SAĞLIK
Hantavirüs riskine karşı uzman uyarısı: "Hijyen kurallarına uymak hantavirüsten koruyor" 08 Mayıs 2026 Cuma - 12:54:56 Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı Dr. Kayhan Uğuz, hijyen kurallarına uymanın hantavirüsten korunmada önemli olduğunu belirterek, "Tarım işçileri, kamp yapan kişiler, çiftçiler, depo çalışanları ve kırsal bölgelerde yaşayan bireyler hantavirüs açısından daha yüksek risk grubunda yer alırlar" dedi. Son günlerde dünyada ve Türkiye’de sıkça gündeme gelen hantavirüs vakaları, toplumda endişeye neden oldu. Hantavirüs, genellikle fare ve kemirgenlerin idrarı, dışkısı veya salyasıyla temas sonucu bulaşabilen ciddi bir enfeksiyon hastalığı olarak tanımlanıyor. Özellikle kapalı ve uzun süre kullanılmamış alanların temizliği sırasında havaya karışan virüs parçacıkları solunum yoluyla vücuda girebiliyor. Medline Adana Hastanesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı Dr. Kayhan Uğuz, "Toplumda paniğe değil, doğru bilgiye ihtiyaç bulunuyor. Bilinçli olmak ve basit önlemlerle hantavirüs riskini büyük ölçüde azaltmak mümkündür" diyerek korunma yollarını anlattı. Hastalığı genellikle kemirgenler taşıyor Dr. Kayhan Uğuz, hantavirüsün, genellikle enfekte kemirgenlerin idrarı, dışkısı ve salyasıyla temas sonucu bulaştığının altını çizerek, "Özellikle uzun süre kapalı kalmış depo, ahır, bodrum ve kırsal alanlardaki yapılarda risk daha yüksektir. Temizlik sırasında havaya karışan virüs partiküllerinin solunması enfeksiyonun en yaygın bulaş yolları arasında yer alır. Özellikle farelerin bulunduğu alanlarda koruyucu ekipman kullanılmadan yapılan temizlikler ciddi bir risk oluşturabilir. Hantavirüs enfeksiyonu ilk günlerde grip benzeri belirtilerle ortaya çıkabilir. Ateş, halsizlik, kas ağrısı, baş ağrısı ve mide bulantısı en sık görülen şikâyetler arasındadır. Hastalığın ilerleyen dönemlerinde ise nefes darlığı, öksürük ve ciddi akciğer problemleri gelişebilir. Bu nedenle belirtilerin hafife alınmaması önemlidir. Özellikle kemirgen teması öyküsü bulunan kişilerin zaman kaybetmeden bir sağlık kuruluşuna başvurması gerekir" diye konuştu. Erken tanı önemli Hantavirüste erken teşhisin hastalığın kontrol altına alınabilmesi açısından büyük önem taşıdığını kaydeden Dr. Uğuz, şunları söyledi: "Hastalığın kesin tanısı laboratuvar testleriyle konulurken, hastanın temas öyküsü de tanı açısından önemlidir. Özellikle solunum sıkıntısı yaşayan hastaların acil değerlendirilmesi gerekir. Gerekli durumlarda akciğer ve böbrek fonksiyonlarını değerlendirmek için ek tetkikler de yapılabilir. Günümüzde hantavirüse karşı özel bir antiviral tedavi bulunmasa da erken dönemde uygulanan destek tedavileri sayesinde hastaların iyileşme şansı yüksektir. Tarım işçileri, kamp yapan kişiler, çiftçiler, depo çalışanları ve kırsal bölgelerde yaşayan bireyler hantavirüs açısından daha yüksek risk grubunda yer alırlar. Ayrıca uzun süre kullanılmamış ev veya iş yerlerini temizleyen kişiler de dikkatli olmalıdır. Fare ve kemirgenlerin yaşam alanlarına girmesini önlemek için gıda ürünlerinin kapalı şekilde saklanması ve yaşam alanlarının düzenli temizlenmesi de çok önemlidir." Hijyen kurallarına uymak koruyor Hantavirüsten korunmada en önemli adımın hijyen kurallarına dikkat etmek olduğunu vurgulayan Dr. Uğuz, "Hijyen kurallarına uymak hantavirüsten korunmada önemli. Kapalı alanlar temizlenmeden önce mutlaka havalandırılmalı, temizlik sırasında maske ve eldiven kullanılmalı. Özellikle fare veya başka kemirgenlerin dışkısının görüldüğü alanların süpürülmesi yerine dezenfektan kullanılarak temizlenmesi gerekir" dedi.
08 Mayıs 2026 Cuma - 12:46 Profesör açıkladı: "Hantavirüs, kemirgenlerden bulaşıyor" Göğüs Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Şevket Özkaya, hantavirüsün kemirgenlerden bulaştığını belirterek, sokak hayvanlarının özellikle fare ve sıçan popülasyonunun kontrolünde önemli rol oynadığını söyledi. Atlantik Okyanusu’nda seyreden bir yolcu gemisinde ortaya çıkan şüpheli hantavirüs vakalarının ardından açıklamalarda bulunan Göğüs Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Şevket Özkaya, virüsün bulaşma yolları ve alınması gereken önlemler hakkında bilgi verdi. Hantavirüsün esas olarak fare ve sıçan gibi kemirgenler aracılığıyla taşındığını ifade eden Özkaya, insanların ise kemirgen dışkısı, idrarı veya yuva kalıntılarının bulunduğu ortamlarda havaya karışan virüs parçacıklarını soluyarak enfekte olabileceğini kaydetti. Özkaya, özellikle uzun süre kapalı kalan kulübe, ahır, çatı katı, garaj ve depo gibi alanların temizliği sırasında riskin arttığını belirterek, "Kurumuş kemirgen dışkıları süpürülürken ya da temizlik yapılırken havaya yayılan parçacıkların solunması bulaş açısından tehlike oluşturabilir" dedi. "İlk belirtiler grip ile karıştırılabiliyor" Hantavirüsün ilk belirtilerinin çoğu zaman grip ile karıştırıldığını ifade eden Özkaya, "Ateş, kas ağrısı, halsizlik, baş ağrısı, mide bulantısı ve kusma gibi belirtiler görülebilir. Bazı hastalarda süreç ilerlediğinde nefes darlığı, öksürük ve akciğerlerde sıvı birikimi gelişebilir. Özellikle kemirgen teması sonrası nefes darlığı yaşayan kişilerin vakit kaybetmeden sağlık kuruluşuna başvurması gerekir" diye konuştu. "İnsandan insana bulaş riski yok denecek kadar az" Hantavirüsün çoğu vakada insandan insana bulaşmadığını vurgulayan Özkaya, salgın riskinin düşük olduğunu söyledi. Türkiye açısından büyük bir tehdit beklemediklerini belirten Özkaya, "Ülkemizde şehir yaşamında kemirgenlerle temas oldukça sınırlı. Kırsal bölgelerde ise sokak hayvanları kemirgen popülasyonunun kontrolünde önemli rol oynuyor. Bu nedenle hantavirüsün ülkemiz için ciddi bir salgın tehdidi oluşturacağını düşünmüyoruz" ifadelerini kullandı. Uzmanından korunma önerileri Kemirgenlerin yaşam alanlarından uzak tutulmasının önemine değinen Özkaya, yiyeceklerin kapalı kaplarda saklanması, çöplerin açık bırakılmaması ve kemirgen giriş noktalarının kapatılması gerektiğini söyledi. Temizlik sırasında ise alanların önce havalandırılması, eldiven ve maske kullanılması gerektiğini belirten Özkaya, kurumuş dışkıların doğrudan süpürülmemesi gerektiği uyarısında bulundu.
08 Mayıs 2026 Cuma - 12:20 Talasemiyle yaşamak zor, önlemek mümkün Halk arasında Akdeniz anemisi olarak bilinen talasemi, bebeklik döneminden itibaren kansızlık, solukluk ve halsizlik gibi belirtilerle kendini gösteren zorlu bir sağlık sorunu. Çocuk Hematoloji Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. Didem Atay, 8 Mayıs Dünya Talasemi Günü nedeniyle yaptığı açıklamada hastalığın seyri ve korunma yöntemleri hakkında hayati bilgiler paylaştı. Genetik geçişli ve yaşam boyu tedavi gerektiren ciddi bir kan hastalığı olan talasemi (Akdeniz anemisi), erken çocukluk döneminde ortaya çıkarak aileleri uzun soluklu bir mücadeleye sürüklüyor. 8 Mayıs Dünya Talasemi Günü kapsamında önemli uyarılarda bulunan Medipol Mega Üniversite Hastanesi Çocuk Hematoloji ve Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. Didem Atay, bu zorlu hastalıkta en etkili yaklaşımın tedavi etmekten ziyade genetik taramalarla hastalığı baştan önlemek olduğunu vurguladı. Talasemi erken dönemde belirti verebiliyor Talaseminin süt çocukluğu döneminden itibaren belirti verebildiğini belirten Prof. Dr. Atay, "Bu hastalık kansızlık, solukluk ve halsizlik gibi bulgularla ortaya çıkabilir. Bazı hastalar henüz 6 aylıkken düzenli kan nakli almak zorunda kalabiliyor. Bu durum hem çocuk hem de aile için uzun ve zorlu bir süreci beraberinde getiriyor. Talasemi yaşam boyu takip gerektirirken, multidisipliner yaklaşım oldukça önemli" dedi. Düzenli tedavi ve takip şart Talasemi tedavisinde düzenli kan transfüzyonlarının ve demir şelasyon tedavisinin temel olduğunu belirten Prof. Atay, "Bunun yanında hastaların büyüme ve gelişimleri, hormon düzeyleri ve kalp sağlığı düzenli olarak takip edilmelidir. Demir birikiminin organlara zarar verip vermediği yakından izlenmelidir. Günümüzde uygun hastalarda kök hücre nakli ile kalıcı tedavi sağlanabiliyor. Bu süreç deneyimli ekipler tarafından yürütülmesi tedavi için oldukça önemli" ifadelerini kullandı. En etkili yöntem hastalığı önlemek Talasemide en önemli adımın hastalığı önlemek olduğunu belirten Prof. Dr. Atay, "Talasemi tarama programlarıyla taşıyıcı bireylerin belirlenmesi büyük önem taşıyor. Taşıyıcı çiftlerin genetik danışmanlık alarak sağlıklı çocuk sahibi olması mümkün. Bu nedenle korunma en etkili yöntemdir" dedi. Prof. Dr. Atay, hastalık gelişmesi durumunda ise doğru tedavi ve güçlü bir ekip çalışmasıyla başarılı sonuçlar elde edilebildiğini ifade etti.
Tunceli’de yeni aile sağlığı merkezi ile acil sağlık hizmetleri istasyonu açıldı
22 Temmuz 2025 Salı - 14:22 Tunceli’de yeni aile sağlığı merkezi ile acil sağlık hizmetleri istasyonu açıldı Tunceli’de sağlık altyapısını güçlendirmek amacıyla yeni aile sağlığı merkezi ile acil sağlık hizmetleri istasyonu hizmete alındı. Aile sağlığı merkezi ve acil sağlık hizmetleri istasyonunda incelemelerde bulunan Vali Şefik Aygöl, merkezlerin hayırlı olması temennisinde bulundu. Tunceli merkez Atatürk Mahallesi’nde yaklaşık 15 bin vatandaşa hizmet verecek 5 Nolu Aile Sağlığı Merkezi ve 3 Nolu Acil Sağlık Hizmetleri İstasyonu hizmete başladı. Tunceli Valisi Şefik Aygöl, ilin sağlık altyapısını güçlendirecek olan yatırımları yerinde inceleyerek ilgililerden bilgi aldı. İl Sağlık Müdürü Dr. Muhammed Duran’ın da eşlik ettiği incelemelerinin ardından açıklama yapan Vali Şefik Aygöl, "Atatürk Mahallesi’nde iki hafta önce hizmete aldığımız beş hekimlik aile sağlık merkezimizin önündeyiz. Bugün itibariyle burası hizmete açıldı. Beş hekimlik kapasitesi var ancak şu anda iki hekimle hizmete başladı. En kısa zamanda diğer hekimlerimiz de göreve başlayacak. Yaklaşık 15 bin vatandaşımıza hizmet verecek çok modern ve güzel bir alan oluşturuldu. Ayrıca yan tarafta da 112 acil sağlık hizmetleri istasyonu da göreve başladı. Burada da özellikle Atatürk Mahallesi’ndeki vakalara çok hızlı müdahale edilsin diye konuşlanma yapıldı. Ben özellikle hemşehrilerimize, sağlık sektörüne, vatandaşlarımıza hayırlı olsun. Bu çalışmanın bir örneği de Cumhuriyet Mahallesi’nde yapıyoruz. İnşallah onun da bir ay içinde hizmete alacağız, çalışmalar devam ediyor. Şehrimize, vatandaşlarımızı hayırlı, uğurlu olsun" dedi.
İnme inen hasta şifayı Manisa Şehir Hastanesinde buldu
22 Temmuz 2025 Salı - 13:13 İnme inen hasta şifayı Manisa Şehir Hastanesinde buldu Manisa’da 68 yaşındaki hasta bilinç bozukluğu, konuşma bozukluğu ve bir tarafında güç kaybı gibi şikayetlerle geldiği Manisa Şehir Hastanesinde başarılı bir şekilde tedavi edilerek taburcu oldu. Manisa Şehir Hastanesi’nde inme nedeniyle tedavi gören 68 yaşındaki Yusuf Sezer adlı hastaya ilişkin, erken müdahalenin önemini vurgulayan tedavi süreci başarıyla sonuçlandı. bilinç bozukluğu, konuşma bozukluğu ve bir tarafında güç kaybı gibi şikayetlerle hastanye gelen Sezer’e, Girişimsel Nöroloji Hekimimiz Doç. Dr. Ezgi Sezer Eryıldız tarafından müdahale edildi. Damar tıkanıklığına yol açan pıhtının cerrahi olarak çıkarılması işlemi uygulanan hasta Yusuf Sezer sağlığına kavuştu. Yapılan işlem hakkında bilgi veren Girişimsel Nörolog- Doç. Dr. Ezgi Sezer Eryıldız, "Hastamız Yusuf Sezer, 68 yaşında. Bize inme semptomları sonrasında erken bir saatte ulaştı. Geldiğinde bilinç bozukluğu, konuşma bozukluğu ve bir tarafında güç kaybı gibi bulguları mevcuttu. Yaptığımız görüntüleme yöntemleriyle, hastamızın şah damarının tıkalı olduğunu tespit ettik. Hızla anjiyo ünitesine alarak trombektomi işlemini uyguladık. Başarılı geçen bu işlem sonrasında, hastamızda dakikalar içerisinde felce dair bulgular geriledi. Ardından, bu beyin damar tıkanıklığının neden geliştiğine dair gerekli incelemeleri yaptık ve hastamızın tedavisini düzenledik. Şu an hastamız, inme öncesindeki gibi yaşamına devam edebiliyor" dedi. İnmede her saniyenin çok önemli olduğunu hatırlatan Eryıldız, "Bizim hastalarımızdan beklentimiz, inmede her saniyenin çok kıymetli olduğunu unutmamaları ve kendilerinde ya da yakınlarında konuşma bozukluğu, ağızda kayma, bir tarafta güç kaybı gibi belirtiler fark ettiklerinde derhal 112’yi aramalarıdır. Çünkü biz ne kadar erken müdahale edersek, o kadar fazla beyin hücresini kurtarabiliriz. Böylece hastalarımızın felç kalma riski de önemli ölçüde azalır" diye konuştu. Yaşadıklarını anlatan hasta Yusuf Sezer, "Yatağa uzanmıştım, daha 10 dakika bile olmamıştı. Bir anda ter bastı beni. Terledikten sonra, hanım kafama buz koydu. Elim kendime geldiğinde, sağ koluma bir baktım; sağ kolumu hiç hissetmiyordum. Ayağım da tutmuyordu, adeta bir bebek gibi. Felç olduğumu o an anladım. Eşim hemen ambulansı aradı. Ambulanslar beni Şehir Hastanesi’ne getirdi. İyi bir doktora denk geldik, güzel müdahale ettiler. Hepsine çok teşekkür ediyorum. Şu anda çok iyiyim. Elimde, ayağımda kesinlikle hiçbir sıkıntı yok" dedi.
A kan grubundakilerde mide kanseri riski daha fazla
22 Temmuz 2025 Salı - 12:39 A kan grubundakilerde mide kanseri riski daha fazla Genel Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Serdar Yol, erkeklerde, A kan grubundaki kişilerde, sigara içenlerde ve şişmanlarda mide kanseri görülme riskinin daha fazla olduğunu söyledi. Liv Hospital Samsun Genel Cerrahi ve Medikal Onkoloji Kliniği’nden Prof. Dr. Serdar Yol, mide kanserinde son yıllarda artış görüldüğüne dikkat çekerek, hastalığın hiçbir belirti vermeden ilerleyebileceğini belirtti. Prof. Dr. Yol, mide kanserinden korunmak için aşırı tuzlu, salamuralı yiyecekleri her gün yemekten kaçınmak gerektiğini belirterek, uyarılarda bulundu. "A kan grubundakilerde mide kanseri riski fazla" Mide kanserinin dünya genelinde akciğer kanserinden sonra en sık görülen ikinci kanser türü olduğunu belirten Prof. Dr. Yol, "Ülkemizde erkeklerde görülen kanserlerin yüzde 7,4’ünü, kadınlarda ise yüzde 6’lık bir oranı oluşturan mide kanseri, son yıllarda giderek artış göstermektedir. Erkeklerde, A kan grubundaki kişilerde, sigara içenlerde ve şişmanlarda mide kanseri görülme riski daha fazlayken; hastalık farklı nedenlerle de gelişebilmektedir. Bu sebeplerden bazıları şöyle sıralanabilir; midede hazımsızlık, şişkinlik ve ülsere neden olan "Helicobacter pylori" adı verilen bakteri türü tedavisinin ihmal edilmesi, geçmişte mide sinirleri kesildiği için uzun yıllar midede asit salgılanmamış olması, tütsülenmiş yiyecekler (mide kanserinin Japonya’daki görülme sıklığı fazladır), genetik yatkınlık, kişide gastrit ve B12 vitamini eksikliği olması ve mide polipleridir" dedi. "Karnın üst kısmında şişkinlik, çabuk doyma ve bulantıya dikkat" Söz konusu kanserin bazen hiçbir belirti vermeden ilerleyebileceğine dikkat çeken Prof. Dr. Serdar Yol, "Mide kanseri bazen hiçbir belirti vermeden, sinsice ilerleyebilir. Belirtiler geç dönemlerde görüldüğünde, hasta cerrahi müdahale şansını kaybetmiş olabilir. Öte yandan, karnın üst kısmında şişkinlik, ağrı, çabuk doyma, iştahsızlık, bulantı, kusma, beraberinde hızlı kilo kaybı, kansızlık (anemi), dışkıda gizli kan testinin pozitif çıkması hastalığın başlıca belirtileri arasındadır. Ancak tüm bu belirtilerin günlük yaşantıda sık rastlanan, sıradan şikâyetler olması, doktora başvurma konusunda gecikmelere yol açabilir. Hastalığın erken tanısı cerrahi girişimler bakımından avantaj sağlar. Kanser ileri dönemlerde teşhis edildiğinde, çevre organlara yayılmış olma riski hastalığın kesin tedavi şansını azaltmaktadır. Böyle durumlarda, ameliyat öncesinde kemoterapi uygulanır ve kanserdeki gerileme izlenir. Burada amaç, tekrar ameliyat şansını kazanmaktır. Eğer cerrahi olarak kansere müdahale şansı yok ise; ‘palyatif’ denilen, hastaya konfor sağlayacak ameliyat yöntemleri uygulanır. Bu işlemde hastanın kanser açısından tedavisi gerçekleşmez ancak hastanın yeme içme düzenine devam etmesi sağlanır" diye konuştu. Tedavide gecikme başarı şansını düşürüyor Hastanın tedavisi için cerrahi yöntemler kullanıldığında, midenin büyük bir kısmı veya tamamının alındığını ifade eden Prof. Dr. Serdar Yol, "Böyle bir operasyon sonrası hastanın sık aralıklarla, küçük porsiyonlarla beslenmesi ve besinleri çok iyi çiğneyerek yutması önerilmektedir. Mide kanseri ameliyatı ve tedavisi sonrası hasta, ‘Ameliyat oldum kurtuldum’ düşüncesine kapılmamalı, düzenli kontrollerine devam etmelidir. Erken evrede teşhis ve tedavi ile 5 yıllık yaşam şansı yüzde 90-100 iken, ileri evre tümörlerde bu oran yüzde 15-25’e kadar düşmektedir. Aşırı tuzlu, salamuralı yiyecekleri her gün yemekten kaçınmak, közde pişirilen gıdalardan uzak durmak, bol taze sebze yemek, sporu ihmal etmeden, ideal kiloyu korumak hastalığın tedavi başarısını yükselten önemli faktörlerdir" şeklinde konuştu.
Diyabet, kalp damar hastalığı riskini 4 kat arttırıyor
22 Temmuz 2025 Salı - 11:40 Diyabet, kalp damar hastalığı riskini 4 kat arttırıyor Şeker hastalığında kan şekeri kontrolünün sağlanamaması kısa ve uzun dönemde istenmeyen sonuçlar doğurabilir.İç Hastalıkları Uzm. Dr. Serdal Baysal, halk arasında ’şeker hastalığı’ olarak bilinen diyabetin kalp damar hastalığı riskini 4 kat arttığını ifade etti. Diyabetin kalp rahatsızlığı ve ayak yaraları başta olmak üzere 5 büyük hastalığı da beraberinde getirdiğini ifade eden Medicana Bursa Hastanesi İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Serdal Baysal, şekerin gelişmiş toplumlarda ölüme sebep olan hastalıklar içinde beşinci sırada olduğuna dikkat çekti. Halk arasında ’şeker hastalığı’ olarak bilinen diyabetin kalp damar hastalığı riskini 4 kat arttığını ifade eden Uzm. Dr. Serdal Baysal, hastalığın yakın takip ve tedavi gerektirdiğini ifade etti. Diyabetin sadece kan şekeri yüksekliği olmayıp, aynı zamanda kalp damar rahatsızlıkları, sinir sistemi rahatsızlıkları, göz damarlarında ciddi değişiklikler, böbreklerde zamanla önemli hasarlara yol açan bir hastalık olduğuna dikkat çeken Uzm. Dr. Serdal Baysal, "Diyabet hastalığı, majör olarak diyabetik nöropati, retinopati, nefropati, kalp damar hastalıkları ve diyabetik ayak yaraları başta olmak üzere 5 majör hastalığı beraberinde getirmektedir. Diyabetin, ilaç veya insülinin yanı sıra, beslenme ve diyet kontrolü, rutin 3 ile 6 ay arasında iç hastalıkları, kardiyoloji, nöroloji ve göz hastalıkları açısından yakın takibi gerekmektedir" diye konuştu. Bir diğer önemli konunun da, hastalarda dış çevre etkisiyle insülin kullanma direnci ya da insülin korkusu olduğunu ifade eden Uzm. Dr. Serdal Baysal, "Hâlbuki insülin tedavisinin vücut için daha faydalı ve şeker ilaçlarına göre daha etkili olduğunun bilinmesi gerekir. Diyabet hastalarının yüzde 75’inin ölüm sebebi koroner damar hastalıklarıdır. Diyabetin kronik komplikasyonları, körlük, son dönem böbrek yetmezliği, nontravmatik bacak ampütasyonları şeker hastalarının hayat kalitesini olumsuz etkiler. Komplike olmuş diyabeti tedavi etmek hem daha zor, hem de çok pahalıdır. Teşhis konmuş diyabetik hastaların ulusal ve uluslararası kılavuzlar doğrultusunda doğru tedavi edilmesi gerekir. Diyabetin kişiye, çevresine ve topluma yükünü azaltmak için bütün hastalıklarda olduğu gibi erken teşhis, doğru tedavi ve eğitim çok önemlidir" açıklamalarında bulundu.
Menisküs ameliyatlarından sonra yaşlılığa bağlı kireçlenme daha az görülüyor
22 Temmuz 2025 Salı - 10:49 Menisküs ameliyatlarından sonra yaşlılığa bağlı kireçlenme daha az görülüyor Gençlerde spor sırasında zorlanma sonucu meydana gelen menisküs yırtıklarının yaşlılarda ise basit hareketlerde oluşabileceğini ifade eden Özel Denizli Cerrahi Hastanesi Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Op. Dr. Özüm Cem Aslan, menisküs ameliyatlarından sonra kireçlenme ve diz protez ihtiyacının ise azaldığını vurguladı. Özel Denizli Cerrahi Hastanesi Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Op. Dr. Özüm Cem Aslan, genellikle çok güç sarf edilen spor müsabakalarında zorlanma nedeniyle ortaya çıkan ve yaşla birlikte sık karşılaşılan sorunlardan biri olan menisküs yırtığına ilişkin uyarılarda bulundu. Yaşlılığa bağlı sık karşılaşılan sorunlardan biri olan menisküs yırtığının basit yaralanmalarda dahi olabileceğini ifade eden Op. Dr. Aslan, bu durumun gençlerde ise ağır spor müsabakaları veya antrenmanlarında zorlanma sebebiyle oluşabileceğini belirtti. Genç yaştaki hastalarda daha büyük yırtıkların görüldüğünü ifade eden Op. Dr. Özüm Cem Aslan, "Menisküs, dizinin kıkırdaklarını koruyan ve biraz kıkırdaksı bir yapıdır. Menisküs yırtıkları özellikle genç yaşlarda sporla uğraşanlarda daha fazla görülür ve ilerleyen yaşlarda da daha çok yıpranmaya bağlı olarak menisküs yırtıklarını daha çok yıpranmaya bağlı tarzda görürken özellikle genç yaştaki hastalarda daha büyük yırtıklar görülebiliyoruz" dedi. "Genç hastalar ve büyük yırtıklarda ameliyatı tercih ediyoruz" Menisküs yırtıklarının tedavisinde özellikle tanısının doğru konulması önemli olduğunu belirten Özel Denizli Cerrahi Hastanesi Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Op. Dr. Özüm Cem Aslan, "Menisküs yırtıklarının tedavisinde özellikle tanısını doğru koymak çok önemli. Genç yaştaki hastalar, spor ile de uğraşıyorsa menisküs yırtıkları genellikle ameliyat ile tedavisi oluyor. İlerleyen yaştaki hastalarda zaman içerisinde oluşan yırtıklar biraz daha yıpranmış yırtıklar olduğu için özellikle kök hücre tedavileri, enjeksiyon tedavileri ile takip ettiğimiz hastalar daha yoğunlukta. Ama genç hastalarda ve spor ile uğraşan hastalarda büyük yırtıklarda ameliyat tercih ediyoruz" diye konuştu. "Menisküslerimiz kıkırdaklarımızı koruyor, bu yüzden hareket ederken dikkat etmeliyiz" Menisküsün kıkırdakları koruduğunu ve dikkatli hareket yapmamız gerektiğini belirten Op. Dr. Özüm Cem Aslan, "Ameliyat ile tedavi konusunda hastalarımız çok korkuyorlar. Menisküs çok kıymetli bir yapı ve her zaman korunması gerekiliyor. Eğer onarabileceksek veya yapısını koruyabileceksek mutlaka korunması gereken bir yapı. Çünkü kıkırdakları koruyor. Kıkırdaklar gittiği zaman halk arasında sıvı bitmesi olmasın diye menisküslerimize iyi bakmalıyız. Bunu da şöyle sağlayabiliriz; adalelerimizi sağlam tutarak, spor yapabiliriz" ifadelerini kullandı. "Menisküs yırtığı ameliyatları yaşlılığa bağlı sorunların da önüne geçiyor" Genellikle hastaların ameliyattan korktuğunu ama ameliyat olduktan sonra da yırtıkların iyileşme oranı çok yüksek olduğunu ifade eden Op. Dr. Özüm Cem Aslan, "Ameliyat gerekiyorsa eğer ve özellikle genç hastada bunları dikmek gerekiyor. Menisküs yırtıklarını iyileşme oranı çok yüksektir. Büyük bir durum var ise ameliyata yönlendiriyoruz ve o bölgeyi korumaya çalışıyoruz. Hastalar arasında özellikle ameliyat olduktan sonra daha kötü olur muyuz tarzında sorular ile karşılaşıyorum. Bu ameliyatlardan sonra ben yürüyebilir miyim? Ayağıma yere basabilir miyim? gibi korkular bulunuyor. Aslında biz ameliyat etmezsek bu işler daha da kötüye gidiyor. Ameliyatta, dikip menisküsü koruduğumuz zaman ilerleyen yaşlarda kireçlenme, diz protezlerini daha az görüyoruz. Hastaya muayenenin ardından güzel bir emar ile beraber tam olarak tanısı koymak lazım. Bazı yırtıklarda sadece enjeksiyon tedavileri yeterli olabiliyor. Menisküs yırtıklarında en önemlisi genç yaşta spor yapan hastalardadır ve muayenelerin ardından menisküsünüz tamamen iyileşir" dedi.
İl Sağlık Müdürü Tekin: "Aşırı sıcaklar hayati tehlike oluşturabilir"
22 Temmuz 2025 Salı - 10:44 İl Sağlık Müdürü Tekin: "Aşırı sıcaklar hayati tehlike oluşturabilir" Erzincan İl Sağlık Müdürü Dr. Cihan Tekin, son günlerde artış gösteren hava sıcaklıklarına karşı vatandaşlara uyarılarda bulunarak, özellikle yaşlılar, bebekler ve kronik hastalığı bulunan bireylerin risk altında olduğunu söyledi. Tekin, "Aşırı sıcaklar hayati tehlike oluşturabilir" dedi. Hava sıcaklıklarının mevsim normallerinin üzerinde seyrettiğine dikkat çeken Tekin, sıcaklık ve nem artışına bağlı olarak vücut ısısının arttığını, metabolizmanın bu yeni duruma uyum sağlamakta zorlanabileceğini belirtti. Terleme mekanizmasının bazı bireylerde yeterli çalışmaması durumunda vücut ısısının dengelenemeyeceğini vurgulayan Tekin, bu durumun beyin ve diğer hayati organlarda hasara yol açabileceğini söyledi. Yaşlılar, bebekler, kalp hastaları ve kronik rahatsızlığı olan bireylerin yüksek risk altında olduğunu dile getiren Tekin, "Bu kişilerin günde en az iki kez güneş veya sıcak çarpması yönünden izlenmesi gerekiyor. Özellikle yalnız yaşayan yaşlı bireyler daha dikkatli olmalı" dedi. Dr. Tekin, günün en sıcak saatleri olan 10.00-16.00 arasında mecbur kalınmadıkça dışarı çıkılmaması gerektiğini belirterek, "Fiziksel aktivite sabah veya akşam saatlerinde yapılmalı, her saatlik spor için en az 2-4 bardak sıvı tüketilmelidir. Kapalı ortamlar iyi havalandırılmalı, güneş gören pencereler perde ya da güneşliklerle gölgelendirilmelidir" diye konuştu. Sıcak havalarda alınması gereken diğer önlemleri de sıralayan İl Sağlık Müdürü Tekin, şu ifadelere yer verdi: "Sık sık duş alınmalı, bu mümkün değilse eller, ayaklar, yüz ve ense soğuk suyla serinletilmelidir. Susuzluk hissi olmasa bile günde en az 2-2,5 litre su tüketilmelidir. Kahvaltılarda az yağlı peynir, zeytin ve taze sebzeler tercih edilmeli, kafeinli içecekler yerine süt, meyve suyu ve bitki çayları içilmelidir. Yağlı ve kızartılmış yiyeceklerden kaçınılmalı; haşlama, ızgara ya da buğulama gibi sağlıklı yöntemler tercih edilmelidir." Tekin, vücut direncinin artırılması ve sıvı-mineral kaybının önlenmesi için bol sebze ve meyve tüketilmesini önererek, dışarıda açıkta satılan ve çabuk bozulabilecek gıdalardan uzak durulması gerektiğini vurguladı. Çok soğuk ve buzlu içeceklerin mide kramplarına neden olabileceğini hatırlatan Tekin, kafein, alkol ve şekerli içeceklerin de vücuttan sıvı kaybını artırabileceğini söyledi. Sıvı alımı kısıtlanan bireylerin ise mutlaka doktor kontrolünde hareket etmesi gerektiğini ifade etti.
Motosiklet kazalarındaki travmalara karşı uyarı
22 Temmuz 2025 Salı - 10:23 Motosiklet kazalarındaki travmalara karşı uyarı Günümüzde ekonomik ve hızlı ulaşım, yoğun trafikten kaçınma ve kolay park imkânı gibi nedenlerle motosiklet kullanımı giderek artıyor. Ancak motosiklet kazaları, önemli yaralanmalar, ciddi sakatlıklar ve yaşam kaybı ile sonuçlanabiliyor. Memorial Bodrum Hastanesi Ortopedi ve Travmatoloji Bölümü’nden Prof. Dr. Feridun Çilli, motosiklet kazalarının travmaların önemli nedenlerinden biri olduğuna dikkat çekerek, ilk yardımın önemi ve travmaya doğru müdahale konusunda uyarılarda bulundu. Cilt yanıkları ve kafa travmaları sık görülüyor Motosiklet kazalarında en sık karşılaşılan yaralanmaların başında sürtünmeye bağlı cilt yanıkları geldiğini ifade eden Dr. Çilli, "Bu yaralar yavaş iyileşiyor, ağrılı oluyor ve ciltte iz bırakabiliyor. İkinci sırada kol, bacak ve kaburgalarda kırıklar yer alıyor. Genellikle cerrahi müdahale ve uzun rehabilitasyon gerektiriyor. Kırıkları kafa travmaları takip ediyor. Beyin kanaması ve ödem gibi durumlar kalıcı sakatlıklara yol açabiliyor. Ayrıca boyun ve omurga yaralanmaları da ciddi sonuçlar doğurabiliyor; omurilik hasarları felce kadar ilerleyebiliyor" dedi. İç organlar da risk altında Karaciğer, akciğer, böbrekler ve dalak gibi iç organlardaki yaralanmaların hayati tehlike oluşturabileceğini söyleyen Dr. Çilli, "İç kanamaların hızlı tanısı ve müdahalesi büyük önem taşıyor. Kol ve bacaklarda kırıkların yanı sıra kas yırtıkları, bağ ve tendon yaralanmaları ile sinir ve damar hasarları görülebiliyor. Nadir de olsa uzuv kayıpları meydana gelebiliyor. Yüz yaralanmaları ise estetik ve fonksiyonel açıdan kalıcı sorunlara yol açabiliyor. Birçok sürücü kaza sonrası yoğun bakımda yaşamını yitiriyor" diye konuştu. Psikolojik etkilerin de gözardı edilememesi gerektiğinin altını çizen Dr. Çilli, "Motosiklet kazaları, sürücülerde anksiyete, depresyon ve travma sonrası stres bozukluğuna neden olabiliyor. Bu süreçte profesyonel psikolojik destek alınması öneriliyor" dedi. Doğru ilk yardım hayat kurtarır Prof. Dr. Feridun Çilli, kazalarda doğru ilk yardımın hayat kurtardığını vurgulayıp, kaza sonrası güvenlik sağlandıktan sonra acil sağlık ve emniyet ekiplerinin çağrılması gerektiğini belirtti. İlk müdahalede bunlara dikkat edilmeli Prof. Dr. Feridun Çilli açıklamasının devamında, "İlk yardımda solunum ve dolaşım desteği öncelik taşıyor. Yaralının bilinci, hava yolu açıklığı ve solunumu kontrol edilmeli. Gerekirse müdahale edilmeli. Nabız kontrolüyle dolaşım durumu değerlendirilmeli. Yaralı sabitlenerek uygun pozisyonda tutulmalı; omurga yaralanması şüphesi varsa bilinçsizce hareket ettirilmemeli. Açık yaralanmalar temizlenip pansumanla kapatılmalı, kanama varsa baskı uygulanmalı. Yaralı bölgenin kalp hizasının üzerine kaldırılması öneriliyor. Sağlık ekipleri geldiğinde müdahale onlara bırakılmalı. Motosiklet yaralanmaları, hayati risk taşıyan sağlık sorunlarına neden olabiliyor. Sürücü eğitimi, trafik kurallarına uyum, kask ve koruyucu ekipman kullanımı ile olay yerinde doğru ilk yardım uygulanması büyük önem taşıyor. Kask, koruyucu giysi ve ekipmanların tam kullanımı hayati tehlikeleri azaltabiliyor" şeklinde konuştu.
Lenfoma erken tanı ile artık tedavi edilebiliyor
22 Temmuz 2025 Salı - 10:20 Lenfoma erken tanı ile artık tedavi edilebiliyor Medical Point Gaziantep Hastanesi Hematoloji Uzmanı Doç. Dr. Ali Eser, halk arasında "lenf bezi kanseri" olarak bilinen lenfomanın, erken tanı sayesinde büyük ölçüde kontrol altına alınabildiğini söyledi. Medical Point Gaziantep Hastanesi Hematoloji Uzmanı Doç. Dr. Ali Eser, bağışıklık sisteminin bir parçası olan lenf bezlerindeki lenfosit adı verilen beyaz kan hücrelerinin kontrolsüz çoğalmasıyla ortaya çıkan ve başlıca iki tipi bulunan hodgkin lenfoma ve hodgkin dışı lenfomaların erken tanı sayesinde büyük ölçüde kontrol altına alınabildiğini söyledi. Lenfomanın sinsi ilerlediğini söyleyip belirtilere karşı uyaran Doç. Dr. Ali Eser, "Boyun, koltuk altı veya kasıkta ağrısız şişlik, gece terlemeleri, nedensiz kilo kaybı, sürekli yorgunluk, halsizlik, kaşıntı veya ciltte döküntü, sebepsiz yüksek ateşin lenfomanın belirtileri arasında yer alıyor" dedi. Bu şikâyetlerin birkaç haftadan uzun sürmesi halinde mutlaka bir uzmana başvurulması gerektiğini vurgulayan Dr. Eser, "Ne kadar erken tanı koyarsak, tedavi şansı o kadar yüksek oluyor" ifadelerini kullandı. Lenfoma tanısı; kan tahlilleri, görüntüleme yöntemleri ve biyopsi ile konuluyor. Tedavi planı ise hastalığın türüne ve evresine göre belirlendiğini aktaran Dr. Eser, "Günümüzde kemoterapiye ek olarak uygulanan immünoterapi, hedefe yönelik ilaçlar ve bazı hastalarda kullanılan kök hücre nakli sayesinde iyileşme oranlarının oldukça arttığını söyledi. Ayrıca, son yıllarda geliştirilen CAR-T hücre tedavisi gibi yenilikçi yöntemler, bazı ileri evre hastalar için de umut vadediyor" şeklinde konuştu. "Belirtileri Göz Ardı Etmeyin" Toplumda lenfoma farkındalığının artırılması gerektiğine dikkat çeken Dr. Eser, "Lenfoma artık tedavi edilebilen bir hastalık. Ama bunun ilk şartı, erken fark edilmesi. Belirtileri göz ardı etmeyin ve düzenli sağlık kontrollerinizi ihmal etmeyin" diye konuştu.
Karın zarı kanserleri tedavisi eğitim programı İzmir’de gerçekleştirildi
22 Temmuz 2025 Salı - 10:00 Karın zarı kanserleri tedavisi eğitim programı İzmir’de gerçekleştirildi Karın zarı kanserlerinin tedavisinde uygulanan en ileri cerrahi yöntemlerden biri olan "Sugarbaker Prosedürü", İzmir’de Acıbadem Kent Hastanesi ev sahipliğinde düzenlenen uluslararası eğitim programında Türk doktorlara anlatıldı. Kolon, rektum ve jinekolojik kanserlere bağlı karın zarı yayılımı olan hastalara uygulanan bu ameliyatlar, canlı yayınla toplantı salonuna aktarıldı. Katılımcı doktorlar, ameliyatları anbean takip ederken, hangi hastaya hangi yöntemin uygulandığına dair ayrıntılı bilgi alma ve tartışma fırsatı buldu. İkinci gün ise video destekli teorik eğitimler ve vaka tartışmaları ile hekimlerin bilgileri pekiştirildi. İki gün süren "Peritoneal Yüzey Tümörlerinde Canlı Cerrahi & HİPEK Kursu bu alanının öncü bilim insanları ile kolon/ rektum- jinekolojik cerrahlar ile onkologları buluşturdu. Kursa karın zarı kanseri hastalarında sağkalım oranlarını artırma ve nüksleri azaltma konusunda çalışmalar yapan, bulduğu yöntem 5 kıtada uygulanan Amerikalı bilim adamı Prof. Dr. Paul H.Sugarbaker ile peritoneal yüzey malignitelerinde uluslararası deneyime sahip uzman Avustralya’dan Assoc. Prof. CherryKoh Türk hekimlere tecrübelerini aktardı. İki gün süren kursun ilk gününde 5 hasta ameliyat edildi. Türk Kolon ve Rektum Cerrahisi Derneği ile PSOGI (Peritoneal Surface Oncology Group International) iş birliğinde düzenlenen kursa, kendi adıyla bilinen yöntemi geliştiren dünyaca ünlü Amerikalı cerrah Prof. Dr. Paul H. Sugarbaker ve Avustralya’dan Prof. Cherry Koh da katıldı. Donanım ve dikkat cerrahi başarıyı yükseltiyor Kursun açılışında konuşan Prof. Dr. Sugarbaker, erken tanının ve doğru cerrahinin önemine dikkat çekti. Sugarbaker, "Bazı kanser türleri, gözle görülmeyecek kadar küçük yayılımlar gösterebilir. Cerrahın fark edemediği bu hastalık odakları, ileride ciddi sağlık sorunlarına yol açabilir. Bu nedenle cerrahlar, hem teknik olarak donanımlı hem de dikkatli olduklarında tedavi başarıları yükselir" diye konuştu. Program sonunda da Türk meslektaşlarının ilgisini memnuniyetle karşıladığını belirten Prof. Sugarbaker, "Burada öğrendikleriniz, gelecekte birçok hastanın hayatında fark oluşruracak" dedi. Hasta seçimi kadar doğru teknik de hayati önem taşıyor Kursun eş başkanlığını yürüten Acıbadem Kent Hastanesi Genel Cerrahi Uzmanı, Türk Kolon ve Rektum Cerrahisi Derneği Yönetim Kurulu Üyesi Prof. Dr. Aras Emre Canda ise şunları söyledi: "Karın zarı (periton), karın boşluğunu ve iç organları örten zar yapısıdır. Bazı ileri evre kanserlerde (örneğin kolon, rektum ya da yumurtalık kanseri), tümör hücreleri bu zar üzerine yayılabilir. Bu duruma ‘karın zarı metastazı’ denir. Klasik yöntemlerle tedavisi zor olan bu tabloya yönelik özel cerrahi yaklaşımlar geliştirildi. ‘Sugarbaker Prosedürü’ olarak bilinen yöntemde, önce karın zarındaki tümörlü dokular temizleniyor (sitoredüktif cerrahi), ardından karın içine ısıtılmış kemoterapi ilacı veriliyor (HİPEK). Bu yöntem, hastaların yaşam süresini uzatma ve hastalığın tekrar etme riskini azaltma açısından büyük önem taşıyor. Dünyanın birçok ülkesinde 20 yılı aşkın süredir uygulanan bu tedavi, Türkiye’de de deneyimli merkezlerde yapılabiliyor. Karın zarı kanserleri için uygulanan bu özel tedavinin başarısı, hastaların doğru seçilmesine ve cerrahların teknik bilgiye hakim olmasına bağlı. Canlı cerrahiler ve video destekli eğitimlerle meslektaşlarımız bu yöntemleri doğrudan yerinde gözlemledi ve tartışma şansı buldu. Bu eğitim, ileri cerrahinin hasta yaşamına nasıl katkı sunduğunu gösteren çok değerli bir deneyimdi."