SAĞLIK - 03 Ağustos 2025 Pazar 11:17

Horlama, vücudun yardım çığlığı olabilir

A
A
A
Horlama, vücudun yardım çığlığı olabilir

Özel Ümit Batıkent Hastanesi Kulak Burun Boğaz Uzmanı Op. Dr. Bekir Oksay, horlama hakkında uyarılarda bulunarak, "Horlama yalnızca bir ses değil, altında yatan sebepler ciddi olabilir" dedi.


Eskişehir’de Özel Ümit Batıkent Hastanesi Kulak Burun Boğaz Uzmanı Op. Dr. Bekir Oksay, toplumda sık görülen horlamanın çoğu zaman göz ardı edilen ciddi bir sağlık sorununun habercisi olabileceğini söyledi. "Horlama yalnızca bir ses değil, altında yatan sebepler ciddi olabilir. Özellikle uyku apnesi riski taşıyan bireylerde hayati sonuçlara yol açabilir" diyen Oksay, hem çocukları hem de erişkinleri ilgilendiren önemli uyarılarda bulundu.



"Burun etlerinin şişliği ve burun kemiği eğriliği yer alırken"


Horlamanın, burun ucundan ses tellerine kadar olan üst solunum yolundaki darlık ya da tıkanıklıklardan kaynaklandığını aktaran Op. Dr. Oksay, "Erişkinlerde en sık karşılaşılan sebepler arasında burun etlerinin şişliği ve burun kemiği eğriliği yer alırken; çocuklarda geniz eti ve bademcik büyüklüğü öne çıkıyor. Ayrıca kilolu bireylerde boyun çevresindeki yağlanmaya bağlı olarak dil kökünün geriye kaymasının da hava yolunu daraltarak horlamaya ve uyku apnesine neden olabiliyor." dedi.



"Yeterli uyarı göndermemesi sonucu oluşur"


Uyku apnesinin iki ana tipi olduğunu belirten Oksay şöyle devam etti:


"Tıkayıcı (Obstrüktif) Uyku Apnesi: En sık görülen tiptir. Üst solunum yolunun gevşeyerek uyku sırasında tıkanmasıyla ortaya çıkar. Genellikle horlamayla birlikte seyreder. Santral Uyku Apnesi: Daha nadir görülür. Beynin solunumu düzenleyen merkezlerinin yeterli uyarı göndermemesi sonucu oluşur. Bu tipte horlama görülmeyebilir, tanı koymak daha zordur."


Her iki apne tipinin de uyku laboratuvarlarında yapılan polisomnografi (uyku testi) ile tespit edilebildiğini aktaran Oksay, horlama sorunu yaşayanların mutlaka bir uzmana başvurması gerektiğini söyledi.



"İleride ağır ortodontik müdahaleler gerektirir"


4-6 yaş arasındaki çocuklarda uyku apnesinin oldukça yaygın olduğunu dile getiren Dr. Oksay, bu dönemde bademcik ve geniz etinin büyüklüğüne bağlı olarak apne geliştiğini söyledi. Bu durumun sadece uykuyu değil, yüz ve çene gelişimini de etkilediğini belirten Oksay, "Adenoid face" adı verilen tabloya dikkat çekerek şunları söyledi: "Çocuk sürekli ağızdan nefes alır, üst çene daralır, gözler birbirinden uzaklaşır, diş dizilimleri bozulur. Kurtağzı görünümüne neden olan bu tablo ileride ağır ortodontik müdahaleler gerektirir. Ayrıca uyku kalitesi bozulduğu için büyüme ve boy uzaması da olumsuz etkilenir."


Oksay, çocuklarda tedavinin; çoğu zaman bademcik ve geniz eti ameliyatı ile başarılı bir şekilde gerçekleştirilebildiğini kaydetti.



Erişkinlerde hayati risk: Ani gece ölümleri


Uyku apnesinin erişkinlerde daha tehlikeli sonuçlara yol açabileceğini vurgulayan Oksay, bu sorunun kalp ritim bozuklukları, yüksek tansiyon, inme ve ani gece ölümleri ile doğrudan ilişkili olduğunu söyledi. Özellikle ağır iş makineleri kullananlar, uzun yol şoförleri gibi tehlikeli işlerde çalışan bireylerin mutlaka uyku apnesi açısından taranması gerektiğini belirtti. Oksay şöyle konuştu:


"Bu kişiler gece yeterince derin ve kesintisiz uyuyamadıkları için gün içinde dalgınlık, unutkanlık ve ani uyku atakları yaşayabilir. Bu da iş ve trafik kazalarına zemin hazırlar. Erişkinlerde cerrahi tedavinin iki temel amacı vardır, bunlardan birincisi uyku apnesi sıklığını azaltmak için üst solunum yolu tıkanıklığını açmaya yöneliktir. İkinci önemli amaç ise kullanılacak olan CPAP (pozitif hava basıncı) gibi cihazların daha verimli kullanılmasına yönelik burun tıkanıklığının açılması ameliyatlarıdır. Hastane bünyesinde hizmet veren uyku laboratuvarları bu konuda oldukça yol göstericidir."


Bunlar Da İlginizi Çekebilir
Kütahya Kütahya ve Sakarya’dan öğrenciler aynı sergide buluştu Kütahya Ahmet Yakupoğlu Güzel Sanatlar Lisesi ile Sakarya Güzel Sanatlar Lisesi öğrencilerinin ortak çalışmasıyla hazırlanan resim sergisi, Kütahya Zafer Meydanı’nda sanatseverlerle buluştu. Toplam 30 eserden oluşan sergide, iki şehrin tarihi ve kültürel dokusunu yansıtan özgün çalışmalar yer aldı. "Köklerden Geleceğe" projesiy kapsamında Kütahya ve Sakarya’daki öğrenciler, kendi şehirlerine ait tarihi mekânları, geleneksel Osmanlı mimarisini ve sivil mimari örneklerini farklı tekniklerle resmetti. Yağlı boya, sulu boya ve pastel boya teknikleriyle hazırlanan eserlerde hem şehirlerin kültürel mirası hem de öğrencilerin sanatsal bakış açıları ön plana çıktı. Sergiye rehberlik eden öğretmenler, öğrencilerin çalışmalarını danışmanlıkla yönlendirdiklerini belirterek, gençlerin "Geleceğin ressamları ve sanatçıları" olarak büyük bir potansiyele sahip olduğunu ifade etti. Projenin, Milli Eğitim Bakanlığının "Maarif Modeli" kapsamında "Köklerden Geleceğe" anlayışıyla hayata geçirildiği bildirildi. Bu çerçevede öğrencilerden, geleneksel Osmanlı mimarisini insan yaşamıyla ilişkilendirerek sanat eserlerine yansıtmaları istendi. Proje koordinatörleri, çalışmanın geçen yıldan bu yana olgunlaştırıldığını ve iki okul arasında kurulan iş birliğiyle geliştirildiğini belirtti. Kütahya ve Sakarya arasında karşılıklı ziyaretlerle şekillenen proje, "Doğu Pınarı" adıyla da anılıyor. Proje kapsamında iki okuldan toplam 15’er eser sergiye dahil edildi. Öğrenciler tarafından hazırlanan çalışmaların yanı sıra, öğretmenlerin de sürece katkı sunduğu ifade edildi. Projenin koordinatörleri, amaçlarının iki farklı şehirdeki öğrencileri bir araya getirerek kültürel birliktelik sağlamak olduğunu vurguladı. Etkinliğin oldukça ilgi gördüğü ve gün boyu ziyaretçi akınına uğradığı belirtildi. Serginin ilk ayağının Kütahya’da gerçekleştirildiği, ikinci ayağının ise Haziran ayı başında Sakarya’da konser ve sergi programıyla devam edeceği açıklandı. Proje yetkilileri, destek veren Milli Eğitim Bakanlığına, il müdürlüklerine ve okul yöneticilerine teşekkür ederek, bu tür kültürel ve sanatsal iş birliklerinin artarak devam etmesini temenni etti.