategoriye taşıdığından, ESD işlemini uygulamak zorlaşabiliyor. Ancak bu tür hastalara endoskopik tedavi imkanı sunulabilir" sözlerini kaydetti. Doç. Dr. Süleyman Günay, ESD operasyonuyla Penbe Yılmaz’ın yemek borusundaki tümörün temizlendiğini ve hastanın biyopsi sonucunun temiz çıktığını söyledi. Hastaların çoğuna cerrahi işlem öneriliyor Hasta Penbe Yılmaz’ın vakasında olduğu gibi çoğu hastaya cerrahi ameliyat önerildiğinin altını çizen Doç. Dr. Süleyman Günay, "Cerrahi müdahale sonrası hastanın yaşam konforu bozulabiliyor. Ameliyata bağlı ciddi komplikasyonlar gelişebiliyor. Yemek borusunun bir kısmı alınıp tekrar mide ile ağızlaştırınca hastalarda reflü atakları olabiliyor. Mide boşalım problemleri olabiliyor" diye konuştu. Hastaya, Endoskopik Mukoza Rezeksiyonu (EMR) yapılması mümkün olmadığında ESD yapıldığını aktaran Doç. Dr. Süleyman Günay, "ESD denilen işlem, kalın bağırsakta daha rahat ve güvenli yapılabilir. Ama yemek borusu çok ince olduğundan aynı işlemi bu bölgede yapmak daha büyük hassasiyet gerektiriyor" dedi. Doç. Dr. Süleyman Günay, hastaların cerrahi işlemden önce mutlaka uzman görüşü alarak, endoskopik tedavinin mümkün olup olmayacağını öğrenmelerini tavsiye etti.
Sigara Bırakma Poliklinikleri’nde görev alacak personele eğitim verildi
18 Temmuz 2025 Cuma - 10:20 Sigara Bırakma Poliklinikleri’nde görev alacak personele eğitim verildi Bursa İl Sağlık Müdürlüğü, tütün bağımlılığı konusunda etkin çalışmaların yürütüldüğü Sigara Bırakma Poliklinikleri’nde görev alacak personellere yönelik eğitim düzenledi. Bursa’da sigarayı bırakmak isteyen vatandaşlara ücretsiz tedavi hizmeti veren ve birçok vatandaşın sigaradan kurtulmasına vesile olan sigara bırakma polikliniklerinin sayısının ve niteliğinin artması için çalışmalar devam ediyor. Son olarak Nilüfer İlçe Sağlık Müdürlüğü’nde yeni açılacak sigara bırakma polikliniklerinde görev alacak hekim, psikolog ve hemşirelere yönelik sigara bağımlılığı konusunda eğitim düzenlendi. Eğitime, Bursa İl Sağlık Müdürlüğü Halk Sağlığı Hizmetleri Başkanı Dr. İrfan Oğuz, Uludağ Üniversitesi Göğüs Hastalıkları A.B.D. Öğr. Üyesi Prof. Dr. Mehmet Karadağ, Bursa Yüksek İhtisas Eğitim Ve Araştırma Hastanesi Göğüs Hastalıkları Hekimi Doç. Dr. Gülgün Çetintaş ile sağlıklı hayat merkezi sorumlu hekimleri ve sigara bırakma polikliniği sorumlu hekimleri katıldı. Bağımlılık düzeyine göre tedavi Öte yandan yürütülen çalışmalarla ilgili değerlendirmelerde bulunan Bursa İl Sağlık Müdürü Uzm. Dr. Mustafa Çetin, bu merkezlerde tütün bağımlılığı ile etkin mücadelenin yürütüldüğünü vurguladı. Polikliniklere başvuran çok sayıda vatandaşın sigarayı bıraktığını belirten Çetin, "Bu merkezlerde tütün ürünü bağımlıları, genel bir sağlık bakış açısıyla değerlendirilerek bağımlılık düzeyleri ortaya konulmaktadır. Gerekli testler, laboratuvar ve görüntüleme tetkikleri yapılmaktadır. Değerlendirme sonucunda farmakalojik tedavi düzenlenmekte, gerekli durumlarda davranışsal danışmanlık hizmeti verilmektedir" dedi. Yaygınlaştırılması hedefleniyor Sertifikalarını alan hekim, psikolog ve hemşirelerin görev yaptıkları kurumlarda ücretsiz tedavi ve danışmanlık hizmeti vereceğinin altını çizen Çetin, "Eğitimlerin ardından öncelikle ilçe sağlık müdürlükleri olmak üzere tüm sağlık kuruluşlarında en az 1 sigara bırakma polikliniği açılarak yaygınlaştırılması ve buralarda tütün ürünü bağımlısı vatandaşların bağımlılıktan kurtulmaları hedeflenmektedir" diye konuştu. Son olarak; sigara bırakma polikliniklerine başvurmak isteyen vatandaşların ALO 171 Sigara Bırakma Danışma Hattı’nı arayarak bilgi alabileceğini söyledi.
Beslenme ve Diyet Uzmanı Gündüz:  "Carnivore diyet kalp damar hastalıklarına neden olabilir"
18 Temmuz 2025 Cuma - 09:45 Beslenme ve Diyet Uzmanı Gündüz: "Carnivore diyet kalp damar hastalıklarına neden olabilir" Beslenme ve Diyet Uzmanı Çisem Gündüz, Carnivore (etobur) diyeti gibi trendlerin sürdürülebilir olmadığına dikkat çekerek, "Kolesterol, kalp damar hastalıklarına ve kabızlığa neden olabilir. Hatta kalıcı zararlar verebilir" uyarısında bulundu. Acıbadem Adana Hastanesi Uzman Diyetisyen Çisem Gündüz, popülerliği giderek artan beslenme akımlarından biri olan "carnivore beslenme" hakkında bilgiler vererek sağlık için uygun olup olmadığını, kimlerin uygulayabileceğini ve nasıl sonuçları olabileceğini anlattı. Hızla kilo vermeyi vadeden protein diyetlerinin dönem dönem popüler olduğuna değinen Diyetisyen Gündüz, "İsveç diyeti, dukan diyeti, taş devri (paleo diyet), ketojenik diyetler ve şimdi de carnivore diyet... İnsanların kısa zamanda hızlı kilo verme istekleri geçmişten günümüze hep var olmuştur, sağlıklı beslenmenin temeli oturmadığı müddetçe de gerek ülkemizde gerek dünyada bu tarz diyetler ne yazık ki popüler olmaya devam edecektir" diye konuştu. Carnivore kelimesinin "etobur" anlamına geldiğini; bu beslenme modelinin, tamamen hayvansal ürünlerden oluşan bir beslenme modeli olduğunu belirten Gündüz, diyetin temelini kırmızı et, tavuk ve hindi eti, balık, yumurta ile hayvansal ürünlerden yapılan şarküteri ve diğer et ürünlerinin oluşturduğunu dile getirdi. Carnivore beslenme düzeninin tüm sebzeleri, meyveleri, tahılları, baklagilleri ve tohumları beslenme programının dışında bıraktığını ve bu yüzden bazı kaynaklarda "sıfır karbonhidrat diyeti" olarak da adlandırıldığını söyledi. "Bir çeşit ketojenik diyet" Bu beslenme tipinin bir tür ketojenik diyet olduğuna işaret eden Diyetisyen Gündüz, "Ketojenik diyetin mantığı, glikoz ve diğer şeker türlerinden yeterli enerji ihtiyacı sağlanmamasıdır ve bu durumda vücut enerji kaynağı olarak yağları kullanır. Tipik bir ketojenik diyette, günlük enerji ihtiyacının büyük bir kısmı protein ve yağlardan karşılanır, yüzde 10’luk kısımda da karbonhidratlar olur. Ancak carnivore diyette, ketojenik diyetten farklı olarak karbonhidrata hiç yer verilmez. Yüksek protein ağırlıklı beslenmek; böbrek fonksiyonlarının bozulmasına ve kalp damar hastalıklarına neden olabilir. Hayvansal et ürünlerinin doymuş yağ içerir. Doymuş yağ da hem kısa hem de uzun vadede kötü kolesterol olarak adlandırılan LDL‘nin yükselmesine neden olur. Osteoporoz, böbrek taşı oluşum risklerini de arttırır" dedi. Bu diyetin dezavantajlarına değinen Diyetisyen Gündüz, "İlk başta sabah kahvaltıda pastırmalı yumurta, akşam yemeğinde ise lezzetli bir bonfile yemek kulağa hoş gelse de yapılan çalışmalarda bu diyeti uygulayan kişilerdeki en yaygın negatif semptom; tiksinme ve kabızlık problemi olmuştur" diye konuştu. Tüm bunlara dayanarak Carnivore diyetini değerlendiren Diyetisyen Gündüz şunları söyledi: "Sonuç olarak hızla kilo vermek için yapılan protein diyetleri, kısa zamanda aynadaki görüntünüzün değişmesine neden olsa da sürdürülebilir değildir ve sağlığınıza kalıcı zararlar verebilir. Sağlıklı beslenmek, beslenme düzeni oluşturmak her zaman çok kolay olmayabiliyor. Bu noktada bir beslenme uzmanından destek alarak, beslenme alışkanlığı kazanmak için destek alabilirsiniz."
Aşırı sıcaklar beyin kanaması riskini artırıyor
18 Temmuz 2025 Cuma - 09:18 Aşırı sıcaklar beyin kanaması riskini artırıyor Adana’da aşırı sıcaklarda dışarıda vakit geçirmek beyin kanamasına yol açabiliyor. Beyin, Sinir ve Omurilik Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Orhan Şen, "Aşırı sıcaklara maruz kaldığınızda beyin, buna hemen tepki olarak onu dengelemeye çalışır. Kalp hızı artar ve eğer yaşlıysanız, damar duvarınız zayıfsa, idrar söktürücü ilaç kullanıyorsanız, tansiyon hastasıysanız bu durumlar beyinde kanamaya yol açar" dedi. Adana’da termometreler mevsim normallerinin çok üzerinde seyrederken, kent genelinde kavurucu sıcaklar etkisini sürdürüyor. Son günlerde 40 dereceyi aşan hava sıcaklığı nedeniyle vatandaşlar serinlemek için gölge ve kapalı alanlara yöneliyor. Beyin kanaması riski yüksek Uzmanlar, özellikle uzun süre güneş altında kalmanın ciddi sağlık sorunlarına yol açabileceği konusunda uyarıyor. Özellikle sıcak havalarda şapka takmadan yürümek veya çalışmak beyin kanamasına neden olabiliyor. "Sıcaklar herkeste beyin kanamasına yol açmaz" Konuyla ilgili Beyin, Sinir ve Omurilik Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Orhan Şen, açıklamalarda bulundu. Prof. Dr. Şen, aşırı sıcakların insan sağlığı üzerinde ciddi etkiler oluşturabileceğine dikkat çekerek, "Aşırı sıcaklar beyin kanamasına yol açabilir. Ancak bu sıcaklar herkeste beyin kanamasına yol açmaz. Aşırı sıcaklarda beynin tansiyondaki oynamalara karşı kendisini koruduğu oto regülasyon sistemi var. Sıcak havalarda damarlarda aşırı bir genişleme, bunun sonucu olarak da tansiyonda düşme olur. Tansiyon düşmesi ise beyne veya diğer organlara giden kan miktarlarında azalmaya yol açar. Beyinde buna hemen tepki olarak onu dengelemeye çalışır. Kalp hızı artar ve eğer yaşlıysanız, damar duvarınız zayıfsa, idrar söktürücü ilaç kullanıyorsanız, tansiyon hastasıysanız bu durumlar beyinde kanamaya yol açar" ifadelerini kullandı. "Yeteri kadar sıvı almamak kanda koyulaşmaya yol açıyor" Tansiyon hastaları ve idrar söktürücü ilaç kullananların daha dikkatli olması gerektiğine vurgu yapan Prof. Dr. Şen, "Aşırı sıcaklarda beraberinde terlemede fazla olduğu için vücut sıvı kaybediyor. Yeteri kadar sıvıyı vücuda almadığınızda ise kanda koyulaşma, yoğunlaşma oluyor. Bu yoğunlukta beyin ve kalp damarlarında tıkanıklığa yol açarak felçlik yapar ya da kalp, fazla efor harcayarak tansiyon hastalığı olarak kendisini gösterebilir. Tansiyon hastasıysanız, idrar söktürücü ilaçlar alıyorsanız muhakkak dikkatli olmanız gerekiyor" diye konuştu. Öte yandan Prof. Dr. Orhan Şen, özellikle yaşlılar, tansiyon hastaları ve ağır işlerde çalışanların sıcak saatlerde dışarı çıkmamalarını, bol sıvı tüketmelerini ve güneşten korunmalarını önerdi.
Manisa CBÜ Tüp Merkezinde ilk buluşma gerçekleştirildi
17 Temmuz 2025 Perşembe - 17:05 Manisa CBÜ Tüp Merkezinde ilk buluşma gerçekleştirildi Manisa Celal Bayar Üniversitesi Tüp bebek merkezinde gördükleri tedaviyle çocuk sahibi olan aileler ve bebekleri, düzenlenen özel bir etkinlikte bir araya geldi. MCBÜ Tüp bebek merkezinde tüp bebek tedavisiyle çocuk sahibi olan aileler ve bebekleri, Başhekimlik toplantı salonunda bir araya geldi. Toplantıya Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Oktay Üçer, MCBÜ Hafsa Sultan Hastanesi Başhekimi Prof. Dr. İsmet Topçu, Başhekim yardımcısı Prof. Dr. İhsan Şebnem Örgüç ile MCBÜ Tüp Bebek Merkezi Müdürü Prof. Dr. Burcu Artunç Ülkümen ve tüp bebek tedavisiyle çocuk sahibi olan aileler ve bebekleri katıldı. Toplantıda konuşan Manisa Celal Bayar Üniversitesi (MCBÜ) Hafsa Sultan Hastanesi Başhekimi Prof. Dr. İsmet Topçu, MCBÜ Tüp bebek merkezinde tüp bebek tedavisiyle çocuk sahibi olan aileler ve bebeklerinin, ilk kez düzenlenen özel bir etkinlikte bir araya geldiğini söyledi. Başhekim Prof. Dr. Topçu, "2013 yılından bu yana hizmet veren Manisa Celal Bayar Üniversitesi Tüp Bebek Merkezi, kurulduğundan bu yana yüzlerce çifte gebelik sevincini yaşatarak, Manisa ve çevre illerden gelen hastalara umut olmaya devam ediyor. Tecrübeli kadrosu ile son teknolojik gelişmeleri takip ederek, yüksek başarı oranları, etik ilkelere bağlılık ve çifte özel tedavi yaklaşımları ile fark oluşturuyor." diye konuştu. Başhekim Topçu, "Tüp Bebek Merkezi’nde bugün yaklaşık 20 tane aile bir araya geldi ve ağlama sesinin bu kadar güzel olduğu bir topluluk daha yok görmedik. Tabii ki biz bizim için çok büyük bir mutluluk. 10 yılı aşkın bir süredir bizim üniversitesinde tüp bebek merkezi kuruldu. İlimizde kurulan ilk tüp bebek merkezi ve çok yüksek başarı oranıyla çalışıyor. Bizler de bugün ilk defa böyle bir buluşma gerçekleştirdik. Tüp bebek tedavisiyle olan çocuklarımız ve yine anne babalarla bir aradaydık. Bunu doktorlarla çalışanlarınızla beraber. O yüzden güzel bir gün oldu. Bu buluşmayı tekrarlayacağız. Bu birincisiydi, bundan sonra her yıl bu tip etkinliklerin devamı gelecek. Hastanemiz tüp bebek merkezini ben kesinlikle tavsiye ederim. Çok yüksek başarı oranı olan bir merkezimiz. Biz de böyle bir esere sahip olduğumuz için çok mutluyuz." dedi. MCBÜ Tüp Bebek Merkezi Müdürü Prof. Dr. Burcu Artunç Ülkümen ise konuşmasında, "Her çiftin hikâyesini önemsiyor, her yolculuğu titizlikle planlıyoruz. bu süreç sadece en güncel teknolojilerin kullanıldığı tedaviyi değil, aynı zamanda güven, anlayış ve destek sunuyoruz. Tüp bebek tedavisiyle çocuk sahibi olan aileler ve bebekleri, düzenlenen özel bir etkinlikte bir araya geldi. Etkinlikte, zorlu bir tedavi sürecinin ardından dünyaya gelen bebekler, aileleriyle birlikte umut ve sevincin simgesi oldu. Etkinliğin amacı öncelikle bu zorlu süreci ve sonuçlarını kutlamak. Emek verdiğimiz, eşlik ettiğimiz yeni hayat hikayelerinin mutlu sonları bizim için de çok değerli manevi bir tatmin. Süreci yaşayan ama hala mücadele eden ailelere umut vermek, aynı süreçlerden geçen aileleri bir araya getirerek, paylaşmak ve güçlenmek; yalnız değilsiniz demek, sizlerin varlığı, yeni başlayanlar için en güçlü motivasyon. Tüp Bebek Tedavileri tıbbi bir gereklilik; utanılacak-saklanacak bir durum değil, toplumda bu tedavilere dair önyargıları azaltmak, sizlerle takip sürecinde de iletişimi sürdürmek. Eylül ayı itibarı ile Tüp Bebek tedavi sürecinde olan, tüp bebek tedavisi ile gebe kalan ailelerimizle düzenli aralıklar ile eğitim programları yapılmasını planlamaktayız. Psikolog, diyetisyen, çocuk doktorlarımızın destekleri ile küçük grup eğitimleri gerçekleştireceğiz." diye konuştu. Yapılan konuşmaların ardından tüp bebek merkezi sayesinde bebek sahibi olan aileler birbirleriyle tanışarak sohbet ettiler. Etkinlik, hastane önünde toplu hatıra fotoğraf çekimi ile sona erdi.