Son Dakika
|
Endonezya’da yolcu otobüsü ile akaryakıt tankeri çarpıştı: 16 ölü, 4 yaralı
Cinayete kurban giden Kübra Yapıcı’nın ailesi: "10 kez müebbet alsınlar"
Kübra Yapıcı cinayetinde kan donduran detaylar
TCG Anadolu ve denizaltı SAHA EXPO kapsamında İstanbul’da
Bayraktar Kızılelma Endonezya yolcusu
BioNTech, Covid-19 aşısının üretimini durduruyor
Borsa İstanbul’da yeni rekor
CHP Kurultayı davası 1 Temmuz’a ertelendi
Artvin’de Sarp Sınır Kapısı yolunda heyelan
'rüşvet alma', 'rüşveti temin etme', 'irtikap
Abone
Gündem
Politika
Ekonomi
Dünya
Asayiş
Spor
Video
Yerel
Belgesel
Daha
Fotogaleri
Aktüel
Sağlık
Çevre
Magazin
Kültür Sanat
Eğitim
Teknoloji
Hava Durumu
Tüm Haberler
Tüm Manşetler
RSS
Abone
Gündem
Politika
Ekonomi
Dünya
Asayiş
Spor
Video
Yerel
Belgesel
Daha
Fotogaleri
Aktüel
Sağlık
Çevre
Magazin
Kültür Sanat
Eğitim
Teknoloji
Hava Durumu
Tüm Haberler
Tüm Manşetler
RSS
Whatsapp
İHA Kurumsal
EN
Taiwan’s Epic Spiritual Journey with the Sea Goddess Mazu
İsrail, Beyrut’u vurdu: 2 ölü, 7 yaralı
Aracın hurdaya döndüğü kazayı burnu bile kanamadan atlattı
İlkay Akkaya konserinde bayraklı protestoda bulunan öğrencilere saldırı
Cumhurbaşkanı Erdoğan, Cezayir Cumhurbaşkanı Tebbun’u karşıladı
İçişleri Bakanı Çiftçi, subay ve astsubay adaylarıyla bir araya geldi
İran Meclis Başkanı Galibaf’tan halka birlik çağrısı
Cumhurbaşkanı Erdoğan, Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Ferhan’ı kabul etti
SAĞLIK
Bayburt’ta öğrencilere "Sağlıklı Çocuk, Sağlıklı Gelecek" eğitimi verildi
07 Mayıs 2026 Perşembe - 11:37:09
"Sağlıklı Çocuk, Sağlıklı Gelecek" Projesi kapsamında Bayburt Maden Anaokulu ve İlkokulu’nda öğrencilere yönelik sağlık eğitimi gerçekleştirildi. Bayburt İl Sağlık Müdürlüğü ile İl Milli Eğitim Müdürlüğü arasında yapılan protokol çerçevesinde düzenlenen etkinlikte sağlık ekipleri okulda öğrencilere çeşitli konularda bilgilendirme yaptı. Programda 112 Acil Sağlık Hizmetleri tanıtılırken, bulaşıcı hastalıklardan korunma yolları, hijyen ve kişisel temizlik uygulamaları ile ağız ve diş sağlığı konularında eğitim verildi. Eğitimler, çeşitli etkinliklerle desteklendi. Etkinlik öğrenciler tarafından ilgiyle karşılanırken, program sonunda öğrencilere "Sağlık Elçileri" belgeleri, ağız ve diş bakım setleri ile çeşitli eğitim materyalleri dağıtıldı.
07 Mayıs 2026 Perşembe - 11:36
Emet’te sahipli kedi ve köpeklere mikroçip uygulaması, kimliklendirme ve pasaport tahsisi işlemleri
Emet İlçe Tarım ve Orman Müdürlüğü personeli tarafından sahipli kedi ve köpeklere yönelik mikroçip uygulaması kapsamında kimliklendirme ve pasaport tahsis işlemleri gerçekleştirildi. Yapılan uygulamalarla ev hayvanlarının kayıt altına alınması, takiplerinin sağlanması ve muhtemel kaybolma durumlarında sahiplerine daha kolay ulaştırılması amaçlanıyor. Ayrıca mikroçip sistemi sayesinde hayvanların sağlık ve sahiplik bilgilerinin güvenli şekilde kayıt altında tutulduğu belirtildi.
07 Mayıs 2026 Perşembe - 11:20
Sedef hastalığı kalbi tehdit edebilir
Halk arasında sadece bir ‘cilt döküntüsü’ olarak bilinen sedef hastalığı (psoriasis), aslında bağışıklık sisteminden kalp sağlığına kadar tüm vücudu etkileyebilen kronik bir süreci kapsıyor. Sedef hastalığının bulaşıcı olmadığını belirten Medicana Sağlık Grubu Dermatoloji Bölümü’nden Prof. Dr. Neslihan Şendur, hastalığın tedavi edilmediğinde eklemlerde kalıcı hasara yol açabileceğini, kalp damar hastalıklarına zemin hazırlayabileceğini belirterek uyardı. Deri üzerinde gümüş renkli, parlak pullanmalarla kendini gösteren ve adını bu görüntüsünden alan sedef hastalığı (psoriasis), dünya genelinde milyonlarca kişinin yaşam kalitesini etkiliyor. Medicana International İzmir Hastanesi Dermatoloji Uzmanı Prof. Dr. Neslihan Şendur, sedefin sadece estetik bir kaygı değil, vücudun içten dışa verdiği kronik bir ‘enflamasyon’ sinyali olarak kabul edildiğini belirtti. Prof. Dr. Neslihan Şendur, deri, saçlı deri ve tırnakları etkileyen bu hastalığın doğumdan itibaren her yaşta görülebileceğini ancak genellikle genç erişkinlik döneminde başladığını ifade etti. Sedef hastalığının nedeninin tam olarak bilinmediğini ancak genetik faktörlerin önemli rol oynadığını vurgulayan Prof. Dr. Neslihan Şendur, "Hastalığın genetik temelini inceleyen çalışmalar, oluşumunda tek bir genin değil, birden çok sayıda genin rolü olduğunu göstermektedir. Ortaya çıkışında veya alevlenmesinde fiziksel, kimyasal ve ruhsal travmalar, çeşitli enfeksiyonlar, stres, bazı ilaçlar, güneş ışığı ve iklim değişiklikleri gibi birçok faktör tetikleyici olmaktadır. Ayrıca son yıllarda obezite, diyabet, hipertansiyon ve koroner kalp hastalığı gibi sistemik sorunlar da bu sürece eşlik eden önemli faktörler arasına eklenmiştir" dedi. Hastalığın tetikleyicisi stres Sedef hastalığının bulaşıcı olmadığını, hastalığın belirli bir gen ile aktarılmadığı için genetik hastalıklar arasında da yer almadığını vurgulayan Prof. Dr. Neslihan Şendur, hastalık en önemli tetikleyicisinin stres olduğunu belirtti. Şendur, "Stres sedef hastalığını başlatan ve artıran önemli bir faktördür. Araştırmalar duygusal faktörlerin sedef hastalığının oluşumunda, hastalığın şiddetlenmesinde çok önemli bir etken olduğunu göstermektedir. Beslenme, hastalar tarafından çok üzerinde durulan ve sorulan bir durum. Akdeniz tipi beslenme, Omega-3 yağ asitleri, taze sebze ve meyve önerilen gıdalardır. Hastalığın seyri ve özellikleri nedeni ile eşlik eden insülin direnci, hipertansiyon, obezite, kalp-damar hastalıklarının kontrolü açısından da şeker, karbonhidrat, alkol, sigara, işlenmiş gıdalar ve benzerlerinden korunmak gerekir. Düzenli egzersiz ve Akdeniz diyeti ile beslenme tedavileri destekler ve eşlik edebilecek hastalıkları kontrol eder" açıklamasını yaptı. Sedef için tek bir reçete mümkün değil Sedef hastalığının tedavisinde tek bir reçetenin mümkün olmadığını ifade eden Prof. Dr. Neslihan Şendur, sözlerine şöyle devam etti: "Sedef hastalığında standart bir tedavi yoktur. Seçilen tedaviler hastaların yaşına, hastalığın tipine, yaygınlığına, daha önce aldığı tedavilere ve eşlik eden hastalıklarına bağlı olarak değişir. Tedavi belirlenmeden önce hastanın çalışma düzeninden ekonomik durumuna kadar birçok parametre gözden geçirilir. Özellikle uzun süreli ve yaygın hastalığı olan, yaşam kalitesi bozulan ve diğer tedavilere yanıt vermeyen hastalarda biyolojik tedaviler büyük önem kazanmıştır. Ayrıca topikal ilaçlara yanıt vermeyen veya sistemik tedavi alamayan hastalarda, özellikle çocuklarda fototerapi (ışık tedavisi) hala güncelliğini koruyan başarılı bir yöntemdir. Sedef, sadece bir deri hastalığı değildir; tedavi edilmediğinde kalp ve damar hastalıkları, diyabet ve metabolik sendrom riskini artırır. Ayrıca hastaların yüzde 5-30’unda gelişebilen psoriatik artrit (sedef romatizması), eklemlerde kalıcı ve dejeneratif hasarlar bırakabilir. Bu nedenle erken tanı hayati önem taşır." İzmir gibi bölgelerin iklimsel avantajına da değinen Şendur, "Sedef hastalığı, iklim değişikliklerinden etkilenen bir hastalık. İzmir gibi nemli ve güneşli iklim özellikleri hastalar için yararlı olacaktır. Güneşin ve sedanter yani stressiz, sakin yaşamın tedaviye olumlu etkileri vardır" dedi. Doktorun önerdiği ürünler kullanılmalı Sedef hastalığının uygun tedavi ile iyileştirilebileceğini ancak tedavi kesildiğinde hastalığın herhangi bir nedenle yeniden başlayabileceğini belirten Prof. Dr. Neslihan Şendur, hastalığın tedavi yöntemleri ve yeni gelişmeler hakkında bilgi verdi. Prof. Dr. Neslihan Şendur, "Hastalığın ortaya çıkış nedenleri ve gelişim mekanizmasına uygun hedef tedaviler geliştirilmeye devam ediliyor. En önemli konu hastalığın kontrolü ile remisyonun sağlanabileceği konusunda kişilerin eğitilmesi, risk faktörleri konusunda uyarılmasıdır. Bazen hastalığın spontan iyileşebilmesinin yanı sıra hastalığın tekrarlayıcı olduğu ve hayat boyu süreceği konusunun vurgulanması da hastaların tedaviden beklentileri konusunda önemlidir" diye konuştu. Bitkisel çözümlerin hekime danışılmadan uygulanmasının hastalık sürecine olumsuz yansıyabileceğinin altını çizen Prof. Dr. Neslihan Şendur, hastaların özellikle banyoda deri bütünlüğünü bozacak uygulamalardan kaçınması gerektiğini ve dermatoloji uzmanlarının önerdiği krem, nemlendirici gibi bakım ürünlerini kullanmaları gerektiğini söyledi.
07 Mayıs 2026 Perşembe - 11:02
GAÜN Hastanesi’nde Dünya Ebeler Günü Paneli düzenlendi
Gaziantep Üniversitesi (GAÜN) Hastanesi’nde Dünya Ebeler Günü kapsamında "Geleceğe Yatırım: Bir Milyon Daha Fazla Ebe" başlıklı panel düzenlendi. GAÜN Sağlık Bilimleri Fakültesi, GAÜN Hastanesi ve Gaziantep Büyükşehir Belediyesi iş birliğiyle gerçekleştirilen etkinlik, yoğun katılımla GAÜN Hastanesi oditoryumunda gerçekleştirildi. GAÜN Hastanesi Başhekim Yardımcısı Doç. Dr. Derya Aydın Şahin’in de katıldığı panelde; akademisyenler, sağlık çalışanları ve öğrencilerin yanı sıra alanında uzman isimler konuşmacı olarak yer aldı. Program kapsamında; Gaziantep Büyükşehir Belediyesi Başkan Vekili Zehra Ünal, Çukurova Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Ebelik Bölümü’nden Doç. Dr. Burcu Avcıbay Vurgeç, Prof. Dr. Şule Gökaydız Sürücü, Şehitkamil İlçe Sağlık Müdürlüğü’nden Dr. Elif İmran Arpacı Kızıldağ ve Gaziantep Büyükşehir Belediyesi Engelli, Yaşlı ve Sağlık Hizmetleri Daire Başkanı Yusuf Çelebi konuşmacı olarak yer aldı. Açılışta konuşan GAÜN Sağlık Bilimleri Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Haluk Şen, ebelik mesleğinin insan hayatının en hassas anlarında büyük sorumluluk üstlendiğini belirterek, "Ebelik; yalnızca klinik bir görev değil, bilgi, deneyim ve insani yaklaşımın bir araya geldiği özel bir meslektir. Sağlıklı toplumlar, güçlü birinci basamak sağlık hizmetleri ve nitelikli insan kaynağıyla mümkündür. Ebeler bu yapının en kritik unsurlarındandır" dedi. GAÜN Sağlık Bilimleri Fakültesi Ebelik Bölüm Başkanı Doç. Dr. Semra Çevik ise konuşmasında, Dünya Ebeler Günü’nün mesleğin önemini vurgulamak adına önemli bir fırsat olduğunu ifade ederek, "Bir milyon daha fazla ebe çağrısı; annelerin güvenli doğumlara erişimi ve yenidoğanların sağlıklı bir başlangıç yapabilmesi için hayati bir gerekliliğe işaret etmektedir" diye konuştu. Panelde, ebelik mesleğinin mevcut durumu, toplum sağlığındaki rolü ve gelecekteki ihtiyaçlar ele alınırken, sahadan deneyimler ve akademik bilgiler katılımcılarla paylaşıldı. Düzenlenen panel, soru-cevap bölümünün ardından sona erdi.
Çok Okunan Kategori Haberleri
1
06 Mayıs 2026 Çarşamba- 09:16
Diş eti hastalıkları Alzheimer’a neden olabiliyor
2
06 Mayıs 2026 Çarşamba- 10:21
Opr. Dr. Zaim: "Bahar aylarında göz şikayetleri artabilir"
3
06 Mayıs 2026 Çarşamba- 14:37
Van’da gebe anneye aynı anda hem sezaryen hem beyin ameliyatı yapıldı
4
06 Mayıs 2026 Çarşamba- 10:56
Uzmanı uyardı: "Rota virüsünden korunmada en etkili yöntem aşıdır"
5
05 Mayıs 2026 Salı- 22:34
Kayseri Devlet Hastanesi’nde ‘el hijyeni’ eğitimi
30 Temmuz 2025 Çarşamba - 11:21
Güneş kremi seçimine ve kullanımına dikkat
Cildiye Uzmanı Dr. Hüseyin Başar, güneş koruyucu uyarısı yaparak, "Güneş kremini sadece yazın değil, yıl boyunca düzenli kullanmak gerekiyor" dedi. Kavurucu sıcaklar cilt sağlığını tehdit ediyor. Bugünlerde etkisini artıran sıcak hava dalgası, termometrelerin 40 dereceyi aşmasına neden oldu. Vatandaşlar serinlemek için sahil ve havuzlara akın ederken, Samsun Büyük Anadolu Hastaneleri Cildiye Uzmanı Dr. Hüseyin Başar, güneşin zararlı etkilerine karşı uyarılarda bulundu. "Güneş ışınlarına uzun süre maruz kalmak, ciltte erken yaşlanma, lekelenme ve hatta cilt kanseri riskini artırabilir" diyen Doktor Başar, güneş kremi kullanımının sadece yaz aylarında değil, yıl boyunca alışkanlık haline getirilmesi gerektiğini vurguladı. Dr. Hüseyin Başar, cilt tipine göre güneş koruyucu seçimi hakkında şu tavsiyelerde bulundu: "Yağlı ve akneye eğilimli ciltler: Gözenekleri tıkamayan (non-komedojenik), oil-free ürünler Jel, mat bitişli veya sprey formüller. Kuru ciltler: Nemlendirici özelliği yüksek, krem formundaki güneş koruyucular. Hyaluronik asit ve E vitamini gibi destekleyici bileşenler. Güneş koruyucu + nemlendirici içeren ürünler tercih edilebilir. Karma ciltler: Su bazlı, hafif yapılı güneş kremleri. T bölgesini kontrol eden, yanakları kurutmayan formüller. Sprey veya losyon formu kullanım kolaylığı sağlar. Hassas ciltler: Parfüm ve alkol içermeyen, hipoalerjenik seçenekler. ‘Sensitive skin’ ibaresine dikkat edilmeli! Leke ve renk düzensizliği olan ciltler: En az SPF 50+ koruma faktörü olan ve leke giderici aktifleri içeren güneş koruyucular. C vitamini ve niasinamid gibi antioksidan içerikler tercih edilmeli." Uzm. Dr. Hüseyin Başar son olarak; güneş kreminin her 2-3 saatte bir yenilenmesi gerektiğini hatırlatarak, "Cilt sağlığını korumak için doğru ürün seçimi kadar düzenli kullanım da hayati önem taşıyor. Ayrıca 10:00 - 16:00 saatleri arasında mümkün olduğunca güneşte kalınmamalı" şeklinde konuştu.
30 Temmuz 2025 Çarşamba - 11:20
Sabri Ülker Vakfı’ndan hipertansiyon hastalarına yaz aylarında sağlıklı yaşam uyarısı
Sabri Ülker Vakfı, yaz sıcaklarının hipertansiyon hastalarında sıvı-tuz dengesini olumsuz etkileyebileceğine dikkat çekerek, bu dönemde günlük sodyum alımının Dünya Sağlık Örgütü’nün önerdiği düzeylerde (günde
30 Temmuz 2025 Çarşamba - 10:24
Vajinal enfeksiyonlarda ‘daraltma’ çözüm olabilir
Memorial Kayseri Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Op. Dr. Filiz Dişçi, vajinanın esnekliğini kaybetmesi sonucunda oluşacak problemler ile ilgili bilgiler vererek, "Hastanın kronik vajinal enfeksiyonu gibi problemlerde kesinlikle vajinal operasyona ihtiyacı olabilir" dedi. Vajinadaki esneklik kaybının ve kurulukların fiziksel sorunlara yol açabileceğini söyleyen Op. Dr. Filiz Dişçi, "Vajinal daraltma ameliyatları, vajen esnek bir doku olduğu için yaşla birlikte ve normal doğumla hatta sadece normal vajinal doğum olması şart değil, sezaryen doğumlarla birlikte de vajinanın esnekliğini kaybetmesi ve işlevini kaybetmesinden dolayı yaptığımız daraltma ameliyatlarıdır. Vajinal kuruluk, özellikle menopoz döneminde bu östrojen hormonunun eksikliğine bağlı olarak ya da bazı hastalıklarla birlikte, sadece menopoz döneminde değil, bazı ilaçlar ve hastalıklarla birlikte vajende olması gereken sıvının olmaması ve kuruluğun oluşmasıyla birlikte yaşanan bir durumdur. Vajinal kuruluk aslında kulağa psikolojik bir sorunmuş gibi gelse de, aslında bu fiziksel sorunlara da yol açar vajinal enfeksiyonlara neden olabilir, ilişki sırasında problemlere yol açabilir. Bu kuruluktan dolayı tahrişlere sebep olabilir, aynı zamanda birçok soruna da sebebiyet verebilir. Vajinal kuruluk asla kendiliğinden geçmez. Eskiden kadınlar geldiğinde biz kayganlaştırıcı jeller veriyorduk ama artık rejeneratif tedavi dediğimiz bu hücre yenileyici tedavilerden bahsediyoruz. Artık bunların eğitimlerini alıyoruz, bu tedaviler uzun süreli etkiler sağlıyor" dedi. Dişçi, kronik enfeksiyon ve akıntı gibi problemlerde vajinal daraltmanın çözüm olabileceğini söyleyerek, "Genital beyazlatma, genital bölgedeki kararmadan şikayetçi olan hastalarımıza yaptığımız bir işlemdir. Ancak bunu alerjik olmayan ajanlarla yapıyoruz. Merdiven altı diye tabir ettiğimiz yerlerde genelde alerjik ajanlar veya genital bölgeyi yakan ajanlarla yapıldığı için, bu işlemlerin hastane şartlarında ve uzman bir hekim yardımıyla yapılması çok önemlidir. Vajinal daraltma ameliyatları, aslında tamamen kişinin doktorla birlikte karar verdiği bir durumdur. Sadece hastanın değil, sadece doktorun da değil, hasta ile doktorun birlikte karar verdiği ve neyden rahatsız olduğunu, tam olarak ne yaşadığını öğrenerek birlikte çözüm bulduğumuz bir durumdur. Yaş sınırı olarak genelde biz 18 yaş üstü diye kabul ediyoruz, üst sınırı yoktur. Vajinal daraltma ameliyatlarında, biz içeriden ameliyat yaptığımız için sadece dış bölgeyi değil iç kanalı da, mukozayı, kas tabakasını da daralttığımız için dikişleri asla göremezsiniz. Labioplasti iç dudakların ameliyatıdır ve genelde ben makas kesiğini tercih ediyorum. Çünkü lazerle yapılan kesilerde dokunun dış kenarları sertleştiği için, bu nedenle makas kesisi ve belli olmayan dikişler atıyoruz. Asla his kaybı yaşanmaz. Bazı durumlarda yaşanabiliyor doğru teknikle yapılmadığında, doğru şekilde ve doğru dikiş materyali kullanılmadığında his kaybı yaşanabiliyor ama onun dışında his kaybı yaşanmaz. Labioplasti ve vajinoplasti kesinlikle aynı anda yapılabilir. Zaten biz bu ameliyatları kombine ameliyatlar şeklinde yapıyoruz. Öncelikle hastanın problemini belirliyoruz, daha sonra da ikisinin birlikte ihtiyacı varsa aynı seansta yapabiliyoruz. Hastanın kronik vajinal enfeksiyonu var diyelim; akıntısı, kaşıntısı gibi problemleri var. Bu, vajendeki o açıklıktan kaynaklı olabilir ve hasta bunu fark etmeyebilir. Kesinlikle vajinal operasyona ihtiyacı olabilir. Öncelikle bunu belirlemeniz gerekiyor. Tabii ki çözüm olabilir" ifadelerini kullandı.
30 Temmuz 2025 Çarşamba - 10:18
Tatil valiziniz omurganızı düşünsün
Seyahat etmeyi sevenlerin rutini olan valiz hazırlama eylemi, doğru adımlar izlenerek yapılmadığı takdirde omurga sağlığını riske atabilir. Bu nedenle doğru valiz hazırlamanın önemine dikkat çeken Medicana Sağlık Grubu Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Bölümü’nden Prof. Dr. Ömer Faruk Şendur, seyahat valizine ihtiyaç dışı fazla eşya alınmaması gerektiğinin altını çizerek, "Her ekstra ağırlık, omurganız için potansiyel bir tehdit demektir" dedi. Seyahat ederken doğru valiz hazırlamak hem omurganızı korumanıza fayda sağlıyor hem de seyahatinizin daha konforlu geçmesine yardımcı oluyor. Bu nedenle omurga dostu valiz hazırlamanın önemine vurgu yapan Medicana International İzmir Hastanesi Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanı Prof. Dr. Ömer Faruk Şendur, valiz hazırlarken dikkat edilmesi gerekenleri anlattı. İlk olarak valiz seçimine dikkat etmek gerektiğini söyleyen Prof. Dr. Şendur, "Mümkün olduğunca hafif bir valiz tercih edin. Valizin kendi ağırlığı ne kadar az olursa, içine koyduğunuz eşyalarla birlikte toplam ağırlık o kadar kabul edilebilir seviyede kalır. Tekerlekli bir valiz, özellikle büyük ve ağır eşyalar taşıyorsanız, omurganız üzerindeki yükü büyük ölçüde azaltacaktır. Çekme kolunun boyunuza uygun olduğundan ve rahat bir şekilde çekebileceğinizden emin olun. Eğer sırt çantası tercih ediyorsanız, bel ve göğüs kayışları olan, sırt desteği iyi bir model seçin. Ağırlığın eşit dağılması için bu kayışları doğru ayarlayın" diye konuştu. "Ağırlığı eşit şekilde dağıtın" Omurga dostu valiz hazırlamak için eşyaları, ağırlıkları dengeli ve eşit dağılacak şekilde yerleştirilmesi gerektiğini belirten Prof. Dr. Ömer Faruk Şendur, "Valizin tabanına en ağır eşyaları (kitap, ayakkabı vb.) yerleştirin. Bu, valizin ağırlık merkezini düşürerek daha dengeli olmasını sağlar ve taşırken daha az zorlanmanızı sağlar. Valizin her iki tarafına da eşit ağırlıkta eşya yerleştirmeye çalışın. Bu, valizin bir tarafa yığılmasını ve dengesizleşmesini önler. İhtiyacınız olmayan eşyaları yanınıza almaktan kaçının. Her ekstra ağırlık, omurganız için potansiyel bir yük demektir" sözlerini kaydetti. Ayrıca valiz hazırlamak kadar valizi taşımanın da önemli olduğunu dile getiren Prof. Dr. Şendur, "Valizi yerden kaldırırken dizlerinizi bükerek ve sırtınızı düz tutarak squat pozisyonunda eğilin. Valizi vücudunuza yakın tutarak kaldırın ve sırtınızdan değil, bacaklarınızdan güç alın. Valizi kısa mesafelerde taşırken, mümkünse iki elinizi de kullanarak ağırlığı iki kolunuza eşit şekilde dağıtın. Sırt çantanızı takarken, omuz askılarının çok sıkı veya çok gevşek olmadığından emin olun. Bel ve göğüs kayışlarını kullanarak ağırlığın kalça ve göğüs bölgesine dağılmasını sağlayın" ifadelerini kullandı. Seyahat konforunu artırmanın püf noktaları Tatil valizi hazırlarken omurga sağlığınızı korumak için bazı özel eşyaları da yanınıza almanızda fayda olacağını aktaran Prof. Dr. Ömer Faruk Şendur, sözlerine şöyle devam etti: "Özellikle uzun yolculuklarda boyun omurganızın doğal eğrisini desteklemek için ortopedik bir boyun yastığı vazgeçilmezdir. Bu yastıklar, boynunuzun yanlış pozisyonda kalmasını önleyerek boyun ağrısı ve tutulmalarını engeller. U şeklinde hafızalı köpük yastıklar genellikle en iyi seçeneklerdir. Eğer bel fıtığı gibi bir sorununuz varsa veya uzun süre oturmanız gereken bir seyahat planınız varsa, taşınabilir bir bel desteği yastığı veya minderi çok işinize yarar. Bu yastıklar, otururken bel boşluğunuzu destekleyerek omurganıza binen yükü azaltır ve doğru duruşu korumanıza yardımcı olabilir. Tatil boyunca çok yürüyecekseniz veya ayakta kalacaksanız, ortopedik tabanlı, rahat ve destekleyici ayakkabılar seçmek omurga sağlığınız için kritik öneme sahiptir. Yüksek topuklu veya düz, desteksiz ayakkabılardan kaçınarak omurganızdaki baskıyı azaltabilirsiniz. Ani bir ağrı veya kas spazmı durumunda kullanmak üzere, tek kullanımlık sıcak/soğuk kompres jelleri veya yeniden kullanılabilir bir jel paketi valizinizde bulunabilir. Bu tür ürünler, ağrıyı hafifletmek ve iltihabı azaltmak için acil durum çözümü sunar. Eğer doktorunuz tarafından önerilmişse veya belinizde hassasiyet varsa, hafif bir bel korsesi veya destekleyici bir kemer seyahat sırasında ek koruma sağlayabilir. Ancak bu tür ürünleri doktor tavsiyesi olmadan uzun süreli kullanmaktan kaçınmak önemlidir. Bu eşyalar, seyahat ederken omurganızın daha az zorlanmasına ve tatilinizi daha keyifli geçirmenize yardımcı olacaktır." Uzun süreli ağrılarda doktora başvurulmalı Ağır valiz taşımanın sonucunda omurganın ciddi zarar görebileceğini dile getiren Prof. Dr. Ömer Faruk Şendur, "Omurga, vücudumuzun ana destek yapısıdır ve yanlış taşıma teknikleri veya aşırı yüklenme, omurgayı oluşturan diskler, kaslar, bağlar ve eklemler üzerinde olumsuz etkilere yol açabilir" dedi. Prof. Dr. Şendur ağır valiz taşıma sonucu oluşabilecek rahatsızlıkları ise şöyle sıraladı: "Disk hasarı (fıtık), kas gerilmesi ve spazmları, duruş bozuklukları, sinir sıkışmaları, eklemlerde aşınma gibi sorunlarla karşılaşabilirsiniz." Tatil sırasında bir rahatsızlık hissedilmesi durumunda ilk olarak dinlenilmesi ve bu sırada vücudun gözlemlenmesi gerektiğini aktaran Prof. Dr. Ömer Faruk Şendur, sözlerini şöyle tamamladı: "Öncelikle vücudunuza dinlenmek için zaman tanıyın. Genellikle kısa süreli bel ağrıları birkaç gün içinde kendiliğinden geçebilir. Bu süreçte ağır kaldırmaktan, ani hareketlerden ve ağrıyı artıracak pozisyonlardan kaçının. Ağrının şiddetini, yerini ve ne zaman arttığını gözlemleyin. Ağrı şiddetliyse ve evde uyguladığınız yöntemlerle geçmiyorsa, 1 haftadan uzun sürüyorsa veya giderek kötüleşiyorsa, ağrıya ateş, titreme, açıklanamayan kilo kaybı eşlik ediyorsa, bacaklarda uyuşma, karıncalanma, güç kaybı veya refleks kaybı varsa mutlaka doktora başvurmalısınız."
30 Temmuz 2025 Çarşamba - 10:17
Türkiye’de doğuşta beklenen yaşam süresi 78,1 yıl oldu
Doğuşta beklenen yaşam süresi Türkiye’de 2021-2023 döneminde 77,3 yıl iken 2022-2024 döneminde 78,1 yıl oldu.
30 Temmuz 2025 Çarşamba - 10:07
Sağlıklı Hayat Merkezleri sigarayı bırakmak isteyenlere umut oluyor
Sigarayı bırakmak isteyen bireyler için umut ışığı olan Sağlıklı Hayat Merkezleri, Türkiye’nin dört bir yanında hayatlara dokunmaya devam ediyor. Erzurum’daki merkezde yürütülen destek süreci, bu hizmetlerin ne kadar etkili olduğunu bir kez daha ortaya koydu. Sağlıklı Hayat Merkezleri (SHM), bireylerin sağlıklı yaşam alışkanlıkları kazanmalarına destek olmak amacıyla Türkiye genelinde yaygınlaştırıldı. Bu merkezlerde yalnızca sigara bırakma hizmeti değil; beslenme danışmanlığı, fiziksel aktivite rehberliği, ruh sağlığı desteği, kanser taramaları ve kadın-çocuk sağlığına yönelik danışmanlık gibi çok sayıda ücretsiz hizmet sunuluyor. Son olarak sigarayı bırakmak isteyen Hayri Sebahattin Tuver, Erzurum’daki SHM’ye başvurarak bu yolda ilk adımı attı. ALO 171 Sigara Bırakma Danışma Hattı, MHRS ya da doğrudan başvuru yoluyla randevu alınabilen Sigara Bıraktırma Poliklinikleri, kişiye özel destek sunuyor. Merkezde karşılanan Tuver’in sigarayı bırakma isteği dikkatle dinlendi, bağımlılık düzeyini ölçmek amacıyla testler yapıldı ve karbonmonoksit (CO) ölçümüyle fiziksel etkiler değerlendirildi. Elde edilen verilere göre Tuver’e hem psikososyal destek hem de tıbbi destek içeren bir plan hazırlandı. Sigaranın yerine sağlıklı alışkanlıklar koymak amacıyla danışmanlık hizmeti sunuldu. Tedavi süreci, ilk kontrol muayenesi 5. günde olmakla birlikte muayene esnasında belirlenen zaman aralıklarıyla kontrol muayenelerinin devam edeceği anlatıldı. Dr. Didem Ayşegül Acar ve Hemşire Buket Öner koordinasyonunda yürütülen süreç, kişinin sigarayı bırakma kararlılığını güçlendirmeyi ve kalıcı sonuçlar elde etmeyi amaçlıyor. SHM’ler, tütünle mücadele alanındaki çalışmalara ek olarak; obeziteyle mücadele, hareketsiz yaşamın önlenmesi, sağlıklı beslenme, ruhsal destek, kanser taramaları ve üreme sağlığı danışmanlığı gibi hizmetlerle toplum sağlığının korunmasında kilit rol oynuyor.
30 Temmuz 2025 Çarşamba - 10:05
Şırnak Sağlık-Sen heyeti, İdil Devlet Hastanesinde göreve yeni başlayan yöneticilerle görüştü
Sağlık ve Sosyal Hizmet Çalışanları Sendikası (Sağlık-Sen) Şırnak Şube Başkanı ve yönetim kurulu üyeleri İdil Devlet Hastanesinde yeni göreve başlayan yöneticilerle bir araya gelerek sağlık çalışanlarının çalışma koşulları ve ilçenin sağlık altyapısı ile ilgili değerlendirmelerde bulundu. Sağlık-Sen Şırnak Şube Başkanı Sabgatullah Anmal, beraberindeki sendika yöneticileri, ilçe ve işyeri temsilcileri ile birlikte sözleşmesi yenilenen Sağlık Bakım Hizmetleri Müdürü Abdulgafur Öktem ve göreve yeni başlayan İdari ve Mali İşler Müdürü Mehmet Yalçın, Müdür Yardımcı Sabri Hamarat ve Birim Sorumlusu Dilan Baykal ile hastanedeki makamlarında bir araya geldi. Sağlık-Sen olarak yöneticilerle yakın diyalog içinde olmaya özen göstererek sağlık çalışanlarının talep ve beklentilerini ikili ilişkilerle çözmeye çalıştıklarını ifade eden Sağlık-Sen Şırnak Şube Başkanı Sabgatullah Anmal, sağlık hizmetinin ekip işi olduğunu söyledi. Anmal, "Yöneticilerin başarısı sağlık çalışanların rahat çalışma koşulların motivasyon ile işbirliğinden geçtiğine inanıyoruz. Bu bilinçle sahanın içinden gelen sağlık yöneticilerinin de bunu göz önünde bulunduracaklarına inanıyoruz" dedi.. Başhekim Dr. Bilal Baykal ve Başhekim Yardımcısı Dt. Mutalip Bulut ile de bir araya gelen Anmal "İlçede sağlık altyapısının güçlenmesi için sağlık çalışanları ile yöneticilerin gösterdiği yoğun performansın vatandaşlarımıza da kaliteli sağlık hizmeti sunmalarına vesile oluyor. Bunun yanında da yapımları devam eden yeni sağlık tesislerinin hizmete sunulması ile fiziki olarak rahat bir nefes alacağımıza inanıyoruz" şeklinde konuştu. Görevlerine yeniden devam eden ve yeni başlayan yöneticilerde Sağlık-Sen heyetinin ziyaretinden duyduğu memnuniyeti dile getirerek teşekkür etti.
30 Temmuz 2025 Çarşamba - 10:03
"İlçede en zorlu ameliyatlar dahi yapılıyor"
Erzurum Sağlık İl Müdürü Gürsel Bedir, sadece kent merkezinde değil ilçelerde bulunan hastanelerde de ciddi ameliyatların yapıldığını söyledi. İl Müdürü Gürsel Bedir yaptığı paylaşımda, "Burası Hınıs Devlet Hastanesi. En zorlu ameliyatları dahi yapabilecek hekim ve teknik kapasiteye sahibiz. Oltu, Horasan ve diğer ilçelerimizde de pek çok ciddi ameliyatı yapabiliyoruz. İnsanımıza sağlık hizmetinin en iyisini sunma gayretindeki tüm arkadaşlarımıza, değerli hekimlerimize, kıymetli sağlık çalışanlarımıza yürekten teşekkür ediyorum. Bu memleket için hep beraber daha iyilerine inşallah" dedi.
30 Temmuz 2025 Çarşamba - 09:57
Kan şekeri yüksekliği tüm organları etkiliyor
Prof. Dr. Melek Eda Ertörer, Türkiye’de giderek artan diyabet vakalarına dikkat çekerek diyabetin sadece ‘şeker hastalığı’ olarak algılanmasının büyük bir yanılsama olduğunu, bu metabolik bozukluğun kalpten böbreklere, gözlerden sinir sistemine kadar tüm vücudu etkileyen çok yönlü bir hastalık olduğunu vurguladı. Günümüzde diyabetin görülme sıklığı yalnızca artmakla kalmıyor, hastalık çok daha genç yaş gruplarında ortaya çıkıyor. Başkent Üniversitesi Adana Dr. Turgut Noyan Uygulama ve Araştırma Merkezi İç Hastalıkları Ana Bilim Dalı Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları Bilim Dalı’ndan Prof. Dr. Melek Eda Ertörer, özellikle çocukluk çağında dahi tip 2 diyabet tanısı konulabildiğini, bunun da modern yaşamın getirdiği kötü beslenme alışkanlıkları, hareketsizlik ve obezite ile doğrudan ilişkili olduğunu belirtti. Ertörer, diyabetin artık sadece yaşlılara özgü bir hastalık olmadığının altını çizdi. "Birçok diyabet vakası tesadüfen yapılan kan şekeri ölçümüyle ortaya çıkıyor" Prof. Dr. Ertörer, diyabetin iki ana tipi bulunduğunu belirterek, "Tip 2 diyabet toplumda en yaygın görülen formdur. Genellikle ileri yaşta ortaya çıkan ve başlangıçta ağızdan alınan ilaçlarla kontrol altına alınabilen bu form, zamanla insülin gerektirebilir. Tip 1 diyabet ise genellikle çocukluk döneminde başlar ve yaşam boyu insülin tedavisi gerektirir. Ancak bu ayrım mutlak değil, ileri yaşlarda da tip 1 diyabet gelişebilir. Birçok diyabet vakası asemptomatik olarak seyredebiliyor. Yani kişi herhangi bir belirti yaşamadan, tesadüfen yapılan kan şekeri ölçümüyle diyabet tanısı alabiliyor. Bununla birlikte, çok su içme, sık idrara çıkma, ağız kuruluğu ve kilo kaybı gibi klasik semptomlar da göz ardı edilmemeli" dedi. "Tedavide insülin bir ceza değil, gereklilik" Prof. Dr. Melek Eda Ertörer, diyabet tedavisinde insülin kullanımının bir ceza değil, ihtiyaç olduğuna dikkat çekerek, "Özellikle tip 1 diyabetli bireylerde insülin tedavisi vazgeçilmez bir unsurdur. Tip 2 diyabette ise bazı dönemlerde -örneğin stres, ameliyat, enfeksiyon gibi durumlarda- geçici insülin ihtiyacı doğabilmektedir. Hastaya, ‘diyetine uymazsan insüline başlarım’ demek son derece yanlış bir yaklaşımdır. İnsülin, yaygın ön yargıların aksine hastalığın doğal seyrine göre gerekli hale gelen bir tedavi aracıdır" diye konuştu. Diyabetin uzun yıllar kontrolsüz kalması durumunda, pankreasın insülin üretim kapasitesinin de giderek azaldığını belirten Ertörer, bu nedenle diyabetle yaşayan bireylerin zamanla insüline ihtiyaç duymasının olağan olduğunu vurguladı. Ertörer, tedavi sürecinin kişiye özel olduğunu ve doğru yönetildiğinde yaşam kalitesini artırmanın mümkün olduğunu ifade etti. "Kendimizi korumak elimizde" Toplumda diyabetin görülme sıklığının yüzde 15’in üzerinde olduğunu belirten Prof. Dr. Ertörer, "Bu oran gizli diyabet ve prediyabet evresindeki bireyler dahil edildiğinde yüzde 30’lara kadar çıkmaktadır. Bu tabloyu tersine çevirmek için sağlıklı yaşam alışkanlıklarının benimsenmesi şart. Diyabetten korunmak için düzenli egzersiz yapmak, işlenmiş ve rafine şeker içeren gıdalardan uzak durmak, kompleks karbonhidratları tercih etmek, sigaradan uzak durmak ve ideal kiloyu korumak önemli. Bu öneriler yalnızca diyabetten değil, kalp-damar hastalıkları ve obezite gibi diğer kronik hastalıklardan da korunmada etkilidir" dedi.
30 Temmuz 2025 Çarşamba - 09:42
‘Normal Doğum Eylem Planı’ çalışmaları sonucunda Bayburt’ta primer sezaryen oranı yüzde 23’e geriledi
Sağlık Bakanlığınca başlatılan ’Normal Doğum Eylem Planı’ kapsamında Bayburt’ta yürütülen çalışmalar sonucu primer sezaryen oranı 2025’in ilk yarısında yüzde 30’dan yüzde 23’e geriledi. Sağlık Bakanlığı tarafından tıbbi gereklilik dışında sezaryen doğumların azaltılması, normal doğumun teşvik edilmesi ve nüfus artış hızının sürdürülebilir seviyede tutulması amacıyla başlatılan ’Normal Doğum Eylem Planı’ çerçevesinde Bayburt’ta çeşitli çalışmalar yürütüldü. İl Sağlık Müdürlüğü koordinesinde bilgilendirme faaliyetleri, eğitim programları, saha uygulamaları düzenlenerek, sezaryen oranlarının azaltılmasına yönelik çalışmalar gerçekleştirildi. Yürütülen bu çalışmalar neticesinde, 2025 yılının ilk altı aylık döneminde primer sezaryen oranı yüzde 30’dan yüzde 23’e düştü. Elde edilen bu sonuç, Sağlık Bakanlığı tarafından takdirle karşılandı. İl Sağlık Müdürlüğü, başarılarından dolayı teşekkür belgesi ile ödüllendirildi. Primer sezaryen, annenin ilk doğumunda tıbbi zorunluluk olmaksızın gerçekleştirilen planlı sezaryen doğum olarak tanımlanıyor. Sağlık Bakanlığı, sezaryen doğumun yalnızca gerekli tıbbi durumlarda tercih edilmesi gerektiğini vurguluyor.
30 Temmuz 2025 Çarşamba - 09:40
Prof. Dr. Yavuz: "Bazı kanser türleri erken yakalanabilir"
Kanser tedavisinde erken tanının faydalarına dikkat çeken Tıbbi Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. Sinan Yavuz erken tanılanan kanserlerde tedavi başarısının arttığını ve bazı kanser türlerini erken teşhis için geliştirilen tarama testlerinin yapılması gerektiğini söyledi. Kanser günümüzde daha sık görülen hastalık grubunun başında geliyor. Araştırmalar, tüm dünyada 5 kişiden birinin hayatının bir döneminde kanserle tanışacağını gösteriyor. 100’den fazla kanser türü olduğuna dikkat çekerek bazı kanser türlerinin erken aşamada tespit edilebildiğini söyleyen Acıbadem Adana Hastanesi Tıbbi Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. Sinan Yavuz, İhlas Haber Ajansı’na açıklamalarda bulundu. "Tarama testleri gelişti" Prof. Dr. Sinan Yavuz, tüm dünyada kalpten sonra en sık ölüme yol açan hastalıklarda kanser ikinci sırada yer aldığına dikkat çekerek, "Her bir kanser farklı tedavi gerektiriyor. Meme, prostat gibi sık görülen bazı kanser türlerinin tarama testleri oluyor ve böylece erken tanı sağlanıyor. Sağlık alanında önemli gelişmelere imza atan teknolojiler, özellikle meme ve akciğer kanserinde küçük nodüllerin tespit edilmesini sağlayarak erken tanı ve tedavi sürecinde etkili oluyor. Hızla gelişen sağlık teknolojisi, ilerde farklı kanser türlerinin de tarama testlerinin geliştirilmesi anlamına geliyor. Biz uzmanlar, erken tanıyı özellikle vurguluyoruz. Çünkü, erken tanı, tedavi başarısını artıyor. Aynı zamanda hastanın yaşam kalitesi de yükseliyor. Bununla birlikte ileri evrelerde kullanılan radikal cerrahi, çok ajanlı kemoterapi ve radyoterapi gibi tedavi ihtiyaçlarını ortadan kaldırarak, kullanılacak tedavilerin yan etkilerinden korunmada ve organ korunmasında fayda sağlıyor" dedi. "Farkındalık, erken tanı oranının yükselmesine yol açıyor" Erken tanıda toplumsal farkındalığın çok önemli olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Sinan Yavuz, "Koruyucu hekimliğin gelişmesi, topluma yönelik bilgilendirme oranın artması gibi pek çok faktör, kanser alanında toplumsal farkındalığın artmasına, dolayısıyla da erken tanı oranının yükselmesine yol açıyor. Farkındalık adına daha çok çabalamamız da gerekiyor" ifadelerini kullandı. "Tarama testleri önemli" Önlenebilir ve tarama testleriyle erken yakalanabilir kanserlerin görülme sıklığını ve ölüm oranlarını azaltmak amacıyla aile hekimleri, Kanser Erken Teşhis Eğitim Merkezleri (KETEM) ve hastanelere başvurulması gerektiği konusunda bilgi veren Prof. Dr. Sinan Yavuz, "Güzel bir söz vardır ’Eğer bir sağlık sorununuz yoksa çok sorununuz vardır. Ama bir sağlık sorununuz varsa, tek sorununuz vardır: O da sağlığınızı geri kazanmak.’ Kanser gibi önemli ve ciddi sonuçları olan hastalıklarda, beslenmeden egzersize kanser riskini düşüren davranışları hayata geçirmek, tarama testlerini ihmal etmemek, her hangi bir belirti görüldüğünde geciktirmeden uzmana gitmek kanserin çok başında, erkenden yakalanmasını sağlıyor" diye konuştu. "Yaşam kalitesi ve ömür uzuyor" Kansersiz yaşamın artık mümkün olduğuna vurgu yapan Tıbbi Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. Sinan Yavuz, daha sonra şunları söyledi: "Erken tanının konulduğu ve gerekli tedavilerin uygulandığı hastalarda kansersiz yaşam, ömrün uzaması ve kanserin kronik bir hale dönüşmesi mümkün. Gelişmeler tanıdan tedavi biçimlerine kadar tüm kategorilerde var. Organ koruyucu cerrahi tekniklerle yaşam kalitesini yükseltiliyor. Radyoterapi teknolojileri, çok ileri düzeyde hem tümör kontrolü üst seviyede yapılıyor hem de tedavilerin yan etkileri azalıyor. Sistemik tedavilerde ise geleneksel kemoterapi halen ilk başvurulan tedavi olsa da bazı erken evre kanser hastalarında tablet şeklinde ve immünoterapi yani bağışıklık sistemini güçlendiren tedaviler, fark oluşturuyor."
30 Temmuz 2025 Çarşamba - 09:39
Sessiz tehlike: Kansızlık gündelik yaşam kalitesini sessizce düşürüyor
"Sessiz tehlike anemi, halsizlikten nefes darlığına kadar günlük yaşamı etkileyen belirtilerle sinsice ilerliyor" diyen Dr. Niiar Alioğlu; kansızlığın nedenlerini, risk faktörlerini ve etkili tedavi yöntemlerini açıkladı. Erken teşhis ve doğru beslenmenin önemine dikkat çekti. Toplumda oldukça yaygın görülen ancak çoğu zaman fark edilmeyen kansızlık (anemi), vücudun dokularına yeterli oksijen taşıyamaması nedeniyle ciddi sağlık sorunlarına yol açabiliyor. BHT CLINIC İstanbul Tema Hastanesi İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Niiar Alioğlu, aneminin nedenleri, belirtileri ve etkili tedavi yöntemleri hakkında önemli açıklamalarda bulundu. Dr. Alioğlu, aneminin kanda bulunan sağlıklı kırmızı kan hücrelerinin sayısının veya oksijen taşıyan hemoglobin düzeyinin normalin altına düşmesiyle ortaya çıkan bir tablo olduğunu söyleyerek bu durumun, vücudun yeterince oksijen alamamasına neden olduğunu belirtti. Anemiye yol açan dört duruma dikkat Dr. Niiar Alioğlu, aneminin altında yatan dört ana nedeni sıralayarak önemli bilgiler verdi. "İlk olarak, kan kaybının anemiye sıkça yol açtığını, özellikle mide ve bağırsak sistemindeki kanamaların veya kadınlarda regl dönemlerinin bu duruma örnek gösterilebilmektedir. İkinci nedenin kırmızı kan hücresi üretim eksikliği olduğunu, kemik iliği hastalıkları, böbrek yetmezliği ve kronik hastalıkların bu kategoriye girmektedir" dedi. Üçüncü önemli faktörün kırmızı kan hücrelerinin hızlı yıkımı olduğunu vurgulayan Dr. Alioğlu, son olarak vitamin ve mineral eksikliklerinin aneminin temel nedenlerinden olduğunu, özellikle demir, B12 vitamini ve folik asit eksikliğine dikkat edilmesi gerektiğini ifade etti. Belirtiler sessizce hayatınızı etkiliyor Aneminin sinsi ilerleyebilen bir hastalık olduğunu söyleyen Dr. Alioğlu, belirtilerin zamanla ortaya çıkarak günlük yaşam kalitesini düşürdüğünü söyledi. "Halsizlik, çabuk yorulma, nefes darlığı, baş dönmesi, uyku hali, soluk ve kuru cilt, el ve ayaklarda üşüme, baş ağrısı ve fiziksel aktivitelerde zorlanmanın aneminin en sık görülen belirtileri arasında yer almaktadır. Özellikle genç yaşlardaki kadınlarda, adet dönemlerinde yaşanan yoğun kan kaybı nedeniyle demir eksikliğine bağlı anemi daha sık görülüyor" dedi. Kansızlık bu durumlarda kaçınılmaz olabilir Dr. Alioğlu, kan kaybına bağlı aneminin başlıca nedenlerini şöyle sıraladı: "Mide ve bağırsak sistemindeki (gastrointestinal) kanamaların, bu tür anemilerin en yaygın tetikleyicilerindendir. Ayrıca, trombosit düşüklüğü ya da pıhtılaşma bozuklukları, kemik iliği hastalıkları (örneğin lösemi), böbrek hastalıkları ve çeşitli kanserlerin de anemiye zemin hazırlayabilmektedir. Crohn ve ülseratif kolit gibi kronik bağırsak hastalıkları da anemi riskini artıran önemli faktörler arasında yer alıyor." Tedavi kişiye ve nedene özeldir Anemi tedavisinin altta yatan nedene göre kişiye özel olarak şekillendiğini belirten Dr. Alioğlu, her hastada kansızlığın farklı sebeplerden kaynaklanabileceğini belirtti. "Bu nedenle mutlaka doktora başvurulması ve doğru tanının konulması gerekmektedir. Demir eksikliği anemisinde demir takviyeleri ve demirden zengin beslenme önerilirken, B12 vitamini eksikliğinde B12 enjeksiyonları ve destekleyici diyet uygulanmaktadır. Kronik hastalıklara bağlı anemilerde ise altta yatan hastalığın tedavisinin öncelikli olarak ele alınır" şeklinde konuştu. İlaç dışında kansızlığa ne iyi gelir Dr. Alioğlu, "Kansızlıkla mücadelede beslenme, büyük önem taşımaktadır. Demir yönünden zengin kırmızı et, ıspanak ve özellikle siyah kuru üzüm gibi kuru meyvelerin düzenli tüketilmesi gerekmektedir. Portakal, limon ve domates gibi C vitamini içeriği yüksek gıdaların ise demirin emilimini artırarak kansızlıkla mücadeleyi desteklemektedir" açıklaması yaptı. Ayrıca keçiboynuzu pekmezi, kuru incir, kuru erik, tahin, dut, çilek, muz ve kavun gibi besinlerin de kan yapıcı etkileriyle beslenmede mutlaka yer alması gerektiğini söyledi. Sessiz belirtilere kulak verin Dr. Alioğlu, "Kansızlık çoğu zaman basit bir yorgunluk ya da halsizlik hali gibi algılansa da, aslında vücutta ciddi ve ilerleyici sağlık sorunlarının habercisi olabilir. Bu nedenle belirtileri hafife almamak, günlük yaşamı etkileyen bu semptomları ciddiye alarak zaman kaybetmeden bir uzmana başvurmak büyük önem taşır" diyerek konuşmasını sonlandırdı.
Daha Fazla Yükle
GERİ BİLDİRİM
Geliştirme sürecine katkıda bulunmak için lütfen sitede karşılaştığınız hataları bize bildirin.
Gönder