Son Dakika
|
Bakan Gürlek'ten flaş açıklamalar: ''İBB Davasında ifadesini geri çeken kimse yok''
Önünü kestiği yaşlı adamın parasını çalıp öldüresiye darp etti
Kübra Yapıcı cinayetinde yeni gelişme!
Hollanda’da bir kabin memuru hantavirüs şüphesiyle karantinaya alındı
Bingöl’de kayıp emekli öğretmen derede ölü bulundu
Endonezya’da yolcu otobüsü ile akaryakıt tankeri çarpıştı: 16 ölü, 4 yaralı
Cinayete kurban giden Kübra Yapıcı’nın ailesi: "10 kez müebbet alsınlar"
Kübra Yapıcı cinayetinde kan donduran detaylar
TCG Anadolu ve denizaltı SAHA EXPO kapsamında İstanbul’da
Bayraktar Kızılelma Endonezya yolcusu
Abone
Gündem
Politika
Ekonomi
Dünya
Asayiş
Spor
Video
Yerel
Belgesel
Daha
Fotogaleri
Aktüel
Sağlık
Çevre
Magazin
Kültür Sanat
Eğitim
Teknoloji
Hava Durumu
Tüm Haberler
Tüm Manşetler
RSS
Abone
Gündem
Politika
Ekonomi
Dünya
Asayiş
Spor
Video
Yerel
Belgesel
Daha
Fotogaleri
Aktüel
Sağlık
Çevre
Magazin
Kültür Sanat
Eğitim
Teknoloji
Hava Durumu
Tüm Haberler
Tüm Manşetler
RSS
Whatsapp
İHA Kurumsal
EN
Taiwan’s Epic Spiritual Journey with the Sea Goddess Mazu
Kağıthane’de metrobüs yangını!
Çöp evde bitkin halde bulunan adamın yeni hali şaşırttı
İran: "ABD’nin teklifini değerlendirmeyi sürdürüyoruz"
7 Haziran'da 6 sandık: AK Parti'nin adayları belli oldu
Vatikan: "Papa ile Rubio arasındaki görüşme samimi geçti"
Niklas Süle, 30 yaşında futbolu bıraktı
İsrail, Beyrut’u vurdu: 2 ölü, 7 yaralı
SAĞLIK
Bakan Memişoğlu: "Rize Günleri’ni ‘Dumansız Açık Hava’ konseptiyle hayata geçiriyoruz"
07 Mayıs 2026 Perşembe - 23:26:24
Sağlık Bakanı Kemal Memişoğlu, Ankara’da düzenlenen ‘Rize Günleri’ programı kapsamında ‘Dumansız Açık Hava’ konseptine geçildiğini ve 11 bin metrekarelik bölümün dumansız hava sahası ilan edildiğini açıkladı. Sağlık Bakanı Memişoğlu, Ankara’da düzenlenen "Rize Günleri’ne katıldı. Bakan Memişoğlu sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda, "Bırakalım sigarayı, içelim Rize çayı. Türkiye’de bir ilki gerçekleştiriyor; Rize Günleri’ni ‘Dumansız Açık Hava’ konseptiyle hayata geçiriyoruz. Etkinlik alanımızdaki 11 bin metrekarelik bölümü dumansız hava sahası ilan ettik. Organizasyon boyunca bu alanlarda tütün kullanımına müsaade edilmeyecek. Sağlık Bakanlığı olarak kurduğumuz 7 ayrı istasyonda; ücretsiz kanser taramalarından sigara bırakma danışmanlığına, sağlıklı yaşam bilgilendirmelerinden koruyucu sağlık hizmetlerine vatandaşlarımızın yanında olacağız. Bu organizasyonda emeği geçenlere gönülden teşekkür ediyorum. Tüm vatandaşlarımızı sağlığa adım atmak ve bu güzel atmosferi solumak için bekliyoruz" ifadelerine yer verdi.
07 Mayıs 2026 Perşembe - 20:24
Öğrenciler ikna etti, veliler kan verdi
Manisa’nın Sarıgöl ilçesinde Türk Kızılayı tarafından düzenlenen hediyeli kan bağışı kampanyası vatandaşlardan yoğun ilgi gördü. Öğrencilerin ailelerini bağışa yönlendirdiği kampanyada ilk gün 80 ünite kan toplandı. Manisa’nın Sarıgöl ilçesinde Manisa Türk Kızılayı ile Sarıgöl Türk Kızılayı Koordinatörlüğü tarafından ortaklaşa düzenlenen hediyeli kan bağışı kampanyası yoğun katılımla başladı. Sarıgöl Hükümet Konağı bahçesinde gerçekleştirilen kampanyada vatandaşlar kan bağışında bulunurken, bağışa destek veren öğrenci velilerine çeşitli hediyeler takdim edildi. Kampanyanın özellikle öğrencilerin ailelerini teşvik etmesiyle büyük ilgi gördüğü belirtildi. Sarıgöl Türk Kızılayı Koordinatörü Yusuf Tüfekçi, kampanyanın ilk gününde 80 ünite kan toplandığını ifade ederek, "İlçemizde bir öğrenci velisini kan bağışına getirdiğinde öğrencilerimize çeşitli hediyeler veriyoruz. Bu kampanya çok iyi tuttu. İlk gün 80 ünite kan topladık. Çocuklarımızın ailelerini ikna etmeleri çok güzel bir davranış. Bağışta bulunan tüm vatandaşlarımıza teşekkür ediyorum." dedi.
07 Mayıs 2026 Perşembe - 16:55
Denizli’de ücretsiz HPV aşı uygulaması başladı
Denizli Büyükşehir Belediyesi’nin ekonomik sıkıntılar nedeniyle sağlık hizmetlerine erişmekte zorluk çeken ailelere yönelik hayata geçirdiği ücretsiz HPV aşı uygulaması başladı. Kansere karşı büyük bir farkındalık oluşturulan aşılama programına erkeklerin de dahil edilmesi fark oluşturdu. Denizli Büyükşehir Belediyesi’nin toplum sağlığını korumak ve sağlıkta fırsat eşitliği sağlamak amacıyla yüksek maliyetli sağlık hizmetlerine erişmekte zorluk çeken vatandaşlara yönelik başlattığı HPV aşı desteği fiilen uygulamaya geçti. Sosyal Hizmetler Dairesi Başkanlığı’nın yürüttüğü proje kapsamında ilk ziyaretler yapıldı. Evde Bakım ve Sağlık Hizmetleri Şube Müdürlüğü’nde görevli sağlıkçıların ilk doz HPV aşısını uyguladığı programa Sosyal Hizmetler Dairesi Başkanı Veysel Danacıoğlu da eşlik etti. Aşılama programına katılan vatandaşlar bu maliyetli ve hayati derecede önemli aşıya ücretsiz ulaşabilmenin kendileri için büyük bir destek olduğunu belirterek sağlanan imkan dolayısıyla Başkan Çavuşoğlu’na teşekkürlerini iletti. Aşılama hizmeti vatandaşın ayağına götürülüyor Halkın yoğun ilgisiyle büyüyen projenin sağlık desteği olmanın ötesine geçerek kent genelinde bilinçlenme seferberliğine dönüştüğü belirtildi. Randevu sistemiyle hak sahiplerinin adreslerine gidilerek yerinde uygulanan aşılama programına erkek çocuk ve gençlerin de dahil edilmesi ise kanserle mücadelede bir fark oluşturdu. Söz konusu uygulamanın virüsün bulaş zincirini kırmak ve toplum bağışıklığını sağlamak adına büyük önemi olduğu belirtilirken, aşıların muhafazasından taşınmasına kadar tüm süreçlerin ‘soğuk zincir’ kurallarına uygun olarak yürütüldüğü kaydedildi. Proje kapsamda, Dünya Sağlık Örgütü önerilerine göre, 9-14 yaş arası kız ve erkek çocuklarına 2 doz, 15-30 yaş arası kadınlara 3 doz ve 15-21 yaş arası erkeklere 3 doz dokuz valanlı HPV aşısı yapılacak. Sağlıklı bir gelecek için Denizli Büyükşehir Belediye Başkanı Bülent Nuri Çavuşoğlu, HPV aşısının henüz Sağlık Bakanlığı’nın rutin aşı uygulaması içerisinde yer almadığına dikkati çekerek, bugünün ekonomik şartlarında bu hizmete ulaşmanın pek çok aile için mümkün olmadığını söyledi. Hem sağlıkta adaletsizliği gidermeye katkı koymak hem de kansere karşı bir farkındalık oluşturmak için hayata geçirdikleri projenin amacına ulaştığını vurgulayan Başkan Çavuşoğlu, "Projemize gösterilen yoğun ilgi, ne kadar doğru bir iş yaptığımızı bizlere bir kez daha gösterdi. Şehrimizde sağlıklı bir gelecek inşa etmek için tüm imkanlarımızı seferber etmeye devam edeceğiz" dedi. HPV aşısı neden önemli? Genital siğil, prekanseröz genital lezyonlar (servikal, vajinal, vulvar, anal) ile serviks, vajinal, vulvar, anal, penil ve baş-boyun kanserleri gibi birçok kanser türüne karşı koruyucu özelliği kanıtlanmış olan HPV aşısı, modern tıbbın kanserle mücadelesindeki en güçlü silahı olarak kabul ediliyor. Türkiye’de rutin aşılama takviminde olmadığı için eczanelerden ücretli olarak temin edilebilen aşı özellikle 9-14 yaş arasında uygulandığında bağışıklık sistemini güçlendirerek en yüksek korumayı sağlıyor.
07 Mayıs 2026 Perşembe - 15:52
Uzm. Psikoloğu Turan: "Çocukların sağlıklı gelişimi, yalnızca bireysel değil aynı zamanda toplumsal bir sorumluluktur"
SANKO Üniversitesi Hastanesi Uzm. Psikoloğu Gizem Başkılıç Turan, "Çocukların sağlıklı gelişimi, yalnızca bireysel değil aynı zamanda toplumsal bir sorumluluktur" dedi. ‘Riskli çocuk’ kavramının, çoğu zaman yanlış yorumlandığını söyleyen Uzm. Psikolog Turan, "Riskli çocuk, doğuştan tehlikeli olan değil; gelişim sürecinde çeşitli biyolojik, psikolojik ve çevresel faktörlerin etkisiyle duygusal ve davranışsal zorluklar yaşama ihtimali artmış çocuğu ifade eder" ifadelerini kullandı. Riskli çocukların toplumda farklı şekillerde karşımıza çıkabildiğini belirten Uzm. Psikolog Turan, "Bazı çocuklar aşırı öfkeli, saldırgan ya da kurallara karşı gelme eğiliminde olabilirken; bazıları da içe kapanık, kaygılı, yalnız ve görünmez kalmayı tercih edebilir. Bu çocukların ortak noktası, duygularını düzenlemekte zorlanmaları, yaşadıkları zorluklar karşısında esnek davranamaması ve sağlıklı baş etme becerilerinin yeterince gelişmemiş olmasıdır" dedi. Anne-baba ve öğretmenler için erken farkındalığın oldukça önemli olduğuna vurgu yapan Uzm. Psikolog Turan, "Çocukta hızlı ve anlamsız davranış değişiklikleri, yoğun öfke patlamaları, arkadaş ilişkilerinde bozulma, okuldan kaçınma, akademik başarıda düşüş, kuralları sürekli ihlal etme ya da aşırı içe kapanma gibi belirtiler dikkatle izlenmelidir. Özellikle şiddet içerikli konuşmalar, kendine veya başkalarına zarar verme ifadeleri mutlaka ciddiye alınmalıdır. Bu durumların ortaya çıkmasında tek bir neden yoktur. Aile içi çatışmalar, ihmal ya da tutarsız ebeveyn tutumları, travmatik yaşantılar, akran zorbalığı, dijital içeriklere kontrolsüz maruz kalma ve bazı nörogelişimsel ya da psikiyatrik yatkınlıklar bu süreci etkileyebilir. Yani çocuk davranışı, çoğu zaman çevresel ve duygusal birikimlerin bir yansımasıdır" ifadelerini kullandı. Riskli çocuklarda görülebilecek belirtiler Riskli olarak değerlendirilen çocuklarda sıklıkla görülebilecek belirtilerin dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu (DEHB), davranış bozukluğu, zıt olma-karşı gelme bozukluğu ya da travma sonrası stres olduğunu kaydeden Uzm. Psikolog Turan, "Ancak burada önemli olan, çocuğu bir tanıya göre değil de bütüncül bir değerlendirme yapmaktır. Bu süreçte bir çocuk ve ergen psikiyatristi ile birlikte kapsamlı bir değerlendirme yapılması önemlidir" ifadelerine yer verdi. Riskli çocukların tedavi ve destek süreci Riskli çocuklarda tedavi ve destek sürecinin çocuğun ihtiyacına göre planlandığını kaydeden Uzm. Psikolog Turan, "Psikoeğitim, oyun terapisi, aile danışmanlığı ve gerektiğinde çocuk psikiyatrik değerlendirme süreci, müdahalenin temel yapı taşlarını oluşturur. Aileyle iş birliği içinde ilerlemek, en güçlü koruyucu faktörlerden biridir. Çünkü çocuk, değişimi en çok güvenli ve destekleyici ilişkiler içinde öğrenir" dedi. Uzm. Psikolog Turan, riski çocuklara yardımcı olmak için yapılabileceklerle ilgili olarak ise, "Öncelikle yargılamak yerine anlamaya çalışmak gerekir. ‘Neden böyle davranıyor?’ sorusu yerine ‘Bu çocuk ne yaşıyor?’ sorusunu sormak çok daha kapsayıcıdır. Sınır koyarken aynı zamanda duygusal destek sunmak, tutarlı ve güvenli bir ilişki kurmak ve çocuğun kendini ifade edebileceği alanlar oluşturmak büyük önem taşır. Destek almak için rehberlik servisleri, çocuk psikologları, çocuk ve ergen psikiyatrisi birimleri ve aile danışmanlık merkezlerine başvurulabilir. Erken müdahale, riskli davranışların kalıcı hale gelmesini önlemede kritik rol oynar. Unutulmamalıdır ki her çocuk anlaşılmaya, görülmeye ve doğru destekle yeniden yön bulmaya ihtiyaç duyar. Riskli çocukları dışlamak değil, onlara ulaşmak toplum olarak en büyük sorumluluğumuzdur" diye konuştu.
Çok Okunan Kategori Haberleri
1
06 Mayıs 2026 Çarşamba- 16:35
Akdeniz anemisi, erken tanı ve doğru takiple kontrol altına alınıyor
2
07 Mayıs 2026 Perşembe- 10:13
Maarifin kalbinde marifetli gençlik tansiyon ölçtü
3
07 Mayıs 2026 Perşembe- 13:13
Dünyada bir ilk: Güven Hastanesi yapay zeka destekli mobil MR sistemini ameliyatta kullanıma sundu
4
07 Mayıs 2026 Perşembe- 09:44
Nefes darlığı, kalp, akciğer veya obezitenin habercisi olabilir
5
07 Mayıs 2026 Perşembe- 09:52
Bayburt’ta solunum yetmezliği tedavisi başarıyla sonuçlandı
24 Temmuz 2025 Perşembe - 02:08
Bakan Tunç: "Orman şehitlerimizin naaşları Ankara Adli Tıp Grup Başkanlığı’na sevk edilmektedir"
Adalet Bakanı Yılmaz Tunç, Afyonkarahisar Devlet Hastanesi’ne getirilen orman şehitlerinin naaşlarının Ankara Adli Tıp Grup Başkanlığı’na sevk edildiğini açıkladı. Adalet Bakanı Tunç sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda, "Afyonkarahisar Devlet Hastanesi’ne getirilen orman şehitlerimizin naaşları kimlik tespiti ve DNA incelemesi için Ankara Adli Tıp Grup Başkanlığı’na sevk edilmektedir" ifadelerine yer verdi.
23 Temmuz 2025 Çarşamba - 15:40
Bakan Memişoğlu: "Toplam sezaryen oranlarında yüzde 62,8’den yüzde 59,9’a kadar düşüş sağladık"
Sağlık Bakanı Kemal Memişoğlu, tıbben gereksiz olan sezaryenlerin önüne geçmek için yola çıktıklarını belirterek, "Toplam sezaryen oranlarında yüzde 62,8’den yüzde 59,9’a kadar düşüş sağladık" dedi. Sağlık Bakanı Memişoğlu, Bakanlık binasında gerçekleştirilen ‘Normal Doğum Eylem Planı Değerlendirme Toplantısı’nda konuştu. Türkiye’de sezaryen oranlarının Dünya Sağlık Örgütü’nün (DSÖ) önerdiği sınırların çok üzerinde seyrettiğini ifade eden Bakan Memişoğlu, "Sezaryenin tıbbi gereklilik dışında tercih edilmesi, hem anne hem bebek sağlığı üzerinde bazı riskler oluşturmakta hem de doğurganlık kapasitemizi sınırlayabilmektedir. Bu durumun uzun vadede toplum sağlığı ve demografik yapımız üzerinde olumsuz etkileri olabileceğini unutmamak gerekir. İşte bu nedenle, normal doğumun yaygınlaştırılması, Sağlık Bakanlığı olarak sadece bir önceliğimiz değil, aynı zamanda milletimizin geleceğine duyduğumuz sorumluluğun bir gereğidir" dedi. Tıbben gereksiz olan sezaryenlerin önüne geçmek için yola çıktıklarını dile getiren Memişoğlu, toplam sezaryen oranlarında yüzde 62,8’den yüzde 59’9’a kadar düşüş sağladıklarını, primer sezaryen oranında ise 2,7 puanlık azalma sağladıklarını kaydetti. Bakan Memişoğlu, yıllardan sonra ilk kez sezaryen oranlarında düşüş eğiliminin kendileri için son derece kıymetli ve umut verici olduğunu aktararak, verilerin doğru yolda olduklarını gösterdiğine vurgu yaptı. ‘Her Gebeye Ebe’ projesi çerçevesinde 81 ildeki kamu hastanelerinde toplam 407 ebe polikliniği açtıklarını kaydeden Bakan Memişoğlu, sözlerine şöyle devam etti: "Bu kapsamda, kamu hastanelerimizde son 8 ayda yaklaşık 60 bine yakın gebemiz bu hizmetten faydalandı. Özellikle ilk gebeliğini yaşayan annelerimizin; bedenlerinde ve hormonlarında önemli değişimlerin yaşandığı, neyle karşılaşacaklarını merak ettikleri bu ilk deneyim süreci olan son 3 ayda bir ebeyle bire bir eşleşmelerini çok önemsiyoruz. Bu nedenle, ilk kez anne olacak gebelerimizi; gebelik sürecini birlikte planlamak ve kendilerine rehberlik edecek ebesiyle tanışmak üzere, ilçe sağlık müdürlüklerimize ve sağlıklı hayat merkezlerimize davet ediyoruz ve bu hizmetimiz tamamen ücretsiz." Anne dostu hastane sayısı Anne adayları için sunulan tıbbi hizmetleri konforlu bir hale getirdiklerini belirten Bakan Memişoğlu, "Bu anlayışla, anne dostu hastane sayımızı 132’den 184’e çıkardık. Bu ne demek? Anne dostu hastanelerimizde doğum yapan bir anne, doğum sürecini tek kişilik, konforlu bir odada gerçekleştirebiliyor. Doğum sonrası ten tene temas ve emzirme gecikmeden başlatılıyor. İnşallah anne dostu hastane sayılarımızı da arttırmaya devam ediyoruz. Yine bu süreçte; gebe okullarımızın sayısını bin 450’ye çıkardık. ‘Annelik Yolculuğu’ mobil uygulamamızla 500 bin anne adayına rehberlik ettik" şeklinde konuştu. Bakan Memişoğlu, ardından Normal Doğum Eylem Planı çerçevesinde sezaryen oranlarını düşüren sağlık görevlileri adına toplantıya katılan il sağlık müdürlerine teşekkür belgesi verdi.
23 Temmuz 2025 Çarşamba - 15:32
Psikiyatri doktoru uyardı: "Esrar ve metamfetamin kullanımına doğru bir yönelim olduğu görülmektedir"
Ondokuz Mayıs Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri Anabilim Dalı Doç. Dr. Selçuk Özdin, "Yaklaşık 20 yıl önce yapılan çalışmalarda uçucu maddeler ön planda iken, şimdi esrar ve metamfetamin kullanımına doğru bir yönelim olduğu görülmektedir. Samsun’un ise özellikle öne çıktığı iki madde vardır. 2021 yılı verilerine bakıldığında metamfetamin ve ecstasy maddelerinde Samsun, 62 il içerisinde 4. sırada yer almaktadır" dedi. Son dönemlerde uyuşturucu kullanımı ile ilgili önemli açıklamalar yapan Ondokuz Mayıs Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri Anabilim Dalı Doç. Dr. Selçuk Özdin, toplumda esrar ve metamfetamin kullanımının ön plana çıktığını söyledi. Maddeyi kullananların çoğunun tedavi başvurusunda bulunmadığını ifade eden Doç. Dr. Selçuk Özdin, "Sağlık Bakanlığı ve Emniyet Genel Müdürlüğü’nün yayınlamış olduğu raporlar bize bazı izlenimler veriyor. Sağlık Bakanlığı’nın yayınlamış olduğu verilere göre kişilerin hangi maddeye göre başvurduklarına dair çeşitli raporlar bulunmaktadır. Son yıllarda ön plana çıkan maddenin metamfetamin olduğunu söylemek mümkündür. Metamfetaminin yıllar içerisinde artan bir ivmeye sahip olduğunu ifade edebiliriz. Tüm dünya genelinde şu söylenebilir: Alkol ve sigaradan sonra esrarın en yaygın madde olduğu bilinmektedir. Ancak esrar kullanımı yıllardır devam ettiği ve yaygın olduğu için, bir nebze kabul görmüş bir madde olarak değerlendirilmektedir. Bu nedenle kişiler esrar kullanımını saklayabilmekte ve doğrudan sorulmadıkça bunu dile getirmemektedir. Dolayısıyla metamfetamin ve esrarın en yaygın maddeler olduğunu söyleyebiliriz" diye konuştu. Kentte kullanım daha çok Kentte uyuşturucu kullanımın kırsala göre daha çok olduğunu ifade eden Doç. Dr. Selçuk Özdin, "Kendi meslektaşlarımızla yaptığımız görüşmelerde, daha çok kentsel kullanımın göze çarptığını görmekteyiz. Bu durum tüm dünya genelinde benzer şekildedir. Kentlerde yaşayan kişilerin daha yoğun nüfuslu bölgelerde yaşadıkları düşünüldüğünde, maddeye ulaşım daha kolay olmaktadır. Tedaviye başvuran kişiler arasında yapılan değerlendirmelerde de kentsel bölgelerde yaşayan bireylerin daha büyük bir oranı oluşturduğu görülmektedir. Aynı zamanda madde kullanımına yatkınlığı olan veya risk teşkil eden grupların da daha çok kent ortamlarında yaşadığı bilinmektedir. Samsun özelinde kanalizasyon analizi bulunmamaktadır, ancak Türkiye’de bazı şehirler özelinde yapılan atık su ve kanalizasyon çalışmaları mevcuttur. Bu çalışmalarda Samsun’un özellikle öne çıktığı iki madde vardır. 2021 yılı verilerine bakıldığında metamfetamin ve ecstasy maddelerinde Samsun, 62 il içerisinde 4. sırada yer almaktadır. Dolayısıyla uyarıcı madde olarak sınıflandırılan bu maddelerin yaygınlığının kanalizasyon verileriyle de doğrulandığı görülmektedir. Bu durum bizim gözlemlerimizle de uyumlu bir veri olarak değerlendirilebilir. Uyuşturucu yaygınlığı konusunda yapılan çalışmalar hem küçük ölçekli hem de bölgesel nitelikte olabilmektedir. Ancak Emniyet Genel Müdürlüğü ve Sağlık Bakanlığı’nın yayınladığı raporlara göre bazı çıkarımlar yapabiliyoruz. Türkiye genelinde şöyle bir veri mevcuttur; Toplumun yüzde 3’lük kısmının en az bir kere uyuşturucu madde denediği, yüzde 1’e yakınının ise bağımlılık derecesinde madde kullandığı belirtilmektedir. Bulunulan ortama göre bu rakamlar değişkenlik gösterebilmektedir. Avrupa ve Amerika özelinde ise çok daha çarpıcı rakamlar söz konusudur. Avrupa’da madde deneme oranı yüzde 30’lara çıkabilmekte, madde bağımlılığı oranı ise yaklaşık yüzde 10’lara ulaşabilmektedir" şeklinde konuştu. "Gençler arasında metamfetamin ve esrar yaygın olarak kullanılıyor" Samsun’da gençler arasında uyuşturucu kullanım trendlerinin, yetişkin dönemdeki trendleri yansıttığını belirten Doç. Dr. Selçuk Özdin, "Yetişkinlik döneminde metamfetamin ve esrar yaygın olarak kullanılıyor. Yetişkinlerin kullandığı maddeler gençler tarafından da tercih edilmektedir. Okullar ve üniversiteler gibi alanlarda yapılan küçük ölçekli bazı çalışmalarda esrar ön plana çıkmaktadır. Yaklaşık 20 yıl önce yapılan çalışmalarda uçucu maddeler ön planda iken, şimdi esrar ve metamfetamin kullanımına doğru bir yönelim olduğu görülmektedir. Uyuşturucu ve madde kullanım bozuklukları yaygındır. Derinlemesine bakıldığında bu oranların aslında çok daha yüksek olduğu bilinmektedir. Madde kullanım sorunlarının kişinin maddi, manevi ve fiziksel sağlığı ile çok yakından ilişkili olduğu, aynı zamanda toplumsal sorunlara da neden olduğu açıktır. Tedavisi mümkün olan bir hastalık grubu olmasına rağmen çeşitli zorluklar nedeniyle tedavinin geciktiği de bilinmektedir. Dünya genelinde madde kaynaklı ölümler ciddi rakamlara ulaşmaktadır. Örneğin, Amerika özelinde yapılan bir değerlendirmeye göre, eroin türevi maddeler nedeniyle günde 220 kişi hayatını kaybetmektedir. Bu da yıllık yaklaşık 80 bin ölüm anlamına gelmektedir. Türkiye olarak bu düzeyde olmasak da, madde kullanımıyla ilgili zorluk ve sıkıntıların giderek arttığı bir coğrafyada yaşamaktayız. Bu noktada, madde kullanımını bir hastalık olarak bilmek, kişilerin bu davranışları bir hastalık çerçevesinde gerçekleştirdiğini kabul etmek önemlidir. Mutlaka tedavi girişiminde bulunulmalı ve bu girişimlerin başarılı olabileceği bilgisi kişilere verilmelidir" ifadelerini kullandı.
23 Temmuz 2025 Çarşamba - 15:17
Kalp hastaları için sıcak havalar hayati risk taşıyor
Doruk Nilüfer Hastanesi Kardiyoloji Uzmanı Uzm. Dr. Erkan Avcı, yaz aylarında artan sıcaklıkların kalp hastaları üzerindeki olumsuz etkilerine dikkat çekerek, "Sıcak hava dalgaları tansiyon ataklarını tetikleyerek, kalp krizi ve felç riskini artırabilir" dedi. Sıcak havalarda kalbin daha fazla çalışmak zorunda kaldığını belirten Uzm. Dr. Avcı, "Vücut ısısının artmasıyla birlikte sıvı ve mineral kaybı da artar. Bu durum özellikle kronik kalp ve damar hastalıkları bulunan bireylerde ciddi sağlık sorunlarına yol açabilir" şeklinde konuştu. Günde en az 2 ila 2,5 litre su içilmeli Yaz aylarında kalp sağlığını korumak için alınabilecek önlemleri sıralayan Avcı, "Günde en az 2 ila 2,5 litre su içilmeli, direkt güneş ışığından kaçınılmalı ve ani sıcak-soğuk geçişlerinden uzak durulmalı" dedi. Klimalı ortamlarda uzun süre kalmanın da kalp dolaşımını etkileyebileceğini belirten Avcı, dikkatli olunması gerektiğini vurguladı. Tansiyon ve kalp hastalarının ilaçlarını düzenli kullanmaları ve doktor kontrollerini aksatmaması gerektiğini hatırlatan Doruk Hastaneleri Nilüfer Hastanesi Kardiyoloji Uzmanı Uzm. Dr. Erkan Avcı, "Sağlıklı bir yaz mevsimi geçirmek için alınacak küçük önlemler, hayat kurtarabilir" şeklinde konuştu.
23 Temmuz 2025 Çarşamba - 13:56
Diyarbakır’da felç geçirme şüphesi bulunan vatandaş, ambulans helikopterle hastaneye sevk edildi
Diyarbakır’ın Çüngüş ilçesinde felç şüphesiyle ilk müdahalesi yapılan 67 yaşındaki hasta, ambulans helikopterle Gazi Yaşargil Eğitim ve Araştırma Hastanesine nakledildi. İlçede yaşayan 67 yaşındaki Yasin Arslanca, geçirdiği rahatsızlık üzerine yakınlarınca Çüngüş Devlet Hastanesine götürüldü. İnme (felç) şüphesiyle ilk müdahalesi burada yapılan Arslanca, durumunun ciddi olması üzerine ileri tedavisinin yapılacağı hastaneye ulaştırılması için ambulans helikopter istendi. Ambulans helikopterle ilçeden alınan hasta, Diyarbakır Kadın Doğum ve Çocuk Hastalıkları Hastanesinin helikopter pistine getirildi. Burada bekleyen 112 Acil Sağlık ekiplerince ambulansa alınan Arslanca, Gazi Yaşargil Eğitim ve Araştırma Hastanesine kaldırıldı.
23 Temmuz 2025 Çarşamba - 13:25
Midyat Devlet Hastanesi’nde 160 stajyer öğrenciye eğitim verildi
Mardin’de, Midyat Devlet Hastanesi’nde 160 stajyer öğrenciye eğitim verildi. Midyat Devlet Hastanesi konferans salonunda verilen eğitim sinevizyon eşliğinde yapıldı.160 stajyer öğrencinin hazır bulunduğu eğitimde, enfeksiyon kontrol hemşiresi, iş sağlığı güvenliği birim görevlileri ve acil hemşireleri tarafından eğitim verildi.
23 Temmuz 2025 Çarşamba - 13:10
Hamilelikte inanılan yanlış bilgilerin doğruları
Kadın Hastalıkları ve Doğum Bölümü’nden Op. Dr. Bilgi Uslu Aybar, hamilelikte doğru bilinen yanlışlar hakkında bilgi verdi. Hamilelik, anne adayları için çok heyecanlı bir süreç oluyor. Kadınlar hamile olduklarını öğrendikleri an itibariyle hayatında bir takım değişiklikler yapmak durumunda kalıyor. Gerek anne gerek bebeğin sağlığı için bu değişikliklere uyum sağlamak gerekiyor. Ancak bazı kulaktan dolma bilgilere ön yargı ile yaklaşmak ve sorgulamak anne adayının hem ruhsal hem de fiziksek sağlığı için önemli oluyor çünkü bu süreçte etrafından sürekli anne adayına bilgi akışı geliyor. Bunlardan doğru olanı uygulamak sağlıklı bir gebelik geçirmenin altın kuralı olarak kabul ediliyor çünkü her anne adayı hamileliği çok farklı yaşıyor. Memorial Antalya Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Bölümü’nden Op. Dr. Bilgi Uslu Aybar, hamilelikte doğru bilinen yanlışlara ilişkin açıklamalarda bulundu. Op. Dr. Bilgi Uslu Aybar, hamilelikte çok yemenin önemli değil, dengeli beslenmenin önemli olduğunu dile getirdi. Aybar, "Hamilelikte beslenme, ben ne yersem bebek de onu yer ve daha iyi beslenir anlamına gelmemektedir. Gebelikte az az ve sık sık beslenilmelidir. Günde 3 ana öğün ve 3 ara öğün yapılmalıdır. Fazla kilo alındığı zaman gebelik tansiyonu, gebelik şekeri ve iri bebek doğumu gibi sorunların ortaya çıkacağı unutulmamalıdır. Hamilelikte bazı yasaklı gıdalar vardır. Özellikle çiğ et içeren, çiğ köfte tüketilmemelidir. Buna ek olarak; kabuklu deniz hayvanları, midye, suşi, kokoreç, salam, sucuk, sosis ve tütsülenmiş etler yenilmemelidir. Kavanozlarda satılan turşulardan, çok fazla tuz içerdiği ve katkı maddeleri olduğu için uzak durulmalıdır. Abur cubur tüketimine de dikkat edilmelidir" diye konuştu. Hamilelikte bitki çayları içilebileceğini söyleyen Aybar, "Özellikle gebelik döneminde kabızlığa eğilim olduğu için, bitki çayları günde 1-2 bardak tüketebilir. Adaçayının düşüğe neden olduğunu düşünülür ancak bu konuda kanıtlanmış bir araştırma bulunmamaktadır. Hamilelikte haftada 2 kez ton balığı tüketilebilir. Üstelik gebelikte balık tüketimi daha önemlidir. Omega 3 içerir fakat denizin derinlerinde yaşayan bazı balıklar, ağır metaller içerebileceğinden gebelikte risklidir. Özellikle bebeğin gelişim evresinde olduğu ilk 3 aylık dönemde santral sinir sistemine zararlı etkileri olabilir. Hamileliğin tüm evrelerinde spor yapılabilir. Sadece son haftalarda fiziksel olarak bazı sporları yapmak sıkıntı oluşturabilir. İlk 3 ayda da düşük tehdidi, kanaması ve lekelenmesi olan anne adaylarının spor yapması önerilmez. Gebelikte yapılabilecek en iyi sporlar; yürüyüş ve yüzmedir. Haftada 2 günde mutlaka yürüyüş yapılmalıdır. Yüzme için de havuz yerine deniz tercih edilmelidir" dedi. Araç kullanmanın da problem oluşturmayacağını ifade eden Aybar, şöyle devam etti: "Belki 37. haftadan sonra sıkıntı olabilir çünkü bebeğin büyümesine bağlı olarak göbeğin büyümesi sıkıntıya neden olabilir. Ancak kontrollü bir şekilde, emniyet kemeri göğsün ve göbeğin altından geçirmek şartı ile araba kullanılabilir. Hamileliğin her döneminde reflü ve mide asidi olduğu için bu durum normaldir ve bebeğin saçlarının çıkması ile alakası yoktur. Mide yanmasını engellemek için beslenme düzenlenmelidir. Çok acılı, ekşili gıdalar ve yatmaya yakın yemek yenilmemelidir. Uykuda yastık boyu yükseltilmelidir. Çok şiddetli reflü durumlarında anne adaylarına, bebeğin sağlığını herhangi bir şekilde etkilemeyen ilaçlar da verilebilir." Aybar, fiziksel olarak sadece anne adayında hormonal değişim olsa da süreçten baba adayının da etkileneceğini belirtti. Aybar, "Kadınlar için hamilelik, hassas bir süreçtir. Ani duygu değişimleri yaşanabilir. Bu süreç ister istemez beslenme, psikolojik olarak babaya da yansımaktadır. Genelde hamilelik döneminde baba adayları, eşlerinden daha fazla kilo almaktadır. Hormonal değişime bağlı kısmen dikkat dağınıklığı, halsizlik ve yorgunluk gibi şikayetler görülebilir ancak geçici bir süreçtir. Üstelik gebelikte evde oturmak yerine, iş hayatına devam edilmesi anne adaylarının kendilerini daha dinamik hissetmelerini sağlayacaktır. Hamileler, öz bakımlarını da asla ihmal etmemelidir" ifadelerini kullandı. Anne adaylarının kendilerini iyi hissedeceği şekilde hamilelik sürecini geçirmelerini tavsiye eden Aybar, konuşmasını şu şekilde sonlandırdı: "Saçlarına fön çektirebilir, çok aşırıya kaçmamak şartıyla makyajlarını yapabilirler. Gebeliğin özellikle 4. ayından sonra organik boya ile saçlarını da boyatabilirler. Boya saçta kısa kalmalı, bol su ile yıkanmalıdır. Gebeliğin özellikle ikinci yarısından sonra diş ile ilgili her türlü müdahale yapılabilir. Doktorunuz aksini söylemediği sürece hamilelik süresince cinsel ilişkiye girilmesinde bir sakınca yoktur."
23 Temmuz 2025 Çarşamba - 13:06
Uzmanı klimaların doğru kullanılması için uyarıyor:
İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Meriç Zeydan, terliyken klimaya maruz kalmanın kas spazmlarına neden olabildiğini söyleyerek, "Sabit bir noktaya uzun süre soğuk havanın üflenmesi kasların kasılmasına ve tutulmalara yol açar. Sabah uyanıldığında boyunda ya da belde hissedilen ağrının nedeni genellikle gece boyunca çalışan klimalardan kaynaklanır" dedi. Yaz aylarında bunaltıcı sıcaklardan korunmanın en kolay yollarından biri de klima kullanımı. Evlerde, iş yerlerinde, alışveriş merkezlerinde hatta araçlarımızda bile sıklıkla karşımıza çıkan klimalar, doğru kullanıldığında yaşam konforunu artırıyor. Ancak bilinçsiz ve kontrolsüz klima kullanımı ise ciddi sağlık sorunlarına yol açabiliyor. Bilinçsiz klima kullanımının fiziksel rahatsızlıklardan enfeksiyonlara, alerjilerden solunum yolu hastalıklarına kadar uzanan geniş bir yelpazede sağlığımıza zarar verebileceğini söyleyen Medline Adana Hastanesi İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Meriç Zeydan, klima kullanımı hakkında önemli uyarı ve önerilerde bulundu. Boyun ve sırt ağrıları artıyor Dr. Zeydan, boyun ve sırt ağrılarının klimanın doğrudan vücuda teması sonucu yaz aylarında en sık karşılaşılan şikayetler arasında geldiğini söyleyerek, "Özellikle terliyken klimaya maruz kalmak kas spazmlarına neden olabilir. Bu durum kişinin hareket kabiliyetini kısıtlayarak günlük yaşamı zorlaştırabilir. Aynı şekilde, vücut üzerindeki sabit bir noktaya uzun süre soğuk havanın üflenmesi kasların kasılmasına ve tutulmalara yol açar. Sabah uyanıldığında boyunda ya da belde hissedilen ağrının nedeni genellikle gece boyunca çalışan klimalardan kaynaklanır. Uyurken vücut ısısının düşmesi, soğuk havayla birleşince bu durum neredeyse kaçınılmaz hale gelir. Solunum yolları da klima kullanımından doğrudan etkilenir. Soğuk ve kuru hava, burun ve boğaz mukozasını kurutarak enfeksiyonlara davetiye çıkarır. Boğaz ağrısı, burun tıkanıklığı, geniz akıntısı ve öksürük gibi belirtiler sıklıkla klima kaynaklı solunum yolu tahrişlerinin sonucudur" diye konuştu. Alerjenlere davetiye çıkartıyor Klimaların bir diğer tehlikesinin ise alerjen birikimine neden olduğunun altını çizen Zeydan, "Filtreleri düzenli olarak temizlenmeyen ya da değiştirilmeden uzun süre çalışan klimalar, içinde biriken toz, polen, küf ve bakteri gibi maddeleri ortama yayar. Bu durum özellikle astım ve alerjik nezle gibi rahatsızlıkları olan bireylerde yakınmaların artmasına neden olur" dedi. Lejyoner hastalığına dikkat! Zatürre gibi daha ciddi enfeksiyonların da klima kaynaklı hastalıklar arasında yer alabildiğini ifade eden Dr. Zeydan, "Özellikle "lejyoner hastalığı" olarak bilinen bir tür zatürre, kirli klima sistemlerinde üreyen "Legionella" bakterisinin solunmasıyla bulaşır. Zatürre benzeri belirtilerle seyreden lejyoner hastalığı; yüksek ateş, kas ağrısı, öksürük ve nefes darlığı gibi şikâyetlere yol açar. Bu bakteri yaşlılar, bağışık düzeyi düşük bireyler ve kronik hastalığı olanlar için hayati risk taşıyabilir" şeklinde konuştu. İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Meriç Zeydan, klimanın doğru kullanımı için yapılması gerekenleri şu şekilde sıraladı: 1. Klima kullanırken, iç ortam sıcaklığının 23-25 derece arasında olması yeterlidir. Klima kullanımında dikkat edilmesi gereken faktörlerin başında ise direkt kişinin üzerine üflememesi gelir. Ayrıca sıcak ortamdan birdenbire çok soğuk ortama geçilmemeli, iç sıcaklık ile dış sıcaklık arasındaki fark ise 10 dereceyi aşmamalıdır. 2. Klima kullanılan ortamların düzenli olarak havalandırılması da ihmal edilmemelidir. Uzun süre kapalı kalan, hava sirkülasyonu sağlanmayan alanlarda kirli hava birikir ve bu da baş ağrısı, halsizlik, göz yanması gibi şikâyetlere neden olabilir. Bu nedenle özellikle ofis, araç ve alışveriş merkezi gibi kapalı alanlarda belli aralıklarla pencerelerin açılarak temiz hava girişi sağlanması büyük önem taşır. 3. Filtre temizliği de klima sağlığının olmazsa olmazıdır. Klimaların filtreleri en az ayda bir kez temizlenmeli, mümkünse yılda bir kez profesyonel bakım yapılmalıdır. Aksi halde hava yolu ile taşınan zararlı partiküller hem havayı hem de sağlığımızı tehdit eder. 4. Ayrıca klima kullanımında bireysel farkındalık da oldukça etkilidir. Özellikle çocuklar, yaşlılar, hamileler ve kronik hastalığı olan bireyler klima kaynaklı rahatsızlıklara karşı daha hassastır. Bu gruplar, doğrudan soğuk havaya maruz kalmaktan kaçınmalı; gece boyunca çalışan klimalarda zaman ayarlı kullanım tercih edilmelidir.
23 Temmuz 2025 Çarşamba - 12:43
Vücuttaki dengesizlikler obeziteyi tetikliyor
Memorial Kayseri Hastanesi Uzman Diyetisyeni Betül Merd, obezitenin altında genetik yatkınlık ve hormonal dengeler gibi sebeplerin de bulunabileceğini söyleyerek, "Obezite sadece çok yemekle ilgili değildir" dedi. Hareketsiz yaşam gibi faktörlerin obeziteyi son zamanlarda bir salgın haline getirdiğini söyleyen Betül Merd, "Son yıllarda hem dünyada hem de ülkemizde hızla artan bir sağlık sorunundan, obeziteden bahsetmek istiyorum. Obezite, sadece estetik bir mesele değil. Kalp hastalıklarından diyabete, hormonal bozukluklardan bazı kanser türlerine kadar birçok hastalığın da temelini oluşturuyor. Kısaca tanımlamak gerekirse; vücutta sağlığı tehdit edecek düzeyde yağ birikmesi durumudur. Genellikle vücut kitle indeksi (VKİ) üzerinden değerlendirilir. VKİ’nin 30’un üzerinde olması obeziteyi işaret eder" şeklinde konuştu. "Obezite sadece çok yemekle ilgili değildir" Obezitenin sadece çok yemekle ilgili olmadığını belirten Merd, "Genetik yatkınlık, hormonal dengeler, psikolojik durum, uyku kalitesi, hatta kullanılan bazı ilaçlar bile bu durumu etkileyebilir. Modern yaşam tarzı, özellikle de hareketsizlik ve işlenmiş gıdaların yoğun tüketimi, obeziteyi adeta bir salgına dönüştürdü. Fakat iyi haber şu ki, obezite önlenebilir ve tedavi edilebilir bir durum. Sağlıklı beslenme, düzenli fiziksel aktivite, kaliteli uyku ve gerekirse profesyonel destekle hem kilo kontrolü sağlanabilir hem de yaşam kalitesi ciddi anlamda artar. Eğer kilo kontrolüyle ilgili sorun yaşıyorsanız, kendinize yüklenmeden ama geç kalmadan bir uzmana başvurmanız çok önemli. Çünkü sağlığımız, bizim en değerli varlığımız" dedi. "Zayıflama ilaçları kullanılsa bile sağlıklı beslenmenin olması gerekiyor" Uzman Diyetisyen Betül Merd, zayıflama ilaçları kullanılsa bile sağlıklı beslenmenin de olması gerektiğini söyleyerek, "Şu an obezite ile ilgili zayıflama ilaçları ve zayıflama çayları gibi birçok ürünler ortaya çıkmış durumda. Fakat yine bunların başında sağlıklı beslenme geliyor. Çünkü hepsi geçici çözümler. Bunu kalıcı hale getirmek için sağlıklı beslenmeyi elden bırakmamak gerekiyor. Düzenli aralıklarla beslenerek, ara öğünler yaparak, kendimizi aç bırakmayarak ve tek bir şeyden fayda beklemeyerek araya sporu da eklediğimiz zaman aslında obeziteden kurtulabiliriz diyoruz" ifadelerini kullandı.
23 Temmuz 2025 Çarşamba - 12:41
Deponun ardındaki tehlike: 2 ton kaçak et ve süt ürünü ele geçirildi
Adapazarı’nda bir depoya düzenlenen baskında, menşei belli olmayan ve hijyen şartlarına uymayan yaklaşık bin 960 kilogram et ve süt ürünü ele geçirildi. Ürünler imha edilirken, işletmenin faaliyeti durduruldu. Olayla ilgili yasal işlem başlatıldı. Edinilen bilgiye göre, bir ihbarı değerlendiren Sakarya İl Tarım ve Orman Müdürlüğü ekipleri Adapazarı’ndaki bir depoda denetim gerçekleştirdi. Yapılan kontrollerde faturası bulunmayan, menşei belirsiz ve teknik, hijyenik şartlara uymayan toplam bin 960 kilogram işlenmemiş ürün tespit edildi. İşkembe, kemik suyu, hayvansal yağ, böbrek, çiğ kırmızı et, kuzu kelle, tereyağı ve kıyma gibi çeşitli et ve süt ürünlerine el koyuldu. Gıda güvenliğini tehdit eden ürünler ekiplerce imha edilirken kırmızı çiğ etten alınan numuneler laboratuvara gönderildi. İşletmenin faaliyetleri durdurulurken, 5996 sayılı Veteriner Hizmetleri, Bitki Sağlığı, Gıda ve Yem Kanunu çerçevesinde yasal işlem başlatıldı. olayla ilgili Cumhuriyet Savcılığı’na suç duyurusunda bulunuldu.
23 Temmuz 2025 Çarşamba - 12:38
Uzmanı uyardı: "Sıcak çarpması yüksek vaka ölüm oranına sahip tıbbi bir acil durumdur"
Göğüs Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Şevket Özkaya, "Artan hava sıcaklıkları özellikle ülkemiz için, önemli bir çevresel ve mesleki sağlık tehlikesi oluyor. Sıcaklık stresi, hava şartlarına bağlı ölümlerin önde gelen nedenidir ve kardiyovasküler hastalık, diyabet, ruh sağlığı, astım ve KOAH gibi altta yatan hastalıkları kötüleştirebilir ve kazalara, bazı bulaşıcı hastalıkların bulaşma riskini artırabilir. Sıcak çarpması, yüksek vaka ölüm oranına sahip tıbbi bir acil durumdur" dedi. İklim değişikliği nedeniyle dünya genelinde aşırı sıcağa maruz kalan kişi sayısı katlanarak arttığını belirten Göğüs Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Şevket Özkaya, sıcak çarpması ile ilgili önemli açıklamalarda bulundu. 65 yaş üstü kişilerde sıcağa bağlı ölüm oranı, son 10 yılda yaklaşık yüzde 85 arttığını belirten Özkaya, "2000-2019 yılları arasında yapılan çalışmalar, her yıl yaklaşık 489 bin sıcağa bağlı ölüm meydana geldiğini, bunların yüzde 45’inin Asya’da, yüzde 36’sının ise Avrupa’da olduğunu göstermektedir. Sadece Avrupa’da 2022 yazında tahmini olarak 61 bin 672 aşırı sıcağa bağlı ölüm meydana gelmiştir. Her yıl özellikle pandemi sonrası yüksek yoğunluklu sıcak hava dalgası olayları yüksek akut ölüm oranlarına yol açabilir. Sıcaklığa karşı hassasiyet, hem yaş ve sağlık durumu gibi fizyolojik faktörlerden hem de meslek ve sosyoekonomik şartlar gibi maruz kalma faktörlerinden etkilenir. Açık havada çalışanlar, beden işçileri, sporcular ve sivil savunma çalışanları, işleri nedeniyle aşırı ısıya maruz kalmakta ve eforla oluşan ısı stresine karşı hassastırlar. Kentsel ve kırsal kesimdeki yoksullar, düşük kaliteli konutlar ve soğutma imkanlarına erişim eksikliği nedeniyle genellikle orantısız bir şekilde aşırı ısınmaya maruz kalmaktadır. İnşaat malzemeleri nedeniyle, bazı şehirlerdeki gayri resmi yerleşim yerleri genellikle diğer kentsel alanlardan daha sıcaktır. Cinsiyet, ısıya maruz kalmanın belirlenmesinde önemli bir rol oynayabilir; örneğin, sıcak havalarda iç mekanlarda yemek pişirmek çoğunlukla kadınların sorumluluğundadır" diye konuştu. "Sıcaktan uzak durun" Günün en sıcak saatlerinde dışarı çıkmaktan ve yorucu aktivitelerden kaçınılması gerektiğini ifade eden Özkaya, "Gölgede kalın. Güneşte algılanan sıcaklığın 10-15 derece daha yüksek olabileceğini unutmayın. Gün içinde serin bir yerde 2-3 saat geçirin. Boğulma riskinin farkında olun. Asla yalnız yüzmeyin. Resmi sıcaklık uyarılarını takip edin" şeklinde konuşu. "Evinizi serin tutun" Sıcak karşısında yapılması gerekenleri sıralayan Özkaya, "Dış hava sıcaklığı iç mekan sıcaklığından düşük olduğunda, hava karardıktan sonra pencereleri açarak gece havasını evinizi serinletmek için kullanın. Dış hava sıcaklığı iç mekan sıcaklığından yüksek olduğunda, pencereleri kapatın ve doğrudan güneş ışığını engellemek için panjur veya panjurlarla örtün. Mümkün olduğunca çok elektrikli cihazı kapatın. Elektrikli vantilatörleri yalnızca sıcaklık 40 derece altındayken kullanın. 40 derecenin üzerindeki sıcaklıklarda vantilatörler vücudu ısıtır. Klima kullanıyorsanız, termostatı 27 dereceye ayarlayın ve elektrikli vantilatörü açın; bu, odanın 4 derece daha serin hissetmesini sağlar. Ayrıca, soğutma için elektrik faturanızdan yüzde 70’e kadar tasarruf edebilirsiniz. Gölgede dışarıda havanın daha serin olabileceğini unutmayın. Vücudunuzu serin ve nemli tutun. Hafif ve bol giysiler ve yatak çarşafları kullanın. Serin duş alın veya banyo yapın. Cildinizi nemli bir bez, sprey veya ıslak, hafif giysilerle ıslatın. Düzenli olarak su için (saatte 1 bardak su ve günde en az 2-3 litre). Çevrenizdeki savunmasız kişilerle düzenli olarak görüşün; özellikle 65 yaş üstü kişiler, kalp, akciğer veya böbrek rahatsızlığı olanlar, engelli olanlar ve yalnız yaşayanlar mutlaka yakınları tarafından düzenli kontrol edilmelidirler" ifadelerini kullandı. "Bebekleri ve çocukları koruyun" Özkaya şunları söyledi: "Çocukları veya hayvanları park halindeki araçlarda asla uzun süre bırakmayın, çünkü sıcaklıklar hızla tehlikeli seviyelere ulaşabilir. Yoğun saatlerde doğrudan güneşe maruz kalmaktan kaçının, gölgelik arayın veya içeride kalın. Gölge, hissettiğiniz sıcaklığı 10 dereceden fazla azaltabilir. Bebek arabasını/pusetini asla kuru bir bezle örtmeyin; bu, arabanın içini daha sıcak yapar. Bunun yerine, ıslak ve ince bir bez kullanın ve sıcaklığı düşürmek için gerektiğinde tekrar ıslatın. Daha da fazla soğutma için taşınabilir bir vantilatörle birlikte kullanın. Çocuklara ciltlerini örten hafif, bol giysiler giydirin ve onları güneş ışınlarından korumak için geniş kenarlı şapkalar, güneş gözlükleri ve güneş kremi kullanın. Güvenli bir iç mekan sıcaklığını korumak için evinizi serin tutma talimatlarını izleyin."
23 Temmuz 2025 Çarşamba - 12:31
Vücuttaki dengesizlikler obeziteyi tetikliyor
Memorial Kayseri Hastanesi Uzman Diyetisyeni Betül Merd, obezitenin altında genetik yatkınlık ve hormonal dengeler gibi sebeplerin de bulunabileceğini söyleyerek, "Obezite sadece çok yemekle ilgili değildir" dedi. Hareketsiz yaşam gibi faktörlerin obeziteyi son zamanlarda bir salgın haline getirdiğini söyleyen Betül Merd, "Son yıllarda hem dünyada hem de ülkemizde hızla artan bir sağlık sorunundan, obeziteden bahsetmek istiyorum. Obezite, sadece estetik bir mesele değil. Kalp hastalıklarından diyabete, hormonal bozukluklardan bazı kanser türlerine kadar birçok hastalığın da temelini oluşturuyor. Kısaca tanımlamak gerekirse; vücutta sağlığı tehdit edecek düzeyde yağ birikmesi durumudur. Genellikle vücut kitle indeksi (VKİ) üzerinden değerlendirilir. VKİ’nin 30’un üzerinde olması obeziteyi işaret eder. Fakat şunu da unutmamak lazım: Obezite sadece çok yemekle ilgili değildir. Genetik yatkınlık, hormonal dengeler, psikolojik durum, uyku kalitesi, hatta kullanılan bazı ilaçlar bile bu durumu etkileyebilir. Modern yaşam tarzı, özellikle de hareketsizlik ve işlenmiş gıdaların yoğun tüketimi, obeziteyi adeta bir salgına dönüştürdü. Fakat iyi haber şu ki, obezite önlenebilir ve tedavi edilebilir bir durum. Sağlıklı beslenme, düzenli fiziksel aktivite, kaliteli uyku ve gerekirse profesyonel destekle hem kilo kontrolü sağlanabilir hem de yaşam kalitesi ciddi anlamda artar. Eğer kilo kontrolüyle ilgili sorun yaşıyorsanız, kendinize yüklenmeden ama geç kalmadan bir uzmana başvurmanız çok önemli. Çünkü sağlığımız, bizim en değerli varlığımız" dedi. Merd, zayıflama ilaçları kullanılsa bile sağlıklı beslenmenin de olması gerektiğini söyleyerek, "Şu an obezite ile ilgili zayıflama ilaçları ve zayıflama çayları gibi birçok ürünler ortaya çıkmış durumda. Fakat yine bunların başında sağlıklı beslenme geliyor. Çünkü hepsi geçici çözümler. Bunu kalıcı hale getirmek için sağlıklı beslenmeyi elden bırakmamak gerekiyor. Düzenli aralıklarla beslenerek, ara öğünler yaparak, kendimizi aç bırakmayarak ve tek bir şeyden fayda beklemeyerek araya sporu da eklediğimiz zaman aslında obeziteden kurtulabiliriz diyoruz" ifadelerini kullandı.
Daha Fazla Yükle
GERİ BİLDİRİM
Geliştirme sürecine katkıda bulunmak için lütfen sitede karşılaştığınız hataları bize bildirin.
Gönder