Son Dakika
|
Cinayete kurban giden Kübra Yapıcı’nın ailesi: "10 kez müebbet alsınlar"
Kübra Yapıcı cinayetinde kan donduran detaylar
TCG Anadolu ve denizaltı SAHA EXPO kapsamında İstanbul’da
Bayraktar Kızılelma Endonezya yolcusu
BioNTech, Covid-19 aşısının üretimini durduruyor
Borsa İstanbul’da yeni rekor
CHP Kurultayı davası 1 Temmuz’a ertelendi
Artvin’de Sarp Sınır Kapısı yolunda heyelan
'rüşvet alma', 'rüşveti temin etme', 'irtikap
Yardım derneğine 72 milyon liralık vurgun operasyonu: 21 gözaltı
Abone
Gündem
Politika
Ekonomi
Dünya
Asayiş
Spor
Video
Yerel
Belgesel
Daha
Fotogaleri
Aktüel
Sağlık
Çevre
Magazin
Kültür Sanat
Eğitim
Teknoloji
Hava Durumu
Tüm Haberler
Tüm Manşetler
RSS
Abone
Gündem
Politika
Ekonomi
Dünya
Asayiş
Spor
Video
Yerel
Belgesel
Daha
Fotogaleri
Aktüel
Sağlık
Çevre
Magazin
Kültür Sanat
Eğitim
Teknoloji
Hava Durumu
Tüm Haberler
Tüm Manşetler
RSS
Whatsapp
İHA Kurumsal
EN
Taiwan’s Epic Spiritual Journey with the Sea Goddess Mazu
Cumhurbaşkanı Erdoğan, Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Ferhan’ı kabul etti
Plan-S ve Türk Telekom’dan uydu tabanlı mobil haberleşme ağları için stratejik Ar-Ge iş birliği
Bakan Gürlek, Çağla Tuğaltay’ın ailesiyle bir araya geldi
Köfteci Yusuf’ta insanlık dersi
"Kazığımı niye aldın" kavgası: 1’i ağır 4 yaralı
Bayraktar Kızılelma Endonezya yolcusu
Borsa İstanbul’da yeni rekor
SAĞLIK
Akdeniz anemisi, erken tanı ve doğru takiple kontrol altına alınıyor
06 Mayıs 2026 Çarşamba - 16:35:12
Memorial Diyarbakır Hastanesi Hematoloji Bölümünden Prof. Dr. Vekfi Gürhan Kadıköylü, Akdeniz anemisinin doğru tanı, düzenli takip ve uygun tedavi ile hastaların yaşam kalitesinin önemli ölçüde artırılabileceğini söyledi. Genetik geçişli bir hastalık olan talasemide taşıyıcılığın erken dönemde tespit edilmesi büyük önem taşıyor. Memorial Diyarbakır Hastanesi Hematoloji Bölümü’nden Prof. Dr. Vekfi Gürhan Kadıköylü, doğru tanı, düzenli takip ve uygun tedavi ile hastaların yaşam kalitesinin önemli ölçüde artırılabileceğini vurguladı. Talasemilerin, otozomal resesif geçiş gösteren, eritrosit (kırmızı kan hücrelerine) kırmızı rengini veren protein yapısındaki hemoglobin zincirlerinden birinin veya bir kaçının hatalı sentezi sonucu ortaya çıkan hipokrom mikrositer anemi ile karakterize bir grup hastalık olduğunu belirten Prof. Kadıköylü, "Talasemi, alfa, beta, gama, delta olarak tanımlanan hemoglobin zincirinin veya zincirlerinin az sayıda veya hiç yapılamaması ile oluşur. Alfa zincir yapımı azlığı alfa talasemiye, beta zincir yapım azlığı beta talasemiye neden olmaktadır. Dünya nüfusunun yüzde 3’ü beta talasemi taşıyıcısı, Güneybatı Asya’da nüfusun yüzde 5-10’u alfa talasemi taşıyıcısıdır. Ülkemizde Çukurova, Akdeniz, Ege ve Marmara bölgelerinde talasemi taşıyıcılığı çok sıktır" dedi. "Sessiz taşıyıcı hematolojik olarak normal iken talasemi minörda (taşıyıcı, heterozigot) hafif hipokrom mikrositer anemi görülür" diyen Kadıköylü, "Talasemi taşıyıcılığında herhangi bir yakınma olmaz iken tedaviye gerek yoktur. Genetik danışmanlık mutlaka verilmeli ve hasta anne, baba ve kardeşleri taşıyıcılık yönünden taranmalıdır. Talasemi intermediada (hasta, homozigot) kan transfüzyonu ihtiyacı çok değildir ancak orta derecede bir anemi mevcut olup anemiye bağlı halsizlik, çabuk yorulma, çarpıntı ve efora toleranssızlık ortaya çıkabilir. Hemoglobin düzeyi 6-10 g/dl arasında olup enfeksiyon, cerrahi gibi durumlarında kan transfüzyonu gerekir. Sarılık, dalak büyüklüğü, idrar renginde koyulaşma, yüzdeki ve uzun kemiklerdeki değişiklikler, demir emiliminin artışı ve sık kan transfüzyonuna bağlı olarak kalp, karaciğerde ve diğer organlarda demir birikimi nedeniyle çeşitli bulgular görülür" diye konuştu. Talaseminin majorda klinik bulguların genellikle 6 ay-2 yaş arasında ortaya çıktığını aktaran Kadıköylü, "İlk 4-6 ayda anemiye bağlı bulgular görülür. Solukluk, kısa boy, yüz kemikleri çıkık görünümlü, baş büyüktür, büyüme geriliği, karında şişlik, sarılık, karaciğer ve dalak büyüklüğü, kemik kırıkları tespit edilir. Bu hastalar küçük yaşlardan itibaren kan transfüzyonlarına bağımlıdır. Talasemi tanısında rutin hemogram (hemoglobin ve hematokrit düşüklüğü, bunlarla uyumsuz olarak eritrosit sayısında yükseklik, hipersplenizm gelişirse lökosit ve trombosit sayısında düşüklük), periferik yayma (hipokromi, mikrositoz, bazofilik noktalanma, eritrosit öncül hücrelerinin görülmesi), demir parametreleri (demir ve demir doygunluğunda normallik/artış, normal/yüksek ferritin düzeyleri) yardımcıdır. Ancak tanı hemoglobin elektroforezinde hemoglobin yapımına bağlı olarak HbA azalması, HbA2 ve HbF artışı tespit edilir. Genetik olarak mutasyonlar tespit edilebilirir" şeklinde konuştu. Talasemili hastalarda kan transfüzyonun amacının doku oksijenlenmesini sağlamak olduğunu kaydeden Prof. Kadıköylü, "Büyümeyi engellemeyecek, kemik iliğindeki yetersiz kan yapımını baskılayabilecek hemoglobin düzeyinin sağlanmasıdır. Hemoglobin düzeyinin 9-10 g/dl’nin altına düşürmemek için taze eritrosit süspansiyonları verilmelidir. Talasemide demir şelasyon tedavisi vücutta demir birikiminin önlenmesi, mevcut demir birikiminin azaltılması ve böylece artmış vücut demir birikimine bağlı gelişen kalp (en sık ölüm nedenidir, göğüs ağrısı, nefes darlığı, çarpıntı, ritm bozukluğu), karaciğer (siroz ve kanser), endokrin (gelişme-büyüme geriliği, kemik gelişimde zayıflık, kırıklar, ergenlikte gecikme, hipogonadizm, tiroid ve paratiroid bezinde yetersiz çalışma, diyabetes mellitus), enfeksiyonlara yatkınlık gibi komplikasyonların önlenmesidir. Demir birikiminin önlenmesi ve takip için serum ferritin düzeyi (1000 ng/ml’nin altında tutulmalı) izlenmelidir. Karaciğer ve kalpte demir birikiminin tespit edilmesi için magnetik rezonans (MR) incelemesi gereklidir. Demir şelasyonu için desferrioksamine (pompa ile kullanılmaktadır, günümüzde çok tercih edilmemektedir), deferiprone (ağızdan kullanılır, kan değerlerinde kısmi düşüklük yapabilir) ve deferasiroks (ağızdan kullanılır, en çok tercih edilen ilaçtır, böbrek fonksiyonları izlenmelidir) gibi ilaçlar kullanılmaktadır" dedi. Splenektominin çocuklarda ölümcül enfeksiyon riski nedeniyle erken çocukluk çağında önerilmemekte olduğunu söyleyen Kadıköylü, "5 yaşından sonra yapılmalıdır. Splenektomiden 3-6 hafta önce pnömokok, hemofilus influenza, meningokok aşıları yapılmalı, splenektomi sonrasında antibiotik proflaksisi kullanılmalıdır. Kemik iliği (kök hücre) nakli talasemide tek kesin tedavi şeklidir. Bütün talasemi majör hastalarına tanı sonrası sağlıklı kardeşi varsa doku grupları (HLA) araştırılmalı, donörü olma ihtimali değerlendirilmelidir. HLA uygun kardeşten donör bulma şansı yaklaşık %25’tir. Kök hücre nakli kemik iliği, periferik kan, göbek kordon kanından yapılabilir. Karaciğer büyüklüğü ve biyopsi fibrozis varlığı, şelasyon tedavisine uyuma göre hastalar kök hücre nakli açısından sınıflandırılarak risk değerlendirilmesi yapılır. Talasemide en önemli nokta koruyucu/önleyici tıptır. Eğitimler okul çağında başlanmalı ve evlilik öncesi taramalar yapılmalıdır. Talasemi taşıyıcısı olan anne-babalara genetik danışmanlık verilmelidir. Prenatal tanı için fetal kan örnekleri 19-20. haftada, amniyosentez 16-20. haftalarda, koryon-villus örnekleri 10-11. haftada DNA analizi yapılır" ifadelerini kullandı.
06 Mayıs 2026 Çarşamba - 14:37
Van’da gebe anneye aynı anda hem sezaryen hem beyin ameliyatı yapıldı
Van Eğitim ve Araştırma Hastanesine görme kaybı şikayetiyle başvuran 35 haftalık gebe hasta, aynı seansta gerçekleştirilen sezaryen ve endoskopik hipofiz ameliyatlarıyla sağlığına kavuştu. Bingöl’de yaşayan 3 çocuk annesi 35 yaşındaki Bircan Kolak, ani gelişen görme kaybı şikayetiyle Van Eğitim ve Araştırma Hastanesine başvurdu. 35 haftalık gebe olan Kolak’ta yapılan tetkikler sonucunda, hipofiz bezinde meydana gelen kanamanın görme sinirlerine baskı yaptığı tespit edildi. Hayati risk ve kalıcı görme kaybı ihtimali üzerine Beyin Cerrahisi uzmanları Op. Dr. Fatih Gök ve Op. Dr. Mustafa Arıcı ile Kadın Doğum ekibi acil operasyon kararı aldı. Ameliyathanede gerçekleştirilen koordineli müdahale ile önce sezaryen operasyonuyla bebek sağlıklı bir şekilde dünyaya getirildi. Ardından Op. Dr. Gök ve Op. Dr. Arıcı tarafından kapalı yöntemle endoskopik hipofiz cerrahisi uygulandı. Başarılı geçen operasyonların ardından yeniden görmeye başlayan Bircan Kolak ve bebeği hayati tehlikeyi atlattı. Anne ve bebeğin sağlık durumunun iyi olduğu, yakın zamanda taburcu edilecekleri bildirildi. Konuya ilişkin konuşan Hastane Başhekimi Doç. Dr. Remzi Sarıkaya Van Eğitim ve Araştırma Hastanesinin çevre illerden de sevk alan ileri sevk merkezi olduğunu belirtti. Başhekim Sarıkaya, "Komplike, zor vakaların bile güzel bir şekilde yönetildiği bir seviyeye geldik. Bundan dolayı çok mutluyuz. Artık birden fazla ameliyat gerektiren durumlar, gebelik gibi riskli durumların da eşlik ettiği hastalıkları sevk etmeden merkezimizde başarılı bir şekilde yönetebiliyoruz. Ben bu ameliyatı yapan tüm ekip arkadaşlarıma canı gönülden teşekkür ediyorum, hastamıza da acil şifalar diliyorum" dedi. "Cerrahimizi başarılı bir şekilde gerçekleştirdik" Hem kadın doğum hem de beyin cerrahisi bölümünün iki kademeli bir ameliyatı başarıyla gerçekleştirdiklerini dile getiren Beyin Cerrahisi Op. Dr. Fatih Gök ise "Önce sezaryenle hastamızın bebeğini sağlıklı bir şekilde yenidoğan yoğun bakıma gönderdik. Ardından görme kaybına sebep olan iki şah damarı arası bölgede, hormonal aktivitenin yüksek olduğu bir bölgede olan tümörünü yaklaşık 12 milimetrelik bir alandan endoskopik olarak burundan girilerek çıkardık. İki şah damarı arasından girilerek cerrahimizi başarılı bir şekilde gerçekleştirdik. Tabii bu bölgenin belli başlı anatomik göstergeleri vardı, onları kullanarak ameliyatımızı yaptık ama sonuçta bayağı riskli bir ameliyattı. Yaklaşık 5 saat süren bir ameliyatın sonunda başarılı bir şekilde sonuca eriştik. Ameliyattan sonra hastamızla görüştüğümüzde görmesinin gayet düzeldiğini, daha net gördüğünü teyit ettik. Şu anda hem hastamız hem çocuğu sağlıklı. Takip sürecimiz de bir hafta kadar sürdü. Hormonel dengelerini sağladıktan sonra taburculuğunu planlayacağız artık" diye konuştu. "Üst düzey bir ameliyattı" Beyin Cerrahisi Op. Dr. Mustafa Arıcı da bu ameliyatın genellikle üçüncü basamak hastanelerde yapılabilen üst düzey bir ameliyat olduğunu belirterek, "Post-op takibi çok önemlidir; post-op takibinde herhangi bir komplikasyon, sıkıntı yaşamadık. Multidisipliner bir şekilde takiplerimizi gerçekleştirdik. Hastamızı şifa ile taburcu etmeyi bekliyoruz" dedi. Gebe olan eşinin aynı zamanda FSH (Kas) hastası olduğunu ve görme problemi geliştiğini anlatan Erhan Kolak ise şunları söyledi: "Van’daki doktorlar bize yer açtılar. Onlar bu süreçte bize yardımcı oldular. Her gün, her saatte hastayla ilgilendiler; hastanın bütün problemlerine baktılar, çözdüler. Ondan sonra bizi taburcu ettiler, Allah onlardan razı olsun. Eşim iki ameliyat geçirdi; biri sezaryen bir de beyin cerrahi ameliyatı. İkisini de Allah’a çok şükür atlattık, bir sıkıntı yok. Doktorlara çok teşekkür ediyorum."
06 Mayıs 2026 Çarşamba - 14:25
Muratlı’da sağlıklı beslenmenin temel ilkelerin anlatıldı
Tekirdağ Büyükşehir Belediyesi tarafından düzenlenen "Sağlıklı ve Dengeli Beslenmenin Önemi" programı Muratlı ilçesinde gerçekleştirildi. Tekirdağ Büyükşehir Belediyesi, sağlıklı yaşam bilincini artırmaya yönelik çalışmalarını sürdürüyor. Bu kapsamda Süleymanpaşa’da başlayan "Sağlıklı ve Dengeli Beslenmenin Önemi" programının ikinci etabı Muratlı Gençlik Merkezi’nde vatandaşların katılımıyla yapıldı. Programda, Kültür Sanat ve Sosyal İşler Dairesi Başkanlığı’na bağlı Gençlik Hizmetleri ve Spor Şube Müdürlüğü’nde görev yapan Diyetisyen Dr. Hamit Can tarafından sağlıklı beslenmeye ilişkin detaylı bilgiler paylaşıldı. Dr. Can, dengeli beslenmenin temel ilkelerinin yanı sıra yetersiz ve dengesiz beslenmenin insan sağlığı üzerindeki olumsuz etkilerine dikkat çekti. Etkinlikte ayrıca vücut kitle endeksi, kalori açığı, glisemik indeks ve insülin direnci gibi konular ele alınırken, günlük protein, karbonhidrat ve yağ tüketimine ilişkin öneriler de katılımcılarla paylaşıldı. Beslenmeye bağlı kronik hastalıklar, diyet türleri ve besin grupları hakkında da bilgilendirme yapıldı. Program, katılımcıların sorularının yanıtlandığı interaktif bölümle sona ererken, etkinliğin önümüzdeki günlerde Tekirdağ genelinde farklı noktalarda devam edeceği belirtildi.
06 Mayıs 2026 Çarşamba - 13:44
Dr. Kilim: "Çocuklarda demir eksikliği sessiz bir tehdit"
Medical Point Gaziantep Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzm. Dr. Esra Kilim, demir eksikliğinin özellikle 6 ay ile 5 yaş arasındaki çocuklarda sık görüldüğünü ve zamanında önlem alınmadığında ciddi sağlık sorunlarına yol açabileceğini belirtti. Medical Point Gaziantep Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzm. Dr. Esra Kilim, demir eksikliğinin özellikle 6 ay ile 5 yaş arasındaki çocuklarda sık görüldüğü belirtti. Demir eksikliğine zamanında önlem alınmadığında ciddi sağlık sorunlarına yol açabileceğini belirten Dr. Kilim, "Çocuk sağlığı açısından kritik öneme sahip olan demir, büyüme ve gelişmenin temel yapı taşlarından biridir. Ancak son yıllarda yapılan gözlemler, çocuklarda demir eksikliğinin giderek daha yaygın hale geldiğini ve çoğu zaman fark edilmeden ilerlediğini ortaya koymaktadır. Demir, vücutta oksijen taşıyan hemoglobinin üretimi için gereklidir. Eksikliği durumunda ise kansızlık (anemi), bağışıklık sisteminde zayıflama ve gelişimde gerileme gibi sonuçlar ortaya çıkabilir" dedi. "Belirtiler her zaman belirgin olmayabilir" Ailelerin dikkat etmesi gereken başlıca belirtiler hakkında bilgi veren Dr. Kilim, "Sürekli yorgunluk ve halsizlik. İştahsızlık. Soluk cilt rengi. Dikkat eksikliği ve öğrenme güçlüğü. Sık hastalanma. Bu belirtiler başka sağlık sorunlarıyla karıştırılabileceği için düzenli doktor kontrolleri büyük önem taşımaktadır" ifadelerini kullandı. "Risk faktörleri artıyor" Uzm. Dr. Esra Kilim, demir eksikliğinin önlenebilir bir sağlık sorunu olduğunun altını çizerek, dengeli ve çeşitli beslenme alışkanlıklarının kazandırılmasının önemine dikkat çekerek, "Dengesiz beslenme alışkanlıkları, işlenmiş gıdaların artan tüketimi ve demir açısından zengin besinlerin yeterince alınmaması, demir eksikliğinin başlıca nedenleri arasında yer alıyor. Özellikle sadece süt ağırlıklı beslenen çocuklarda risk daha yüksek görülmektedir. Kırmızı et, yumurta, yeşil yapraklı sebzeler, kuru baklagiller ve pekmez gibi demir açısından zengin besinlerin düzenli tüketilmesi önerilmektedir. Ayrıca, C vitamini içeren gıdalar demir emilimini artırdığı için beslenme planına dahil edilmelidir" şeklinde konuştu. "Erken tanı, sağlıklı gelecek" Dr. Kilim, "Çocuklarda demir eksikliği erken teşhis edildiğinde kolaylıkla tedavi edilebilmektedir. Bu nedenle ebeveynlerin bilinçli olması ve çocuklarının gelişimini yakından takip etmesi büyük önem taşımaktadır" diye konuştu.
Çok Okunan Kategori Haberleri
1
06 Mayıs 2026 Çarşamba- 09:16
Diş eti hastalıkları Alzheimer’a neden olabiliyor
2
05 Mayıs 2026 Salı- 22:34
Kayseri Devlet Hastanesi’nde ‘el hijyeni’ eğitimi
3
05 Mayıs 2026 Salı- 09:34
"Polenler ve hava kirliliği astımı tetikliyor"
4
05 Mayıs 2026 Salı- 12:06
Çocuklarda alerjiye dikkat: "Besin ilişkili anafilaksileri çok sık görmeye başladık"
5
05 Mayıs 2026 Salı- 15:26
Erzincan’da el hijyeni için farkındalık standı kuruldu
03 Ağustos 2025 Pazar - 12:19
Kepez’den iş güvenliğine dijital ve görsel destek
Kepez Belediyesi’nin İş Sağlığı ve Güvenliği Birimi Kurul Toplantısı, Belediye Başkan Yardımcısı Evrim Yalçın başkanlığında gerçekleştirildi. Toplantıda, Kepez Belediyesi’nin dijitalleşen iş güvenliği uygulamaları ve görsel bilgilendirme çalışmaları ele alındı. Çalışanlarının sağlığını ve güvenliğini önceleyen eğitim çalışmalarına aralıksız devam eden Kepez Belediyesi, bu kapsamda İş Sağlığı ve Güvenliği Birimi Kurul Toplantısı düzenledi. Kepez Belediye Başkan Yardımcısı Evrim Yalçın başkanlığında gerçekleştirilen toplantıda genel iş sağlığı konuları ile eğitimler ve sağlık taramaları hakkında bilgilendirmeler yapıldı. Yalçın, toplantıda yaptığı konuşmada, çalışanların sağlığı ve güvenliğinin belediyenin öncelikli konularından biri olduğunu vurguladı. Düzenli sağlık taramaları ve eğitim faaliyetlerinin kesintisiz devam edeceğini belirterek, bu çalışmaların çalışanların bilinç düzeyini artırmak ve güvenli bir çalışma ortamı sağlamak adına büyük önem taşıdığını dile getirdi. İş güvenliğinde bilgilendirme Kepez Belediyesi İş Sağlığı ve Güvenliği Uzmanı Yavuz Ekiz de, tüm şantiyeler ve hizmet binalarına iş güvenliği bilgilendirme panolarının yerleştirildiğini bildirdi. Ekiz, "Bu panolar aracılığıyla personelimiz, QR kod uygulaması sayesinde bulundukları alanla ilgili tüm iş sağlığı ve güvenliği bilgilerine kolayca ulaşabilmektedir. Ayrıca iş güvenliği levhaları ile görsel olarak da tüm binalarımızda farkındalık çalışmaları yapılmaktadır" dedi.
03 Ağustos 2025 Pazar - 12:02
Yatta yaralanan vatandaş Sahil Güvenlik tarafından tahliye edildi
Muğla’nın Dalaman ilçesi açıklarında seyreden ticari yatta yaralanan bir vatandaş Sahil Güvenlik ekipleri tarafından tıbbi tahliyesi gerçekleştirildi. Dalaman açıklarındaki yatta yaralanan vatandaş için yardım çağrısı yapıldı. Yapılan yardım çağrısı sonrası Sahil Güvenlik botu tarafından yaralanan vatandaşın tıbbi tahliyesi gerçekleştirilerek 112 ambulans ekiplerine teslim edildi.
03 Ağustos 2025 Pazar - 11:17
Horlama, vücudun yardım çığlığı olabilir
Özel Ümit Batıkent Hastanesi Kulak Burun Boğaz Uzmanı Op. Dr. Bekir Oksay, horlama hakkında uyarılarda bulunarak, "Horlama yalnızca bir ses değil, altında yatan sebepler ciddi olabilir" dedi. Eskişehir’de Özel Ümit Batıkent Hastanesi Kulak Burun Boğaz Uzmanı Op. Dr. Bekir Oksay, toplumda sık görülen horlamanın çoğu zaman göz ardı edilen ciddi bir sağlık sorununun habercisi olabileceğini söyledi. "Horlama yalnızca bir ses değil, altında yatan sebepler ciddi olabilir. Özellikle uyku apnesi riski taşıyan bireylerde hayati sonuçlara yol açabilir" diyen Oksay, hem çocukları hem de erişkinleri ilgilendiren önemli uyarılarda bulundu. "Burun etlerinin şişliği ve burun kemiği eğriliği yer alırken" Horlamanın, burun ucundan ses tellerine kadar olan üst solunum yolundaki darlık ya da tıkanıklıklardan kaynaklandığını aktaran Op. Dr. Oksay, "Erişkinlerde en sık karşılaşılan sebepler arasında burun etlerinin şişliği ve burun kemiği eğriliği yer alırken; çocuklarda geniz eti ve bademcik büyüklüğü öne çıkıyor. Ayrıca kilolu bireylerde boyun çevresindeki yağlanmaya bağlı olarak dil kökünün geriye kaymasının da hava yolunu daraltarak horlamaya ve uyku apnesine neden olabiliyor." dedi. "Yeterli uyarı göndermemesi sonucu oluşur" Uyku apnesinin iki ana tipi olduğunu belirten Oksay şöyle devam etti: "Tıkayıcı (Obstrüktif) Uyku Apnesi: En sık görülen tiptir. Üst solunum yolunun gevşeyerek uyku sırasında tıkanmasıyla ortaya çıkar. Genellikle horlamayla birlikte seyreder. Santral Uyku Apnesi: Daha nadir görülür. Beynin solunumu düzenleyen merkezlerinin yeterli uyarı göndermemesi sonucu oluşur. Bu tipte horlama görülmeyebilir, tanı koymak daha zordur." Her iki apne tipinin de uyku laboratuvarlarında yapılan polisomnografi (uyku testi) ile tespit edilebildiğini aktaran Oksay, horlama sorunu yaşayanların mutlaka bir uzmana başvurması gerektiğini söyledi. "İleride ağır ortodontik müdahaleler gerektirir" 4-6 yaş arasındaki çocuklarda uyku apnesinin oldukça yaygın olduğunu dile getiren Dr. Oksay, bu dönemde bademcik ve geniz etinin büyüklüğüne bağlı olarak apne geliştiğini söyledi. Bu durumun sadece uykuyu değil, yüz ve çene gelişimini de etkilediğini belirten Oksay, "Adenoid face" adı verilen tabloya dikkat çekerek şunları söyledi: "Çocuk sürekli ağızdan nefes alır, üst çene daralır, gözler birbirinden uzaklaşır, diş dizilimleri bozulur. Kurtağzı görünümüne neden olan bu tablo ileride ağır ortodontik müdahaleler gerektirir. Ayrıca uyku kalitesi bozulduğu için büyüme ve boy uzaması da olumsuz etkilenir." Oksay, çocuklarda tedavinin; çoğu zaman bademcik ve geniz eti ameliyatı ile başarılı bir şekilde gerçekleştirilebildiğini kaydetti. Erişkinlerde hayati risk: Ani gece ölümleri Uyku apnesinin erişkinlerde daha tehlikeli sonuçlara yol açabileceğini vurgulayan Oksay, bu sorunun kalp ritim bozuklukları, yüksek tansiyon, inme ve ani gece ölümleri ile doğrudan ilişkili olduğunu söyledi. Özellikle ağır iş makineleri kullananlar, uzun yol şoförleri gibi tehlikeli işlerde çalışan bireylerin mutlaka uyku apnesi açısından taranması gerektiğini belirtti. Oksay şöyle konuştu: "Bu kişiler gece yeterince derin ve kesintisiz uyuyamadıkları için gün içinde dalgınlık, unutkanlık ve ani uyku atakları yaşayabilir. Bu da iş ve trafik kazalarına zemin hazırlar. Erişkinlerde cerrahi tedavinin iki temel amacı vardır, bunlardan birincisi uyku apnesi sıklığını azaltmak için üst solunum yolu tıkanıklığını açmaya yöneliktir. İkinci önemli amaç ise kullanılacak olan CPAP (pozitif hava basıncı) gibi cihazların daha verimli kullanılmasına yönelik burun tıkanıklığının açılması ameliyatlarıdır. Hastane bünyesinde hizmet veren uyku laboratuvarları bu konuda oldukça yol göstericidir."
03 Ağustos 2025 Pazar - 10:27
Prof. Dr. Özkan: "Tekrarlayan faranjitinizin sorumlusu gömülü 20’lik dişiniz olabilir"
Ağız, Diş ve Çene Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Birkan Taha Özkan, "Gömülü 20 yaş dişleri sessizce iltihaplanıyor. Hasta fark etmiyor, ağrısı bile olmuyor. Ancak arka boğaz bölgesine yakınlığından sürekli bir inflamasyon oluşturuyor. Bu da hastaya yıllar süren farenjit tanıları ve yanlış tedaviler olarak geri dönüyor" dedi. Özkan, yaptığı açıklamadı "Binlerce kişi her yıl boğazındaki geçmeyen ağrının, yutkunurken oluşan yanmanın ya da sürekli tekrarlayan bademcik iltihaplarının kulak burun boğaz kaynaklı olduğunu sanarak tedavi üstüne tedavi alıyor. Ancak çoğu zaman asıl suçlu, hiç beklenmedik bir yerde saklanıyor. Gömülü 20 yaş dişleri. Geçmeyen boğaz ağrılarının önemli bir bölümü aslında gizli diş enfeksiyonlarından kaynaklanıyor. Gömülü 20 yaş dişleri sessizce iltihaplanıyor. Hasta fark etmiyor, ağrısı bile olmuyor. Ancak arka boğaz bölgesine yakınlığından sürekli bir inflamasyon yaratıyor. Bu da hastaya yıllar süren farenjit tanıları ve yanlış tedaviler olarak geri dönüyor. Boğaz kültürü temiz çıkan her hasta, mutlaka diş hekimine yönlendirilmeli. Sürekli tonsilit farenjit ve üst slunum yolu enfeksiyonu olanlar öncelikle Diş hekimi ve Ağız Diş Çene Cerrahisi Uzmanına yönlendirilmeli" diye konuştu. Özkan, "Boğazınız değil, dişiniz hastaysa ne olur?" diyerek şöyle devma etti: "Antibiyotikler geçici rahatlama sağlar, antibiyotik direnci gelişir, sonradan kullanılan antibiyotik artık etki göstermez. Boğaz pastilleri ve spreyler yalnızca yüzeysel etki gösterir. Oysa sorun ağızda büyümeye devam eder. Lenf düğümleri şişer, geniz akıntısı oluşur, bazen çene altına yayılan ağrılar başlar. Ve en önemlisi, 20’lik dişler dışarıdan bakıldığında sağlıklı gibi görünür. Çoğu zaman gömülü 20’lik dişler ağız içinde bile görülmez, röntgen çekilmeden fark edilmez. 2024’de Oral Surgery, Oral Medicine, Oral Pathology dergisinde yayımlanan bir araştırmaya göre, gömülü 20 yaş dişi bulunan hastalarda, boğaz mukozasında kronik inflamasyon görülme oranı yüzde 62. Dişin cerrahi olarak alınmasından sonraki 1 ayda, boğaz ağrılarında yüzde 85 azalma, geniz akıntısı ve öksürükte yüzde 72 düzelme ve lenf bezlerinde şişlik gerilemesi olmuştur." Özkan, Sağlık Bakanlığı’nın 1.5 milyon hasta verisi üzerinden yayımladığı 2024 raporunda ise önemli verilerin ortaya çıktığını ifade ederek, "Yılda 4+ faranjit atağı geçirenlerin yüzde 38’inde kontrolsüz gömülü 20’lik diş saptandı. Bu hastalarda diş çekimi sonrası enfeksiyon nüksü yüzde 87 azaldı. En yüksek risk grubu: 18-35 yaş arası kadınlar" dedi. Özkan, ayda birkaç kez tekrarlayan boğaz ağrısı, ağız açıklığında kısıtlılık (2 cm altı), sabahları yutkunurken zorlanma, geniz akıntısı, kronik gıcık hissi, tek taraflı çene altı veya kulak arkası ağrısı, diş eti arkasında baskı hissi, kötü Ağız kokusu ve ön dişlerde çarpıklık olanların mutlaka diş hekimine başvurması gerektiğine dikkat çekerek şöyle devam etti: "20’lik diş çekilmez ise lenfatik sistem sürekli inflamasyon altında kalır. Boğazdaki mukozal doku kendini yenileyemez. Komşu dişlerde çürüme, kemik kaybı ve apse gelişebilir. Sinüs enfeksiyonları, çene ağrısı, hatta kulak çınlamasına kadar ilerleyebilir." Özkan, tedavide izlenecek yolu ise şöyle sıraladı: "Tedaviye başlamadan önce, dişin çene içindeki konumu net olarak belirlenmelidir. Bu amaçla, panoramik röntgen ile genel kemik yapısı ve diş konumu gözlemlenir. Gerekirse 3 boyutlu dental tomografi (CBCT) sayesinde, dişin, alt çene sinirine (n. alveolaris inferior) yakınlığı, gömülülük derinliği, çene kemiği üzerindeki basısı, komşu dişlere baskısı ve hasar etkisi, çevre dokularla ilişkisi detaylı olarak analiz edilir. Bu analiz, cerrahi sırasında sinir hasarı, çene kırığı veya yumuşak doku zedelenmesi gibi riskleri en aza indirmek için kritik önem taşır. Her gömülü diş aynı şekilde çekilmez. Dişin açısı, pozisyonu ve çevre dokularla ilişkileri, tedavi sürecinin kişiye özel planlanmasını gerektirir. Bazı durumlarda sinire çok yakın olan dişlerde, siniri zedelememek için köklerin ayrılarak çıkarılması, bazı durumlarda da yalnızca kron kısmının alınarak dokunun korunması gerekebilir. İşlem, steril ameliyathane koşullarında ve ağız, diş ve çene cerrahisi uzmanı tarafından gerçekleştirilmesi tavsiye olunur. Çekim sırasında çevre dokular korunur. Komşu diş, çene siniri, dil siniri, dudak siniri, dişeti ve çene kemiği korunur. Kanama kontrol altında tutulur. Gerekiyorsa kemiği destekleyici materyaller kullanılır. Operasyon sonrası enfeksiyon riskine karşı özel önlemler alınır." Özkan, "Farenjit, Larenjit, Tonsilit tek başına ikincil bir hastalıktır. Eğer kaynağını doğru yerde aramazsanız, yıllarca gereksiz tedavilerle zaman kaybedersiniz. Oysa bir diş ve çene cerrahisi uzmanı değerlendirmesiyle bu döngü kırılabilir." uyarısında bulundu.
03 Ağustos 2025 Pazar - 10:10
Kaynağı belirsiz olan internet sitelerinden hastalıklarınıza teşhis koymayın
Ortopedi ve hematoloji alanında uzman iki isim, toplum sağlığını yakından ilgilendiren iki önemli konuya dikkat çekti. Prof. Dr. Namık Şahin, diz ve kalça protezlerinde doğru zamanlamanın hastanın yaşam kalitesi için kritik olduğunu söylerken; Prof. Dr. Salim Başol Tekin ise hematolojik kanserlerde erken tanı ve farkındalığın önemini anlattı. Acıbadem Bursa Hastanesi Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Prof. Dr. Namık Şahin, özellikle kalça ve diz protezleriyle ilgili güncel yaklaşımlara dikkat çekerek, geçmişte bu ameliyatların ileri yaşlara bırakılmasının önerildiğini ancak günümüzde ihtiyaç duyulan anda yapılmasının daha doğru olduğunu belirtti. Şahin "Ağrı nedeniyle hareket kabiliyetinin azalması, kişinin yaşam kalitesini ciddi şekilde etkiliyor. Uzun süreli hareketsizlik kaslarda zayıflamaya yol açabiliyor. Ancak kilo fazlalığı ya da kan şekeri düzensizliği gibi riskler varsa ameliyat ertelenebilir" dedi. Prof. Dr. Namık Şahin ayrıca internet üzerinde kaynağı belirsiz sitelerden hastalıklarına teşhis koymaya çalışan vatandaşlara, bunun doğru olmadığını ve yanlış teşhisten kaynaklı hastalıkta oluşan ilerlemelerde ciddi risklere yol açacağını söyledi. Acıbadem Bursa Hastanesi Hematoloji, Tıbbi Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. Salim Başol Tekin ise hematolojik tümörlerle ilgili uyarılarda bulundu. Kan hücrelerinden, kemik iliğinden ve lenf sisteminden kaynaklanan bu hastalıkların üç ana grupta toplandığını belirten Tekin, "Lösemi, lenfoma ve miyelom olarak sınıflandırıyoruz. Lösemiler akut ve kronik olmak üzere ikiye ayrılıyor. Akut lösemiler hızlı ilerlerken kronik lösemiler daha yavaş seyrediyor. Miyelom ise kemik iliğindeki hücrelerden kaynaklanıyor ve özellikle 50 yaş üstü bireylerde daha sık görülüyor" ifadelerini kullandı. Risk faktörlerine de değinen Prof. Dr. Salim Başol Tekin, "Radyasyona maruz kalmak ve ailede hematolojik kanser öyküsü bulunması önemli risklerdir. Nedensiz kilo kaybı, sürekli halsizlik, aşırı terleme, sık enfeksiyonlar ve diş eti kanamaları gibi belirtiler bu hastalıkların habercisi olabilir. Bu belirtiler başka hastalıklarla da ilişkili olabilir ancak devam ederse mutlaka bir hekime başvurulmalı" dedi.
03 Ağustos 2025 Pazar - 09:08
Yaz sıcaklarına dikkat: Güneşte fazla kalıp acil servislik olmayın
Yaz mevsimiyle birlikte artan sıcaklıklar, uzun süre açık havada geçirilen zaman ve dış etkenlerin yoğunlaşması, bazı sağlık sorunlarını da beraberinde getiriyor. Medicana Bursa Hastanesi Acil Tıp Bölümü Uzm. Dr. Arif Mesut Kaya, yaz aylarında acil servislere yapılan başvuruların önemli ölçüde arttığını belirterek vatandaşları uyardı. Sıcak havanın, dikkat edilmediğinde sağlık açısından ciddi riskler doğurabildiğini ifade eden Dr. Arif Mesud Kaya, özellikle sıcak çarpması, güneş yanığı, gıda zehirlenmeleri, gastroenteritler ve kene ısırmalarına karşı tedbirli olunması gerektiğini vurguladı. Kaya, en sık karşılaşılan 5 yaz problemi ve önerilerini ise şu şekilde sıraladı: "Sıcak çarpması (Heat Stroke): Aşırı sıcak ve nemli havalarda vücut ısısı kontrolü zorlaşır. Baş ağrısı, halsizlik ve bilinç değişikliği gibi belirtiler varsa kişi mutlaka gölgeye alınmalı, serinletilmeli ve gerekirse acil servise başvurmalıdır. Güneş yanıkları: Güneşe uzun süre korunmasız maruz kalmak, özellikle çocuklarda ciddi yanıklara ve sıvı kaybına neden olabilir. Koruyucu krem kullanımı ve güneşten kaçınmak çok önemlidir. Gıda zehirlenmeleri: Sıcak havalarda açıkta bekleyen veya uygun şartlarda saklanmayan yiyecekler hızla bozulabilir. Mide bulantısı, kusma ve ishal şikâyetleriyle başvuran hasta sayısı yaz aylarında artış gösteriyor. Gastroenteritler: Kontamine olmuş su ve gıdalar, özellikle çocuklarda ishal ve kusmaya yol açabiliyor. Bol sıvı tüketimi ve hijyen kurallarına dikkat edilmesi gerekiyor. Kene ve sinek ısırıkları: Kırsal alanlarda vakit geçirenlerin mutlaka uzun kollu kıyafetler giymesi ve böcek kovucu spreyler kullanması gerekiyor. Vücuda yapışan keneler asla elle çıkarılmamalı, mutlaka sağlık kuruluşuna başvurulmalıdır."
02 Ağustos 2025 Cumartesi - 18:11
Bartın’da tütün ile mücadele sürüyor
Bartın’da sigara ile mücadele sürüyor. İl Sağlık Müdürlüğü tarafından hayata geçirilen "Sigara Bırakma Poliklinikleri"nde sigara bırakmak isteyen bireylere bütüncül bir destek sunuluyor. Bartın Sağlık Müdürlüğü’ne bağlı Sağlıklı Hayat Merkezleri koordinasyonunda birey ve kurumlara yönelik farkındalık eğitimleri düzenleniyor. Hastane veya Sağlıklı Hayat Merkezi "Sigara Bırakma Polikliniğine" başvuran bireylerin öncelikle kronik hastalık öyküleri ve sigara kullanımı geçmişi detaylı bir şekilde değerlendiriliyor. Ardından nikotin bağımlılık düzeyleri ölçülerek kişiye özel bir tedavi planı oluşturuluyor. Tedavi sürecinin temelini düzenli danışmanlık hizmeti oluşturuyor. Psikolojik destek ve irade gücünü artırmaya yönelik çalışmalarla bireyler bu süreçte yalnız bırakılmıyor. Süreçte gerekli görüldüğünde ilaç tedavisine başlanabiliyor. Sigara bırakma polikliniklerinde görev yapan sağlık personeli; doktor, hemşire, psikolog, sosyal çalışmacı ve gerektiğinde çocuk gelişim uzmanı gibi birçok meslek grubundan oluşan ekiplerden meydana geliyor. Bu multidisipliner yaklaşım, tedavi sürecinin etkinliğini artırıyor. Tütünle mücadele titizlikle sürdürülüyor. "Birlikte Başarabiliriz" Bartın Devlet Hastanesi Sigara Bırakma Polikliniğinde görev yapan Göğüs Hastalıkları Uzmanı Dr. Aytekin İdikut, sigaranın yol açtığı sağlık sorunlarına dikkat çekti. İdikut, "Sigara, dünya genelinde önlenebilir hastalık ve ölüm nedenlerinin başında gelmektedir. Kalp-damar hastalıkları, KOAH, inme, akciğer kanseri ve daha pek çok ciddi sağlık sorununa yol açabilen sigaradan kurtulmak, sağlığınız için atacağınız en önemli adımlardan biridir" dedi. Poliklinikler ve iletişim hakkında da bilgiler veren Uzman İdik, "Sigara Bırakma Polikliniği; sigara bağımlılığından kurtulmak isteyen bireylere tıbbi destek, psikolojik danışmanlık ve bireyselleştirilmiş tedavi yöntemleri sunan özel bir sağlık hizmetidir. Sağlıklı bir nefes ve daha kaliteli bir yaşam için herkesi bu polikliniklere davet ediyoruz. Hastalarımız, Sigara Bırakma Polikliniklerimize başvurmak için 182’yi arayabilir ya da MHRS ve e-Nabız sistemleri üzerinden kolaylıkla randevu alabilirler" ifadelerini kullandı. "Size Destek Olmak İçin Buradayız" Sigara Bırakma Polikliniğinde görev yapan Dr. Burcu Acar ise sigaranın ciddi sağlık sorunlarına yol açtığını vurguldı. Acar, "Sigara; kalp damar hastalıklarından KOAH’a, birçok kanser türünden erken ölümlere kadar çok sayıda ciddi sağlık sorununa neden oluyor. Biz sağlık çalışanları olarak sigara bağımlılığıyla mücadelede vatandaşlarımızın yanındayız. Polikliniklerimizde bilimsel yöntemlerle, kişiye özel ve sürdürülebilir çözümler sunuyoruz. Sağlıklı Hayat Merkezlerinde bulunan Sigara Bırakma Polikliniklerine başvurmak isteyen bireyler, aile hekimlerinden ya da doğrudan ilgili merkezlerden randevu alabiliyor Rahat bir nefes almak, daha sağlıklı bir yaşam sürmek için gelin, birlikte başaralım. Size destek olmak için buradayız" diye konuştu. Sigarayı bırakanlar farklılıkları anlattı Sigara Bırakma Polikliniklerine başvurarak bu zararlı alışkanlıktan kurtulan vatandaşlar, sağlık açısından kendilerini çok daha iyi hissettiklerini dile getirdi. Bu süreçte profesyonel destek almanın, irade kadar önemli olduğunu vurgulayan birçok kişi, sigarasız hayatın kazandırdığı zindeliği ve mutluluğu paylaştı "Sabahları yorgun uyanmıyorum" Uzun yıllar sigara kullanan ve Sağlıklı Hayat Merkezine başvurarak bu alışkanlığa son veren 51 yaşındaki Sevim Doğanay ise tütünü bırakma hikayesini anlattı. Doğanay, "Yıllarca sigarayı bırakmak istedim ama bir türlü başaramadım. En sonunda kararlı bir adım atarak Sigara Bırakma Polikliniği’ne başvurdum. İlk başta zorlandım ama orada aldığım danışmanlık ve psikolojik destek sayesinde yalnız olmadığımı gördüm. Nefes alışım düzeldi, sabahları yorgun uyanmıyorum. Kendimi kazanmış ve özgür hissediyorum. Herkese tavsiyem, geç olmadan bu adımı atsınlar. Ben başardım sizler de başarabilirsiniz" dedi. "Nereden başlayacağımı bilmiyordum" Sigarayı bırakma polikliniğine başvuran Ercan Üre, bu kararı almanın hayatını olumlu yönde etkilediğini ifade ederek, "Sigara içmek zamanla kendimi mutsuz ve halsiz hissettirmeye başladı. Güne tam dinlenememiş bir şekilde başlamak artık can sıkıcı hale gelmişti. Bu durumu değiştirmek istiyordum ama nereden başlayacağımı da bilemiyordum. Sigara bırakma polikliniğine başvurmam, aslında çokta zor olmadığını, bu konuda bir şeyler yapabileceğimi ve yalnız olmadığımı gösterdi. Aldığım kararla daha da güçlüyüm" dedi. "İlk kez sigarayla yüzleşebileceğime inandım" Bir diğer danışan Evrim Doğan, "Sigara kullanmaya oldukça erken yaşlarda başladım. Yıllar geçtikçe ne yazık ki bu alışkanlık hayatımın bir parçası haline geldi, ama bir yandan da beni yavaş yavaş yıprattığını fark etmeye başladım. Nefes almakta zorlanmak, çabuk yorulmak artık görmezden gelemeyeceğim hale geldi. Bir şeyleri değiştirme zamanı geldiğini düşündüm ama bu yolculuğa nasıl başlayacağımı kestiremiyordum. Sigara bırakma polikliniğine başvurduğumda, ilk kez gerçekten bu alışkanlıkla yüzleşebileceğimi ve başarabileceğime inandım. Doktorumun yaklaşımı çok olumlu ve güven vericiydi. Bu süreçte gerek doktorumdan gerekse çevremden destek görmek, yalnız olmadığımı bilmek bana güç verdi. Sigarayı bırakmak istiyor ama nereden başlayacağınızı bilmiyorsanız, sigara bırakma poliklinikleri size bu yolda rehberlik edebilir. İlk adımı atmak düşündüğünüzden daha kolay olabilir" şeklinde konuştu. İl Sağlık Müdürlüğü tarafından yapılan yazılı açıklamada ise, "Sigarayı bırakmak hem bireysel sağlığı hem de toplumsal yaşam kalitesini artırıyor. Bu yolculukta destek almak isteyen herkes, ilimizdeki Sigara Bırakma Polikliniklerine başvurarak ilk adımı atabilir" ifadelerine yer verildi.
02 Ağustos 2025 Cumartesi - 14:42
Medical Point’ten bir ilk: Tat ve koku laboratuvarı açıldı
İzmir Ekonomi Üniversitesi Medical Point Hastanesi’nde hizmete giren tat ve koku laboratuvarı, koku kaybını yapılacak testlerle saptayarak erken tanı ve rehabilitasyon sürecinde önemli bir rol üstlenecek. İzmir Ekonomi Üniversitesi (İEÜ) Medical Point Hastanesi, sağlıkta öncü adımlarına bir yenisini daha ekledi. Tat ve koku duyularına yönelik tanı ve tedavi süreçlerinde önemli bir rol oynayacak olan Tat ve Koku Laboratuvarı hizmete girdi. Kulak Burun Boğaz Hastalıkları Bölümü bünyesinde açılan bu özel laboratuvar, başta koku kaybı olmak üzere pek çok nörolojik hastalığın erken tanısında kritik bir görev üstlenecek. "Kaybedince farkına varıyoruz" Prof. Dr. Erdem Eren, kokunun hayatımızdaki yerinin çoğu zaman fark edilmeyen ancak çok güçlü bir etkisi olduğunu vurguladı. Prof. Dr. Eren, "Koku, günlük yaşamımızda duygularımızdan aldığımız kararlarımıza kadar birçok alanda biz farkında olmadan etkili olan hayati bir duyudur. Ancak genellikle kaybedilince farkına varılır. Koku kaybı sadece kulak burun boğaz hastalıklarına bağlı kronik sinüzit, enfeksiyonlara ait olmayabilir. Parkinson, Alzheimer gibi nörolojik hastalıkların habercisi de olabilir. Yeni açılan laboratuvarımızda bu kaybı objektif testlerle değerlendirme ve erken tanı imkanına sahibiz" dedi. "Koku sinirleri güçlendirilebilir" Dr. Öğr. Üyesi Ceyda Üste ise koku kaybının sadece tespit edilmediğini, aynı zamanda kişiye özel bir rehabilitasyon programı ile bu duyunun desteklenebildiğini belirtti. Dr. Öğr. Üyesi Üste, "Koku testleri ile kaybın düzeyini belirledikten sonra hastanın kalan koku sinirlerini uyararak duyuyu yeniden güçlendirmeye odaklanıyoruz. Bu rehabilitasyon sayesinde hastaların yaşam kalitesi artıyor" ifadelerini kullandı.
02 Ağustos 2025 Cumartesi - 13:20
İskenderun’da sismik izolatör sistemli 600 yataklı devlet hastanenin inşası hızla sürüyor
Hatay’ın İskenderun ilçesinde yapımı süren 600 yataklı devlet hastanesi, sismik izolatör sistemiyle bölgede yaşanabilecek afetlere karşı en güvenli sağlık yatırımlarından biri olacak. Hatay Valisi Mustafa Masatlı, vatandaşlara daha kapsamlı ve modern sağlık hizmetleri sunmayı hedefleyen İskenderun 600 Yataklı Devlet Hastanesi inşaat alanında incelemelerde bulundu. Zemin iyileştirme ve enjeksiyon işlemleri tamamlanan projede, temel imalatları ve sismik izolatör montajları eş zamanlı olarak sürdürülüyor. Toplamda 448 adet sismik izolatör ile donatılan hastane binasının, deprem anında maksimum güvenlik sağlayacak şekilde inşa edildiği vurgulandı. Sağlık kompleksi; 149 yoğun bakım yatağı, 30 diyaliz yatağı, 27 ameliyathane, 200 poliklinik odası, 12 görüntüleme odası, 1 MR, 2 tomografi, 1 bronkoskopi, 3 endoskopi ünitesi, 40 fizik tedavi ve rehabilitasyon ünitesi, 15 onkoloji ünitesi, 2 anjiyografi, 1 ERCP ve 1 ESWL ünitesi, 1 tam kapsamlı laboratuvar ile hizmet verecek şekilde planlandı. Hastane tamamlandığında Hatay’ın sağlık kapasitesini önemli ölçüde artırması bekleniyor.
02 Ağustos 2025 Cumartesi - 11:58
Hasta ve engelli naklinde 100 taşımaya ulaşıldı
Muğla Büyükşehir Belediyesi, yatağa bağımlı, yaşlı ve engelli bireyler sürdürdüğü hasta ve engelli nakil hizmetinde bugüne kadar 21 bin 489 vatandaşa ulaşarak 105 bin 243 kez ulaşım hizmeti verdi. 13 ilçede, 574 mahallede, kimi zaman dağ köylerinden şehir merkezlerine kadar uzanan bu yolculuklarda, özel tasarlanmış ambulanslar ve alanında uzman personel görev aldı. Muğla Büyükşehir Belediyesi, 21 araç ve 38 kişilik profesyonel ekibiyle insan hayatına değer katmaya devam ediyor. Hasta nakilde 74 bin 548, engelli nakilde ise 30 bin 695 taşıma yapıldı. Her rakam, ulaşılan bir canı temsil ediyor. Kıyı Ege Belediyeler Birliği ve Muğla Büyükşehir Belediye Başkanı Ahmet Aras Muğla genelinde vatandaşların sağlığı için birçok proje ile yanlarında olduklarını, sağlık kuruluşlarına ulaşımı da hasta ve engelli nakil hizmetleri ile kolaylaştırdıklarını belirtti. Başkan Aras; vatandaşların sağlık kuruluşlarına ulaşımı, kontrollerini de aksatmaması açısından büyük önem taşıdığını belirterek, aileleri ne kadar yanlarında olsa da sağlık kuruluşlarına giden hasta ve engelli vatandaşlar için nakil hizmetlerin aksatmadan sürdürdüklerini açıkladı.
02 Ağustos 2025 Cumartesi - 11:14
Yüzerken yaralanan vatandaşa tıbbi tahliye gerçekleştirildi
Muğla’nın Dalaman ilçesi Göbün koyunda yüzerken yaralanan vatandaş Sahil Güvenlik ekipleri tarafından tıbbi tahliyesi gerçekleştirildi. Dalaman Göbün koyunda yüzdüğü esnada yaralanan vatandaş için yardım çağrısı yapıldı. Yapılan yardım çağrısı sonrası Sahil Güvenlik botu tarafından yaralanan vatandaşın tıbbi tahliyesi gerçekleştirilerek 112 ambulans ekiplerine teslim edildi.
02 Ağustos 2025 Cumartesi - 11:11
Bu proje astım hastası ve polen alerjisi olanların hayatını kolaylaştırıyor
Kastamonu Üniversitesi tarafından yürütülen proje ile havadaki polen ve sporların yoğunluğu tespit edilerek astım ve alerji hastaları için internet üzerinden ücretsiz yayınlanıyor. Ormancılık ve tabiat turizmi alanında ihtisaslaşan Kastamonu Üniversitesi tarafından TÜBİTAK 1001 Programı çerçevesinde başlatılan projeyle atmosferik polen ve sporlar inceleniyor. Proje çerçevesinde Kastamonu’da farklı iklim şartlarına sahip olan Merkez, İnebolu ve Tosya ilçelerinin atmosferik polen ve sporları incelenerek, meteorolojik faktörlere göre değişimleri belirleniyor. Alınan veriler ışığında atmosferdeki polen ve sporların alerji hastalarının yaşam kalitesine etkileri tespit ediliyor. Türkiye’de ilk kez otomatik polen sayım cihazının kullanıldığı çalışmayla Kastamonu atmosferindeki polen ve spor çeşitliliği ve yoğunluğu anlık olarak tespit ediliyor. Elde edilen veriler, Kastamonu Üniversitesi Palinoloji Araştıra Grubunun internet sitesinden ücretsiz olarak paylaşılıyor. Her saatte bir yenilenen bülten sayesinde alerjisi olan vatandaşların tedbir alması sağlanıyor. Astım ve alerji hastaları için mevsimlik riskler ortaya konacak Kastamonu il merkezi ile İnebolu ve Tosya ilçelerinde yer alan polen yakalama tuzaklarıyla da havdaki polen ve sporlar toplanıyor. Yakalanan polen ve sporlar incelenerek yıllık polen takvimleri hazırlanıyor. Uzun yıllar boyunca yapılan incelemeler ile hazırlanan bu takvimler astım ve alerji hastaları için tahmini mevsimlik ve aylık polen maruziyet riskini ortaya koyacak. Atmosferdeki bitki patojeni mantarların spor yoğunluklarının ve yıllık takvimlerinin belirlenmesi sayesinde hem orman zararlısı mantarlarla mücadelede hem de zirai mücadele konusunda ilgili kamu kurumlarına bilgi akışı sağlanıyor. Öte yandan Meteoroloji Genel Müdürlüğüne ulaştırılan verilerle, ilerleyen süreçte hava tahmini şeklinde polen tahmini bülteninin yayınlanması hedefleniyor. 2023 yılında başlayan ve 3 yıldır Kastamonu Üniversitesi Fen Fakültesi Dekanı ve Biyoloji Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Talip Çeter’in yürütücülüğünde devam eden projede Fen Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Barış Bani, Orman Fakültesi Öğretim Üyesi Dr. Öğretim Üyesi Kerim Güney, Tıp Fakültesi Öğretim Üyeleri Dr. Nazlı Erol ve Dr. Celal Demir araştırmacı olarak yer alıyor. Doktora öğrencileri Oktay Bıyıklıoğlu, Serhat Karabıçak ve Yüksek lisans öğrencileri Derya Keleşoğlu ve İbrahim Özkutlu bursiyer olarak projeye destek sağlıyor. Proje çerçevesinde Serhat Karabıçak, Laila Elfogohi ve Jamal Hayoub tarafından üç doktora tezi hazırlanıyor. "Cihazlarla havadaki polen ve sporları tespit ediyoruz" Projeyle ilgili bilgi veren Prof. Dr. Talip Çeter, "Üniversitemiz olarak hava ile ilgili biyolojik partiküllerle, polen ve sporlarla hatta cansız partiküllerle ilgili çalışmalar yürütüyoruz. Meteoroloji istasyonumuz ile sıcaklık, yağış, nem ve basınç gibi parametrelerini ölçüyoruz aynı zamanda havadaki ’PM2.5’ ve ’PM10’ boyutundaki partiküllerin ölçümlerini yapan sensörlerimiz mevcut. Bunun yanı sıra da volumetrik esasla çalışan burkard cihazımızda havadaki polen ve sporları 7 günlük periyotlarla inceleyerek, laboratuvarımızda preparasyonlarını yapmak suretiyle havadaki polen ve sporların konsantrasyonlarını yani miktarlarını saatlik olarak belirliyoruz ve web sayfamızda yayınlıyoruz. Bu verileri de hastalara, hekimlere ve alerji şikayetleri olanlarla paylaşıyoruz. 2025 yılından bu yana kullanma açtığımız Amerika’daki bir firmanın otomatik polen sayım cihazını da devreye aldık. Bu cihaz ile reel time veriler elde ediyoruz yani anlık veriler elde edip, hastalarla ve ilgililerle paylaşma imkanına sahibiz. Özellikle alerjiye sahip bireylerin bunlarla ilgilenmesi ve bunlardan yararlanmasını tavsiye ediyoruz. Özellikle çayır, çimen polenlerinin yoğun olarak görüldüğü dönemleri de cihazlarımızda tespit ediyoruz. Bu polenlere alerjisi olanlar eğer web sitemizi ziyaret ederlerse, rahatsızlıkları ile ilgili tedbirler almak suretiyle dışarıya çıkarak daha konforlu bir yaşam imkanına sahip olabilirler" dedi. "Biz bu verileri halkın anlayabileceği bir formatla paylaşıyoruz" Havadan topladıkları ham verileri laboratuvarda işleyerek halkın kullanımına sunduklarını söyleyen Prof. Dr. Çeter, "TÜBİTAK projemiz kapsamında İnebolu ve Tosya’da kurulan burkard cihazımız ile iki yıldan bu yana veriler topluyoruz. Elde edilen bu verilerin, TÜBİTAK projesi çerçevesinde, analizlerini yaparak hem halkımızla hem de ilgili kurumlarla paylaşıyoruz. Otomatik sayım olarak Türkiye’ye ilk defa bu cihazı biz getirdik ve 2025 yılı başından bu yana kullanıma başladık. Bu cihazdan anlık olarak gelen veriler cihazın data merkezinde işleme alınıyor ve bunlar tanımlanıyor. Biz bu verileri halkın anlayabileceği bir formatta Kastamonu Üniversitesi Palinoloji Araştırma Grubu web sayfasında hastaların, doktorların, ziraat ile uğraşanların kullanımına sunuyoruz" diye konuştu. "Hizmetimizi, halkımıza ve kurumlara ücretsiz olarak veriyoruz ve web sitemimizde yayınlıyoruz" Yurt dışında ücretli olarak satılan polen ve sporlarla ilgili verilerin Kastamonu Üniversitesi’nin vatandaşlara ve kurumlara ücretsiz ulaştırıldığını belirten Çeter, "Atmosferde tespit ettiğimiz birçok mantar türüne ait sporlar ve hif parçaları var. Bunların bazıları insanların yanı sıra orman ağaçlarında, orman ve bitkilerinde hastalıklara ve enfeksiyonlara neden oluyor. Ayrıca halk arasında rastık hastalığı, küf hastalığı, karabaşak hastalığı gibi isimler ile bilinen birçok hastalığa mantarların sebep olduğu tahıl ya da meyve gibi tarımsal ürün hastalıkları da söz konusu. Biz bunların ortaya çıktığı dönemleri ve saatleri tespit etmek suretiyle yılın hangi dönemlerinde bu hastalıklar yoğunlaşıyor ve bunlarla hangi dönemde mücadele edilmeli, ilaçlama yapılmalı, bunun da imkanını sağlamış oluyoruz" şeklinde konuştu.
Daha Fazla Yükle
GERİ BİLDİRİM
Geliştirme sürecine katkıda bulunmak için lütfen sitede karşılaştığınız hataları bize bildirin.
Gönder