SAĞLIK
Uzm. Dr. Akdemir: "Nefes darlığı olan hastalar pulmoner rehabilitasyon programları ile egzersiz yapabilirler" 11 Mart 2026 Çarşamba - 12:29:36 Manisa Şehir Hastanesi Göğüs Hastalıkları Hekimi Uzm. Dr. Selim Erkan Akdemir, "Nefes darlığı olan kronik solunum sorunlu hastalar pulmoner rehabilitasyon programları ile güvenli bir şekilde egzersiz yapabilirler" dedi. Manisa Şehir Hastanesi Göğüs Hastalıkları Hekimi Uzm. Dr. Selim Erkan Akdemir Pulmoner Rehabilitasyon Haftası kapsamında bilgilendirmelerde bulundu. Pulmoner rehabilitasyonun nefes darlığı yaşayan hastalar için planlanan kapsamlı bir sağlık programı olduğunu belirten Uzm. Dr. Akdemir, "Nefes darlığı yaşayan, günlük aktivitelerde çabuk yorulan bireyler için özel olarak planlanan kapsamlı bir sağlık programıdır. Bu programın temel amacı, hastaların hem fiziksel hem de psikolojik olarak daha güçlü hissetmesini sağlamaktır. Egzersizlerden eğitime, beslenme danışmanlığından psikolojik desteğe kadar pek çok basamağı içerir. Genellikle haftada birkaç kez uygulanan bu programlar, kişinin ihtiyacına göre birkaç hafta ya da ay sürebilmektedir" dedi. Pulmoner rehabilitasyon hakkında bilgi veren Uzm. Dr. Akdemir, "Nefes darlığı, günlük yaşam aktivitelerinde kısıtlanma, yaşam kalitesinde azalma ve/veya egzersiz kapasitesinde kısıtlılığı olan tüm solunum hastalarına pulmoner rehabilitasyon uygulanabilmektedir. Pulmoner rehabilitasyon, her yaştaki solunum hastalarına rehabilitasyon ünitelerinin özelliklerine bağlı olarak hastanede, ayaktan ya da evde uygulanabilmektedir. KOAH (Kronik obstrüktif akciğer hastalığı) başta olmak üzere astım, bronşektazi, interstisyel akciğer hastalıkları, kistik fibrozis, göğüs duvarı hastalıkları, nöromusküler hastalıklar, akciğer nakli öncesi ve sonrası, akciğer kanseri, obezite ilişkili tüm akciğer hastalıklarında pulmoner rehabilitasyon programı başarı ile uygulanabilmektedir. Hastalığa bağlı gelişen nefes darlığı ve fonksiyonel yetersizliği ortadan kaldırması, hastalığın ilerlemesini önlenme, egzersiz toleransının artırılması, sağlık durumunun iyileştirilmesi, komplikasyonların önlenmesi ve tedavisi, hastalık atak sayısının azaltılması ve atak şiddetinin hafifletilmesi, yaşam kalitesinin iyileştirilmesi, hastaneye başvuru sıklığı ve yatış süresinin azaltılması sonucunda sağlıkla ilişkili harcamaların azaltılması, sağ kalımda artış sağlamasıdır. Pulmoner rehabilitasyonun en önemli ve temel bileşen egzersiz eğitimidir. Bireyin ihtiyaçları doğrultusunda diğer bileşenler de hasta ve ailesinin eğitimi, vücut kompozisyonunun değerlendirilmesi gerekli olgularda beslenme desteği, psikososyal destek, nefes darlığı ile baş edebilme yöntemleri, iş-uğraşı tedavisi, enerji koruma yöntemleri vb. pulmoner rehabilitasyon programlarında yer almaktadır." dedi. Pulmoner rehabilitasyon ile güvenli şekilde egzersiz yapılabileceğini belirten Uzm. Dr. Akdemir, "Nefes darlığı olan kronik solunum sorunlu hastalar pulmoner rehabilitasyon programları ile güvenli bir şekilde egzersiz yapabilirler. Kronik akciğer hastalarında nefes darlığı ve/veya yorgunluğun neden olduğu günlük yaşamdaki hareketsizlik; kemik ve kas içeriğinin, kalp ve akciğer fonksiyonlarının, hareket yeteneğinin gittikçe azalmasına neden olur. Egzersiz ile kas kuvveti artar, kas dayanıklılığı artarak daha uzun mesafeler yürünebilir, kas ve eklemler daha iyi hareket eder, gevşemeyi sağlar, daha güçlü ve enerjik hissedilir, kalbin çalışması iyileşir, nefes darlığı azalır. Pulmoner rehabilitasyon programı en az 8 hafta (toplam 24 seans) süre ile uygulanmalıdır. Egzersiz eğitimi bırakıldığında kazanımlar kaybedildiği için egzersiz alışkanlığının devam ettirilmesi gerekmektedir." ifadelerini kullandı.
11 Mart 2026 Çarşamba - 12:28 Şırnak’ta zabıta ekiplerinden tavizsiz "gramaj ve hijyen" denetimi Halk sağlığı için sahaya inen Şırnak zabıtası, pastane, fastfood ve fırınların imalathanelerini mercek altına aldı. Teknik standartlara uymayan işletmeler uyarılırken, denetimlerin 7 gün 24 saat süreceği bildirildi. Şırnak’ta vatandaşların sofrasına giren gıdaların güvenilirliği için denetimler sıkılaştırıldı. Şırnak Belediyesi Zabıta Müdürlüğü ekipleri, halk sağlığını tehdit edebilecek unsurları ortadan kaldırmak amacıyla şehir merkezindeki işletmelere yönelik geniş çaplı bir denetim gerçekleştirdi. Ekipler, fırın, pastane, restoran ve fastfood işletmelerinin özellikle müşteri tarafından görülmeyen imalathane bölümlerine odaklandı. Denetimlerde üretim alanlarının temizliği, personelin hijyen kurallarına uyumu ve kullanılan ekipmanların teknik uygunluğu tek tek kontrol edildi. Sadece temizlik değil, aynı zamanda vatandaşın ekonomik haklarını korumaya yönelik ürün gramajı kontrolleri de yapıldı. Satışa sunulan ekmek ve unlu mamullerin belirlenen standartlara uygunluğu hassas terazilerle ölçüldü. Standartların altında kalan veya hijyen eksikliği tespit edilen işletmelere uyarılar yapılarak, eksiklerin giderilmesi için yasal süre tanındı. Belediye yetkilileri, Şırnak halkının sağlıklı ve huzurlu bir şekilde alışveriş yapabilmesi için gıda kontrol mekanizmasının aralıksız işleyeceğini belirtti. Vatandaşların da karşılaştıkları olumsuz durumları belediyeye bildirmeleri çağrısında bulunuldu.
11 Mart 2026 Çarşamba - 12:19 Uzm. Dr. Ümit Çakmak: "Böbrekler bozulana kadar belirti vermiyor düzenli kontrol hayat kurtarıyor" Nefroloji Bölümü’nden Uzm. Dr. Ümit Çakmak, "12 Mart Dünya Böbrek Günü" nedeniyle "Böbrekler bozulana kadar çoğu zaman belirti vermez, bu yüzden düzenli kontrol hayat kurtarır" diyerek böbrek sağlığının önemini anlattı. Memorial Antalya Hastanesi Nefroloji Bölümü’nden Uzm. Dr. Ümit Çakmak, 12 Mart Dünya Böbrek Günü dolayısıyla böbrek sağlığının önemine dikkat çekti. Böbreklerin vücudun en hayati organlarından biri olduğunu belirten Çakmak, "Böbrekler bozulana kadar çoğu zaman belirti vermez, bu yüzden düzenli kontrol hayat kurtarır" dedi. Böbreklerin yalnızca idrar üretmekle görevli olmadığını vurgulayan Çakmak, kanın temizlenmesi, su ve tuz dengesinin sağlanması, kan basıncının düzenlenmesi ve hormon üretimi gibi birçok önemli görevi üstlendiğini ifade etti. Kronik böbrek hastalığının erken teşhis edilmemesi durumunda diyaliz veya böbrek nakli gerektiren böbrek yetmezliğine kadar ilerleyebildiğini kaydetti. Böbrek hastalıkları dünyada hızla artıyor Böbrek hastalıklarının küresel ölçekte önemli bir sağlık sorunu haline geldiğini belirten Çakmak, "Son verilere göre dünya genelinde yetişkin nüfusta kronik böbrek hastalığı 1990 yılından bu yana iki katına çıkarak 2023 yılında yaklaşık 788 milyon kişiye ulaştı. Aynı yıl bu hastalık yaklaşık 1,5 milyon ölüme neden olarak ölüm nedenleri arasında 9’uncu sıraya yükseldi. Türkiye’de ise kronik böbrek hastalığı görülme oranı yüzde 15,7 civarında. Diyabetli hastalarda bu oran yüzde 25’in üzerine çıkıyor" dedi. Belirtiler çoğu zaman fark edilmiyor Böbrek yetmezliğinin erken dönemlerde çoğu zaman belirti vermediğini vurgulayan Çakmak, hastalığın ilerleyen dönemlerinde bazı şikayetlerin ortaya çıkabileceğini ifade ederek, "Böbrekler bozulmaya başladığında vücut aslında bazı sinyaller verir ancak bu belirtiler yavaş geliştiği için çoğu zaman gözden kaçabilir. Yorgunluk, halsizlik, iştahsızlık, kilo kaybı, idrar miktarında veya renginde değişiklik ve vücutta ödem en sık görülen erken belirtiler arasındadır" diye konuştu. İleri evrede ciddi sağlık sorunları ortaya çıkabiliyor Hastalığın ilerlemesi halinde daha ciddi belirtilerin görülebileceğine dikkat çeken Çakmak, "Bulantı, kusma, mide sorunları, nefes darlığı, ciltte kaşıntı ve kuruluk, kas krampları, kemik ağrıları, konsantrasyon bozukluğu gibi şikayetler ortaya çıkabilir. Bunun yanında yüksek tansiyon, kansızlık, baş dönmesi ve erkeklerde ereksiyon sorunları da görülebilir" ifadelerini kullandı. Çakmak ayrıca böbrek sağlığını korumak için tuz tüketimini azaltmak, yeterli su içmek, düzenli egzersiz yapmak, sigara ve alkol kullanımından kaçınmak, reçetesiz ilaçları bilinçsiz kullanmamak ve özellikle risk grubundaki kişilerin düzenli kan ve idrar testleri yaptırmasının büyük önem taşıdığını sözlerine ekledi.
11 Mart 2026 Çarşamba - 11:56 Ortopedide eksozom uygulaması umut veriyor Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Prof. Dr. M. Nazım Karalezli, son yıllarda gündeme gelen eksozom tedavisi hakkında bilgi verdi. Karalezli, yöntemin hücrelerin iyileştirici sinyallerini kullanarak doku onarımını desteklediğini ancak henüz birçok hastalık için standart tedavi haline gelmediğini söyledi. Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Prof. Dr. M. Nazım Karalezli, tıpta son yıllarda dikkat çeken eksozom tedavisi hakkında açıklamalarda bulundu. Eksozomların, hücrelerin birbirleriyle iletişim kurmasını sağlayan çok küçük biyolojik paketler olduğunu belirten Karalezli, bu yapıların iyileşme sürecinde önemli rol oynadığını ifade etti. Prof. Dr. Karalezli, eksozomların hücreler tarafından salgılanan ve iyileşme sinyalleri taşıyan yapılar olduğunu belirterek, "Eksozomlar hücre yenilenmesini destekleyebilir ve iltihabı azaltmaya yardımcı olabilir. Bu tedavide doğrudan hücre değil, hücrelerin iyileştirici sinyalleri kullanılır" dedi. Ortopedide ve göz hastalıklarında kullanılıyor Eksozom tedavisinin özellikle ortopedik rahatsızlıklarda kullanılabildiğini belirten Karalezli, "Diz kireçlenmesi (osteoartrit), omuz ve dizde görülen tendon problemleri ile kas ve bağ yaralanmalarında destekleyici tedavi olarak uygulanabiliyor" diye konuştu. Tedavinin bazı göz hastalıklarında da araştırıldığını ifade eden Karalezli, kuru göz, kornea yüzey hasarı ve bazı retina hastalıklarında bilimsel çalışmaların sürdüğünü söyledi. Uygulama kısa sürede yapılıyor Tedavinin uygulanışına da değinen Prof. Dr. Karalezli, ortopedik rahatsızlıklarda eksozomların genellikle eklem içine veya problemli tendon bölgesine enjeksiyon şeklinde verildiğini belirtti. Göz hastalıklarında ise damla şeklinde ya da bazı durumlarda göz çevresine enjeksiyon şeklinde uygulanabildiğini söyledi. Karalezli, işlemin genellikle kısa sürdüğünü, çoğu zaman lokal anestezi ile gerçekleştirildiğini ve hastanede yatış gerektirmediğini vurguladı. Eksozomların vücutta çeşitli etkiler oluşturabileceğini belirten Karalezli, "Eksozomlar iltihabı azaltmaya yardımcı olabilir, hasarlı dokunun onarımını destekleyebilir ve hücre yenilenmesini teşvik edebilir. Bu sayede ağrının azalmasına katkı sağlayabilir" dedi. Ancak Karalezli, özellikle ileri derecede kireçlenmelerde tamamen iyileştirici bir sonuç beklenmemesi gerektiğini ifade etti. Etkisi haftalar içinde görülebiliyor Tedavinin etkisinin kişiden kişiye değişebileceğini belirten Karalezli, "Genellikle birkaç hafta içinde etkiler başlar. Bazı hastalarda 2-3 ay içinde belirgin rahatlama görülebilir. Etki süresi ise hastanın durumuna göre farklılık gösterebilir" dedi. Her hasta için uygun olmayabilir Eksozom tedavisinin genel olarak güvenli kabul edildiğini belirten Karalezli, enjeksiyon bölgesinde geçici ağrı, şişlik ve hassasiyet gibi hafif yan etkiler görülebileceğini söyledi. Prof. Dr. Karalezli, sözlerini şöyle tamamladı:"Eksozom tedavisi rejeneratif tıp alanında umut verici bir yöntemdir. Ancak henüz birçok hastalık için standart tedavi değildir ve bazı uygulamalar hâlâ araştırma aşamasındadır. Bu nedenle tedavi öncesinde mutlaka uzman değerlendirmesi yapılması gerekir."
Kolesterol tedavisinde kullanılan ilacın damar sağlığına etkileri mercek altında
11 Şubat 2026 Çarşamba - 09:28 Kolesterol tedavisinde kullanılan ilacın damar sağlığına etkileri mercek altında Biruni Üniversitesi Tıp Fakültesi Tıbbi Farmakoloji ana bilim dalı Öğretim Üyesi Doç. Dr. Burak Önal, yüksek kolesterol hastalarında yaygın olarak kullanılan ilacın etken maddesi olan atorvastatinin, damar sağlığıyla ilişkili biyolojik göstergeler üzerindeki etkilerinin bilimsel olarak araştırıldığını belirtti. Doç. Dr. Önal, araştırmanın; Prof. Dr. Cemil Taşçıoğlu Şehir Hastanesi Kardiyoloji Kliniği’nden Doç. Dr. Sezai Yıldız, Dr. Tuğçe Kaya ve İstanbul Üniversitesi-Cerrahpaşa, Cerrahpaşa Tıp Fakültesi’nden Dr. Melik Yiğit Bayındır ile iş birliği içinde planlandığını ifade etti. Çalışmaya ayrıca Biruni Üniversitesi’nden Zülal Çelik ve Aslıhan Şeyda Doğan da katkı sağlayacağını dile getirdi. Kolesterol düşürmenin ötesine bakılıyor Doç. Dr. Burak Önal, araştırmanın atorvastatinin vücutta oluşturduğu etkileri daha kapsamlı şekilde değerlendirmeyi amaçladığını belirterek, "Atorvastatin çoğu zaman yalnızca kolesterol düşürücü bir ilaç etken maddesi olarak biliniyor. Oysa bu tür ilaçların damar duvarı, iltihaplanma süreçleri ve damar sertliğiyle ilişkili mekanizmalar üzerinde de etkileri olabileceği düşünülüyor. Biz bu çalışmada bu etkileri güncel bilimsel verilerle ortaya koymayı hedefliyoruz" dedi. Damar sertliğiyle ilişkili göstergeler izleniyor Araştırma hakkında bilgi veren Doç. Dr. Burak Önal, "Yüksek kolesterol tanısı olan hastalarda atorvastatin tedavisi süresince kanda ölçülebilen ve damar sağlığıyla ilişkili olduğu bilinen bazı biyobelirteçlerde meydana gelen değişimler takip ediliyor. Bu göstergeler, kalp ve damar hastalıklarının gelişim sürecinde erken ipuçları sunuyor. Damar sertliği çoğu zaman sessiz ilerliyor. Bu nedenle erken dönemde değişen biyolojik işaretleri takip etmek, riskin daha iyi anlaşılmasını sağlayabilir" diye konuştu. Tedavi sonuçları daha bütüncül değerlendirilecek Çalışmanın, kolesterol tedavisinin yalnızca sayısal kolesterol değerleri üzerinden değil, damar sağlığı üzerindeki etkileriyle birlikte değerlendirilmesine katkı sağlamasının hedeflendiğini söyleyen Doç. Dr. Önal, "Bir ilacın etkisini değerlendirirken sadece kan tahlilindeki düşüşlere bakmak yeterli olmayabilir. Bu tedavinin damar sağlığı açısından ne anlama geldiğini de görmek gerekiyor. Bu yaklaşım, tedaviye bakış açısını daha bütüncül hale getiriyor" ifadelerini kullandı. Bilimsel literatüre katkı hedefleniyor Doç.Dr. Önal, "Araştırmanın, yüksek kolesterol ve buna bağlı kalp-damar hastalıkları alanında yürütülecek yeni çalışmalara zemin oluşturmasını bekliyoruz. Çalışmayla elde edilecek bulguların, klinik uygulamalarda ve bilimsel literatürde yol gösterici nitelik taşımasını amaçlıyoruz" dedi.
"Doğru beslenme ile böbrek taşı riskini azaltmak mümkün"
11 Şubat 2026 Çarşamba - 09:22 "Doğru beslenme ile böbrek taşı riskini azaltmak mümkün" Böbrek taşlarının ciddi ağrıya ve böbrek fonksiyonlarında bozulmaya yol açabildiğini belirten Üroloji Uzmanı Prof. Dr. Cevdet Kaya, "Doğru beslenme ve yaşam tarzı değişiklikleriyle hastaların büyük bir kısmında taş oluşumu önlenebilir" dedi. Böbrek taşlarının yaşam kalitesini ciddi şekilde düşüren önemli bir sağlık sorunu olduğunu dile getiren İstinye Üniversitesi Medical Park Gaziosmanpaşa Hastanesi Üroloji Uzmanı Prof. Dr. Cevdet Kaya, taş oluşumunun idrardaki bazı minerallerin kristalleşmesi sonucu meydana geldiğini söyledi. Prof. Dr. Kaya, "Kalsiyum, oksalat ve ürik asit gibi maddeler idrarda yoğunlaştığında ve yeterli sıvı alınmadığında kristaller birleşerek taş halini alır. En sık görülen taş türü ise tüm taşların yaklaşık yüzde 80’ini oluşturan kalsiyum oksalat taşlarıdır" diye konuştu. Kimler risk altında? Böbrek taşı oluşumunda bazı grupların daha yüksek risk taşıdığına dikkat çeken Prof. Dr. Kaya, "Yetersiz su tüketimi en önemli risk faktörüdür. Ailesinde böbrek taşı öyküsü bulunan kişilerde risk daha yüksektir. Ayrıca fazla tuz tüketenler, aşırı hayvansal protein alanlar ile obezite ve hareketsiz yaşam tarzına sahip bireylerde taş oluşumu daha sık görülmektedir" ifadelerini kullandı. "Taş oluşumunu önlemek için öneriler" Koruyucu önlemlerin büyük önem taşıdığını vurgulayan Prof. Dr. Kaya, böbrek taşından korunmak için şu önerilerde bulundu: "Günde ortalama 1,5-2 litre su içerek idrar renginin açık sarı ya da renksiz olmasını hedeflemek gerekir. Tuz tüketiminin azaltılması, idrarda kalsiyum atılımını düşürerek taş oluşumunu tetikler. Limon ve portakal gibi sitrat bakımından zengin içecekler kristal oluşumunu doğal yoldan engelleyebilir. Halk arasında sanılanın aksine, süt ve yoğurt gibi besinlerle alınan kalsiyum taş riskini azaltır; çünkü kalsiyum bağırsakta oksalata bağlanarak emilimini önler. Sebze ve meyve ağırlıklı beslenmek ise idrarın asit dengesini düzenler." "Bazı besinlere dikkat" Özellikle kalsiyum oksalat taşı olan hastaların bazı gıdalara dikkat etmesi gerektiğini belirten Prof. Dr. Kaya, "Ispanak, pancar, çikolata ve kabuklu yemişler gibi yüksek oksalat içeren besinlerin aşırı tüketilmemesi gerekir. Gazlı ve şekerli içecekler de taş riskini artırabilir" dedi. "Ağrıdan önce uyarı veren belirtiler" Böbrek taşlarının bazen uzun süre belirti vermeden böbrekte kalabildiğini ifade eden Prof. Dr. Kaya, "Taş hareket ettiğinde ya da idrar yolunu tıkadığında vücut çeşitli sinyaller verir. İdrarda kan görülmesi, ateş, bulantı, kusma, titreme, idrar yaparken yanma, sık idrara çıkma ve genital bölgede ağrı bu belirtiler arasında yer alır" açıklamasında bulundu. "Ağrı bel ve kasık bölgesine yayılabilir" Ağrının genellikle taşın idrar yoluna girmesiyle başladığını belirten Prof. Dr. Kaya, "Kaburga altından başlayıp bel ve yanlara yayılan ağrı, zamanla kasıklara ve cinsel organlara kadar ilerleyebilir. Ağrı bazen hafif ve sürekli, bazen de dalgalar halinde şiddetli olabilir" dedi. "İdrar ve sindirim sistemi bulguları" İdrarda renk değişikliğinin önemli bir bulgu olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Kaya, "İdrar pembe, kırmızı ya da çay rengi olabilir. Sık idrara çıkma, yanma hissi veya idrar akışının aniden kesilmesi görülebilir. Ayrıca böbreklerle mide arasındaki sinirsel bağlantılar nedeniyle bulantı, kusma ve soğuk terleme de sık karşılaşılan şikâyetlerdir" ifadelerini kullandı. "Enfeksiyon hayati risk taşıyabilir" Taşın idrar akışını engellemesi durumunda enfeksiyon gelişebileceğine dikkat çeken Prof. Dr. Kaya, "Ateş, titreme ve idrarın bulanık ya da kötü kokulu olması ciddi bir tabloya işaret eder ve acil müdahale gerektirir" uyarısında bulundu. "Çocuklarda belirtiler farklı seyredebilir" Çocuklarda böbrek taşı belirtilerinin daha farklı olabildiğini söyleyen Prof. Dr. Kaya, "Bebeklerde huzursuzluk ve sürekli ağlama, küçük çocuklarda ise karın ağrısı ve idrarda kanama ön planda olabilir. Bu belirtiler fark edildiğinde vakit kaybetmeden bir uzmana başvurmak, böbrek fonksiyonlarının korunması açısından büyük önem taşır" dedi.
Manisa CBÜ’nün uzmanları uyardı: "Su buharı değil, ağır metal karışımı"
10 Şubat 2026 Salı - 16:53 Manisa CBÜ’nün uzmanları uyardı: "Su buharı değil, ağır metal karışımı" Manisa Celal Bayar Üniversitesi’nden (MCBÜ) yayımlanan açıklamada, elektronik sigaranın sanıldığı gibi masum olmadığı vurgulanarak, bu ürünlerin akciğerde geri dönüşü olmayan hasarlara ve ölümcül EVALI hastalığına yol açabileceği uyarısında bulunuldu. MCBÜ’lü uzmanlar, tütün endüstrisinin özellikle gençleri ve sigarayı bırakmak isteyenleri hedef alarak elektronik sigarayı "daha az zararlı" algısıyla pazarladığı, bunun ise büyük bir yanılgı olduğunu belirtti. MCBÜ Tıp Fakültesi Göğüs Hastalıkları Anabilim Dalı tarafından yapılan açıklamada, elektronik sigaranın akciğerdeki doğal savunma mekanizmasını ciddi şekilde bozduğu ifade edildi. Normalde mikropları dışarı atan mikroskobik tüycüklerin (silya), elektronik sigara kullanımıyla kısaldığı, yavaşladığı ve bazı bölgelerde tamamen yok olduğu vurgulandı. Bu durumun ise kronik öksürük, balgam ve sık tekrarlayan akciğer enfeksiyonlarına zemin hazırladığı kaydedildi. "Su buharı değil, ağır metal karışımı" Halk arasında elektronik sigaranın "sadece su buharı" olduğu yönündeki yanlış algıya dikkat çeken uzmanlar, bu ürünlerin aslında nikotin, ağır metaller, ince partiküller ve uçucu organik bileşikler içerdiğini belirtti. Açıklamada, bu kimyasal karışımın akciğer dokusunda sessiz ve ilerleyici hasara yol açtığı, EVALI adı verilen ve ani solunum yetmezliğiyle seyreden ölümcül tabloların ortaya çıkabildiği ifade edildi. Gençler sosyal medya tuzağında MCBÜ Göğüs Hastalıkları Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ayşın Şakar Coşkun, özellikle gençler arasında elektronik sigara kullanımının hızla arttığına dikkat çekerek, "Sosyal medya üzerinden oluşturulan ‘modern ve daha az zararlı’ algısı, gençlerde çok daha güçlü bir bağımlılığa neden oluyor. Sigarayı bırakmak için elektronik sigaraya yönelenlerin büyük bölümü ya sigarayı bırakamıyor ya da her iki ürünü birlikte kullanarak vücuduna aldığı toksik yükü iki katına çıkarıyor" dedi. Elektronik sigaranın bir bırakma yöntemi olmadığını vurgulayan MCBÜ’lü uzmanlar, sigarayı bırakmak isteyen vatandaşlara bilimsel olarak kanıtlanmış yöntemleri önerdi. Açıklamada, bilişsel ve davranışsal psikolojik danışmanlık ile kanıta dayalı ilaç tedavilerinin, kişisel denemelere göre başarı şansını en az 3 kat artırdığı belirtildi. Uzmanlar, vatandaşların MHRS üzerinden randevu alarak Uzaktan Hasta Değerlendirme çevrimiçi danışmanlık hizmetlerinden ya da Sigara Bırakma Polikliniklerinden profesyonel destek alabileceğini hatırlattı.
Uzmanından uyarı: "Kış aylarında ortaya çıkan inatçı öksürük sizi yanıltmasın"
10 Şubat 2026 Salı - 13:45 Uzmanından uyarı: "Kış aylarında ortaya çıkan inatçı öksürük sizi yanıltmasın" Medline Adana Hastanesi Göğüs Hastalıkları Uzmanı Dr. Mustafa Faysal Baysal, "Sigara içenlerde özellikle sabahları koyu renkli balgamla birlikte öksürük görülebilir. Öksürüğün sigaraya bağlanıp önemsenmemesi, KOAH gibi hastalıkların tanısının gecikmesine yol açabilir. Kış aylarında ortaya çıkan inatçı öksürük sizi yanıltmasın" dedi. Kış mevsiminde oldukça sık görülen üst solunum yolu enfeksiyonlarının en yaygın belirtilerinden biri öksürük olarak tanımlanıyor. Ancak genellikle grip gibi hastalıklardan kaynaklı olduğu düşünülerek fazla önemsenmeyen öksürüğün, eğer 8 haftadan uzun süre geçmiyor ise göz ardı edilmemesi gerekiyor. Medline Adana Hastanesi Göğüs Hastalıkları Uzmanı Dr. Mustafa Faysal Baysal, inatçı öksürüğün altında yatabilecek nedenlere dikkat çekti. "Alerjik astımda sabaha karşı artan öksürük ve eforla hışıltı görülebilir" Kronik öksürüğün astımın en belirgin özelliklerinden olduğunu belirten Dr. Baysal, "Kronik öksürük, astımın en belirgin belirtilerinden biridir. Hırıltılı solunum, nefes darlığı ve göğüste sıkışma hissi eşlik edebilir. Öksürük genellikle kuru, gıcık tarzında ve özellikle geceleri artan bir özellik taşır. Alerjik astımda ise sabaha karşı artan öksürük ve eforla hışıltı görülebilir. KOAH’ta kronik ve ilerleyici nefes darlığı ile seyreden önemli bir hastalıktır. Bu hastalarda öksürük genellikle uzun süreli ve çoğu zaman balgamlıdır. Nefes darlığı ve göğüste tıkanma hissi de öksürüğe eşlik edebilir" ifadelerini kullandı. "Geceleri nöbet şeklinde gelen öksürük reflü belirtisi olabilir" Öksürüklü reflü ve bronşite de dikkat çeken Dr. Baysal, "Reflü, mide asidinin yemek borusuna kaçmasıyla tahriş oluşturarak öksürüğe neden olabilir. Kahve, baharatlı ve yağlı yiyeceklerden sonra artan, geceleri nöbet şeklinde gelen ve uzun süren öksürük reflü belirtisi olabilir. Göğüs yanması da sık görülür. Bronşit de öksürüğün yaygın nedenleri arasındadır. Kronik bronşit, iki yıldan uzun süren ve yılın en az üç ayında balgamlı öksürükle kendini gösteren bir tablo oluşturabilir" diye konuştu. "İlaç değişikliği doktor kontrolünde olmalı" Kalp yetmezliği ve bazı hipertansiyon ilaçlarına da dikkat edilmesi gerektiğine vurgu yapan Dr.Baysal, daha sonra şunları söyledi: "Öksürük bazen kalp yetmezliğinin önemli bir belirtisi olabilir. Özellikle yatınca artan, oturunca ya da ayağa kalkınca hafifleyen öksürük dikkat çekicidir. Bazı hastalarda pembe renkli balgam görülebilir. ACE inhibitörleri olarak bilinen bazı tansiyon ilaçları kuru öksürüğe neden olabilir. Bu öksürük tedavi başladıktan birkaç saat sonra ortaya çıkabileceği gibi, haftalar ya da aylar sonra da görülebilir. Böyle bir durumda doktor kontrolünde ilaç değişikliği yapılabilir." "Sigara, solunum yollarını etkiliyor" Sigara tüketiminin solunum yollarını tahriş ettiğine de vurgu yapan Dr. Baysal, "Kış aylarında ortaya çıkan inatçı öksürük sizi yanıltmasın. Sigara, solunum yollarını tahriş ederek kronik öksürüğe neden olur. Sigara içenlerde özellikle sabahları koyu renkli balgamla birlikte öksürük görülebilir. Öksürüğün sigaraya bağlanıp önemsenmemesi, KOAH gibi hastalıkların tanısının gecikmesine yol açabilir. Sinüslerin iltihaplanması, kronik öksürüğün önemli nedenlerinden biridir. Genellikle geniz akıntısına bağlı olarak gelişir ve kuru öksürük şeklinde görülür. Yapılan çalışmalarda kronik öksürüğü olan her üç hastadan birinde sinüzit tespit edilmektedir" şeklinde konuştu. "Öksürük kuru ve kesik kesik olabilir" Akciğer ve gırtlak kanserine de dikkat çeken Dr. Baysal, "Kimi zaman akciğer tümörleri yerleşim yerine göre öksürük yapabilir. Özellikle yoğun sigara içen kişilerde yeni başlayan öksürük, öksürüğün karakterinde değişiklik veya kanlı balgam görülmesi akciğer kanserinin habercisi olabilir. Öksürüğe ses kısıklığı eşlik ediyorsa gırtlak kanseri açısından da değerlendirme gerekir. Zatürre başlangıcında öksürük kuru ve kesik kesik olabilir, ilerleyen süreçte balgam ve göğüs ağrısı eşlik edebilir. Tüberkülozda öksürükle birlikte kanlı balgam görülebilir. Ayrıca sarkoidoz, non-astmatik eozinofilik bronşit, bronşektazi, interstisyel akciğer hastalığı, psikojenik öksürük ve pulmoner emboli gibi hastalıklar da kronik öksürüğe neden olabilir" diyerek sözlerini tamamladı.
Tekerlekli sandalyeyle getirilen hasta tedavi sonrası yürüyerek çıktı
10 Şubat 2026 Salı - 13:42 Tekerlekli sandalyeyle getirilen hasta tedavi sonrası yürüyerek çıktı Kahramanmaraş’ta geçirdiği trafik kazası sonrası yürümekte güçlük çeken hasta, gerçekleştirilen başarılı ameliyatların ardından sağlığına kavuşarak yeniden ayağa kalktı. Kahramanmaraş’ta yaşayan Cafer Gök, geçirdiği trafik kazası sonrası yürüme güçlüğü yaşamaya başladı. HG Hostpital’a başvuran hasta burada yapılan başarılı ameliyatlar ve fizik tedavi ile yeniden yürümeye başladı. Hastanın tedavi süreci hakkında bilgiler veren HG Hospital Ortapedi Uzmanı Dr. Coşkuner Kalın, "Kliniklerde sıklıkla rastlanmayan nadir görülen bir vaka. Hastamız bize bir ay önce başvurmuştu. Çeşitli hastanelere bacağındaki lezyon nedeniyle başvurmuş ancak fayda görememiş. Biz bir multidisipliner olarak birkaç bölüm birden değerlendirdik. Trafik kazası sonrası her iki uyluğunda geniş moralleve lezyonu olduğunu tespit ettik. Hastanın tedavilerinden fayda görmediği ve şikayetlerinin azalmadığını tespit ettik. Tarafımca öncelikle cerrahi tedavi uygulandı her iki uyruğundaki sıvı boşaltıldı, vak tedavisi uygulandı ve fizik tedavi bölümüne devrildi. Yapılan tedaviler sonrasında hastamız şifasına kavuştu. HG Hospital Fizik Tedavi Uzmanı Mehmet Küçüker, hastamızı değerlendirdikten sonra cerrahi tedavisi yapıldı ve sonrasında sıvı dolmaması için ultrason eşliğinde hastamızın yan sıvısı boşaltılıp iyileştirici bir solüsyon verildi. Yaklaşık 5-6 seans devam etti ve yürümesi düzeldi" diye konuştu. Yaşadığı kaza hakkında bilgi veren Cafer Gök ise, "Bir arkadaş tavsiyesiyle geldim. Doktorlarımız çok iyi ilgilendiler, iyileştim. Tekerlekli sandalye ve baston ile geldim. Yürüyemiyordum ve oturup kalkamıyordum. Şimdi artık yürüyebiliyorum" ifadelerini kullandı.
Tekerlekli sandalyeyle getirilen hasta tedavi sonrası yürüyerek çıktı
10 Şubat 2026 Salı - 13:41 Tekerlekli sandalyeyle getirilen hasta tedavi sonrası yürüyerek çıktı Kahramanmaraş’ta geçirdiği trafik kazası sonrası yürümemekte güçlük çeken hasta, gerçekleştirilen başarılı ameliyatların ardından sağlığına kavuşarak yeniden ayağa kalktı. Kahramanmaraş’ta yaşayan Cafer Gök, geçirdiği trafik kazası sonrası yürüme güçlüğü yaşamaya başladı. HG Hostpital’a başvuran hasta burada yapılan başarılı ameliyatlar ve fizik tedavi ile yeniden yürümeye başladı. Hastanın tedavi süreci hakkında bilgiler veren HG Hospital Ortapedi Uz. Dr. Coşkuner Kalın, "Kliniklerde sıklıkla rastlanmayan nadir görülen bir vaka. Hastamız bize bir ay önce başvurmuştu. Çeşitli hastanelere bacağındaki lejyon nedeniyle başvurmuş ancak fayda görememiş. Biz bir multidisipliner olarak birkaç bölüm birden değerlendirdik. Trafik kazası sonrası her iki uyruğunda geniş moralleve lezyonu olduğunu tespit ettik. Hastanın tedavilerinden fayda görmediği ve şikayetlerinin azalmadığını tespit ettik. Tarafımca öncelikle cerrahi tedavi uygulandı her iki uyruğundaki sıvı boşaltıldı, vak tedavisi uygulandı ve fizik tedavi bölümüne devrildi. Yapılan tedaviler sonrasında hatamız şifasına kavuştu. HG Hospital Fizik Tedavi Uzmanı Mehmet Küçüker , hastamızı değerlendirdikten sonra cerrahi tedavisi yapıldı ve sonrasında sıvı dolmaması için ultrason eşliğinde hastamızın yan sıvısı boşaltılıp iyileştirici bir solüsyon verildi yaklaşık 5-6 seans devam etti ve yürümesi düzeldi" diye konuştu. Yaşadığı kaza hakkında bilgi veren Hasta Cafer Gök, "Bir arkadaş tavsiyesi ile geldim. Doktorlarımızı çok iyi ilgilendiler iyileştim. Tekerlekli sandalye ve baston ile geldim yürüyemiyordum ve oturup kalkamıyordum. Şimdi artık yürüyebiliyorum" ifadelerini kullandı. (HLL-HİV-
Bilecik’te çöp tesisinin suyu kesilince salgın riski oluştu
10 Şubat 2026 Salı - 13:28 Bilecik’te çöp tesisinin suyu kesilince salgın riski oluştu Bilecik’te çöp bertaraf işi yapan Biosun Entegre Katı Atık Tesisi ile Karasu Su Birliği arasında yaşanan anlaşmazlık sonrası tesisin suyu kesilirken kentte salgın riski oluştu. Bilecik Belediyeler Birliğine bağlı Biosun Entegre Katı Atık Tesisi ile CHP’li Bilecik Belediye Başkanı Melek Mızrak Subaşı’nın başkanlığını yürüttüğü Karasu Su Birliği arasında sayaç, abonelik ve metreküp fiyatının 5 TL’den 50 TL’ye çıkarılmak istenmesi üzerine anlaşmazlık yaşandı. Bilecik Karasu İçme Ve Kullanma Suyu İşletme Birliği Başkanlığı bunun üzerine tesisin 8 yıldır kullandığı suyu kesti. Yaşanan su kesintisi sonrası firma çevre ilçe ve köylerde tankerler su taşımaya başladı. Hal böyle olunca günde 200-225 ton çöpün toplandığı tesiste su sıkıntısı yaşanmaya başladı. İlgili kurumlara salgın riskine karşı dilekçe verdiler Biosun Entegre Katı Atık Tesisi yetkileri yaşanan bu olaylardan sonra Bilecik İl Sağlık Müdürlüğü ve Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği İl Müdürlüğü’ne yazı yazdı. Yazıda, Bilecik’in evsel nitelikli katı atıklarının ve tıbbi atıklarının toplandığı tesiste bulunan işçilerin hijyeninin sağlanamadan şehre dağıldığı, evsel nitelikli katı atıkları ve tıbbi atıkları toplayan araçların yıkanması ve dezenfektesinin yapılamadığı konularına değinildi. Ayrıca dilekçede bu hususun Bilecik halkında salgına sebebiyet verebileceği bildirildi.
Çanakkale’de prematüre bebeğe hayat kurtaran müdahale
10 Şubat 2026 Salı - 13:25 Çanakkale’de prematüre bebeğe hayat kurtaran müdahale Çanakkale Mehmet Akif Ersoy Devlet Hastanesinde bakımı süren prematüre bebeğin kalbinde açık damar cerrahi müdahale ile kapatıldı. Çanakkale Mehmet Akif Ersoy Devlet Hastanesi Yenidoğan Yoğun Bakım Ünitesi’nde 26’ıncı gebelik haftasında 458 gram ağırlığında dünyaya gelen prematüre bebek tedavi altına alındı. Doğumun ardından yoğun bakım ünitesine alınarak yakın takibi yapılan bebek 48 gün sonunda 1 kilo 5 gram ağırlığına ulaştı. Entübe olarak izlenen prematüre bebek medikal tedavi almasına rağmen kalbinde bulunan Patent Duktus Arteriosus (PDA) damarının kapanmaması üzerine doktorlar tarafından cerrahi müdahale kararı alındı. İstanbul Cemil Taşçıoğlu Şehir Hastanesi Pediatrik Kalp ve Damar Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Ali Rıza Karaci tarafından, KVC Uzmanı Op. Dr. Engin Gürcü, Neonatoloji Uzmanı Uz. Dr. Müge Üstkaya Sungur, Çocuk Kardiyoloji Uzmanları Uz. Dr. Doğan Çağrı Tanrıverdi, Uz. Dr. Derya Aydın, Anestezi Uzmanı Uz. Dr. Yener Tutaş’ın da katılımıyla, bebeğin genel durumu göz önünde bulundurularak yenidoğan yoğun bakım ünitesinde yatak başı PDA ligasyonu başarıyla gerçekleştirildi. Ameliyat sonrası bebeğin sağlık durumunun iyi olduğu öğrenildi. Sağlık hizmetlerimizdeki nitelikli yaklaşımın somut bir göstergesi Ameliyat ile ilgili açıklama yapan Başhekim Op. Dr. Hasan Keser, "Yenidoğan yoğun bakım ünitemizde son derece hassas bir süreçte izlenen prematüre bebeğimize, alanında uzman bir ekip tarafından zamanında ve doğru müdahale yapılmıştır. Multidisipliner iş birliğiyle gerçekleştirilen bu başarılı operasyon, sağlık hizmetlerimizdeki nitelikli yaklaşımın somut bir göstergesidir. Emeği geçen tüm sağlık çalışanlarımıza ve destek veren Prof. Dr. Ali Rıza Karaci hocamıza teşekkür ediyor, bebeğimize sağlıklı bir yaşam diliyorum" ifadelerini kullandı.
Uzmanından açıklama: "Kadınların yaklaşık yüzde 20’sinde, erkeklerin ise yüzde 8’inde migren görülüyor"
10 Şubat 2026 Salı - 13:07 Uzmanından açıklama: "Kadınların yaklaşık yüzde 20’sinde, erkeklerin ise yüzde 8’inde migren görülüyor" Bayındır Söğütözü Hastanesi Nöroloji Uzmanı Uzm. Dr. Serdar Eren, "Kadınların yaklaşık yüzde 20’sinde, erkeklerin ise yüzde 8’inde migren görülüyor. Çocukluk çağında başlayabilse de çoğunlukla ergenlik döneminde ortaya çıkıyor ve hastaların yüzde 80’inden fazlasında 30 yaşından önce başlıyor" dedi. Migren, yalnızca bir baş ağrısı değil; günlük yaşamı, iş verimini ve sosyal hayatı doğrudan etkileyen yaygın bir nörolojik rahatsızlık olarak öne çıkıyor. Saatlerce, hatta günlerce sürebilen ataklarla kendini gösteren migren; bulantı, ışık ve ses hassasiyeti gibi belirtilerle yaşam kalitesini ciddi biçimde düşürebiliyor. Toplumda sanılandan çok daha yaygın görülen bu hastalıkta, doğru tanı, tetikleyicilerin fark edilmesi ve güncel tedavi yaklaşımları migrenin kontrol altına alınmasında büyük önem taşıyor. Dünya nüfusunun yüzde 15’i migren hastası Migrenin tüm dünya nüfusunun yaklaşık yüzde 15’ini etkilediğini belirten Uzm. Dr. Serdar Eren, "Kadınların yaklaşık yüzde 20’sinde, erkeklerin ise yüzde 8’inde migren görülüyor. Çocukluk çağında başlayabilse de çoğunlukla ergenlik döneminde ortaya çıkıyor ve hastaların yüzde 80’inden fazlasında 30 yaşından önce başlıyor" diye konuştu. Kadınlarda menopoz sonrası hormon düzeylerinin azalmasıyla migren ataklarının sıklığının genellikle azaldığını ifade eden Eren, çocukluk çağında araç tutması, baş dönmesi ve tekrarlayan karın ağrısı yaşayan bireylerin ilerleyen yaşlarda migren açısından risk taşıdığına dikkati çekti. Migrenin belirtileri saatlerce, günlerce sürebiliyor Migren ataklarının genellikle 4 ila 72 saat sürdüğünü aktaran Eren, en sık görülen belirtilere ilişkin, "Çoğunlukla tek taraflı baş ağrısı, zonklayıcı, orta veya yüksek şiddette ağrı, fiziksel aktiviteyle artan ağrı, bulantı ve kusma, ışık, ses ve kokuya karşı aşırı hassasiyet" açıklamasında bulundu. Bazı besinler ve yaşam alışkanlıkları migreni tetikliyor Migren ataklarını tetikleyen faktörlerin kişiden kişiye değişebildiğine de değinen Eren, en sık karşılaşılan tetikleyiciler arasında şunların yer aldığını söyledi: "Eski peynirler (kaşar, gravyer vb.), sakatatlar ve katkı maddeli et ürünleri, deniz ürünleri (kalamar, karides, midye), konserve gıdalar, turunçgiller, yağlı, baharatlı yiyecekler ve hazır soslar, kafeinli içecekler, uyku düzensizliği, stres, aşırı fiziksel aktivite ve uzun süreli açlık." Migren tanısı nasıl konuluyor Migren tanısının detaylı bir değerlendirme ile konduğunu vurgulayan Eren, "Öncelikle hastanın şikayetleri dinlenir ve tanı kriterlerine uygunluğu değerlendirilir. Nörolojik muayene yapılır. Ağrıya neden olabilecek başka bir hastalığı dışlamak için gerektiğinde MR, MR anjiyo, BT ve BT anjiyo gibi görüntüleme yöntemlerine başvurulur" dedi. Migren tedavisi kişiye özel planlanıyor Atak tedavisine ilişkin konuşan Eren, "Basit ve kombine ağrı kesiciler, migrene özgü ağrı kesiciler, bulantı ilaçları kullanılır" ifadelerini kullandı. Ayrıca botoks uygulamasının 1 hafta içinde etki göstermeye başladığını ve 4-6 ay sürebildiğini belirten Eren, sinir blokajı (nöral terapi), akupunktur gibi yöntemlerin de bazı hastalarda fayda sağladığını söyledi. Migren tedavisinde yeni dönem Son yıllarda migren tedavisinde önemli gelişmeler yaşandığını belirten Eren, "Migren aşısı olarak bilinen ve beyindeki ağrı reseptörlerini bloke eden tedaviler ayda bir kez cilt altına uygulanıyor. Bunun yanı sıra, migren ağrı reseptörlerine özel geliştirilmiş tablet formundaki yeni ilaçlar hem atak tedavisinde hem de önleyici tedavide kullanılabiliyor" şeklinde konuştu.