SAĞLIK
Dünya Astım Günü’nde uzmanından uyarı: Düzenli takip hayat kurtarıyor 05 Mayıs 2026 Salı - 17:46:12 Göğüs Hastalıkları Uzmanı Uzm. Dr. H. Uğur Boysan, 5 Mayıs Dünya Astım Günü çerçevesinde yaptığı açıklamada, astımın doğru tedavi, düzenli takip ve yaşam tarzı değişiklikleri ile kontrol altına alınabilen kronik bir hastalık olduğunu vurguladı. Astımın nefes darlığı, öksürük, hırıltı ve göğüste baskı hissi gibi belirtilerle kendini gösterdiğini belirten Uzm. Dr. Boysan, bu şikayetlerin kişiden kişiye farklılık gösterebileceğini ifade etti. Bazı hastalarda yalnızca gece öksürüğü görülürken, bazılarında ise eforla artan nefes darlığının ön planda olabileceğine dikkat çekti. Tetikleyici faktörlere dikkat Hava yollarındaki kronik hassasiyetin toz, polen, tütün kullanımı, hava kirliliği ve keskin kokular gibi etkenlerle tetiklenebildiğini belirten Uzm. Dr. Boysan, tedavi başarısı için düzenli takibin şart olduğunu söyledi. Boysan, "Astım tedavisinde temel amaç, hastanın günlük yaşamını kısıtlamadan rahat nefes alabilmesi ve atak riskinin azaltılmasıdır. Bunun için hastaların kontrollerini aksatmaması ve ilaçlarını önerilen şekilde kullanması büyük önem taşır" dedi. İlaç kullanım tekniği başarıyı artırıyor Özellikle inhaler (fısfıs) ilaçların doğru teknikle kullanılmasının tedavi başarısını doğrudan etkilediğini vurgulayan Uzm. Dr. Boysan, hastaların ilaç kullanım yöntemlerini belirli aralıklarla hekimleriyle gözden geçirmeleri gerektiğini belirtti. Sigara dumanından uzak durulması, yaşam alanlarının havalandırılması ve toz yükünün azaltılmasının astım yönetimindeki önemine değinen Boysan, düzenli takip edilen hastalarda hastalığın büyük ölçüde kontrol altında tutulabildiğini ifade etti.
05 Mayıs 2026 Salı - 17:11 "Astım kontrol altına alınabilen kronik bir hastalıktır" Sivas Cumhuriyet Üniversitesi Sağlık Hizmetleri Uygulama ve Araştırma Hastanesi Göğüs Hastalıkları Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Sefa Levent Özşahin, 5 Mayıs Dünya Astım Günü dolayısıyla açıklamalarda bulundu. Genetik yatkınlık ve çevresel faktörlerin astıma zemin hazırladığını ifade eden Özşahin, "Çevresel faktörler olarak alerjenler, sigara dumanı, hava kirliliği ve beslenme alışkanlıkları astımın gelişmesinde etkili olmaktadır. Ev tozu akarları, polenler, hayvan tüyleri, küf mantarları ve hamamböceği gibi alerjenlere karşı duyarlılık astımlı hastalarda çok sık görülmektedir. Yaşadığımız ortamlarda rutubet ve küf olması, sigara dumanına maruz kalınması astım gelişimi için önemli bir risk faktörüdür. Astımlı hastalarda havayolları aşırı duyarlı olup uyaranlara karşı aşırı yanıt vermektedir. Tetikleyici olarak kabul ettiğimiz alerjenler, enfeksiyonlar, egzersiz, sigara dumanı ve hava kirliliği astım semptomlarının ortaya çıkmasına neden olmaktadır" dedi. Astım hastalığının bulgularını öksürük, nefes darlığı, göğüste sertlik ve hışıltı olarak açıklayan Özşahin, "Bu şikayetlerin uzun sürmesi veya tekrarlaması halinde hastada astım düşünülmelidir. Astımda görülen öksürük, inatçı, tekrarlayan, gece ve sabaha karşı daha fazladır ve uykudan uyandırabilir. Astım hastalığı kronik olup hasta ve hekim iş birliği ile hastalığın kontrolünün sağlanması mümkündür. Tedavinin hedefi astım belirtilerinin azaltılması ve bireyin normal günlük aktivitelerini yapılabilmesidir. Astım krizlerinin olmaması, acil başvurularının olmaması, gece ve gündüz belirtilerinin kaybolması ve hastanın günlük aktivitelerini zorlanmadan yapması astım kontrolünün temel göstergeleridir. Alerjisi olan bir hastanın alerjenlerden korunması, sigara dumanına maruz kalınmasının engellenmesi, grip aşısının her yıl yapılması, aşırı kilolardan kaçınılması ve ilaçların düzenli ve doğru kullanımı önemlidir. Astım tedavisinde kullanılan ilaçların büyük bölümü solunum yolu ile alınmaktadır. Bu ilaçların doğru teknikle kullanımı hastalığın kontrolü için çok önemlidir. Unutulmaması gereken en önemli konu ise tedaviye uyumun bozulması yani ilaçların yanlış teknikle ve düzensiz kullanılması hastalığın kontrolündeki başarısızlığın en önemli nedenidir. Astım kronik bir hastalık olduğu için bu sorunların aşılması ancak iyi bir hekim ve hasta iş birliği ile sağlanabilir. Hastanın eğitimi ve hekim ile iyi iş birliğinin kurulması astım kontrolünün sağlanmasının en önemli basamağıdır. Bu sayede astım daha kolay bir şekilde kontrol altına alınabilir" ifadelerine yer verdi.
05 Mayıs 2026 Salı - 16:39 Batman’da sağlık çalışanları, sağlıklı yarınlar için yürüdü Sağlık Bakanlığı’nın "Sağlık İçin Hareket Et" programı kapsamında, Kozluk İlçe Sağlık Müdürlüğü ile Kozluk Devlet Hastanesi tarafından "Sağlık İçin Hareket Et Etkinliği" düzenlendi. Etkinlik kapsamında, sağlık çalışanlarının katılımıyla Kozluk Ayn Gebire Şelalesi’nde yaklaşık 2 saat süren doğa yürüyüşü düzenledi. Etkinlik boyunca katılımcılar, Sağlık Bakanlığı’nın "Sağlık İçin Hareket Et" programı çerçevesinde günlük 10 bin adımın önemine dikkat çekti. Etkinliğe katılan hemşire Kübra Belim, yürüyüşün kendisi üzerindeki olumlu etkilerine değinerek, "Bugün güzel bir yürüyüş yaptım. Uzun zamandır yürümüyordum ancak bu yürüyüş beni adeta kendime getirdi, nefesimi açtı. Yaklaşık 2 saat sürdü. Bu nedenle yürürken bir karar verdim: Bundan sonra her gün en az yarım saat yürümeyi ve bunu düzenli hale getirmeyi düşünüyorum" dedi. Bir diğer katılımcı ebe Semanur Tilki ise etkinlikten duyduğu memnuniyeti dile getirerek, "Kozluk İlçe Sağlık Müdürlüğü ve Kozluk Devlet Hastanesi bünyesinde düzenlenen sağlıklı yaşam yürüyüşüne katıldık. Bu organizasyonda emeği geçen herkese teşekkür ederiz. Çok güzel bir yürüyüştü, emeği geçen herkesin eline sağlık" ifadelerini kullandı. Sağlık memuru Metin Özmen, "Bugün Kozluk İlçe Sağlık Müdürlüğü ve Kozluk Devlet Hastanemizin organizesiyle güzel bir yürüyüş yaptık. Uzun süredir yağmurdan dolayı yürüyüş yapamıyorduk. Bundan sonra günde en az 10 bin adım olacak şekilde yürüyüşlerimizi devam ettirmeyi düşünüyoruz. Emeği geçenlere teşekkür ediyoruz" diye konuştu. Yürüyüşe Batman İl Sağlık Müdürü Uzm. Dr. Murat Solmaz, Kamu Hastaneleri Hizmetleri Başkanı Uzm. Dr. Selami Yunus Ertek, Batman Halk Sağlığı Başkanı Dr. Tahir Yarba, Batman Eğitim ve Araştırma Hastanesi Başhekimi Uzm. Dr. Feyat Tunç, Kozluk İlçe Sağlık Müdürü ve Kozluk Devlet Hastanesi Başhekimi Dr. Fırat Güneş ile çok sayıda sağlık çalışanı katıldı.
05 Mayıs 2026 Salı - 16:28 Dünya Astım Gününde kritik uyarı: "Astım kontrol altına alınabilir" Türk Toraks Derneği, düzenli tedavi ve doğru inhalerle astımın kontrol altına alınabileceğini vurguladı. Astım hava yollarında mikrobik olmayan iltihaplanma sonucu gelişen, nefes darlığı, hırıltı ve öksürükle seyreden kronik bir hastalık olarak tanımlanıyor. Doğru tanı ve uygun tedavi ile hastalık kontrol altına alınabiliyor. Dünya genelinde yaklaşık 350 milyon kişiyi etkileyen astım, önemli bir halk sağlığı sorunu olmaya devam ediyor. Dünya Astım Günü kapsamında uzmanlar, astımın kontrol edilebilir bir hastalık olduğuna dikkat çekti. Gazi Yaşargil Eğitim ve Araştırma Hastanesi Göğüs Hastalıkları Uzm. Dr. Mehmet Sinan Bodur, Astım Günü dolayısıyla Türk Toraks Derneğinde bilgilendirici programlar ve etkinlikler yapıldığını söyledi. Bodur, "Astım, hava yollarında bulunan inflamatuar bir rahatsızlıktır. Hava yollarının inflame olması ile ödemlenmesi sonucu hava yollarında darlık meydana gelir. Bu da hastaların yaşam kalitesini bozmakta ve zaman zaman, özellikle kış mevsimlerinde araya giren enfeksiyonlarla ataklar geçirmesine neden olmaktadır. Astım atakları geçtiği zaman akciğer fonksiyonlarında kalıcı fonksiyon kaybına yol açabilir. Amacımız astım tanısı alan hastalarımızda tam kontrolü sağlamaktır. Bunun için kullandığımız bir takım inhaler ve tedaviler var. Bu inhaler ve tedavilerde solunum yolu mukozasının stabilizasyonunu uygun doz ve uygun tedavi ile sağlamaya çalışırız. Hastalarımızdan da istediğimiz, tedavilerimize uymaları ve özellikle ilaçlarını kendi başlarına bırakmamalarıdır. Çünkü her bırakılan tedavi bir süre sonra yeni bir atakla ve daha üst basamak tedavilerle araya girmemize neden oluyor. Tekrar söylüyorum astım, hava yolunun duyarlılığıdır. Benzerlik kurulacak olursa, romatoid artritte etken eklemlere yönelerek eklemleri şişirir ve zaman içerisinde eklem disfonksiyonuna neden olur ise astım da aslında enflamatuar bir hastalıktır. Dolayısıyla yıllar içerisinde eğer kontrol edilmezse solunum yollarında kalıcı değişiklikler meydana gelir. Bu da solunum fonksiyonlarını geriletir. Belirtiler olarak da nefes darlığı, hırıltılı solunum, gece öksürükleri ve yaşam kalitesinin bozulması ön planda olmak üzere bu semptomlarla giden hastalar, örneğin sigara içiyorsa durumu sigaraya bağlayabiliyor ancak acil servislere atakla başvurabiliyor. Astım tedavisinin yapılmaması ne yazık ki bazı durumlarda ölüm riskini artırmaktadır. Dolayısıyla biz göğüs hastalıkları uzmanları olarak ve Türk Toraks Derneğinin önerileri doğrultusunda astımın tam kontrol edilebildiğini hastalarımıza söylemek istiyoruz. Düzenli ve etkin tedavi, eğer tedaviden fayda görülmüyorsa basamak artırma ve bazı durumlarda biyolojik tedaviler dediğimiz yeni gelişen ilaçları devreye sokarak alerji ve immünoloji klinikleriyle birlikte hastalarımızı tedavi ve takip ediyoruz. Astım temelinde alerjik ve immünolojik bir patoloji olduğu için genetik yatkınlığı da bulunmaktadır’’ dedi.
İbni Sina Kampüsü güçlenmeye devam ediyor
07 Ağustos 2025 Perşembe - 10:37 İbni Sina Kampüsü güçlenmeye devam ediyor Zonguldak Bülent Ecevit Üniversitesi (BEUN) Rektörü Prof. Dr. İsmail Hakkı Özölçer, üniversitenin sağlık alanındaki gelişmelerini yerinde görmek üzere İbni Sina Kampüsünü ziyaret etti. Ziyarette; Aile Sağlığı Merkezi, BEUN Hastanesi ve Ahmet Erdoğan Sağlık Hizmetleri Meslek Yüksekokulundaki çalışmaları yerinde gözlemleyen Rektör Prof. Dr. Özölçer, yürütülen projeler hakkında yetkililerden detaylı bilgi aldı. Ziyarette; Tıp Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Hande Aydemir, BEUN Hastanesi Başhekimi Prof. Dr. Burak Bahadır ile birlikte akademik ve idari personel yer aldı. İncelemelerin ardından açıklamada bulunan Rektör Prof. Dr. İsmail Hakkı Özölçer, üniversite hastanesinin ve tüm sağlık birimlerinin hem akademik hem de hizmet boyutunda her geçen gün güçlendiğini vurgulayarak sözlerinde şu ifadelere yer verdi: "Üniversitemizin sağlık alanındaki yatırımları yalnızca mevcut hizmeti güçlendirmekle kalmıyor, aynı zamanda geleceğe yönelik hedeflediğimiz güçlü vizyonumuzu da ortaya koyuyor. Hastanemiz; hasta memnuniyetine odaklanan yaklaşımı, akademik yetkinliği ve teknolojik altyapısıyla yalnızca Zonguldak’ın değil, Türkiye’nin dört bir yanından gelen hastalarımızın güvenle başvurduğu bir sağlık merkezi konumundadır. Meslek Yüksekokulumuz ise yenilenen yüzü ile hem öğrencilerimize hem akademik ve idari personelimize önemli katkı sağlayacaktır." Açılışı yakın zamanda yapılacak olan Aile Sağlığı Merkezinde tamamlanan çalışmaları yerinde inceleyen Rektör Prof. Dr. Özölçer, kampüste sürdürülen altyapı yenilemeleri, dış cephe tadilatları ve sosyal alanlara yönelik düzenlemelerin üniversitenin sağlık vizyonuna önemli katkılar sağladığını dile getirdi. Rektör Özölçer açıklamasında ayrıca, üniversite ve hastane yatırımlarına verilen desteklerden dolayı Sağlık Bakanı Prof. Dr. Kemal Memişoğlu, YÖK Başkanı Prof. Dr. Erol Özvar ve ilgili tüm kurumlara teşekkürlerini ileterek şu sözleri dile getirdi: "Hastanemiz ve Üniversitemizin gelişiminde bizlerden desteğini esirgemeyen başta Sağlık Bakanımız Sayın Prof. Dr. Kemal Memişoğlu olmak üzere, YÖK Başkanımız Sayın Prof. Dr. Erol Özvar’a ve tüm YÖK ailesine şükranlarımı sunuyorum. Aynı şekilde, bu gelişim sürecinde özveriyle görev yapan tüm sağlık çalışanlarımıza, akademik ve idari personelimize gönülden teşekkür ediyorum." Zonguldak Bülent Ecevit Üniversitesi, sağlık alanındaki güçlü adımlarıyla hem bilimsel üretime hem de bölgesel kalkınmaya katkı sağlamaya devam ediyor.
Adana’da bir ilk: Ameliyatsız yöntemle kalp kapakları onarıldı
07 Ağustos 2025 Perşembe - 10:28 Adana’da bir ilk: Ameliyatsız yöntemle kalp kapakları onarıldı Başkent Üniversitesi Adana Dr. Turgut Noyan Uygulama ve Araştırma Merkezi’nde 70 yaşındaki bir hastaya aynı seansta hem MitraClip hem de TriClip işlemleri başarıyla uygulandı. Ameliyatsız yöntemle kalp kapakları onarılan hasta sağlığına kavuştu. Başkent Üniversitesi Adana Dr. Turgut Noyan Uygulama ve Araştırma Merkezi Kardiyoloji Anabilim Dalı’nda görevli Uzman Dr. Samet Yılmaz, kalp kapağı hastalıklarının tedavisinde bölgede bir ilke imza attıklarını belirterek, 70 yaşındaki hastaya aynı seansta hem MitraClip hem de TriClip işlemlerinin başarıyla uygulandığını, bu tür girişimlerin cerrahi risk taşıyan hastalar için büyük avantaj sunduğunu belirtti. Kalp kapak yetmezliğinin ciddi bir sağlık sorunu olduğunu kaydeden Dr. Yılmaz, "Mitral ve triküspit kapakta oluşan ileri derecede kaçaklar, çoğu zaman açık kalp ameliyatı gerektiriyor. Ancak yaşlı veya ciddi ek hastalıkları olan hastalar için bu ameliyatlar yüksek risk taşıyor. Kapalı yöntemle uygulanan MitraClip ve TriClip işlemleri bu hastalar için umut verici" dedi. MitraClip’in sol karıncık ile sol kulakçık arasındaki mitral kapağa, TriClip’in ise sağ karıncık ile sağ kulakçık arasındaki triküspit kapağa yönelik bir tedavi yöntemi olduğunu anlatan Yılmaz, "Her iki yöntemde de kalbin durdurulmasına veya göğüs kafesinin açılmasına gerek kalmadan, kasık damarından girilerek kapaklara özel mandallar yerleştiriyoruz. Bu sayede kapaklardaki kaçaklar ciddi oranda azalıyor. Eğer mandallar yerlerinden oynamazsa, tekrar müdahale gerekmiyor. Ama ilerleyen dönemde kaçak artarsa, aynı yöntemle yeni mandallar ekleyerek tedaviye devam edebiliyoruz" şeklinde konuştu. İleri görüntüleme ile planlanan işlem Adana’da ilk kez uygulandı Bölgede ilk kez aynı seansta iki işlemi birden yaptıklarını vurgulayan Uzm. Dr. Yılmaz, "70 yaşındaki erkek hastamıza daha önce stent takılmıştı ve orta dereceli kalp yetmezliği vardı. Hem mitral hem triküspit kapakta ileri düzey kaçak mevcuttu. Ayrıca böbrek fonksiyonları da bozulmuştu. Bu nedenle hasta açık cerrahi açısından yüksek riskli olarak değerlendirildi. İşlem öncesinde transözofajiyal ekokardiyografi ve 3 boyutlu tomografi ile kapak yapısını inceledik. Müdahale sırasında mandalları hangi noktalara yerleştirmemiz gerektiğini bu görüntüler sayesinde netleştirdik. İşlem sonucunda her iki kapaktaki kaçakları hafif dereceye indirdik ve hastamızın klinik durumu belirgin şekilde düzeldi" diye konuştu. Dr. Yılmaz, kalp kapak hastalıklarında cerrahinin tek çare olmadığını hatırlatarak, "Bu yöntemler cerrahinin riskli olduğu durumlarda oldukça etkili alternatifler sunuyor. Özellikle ileri yaş ve çoklu organ problemi olan hastalarda hem güvenli hem de etkin bir tedavi seçeneğidir. Bu tür işlemlerin iyileşme süreci de oldukça hızlıdır. Başarılı geçen işlem sonrası hastamızı ikinci gününde taburcu ettik ve nefes darlığı, halsizlik, kalp yetmezliği gibi şikâyetlerde ciddi azalma gözlemledik" ifadelerini kullandı. Türkiye’de sınırlı sayıda merkezde uygulanıyor MitraClip ve TriClip teknolojisinin Türkiye’de henüz sınırlı sayıda merkezde uygulanabildiğine değinen Dr. Yılmaz, "Şu anda bu işlemler yalnızca 8-10 merkezde yapılabiliyor. Başkent Üniversitesi Adana Dr. Turgut Noyan Uygulama ve Araştırma Merkezi olarak bu alanda da öncü olmaktan gurur duyuyoruz" dedi.
Güneş kremleri cildi tam korumayabilir
07 Ağustos 2025 Perşembe - 10:21 Güneş kremleri cildi tam korumayabilir Yaz mevsimi ile birlikte güneş ışınlarının zararlı etkilerinden korunmanın da zamanı da geldi. Özellikle çocukluk ve ergenlik döneminde güneşe uzun süre maruz kalmak, deride su dolu baloncuk oluşturacak düzeyde güneş yanığı oluşması ilerleyen yıllarda deri kanseri gelişimi riskini artırıyor. Deri kanserlerini önlemenin yolları arasında güneşin zararlı ışınlarından korunma ilk sırada geliyor. Bunun için bazı önemli noktalara dikkat edilmesi ve düzenli güneş koruyucu kullanılması gerekiyor. Medicana Sağlık Grubu Dermatoloji Uzmanı Dr. Ümit Bostancı, güneşin cilt üzerindeki etkileri hakkında bilgi verdi. Güneşten korunmak için günlük olarak güneş koruyucuların düzenli kullanılması çok önemli. Ancak bununla birlikte koruyucu giysi giymek ve güneşten sakınmak gerekiyor. Son yüzyıl içinde güneşlenme alışkanlığının ortaya çıkmasıyla birlikte tüm dünyada deri kanserlerinde artış meydana geldiğini ifade eden Medicana Bursa Hastanesi Dermatoloji Uzmanı Dr. Ümit Bostancı, "Güneş ışınları, deri kırışıklığının, yaşlanmasının, lekelenmesinin ve kanserinin ana sebebidir. Dermatologlar genellikle hastalarına güneşten korunmalarını önerir. Toplumu bu konuda bilinçlendirme uğraşlarına rağmen deri kanseri sıklığı her geçen yıl artmaktadır" dedi. "Güneş koruyucu içindeki maddeler alerjiye sebep olabilir" Güneşten koruma faktörü (Sun Protectıon Factor-Spf) güneş koruyucu ürünün deriyi güneş ışınlarının ortaya çıkardığı deri kızarıklığından koruma yeteneğini ifade ettiğini belirten Uzm. Dr. Ümit Bostancı, "Bir güneş koruyucu kremin suya dayanıklı olması için 40 dakika su içinde kaldıktan sonra SPF değerinin değişmemiş olması yani aynen ilk sürüldüğü andaki gibi koruyor olması gerekir. Güneş koruyucular deride tahriş ve temas egzamasına sebep olabilirler. Bazı ülkelerde alerjik deri egzamasının en önemli sebebidir. Alerjiye güneş koruyucu içindeki kimyasal maddeler sebep olur" diye konuştu. Günlük düzenli güneşi koruyucu kullanımı deride D vitamini sentezini engellemediğini belirten Uzm. Dr. Ümit Bostancı, "Yine bu ürünlerin kanser yapıcı etkisi tespit edilmiştir. Losyon ve krem formunda güneş koruyucular en sık kullanılan ürünleridir. Yağlı ciltlerde losyonlar, kuru ciltlerde kremler tercih edilmelidir. Güneş kremleri 3-4 saat kadar koruma sağlar sonra tekrar sürülmesi gerekir. Güneşten korunmak için sadece güneş koruyucular yeterli olmaz. Onun için giysi ile korunduğumuz kadar dikkatli de olmalıyız. Özellikle pamuklu giysiler belirgin bir güneşten koruma sağlarken geniş kenarlı şapkalar yüz için özellikle iyi koruma sağlarlar. Piyasada pek çok güneş koruyucu ürün seçeneği bulunmaktadır. Hastaların cilt tiplerine ve ihtiyaçlarına göre koruyucuyu seçmesine yardımcı olmak çok önemlidir. Açık tenli sarışın kimseler en az SPF 50 güneş koruyucular kullanmalı. Öğle saatlerinde güneşte kalmamalıdır. Önemle belirtilmesi gereken nokta hiçbir güneş koruyucu kremi cildi tam olarak korumaz. Ürünler cildi sağlıklı ve genç tutmak için günlük düzenli kullanılmalıdır" ifadelerini kullandı.
Çocuklardaki büyüme ağrılarını hafife almayın
07 Ağustos 2025 Perşembe - 10:06 Çocuklardaki büyüme ağrılarını hafife almayın Büyüme çağındaki çocuklarda eklem ağrılarının arkasında ciddi hastalıkların olabileceğini belirten Özel Denizli Cerrahi Hastanesi Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Op. Dr. Özüm Cem Aslan, "Çocuklarımızda eklem ağrılarıyla beraber hareket kısıtlılığı var ise muhakkak bir uzmana görünmesi gerekiyor, tedavi edilmediği takdirde ilerleyen yaşlarda dizde kireçlenmeye yol açabilir" dedi. Özel Denizli Cerrahi Hastanesi Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Op. Dr. Özüm Cem Aslan, çocukların gelişim çağındaki eklem ağrıları hakkında açıklamalarda bulundu. Çocukların yetişkinlere göre çok daha farklı bir fizyolojik yapıya sahip olduğunu ifade eden Op. Dr. Özüm Cem Aslan, çocukların dizlerinde, ayak bileklerinde, kalçalarında ve eklem çevrelerinde büyüme plakları bulunduğunu belirtti. Çocukların 9-10 yaşlarında ve sonrasında ağrıların normal olduğunu dile getiren Op. Dr. Aslan, "Çocuklar hızlı büyüme dönemlerine girdikleri zaman ve hele ki spor dalıyla uğraşıyorlarsa dizlerde daha ön planda olmak üzere kalçada, dizde, ayak bileğinde ağrı hissedebilirler" dedi. "Ağrının arttığını dönemlerde soğuk uygulama ve esnetmelerle beraber toparlanabilir" Büyüme çağındaki çocukların ağrılarının asıl sebebi kemik çıkıntıları olduğunu ve fizik tedavi ile beraber düzeleceğini belirten Op. Dr. Özüm Cem Aslan, "Tendon yapıların zorlanmasına bağlı olan ağrılardır. En önemlisi dizin ön tarafından yani diz kapağının hemen alt tarafında oluşan kemik çıkıntılar. Bu kemik çıkıntılar genellikle yüzde 90 oranında herhangibi bir müdahale gerektirmeyecek şekilde sadece fizik tedavi ile beraber toparlanıyor. Ağrının arttığını dönemlerde soğuk uygulama ve esnetmelerle beraber toparlanabilecek ağrılardır" diye konuştu. "Çocuklarımızda hareket kısıtlılığı var ise mutlaka bir uzmana görünmesi lazım" Çocukların büyüme ağrılarıyla birlikte kızarıklık, şişlik gibi durumlarda mutlaka uzmana görünmesi gerektiğini ifade eden Op. Dr. Özüm Cem Aslan, "Çocuklarda eklem, diz ve ayak bileği ağrıları gibi özellikle herhangibi bir travma olmadan ortaya çıkıyorsa ve bu ağrıları eşlik eden eklem çevresinde bir kızarıklık, şişlik, morarma buna eşlik ediyorsa mutlaka bir doktora görünmesi gerekiyor. Çocuklarda kitleler, kötü huylu yapılar çok nadir gördüğümüz durumlar. Bizim için kırmızı çizgi ise, çocuklarımızda büyüm ağrıları her zaman olacak ama büyüme ağrılarına eşlik eden bir kızarıklık, şişlik, morarma, üzerine basamama ve hareket kısıtlılığı var ise mutlaka bir uzmana görünmesi lazım" dedi. "Çocukken yaşanılan bir sorun tedavi edilmezse gelecekte dizde kireçlenemeye kadar gidebilir" Büyüme çağındaki çocukların sürecinin dikkat takip edilmesi gerektiğini belirten Op. Dr. Özüm Cem Aslan, "Çocuklarımızın bu ağırlarında tedavisi çok yüksek oranla ağrıların altında yatan nedenler büyümelerine bağlı olarak hızlı büyüme olarak oluşan kemik ağrılarıdır. Bunları herhangibi bir müdahalede bulunulmaması dahi kendiliğinden zaman içerisinde geçen ağrılardır. Çok düşük ihtimalle olabilecek bir şeyleri atlarsak ardından daha kötü sonuçlar çıkabilir. Örneğin çocuklarda kötü huylu bir şey olmasa bile menisküs yırtıkları, ön çapraz bağ yırtıkları aynı yetişkinlerde olduğu gibi görülebilir. Bunları gördüğünüz zaman özellikle 18-20 yaşın altındaki hastalarda hem menisküs yırtıkları hem de ön çapraz bağ yırtıkları mutlaka tedavi edilmesi gerekiyor. Eğer tedavi edilmediği takdirde ilerleyen yaşlarda daha erken çağlarda dizde kireçlenmeye gidebilir" ifadelerini kullandı.
Acil Sağlık Hizmetleri Genel Müdürü Çınar: "81 ilde yapılanan UMKE yaklaşık 19 bin gönüllüye ulaştı"
07 Ağustos 2025 Perşembe - 10:02 Acil Sağlık Hizmetleri Genel Müdürü Çınar: "81 ilde yapılanan UMKE yaklaşık 19 bin gönüllüye ulaştı" Acil Sağlık Hizmetleri Genel Müdürü Doç. Dr. Eray Çınar, Marmara depreminin ardından ortaya çıkan tıbbi müdahale ekibi ihtiyacı doğrultusunda kurulan Ulusal Medikal Kurtarma Ekibi Birimi’nin (UMKE) 81 ilde yapılandığını ve yaklaşık 19 bin gönüllüye ulaştığını belirtti. Acil Sağlık Hizmetleri Genel Müdürü Doç. Dr. Eray Çınar, her yıl ağustos ayının ilk haftası kutlanan UMKE Haftası dolayısıyla açıklamalarda bulundu. Marmara depreminin ardından ortaya çıkan afetlerde tıbbi müdahale ekiplerinin gerekliliği doğrultusunda 2004 yılında hayata geçen UMKE ekiplerinin bugün 81 ilde yapılanmasını tamamladığını ve yaklaşık 19 bin gönüllüye ulaştığını belirten Çınar, "Toplu nüfus hareketliliği durumlarında, KBRN olaylarında, toplu trafik kazalarında, özellikle spesifik afete özel sel, çığ, deprem gibi afetlerde hastane öncesinde bir yaralıyı, afetzedeyi en yakın sağlık tesisine ulaştırıncaya kadar acil sağlık hizmeti sunmakla görevli, gönüllü sağlık personellerinden oluşmaktadır. Dünyada gönüllü sağlık çalışanlarından oluşan en büyük kapasite ülkemizde UMKE yapılanmasında mevcut. Yine UMKE personellerimiz özellikle aldığı eğitimlerle bu müdahaleleri yaparken, bu hizmeti sunarken bulundurduğu envanterle, çalışma disipliniyle ve iş algoritmalarıyla uluslararası verifikasyonunu da aldı" ifadelerini kullandı. "Ekipler özelleşmiş ileri eğitimler alıyor" Yurt içi ve yurt dışında özellikle afetlerde hastane öncesi sağlık sunumu görevi yapan UMKE ekiplerinin eğitimlere tabi tutulduğunu belirten Çınar, "Özellikle gönüllü başvurusunu yaptıktan sonra Sağlık Müdürlüğümüz tarafından organize edilen UMKE temel eğitimini alarak her biri UMKE gönüllüsü oluyor. Ardından ise yine özelleşmiş ileri eğitimler alarak afetlerde sunmuş oldukları hizmetleri daha profesyonelce yapıyorlar. Bunun bize olan kazancı tabii ki afetlerde profesyonelce yapılan medikal kurtarma sayesinde özellikle ölümlerin ve kalıcı sakatlanmaların önüne geçiliyor" dedi. UMKE ekiplerinin sadece afet alanlarında görev almadığını, aynı zamanda sağlık hzimeti sunumunu da kadrolarının olduğu yerlerde devam ettiğini belirten Çınar, afet anında ise UMKE ekiplerinin yapılan organizasyon doğrultusunda göreve gittiğini kaydetti. Afetin büyüklüğüne göre kurulan sahra hastanelerinde acil sağlık hizmeti sunduklarını da kaydeden Çınar, sözlerine şöyle devam etti: "Özellikle bu hastanelerimizde arkadaşlarımız çalışırken her türlü ameliyatın yapılabildiği, yoğun bakımlarının, servisin, acil servislerin, yine laboratuvar kapasitesinin, görüntüleme kapasitesinin, mobil tomografi hizmetinin olduğu yapılarda bu profesyonel hizmeti hem eğitimleriyle hem de profesyonel envanterlerle desteklenmiş bir şekilde hizmet sunmaktalar. Aynı zamanda olay yerlerine transferlerini sağlamak için personel nakil araçları, yine zorlu koşullarda, zorlu coğrafyalarda olay yerine intikallerini sağlayan 4x4 arazi araçları, yine özellikle haberleşme ihtiyacı olduğu için mobil komuta araçları, aynı şekilde olay yeri yönetim araçları da bu ekibimizin kullanımına sunulmuştur. Ayrıca müdahale süresini hızlandırmak amacıyla acil müdahale araçlarımız da mevcut." UMKE ekiplerinin Türkiye’de son günlerde meydana gelen orman yangınlarında da aktif bir şekilde görev aldığına dikkati çeken Çınar, ekiplerin geçmişte sel felaketleri, Kahramanmaraş merkezli depremler, çığ faciası gibi birçok toplumsal olayda sağlık hizmeti sunduğunu sözlerine ekledi.
Uzmanından uyarı: "Anne sütü obezitenin kalkanı"
07 Ağustos 2025 Perşembe - 09:33 Uzmanından uyarı: "Anne sütü obezitenin kalkanı" Anne sütüyle beslenen bebeklerin açlık ve tokluk hissini tanımayı öğrenerek obeziteye karşı doğal bir direnç kazandığını vurgulayan Medican Sağlık Grubu Kadın Hastalıkları ve Doğum Bölümü’nden Doç. Dr. İrem Alyazıcı Küçükyıldız, "Anne sütü obezite ile mücadelenin en güçlü kalkanıdır" dedi. Anne sütü, her yeni doğan bebeğin sağlıklı büyümesi ve gelişimi için vazgeçilmez bir besin kaynağı olmasının yanı sıra, hem bebekler hem de anneler için sağlık açısından birçok fayda sunuyor. Medicana International Ankara Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Bölümü’nden Doç. Dr. İrem Alyazıcı Küçükyıldız, emzirme konusunda toplumsal farkındalığın artması gerektiğine dikkat çekerek, anne sütünün sağlık üzerindeki etkileriyle ilgili önemli bilgiler paylaştı. Bağışıklık silahıdır Anne sütünün kadınları meme, yumurtalık ve rahim kanserlerinden koruduğunu ve bebekleri de yaşamı tehdit eden hastalıklardan önemli ölçüde koruduğunu vurgulayan Doç. Dr. Küçükyıldız, bu hastalıklara dair şu bilgileri paylaştı: "Anne sütü, bebeğin ilk aşısıdır; onu ishalden zatürreye, menenjitten sepsise kadar birçok ölümcül enfeksiyona karşı korur. Sadece besin değil, tam bir bağışıklık silahıdır. Her damlasında hastalıklara karşı savaşan yüzlerce koruyucu madde taşır. Anne sütüyle beslenen bebeklerde solunum yolu ve sindirim sistemi enfeksiyonlarına yakalanma riski ciddi oranda azalır." "Anne sütü, obezitenin en etkili kalkanıdır" Küresel bir sağlık sorunu olan obezite ile emzirme arasındaki bağlantıya değinen Küçükyıldız, emzirmenin çocukluk çağı obezitesine karşı güçlü bir koruyucu olduğunu söyleyerek "Her yıl 4,6 milyon çocukta obezite anne sütü sayesinde önlenebiliyor. Anne sütü ile beslenen bebekler, doyduklarında emmeyi kendiliğinden bırakır. Bu durum, bebeğin açlık ve tokluk sinyallerini tanımasını sağlar ve ileride aşırı yemeye eğilimli olma riskini azaltır. Ayrıca anne sütünde leptin ve adiponektin hormonları bulunur. Bu hormonlar, vücuttaki yağ miktarını düzenlemeye ve açlık-tokluk hissini kontrol etmeye yardımcı olur.Anne sütündeki leptin ve adiponektin de bebeğin enerji dengesini sağlamasına ve sağlıklı kilo gelişimine destek olur. Bu etkileri ile anne sütü, obezitenin en etkili kalkanıdır" ifadelerini kullandı. Akademik başarıda da etken Anne sütünün sadece fiziksel değil, zihinsel gelişim üzerinde de büyük etkisi olduğunu ifade eden Küçükyıldız, Oxford Üniversitesi’nde yapılan bir araştırmanın sonuçlarına değinerek şu bilgileri paylaştı: "En az bir yıl boyunca emzirilen çocukların, ileriki eğitim hayatlarında daha başarılı oldukları ortaya kondu. Bu çocukların sınavlardan yüksek not alma ihtimali, emzirilmeyen çocuklara göre yüzde 38 daha fazla."
Şerbeti, çayı, meyvesi oluyor! Kalbi koruyor, enfeksiyonu düşürüyor
07 Ağustos 2025 Perşembe - 09:28 Şerbeti, çayı, meyvesi oluyor! Kalbi koruyor, enfeksiyonu düşürüyor Uzmanlar tarafından yüksek besin maddesi ve antioksidan içeriği nedeniyle sağlıklı bir besin olarak ifade edilen kızılcık, Erzincan’ın Üzümlü ilçesinde oldukça fazla bulunuyor. Bu günlerde yörede kızılcık hasadına başlanılırken, köylerde bununla alakalı telaşlı bir koşturmaca yaşanıyor. Toplanan kızılcığın az bir kısmı iç pazarda satılırken önemli bir bölümü vatandaşların kendi ihtiyaçları için değerlendiriliyor. Kızılcık doğal olarak yetişiyor ve hasat zamanı köy sakinlerini de bir araya getiriyor. Kızılcığın doğal bir tansiyon düzenleyicisi olması onu daha cazip bir meyve haline getiriyor. Marmelat, şurup ve çay formu olan kızılcığın faydaları saymakla bitmiyor. Kızılcıklar çeşitli türde vücut için faydalı biyoaktif bileşenler içeriyor. Bilim insanları 20. yüzyıldan bu yana kızılcığın insan sağlığı üzerinde etkilerini araştırmaya devam ediyor. Kızılcığın bilimsel çalışmalarca ispatlanmış faydaları şöyle: İdrar yolu enfeksiyonuna iyi gelir, kalp sağlığını korur. Kızılcık, antosiyaninler, proantosiyanidinler ve kersetin gibi kalp sağlığını korumaya yardımcı antioksidanlar içeriyor. İnsanlar üzerinde yapılan çalışmalarda kızılcık suyu veya özlerinin çeşitli kalp hastalığı risk faktörlerine karşı faydalı olduğu, HDL iyi kolesterol seviyesini artırdığı, kötü kolesterolü, yüksek tansiyonu düşürdüğü, kandaki homosistein düzeylerini azaltarak kan damarlarındaki iltihaplanma riskinizi azalttığı görüldü. Sindirim sisteminin çalışmasını destekler. Kızılcık suyunun veya kızılcıkların midede H. Pylori bakterisini engellediği ve bağırsak iltihabına karşı koruduğu tespit edildi. CRP oranını düşürür. CRP, C-Reaktif Protein demektir, vücuttaki iltihap oranını gösteren bir belirteçtir. CRP erken yaşlanmanın, kronik hastalığın ve bilişsel gerilemenin tetikleyicisi olabiliyor. Kızılcık tüketen kişilerin C-reaktif protein düzeylerinin daha düşük olduğunu gösterdi. Kan dolaşımını artırır. Kızılcığın damarlardaki esnekliği artırdığı görüldü. Bu durum kalp üzerindeki baskıyı azaltıyor ve kan basıncını düşürmeye yardımcı oluyor. Dolaşım sisteminin iyi olması ise enerjiyi ve bilişsel işlevi de yükseltebiliyor. Bağırsak sağlığını destekler. Kızılcık tüketmenin bağışıklık, ruh hali ve sindirim sağlığına bağlı faydalı bağırsak bakterilerinde olumlu değişimlere yol açtığı görüldü. Beyni güçlendirir. Kurutulmuş kızılcığın yaşlı yetişkinlerde bilişsel işlev ve sinirsel işlevsellik üzerindeki etkisini değerlendirildi. Yaşları 50 ile 80 arasında değişen 60 yetişkin, 12 hafta boyunca günde bir küçük fincan kızılcık tüketti. Deneme süresinden sonra araştırmacılar, plaseboya kıyasla katılımcılarda görsel epizodik hafıza ve sinirsel işlevlerde iyileşmeler ve müdahale sırasında LDL kolesterolünde önemli bir azalma gözlemledi.
Egzamalı kişilerin yazı rahat geçirmeleri için uzmanından 5 tavsiye
07 Ağustos 2025 Perşembe - 09:13 Egzamalı kişilerin yazı rahat geçirmeleri için uzmanından 5 tavsiye Yaz mevsiminde egzamalı bireylerin yaşam kalitesini korumaları için bazı önlemler önem taşıyor. Uzm. Dr. Salih Küçükoğlu, yaz aylarında egzama şikâyetlerinin kontrol altına alınmasına yardımcı olabilecek beş öneriyi paylaştı. Sıcak havalarla birlikte egzama belirtilerinde artış yaşanması, yaz aylarını özellikle hassas cilt yapısına sahip bireyler için daha zor hale getirebiliyor. Terleme, güneş ışığı, deniz suyu ya da havuzdaki kimyasallar gibi dış etkenler; egzamalı bireylerde kaşıntı, kızarıklık ve ciltte tahrişe neden olabiliyor. Bu tür durumlarda doğru cilt bakımı ve tetikleyicilerden uzak durmak büyük önem taşıyor. Egzamanın yaz döneminde daha sık alevlendiğini belirten Medicana Kadıköy Hastanesi Dermatoloji Uzmanı Dr. Salih Küçükoğlu, şöyle konuştu: "Egzamalı bireylerde cildin doğal bariyeri zaten zayıftır. Sıcak ve nemli hava, aşırı terleme gibi yaz aylarına özgü durumlar bu bariyerin daha da bozulmasına neden olabilir. Bu da ciltte kuruluk, kaşıntı ve kızarıklığın şiddetlenmesine yol açar. Cilt yapısını korumak ve egzama ataklarını önlemek için bazı basit ama etkili adımlarla yaz mevsimi daha konforlu hale getirilebilir." Dr. Salih Küçükoğlu, egzamalı bireylerin yaz aylarında alması gereken önlemleri şöyle sıraladı: Serin ve pamuklu kıyafetler tercih edilmeli "Sıcak havalarda sentetik kumaşlar, ciltte terlemeyi artırarak egzama belirtilerini kötüleştirebilir. Bu nedenle, açık renkli ve teri emen pamuklu kıyafetlerin tercih edilmesi cildin rahatlamasını sağlar. Dar ve vücuda yapışan giysiler yerine, bol kesimli giysiler ciltle sürtünmeyi azaltır." Güneş koruyucu seçimi dikkatle yapılmalı "Egzamalı ciltler için parfüm ve alkol içermeyen, mineral içerikli güneş koruyucular tercih edilmelidir. Kimyasal içerikli koruyucular ciltte irritasyona neden olabilir. Uzun süre güneş altında kalınması durumunda ise gölgede kalmak ve şapka kullanmak önerilir." Terleme sonrası duş ihmal edilmemeli "Ter, egzamalı ciltlerde irritan bir madde haline gelebilir. Gün içinde özellikle terleme sonrası mümkün olduğunca ılık su ile duş alınmalı, cilt nazikçe kurulanmalı ve nemlendirici uygulanmalıdır. Sabun ya da duş jeli seçiminde de parfümsüz ve cilt bariyerini destekleyici ürünler kullanılmalıdır." Deniz tercih edilmeli, havuzdan sonra cilt bakımı yapılmalı "Tuzlu deniz suyu egzamalı ciltte iyileştirici etkiye neden olurken, havuzlardaki klor ise cildi tahriş edebilir. Deniz sonrası ılık duş ve nemlendirici uygulaması önerilirken, havuza girildiyse cilt hemen durulanmalı ve uygun bakım ürünleriyle desteklenmelidir." Düzenli nemlendirici kullanımı ihmal edilmemeli "Egzamanın en temel tedavi adımlarından biri, cildin düzenli olarak nemlendirilmesidir. Yaz aylarında da bu alışkanlığa ara verilmemeli, özellikle duş sonrası ve gün içinde ihtiyaç duyuldukça nemlendirici uygulanmalıdır. Nemlendirici ürünlerin parfümsüz, renklendiricisiz ve dermatolojik olarak test edilmiş olması tercih edilmelidir."
Türkiye ve Avusturya arasında sağlıkta yeni iş birliği köprüsü kuruluyor
06 Ağustos 2025 Çarşamba - 18:20 Türkiye ve Avusturya arasında sağlıkta yeni iş birliği köprüsü kuruluyor Sağlık Turizmi Konfederasyonu (SATKOF), Avusturya ile sağlık turizmi alanında ortak yatırımlar, eğitim projeleri ve hasta yönlendirme sistemlerini kapsayan yeni iş birliği adımlarını değerlendirdi. Sağlık Turizmi Konfederasyonu (SATKOF), uluslararası iş birliği çalışmaları kapsamında Avusturya Büyükelçiliği Ticaret Müsteşarlığı Ankara Ofis Yöneticisi Manuela Görgü’yü genel merkezinde ağırladı. SATKOF Genel Başkanı Prof. Dr. Aysun Bay’ın ev sahipliğinde gerçekleşen görüşmede, Türkiye ve Avusturya arasında sağlık turizmi alanındaki iş birliği fırsatları masaya yatırıldı. Toplantıda, sağlık turizminde karşılıklı iş birliği modelleri, hasta yönlendirme sistemleri, sağlık yatırımları ve teşvik mekanizmaları, ortak eğitim ve araştırma projeleri ile kültürel diplomasi alanlarında yapılabilecek çalışmalar değerlendirildi. "Sağlık turizmi, insanlığın ortak geleceğine yapılan stratejik bir yatırımdır" Görüşmenin ardından açıklama yapan SATKOF Genel Başkanı Prof. Dr. Aysun Bay, "Sağlık yalnızca bir tedavi alanı değil, aynı zamanda insanlığın ortak geleceğine yapılan stratejik bir yatırımdır. Sağlık turizmi ise bu yatırımın küresel yansımalarından biridir" dedi. Bay, görüşmede hasta yönlendirme sistemlerinden dijital sağlık çözümlerine, yatırım teşviklerinden ortak eğitim projelerine kadar birçok konuda verimli fikir alışverişinde bulunduklarını ifade ederek, Avusturya’da açılması planlanan SATKOF ofisinin çok taraflı ortaklıklara zemin hazırlayacağını belirtti. "Her türlü desteğe hazırız" Avusturya Büyükelçiliği Ticaret Müsteşarlığı Ankara Ofis Yöneticisi Manuela Görgü ise SATKOF’un sağlık turizmi alanındaki çalışmalarını takdir ettiğini belirterek, "Özellikle hastaların sigortalanması, süreç yönetimi ve etik altyapı konularında ortaya koydukları model etkileyici. Önümüzdeki süreçte, SATKOF’un Avusturya’da açacağı temsilcilik, düzenlenecek konferanslar ve kurulacak ortaklıklar için her türlü desteğe açığız" ifadelerini kullandı. Görüşmenin sonunda, iki ülke arasında sağlık turizmi alanında somut iş birliklerinin başlatılması yönünde karşılıklı temenniler dile getirildi.
Kamu Hastaneleri Genel Müdürlüğü istişare toplantılarının ilki Konya’da gerçekleştirildi
06 Ağustos 2025 Çarşamba - 18:09 Kamu Hastaneleri Genel Müdürlüğü istişare toplantılarının ilki Konya’da gerçekleştirildi Kamu Hastaneleri Genel Müdürlüğü tarafından planlanan bölgesel istişare toplantılarının ilki Konya’da gerçekleştirildi. Konya İl Sağlık Müdürlüğü’nün ev sahipliğinde gerçekleşen toplantı, Kamu Hastaneleri Genel Müdürü Dr. Hakan Usta’nın başkanlığında; Konya, Aksaray ve Karaman’dan il sağlık müdürleri, hastane başhekimleri ve yöneticilerin katılımıyla düzenlendi. Toplantı, İl Sağlık Müdürlerinin ve Kamu Hastaneleri Genel Müdürü Dr. Hakan Usta’nın açılış konuşmasıyla başladı. Dr. Hakan Usta konuşmasında, merkez ve taşra teşkilatları arasındaki güçlü iletişimin önemine dikkat çekerek, ülke genelinde planlanan 17 bölge toplantısının ilkini Konya’da gerçekleştirmekten duyduğu memnuniyeti ifade etti. Sağlık Bakanı Kemal Memişoğlu’nun talimatları doğrultusunda, insan odaklı, sağlığı koruyucu ve geliştirici, kanıta dayalı sağlık hizmetlerinin güçlü bir iş birliği içerisinde sunulmasının hedeflendiğini belirtti. Usta, sağlık okuryazarlığının önemini vurgulayarak tüm mesai arkadaşlarının hizmet süreçlerinde ikinci cümle kurma dürtüsünde olarak hizmet alanın anlatılmak istenenleri tam anlamalarının sağlanmasına çaba sarf etmesini, bu anlamda da empati yapmasının önemini vurguladı. Dr. Hakan Usta, ikinci cümle söyleminin bu yıl için motto olarak her bir yönetici tarafından benimsenmesinin önemine değindi. Toplantı kapsamında çeşitli daire başkanlıkları tarafından bilgilendirme sunumları yapıldı. Sağlık Hizmetleri Daire Başkanı Uz. Dr. Pınar Koçatakan, kamu sağlık tesislerinin tescil süreçleri, normal doğum eylem planı çerçevesinde yürütülen çalışmalar, primer sezaryen oranları ve takip süreçleri hakkında bilgi verdi. Ayrıca, Preimplantasyon Genetik Tarama (PGT) uygulamaları ile pulse oksimetre cihazı kullanılarak yenidoğan konjenital kalp hastalıkları taramalarının yaygınlaştırılması konularına değinildi. Tedarik Planlama, Stok ve Lojistik Yönetimi Daire Başkanı Osman Bahçekapılı, Sağlık Market istatistikleri, ilaç ve sarf malzemelerinde stok gün süreleri ve tüketim çıkışları hakkında bilgilendirme yaptı. Etkin stok yönetiminin ve sürdürülebilir tedarik yapısının önemi vurgulandı. Finansal Analiz ve Faturalandırma Daire Başkanı Ahmet Eyüboğlu, sağlık tesislerinin mali yönetimi, gelir-gider dengesi ve finansal göstergelerin analizine ilişkin sunum yaptı. Ülke geneli ile karşılaştırmalı veriler üzerinden finansal sürdürülebilirliği sağlamak için alınacak tedbirler paylaşıldı. Yeni kurulan Biyomedikal Mühendislik Hizmetleri Daire Başkanlığı hakkında, Daire Başkanı Mustafa Arslan tarafından kapsamlı bir sunum yapıldı. Dairenin kuruluş amacı, hedefleri ve faaliyet planı katılımcılarla paylaşıldı. Konya, Aksaray ve Karaman’daki sağlık tesislerine ilişkin Yoğun Bakım Bilgi Yönetim Sistemi’nin mevcut durumu istatistiki veriler eşliğinde değerlendirildi. Sağlık Tesisleri Değerlendirme ve Geliştirme Daire Başkanı Uz. Dr. Erman Eker, 1 Haziran 2025 tarihinde yürürlüğe giren yeni sağlık tesisleri değerlendirme standartları, kurum hedef göstergeleri ve değerlendirme sistemi hakkında detaylı bilgilendirmede bulundu. Toplantı, saha yöneticilerinin görüş ve önerilerinin alınmasının ardından sona erdi.
Uzmanından uyarı: "Anne sütü obezitenin kalkanı"
06 Ağustos 2025 Çarşamba - 17:06 Uzmanından uyarı: "Anne sütü obezitenin kalkanı" Anne sütüyle beslenen bebeklerin açlık ve tokluk hissini tanımayı öğrenerek obeziteye karşı doğal bir direnç kazandığını vurgulayan Medican Sağlık Grubu Kadın Hastalıkları ve Doğum Bölümü’nden Doç. Dr. İrem Alyazıcı Küçükyıldız, "Anne sütü obezite ile mücadelenin en güçlü kalkanıdır" dedi. Anne sütü, her yeni doğan bebeğin sağlıklı büyümesi ve gelişimi için vazgeçilmez bir besin kaynağı olmasının yanı sıra, hem bebekler hem de anneler için sağlık açısından birçok fayda sunuyor. Medicana International Ankara Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Bölümü’nden Doç. Dr. İrem Alyazıcı Küçükyıldız, emzirme konusunda toplumsal farkındalığın artması gerektiğine dikkat çekerek, anne sütünün sağlık üzerindeki etkileriyle ilgili önemli bilgiler paylaştı. Bağışıklık silahıdır Anne sütünün kadınları meme, yumurtalık ve rahim kanserlerinden koruduğunu ve bebekleri de yaşamı tehdit eden hastalıklardan önemli ölçüde koruduğunu vurgulayan Doç. Dr. Küçükyıldız, bu hastalıklara dair şu bilgileri paylaştı: "Anne sütü, bebeğin ilk aşısıdır; onu ishalden zatürreye, menenjitten sepsise kadar birçok ölümcül enfeksiyona karşı korur. Sadece besin değil, tam bir bağışıklık silahıdır. Her damlasında hastalıklara karşı savaşan yüzlerce koruyucu madde taşır. Anne sütüyle beslenen bebeklerde solunum yolu ve sindirim sistemi enfeksiyonlarına yakalanma riski ciddi oranda azalır." "Anne sütü, obezitenin en etkili kalkanıdır" Küresel bir sağlık sorunu olan obezite ile emzirme arasındaki bağlantıya değinen Küçükyıldız, emzirmenin çocukluk çağı obezitesine karşı güçlü bir koruyucu olduğunu söyleyerek "Her yıl 4,6 milyon çocukta obezite anne sütü sayesinde önlenebiliyor. Anne sütü ile beslenen bebekler, doyduklarında emmeyi kendiliğinden bırakır. Bu durum, bebeğin açlık ve tokluk sinyallerini tanımasını sağlar ve ileride aşırı yemeye eğilimli olma riskini azaltır. Ayrıca anne sütünde leptin ve adiponektin hormonları bulunur. Bu hormonlar, vücuttaki yağ miktarını düzenlemeye ve açlık-tokluk hissini kontrol etmeye yardımcı olur.Anne sütündeki leptin ve adiponektin de bebeğin enerji dengesini sağlamasına ve sağlıklı kilo gelişimine destek olur. Bu etkileri ile anne sütü, obezitenin en etkili kalkanıdır" ifadelerini kullandı. Akademik başarıda da etken Anne sütünün sadece fiziksel değil, zihinsel gelişim üzerinde de büyük etkisi olduğunu ifade eden Küçükyıldız, Oxford Üniversitesi’nde yapılan bir araştırmanın sonuçlarına değinerek şu bilgileri paylaştı: "En az bir yıl boyunca emzirilen çocukların, ileriki eğitim hayatlarında daha başarılı oldukları ortaya kondu. Bu çocukların sınavlardan yüksek not alma ihtimali, emzirilmeyen çocuklara göre yüzde 38 daha fazla."