SAĞLIK
07 Mayıs 2026 Perşembe - 16:55 Denizli’de ücretsiz HPV aşı uygulaması başladı Denizli Büyükşehir Belediyesi’nin ekonomik sıkıntılar nedeniyle sağlık hizmetlerine erişmekte zorluk çeken ailelere yönelik hayata geçirdiği ücretsiz HPV aşı uygulaması başladı. Kansere karşı büyük bir farkındalık oluşturulan aşılama programına erkeklerin de dahil edilmesi fark oluşturdu. Denizli Büyükşehir Belediyesi’nin toplum sağlığını korumak ve sağlıkta fırsat eşitliği sağlamak amacıyla yüksek maliyetli sağlık hizmetlerine erişmekte zorluk çeken vatandaşlara yönelik başlattığı HPV aşı desteği fiilen uygulamaya geçti. Sosyal Hizmetler Dairesi Başkanlığı’nın yürüttüğü proje kapsamında ilk ziyaretler yapıldı. Evde Bakım ve Sağlık Hizmetleri Şube Müdürlüğü’nde görevli sağlıkçıların ilk doz HPV aşısını uyguladığı programa Sosyal Hizmetler Dairesi Başkanı Veysel Danacıoğlu da eşlik etti. Aşılama programına katılan vatandaşlar bu maliyetli ve hayati derecede önemli aşıya ücretsiz ulaşabilmenin kendileri için büyük bir destek olduğunu belirterek sağlanan imkan dolayısıyla Başkan Çavuşoğlu’na teşekkürlerini iletti. Aşılama hizmeti vatandaşın ayağına götürülüyor Halkın yoğun ilgisiyle büyüyen projenin sağlık desteği olmanın ötesine geçerek kent genelinde bilinçlenme seferberliğine dönüştüğü belirtildi. Randevu sistemiyle hak sahiplerinin adreslerine gidilerek yerinde uygulanan aşılama programına erkek çocuk ve gençlerin de dahil edilmesi ise kanserle mücadelede bir fark oluşturdu. Söz konusu uygulamanın virüsün bulaş zincirini kırmak ve toplum bağışıklığını sağlamak adına büyük önemi olduğu belirtilirken, aşıların muhafazasından taşınmasına kadar tüm süreçlerin ‘soğuk zincir’ kurallarına uygun olarak yürütüldüğü kaydedildi. Proje kapsamda, Dünya Sağlık Örgütü önerilerine göre, 9-14 yaş arası kız ve erkek çocuklarına 2 doz, 15-30 yaş arası kadınlara 3 doz ve 15-21 yaş arası erkeklere 3 doz dokuz valanlı HPV aşısı yapılacak. Sağlıklı bir gelecek için Denizli Büyükşehir Belediye Başkanı Bülent Nuri Çavuşoğlu, HPV aşısının henüz Sağlık Bakanlığı’nın rutin aşı uygulaması içerisinde yer almadığına dikkati çekerek, bugünün ekonomik şartlarında bu hizmete ulaşmanın pek çok aile için mümkün olmadığını söyledi. Hem sağlıkta adaletsizliği gidermeye katkı koymak hem de kansere karşı bir farkındalık oluşturmak için hayata geçirdikleri projenin amacına ulaştığını vurgulayan Başkan Çavuşoğlu, "Projemize gösterilen yoğun ilgi, ne kadar doğru bir iş yaptığımızı bizlere bir kez daha gösterdi. Şehrimizde sağlıklı bir gelecek inşa etmek için tüm imkanlarımızı seferber etmeye devam edeceğiz" dedi. HPV aşısı neden önemli? Genital siğil, prekanseröz genital lezyonlar (servikal, vajinal, vulvar, anal) ile serviks, vajinal, vulvar, anal, penil ve baş-boyun kanserleri gibi birçok kanser türüne karşı koruyucu özelliği kanıtlanmış olan HPV aşısı, modern tıbbın kanserle mücadelesindeki en güçlü silahı olarak kabul ediliyor. Türkiye’de rutin aşılama takviminde olmadığı için eczanelerden ücretli olarak temin edilebilen aşı özellikle 9-14 yaş arasında uygulandığında bağışıklık sistemini güçlendirerek en yüksek korumayı sağlıyor.
07 Mayıs 2026 Perşembe - 15:52 Uzm. Psikoloğu Turan: "Çocukların sağlıklı gelişimi, yalnızca bireysel değil aynı zamanda toplumsal bir sorumluluktur" SANKO Üniversitesi Hastanesi Uzm. Psikoloğu Gizem Başkılıç Turan, "Çocukların sağlıklı gelişimi, yalnızca bireysel değil aynı zamanda toplumsal bir sorumluluktur" dedi. ‘Riskli çocuk’ kavramının, çoğu zaman yanlış yorumlandığını söyleyen Uzm. Psikolog Turan, "Riskli çocuk, doğuştan tehlikeli olan değil; gelişim sürecinde çeşitli biyolojik, psikolojik ve çevresel faktörlerin etkisiyle duygusal ve davranışsal zorluklar yaşama ihtimali artmış çocuğu ifade eder" ifadelerini kullandı. Riskli çocukların toplumda farklı şekillerde karşımıza çıkabildiğini belirten Uzm. Psikolog Turan, "Bazı çocuklar aşırı öfkeli, saldırgan ya da kurallara karşı gelme eğiliminde olabilirken; bazıları da içe kapanık, kaygılı, yalnız ve görünmez kalmayı tercih edebilir. Bu çocukların ortak noktası, duygularını düzenlemekte zorlanmaları, yaşadıkları zorluklar karşısında esnek davranamaması ve sağlıklı baş etme becerilerinin yeterince gelişmemiş olmasıdır" dedi. Anne-baba ve öğretmenler için erken farkındalığın oldukça önemli olduğuna vurgu yapan Uzm. Psikolog Turan, "Çocukta hızlı ve anlamsız davranış değişiklikleri, yoğun öfke patlamaları, arkadaş ilişkilerinde bozulma, okuldan kaçınma, akademik başarıda düşüş, kuralları sürekli ihlal etme ya da aşırı içe kapanma gibi belirtiler dikkatle izlenmelidir. Özellikle şiddet içerikli konuşmalar, kendine veya başkalarına zarar verme ifadeleri mutlaka ciddiye alınmalıdır. Bu durumların ortaya çıkmasında tek bir neden yoktur. Aile içi çatışmalar, ihmal ya da tutarsız ebeveyn tutumları, travmatik yaşantılar, akran zorbalığı, dijital içeriklere kontrolsüz maruz kalma ve bazı nörogelişimsel ya da psikiyatrik yatkınlıklar bu süreci etkileyebilir. Yani çocuk davranışı, çoğu zaman çevresel ve duygusal birikimlerin bir yansımasıdır" ifadelerini kullandı. Riskli çocuklarda görülebilecek belirtiler Riskli olarak değerlendirilen çocuklarda sıklıkla görülebilecek belirtilerin dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu (DEHB), davranış bozukluğu, zıt olma-karşı gelme bozukluğu ya da travma sonrası stres olduğunu kaydeden Uzm. Psikolog Turan, "Ancak burada önemli olan, çocuğu bir tanıya göre değil de bütüncül bir değerlendirme yapmaktır. Bu süreçte bir çocuk ve ergen psikiyatristi ile birlikte kapsamlı bir değerlendirme yapılması önemlidir" ifadelerine yer verdi. Riskli çocukların tedavi ve destek süreci Riskli çocuklarda tedavi ve destek sürecinin çocuğun ihtiyacına göre planlandığını kaydeden Uzm. Psikolog Turan, "Psikoeğitim, oyun terapisi, aile danışmanlığı ve gerektiğinde çocuk psikiyatrik değerlendirme süreci, müdahalenin temel yapı taşlarını oluşturur. Aileyle iş birliği içinde ilerlemek, en güçlü koruyucu faktörlerden biridir. Çünkü çocuk, değişimi en çok güvenli ve destekleyici ilişkiler içinde öğrenir" dedi. Uzm. Psikolog Turan, riski çocuklara yardımcı olmak için yapılabileceklerle ilgili olarak ise, "Öncelikle yargılamak yerine anlamaya çalışmak gerekir. ‘Neden böyle davranıyor?’ sorusu yerine ‘Bu çocuk ne yaşıyor?’ sorusunu sormak çok daha kapsayıcıdır. Sınır koyarken aynı zamanda duygusal destek sunmak, tutarlı ve güvenli bir ilişki kurmak ve çocuğun kendini ifade edebileceği alanlar oluşturmak büyük önem taşır. Destek almak için rehberlik servisleri, çocuk psikologları, çocuk ve ergen psikiyatrisi birimleri ve aile danışmanlık merkezlerine başvurulabilir. Erken müdahale, riskli davranışların kalıcı hale gelmesini önlemede kritik rol oynar. Unutulmamalıdır ki her çocuk anlaşılmaya, görülmeye ve doğru destekle yeniden yön bulmaya ihtiyaç duyar. Riskli çocukları dışlamak değil, onlara ulaşmak toplum olarak en büyük sorumluluğumuzdur" diye konuştu.
Kepez’de inşası süren 112 Acil Sağlık Hizmetleri İstasyonu, yakında hizmete girecek
23 Temmuz 2025 Çarşamba - 12:11 Kepez’de inşası süren 112 Acil Sağlık Hizmetleri İstasyonu, yakında hizmete girecek Kepez Belediye Başkanı Mesut Kocagöz 112 Acil Sağlık Hizmetleri İstasyonu inşaatını yerinde denetledi. İstasyonun, 30 Ağustos 2025 tarihine kadar tamamlanması planlanıyor. Kepez Belediyesi, Sakarya Parkı’nda inşa edilen 112 Acil Sağlık Hizmetleri İstasyonu, bölgedeki acil müdahale kapasitesini artırarak vatandaşlara daha hızlı ve etkin sağlık hizmeti sunmayı hedefliyor. Temeli Kepez Belediye Başkanı Mesut Kocagöz’ün katılımıyla atılan sağlık istasyonunun yapımı sürüyor. Sakarya Parkı üzerine inşa edilen istasyon, 150 metrekarelik bir alanda yükseliyor. İçerisinde iki dinlenme odası, bir eğitim ve koordinasyon odası ile bir tıbbi oda yer alacak şekilde planlanan tesis, 24 saat esasına göre hizmet verecek şekilde donatılıyor. Projeyi yerinde inceleyen Kepez Belediye Başkanı Mesut Kocagöz, inşaatın geldiği aşamadan duyduğu memnuniyeti şu sözlerle dile getirdi: "Hayırsever abimiz Süleyman Akbıyık’a teşekkür ediyorum. Bu projeyi 30 Ağustos’a kadar tamamlamak istediğimizi bildirdik. Şu anda proje, gördüğünüz gibi çok hızlı ilerliyor. Muhtarımızın da gayretleriyle, tüm mesai arkadaşlarımızla birlikte süreci yakından takip ediyoruz. Kepez Belediyesi olarak biz de her türlü desteği veriyoruz. Gerçekten çok önemli bir istasyon, burada 24 saat esaslı hizmet sunulacak." Hayırsever Süleyman Akbıyık tarafından üstlenilen istasyonun inşaatı, Kepez Belediyesi ile yapılan protokol kapsamında tamamlandıktan sonra, "T.C. Sağlık Bakanlığı Kepez Süleyman Akbıyık 112 Acil Servis İstasyonu" adıyla hizmet vermeye başlayacak.
Yaz hamileleri bu uyarıları dikkate almalı
23 Temmuz 2025 Çarşamba - 12:07 Yaz hamileleri bu uyarıları dikkate almalı Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Opr. Dr. Gamze Keleş, "Yaz sıcakları da fazla terlemeden ötürü sıvı kaybına yol açar. Dolaşımda yeterli sıvı olmaması rahimde kasılmalara hatta düşük ve erken doğum gibi istemediğimiz sonuçlara dahi sebep olabildiği için hafife alınmamalıdır" dedi. Yaz mevsiminin kendini gösterdiği günlerde, güneşin yakıcı etkisine karşı korunmak ve ferahlatmak için uğraşırken, hamileler hem aldıkları fazla kilolarla hem de gebeliğin etkisinde hormonlara bağlı artan sıcaklık hissi ile mücadele ediyor. Yaz mevsimi ve hamilelik hakkında bilgilendirmede bulunan Liv Hospital Samsun Kadın Hastalıkları ve Doğum Kliniği’nden Opr. Dr. Gamze Keleş, "Yaz günleri gebelerimizin özellikle dikkat etmesi gereken zamanlardır. Çünkü aşırı sıcak havalar terlemeyi de beraberinde getirir, bu durum vücutta su ve mineral kaybına neden olur. Hamilelikte ortaya çıkan baş dönmeleri ve tansiyon düşüklüğünün en sık sebeplerinden biri, kaybedilen sıvının yerine konmamasıdır. Yaz sıcakları da fazla terlemeden ötürü sıvı kaybına yol açar. Dolaşımda yeterli sıvı olmaması rahimde kasılmalara hatta düşük ve erken doğum gibi istemediğimiz sonuçlara dahi sebep olabildiği için hafife alınmamalıdır" diye konuştu. "Tatile gitmeden hekime gidin" Hamilelere uyarılarda bulunan Opr. Dr. Gamze Keleş, "Yüzme ve yürüyüş fayda sağlayacaktır. Rahat ayakkabılar giyin. Kaliteli ve uzun uyumak vücut sağlığınızı olumlu etkileyecektir. Günde en az 2- 3 litre su tüketin. Ayrıca günde 1 şişe maden suyu da hem sizi rahatlatacak hem de kaybedilen minerali dengeli bir şekilde yerine koyacaktır. İnce ve pamuklu giysiler tercih edin. Kan şekerinizi dengelemek için yanınızda devamlı atıştırmalıklar taşıyın. Pamuklu ve cilde nefes aldıran giysiler, terlemenizi ve sıvı kaybını azaltmanın yanı sıra, pişik ve mantar gibi dermatolojik problemler yaşamanızı da engelleyecektir. Cildinizi güneşten koruyun; yaz aylarında oluşan güneş lekeleri hamilelerde ışığa hassasiyetle birlikte daha belirgin ortaya çıkabilir. Bunu engellemek için, güneşin dik ışınlarla tesir ettiği öğle vakitlerinde dışarı çıkmamak, şapka ve şemsiye kullanmak, güneş koruyucusu sürmeyi ihmal etmemek önemlidir. Tatile gidecekseniz öncesinde mutlaka hekiminize başvurun, bebeğinizin sağlık durumunu, tatildeki mesafe ve aktivitelerle ilgili size özel bir sakınca olup olmayacağını öğrenin" şeklinde konuştu.
Meme kanseriyle erken teşhis hayat kurtarır
23 Temmuz 2025 Çarşamba - 11:48 Meme kanseriyle erken teşhis hayat kurtarır Medical Point Gaziantep Hastanesi Radyoloji Uzmanı Dr. Ebru Güzel, "Dünya genelinde kadınlar arasında en sık görülen kanser türlerinden biri olan meme kanseri, erken teşhis edildiğinde tedavi edilebilir bir hastalık olmaya devam ediyor," dedi. Dr. Ebru Güzel, "Sağlık Bakanlığı verilerine göre, her 8 kadından 1’i yaşamı boyunca meme kanseri riskiyle karşı karşıya kalıyor. Ancak erken evrede tespit edilen vakalarda tedavi başarısı yüzde 90’ın üzerine çıkıyor. Bu nedenle düzenli mamografi kontrolleri, özellikle 40 yaş üstü kadınlar için büyük önem taşıyor" dedi. "Belirtilere dikkat edilmeli" Dr. Ebru Güzel, "Meme kanserinde ele gelen kitle, meme başında çekilme, akıntı ya da ciltte değişiklik gibi belirtiler en sık karşılaşılan uyarılar arasında yer alıyor. Ancak birçok vakada hastalık belirti vermeden ilerlediği için, şikayet olmasa bile düzenli kontrollerin aksatılmaması gerekiyor" şeklinde konuştu. Erteleme, gecikme, unutma Meme sağlığı konusunda farkındalık çağrısında bulunan Uzm. Dr. Ebru Güzel, "Meme kanserinde erken tanı hayat kurtarır. Kadınların kendi bedenlerini tanımaları ve düzenli olarak kendilerini muayene etmeleri çok önemli. Ancak yalnızca elle muayene yeterli değil; taramalar, özellikle mamografi, hayati bir rol oynuyor" ifadelerini kullandı. Erkeklerde de görülüyor Dr. Ebru Güzel, "Her ne kadar kadınlara özgü bir hastalık gibi algılansa da meme kanseri erkeklerde de görülebiliyor. Toplam vakaların yaklaşık yüzde 1’ini erkek hastalar oluşturuyor. Bu nedenle erkeklerin de meme bölgesinde olağandışı değişiklikler fark etmeleri durumunda vakit kaybetmeden doktora başvurmaları gerekiyor" ifadelerine yer verdi.
Uzmanından böbrek taşlarına karşı günde "2 litre" uyarısı
23 Temmuz 2025 Çarşamba - 10:30 Uzmanından böbrek taşlarına karşı günde "2 litre" uyarısı Üroloji Uzmanı Doç. Dr. Murat Tolga Gülpınar, "Böbrek taşlarının tekrarından korunmak için belki de en önemli faktör günlük 2 litre civarında idrar çıkışını sağlamaya yetecek sıvı tüketimidir. Tuz kısıtlaması, rafine şekerlerin tüketiminin azaltılması, aşırı hayvansal protein ağırlıklı diyetlerden kaçınılması, hareketsizlik ve obeziteden uzak yaşam tarzının benimsenmesi esastır" dedi. VM Medical Park Gebze Hastanesi Üroloji Uzmanı Doç. Dr. Murat Tolga Gülpınar böbrek taşlarının, idrardaki bazı minerallerin yüksek konsantrasyonlara ulaşarak kristalleşmesi ve bu kristallerin kümelenmesiyle oluştuğunu söyledi. Gülpınar, "Kişinin yaşadığı coğrafya, etnik kimliği, diyetsel seçimleri ve genetik yatkınlıklar böbrek taşı oluşum riskini arttırır" dedi. "Bulantı ve idrarda kanama görülebilir" Böbrek taşında görülen belirtilere ve ağrının oluşabileceği bölgelere değinen Doç. Dr. Gülpınar, "Taşlar böbreğin içerisindeyken belirti vermeyebilirler. İdrar akımı engellenmediği sürece ağrı olmayabilir. Taş böbrekten çıkıp idrar kanalını tıkadığında, idrar akımının engellenmesi ile böbrek şişer ve gerilmeye bağlı ağrı meydana gelir. Bu ağrı şiddet olarak kıyaslandığında bir insanın hayatında tecrübe edebileceği en şiddetli ağrılardandır. Ağrı lomber (yan, böğür) bölgede ağırlıklı olur ve kasığa vurabilir. Bulantı, kusma, idrarda kanama, idrar yapma zorlukları olarak da kendini gösterebilir" diye konuştu. Tanının klinik muayenenin yanı sıra ultrasonografi ve bilgisayarlı tomografi gibi görüntüleme yöntemleriyle kesinleştirildiğini aktaran Gülpınar, tedavi yöntemlerinin taşın boyutuna ve konumuna göre değiştiğini belirtti. "Beslenme önemli" Beslenmenin önemine dikkat çeken Doç. Dr. Gülpınar, sözlerini şöyle sürdürdü: "Böbrek taşlarının tekrarından korunmak için belki de en önemli faktör günlük 2 litre civarında idrar çıkışını sağlamaya yetecek sıvı tüketimidir. Tuz kısıtlaması, rafine şekerlerin tüketiminin azaltılması, aşırı hayvansal protein ağırlıklı diyetlerden kaçınılması, hareketsizlik ve obeziteden uzak yaşam tarzının benimsenmesi esastır. Diyette fındık, kakao, çikolata, pancar, ıspanak, soya, buğdayın nispeten az tüketimi oksalattan zengin olmaları nedeniyle azaltılmalıdır. Liften zengin olduğu bilinen sebzeler faydalıdır. Bilinenin aksine taş hastaları makul miktarda süt ve süt ürünleri tüketebilirler. İçeriğindeki sitrat ile kristallerin taşlaşmasına engel olan limon günde 1 adet olarak tüketilebilir." "Tedavi yolları" 5 milimetreye kadar olan taşların ilaç ve bol sıvı tüketimiyle düşürülebildiğini ifade eden Gülpınar, "Bu boyutun üzerindeki taşlarda ve düşürme sürecinin uzun sürerek hastanın tahammülünün tükendiği noktalarda endoskopik tedaviler hastanın imdadına yetişir. İdrar kanalının böbreğe yakın olan kısımları endoskopi açısından nispeten zor ve riskli olduğu için bu konumdaki taşlar ESWL denilen şok dalgaları ile ameliyatsız kırılıp, küçük parçalar halinde dökülmesi sağlanabilir. Böbreğin içerisindeki taşlar ise 1 santimetre boyuta kadar, idrar akımını engellemiyor ise takip altında tutulabilirler. 1 ve 2 santimetre arasındaki boyutlardaki taşlar endoskopik girişim ve lazer için uygun adaylardır. Doktorun tercihine ve yönlendirmesine göre yine uygun olan taşlarda şok dalga tedavisi de bu boyut aralığındaki taşlar için uygulanabilir" dedi. "Endoskopik taş cerrahisi uygulanabilir" Endoskopik taş cerrahisi hakkında da bilgi veren Doç. Dr. Gülpınar, "Önceleri karın yan duvarı kesilerek yapılan böbrek taşı cerrahisi, son yıllarda ilerleyen teknolojinin yardımı ile çok büyük oranda endoskopik (kamera kullanarak yapılan) cerrahiye evrilmiştir. Önce optik sistemlerin idrar kanalları ile uyumlu inceliğe ulaştırılması, ardından da flexbl (eğilip bükülme özelliğine sahip) cihazların kullanıma sunulması taş cerrahisini hasta açısından son derece tahammül edilebilir ve konforlu hale getirmiştir. Taşa uygulanacak kırıcı enerjinin de kısmen esneyebilir çok ince lazer ileticilerin üretilmesi ile böbrek taşlarının endoskopik tedavisine büyük katkıda bulunmuştur. Anestezi altında ve ameliyathanede yapılan bu işlemde bu özel endoskoplar ile böbreğe çıkılmakta, böbreğin odacıkları içerisinde dolaşılabilmektedir. Genellikle holmium tipi lazer ile neredeyse kırılmayacak taş ile nadiren karşılaşılmaktadır. İşlem ortalama 1-2 saat aralığında sürmekte, özel bir durum ile karşılaşılmadı ise hastanede 1 gecelik yatış taburcu olmak için yeterli olmaktadır" ifadelerini kullandı.
Mardin’de ilk yanık ünitesi hizmete girdi
23 Temmuz 2025 Çarşamba - 10:30 Mardin’de ilk yanık ünitesi hizmete girdi Mardin’de ilk kez kurulan yanık ünitesi, Eğitim ve Araştırma Hastanesi bünyesinde hizmet vermeye başladı. Ciddi yanık vakalarında erken ve etkili müdahale imkanı sunacak olan ünite sayesinde, hastaların il dışına sevk edilme oranının düşürülmesi hedefleniyor. Toplam 5 yatak kapasitesine sahip olan ünitede, her biri tek kişilik odalar, pansuman alanları ile hidroterapi ve yıkama küvetleri yer alıyor. Yanıkların sadece deriyle sınırlı kalmayan, tüm vücut sistemini etkileyen travmalar olduğunu belirten Mardin Eğitim ve Araştırma Hastanesi Başhekimi Dr. Öğretim Üyesi Ahmet Yeşil, yeni açılan ünitenin bölgedeki önemli bir ihtiyaca cevap vereceğini söyledi. Yeşil, "Bilindiği üzere yanık ısı, alev, kimyasal ve don yanıklar olarak karşımıza çıkabilmektedir. Yanık sadece bir deri hastalığı olmayıp aslında bütün bir organizmayı etkileyen bir travmadır. Bundan dolayı da bu tarz hastalarımızı çevre illerimize sevk etmek durumunda kalmaktaydık, ancak açtığımız yanık ünitemizle birlikte, umuyoruz ki, bundan sonraki vakalarımızın sevklerini azaltacağız. Yanık ünitemiz her biri tek kişilik olmak üzere 5 yataklı, içinde pansuman odalarının, hidroterapi ve yıkama küvetlerinin bulunduğu alanlar olarak hizmete açılmış bulunmaktadır. Memleketimize hayırlı olsun" dedi. Ünitenin açılmasıyla birlikte hem hasta konforunun artması hem de sağlık hizmetlerine erişimin kolaylaşması bekleniyor.
Kadınlarda kısırlığı karşı bunlara dikkat
23 Temmuz 2025 Çarşamba - 10:01 Kadınlarda kısırlığı karşı bunlara dikkat Memorial Kayseri Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Bölümü’nden Doç. Dr. Mehmet Ak, kadın kısırlığı ile ilgili bilgiler verdi. Bebek sahibi olmak isteyen çiftlerde kısırlık sorunlarının yaklaşık yüzde 50’si kadınlara ilişkin faktörlerden kaynaklanıyor. Erkek kısırlığı çiftlerde yüzde 30’luk bir oranla ifade edilirken, yüzde 20 oranında da hem erkek hem de kadına bağlı faktörlerin bir kombinasyonu olabiliyor. Kısırlığın çözümü için öncelikle yaşanan sorunun kaynağının belirlenmesi gerekiyor. Kadınlarda tedavi sürecine adım atılırken yapılacak yaşam tarzı değişiklikleri gebelik şansını artırıyor. Kısırlık için kişiye özel tedavi Kısırlıkta tedavinin kişiye özel olduğunu söyleyen Mehmet Ak, "Korunma olmadan, düzenli olarak cinsel birlikteliğe rağmen gebelik elde edilememesi, infertilite yani kısırlık olarak tanımlanmaktadır. Kısırlık kadın açısından değerlendirildiğinde gebe kalamama durumudur. Kısırlık için hormonal sorunları düzeltmek, cerrahi müdahale ve tüp bebek (IVF) gibi doğurganlık tedavileri uygulanabilmektedir. Kısırlık, hem kadın hem de erkek için kişiye özel ve çözüme yönelik tedavi yapılması gereken bir sorundur. Bir kadının 40 yaşına gelmesinden sonra hamile kalma şansı önemli ölçüde azalmaktadır" dedi. "Kadın kısırlığı giderek artıyor" Ak, kısırlığın kadınlarda artış gösterdiğini söyleyerek, "ABD’de çocuk isteğiyle kliniklere başvuran 15-49 yaşları arasındaki kadınların oranı 1980’de yüzde 9 iken, 2010 yılı itibarı ile bu oran yüzde 12 seviyesine yükselmiştir. 2023 yılında ise yüzde 17,5 seviyelerine çıkmıştır. Bu yükselmenin nedeni ise artmış kadın yaşı ile evresel toksinlere daha fazla maruziyet ve artmış obezitenin yanı sıra seksüel yolla bulaşan hastalıklarda artış gibi bazı faktörlerdir. Türkiye Nüfus ve Sağlık Araştırması’na göre ülkemizde, üreme çağındaki kadınlarda kısırlık yüzde 15 olarak belirlenmiştir. Kadın kısırlığının son 30 yılda hızla arttığı, yaşa göre belirlenen oranların yükseldiği ve 30’lu yaşların sonlarındaki kadınların dünya çapında en yüksek kısırlık riskiyle karşı karşıya olduğu belirlenmiştir. Dünya genelinde 2021 yılında, kısırlık 110 milyon kadını etkilemiştir. Bu verilere rağmen kısırlığın nedenleri her iki partnerden de kaynaklanmaktadır. Kısırlık, kadın üreme sistemindeki bir sorun nedeniyle olduğu kadar erkek üreme sistemindeki bir sorun nedeniyle de ortaya çıkmaktadır" ifadelerini kullandı. "Yanıt alamamak umutsuzluk nedeni" Kısırlığın bazen uzun süre nedeninin bulunamadığını söyleyen Mehmet Ak, "Bazı durumlarda kısırlığın nedeni uzun süre bulunamamaktadır. Her iki partnerde de birkaç küçük faktörün bir araya gelmesi, açıklanamayan doğurganlık sorunlarına neden olabilmektedir. Kısırlığın nedeni hakkında belirli bir cevap alamamak çoğu zaman umutsuzluğa neden olsa da, bu sorun zamanla kendi kendine düzelebilmektedir. Açıklanamayan kısırlığın tahmini yüzdesindeki farklılık, uzmanların standart kısırlık testinin ne olması gerektiği konusunda fikir birliğine varamamasından kaynaklanmaktadır. Testler, bireyin durumuna ve doktorunun test protokollerine göre değişebilmektedir" dedi. Kısırlık durumunda yapılması gerekenlerle ilgili bilgiler veren Ak, "Kısırlık araştırmaları aynı partnerle 12 ay boyunca vajinal seksüel ilişkiye rağmen gebelik elde edemeyen çiftler üzerinde yapılmaktadır. 12 ay olan bekleme süresi kadın yaşı 35 ve üzeri olduğu durumlarda 6 aya üzerinden hesaplama yapılır. Ancak bu süre beklenmeden temel kısırlık araştırmasının yapılması gereken durumlar ise şunlardır; Aşikar menstrüel düzensizlik söz konusu olması. Devam eden cinsel fonksiyon bozukluğu varlığı. Pelvik inflamatuar hastalık öyküsü. Evre 3-4 endometriosis yani çikolata kisti olması durumu. Kanser tedavisi için kemoterapi alınması ve bilinen bir erkek faktörü varlığı. Kadınlarda kısırlığa neden olabilecek birçok faktör bulunmaktadır. Genel sağlık şartlarının yanı sıra genetik (kalıtsal) özellikler ile yaşam tarzı ve yaş, kısırlığa yol açabilmektedir. Ancak kadın kısırlığı için aşağıdaki faktörlerin araştırılması gerekmektedir; Yaş faktörü önemlidir. Genellikle doğurganlık 30’lu yaşlarda azalmaya başlamaktadır. Yumurtlamayı engelleyen hormon sorunları araştırılmalıdır. Anormal adet döngüsü. Obezite kısırlığı etkileyen önemli bir nedendir. Vücut kitle endeksinin düşük olması. Endometriozis ve yapısal sorunlar (fallop tüpleri, rahim veya yumurtalıklarla ilgili sorunlar). Rahim miyomları, yumurtalık kistleri, tümörler, otoimmün bozukluklar (lupus, romatoid artrit, Haşimato hastalığı), pelvik inflamatuar hastalığa neden olan cinsel yolla bulaşan enfeksiyonlar. Polikistik over sendromu kısırlığa neden olabilen hormonal bir bozukluktur. Birincil yumurtalık yetmezliği, aşırı madde kullanımı (alkol veya uyuşturucu), sigara içmek, daha önce dış gebelik geçirmiş olmak, kullanılan ilaçlar; (non-steroid anti-inflamatuarlar, steroid) ve smear sonucu, meme değişiklikleri, memeden süt benzeri akıntı olup olmadığı, aknenin eşlik ettiği yüzde ve göğüste aşırı kıllanma" ifadelerini kullandı. "Sağlıklı yaşam tarzı önemli" Mehmet Ak, sağlıklı bir yaşamın önemli olduğunu söyleyerek, sözlerine şu şekilde devam etti: "Sağlıklı yaşam tarzı değişiklikleri doğurganlık da dahil olmak üzere bireylerin fiziksel, zihinsel ve duygusal refahını etkileyen davranışlardan oluşmaktadır. Sigara tiryakiliği, sağlıksız beslenme, vücut kitle endeksinin dengesiz olması, aşırı alkol ve kafein tüketimi, yetersiz fiziksel aktivite ve egzersiz, cinsel yolla bulaşan hastalıklara maruz kalmak ve çevresel faktörler üreme sağlığını etkilemektedir. Yaşam tarzını değiştirmek bireyin tercihleri sonucu değişebilmektedir. Yaşam tarzı davranışlarının üreme sağlığını olumlu veya olumsuz yönde etkilediği yapılan araştırmalarla kanıtlanmıştır. Sağlıklı yaşam biçimleri sayesinde kısırlık tedavisinde başarı elde edildiği, gebelik ve canlı doğum oranlarının arttığı bilinmektedir."
Prof. Dr. Gürdal Yılmaz: "Bu yıl 21 KKKA vakası geldi bu hastalardan ikisi hayatını kaybetti"
23 Temmuz 2025 Çarşamba - 09:29 Prof. Dr. Gürdal Yılmaz: "Bu yıl 21 KKKA vakası geldi bu hastalardan ikisi hayatını kaybetti" Karadeniz Teknik Üniversitesi (KTÜ) Farabi Hastanesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Gürdal Yılmaz, bu yıl hastaneye sevk edilen Kırım Kongo Kanamalı Ateşi (KKKA) vaka sayısının 21 olduğunu ve bu hastalardan ikisinin yaşamını yitirdiğini söyledi. Prof. Dr. Yılmaz, vakalarda özellikle Haziran ayı ve Kurban Bayramı ile birlikte artış gözlendiğini, önceki yıllarda da benzer bir seyir izlendiğini belirterek, "Daha önce, 15 Temmuz itibarıyla vakaların azalmasını beklediğimizi söylemiştik. Şu anda servisimizde sadece bir hastamız yatıyor" dedi. Vaka sayılarında azalma beklediklerini kaydeden Yılmaz, KKKA’nın her zaman görülebileceği yönünde hareket etmek gerektiğine dikkat çekerek uyarılarda bulundu. Bölgede vakalarda bir miktar artış olsa da, sevk gerektirecek kadar ağır hasta sayısının az olduğunu kaydeden Yılmaz, "Bu yıl hastanemize sevk edilen KKKA vakası sayısı 21 oldu. Bu hastalardan ikisi hayatını kaybetti. Daha önce, 15 Temmuz itibarıyla vakaların azalmasını beklediğimizi söylemiştik. Şu anda servisimizde sadece bir hastamız yatıyor. Önceki dönemlerde hastanemizde 3 ila 5 hasta tedavi görüyordu. Haziran ayı ve Kurban Bayramı ile birlikte vaka sayısında artış yaşandı ve 20’li rakamlara ulaşıldı. Geçen yıl da benzer oranlarda vakamız vardı. Gümüşhane’deki meslektaşlarımızla yaptığımız görüşmelere göre bölgede bir miktar artış olsa da sevk gerektirecek kadar ağır hasta sayısı az, bize toplamda 21 hasta yönlendirildi" diye konuştu. "Görülebileceğini bilerek hareket etmeliyiz" KKKA’nın her zaman görülebileceği yönünde hareket etmek gerektiğine dikkat çeken Yılmaz, "Bundan sonra vaka sayısında azalma bekliyoruz. Önceki yıllarda da benzer bir seyir izlenmişti. Genellikle 15 Temmuz’dan sonra vaka sayısı düşmeye başlar, 15 Ağustos’tan itibaren vaka pek gelmiyordu. Nadiren tek tük vakalarla karşılaşabiliyoruz. Geçmişte Ekim ayında da vaka gördüğümüz oldu; bunlar genellikle doğrudan keneyle temas sonucu, özellikle hayvanlar üzerindeki kenelerin insanlara geçip ısırmasıyla oluşan vakalardı. KKKA’nın her zaman görülebileceğini bilerek hareket etmeliyiz. Üstelik sadece KKKA değil, keneler aracılığıyla bulaşan birçok hastalık mevcut. Bu nedenle ormanlık ve çimenlik alanlara giderken mutlaka önlem alınmalı. Pantolon paçalarının çorapların içine sokulması, en etkili koruyucu yöntemlerden biridir. Ayrıca piknik ya da tarla gibi açık alan faaliyetlerinden sonra eve döndüğümüzde tüm vücudumuzu dikkatlice kontrol etmeliyiz. Çünkü kene vücutta ne kadar uzun süre kalırsa enfeksiyon riski de o kadar artar" ifadelerini kullandı.
Halk Sağlığı Genel Müdürü Muhammed Emin Demirkol: "İstiyoruz ki ‘Dumansız Türkiye’ olsun"
23 Temmuz 2025 Çarşamba - 09:21 Halk Sağlığı Genel Müdürü Muhammed Emin Demirkol: "İstiyoruz ki ‘Dumansız Türkiye’ olsun" Halk Sağlığı Genel Müdürü Muhammed Emin Demirkol, "İstiyoruz ki dumansız bir Türkiye olsun. Ülkemizin tertemiz havası, dumansız bir şekilde o temizliğini ve kalitesini korumuş olsun" dedi. Sağlık Bakanlığı tarafından başlatılan ‘Dumansız Türkiye Kampanyası’ ve sağlık alanına yönelik düzenlemeler içeren kanun teklifi Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) Genel Kurulu’nda kabul edildi. Kabul edilen kanunla sigara kullanımını azaltmaya dair uygulamalar getirildi. Halk Sağlığı Genel Müdürü Doç. Dr. Muhammed Emin Demirkol, ‘Dumansız Türkiye Kampanyası’ kapsamında yürütülen çalışmalar hakkında açıklamalarda bulundu. "Bireysel ceza işletmeyle beraber uygulanacak" Ülke genelinde tütün ve tütün ürünleriyle mücadeleye hız kesmeden devam ettiklerini belirten Müdür Demirkol, "Dumansız Türkiye kampanyası, Sayın Cumhurbaşkanımızın liderliğinde tütünle mücadele konusunda almış olduğumuz yolun önemli aşamalardan biri. Bu kapsamda 2025 yılı içerisinde başlatmış olduğumuz çapraz denetimlerimizi çok daha fazla yapmaya başlayacağız. Dün itibariyle 3 büyük ilimiz İstanbul, İzmir ve Ankara başta olmak üzere tüm illerimizde ve çevre illerimizden gelen ekiplerimizin de desteğiyle aktif bir çapraz rutin denetimi başlatıyoruz. Emniyet Müdürlüğümüzün ve kolluk kuvvetlerimizin de desteklediği ekiplerimiz kapalı alanda sigara içme ihlalinin ortadan kalkması için yoğun çalışıyorlar. Bu kapsamda sadece 2025 yılı içerisinde çapraz denetimlerde 4 bine yakın cezai müeyyide uygulandı. Bu denetimde daha da hassas olduğumuz konu artık içen bireye de ceza uygulanmasıdır. Yani bireysel cezanın da işletmeyle beraber uygulanacağını tekrar hatırlatmak istiyoruz" diye konuştu "Vatandaşımız sigarayı bırakmayı istiyor" Kampanyanın Türkiye’nin 81 ilde aktif çalıştığını ve vatandaşlara sınırsız hizmet verdiğini ifade eden Demirkol, "İdeal kilonu öğren ve sağlıklı yaşa uygulaması kapsamında 10 milyona yakın vatandaşımızın sokakta boy ve kilosunu ölçtük. Bu uygulama sırasında hemen yanına açtığımız stantta sigara konusunda da bilgilendirme çalışmalarımız etkin bir şekilde devam ettik. Yüzde 85 oranında sigara bırakma polikliniğine başvuru arttı. Demek ki vatandaşımız sigarayı bırakmayı istiyor. Sadece bir destek, elini tutan bir yapı istiyor. Biz bu eli sımsıkı tutma noktasında yoğun bir çalışmayı arttırarak devam ettiriyoruz. Toplamda 700’e yakın sigara bırakma polikliniğimiz oldu. Son 3 ay içerisinde 150’ye yakın sigara bırakma polikliniği açtık. Hedefimiz bu yıl sonunda bine yakın sigara bırakma polikliniği hayata geçirmek" şeklinde konuştu. "Sigara her yıl 100 bin kişinin öldüğü büyük bir pandemi" Sigaranın dünyada her yıl 8 milyon kişinin ölümüne neden olan önlenebilir bir sebep olduğuna değinen Demirkol, "Yılda 1 milyonu sadece pasif etkilenimle ölüyor dünyada. Türkiye’de ise her yıl 100 bine yakın vatandaşımız sigara ve sigaraya bağlı sebeplerle ölüyor. Çok büyük bir oran bu. Pandemide bir canımız ne kadar önemliydi değil mi? Sigara aslında her yıl 100 bin kişinin öldüğü büyük bir pandemi. Sigara ve tütün ürünleri bu denetimlerde elektronik sigara, puf gibi satışı yasak olanların da kolluk kuvvetleriyle yakın denetimi yapılacak. Bununla ilgili bir tespit yapıldığında ise el koyulacak. Bununla ilgili yakın takiplerimiz devam edecek. İstiyoruz ki dumansız bir Türkiye olsun. Ülkemizin tertemiz havası, dumansız bir şekilde o temizliğini ve kalitesini korumuş olsun" açıklamasında bulundu.
Halk Sağlığı Genel Müdürü Muhammed Emin Demirkol: "İstiyoruz ki ‘Dumansız Türkiye’ olsun"
23 Temmuz 2025 Çarşamba - 09:18 Halk Sağlığı Genel Müdürü Muhammed Emin Demirkol: "İstiyoruz ki ‘Dumansız Türkiye’ olsun" Halk Sağlığı Genel Müdürü Muhammed Emin Demirkol, "İstiyoruz ki dumansız bir Türkiye olsun. Ülkemizin tertemiz havası, dumansız bir şekilde o temizliğini ve kalitesini korumuş olsun" dedi. Sağlık Bakanlığı tarafından başlatılan ‘Dumansız Türkiye Kampanyası’ ve sağlık alanına yönelik düzenlemeler içeren kanun teklifi Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) Genel Kurulu’nda kabul edildi. Kabul edilen kanunla sigara kullanımını azaltmağa dair uygulamalar getirildi. Halk Sağlığı Genel Müdürü Doç. Dr. Muhammed Emin Demirkol, ‘Dumansız Türkiye Kampanyası’ kapsamında yürütülen çalışmalar hakkında açıklamalarda bulundu. "Bireysel ceza işletmeyle beraber uygulanacak" Ülke genelinde tütün ve tütün ürünleriyle mücadeleye hız kesmeden devam ettiklerini belirten Müdür Demirkol, "Dumansız Türkiye kampanyası, Sayın Cumhurbaşkanımızın liderliğinde tütünle mücadele konusunda almış olduğumuz yolun önemli aşamalardan biri. Bu kapsamda 2025 yılı içerisinde başlatmış olduğumuz çapraz denetimlerimizi çok daha fazla yapmaya başlayacağız. Dün itibariyle 3 büyük ilimiz İstanbul, İzmir ve Ankara başta olmak üzere tüm illerimizde ve çevre illerimizden gelen ekiplerimizin de desteğiyle aktif bir çapraz rutin denetimi başlatıyoruz. Emniyet Müdürlüğümüzün ve kolluk kuvvetlerimizin de desteklediği ekiplerimiz kapalı alanda sigara içme ihlalinin ortadan kalkması için yoğun çalışıyorlar. Bu kapsamda sadece 2025 yılı içerisinde çapraz denetimlerde 4 bine yakın cezai müeyyide uygulandı. Bu denetimde daha da hassas olduğumuz konu artık içen bireye de ceza uygulanmasıdır. Yani bireysel cezanın da işletmeyle beraber uygulanacağını tekrar hatırlatmak istiyoruz" diye konuştu "Vatandaşımız sigarayı bırakmayı istiyor" Kampanyanın Türkiye’nin 81 ilde aktif çalıştığını ve vatandaşlara sınırsız hizmet verdiğini ifade eden Demirkol, "İdeal kilonu öğren ve sağlıklı yaşa uygulaması kapsamında 10 milyona yakın vatandaşımızın sokakta boy ve kilosunu ölçtük. Bu uygulama sırasında hemen yanına açtığımız stantta sigara konusunda da bilgilendirme çalışmalarımız etkin bir şekilde devam ettik. Yüzde 85 oranında sigara bırakma polikliniğine başvuru arttı. Demek ki vatandaşımız sigarayı bırakmayı istiyor. Sadece bir destek, elini tutan bir yapı istiyor. Biz bu eli sımsıkı tutma noktasında yoğun bir çalışmayı arttırarak devam ettiriyoruz. Toplamda 700’e yakın sigara bırakma polikliniğimiz oldu. Son 3 ay içerisinde 150’ye yakın sigara bırakma polikliniği açtık. Hedefimiz bu yıl sonunda bine yakın sigara bırakma polikliniği hayata geçirmek" şeklinde konuştu. "Sigara her yıl 100 bin kişinin öldüğü büyük bir pandemi" Sigaranın dünyada her yıl 8 milyon kişinin ölümüne neden olan önlenebilir bir sebep olduğuna değinen Demirkol, "Yılda 1 milyonu sadece pasif etkilenimle ölüyor dünyada. Türkiye’de ise her yıl 100 bine yakın vatandaşımız sigara ve sigaraya bağlı sebeplerle ölüyor. Çok büyük bir oran bu. Pandemide bir canımız ne kadar önemliydi değil mi? Sigara aslında her yıl 100 bin kişinin öldüğü büyük bir pandemi. Sigara ve tütün ürünleri bu denetimlerde elektronik sigara, puf gibi satışı yasak olanların da kolluk kuvvetleriyle yakın denetimi yapılacak. Bununla ilgili bir tespit yapıldığında ise el koyulacak. Bununla ilgili yakın takiplerimiz devam edecek. İstiyoruz ki dumansız bir Türkiye olsun. Ülkemizin tertemiz havası, dumansız bir şekilde o temizliğini ve kalitesini korumuş olsun" açıklamasında bulundu.
BEUN’da ritim bozuklukları için yeni tedavi yöntemi uygulanmaya başlandı
23 Temmuz 2025 Çarşamba - 08:16 BEUN’da ritim bozuklukları için yeni tedavi yöntemi uygulanmaya başlandı Zonguldak Bülent Ecevit Üniversitesi (BEUN) Tıp Fakültesi Kardiyoloji Ana Bilim Dalı’nda; ritim bozukluğu yaşayan hastalar için yakma (ablasyon) ve dondurma (kriyoablasyon) işlemleri uygulanmaya başlandı. Kardiyoloji Ana Bilim Dalı Doktor Öğretim Üyesi İlke Erbay, bölgede önemli bir eksikliği giderdiklerini belirterek, "Ritim bozukluğu olan hastalarda yakma ve dondurma işlemlerini kapsayan bir yöntemdir. Bunun daha öncesinde bölgemizde kısa bir süre içerisinde de gerçekleştirilmiş olup şu anda tekrardan devamlılığını sağlayacağız" dedi. 6 aylık eğitim sonrası uygulamaya başlandı Dr. Öğr. Üyesi İlke Erbay, tedavi yönteminin Zonguldak’a kazandırılmasında önemli bir eğitim süreci geçirdiğini ifade ederek, "Kurumumuz tarafından 6 ay boyunca Türkiye’nin önemli aritmi merkezlerinden biri olan Ankara Bilkent Şehir Hastanesi Aritmi Kliniği’nde eğitim aldım ve bunun sonrasında bir sertifika aldım. Orada görmüş olduğum eğitim sonrasında bölgemize bu hizmeti getirmiş olmanın mutluluğunu yaşıyorum" diye konuştu. Aritmi tedavisinde sevkler azalacak Erbay, bölgede birçok aritmi hastasının İstanbul, Ankara ve İzmir gibi büyük merkezlere sevk edildiğini belirterek, "Bu ritim bozukluğu hastalarımızda özellikle ölümcül ritim bozukluğu olan ya da hayat kalitesini düşüren ritim bozukluğu olan hastalarımızda yakma işlemleri ve dondurma işlemlerini kurumumuzda ve bölgemize hizmeti sunmaya başladık. Zaten vakalarımıza hızlı bir şekilde başladık" ifadelerini kullandı. "Bölge için büyük kazanım" Zonguldak Bülent Ecevit Üniversitesi’nin Batı Karadeniz için önemli bir aritmi merkezi olacağını vurgulayan Erbay, "Bölge içerisinde çok fazla vakamız var ve bu vakalarımız genellikle büyük merkezlere başvurmak zorunda kalıyorlardı. Artık Batı Karadeniz de aritmi üslerinden bir tanesi olmaya başlayacak Zonguldak Bülent Ecevit Üniversitesi Tıp Fakültesi olarak. Bunu duyurmanın vermiş olduğu gururu yaşıyoruz" dedi. "Hastalarımıza sağlıklarını kavuşturmayı amaçlıyoruz" Hastaların tedaviye gösterdiği ilgiden memnuniyet duyduklarını belirten Erbay, "Hastalarımız bunu öğrendikten sonra özellikle ve bize başvuran, aritmi açısından başvuran hastalarımızın sayısında ciddi bir artış oldu. Özellikle almış olduğumuz vakalardan sonrasında haftanın belli günlerinde biz bu hizmeti vermeye devam edeceğiz. Bölge içerisinde zaten çok fazla aritmi hastası olduğu için bu hastalarımıza da sağlıklarını kavuşturmayı amaçlıyoruz" diye konuştu.