SAĞLIK
Muğla’da "Ellerimizde hayat var" mesajı 07 Mayıs 2026 Perşembe - 09:54:16 Muğla Eğitim ve Araştırma Hastanesi, "Dünya El Hijyeni Günü" kapsamında düzenlediği farkındalık etkinliğiyle sağlıkta hijyenin hayati önemine dikkat çekti. Sağlık hizmeti ilişkili enfeksiyonların önlenmesinde en temel ve en etkili yöntem olan el hijyeni, Muğla Eğitim ve Araştırma Hastanesinde düzenlenen özel bir etkinlikle kutlandı. Enfeksiyon Kontrol Hemşireleri ve Enfeksiyon Hastalıkları Hekimleri tarafından kurulan farkındalık standı, hem hastane personelinden hem de vatandaşlardan yoğun ilgi gördü. "El Hijyeni Hayat Kurtarır" mottosunun ön plana çıkarıldığı etkinlikte, katılımcılar el boyaması ile hazırlanan özel panoya el baskısı yaparak bu anlamlı harekete destek verdiler. Renkli görüntülerin oluştuğu stantta, el hijyeninin sadece bir alışkanlık değil, hasta güvenliğinin en önemli halkası olduğu vurgulandı. Hastane yönetiminin de tam kadro katılım sağladığı programda, farkındalık sadece görsel çalışmalarla sınırlı kalmadı. Sağlık çalışanlarının el hijyeni uygunluğu, stantta bulunan özel cihazlar aracılığıyla anlık olarak değerlendirildi. Bilimsel yöntemlerle yapılan bu ölçümlerle, doğru el yıkama teknikleri uygulamalı olarak gösterildi. Günün anlam ve önemine binaen stantta; Sabun ve el antiseptikleri, Hijyen setleri, Çeşitli bilgilendirici materyaller ve hediyeler dağıtıldı.
07 Mayıs 2026 Perşembe - 09:45 Fibromiyaljide beslenme yaşam kalitesini artırabilir Özel Ümit Hastaneleri Beslenme ve Diyet Uzmanı Dyt. Deniz Mutluer, fibromiyaljide beslenmenin yalnızca kilo kontrolü için değil, ağrı yönetimi ve yaşam kalitesinin artırılması açısından da önemli olduğunu belirtti. Fibromiyaljinin yalnızca yaygın kas-iskelet sistemi ağrısıyla sınırlı olmayan, kronik yorgunluk, uyku problemleri ve zihinsel bulanıklık gibi pek çok belirtiyle kendini gösterebilen karmaşık bir sendrom olduğunu ifade eden Dyt. Deniz Mutluer, hastalarda karın ağrısı, şişkinlik ve baş dönmesi gibi şikâyetlerin de görülebileceğini söyledi. Günümüzde fibromiyaljinin kesin bir tedavisi bulunmasa da doğru yaklaşımlarla semptomların kontrol altına alınabileceğini belirten Mutluer, beslenmenin bu süreçte güçlü bir destekleyici rol oynadığını vurguladı. Mutluer, özellikle fazla kilo ve obezitenin fibromiyalji semptomlarını belirgin şekilde artırabileceğine dikkat çekerek, "Vücutta artan yağ dokusu, inflamasyonu tetikleyerek ağrı hassasiyetini yükseltebilir ve yaşam kalitesini düşürebilir. Bu nedenle sağlıklı vücut ağırlığını korumak, tedavi sürecinin temel taşlarından biridir" dedi. Akdeniz tipi beslenme öne çıkıyor Bilimsel çalışmaların, antioksidan ve antiinflamatuar içeriği yüksek beslenme modellerinin fibromiyalji semptomlarını hafifletmede etkili olabileceğini gösterdiğini aktaran Mutluer, Akdeniz tipi beslenme, düşük FODMAP diyeti, glutensiz beslenme ve vejetaryen ağırlıklı yaklaşımların bu noktada öne çıkan modeller arasında yer aldığını ifade etti. Vitamin ve mineral eksikliklerine dikkat Günlük beslenmede bazı temel davranış değişikliklerinin büyük önem taşıdığını belirten Mutluer, renkli sebze ve meyveler gibi antioksidan açısından zengin besinlerin, zeytinyağı ve omega-3 gibi sağlıklı yağların, yeterli ve kaliteli protein kaynaklarının ve liften zengin gıdaların beslenme düzeninde yer almasının olumlu sonuçlar doğurabileceğini kaydetti. Fibromiyalji hastalarında bazı vitamin ve mineral eksikliklerine de sık rastlandığını dile getiren Mutluer, özellikle D vitamini, magnezyum, çinko ve C vitamini düzeylerinin yeterli olmasının semptomların yönetiminde olumlu katkılar sağlayabileceğini söyledi. "Tek bir beslenme modeli yok" Fibromiyaljide herkes için geçerli tek bir beslenme modelinin bulunmadığını vurgulayan Mutluer, her bireyin ihtiyaçlarının, yaşam tarzının ve semptomlarının farklı olduğunu belirtti. Mutluer, "Bu nedenle en doğru yaklaşım; kişiye özel, dengeli ve sürdürülebilir bir beslenme planı oluşturmaktır" ifadelerini kullandı. Uzman desteği süreci daha güvenli hale getirir Beslenme tedavisinin amacının sadece kilo vermek olmadığını belirten Dyt. Deniz Mutluer, beslenme programlarının yaşam kalitesini artırmak, ağrıyı daha yönetilebilir hale getirmek ve genel sağlığı desteklemek için planlanması gerektiğini dile getirdi.
07 Mayıs 2026 Perşembe - 09:44 Nefes darlığı, kalp, akciğer veya obezitenin habercisi olabilir Göğüs HastalıklarıUzmanı Dr. Gülay Kaplan, nefes darlığının dikkat edilmesi gereken ciddi bir belirti olduğunu ve kalp, akciğer ve obezite gibi hastalıklara işaret edebileceğini söyledi. Nefes darlığı rahatsızlığı, dikkat edilmesi gereken hastalıklardan biri olduğunu belirten Medicana Bursa Hastanesi Göğüs HastalıklarıUzmanıDr. Gülay Kaplan, önemsenmeyen nefes darlığının, zamanla daha ciddi rahatsızlıklara sebep olabileceğini söyledi. Nefes darlığı, kişinin efor sırasında zorlanma veya daha fazla hava ihtiyacı duyması ile tanımlanır. Fiziksel etkinlikleri kısıtlayan nefes darlığı hayat kalitesini olumsuz olarak etkilediğini belirten Medicana Bursa HastanesiGöğüs HastalıklarıUzmanıDr. Gülay Kaplan, "Tıp dilinde ’dispne’ olarak tabir edilen nefes darlığı, nefes alamama ya da nefes daralması şeklinde ortaya çıkar. Kişi sanki tam nefes alamıyormuş gibi hisseder. Nefes darlığı akciğer ve kalp damar hastalıklarından kaynaklanıyor olabilir. Bu yüzden tedavi yöntemleri farklılık gösterir. Kişi nefes darlığını yürüme ya da merdiven çıkma gibi durumlarda zorlanma, hava alma isteği artması veya geçmişe göre daha fazla güç harcama, yeterince hava alamama şeklinde görülür. Nefes darlığı, daha ciddi hastalıklara sebep olabileceğini için mutlaka bir sağlık kuruluşuna, hekime görünülmesi önemlidir" dedi. Hava yollarının daralması sebebiyle nefes almada güçlük çekilmesine yol açan ve yaşam boyu süren ataklar ile hastanın yaşam kalitesini düşürenastım, dünyada 300 milyon insanı etkisi altına aldığını ifade eden Gülay Kaplan, "Astım ataklarını en aza indirebilmek için öncelikle bu hastalığı tetikleyen etmenlerden kurtulmak gerekir. Astımın en yaygın belirtilerinin başında ise nefes darlığı ve öksürük gelir.KOAHise istatistiklere göre dünyada ölüme yol açan hastalıklar arasında 4. sırada yer alıyor. İlerleyici ve geri dönüşümü olmayan bu akciğer hastalığı önlenebilir ve tedavi edilir. AncakKOAH’ınbu denli ciddimortaliterakamlarına ulaşmasının başlıca sebebi sigaradır. Aynı zamanda hastalığın teşhisinde yaşanan gecikmeler de ölüm oranlarını artırmaktadır. İnsanlar nefes darlığı ya da öksürüğü ciddiye almadan yaşamlarına devam ederler. Ancak bir zaman sonraKOAHfazlasıyla ilerlemiş olur ve tedavi edilemez bir hal alır" diye konuştu. Akciğer dokusunun iltihaplanması olarak tanımlananzatürreöncelikle bakteriler olmak üzere çeşitli mikroorganizmalara bağlı olarak ortaya çıktığını ifade eden Kaplan, "Zatürre ilk olarak öksürükle birlikte kendini gösterir. Diğer belirtileri ise kirli ve iltihaplı balgam,halsizlik,iştahsızlık, ateş, üşüme, titreme, bulantı, kusma, baş ağrısı, göğüs ağrısı ve nefes darlığıdır. Göğüs ağrısı ve nefes darlığının yaşandığı durumlarda akla öncelikle göğüs boşluğuna iltihabi bir sıvının biriktiği ihtimali gelir. Erken teşhis ve tedavi ile hasta eski sağlığına kavuşabilir. Kalp her attığında kasılıp gevşeyen ve vücuda kan pompalayan bir kastır. Kalp kası görev bakımından düz kaslar gibi çalışır ancak yapı olarak çizgili kaslara benzer. Yani isteğe bağlı kasılmaz.Kalp yetmezliğigenellikle kalp krizi, kalp damar hastalıkları ya da yüksek tansiyon gibi hastalıklar yüzünden kalp kasının zarar görmesinden kaynaklanır. Kalp yetmezliğinin başlıca belirtisi ise nefes darlığıdır. Diğer belirtileri ise öksürük,iştahsızlık, yorgunluk, ödem, çarpıntı, kilo alımı ve geceleri sık idrara çıkmadır. Bunun gibi, hastalık derecesine varanşişmanlıkolarak tanımlanan obezitenin belirtileri arasında ilk sırada nefes darlığı yer almaktadır" şeklinde konuştu.
Anadolu Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi alanında uzman personelleri başarıyla yetiştiriyor
30 Temmuz 2025 Çarşamba - 12:20 Anadolu Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi alanında uzman personelleri başarıyla yetiştiriyor Anadolu Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi alanında uzman personelleri başarıyla yetiştiriyor 2012 yılında Bakanlar Kurulu kararı ile lisans ve lisansüstü düzeyde eğitim vermek ve araştırma yapmak amacıyla Dil ve Konuşma Terapisi (DKT) Bölümü ile Sosyal Hizmet (SH) Bölümleriyle kuruldu. Daha sonra 2013 yılında Ergoterapi ile Odyoloji; 2021 yılında da Beslenme ve Diyetetik (BDY) Bölümlerinin açılmasına YÖK izin verdi. Fakülte, sağlık bilimlerindeki üstün başarısı ve çağın ihtiyaçlarına uygun eğitim müfradatıyla öğrencilerine donanımlı bir eğitim sunuyor. Fakültenin yönetim kadrosunda Dekan Prof. Aliye Mavili, Dekan Yardımcısı Prof. Dr. Elçin Tadıhan Özkan ve Prof. Dr. Semra Saruç yer alıyor. Bölümlerde isteğe bağlı olarak İngilizce Hazırlık Sınıfı okutuluyor. Fakültemiz bünyesinde yer alan programların tamamı uygulamalı eğitim veriyor. Dil ve Konuşma Terapisi alanında ilklerin fakültesi Fakültenin ayrıcalıklı konumu olarak DKT’nin başarıları da öne çıkıyor. Fakültenin ilklere imza atan DKT Bölümü sayısal (SAY) puan gerektiren dört yıllık bir bölüm olarak eğitim veriyor. Türkiye’de DKT alanında ilk kurulan yüksek lisans ve doktora programı da Anadolu Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi’ne ait. Fakültemiz DKT Bölümü, Sağlık Bilimleri Eğitim Programları Değerlendirme ve Akreditasyon Derneği (SABAK) tarafından 2019 yılında akredite edilen ulusal DKT programları içerisindeki ilk bölümdür. Eşit Ağırlık (EA) puan türünde öğrenci kabul eden Sosyal Hizmet Bölümü, ülke ihtiyaçlarına öncelik vererek ulusal ve evrensel değerleri benimseyen bir yaklaşımla bilime katkı veren, sürdürebilir insani ve toplumsal gelişme için sosyal adaletin ve insan refahının gelişimine katkıda bulunan; ulusal alanda öncü ve dünyada saygın, mezunlarının gurur duyduğu bir program olarak eğitim veriyor. Son yıllarda sosyal sorunların artması ve çeşitlilik göstermesi, Covid-19 pandemisi ile birlikte halk sağlığı sorununun daha görünür olması da sosyal hizmet alanında yapılan çalışmaları ve bu meyanda sosyal hizmet programlarının önemini vurguluyor. Beslenme ve Diyetetik Bölümü, Fakültenin açılan en yeni bölümü olup sayısal (SAY) puan ile öğrenci alıyor ve dört yıllık eğitim veriyor. Bölüm; toplumun yeterli ve dengeli beslenme yoluyla sağlığı koruyan ve yaşam kalitesini artıran, hastalıklara özgü tıbbi beslenme tedavisi uygulayan, ulusal ve uluslararası alanda beslenme konusundaki ihtiyaçlara cevap veren, yaşam boyu öğrenme bilinciyle mesleki bilgilerini uygulayan ve geliştiren, araştırmacı ve yenilikçi, mesleki etik bilincine sahip diyetisyenler yetiştiriyor. Fakültenin vizyonu, sosyal refahın yükseltilmesine hizmet eden, sağlık ve sosyal hizmet politikalarına yön veren yaşam boyu öğrenme odaklı ulusal alanda lider ve dünyada saygın bir eğitim kurumu olmak olarak belirleniyor. Sağlık Bilimleri Fakültesinin misyonu ise kent, bölge, ülke ve dünya insanının refah düzeyini yükseltmek amacıyla sağlık ve sosyal hizmet alanında eğitim, araştırma ve projelerle evrensel bilgi ve kültür birikimine katkı sağlamak, sağlık ve sosyal hizmet alanındaki toplumsal ihtiyaçların karşılanmasına yönelik yenilikçi politikalar ve çözümler üretmek olarak belirleniyor. Dil ve Konuşma Terapisi Bölümünden lisans diploması almaya hak kazanan adaylar "Dil ve Konuşma Terapisti" unvanını alırlar. Sosyal Hizmet Programından lisans diploması alan öğrenciler kamuya ait kurum ve kuruluşlarda "sosyal çalışmacı" kadrosunda istihdam edilirler. Beslenme ve Diyetetik Bölümünü başarıyla tamamlayarak lisans diploması almaya hak kazanan adaylar ise "diyetisyen" unvanını alırlar.
Uzmanından uyarı: "Kemik erimesi ölüme neden olabilir"
30 Temmuz 2025 Çarşamba - 12:18 Uzmanından uyarı: "Kemik erimesi ölüme neden olabilir" Aşırı zayıf, hareketsiz bir yaşam tarzına sahip ve kortizon kullanmış kişilerin kemik erimesi açısından risk altında olduğunu vurgulayan Liv Hospital Samsun Endokrinoloji ve Metabolizma Kliniği’nden Uzm. Dr. Esra Tutal, "Kemik erimesi omurlarda, el bileğinde ve kalça kemiğinde kırılmalara yol açarak sakatlıklara, hatta ölümlere yol açabilir" uyarısında bulundu. Halk arasında ’kemik erimesi’ olarak adlandırılan osteoporozu ’kemiklerin zayıflayarak kırılgan hale gelmesi’ şeklinde tanımlayan Liv Hospital Samsun Endokrinoloji ve Metabolizma Kliniği’nden Uzm. Dr. Esra Tutal, hastalığın kemiklerin çok ufak travmalarda bile kolayca kırılmalarına neden olabildiğini söyledi. "Kırık olana kadar belirti vermez" Konuyla ilgili önemli bilgiler paylaşan Uzm. Dr. Esra Tutal, osteoporozun kırık gelişine kadar hastalarda hiçbir belirti vermeyebileceğini işaret etti. Kemik erimesine bağlı kırıkların en çok kalça, bel ve bilek kemiklerinde görüldüğünü vurgulayan Uzm. Dr. Esra Tutal, "Osteoporoz hem kadınları hem de erkekleri etkileyen bir hastalıktır. Kemik erimesi çok ileri dönemlere kadar herhangi bir belirti vermez. İleri dönemlerde ise sırt ağrısı, bel ağrısı, boyun zamanla kısalması ve duruş bozukluğu (kamburluk) meydana gelir" dedi. "Zayıf kişilerde kemik yıkımı daha sık görülüyor" İnsan vücudunda kemik yapım ve yıkımının belli bir denge içerisinde olduğunun altını çizen Uzm. Dr. Esra Tutal, "20 yaşına kadar kemik yapımı ön plandadır. 30 yaşına kadar maksimum kemik kitlesi oluşur. 30 yaşından sonra ise yıkım ön plana geçer. Maksimum kemik kitlesi ne kadar iyi ise vücut yıkımdan o kadar az etkilenir. Kadınlar, yaşlılar, ailesinde kırık öyküsü olanlar ve zayıf minyon yapılı olanlarda daha sık görülür. Ayrıca romatizma tedavisinde kullanılan kortizonlu ilaçlar, epilepsi ilaçları, kanser ilaçları, bazı mide ilaçları kullanmak, romatiod artrit, kanser, lupus, multipe myleom, böbrek karaciğer hastalıkları gibi hastalıklar geçirmek, hareketsiz bir yaşama sahip olmak, sigara kullanmak, sık alkol kullanmak, besinlerle yeterince kalsiyum almamak, aşırı miktarda tiroit hormonu kullanmak, aşırı zayıf olmak, gereğinden daha az beslenmek ve zayıflama ameliyatı olmak da kemik erimesine neden olabilir. Kemik erimesi omurlarda, el bileğinde ve kalça kemiğinde kırılmalara yol açarak sakatlıklara hatta ölümlere yol açabilir" diye konuştu. "Doğru beslenmeyle önlenebilir" Kemik erimesinin önlenebilir bir hastalık olduğunu söyleyen Uzm. Dr. Esra Tutal, hastalıktan korunmak için şu önerilerde bulundu: "Proteinden zengin beslenme kemik sağlığı için çok önemlidir. Vücut ağırlığının normal sınırlarda tutulması (aşırı zayıflık ve şişmanlıktan kaçınılması), kalsiyumdan zengin beslenmek (günlük 1000-1200 mg kadar kalsiyum besinlerle alınmalıdır) önemlidir. En iyi kalsiyum kaynakları az yağlı süt ürünleri, koyu yeşil sebzeler, balık ve soya ürünleridir. D vitamini, kalsiyumun bağırsaklardan emilimi için gereklidir. Bunun bir kısmını güneşten karşılasak da genellikle günlük 600-800 ünite D vitamini takviyesi gerekmektedir. Günlük düzenli yapılan egzersiz (yürüyüş gibi) kemiklerin güçlenmesini sağlar. 65 yaş üstü kadınlar, 70 yaş üstü erkekler ve risk faktörü olanlar ise daha erken yaşlardan itibaren her yıl düzenli olarak kemik taraması (kemik mineral dansitometri) yaptırıp, henüz kırık oluşmadan tanı konulabilirse hastalığın tedavisi mümkündür."
Kalp hastalığı riski akıllı telefonla ölçülebilecek
30 Temmuz 2025 Çarşamba - 11:29 Kalp hastalığı riski akıllı telefonla ölçülebilecek Kastamonu Üniversitesi tarafından yürütülen proje ile kalp hastalığı riski akıllı telefonlarla ölçülebilecek. Kastamonu Üniversitesi akademisyenlerinin öncülüğünde hayata geçirlen ve Türkiye Sağlık Enstitüleri Başkanlığı (TÜSEB) tarafından 2025-B-01 çağrısı kapsamında desteklenmeye hak kazanan "Hızlı ApoB-100 Test Kiti Geliştirilmesi" projesi, dijital tanı teknolojilerine yeni bir boyut kazandırmayı hedefliyor. Kastamonu Üniversitesi Veteriner Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Özgür Kaynar’ın yürütücülüğünü üstlendiği projede, Atatürk Üniversitesi’nden Doç. Dr. Seçkin Özkanlar ve Kastamonu Üniversitesi Devrekani Meslek Yüksekokulu’ndan Dr. Öğretim Üyesi Dilara Kaynar da yer alıyor. Yaklaşık 1 milyon 800 bin TL bütçeyle hayata geçirilen projede, akıllı telefonlarla kantitatif ApoB100 ölçümü yapılabilen yenilikçi bir hızlı tanı kiti geliştirilecek. Bu teknolojiyle kalp-damar hastalıkları riskinin erken tespiti için düşük maliyetli, kolay erişilebilir ve kullanıcı dostu bir tanı aracı sunulması amaçlanıyor. Proje çerçevesinde geleneksel akışlı immün analizlerden farklı olarak, nitroselüloz membran üzerine sadece belirli bir bölgeye yüksek hassasiyetle antikor transferi sağlayan, antikorun doğal yapısını koruyan ve kontaminasyon riskini en aza indiren yeni bir teknik ilk kez kullanılacak. Geliştirilecek test kiti, özellikle 80 mg/dL üzeri ApoB100 seviyelerini ölçebilecek şekilde tasarlanacak ve 130 mg/dL düzeyine optimize edilerek klinik doğruluk sağlayacak. Kastamonu Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Ahmet Hamdi Topal, TÜSEB destekli projeyi değerlendirerek, "Üniversite olarak bilimsel araştırmaların sahaya dokunan, insan hayatına katkı sunan yönlerini önemsiyoruz. Bu proje, tanı teknolojilerinde dijital dönüşümün yanı sıra toplum sağlığına yönelik erken teşhis imkanlarının geliştirilmesi bakımından son derece kıymetlidir. Proje yürütücümüz Prof. Dr. Özgür Kaynar başta olmak üzere tüm proje ekibini tebrik ediyor, başarılarının devamını diliyorum" dedi.
Güneş kremi seçimine ve kullanımına dikkat
30 Temmuz 2025 Çarşamba - 11:21 Güneş kremi seçimine ve kullanımına dikkat Cildiye Uzmanı Dr. Hüseyin Başar, güneş koruyucu uyarısı yaparak, "Güneş kremini sadece yazın değil, yıl boyunca düzenli kullanmak gerekiyor" dedi. Kavurucu sıcaklar cilt sağlığını tehdit ediyor. Bugünlerde etkisini artıran sıcak hava dalgası, termometrelerin 40 dereceyi aşmasına neden oldu. Vatandaşlar serinlemek için sahil ve havuzlara akın ederken, Samsun Büyük Anadolu Hastaneleri Cildiye Uzmanı Dr. Hüseyin Başar, güneşin zararlı etkilerine karşı uyarılarda bulundu. "Güneş ışınlarına uzun süre maruz kalmak, ciltte erken yaşlanma, lekelenme ve hatta cilt kanseri riskini artırabilir" diyen Doktor Başar, güneş kremi kullanımının sadece yaz aylarında değil, yıl boyunca alışkanlık haline getirilmesi gerektiğini vurguladı. Dr. Hüseyin Başar, cilt tipine göre güneş koruyucu seçimi hakkında şu tavsiyelerde bulundu: "Yağlı ve akneye eğilimli ciltler: Gözenekleri tıkamayan (non-komedojenik), oil-free ürünler Jel, mat bitişli veya sprey formüller. Kuru ciltler: Nemlendirici özelliği yüksek, krem formundaki güneş koruyucular. Hyaluronik asit ve E vitamini gibi destekleyici bileşenler. Güneş koruyucu + nemlendirici içeren ürünler tercih edilebilir. Karma ciltler: Su bazlı, hafif yapılı güneş kremleri. T bölgesini kontrol eden, yanakları kurutmayan formüller. Sprey veya losyon formu kullanım kolaylığı sağlar. Hassas ciltler: Parfüm ve alkol içermeyen, hipoalerjenik seçenekler. ‘Sensitive skin’ ibaresine dikkat edilmeli! Leke ve renk düzensizliği olan ciltler: En az SPF 50+ koruma faktörü olan ve leke giderici aktifleri içeren güneş koruyucular. C vitamini ve niasinamid gibi antioksidan içerikler tercih edilmeli." Uzm. Dr. Hüseyin Başar son olarak; güneş kreminin her 2-3 saatte bir yenilenmesi gerektiğini hatırlatarak, "Cilt sağlığını korumak için doğru ürün seçimi kadar düzenli kullanım da hayati önem taşıyor. Ayrıca 10:00 - 16:00 saatleri arasında mümkün olduğunca güneşte kalınmamalı" şeklinde konuştu.
Vajinal enfeksiyonlarda ‘daraltma’ çözüm olabilir
30 Temmuz 2025 Çarşamba - 10:24 Vajinal enfeksiyonlarda ‘daraltma’ çözüm olabilir Memorial Kayseri Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Op. Dr. Filiz Dişçi, vajinanın esnekliğini kaybetmesi sonucunda oluşacak problemler ile ilgili bilgiler vererek, "Hastanın kronik vajinal enfeksiyonu gibi problemlerde kesinlikle vajinal operasyona ihtiyacı olabilir" dedi. Vajinadaki esneklik kaybının ve kurulukların fiziksel sorunlara yol açabileceğini söyleyen Op. Dr. Filiz Dişçi, "Vajinal daraltma ameliyatları, vajen esnek bir doku olduğu için yaşla birlikte ve normal doğumla hatta sadece normal vajinal doğum olması şart değil, sezaryen doğumlarla birlikte de vajinanın esnekliğini kaybetmesi ve işlevini kaybetmesinden dolayı yaptığımız daraltma ameliyatlarıdır. Vajinal kuruluk, özellikle menopoz döneminde bu östrojen hormonunun eksikliğine bağlı olarak ya da bazı hastalıklarla birlikte, sadece menopoz döneminde değil, bazı ilaçlar ve hastalıklarla birlikte vajende olması gereken sıvının olmaması ve kuruluğun oluşmasıyla birlikte yaşanan bir durumdur. Vajinal kuruluk aslında kulağa psikolojik bir sorunmuş gibi gelse de, aslında bu fiziksel sorunlara da yol açar vajinal enfeksiyonlara neden olabilir, ilişki sırasında problemlere yol açabilir. Bu kuruluktan dolayı tahrişlere sebep olabilir, aynı zamanda birçok soruna da sebebiyet verebilir. Vajinal kuruluk asla kendiliğinden geçmez. Eskiden kadınlar geldiğinde biz kayganlaştırıcı jeller veriyorduk ama artık rejeneratif tedavi dediğimiz bu hücre yenileyici tedavilerden bahsediyoruz. Artık bunların eğitimlerini alıyoruz, bu tedaviler uzun süreli etkiler sağlıyor" dedi. Dişçi, kronik enfeksiyon ve akıntı gibi problemlerde vajinal daraltmanın çözüm olabileceğini söyleyerek, "Genital beyazlatma, genital bölgedeki kararmadan şikayetçi olan hastalarımıza yaptığımız bir işlemdir. Ancak bunu alerjik olmayan ajanlarla yapıyoruz. Merdiven altı diye tabir ettiğimiz yerlerde genelde alerjik ajanlar veya genital bölgeyi yakan ajanlarla yapıldığı için, bu işlemlerin hastane şartlarında ve uzman bir hekim yardımıyla yapılması çok önemlidir. Vajinal daraltma ameliyatları, aslında tamamen kişinin doktorla birlikte karar verdiği bir durumdur. Sadece hastanın değil, sadece doktorun da değil, hasta ile doktorun birlikte karar verdiği ve neyden rahatsız olduğunu, tam olarak ne yaşadığını öğrenerek birlikte çözüm bulduğumuz bir durumdur. Yaş sınırı olarak genelde biz 18 yaş üstü diye kabul ediyoruz, üst sınırı yoktur. Vajinal daraltma ameliyatlarında, biz içeriden ameliyat yaptığımız için sadece dış bölgeyi değil iç kanalı da, mukozayı, kas tabakasını da daralttığımız için dikişleri asla göremezsiniz. Labioplasti iç dudakların ameliyatıdır ve genelde ben makas kesiğini tercih ediyorum. Çünkü lazerle yapılan kesilerde dokunun dış kenarları sertleştiği için, bu nedenle makas kesisi ve belli olmayan dikişler atıyoruz. Asla his kaybı yaşanmaz. Bazı durumlarda yaşanabiliyor doğru teknikle yapılmadığında, doğru şekilde ve doğru dikiş materyali kullanılmadığında his kaybı yaşanabiliyor ama onun dışında his kaybı yaşanmaz. Labioplasti ve vajinoplasti kesinlikle aynı anda yapılabilir. Zaten biz bu ameliyatları kombine ameliyatlar şeklinde yapıyoruz. Öncelikle hastanın problemini belirliyoruz, daha sonra da ikisinin birlikte ihtiyacı varsa aynı seansta yapabiliyoruz. Hastanın kronik vajinal enfeksiyonu var diyelim; akıntısı, kaşıntısı gibi problemleri var. Bu, vajendeki o açıklıktan kaynaklı olabilir ve hasta bunu fark etmeyebilir. Kesinlikle vajinal operasyona ihtiyacı olabilir. Öncelikle bunu belirlemeniz gerekiyor. Tabii ki çözüm olabilir" ifadelerini kullandı.
Tatil valiziniz omurganızı düşünsün
30 Temmuz 2025 Çarşamba - 10:18 Tatil valiziniz omurganızı düşünsün Seyahat etmeyi sevenlerin rutini olan valiz hazırlama eylemi, doğru adımlar izlenerek yapılmadığı takdirde omurga sağlığını riske atabilir. Bu nedenle doğru valiz hazırlamanın önemine dikkat çeken Medicana Sağlık Grubu Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Bölümü’nden Prof. Dr. Ömer Faruk Şendur, seyahat valizine ihtiyaç dışı fazla eşya alınmaması gerektiğinin altını çizerek, "Her ekstra ağırlık, omurganız için potansiyel bir tehdit demektir" dedi. Seyahat ederken doğru valiz hazırlamak hem omurganızı korumanıza fayda sağlıyor hem de seyahatinizin daha konforlu geçmesine yardımcı oluyor. Bu nedenle omurga dostu valiz hazırlamanın önemine vurgu yapan Medicana International İzmir Hastanesi Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanı Prof. Dr. Ömer Faruk Şendur, valiz hazırlarken dikkat edilmesi gerekenleri anlattı. İlk olarak valiz seçimine dikkat etmek gerektiğini söyleyen Prof. Dr. Şendur, "Mümkün olduğunca hafif bir valiz tercih edin. Valizin kendi ağırlığı ne kadar az olursa, içine koyduğunuz eşyalarla birlikte toplam ağırlık o kadar kabul edilebilir seviyede kalır. Tekerlekli bir valiz, özellikle büyük ve ağır eşyalar taşıyorsanız, omurganız üzerindeki yükü büyük ölçüde azaltacaktır. Çekme kolunun boyunuza uygun olduğundan ve rahat bir şekilde çekebileceğinizden emin olun. Eğer sırt çantası tercih ediyorsanız, bel ve göğüs kayışları olan, sırt desteği iyi bir model seçin. Ağırlığın eşit dağılması için bu kayışları doğru ayarlayın" diye konuştu. "Ağırlığı eşit şekilde dağıtın" Omurga dostu valiz hazırlamak için eşyaları, ağırlıkları dengeli ve eşit dağılacak şekilde yerleştirilmesi gerektiğini belirten Prof. Dr. Ömer Faruk Şendur, "Valizin tabanına en ağır eşyaları (kitap, ayakkabı vb.) yerleştirin. Bu, valizin ağırlık merkezini düşürerek daha dengeli olmasını sağlar ve taşırken daha az zorlanmanızı sağlar. Valizin her iki tarafına da eşit ağırlıkta eşya yerleştirmeye çalışın. Bu, valizin bir tarafa yığılmasını ve dengesizleşmesini önler. İhtiyacınız olmayan eşyaları yanınıza almaktan kaçının. Her ekstra ağırlık, omurganız için potansiyel bir yük demektir" sözlerini kaydetti. Ayrıca valiz hazırlamak kadar valizi taşımanın da önemli olduğunu dile getiren Prof. Dr. Şendur, "Valizi yerden kaldırırken dizlerinizi bükerek ve sırtınızı düz tutarak squat pozisyonunda eğilin. Valizi vücudunuza yakın tutarak kaldırın ve sırtınızdan değil, bacaklarınızdan güç alın. Valizi kısa mesafelerde taşırken, mümkünse iki elinizi de kullanarak ağırlığı iki kolunuza eşit şekilde dağıtın. Sırt çantanızı takarken, omuz askılarının çok sıkı veya çok gevşek olmadığından emin olun. Bel ve göğüs kayışlarını kullanarak ağırlığın kalça ve göğüs bölgesine dağılmasını sağlayın" ifadelerini kullandı. Seyahat konforunu artırmanın püf noktaları Tatil valizi hazırlarken omurga sağlığınızı korumak için bazı özel eşyaları da yanınıza almanızda fayda olacağını aktaran Prof. Dr. Ömer Faruk Şendur, sözlerine şöyle devam etti: "Özellikle uzun yolculuklarda boyun omurganızın doğal eğrisini desteklemek için ortopedik bir boyun yastığı vazgeçilmezdir. Bu yastıklar, boynunuzun yanlış pozisyonda kalmasını önleyerek boyun ağrısı ve tutulmalarını engeller. U şeklinde hafızalı köpük yastıklar genellikle en iyi seçeneklerdir. Eğer bel fıtığı gibi bir sorununuz varsa veya uzun süre oturmanız gereken bir seyahat planınız varsa, taşınabilir bir bel desteği yastığı veya minderi çok işinize yarar. Bu yastıklar, otururken bel boşluğunuzu destekleyerek omurganıza binen yükü azaltır ve doğru duruşu korumanıza yardımcı olabilir. Tatil boyunca çok yürüyecekseniz veya ayakta kalacaksanız, ortopedik tabanlı, rahat ve destekleyici ayakkabılar seçmek omurga sağlığınız için kritik öneme sahiptir. Yüksek topuklu veya düz, desteksiz ayakkabılardan kaçınarak omurganızdaki baskıyı azaltabilirsiniz. Ani bir ağrı veya kas spazmı durumunda kullanmak üzere, tek kullanımlık sıcak/soğuk kompres jelleri veya yeniden kullanılabilir bir jel paketi valizinizde bulunabilir. Bu tür ürünler, ağrıyı hafifletmek ve iltihabı azaltmak için acil durum çözümü sunar. Eğer doktorunuz tarafından önerilmişse veya belinizde hassasiyet varsa, hafif bir bel korsesi veya destekleyici bir kemer seyahat sırasında ek koruma sağlayabilir. Ancak bu tür ürünleri doktor tavsiyesi olmadan uzun süreli kullanmaktan kaçınmak önemlidir. Bu eşyalar, seyahat ederken omurganızın daha az zorlanmasına ve tatilinizi daha keyifli geçirmenize yardımcı olacaktır." Uzun süreli ağrılarda doktora başvurulmalı Ağır valiz taşımanın sonucunda omurganın ciddi zarar görebileceğini dile getiren Prof. Dr. Ömer Faruk Şendur, "Omurga, vücudumuzun ana destek yapısıdır ve yanlış taşıma teknikleri veya aşırı yüklenme, omurgayı oluşturan diskler, kaslar, bağlar ve eklemler üzerinde olumsuz etkilere yol açabilir" dedi. Prof. Dr. Şendur ağır valiz taşıma sonucu oluşabilecek rahatsızlıkları ise şöyle sıraladı: "Disk hasarı (fıtık), kas gerilmesi ve spazmları, duruş bozuklukları, sinir sıkışmaları, eklemlerde aşınma gibi sorunlarla karşılaşabilirsiniz." Tatil sırasında bir rahatsızlık hissedilmesi durumunda ilk olarak dinlenilmesi ve bu sırada vücudun gözlemlenmesi gerektiğini aktaran Prof. Dr. Ömer Faruk Şendur, sözlerini şöyle tamamladı: "Öncelikle vücudunuza dinlenmek için zaman tanıyın. Genellikle kısa süreli bel ağrıları birkaç gün içinde kendiliğinden geçebilir. Bu süreçte ağır kaldırmaktan, ani hareketlerden ve ağrıyı artıracak pozisyonlardan kaçının. Ağrının şiddetini, yerini ve ne zaman arttığını gözlemleyin. Ağrı şiddetliyse ve evde uyguladığınız yöntemlerle geçmiyorsa, 1 haftadan uzun sürüyorsa veya giderek kötüleşiyorsa, ağrıya ateş, titreme, açıklanamayan kilo kaybı eşlik ediyorsa, bacaklarda uyuşma, karıncalanma, güç kaybı veya refleks kaybı varsa mutlaka doktora başvurmalısınız."
Sağlıklı Hayat Merkezleri sigarayı bırakmak isteyenlere umut oluyor
30 Temmuz 2025 Çarşamba - 10:07 Sağlıklı Hayat Merkezleri sigarayı bırakmak isteyenlere umut oluyor Sigarayı bırakmak isteyen bireyler için umut ışığı olan Sağlıklı Hayat Merkezleri, Türkiye’nin dört bir yanında hayatlara dokunmaya devam ediyor. Erzurum’daki merkezde yürütülen destek süreci, bu hizmetlerin ne kadar etkili olduğunu bir kez daha ortaya koydu. Sağlıklı Hayat Merkezleri (SHM), bireylerin sağlıklı yaşam alışkanlıkları kazanmalarına destek olmak amacıyla Türkiye genelinde yaygınlaştırıldı. Bu merkezlerde yalnızca sigara bırakma hizmeti değil; beslenme danışmanlığı, fiziksel aktivite rehberliği, ruh sağlığı desteği, kanser taramaları ve kadın-çocuk sağlığına yönelik danışmanlık gibi çok sayıda ücretsiz hizmet sunuluyor. Son olarak sigarayı bırakmak isteyen Hayri Sebahattin Tuver, Erzurum’daki SHM’ye başvurarak bu yolda ilk adımı attı. ALO 171 Sigara Bırakma Danışma Hattı, MHRS ya da doğrudan başvuru yoluyla randevu alınabilen Sigara Bıraktırma Poliklinikleri, kişiye özel destek sunuyor. Merkezde karşılanan Tuver’in sigarayı bırakma isteği dikkatle dinlendi, bağımlılık düzeyini ölçmek amacıyla testler yapıldı ve karbonmonoksit (CO) ölçümüyle fiziksel etkiler değerlendirildi. Elde edilen verilere göre Tuver’e hem psikososyal destek hem de tıbbi destek içeren bir plan hazırlandı. Sigaranın yerine sağlıklı alışkanlıklar koymak amacıyla danışmanlık hizmeti sunuldu. Tedavi süreci, ilk kontrol muayenesi 5. günde olmakla birlikte muayene esnasında belirlenen zaman aralıklarıyla kontrol muayenelerinin devam edeceği anlatıldı. Dr. Didem Ayşegül Acar ve Hemşire Buket Öner koordinasyonunda yürütülen süreç, kişinin sigarayı bırakma kararlılığını güçlendirmeyi ve kalıcı sonuçlar elde etmeyi amaçlıyor. SHM’ler, tütünle mücadele alanındaki çalışmalara ek olarak; obeziteyle mücadele, hareketsiz yaşamın önlenmesi, sağlıklı beslenme, ruhsal destek, kanser taramaları ve üreme sağlığı danışmanlığı gibi hizmetlerle toplum sağlığının korunmasında kilit rol oynuyor.
Şırnak Sağlık-Sen heyeti, İdil Devlet Hastanesinde göreve yeni başlayan yöneticilerle görüştü
30 Temmuz 2025 Çarşamba - 10:05 Şırnak Sağlık-Sen heyeti, İdil Devlet Hastanesinde göreve yeni başlayan yöneticilerle görüştü Sağlık ve Sosyal Hizmet Çalışanları Sendikası (Sağlık-Sen) Şırnak Şube Başkanı ve yönetim kurulu üyeleri İdil Devlet Hastanesinde yeni göreve başlayan yöneticilerle bir araya gelerek sağlık çalışanlarının çalışma koşulları ve ilçenin sağlık altyapısı ile ilgili değerlendirmelerde bulundu. Sağlık-Sen Şırnak Şube Başkanı Sabgatullah Anmal, beraberindeki sendika yöneticileri, ilçe ve işyeri temsilcileri ile birlikte sözleşmesi yenilenen Sağlık Bakım Hizmetleri Müdürü Abdulgafur Öktem ve göreve yeni başlayan İdari ve Mali İşler Müdürü Mehmet Yalçın, Müdür Yardımcı Sabri Hamarat ve Birim Sorumlusu Dilan Baykal ile hastanedeki makamlarında bir araya geldi. Sağlık-Sen olarak yöneticilerle yakın diyalog içinde olmaya özen göstererek sağlık çalışanlarının talep ve beklentilerini ikili ilişkilerle çözmeye çalıştıklarını ifade eden Sağlık-Sen Şırnak Şube Başkanı Sabgatullah Anmal, sağlık hizmetinin ekip işi olduğunu söyledi. Anmal, "Yöneticilerin başarısı sağlık çalışanların rahat çalışma koşulların motivasyon ile işbirliğinden geçtiğine inanıyoruz. Bu bilinçle sahanın içinden gelen sağlık yöneticilerinin de bunu göz önünde bulunduracaklarına inanıyoruz" dedi.. Başhekim Dr. Bilal Baykal ve Başhekim Yardımcısı Dt. Mutalip Bulut ile de bir araya gelen Anmal "İlçede sağlık altyapısının güçlenmesi için sağlık çalışanları ile yöneticilerin gösterdiği yoğun performansın vatandaşlarımıza da kaliteli sağlık hizmeti sunmalarına vesile oluyor. Bunun yanında da yapımları devam eden yeni sağlık tesislerinin hizmete sunulması ile fiziki olarak rahat bir nefes alacağımıza inanıyoruz" şeklinde konuştu. Görevlerine yeniden devam eden ve yeni başlayan yöneticilerde Sağlık-Sen heyetinin ziyaretinden duyduğu memnuniyeti dile getirerek teşekkür etti.