SAĞLIK
07 Mayıs 2026 Perşembe - 16:55 Denizli’de ücretsiz HPV aşı uygulaması başladı Denizli Büyükşehir Belediyesi’nin ekonomik sıkıntılar nedeniyle sağlık hizmetlerine erişmekte zorluk çeken ailelere yönelik hayata geçirdiği ücretsiz HPV aşı uygulaması başladı. Kansere karşı büyük bir farkındalık oluşturulan aşılama programına erkeklerin de dahil edilmesi fark oluşturdu. Denizli Büyükşehir Belediyesi’nin toplum sağlığını korumak ve sağlıkta fırsat eşitliği sağlamak amacıyla yüksek maliyetli sağlık hizmetlerine erişmekte zorluk çeken vatandaşlara yönelik başlattığı HPV aşı desteği fiilen uygulamaya geçti. Sosyal Hizmetler Dairesi Başkanlığı’nın yürüttüğü proje kapsamında ilk ziyaretler yapıldı. Evde Bakım ve Sağlık Hizmetleri Şube Müdürlüğü’nde görevli sağlıkçıların ilk doz HPV aşısını uyguladığı programa Sosyal Hizmetler Dairesi Başkanı Veysel Danacıoğlu da eşlik etti. Aşılama programına katılan vatandaşlar bu maliyetli ve hayati derecede önemli aşıya ücretsiz ulaşabilmenin kendileri için büyük bir destek olduğunu belirterek sağlanan imkan dolayısıyla Başkan Çavuşoğlu’na teşekkürlerini iletti. Aşılama hizmeti vatandaşın ayağına götürülüyor Halkın yoğun ilgisiyle büyüyen projenin sağlık desteği olmanın ötesine geçerek kent genelinde bilinçlenme seferberliğine dönüştüğü belirtildi. Randevu sistemiyle hak sahiplerinin adreslerine gidilerek yerinde uygulanan aşılama programına erkek çocuk ve gençlerin de dahil edilmesi ise kanserle mücadelede bir fark oluşturdu. Söz konusu uygulamanın virüsün bulaş zincirini kırmak ve toplum bağışıklığını sağlamak adına büyük önemi olduğu belirtilirken, aşıların muhafazasından taşınmasına kadar tüm süreçlerin ‘soğuk zincir’ kurallarına uygun olarak yürütüldüğü kaydedildi. Proje kapsamda, Dünya Sağlık Örgütü önerilerine göre, 9-14 yaş arası kız ve erkek çocuklarına 2 doz, 15-30 yaş arası kadınlara 3 doz ve 15-21 yaş arası erkeklere 3 doz dokuz valanlı HPV aşısı yapılacak. Sağlıklı bir gelecek için Denizli Büyükşehir Belediye Başkanı Bülent Nuri Çavuşoğlu, HPV aşısının henüz Sağlık Bakanlığı’nın rutin aşı uygulaması içerisinde yer almadığına dikkati çekerek, bugünün ekonomik şartlarında bu hizmete ulaşmanın pek çok aile için mümkün olmadığını söyledi. Hem sağlıkta adaletsizliği gidermeye katkı koymak hem de kansere karşı bir farkındalık oluşturmak için hayata geçirdikleri projenin amacına ulaştığını vurgulayan Başkan Çavuşoğlu, "Projemize gösterilen yoğun ilgi, ne kadar doğru bir iş yaptığımızı bizlere bir kez daha gösterdi. Şehrimizde sağlıklı bir gelecek inşa etmek için tüm imkanlarımızı seferber etmeye devam edeceğiz" dedi. HPV aşısı neden önemli? Genital siğil, prekanseröz genital lezyonlar (servikal, vajinal, vulvar, anal) ile serviks, vajinal, vulvar, anal, penil ve baş-boyun kanserleri gibi birçok kanser türüne karşı koruyucu özelliği kanıtlanmış olan HPV aşısı, modern tıbbın kanserle mücadelesindeki en güçlü silahı olarak kabul ediliyor. Türkiye’de rutin aşılama takviminde olmadığı için eczanelerden ücretli olarak temin edilebilen aşı özellikle 9-14 yaş arasında uygulandığında bağışıklık sistemini güçlendirerek en yüksek korumayı sağlıyor.
07 Mayıs 2026 Perşembe - 15:52 Uzm. Psikoloğu Turan: "Çocukların sağlıklı gelişimi, yalnızca bireysel değil aynı zamanda toplumsal bir sorumluluktur" SANKO Üniversitesi Hastanesi Uzm. Psikoloğu Gizem Başkılıç Turan, "Çocukların sağlıklı gelişimi, yalnızca bireysel değil aynı zamanda toplumsal bir sorumluluktur" dedi. ‘Riskli çocuk’ kavramının, çoğu zaman yanlış yorumlandığını söyleyen Uzm. Psikolog Turan, "Riskli çocuk, doğuştan tehlikeli olan değil; gelişim sürecinde çeşitli biyolojik, psikolojik ve çevresel faktörlerin etkisiyle duygusal ve davranışsal zorluklar yaşama ihtimali artmış çocuğu ifade eder" ifadelerini kullandı. Riskli çocukların toplumda farklı şekillerde karşımıza çıkabildiğini belirten Uzm. Psikolog Turan, "Bazı çocuklar aşırı öfkeli, saldırgan ya da kurallara karşı gelme eğiliminde olabilirken; bazıları da içe kapanık, kaygılı, yalnız ve görünmez kalmayı tercih edebilir. Bu çocukların ortak noktası, duygularını düzenlemekte zorlanmaları, yaşadıkları zorluklar karşısında esnek davranamaması ve sağlıklı baş etme becerilerinin yeterince gelişmemiş olmasıdır" dedi. Anne-baba ve öğretmenler için erken farkındalığın oldukça önemli olduğuna vurgu yapan Uzm. Psikolog Turan, "Çocukta hızlı ve anlamsız davranış değişiklikleri, yoğun öfke patlamaları, arkadaş ilişkilerinde bozulma, okuldan kaçınma, akademik başarıda düşüş, kuralları sürekli ihlal etme ya da aşırı içe kapanma gibi belirtiler dikkatle izlenmelidir. Özellikle şiddet içerikli konuşmalar, kendine veya başkalarına zarar verme ifadeleri mutlaka ciddiye alınmalıdır. Bu durumların ortaya çıkmasında tek bir neden yoktur. Aile içi çatışmalar, ihmal ya da tutarsız ebeveyn tutumları, travmatik yaşantılar, akran zorbalığı, dijital içeriklere kontrolsüz maruz kalma ve bazı nörogelişimsel ya da psikiyatrik yatkınlıklar bu süreci etkileyebilir. Yani çocuk davranışı, çoğu zaman çevresel ve duygusal birikimlerin bir yansımasıdır" ifadelerini kullandı. Riskli çocuklarda görülebilecek belirtiler Riskli olarak değerlendirilen çocuklarda sıklıkla görülebilecek belirtilerin dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu (DEHB), davranış bozukluğu, zıt olma-karşı gelme bozukluğu ya da travma sonrası stres olduğunu kaydeden Uzm. Psikolog Turan, "Ancak burada önemli olan, çocuğu bir tanıya göre değil de bütüncül bir değerlendirme yapmaktır. Bu süreçte bir çocuk ve ergen psikiyatristi ile birlikte kapsamlı bir değerlendirme yapılması önemlidir" ifadelerine yer verdi. Riskli çocukların tedavi ve destek süreci Riskli çocuklarda tedavi ve destek sürecinin çocuğun ihtiyacına göre planlandığını kaydeden Uzm. Psikolog Turan, "Psikoeğitim, oyun terapisi, aile danışmanlığı ve gerektiğinde çocuk psikiyatrik değerlendirme süreci, müdahalenin temel yapı taşlarını oluşturur. Aileyle iş birliği içinde ilerlemek, en güçlü koruyucu faktörlerden biridir. Çünkü çocuk, değişimi en çok güvenli ve destekleyici ilişkiler içinde öğrenir" dedi. Uzm. Psikolog Turan, riski çocuklara yardımcı olmak için yapılabileceklerle ilgili olarak ise, "Öncelikle yargılamak yerine anlamaya çalışmak gerekir. ‘Neden böyle davranıyor?’ sorusu yerine ‘Bu çocuk ne yaşıyor?’ sorusunu sormak çok daha kapsayıcıdır. Sınır koyarken aynı zamanda duygusal destek sunmak, tutarlı ve güvenli bir ilişki kurmak ve çocuğun kendini ifade edebileceği alanlar oluşturmak büyük önem taşır. Destek almak için rehberlik servisleri, çocuk psikologları, çocuk ve ergen psikiyatrisi birimleri ve aile danışmanlık merkezlerine başvurulabilir. Erken müdahale, riskli davranışların kalıcı hale gelmesini önlemede kritik rol oynar. Unutulmamalıdır ki her çocuk anlaşılmaya, görülmeye ve doğru destekle yeniden yön bulmaya ihtiyaç duyar. Riskli çocukları dışlamak değil, onlara ulaşmak toplum olarak en büyük sorumluluğumuzdur" diye konuştu.
Kanseri önlemede yeni umut: kereviz tohumu
24 Temmuz 2025 Perşembe - 11:28 Kanseri önlemede yeni umut: kereviz tohumu Bartın Üniversitesinin (BARÜ) TÜBİTAK tarafından desteklenen projesiyle kereviz tohumunun farklı gıdalarla kombinasyonları incelenerek kanser hücreleri üzerindeki potansiyel etkileri araştırılacak. Bartın Üniversitesi (BARÜ) Fen Fakültesi Biyoteknoloji Bölümünden Arş. Gör. Sena Davran Bulut yürütücülüğünde, Doç. Dr. Hasan Ufuk Çelebioğlu ile Çukurova Üniversitesi Eczacılık Fakültesinden Prof. Dr. Hacı Ali Döndaş’ın danışmanlığını yaptığı proje, TÜBİTAK 1002-A Hızlı Destek Modülü kapsamında desteklenmeye hak kazandı. "Kereviz Tohumu Ekstraktı ve Apigeninin Lacticaseibacillus rhamnosus GG Probiyotik Bakterisi ile Oluşturdukları Sinbiyotik Kombinasyonun Kolorektal Kanser Üzerindeki Farmabiyotik Potansiyeli" başlıklı proje ile bitki özleri ve fenolik birleşiklerin, insan sağlığı üzerindeki olumlu etkileri olan probiyotikler ile sinbiyotik kombinasyonlarının formülasyonları incelenecek. Bu formülasyonların kolorektal kanser üzerindeki iyileştirici etkileri araştırılacak. Yenilikçi ve kapsamlı yöntemlerin kullanılacağı projeye, BARÜ Moleküler Biyoloji ve Genetik Bölümünden Doç. Dr. Yavuz Erden ile Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesinden Prof. Dr. Naciye Yaktubay Döndaş araştırmacı olarak katkı sağlayacak. Kereviz tohumunun sağlık alanındaki etkileri değerlendirilecek Proje hakkında bilgilendirmelerde bulunan Arş. Gör. Sena Davran Bulut, "Yürüteceğimiz çalışmalarda doğal biyoaktif bileşenlerin ve probiyotiklerin etkileşimini inceleyerek fonksiyonel gıdaların kanser önleyici etkilerini araştıracağız. Kereviz tohumu ekstraktı ve apigeninin, probiyotiklerle birlikte oluşturduğu sinbiyotik kombinasyonların kolorektal kanser hücreleri üzerindeki potansiyel etkileri değerlendirilecek. Bu çalışmalar, bağırsak mikrobiyotasını hedef alan doğal ve tamamlayıcı tedavi stratejilerinin geliştirilmesine katkı sağlayacaktır. Proje sonunda elde edilecek bilimsel keşiflerin, fonksiyonel gıda ve gıda takviyesi alanında yenilikçi ürünlerin geliştirilmesine zemin hazırlaması ve toplum sağlığına yönelik doğal çözümler sunması hedeflenmektedir. Bu düşüncelerle bizlere olan desteklerinden dolayı Rektörümüz Prof. Dr. Sayın Ahmet Akkaya’ya teşekkür ediyorum" dedi. BARÜ Rektörü Prof. Dr. Ahmet Akkaya ise insan sağlığına yönelik yenilikçi çalışmalarından dolayı Arş. Gör. Bulut ile proje ekibini tebrik ederek çalışmalarında başarılar diledi.
Alman baba ve kızı sağlıklarına Elazığ’da kavuştu
24 Temmuz 2025 Perşembe - 11:18 Alman baba ve kızı sağlıklarına Elazığ’da kavuştu Alman vatandaşı 28 yaşındaki Ingrıd Mıttelsteın, obeziteyle mücadele eden binlerce kişiden biri olarak mide küçültme operasyonu için Elazığ’a geldi. 150 kiloyla kente gelen Mıttelsteın, burada gerçekleşen başarılı geçen ameliyatının ardından taburcu olmaya hazırlanıyor. Aynı dertten mustarip olan Ingrıd’ın babası da geçtiğimiz yıllarda geldiği Elazığ’da sağlığına kavuşmuştu. Son yıllarda Türkiye, obezite cerrahisinde sunduğu başarılı sonuçlar ve deneyimli sağlık kadrosuyla yabancı hastaların ilgisini çekmeye devam ediyor. Özellikle Avrupa ülkelerinde ameliyat öncesi süreçlerin uzunluğu, yüksek maliyetler ve sınırlı cerrahi tecrübe gibi nedenlerle pek çok hasta tedavi için Türkiye’yi tercih ediyor. Bu kapsamda Almanya’nın Fulda kentinden Elazığ’a obezite ameliyatı olmak için gelen ve 150 kilo olan 28 yaşındaki Ingrıd Mıttelsteın, Özel Medilines Hastanesinde gerçekleştirilen başarılı operasyonun ardından taburcu olmaya hazırlanıyor. Aynı operasyonu daha önce yine Elazığ’da geçiren babası Wilherm’in tavsiyesiyle Türkiye’ye gelen Mıttelsteın’ın tedavisini Elazığ Medilines Hastanesi Genel Cerrahi Uzmanı Op. Dr. Fatih Erol gerçekleştirdi. Hastanın durumu ve operasyon süreciyle ilgili açıklamalarda bulunan Erol, yurt dışından gelen hastaların sayısında artış olduğunu belirtti. ’’Babası memnun kaldığı için kendisi de ameliyat olmak istedi" Hastanın Almanya’dan gelişi ile başlayan ameliyat sürecini anlatan Genel Cerrahi Uzmanı Op. Dr. Fatih Erol, "Daha önce babasının ameliyatını gerçekleştirmiştik şuan sağlığı gayet iyi. Ingrıd’in de bu yüzden bizleri tercih etti. Hastamız Almanya’dan geldi, 28 yaşında Ingrıd, kadın hasta. Yaklaşık 4 gün önce 150 kiloyla ameliyatını gerçekleştirdik. Ameliyatı gayet güzel geçti, herhangi bir problem yaşamadık. Artık taburcu olacak noktaya geldik. Ameliyattan sonraki süreçte de isteklerimize gayet iyi bir şekilde uydu. Yaklaşık bir sene önce Ingrıd’in babasını ameliyat ettik. Babası Wilherm’i 180 kiloyla ameliyat etmiştik, şu an 60 kilo vermiş ve gayet mutlu. Babası memnun kaldığı için kendisi de ameliyat olmak istedi ve bizimle iletişime geçtiler. Geldiler, havalimanından aldık, ameliyat öncesi tetkiklerini yaptık. Ameliyata engel herhangi bir problem olmayınca ameliyatını iyi bir şekilde gerçekleştirdik. Süreç de gayet güzel geçti ve artık taburcu olacak noktaya geldik" dedi. ’’Yurt dışında cerrahlar bizim kadar tecrübeli değil’ Yurt dışında obezite cerrahisinin Türkiye kadar gelişmediğini ve ameliyat öncesi sürecin uzun sürerek hastaları kötü etkilediğini belirten Op. Dr. Erol, "Yurt dışında obezite ameliyatlarında, özellikle Avrupa’daki cerrahlar bizim kadar tecrübeli olmadığı için, oradaki ameliyat öncesi diyet programları, fizyoterapi, psikolojik denetim süreci bayağı uzun ve sıkıntılı olduğu için hastalar bizlerle iletişime geçiyor. Eğer ameliyata uygunsa buraya davet edip ameliyatlarını gerçekleştiriyoruz’’ diye konuştu. ’’Babam sürekli kilo vermeye devam etti bu süreci gördüm o yüzden burayı seçtim’’ Babasının yaşadığı değişimi gören ve aynı yoldan geçmeye karar verdiğini belirten Ingrıd Mıttelsteın ise "Almanya’nın Fulda kentinden geliyorum. Kendimi sağlıklı ve iyi hissetmiyordum. Kilo almıştım, rahat hareket edemiyordum. O yüzden buraya geldim. Önce babam buraya geldi, o da benimle aynı sorunu yaşıyordu. Çok başarılı bir ameliyat geçirdi. Babam sürekli kilo vermeye devam etti bu süreci gördüm o yüzden burayı seçtim. Operasyondan önce kendimi iyi hissetmiyordum, hareket edemiyordum, kendimi sürekli tıkanmış hissediyordum. Ama operasyondan sonra yavaş da olsa hareket etmeye başladım, su içmeye başladım" şeklinde konuştu.
Karaciğer yağlanması siroza kadar ilerleyebilir
24 Temmuz 2025 Perşembe - 11:17 Karaciğer yağlanması siroza kadar ilerleyebilir Modern hayat tarzının sonucu olarak hızla artan karaciğer yağlanmasına karşı uyarılarda bulunan İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Büşra Neslişah Arslan, "Hastalık erken evrelerde belirti vermeyebilir, bu durum siroz gibi ciddi karaciğer yetmezliklerine zemin hazırlayabilir. Beslenme alışkanlıklarımızı gözden geçirmeli; aşırı yağlı, hazır ve işlenmiş gıdalardan, şekerli yiyeceklerden ve fazla karbonhidrattan uzak durmalıyız. Haftada 3-4 gün, 30-45 dakika tempolu yürüyüş gibi düzenli egzersizlerle karaciğer yağlanmasının önüne geçebiliriz" dedi. VM Medical Park Bursa Hastanesi İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Büşra Neslişah Arslan, modern yaşam tarzının sonucu olarak hızla artan karaciğer yağlanmasına karşı toplumu uyardı. Uzm. Dr. Arslan, "Hastalık erken evrelerde belirti vermeyebilir, bu durum siroz gibi ciddi karaciğer yetmezliklerine zemin hazırlayabilir" diye konuştu. Geçmişte sirozun en sık nedeninin viral hepatitler (Hepatit B ve C) olduğunu belirten Uzm. Dr. Arslan, "Günümüzde yanlış beslenme ve hareketsiz yaşam tarzı ön plandadır. Karaciğer yağlanması alkol kullanımı dışında, vücut kitle indeksinin yüksekliği, bel çevresinin kalınlığı, kan şekeri yüksekliği, insülin direnci, hipertansiyon ve kanda yüksek yağ düzeyleri gibi kardiometabolik risk faktörleriyle de ilişkilidir" dedi. "Halsizlik ve yorgunluk görülebilir" Karaciğer yağlanmasında görülen belirtilerden bahseden Uzm. Dr. Arslan, "Karaciğer yağlanmasının ilk evrelerinde genellikle hiçbir belirti görülmez. Ancak ilerleyen dönemlerde karın ağrısı, halsizlik ve yorgunluk gibi belirtilerle birlikte karaciğer enzimleri yükselebilir. Hastalık ilerledikçe karında ve bacaklarda sıvı birikimi (asit ve ödem) gibi daha ciddi belirtiler ortaya çıkabilir. Yağlanmaya dair risk faktörleri taşıyan kişilerin mutlaka bir iç hastalıkları uzmanına başvurarak rutin kan tahlillerini yaptırmaları ve karaciğer ultrasonu ile değerlendirilmeleri gerekir. Gerekli durumlarda FIB-4 skoru ve Fibroscan gibi non-invaziv yöntemlerle ileri evrelerde takip edilebilir" şeklinde konuştu. "Yaşam tarzı değişiklikleri uygulanabilir" Hastalığın tedavisinde en temel unsurun yaşam tarzı değişiklikleri olduğunu vurgulayan Dr. Arslan, "Beslenme alışkanlıklarımızı gözden geçirmeli; aşırı yağlı, hazır ve işlenmiş gıdalardan, şekerli yiyeceklerden ve fazla karbonhidrattan uzak durmalıyız. Haftada 3-4 gün, 30-45 dakika tempolu yürüyüş gibi düzenli egzersizlerle karaciğer yağlanmasının önüne geçebiliriz" diye konuştu. Sağlıklı beslenme ve düzenli egzersizin karaciğer enzimlerinde hızlı iyileşme sağladığını ancak ultrasonografik düzelmenin zaman alabileceğini belirten Uzm. Dr. Arslan, bu sürecin sabır ve istikrar gerektirdiğini söyledi. "Karaciğer sağlığına yönelik erken önlem alınması hayati önem taşır" İleri düzey yağlanma ya da eşlik eden risk faktörlerinin kontrol altına alınmasında gerektiğinde ilaç tedavisinin de devreye girebileceğini belirten Uzm. Dr. Arslan, "Karaciğer sağlığına yönelik erken önlem almak, ileride karşılaşılabilecek kötü sonuçların önüne geçmek açısından hayati önem taşır" ifadelerini kullandı.
Uzm. Dr. Nuri Orhan, gıda intoleransı ile ilgili bilgi verdi
24 Temmuz 2025 Perşembe - 10:42 Uzm. Dr. Nuri Orhan, gıda intoleransı ile ilgili bilgi verdi Medical Point Gaziantep Hastanesi’nden Uzm. Dr. Nuri Orhan, gıda intoleransı ile ilgili bilgi verdi. Medical Point Gaziantep Hastanesi Biyokimya Uzmanı Dr. Nuri Orhan, gıda intolerans testleri hakkında en sık sorulan soruları yanıtladı. Uzm. Dr. Nuri Orhan, "Son yıllarda kronik yorgunluk, sindirim sorunları ve cilt problemleri gibi şikayetlerle sağlık kuruluşlarına başvuran kişi sayısı giderek artıyor. Bu belirtilerin altında yatan nedenlerden biri de gıda intoleransı olabilir" dedi. "Gıda intoleransları, genellikle gecikmiş reaksiyonlarla ortaya çıktığı için tespiti klasik alerji testlerine göre daha zordur" Gıda intoleransı hastalığını anlatan Dr. Nuri Orhan, "Gıda intoleransı, belirli besinlerin sindirilememesi veya vücut tarafından yeterince tolere edilememesi durumudur. Alerjiden farklı olarak bağışıklık sistemini doğrudan etkilemez, ancak sindirim sistemi, cilt ve sinir sistemi üzerinde gecikmeli ve kronik etkiler oluşturabilir. Gıda intoleransları, genellikle gecikmiş reaksiyonlarla ortaya çıktığı için tespiti klasik alerji testlerine göre daha zordur. Günümüzde uygulanan testler genellikle kan örneği üzerinden yapılır. Bu testlerde kişinin bağışıklık sistemi tarafından üretilen IgG antikor düzeyleri ölçülerek, hangi gıdalara karşı hassasiyet geliştirdiği analiz edilir. Bazı testlerde 50, 100 hatta 250’den fazla gıda maddesi değerlendirilebiliyor. Amaç, kişiye özel bir beslenme planı oluşturarak şikayetlerin hafifletilmesini sağlamaktır. Bu testlerin uygun hasta grubunda ve doğru yorumlandığında önemli bilgiler sunabilir" ifadelerini kullandı. "Alerji, bağışıklık sisteminin bir gıdaya karşı ani ve güçlü bir tepki vermesidir" Dr. Nuri Orhan, "Tek başına tanı koymak için yeterli değildir. Ancak hastanın klinik tespitleriyle birlikte değerlendirildiğinde, eliminasyon diyeti gibi yöntemlere rehberlik edebilir. Alerji, bağışıklık sisteminin bir gıdaya karşı ani ve güçlü bir tepki vermesidir. Kaşıntı, nefes darlığı ve hatta anafilaksi gibi belirtiler görülebilir. İntolerans ise daha yavaş gelişir ve genellikle mide-bağırsak rahatsızlıkları, baş ağrısı, halsizlik gibi semptomlarla kendini gösterir. Örneğin süt proteini alerjisi olan biri için bir damla süt bile ciddi risk oluşturabilirken, laktoz intoleransı olan biri bu durumdan sadece rahatsızlık düzeyinde etkilenir" şeklinde konuştu. "Gerekirse bu gıdalar kontrollü bir şekilde tekrar beslenmeye eklenebilir" Hastalığın belirtileri ile ilgili bilgi veren Dr. Nuri Orhan, "Sürekli şişkinlik ve gaz, geçmeyen baş ağrıları, kronik yorgunluk, deri döküntüleri veya egzama, duygu durum değişiklikleri, sindirim bozuklukları, modern yaşamda işlenmiş gıdaların yoğun tüketimi, vücudun bazı bileşenlere karşı toleransını düşürebiliyor. Test sonucuna göre genellikle 6-8 haftalık bir eliminasyon diyeti uygulanır. Bu süreçte intolerans tespit edilen besinler diyetten çıkarılır ve belirtiler gözlemlenir. Gerekirse bu gıdalar kontrollü bir şekilde tekrar beslenmeye eklenebilir. Gıda intolerans testleri, doğru hasta grubuna uygulandığında ve uzman hekimler tarafından değerlendirildiğinde, kronik şikayetlerin kaynağını ortaya koymada değerli bir araç olabilir. Ancak bu testler tek başına tanı koymak için kullanılmamalıdır. Her birey farklıdır, bu nedenle kişiye özel yaklaşım, hem tanı hem de tedavide kilit rol oynar. Bilinçli şekilde yapılan intolerans testleri, yaşam kalitesini artıran önemli bir adımdır" diye konuştu.
Isı bitkinliğine dikkat: Uzmanından serin ve güvende kalmanın ipuçları
24 Temmuz 2025 Perşembe - 09:37 Isı bitkinliğine dikkat: Uzmanından serin ve güvende kalmanın ipuçları Kavurucu sıcaklarda mide bulantısı ve uyuşukluk durumunda vücudun serinletilmesi gerektiğini belirten Uzm. Dr. Ali Vardar, sıcaklarda vücudun normal kalabilmek için yüzde 20’ye kadar daha fazla sıvıya ihtiyaç duyduğunu belirtti. Vardar, sıcak hava dalgasında güvende kalmanın ipuçlarını anlattı. Temmuz ayının ortasından bu yana etkisini artıran sıcak hava dalgası Türkiye’yi kavuruyor. Uzmanlar, sıcaklıkların pik yapacağını, 50 derecenin kapımıza dayanacağını öngörüyor. Çocuk, yaşlı ve kronik hastalıkları bulunanlara öğle saatlerinde dışarı çıkmayın uyarısı yapıldı. Biruni Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi İç Hastalıkları Bölümü’nden Uzm. Dr. Ali Vardar, sıcak havalarda vücudun normal kalabilmek için yüzde 20’ye kadar daha fazla sıvıya ihtiyaç duyduğunu belirtti. Yaşlı ve kronik hastaların gerek duymadıkça evden çıkmamaları gerektiğini belirten Uzm. Dr. Ali Vardar, şunları kaydetti: "Sıcaklığın normal olduğu havalarda iç mekanlarda sıvı ihtiyacınızı karşılayabilirsiniz ancak dışarısı sıcak olduğunda vücudunuz normal kalabilmek için yüzde 20’ye kadar daha fazla sıvı hacmine ihtiyaç duyar. Vücut susuz kalınca ayağa kalktıklarında insanların başları dönüyor, düşüyorlar, kollarını ve bacaklarını yaralıyorlar. Mide bulantısı ve uyuşukluk gibi ısı bitkinliğinin belirtileri serinlemeye başlamanız gerektiğinin bir işareti. Hiç terlememe veya koyu kahverengi kola renginde idrar üretimi gibi semptomlarla karşılaşırsanız zaman kaybetmeden bir hekime başvurun." "Öğle saatlerinde serin yerleri tercih edin" Aşırı terleme sonucu vücuttan su ve gerekli tuzların kaybedilmesiyle sıcağa bağlı dehidrasyon meydana gelebileceğini aktaran Biruni Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi İç Hastalıkları Bölümü’nden Uzm. Dr. Ali Vardar, sıcak hava dalgasında güvende kalmak için ipuçlarını sıraladı: "Sıcaklıklarda yorucu açık hava aktivitelerinden kaçının. Sizi susuz bırakmayacak sıvılar tüketin. Gölgede kalın, dinlenin ve vücut ısınızı düşürmek için serin ve nemli bezler kullanın. Açık renkli ve ince kumaşlar tercih edin, güneş gözlüğü takmadan dışarı çıkmayın. En sıcak saatlerde avm, kütüphane veya toplum merkezi gibi klimalı alanlarda dinlenin. Ayağın hava almasını sağlayan sandalet tipi rahat ayakkabılar tercih edin. Yaşlı ve engelli bireyler, daha serin bir ortama taşınamıyorlarsa daha yüksek risklerle karşı karşıya kalırlar. Bu yüzden serin kalmalarını sağlayın ve düzenli sağlık kontrollerini yaptırın. " 35 derece üstü vantilatör kullanımı tehlikeli Uzm. Dr. Ali Vardar, "Sıcaklık çok yüksek değilse vantilatörler faydalı olabilir çünkü teri vücuttan uzaklaştırır ve buharlaşmalı serinlik sağlar. Ancak çok yüksek sıcaklıklarda, vücutta ısı birikimini hızlandırabilir ve tehlikeli durumlara yol açabilir. İç mekan sıcaklığı 35 derece veya üzerine çıkar ise vantilatör kullanımı ısı kaynaklı hastalık riskini artırabilir" uyarısında bulundu.
ANKA’dan sıcak hava uyarısı
24 Temmuz 2025 Perşembe - 09:19 ANKA’dan sıcak hava uyarısı Yaz aylarının etkisini artırdığı şu günlerde, hava sıcaklıklarının 40 dereceyi aşması nedeniyle ANKA Hastanesi Başhekimi Dr. Fırat Dalgıçer, önemli uyarılarda bulundu. Gaziantep Özel ANKA Hastanesi Başhekimi Dr. Fırat Dalgıçer, özellikle kronik hastalığı olan bireyler, yaşlılar ve çocuklar için sıcak havaların ciddi sağlık sorunlarına yol açabileceğini belirtti. "Zorunlu olmadıkça öğle saatlerinde dışarı çıkmayın" Dr. Dalgıçer, 10.00 ile 16.00 saatleri arasında güneşe doğrudan maruz kalmaktan kaçınılması gerektiğini vurgulayarak, "Bu saatlerde güneşin zararlı etkileri en yoğun seviyededir. Dışarı çıkılması gerekiyorsa mutlaka koruyucu önlemler alınmalı; güneş kremi kullanılmalı, bol su tüketilmeli ve açık renkli kıyafetler tercih edilmelidir" dedi. "Su içmeyi unutmayın, susamayı beklemeyin" Yüksek sıcaklıkların en belirgin etkisinin sıvı ve mineral kaybı olduğunu söyleyen Dr. Dalgıçer, "Susuzluk hissi olmasa da, sıcak havalarda günde en az 2-2,5 litre su tüketilmelidir. Terleme yoluyla kaybedilen sıvıyı yerine koymak, başta böbrek ve kalp olmak üzere pek çok organın sağlığı açısından kritik önem taşır. Aynı zamanda kafeinli ve alkollü içecekler de vücuttan su atımını artırdığı için sınırlanmalıdır" ifadelerini kullandı. "Güneş çarpması hayat kurtaran müdahale gerektirir" Güneş çarpmasının yaz aylarında en sık karşılaşılan ve en tehlikeli durumlar arasında yer aldığını belirten Dr. Dalgıçer, "Yüksek ateş, baş ağrısı, terleyememe, bilinç bulanıklığı, kas krampları ve bulantı gibi belirtiler varsa, bu durum ihmal edilmemelidir. Güneş çarpmasından şüphelenilen kişi hemen gölge ve serin bir ortama alınmalı, soğuk kompres uygulanmalı ve gerekiyorsa acil tıbbi destek sağlanmalıdır. Özellikle çocuklar, yaşlılar ve evcil hayvanlar asla park halindeki araçta bırakılmamalıdır. Araç içi sıcaklığı, birkaç dakika içinde tehlikeli boyutlara ulaşabilir" diye konuştu.