Son Dakika
|
Kuyumcukent AVM’de 20 milyonluk soygun
ABD Başkanı Trump: "İran’la görüşebilirim"
Esenler’de İBB şantiyesinde yangın: 3 konteyner zarar gördü
Esenler’de 4 katlı binanın çatısı alev alev yandı
Teknik direktör Engin Fırat son yolculuğuna uğurlandı
İran Ordusu, Hayfa’daki petrol ve gaz rafinerisi ile yakıt depolarını hedef aldı
Niğde’deki patlamanın boyutu gün ağarınca ortaya çıktı
İran Meclis Başkanı Galibaf: "Kesinlikle ateşkes peşinde değiliz"
İran’ın İsrail’e saldırılarında ölenlerin sayısı 13’e yükseldi
İzmir’de taksi şoförü ücret tartışmasında öldürüldü
Abone
Gündem
Politika
Ekonomi
Dünya
Asayiş
Spor
Video
Yerel
Belgesel
Daha
Fotogaleri
Aktüel
Sağlık
Çevre
Magazin
Kültür Sanat
Eğitim
Teknoloji
Hava Durumu
Tüm Haberler
Tüm Manşetler
RSS
Abone
Gündem
Politika
Ekonomi
Dünya
Asayiş
Spor
Video
Yerel
Belgesel
Daha
Fotogaleri
Aktüel
Sağlık
Çevre
Magazin
Kültür Sanat
Eğitim
Teknoloji
Hava Durumu
Tüm Haberler
Tüm Manşetler
RSS
Whatsapp
İHA Kurumsal
EN
Kyrgyz Designer Brings Traditional Motifs to the International Runway
Hizbullah'ın İsrail'e ait uydu iletişim merkezine yönelik saldırısının görüntüleri ortaya çıktı
Pentagon, İran saldırılarında 140 ABD askerinin yaralandığını açıkladı
Cumhurbaşkanı Erdoğan, Sudan Egemenlik Konseyi Başkanı el-Burhan ile telefonda görüştü
İsrail Dışişleri Bakanı Sa’ar: "Sonsuz bir savaş istemiyoruz"
Katar’da mahsur kalan Türk vatandaşları Türkiye’ye döndü
İran Cumhurbaşkanı Pezeşkiyan: "İran'ı yok etme hayaline kapılanlar, tarihten hiç ders çıkarmamışlar
Almanya Başbakanı Merz: "İran'daki savaşı sonlandırma konusunda ortak plan olmamasından endişeliyim"
SAĞLIK
Yüksek riskli beyin ameliyatı Ardahan’da ilk kez yapıldı
10 Mart 2026 Salı - 16:08:13
Ardahan’da sağlık hizmetleri her geçen gün geliştirilerek önemli bir başarıya daha imza atıldı. İl genelinde ilk kez gerçekleştirilen yüksek riskli beyin ameliyatı, uzman doktorların titiz çalışması sonucu başarıyla tamamlandı. 29 yaşındaki Emre Toptaş, geçirmiş olduğu rahatsızlık ve buna bağlı olarak gelişen ani bilinç kaybı ve solunum kaybı sonrası Ardahan Devlet Hastanesine kaldırıldı. Hastaya yapılan tetkiklerde kanamanın damar yumağından kaynaklandığı belirlendi. Ardahan Devlet Hastanesi’nin 2. basamak sağlık kuruluşu olması dolayısıyla, dijital substraksiyon anjiyografi (DSA) imkanının bulunmaması ve sevkin zaman kaybına yol açacak olması nedeniyle hasta ameliyata alındı. Hastanın entübe halde ve bilincinin kapalı olarak acil servise getirildiğini hatırlatan Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Dr. Halit Anıl Eray, "Biz gördüğümüzde hastayı şuuru yerinde değildi. Beyin kanaması olduğu zaman hani tomografi çektiğimizde anlayabiliyoruz bunu. Ama bu yaşta bir kaza geçirmeden birden bu kadar büyük bir beyin kanaması olması bizi şüphelendirdi. Damar yumağı olabilir mi ya da damar büyümesi, anevrizma dediğimiz şey olabilir mi? Ona bakmak için bir tomografisini gördük. Tomografide AVM olduğunu gördük. Yani beyinde damar yumağı dediğimiz damarların iç içe geçmiş ve kanamış hali beyin cerrahisinin en zor dediğimiz ameliyatlarından birini yapacağımızı anladık o sırada. Sonra acil ameliyat kararı verdik. Yakınlarına da bilgi verdik. Ardahan’da DSA imkanlarının bulunmadığı, söz konusu hasta için sevk şanslarının olmadığı ve kanama kontrolü yapıp bunu planlayarak ameliyata almak için hızlıca hareket ettik. Şahdamarı dediğimiz damarını bağladıktan sonra ameliyatta kanamasını kontrol edebilmek için kafatasını kaldırarak beyindeki o damar yumağını çıkardık. Kanamalı bir ameliyattı kendisi. Zor bir ameliyattır. Süresi de uzundur. Hayati riski de çok yüksektir. Çok nadir görülür beyin kanamalarında. 10 binde 5 kadar görülen bir durum. Hani onu görmüş olduk ve müdahale ettik. Şahdamarı bağlamamızın avantajı şu oldu. Kanamamızı kontrol etmemizi sağladı. Büyük ihtimal hani hayata tutunmasını sağlayan manevralardan biri oldu" dedi. Ameliyatı bitirdikten sonra yoğun bakımda 2 hafta takip ettiklerini aktaran Dr. Eray, "Kemiğini karnına koymuştuk kendisinin. Onu tekrar kafasına koymak için ikinci bir ameliyatı bekliyoruz. Sonra bir anjiyo görüntüleme yaptık tekrar. AVM dediğimiz damar yumağı çıktı mı diye. Onun da total olarak hepsinin çıktığını gördük. O yüzden içimiz de rahat şu aşamada" diye konuştu. Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Halit Anıl Eray, erken teşhisin beyin hastalıklarında hayati önem taşıdığına da dikkat çekerek, şiddetli baş ağrısı, denge kaybı ve görme bozukluğu gibi belirtiler yaşayan vatandaşların vakit kaybetmeden sağlık kuruluşlarına başvurmaları gerektiğini de söyledi. Hasta Emre Toptaş da şu an kendisini çok iyi hissettiğini belirterek, "Durumum iyi. Hocam sağ olsun, hayatımızı kurtardı" dedi. İl Sağlık Müdürü İshak Askeroğlu ise Sağlık Bakanlığı’nın "Sağlıklı Türkiye Yüzyılı" kapsamında, projeleri Ardahan’da artırarak uygulamak istediklerini söyledi. Askeroğlu, "Bu zamana kadar ilimizde yapılamaz denilen ameliyatları, tedavileri yaptık. Onlardan birisi de Emre’ye uygulandı. Kendisine yaptığımız uygulama normalde ilimizin şartlarında bu tür hastaların ameliyatı oldukça büyük bir risk taşıyor. Ancak cerrahi ekibimiz ve sonrasında yoğun bakım ekibimizin yapmış olduğu özverili çalışmayla ilimizde daha önce hiç yapılmayan bu ameliyatı başarıyla yapmış oldular. Hastamız şu an itibarıyla sağlığına kavuşmuş durumda. Yakın zamanda geçireceği ikinci bir ameliyatla da tedavisi tamamlanmış olacak. Ardahan’daki vatandaşlarımız için sağlık hizmetlerini en iyi şekilde sunmaya devam edeceğiz" şeklinde konuştu.
10 Mart 2026 Salı - 16:02
Yüksek riskli beyin ameliyatı Ardahan’da ilk kez yapıldı
Ardahan’da sağlık hizmetleri her geçen gün geliştirilerek hasta odaklı tedavilerine bir yenisini daha ekledi. Kentte sağlık alanında önemli bir başarıya daha imza atıldı. İl genelinde ilk kez gerçekleştirilen yüksek riskli beyin ameliyatı, uzman doktorların titiz çalışması sonucu başarıyla tamamlandı. 29 yaşındaki Emre Toptaş, geçirmiş olduğu rahatsızlık ve buna bağlı olarak gelişen ani bilinç kaybı ve sonum kaybı sonrası Ardahan Devlet Hastanesine kaldırıldı. Hastaya yapılan tetkiklerde kanamanın damar yumağından kaynaklandığı belirlendi. Ardahan Devlet Hastanesi’nin 2. basamak sağlık kuruluşu olması dolayısıyla, dijital substraksiyon anjiyografi (DSA) imkanının bulunmaması ve sevkin zaman kaybına yol açacak olması nedeniyle hasta ameliyata alındı. Hastanın entübe halde ve bilincinin kapalı olarak acil servise getirildiğini hatırlatan Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Halit Anıl Eray, "Biz gördüğümüzde hastayı şuuru yerinde değildi. Beyin kanaması olduğu zaman hani tomografi çektiğimizde anlayabiliyoruz bunu. Ama bu yaşta bir kaza geçirmeden birden bu kadar büyük bir beyin kanaması olması bizi şüphelendirdi. Damar yumağı olabilir mi, ya da damar büyümesi, anevrizma dediğimiz şey olabilir mi? Ona bakmak için bir tomografisini gördük. Tomografide AVM olduğunu gördük. Yani beyinde damar yumağı dediğimiz damarların iç içe geçmiş ve kanamış hali beyin cerrahisinin en zor dediğimiz ameliyatlarından birini yapacağımızı anladık o sırada. Sonra acil ameliyat kararı verdik. Yakınlarına da bilgi verdik. Ardahan’da DSA imkanlarının bulunmadığı, söz konusu hasta için sevk şanslarının olmadığı ve kanama kontrolü yapıp bunu planlayarak ameliyata almak için hızlıca hareket ettik’’ dedi. Dr. Eray, "Şahdamarı dediğimiz damarını bağladıktan sonra ameliyatta kanamasını kontrol edebilmek için kafatasını kaldırarak beyindeki o damar yumağını çıkardık. Kanamalı bir ameliyattı kendisi. Zor bir ameliyattır. Süresi de uzundur. Hayati riski de çok yüksektir. Çok nadir görülür beyin kanamalarında. 10 binde 5 kadar görülen bir durum. Hani onu görmüş olduk ve müdahale ettik. Şahdamarı bağlamamızın avantajı şu oldu. Kanamamızı kontrol etmemizi sağladı. Büyük ihtimal hani hayata tutunmasını sağlayan manevralardan biri oldu." Ameliyatı bitirdikten sonra yoğun bakımda 2 hafta takip ettiklerini aktaran Eray, "Kemiğini karnına koymuştuk kendisinin. Onu tekrar kafasına koymak için ikinci bir ameliyatı bekliyoruz. Sonra bir anjiyo görüntüleme yaptık tekrar. AVM dediğimiz damar yumağı çıktı mı diye. Onun da total olarak hepsinin çıktığını gördük. O yüzden içimizde rahat şu aşamada." Dedi. Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Halit Anıl Eray, erken teşhisin beyin hastalıklarında hayati önem taşıdığına da dikkat çekerek, şiddetli baş ağrısı, denge kaybı ve görme bozukluğu gibi belirtiler yaşayan vatandaşların vakit kaybetmeden sağlık kuruluşlarına başvurmaları gerektiğini de söyledi. Hasta Emre Toptaş da şu an kendisini çok iyi hissettiğini belirterek, "Durumum iyi. Hocam sağ olsun, hayatımızı kurtardı." dedi. İl Sağlık Müdürü İshak Askeroğlu ise Sağlık Bakanlığı’nın "Sağlıklı Türkiye Yüzyılı" kapsamında, projeleri Ardahan’da artırarak uygulamak istediklerini söyledi. Askeroğlu, "Bu zamana kadar ilimizde yapılamaz denilen ameliyatları, tedavileri yaptık. Onlardan birisi de Emre’ye uygulandı. Kendisine yaptığımız uygulama normalde ilimizin şartlarında bu tür hastaların ameliyatı oldukça büyük bir risk taşıyor. Ancak cerrahi ekibimiz ve sonrasında yoğun bakım ekibimizin yapmış olduğu özverili çalışmayla ilimizde daha önce hiç yapılmayan bu ameliyatı başarıyla yapmış oldular. Hastamız şu an itibariyle sağlığına kavuşmuş durumda. Yakın zamanda geçireceği ikinci bir ameliyatla da tedavisi tamamlanmış olacak. Ardahan’daki vatandaşlarımız için sağlık hizmetlerini en iyi şekilde sunmaya devam edeceğiz." dedi.
10 Mart 2026 Salı - 14:41
Türkiye’de 10 milyon kişi böbrek hastalığı riski altında
Prof. Dr. Aydın Türkmen, Türkiye’de 10 milyon kişinin böbrek hastalığı riski altında olduğunu söyledi. Dünya Böbrek Günü dolayısıyla açıklama yapan Türkiye Nefroloji Derneği Yönetim Kurulu Başkanı ve İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi Nefroloji Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Aydın Türkmen; Türkiye’de kronik böbrek hastalığının ciddi boyutlara ulaştığını belirterek, organ bağışı ve erken tanının hayati önem taşıdığını söyledi. Prof. Dr. Aydın Türkmen tarafından paylaşılan verilere göre, Türkiye’de kronik böbrek hastalığı görülme sıklığı yüzde 16 seviyesine ulaştı. Bu oranın yaklaşık 10 milyon kişinin böbrek yetersizliği riskiyle karşı karşıya olduğunu gösterdiğini belirten Türkmen; hastalığın sinsi ve ilerleyici yapısına dikkat çekerek erken tanının süreci durdurabileceğini veya yavaşlatabileceğini ifade etti. Vatandaşların düzenli sağlık kontrolü yaptırmasının büyük önem taşıdığını belirten Türkmen; hastalık, böbrek fonksiyonlarının yüzde 15’in altına düştüğü son evreye ulaştığında hastalar için diyaliz veya organ naklinin hayati seçenekler olduğunu söyledi. Her yıl yaklaşık 13 bin yeni hastanın diyaliz sistemine dahil olduğunu belirten Türkmen, Türkiye’de yıllık organ nakli sayısının yaklaşık 3 bin 500 seviyesinde kaldığını ifade etti. Organ naklinin hastalara yalnızca daha yüksek yaşam kalitesi sunmadığını, aynı zamanda diyalize göre yaşam süresini de anlamlı şekilde uzattığını dile getirdi. Türkiye’nin organ nakli cerrahisinde önemli başarılar elde ettiğini belirten Türkmen, bağış oranlarının ise istenilen seviyede olmadığını vurguladı. Batı ülkelerinde organ nakillerinin yüzde 90’ının kadavradan gerçekleştirildiğini ifade eden Türkmen, Türkiye’de ise bu oranın tam tersi olduğunu ve nakillerin yüzde 90’ının canlı donörlerden yapıldığını söyledi. Milyon nüfus başına düşen kadavra bağış sayısının Türkiye’de 5 civarında olduğunu belirten Türkmen, bu rakamın ABD ve İspanya gibi ülkelerde 50 seviyelerinde olduğunu dile getirdi. Çapraz nakil sistemi nakil sayısını artırabilir Donör sıkıntısının aşılması için çapraz nakil sisteminin önemine dikkat çeken Türkmen; doku veya kan grubu uyumsuzluğu nedeniyle nakil olamayan ailelerin ulusal bir havuzda toplanmasının, nakil sayılarını en az %10 artırabileceğini söyledi. Yeni yönetmeliklerle beyin ölümü tespit edilen vakalarda aileye haber verme sürecinin kolaylaştırılmasının bilimsel açıdan olumlu bir gelişme olduğunu belirten Türkmen, toplumsal farkındalığın da artırılması gerektiğini ifade etti. Nakilli annelerin başarı öyküsü Organ naklinin yalnızca bir tedavi yöntemi olmadığını, aynı zamanda hastalar için yeni bir hayat anlamına geldiğini belirten Türkmen; diyaliz aşamasındaki kadın hastaların anne olma ihtimalinin oldukça düşük olduğunu söyledi. Başarılı bir böbrek nakli sonrası ise birçok hastanın sağlığına kavuşarak bebek sahibi olabildiğini ifade eden Türkmen, kliniklerinde nakil sonrası anne olan yaklaşık 200 hastanın bulunduğunu belirtti. Türkmen; erken tanı, organ bağışı bilincinin artırılması, nakil sonrası düzenli takip ve merkezlerin sağ kalım oranlarına göre denetlenmesinin Türkiye’nin böbrek sağlığı politikası açısından büyük önem taşıdığını sözlerine ekledi.
10 Mart 2026 Salı - 14:29
OMÜ’de kadın kanserlerine yönelik farkındalık etkinliği
Ondokuz Mayıs Üniversitesi (OMÜ) Sağlık Bilimleri Fakültesi Ebelik Bölümü tarafından kadın kanserlerine yönelik farkındalık oluşturmak amacıyla bilgilendirme etkinliği düzenlendi. Etkinlik, Dr. Öğretim Üyesi Şükran Başgöl liderliğinde yürütülen EBE416 Entegre Uygulamaları II dersi kapsamında ve OMÜ Ebelik Topluluğu öğrencilerinin iş birliğiyle gerçekleştirildi. OMÜ Yaşam Merkezi’nde kurulan stantta, kadın kanserleri ve erken tanının önemi hakkında bilgilendirme yapıldı. Etkinlik kapsamında özellikle meme kanseri, serviks kanseri ve diğer jinekolojik kanser türleri hakkında farkındalık oluşturmayı amaçlayan eğitimler verildi. Katılımcıların kanser taramaları konusunda doğru ve güvenilir bilgiye ulaşmalarını desteklemek amacıyla bilgilendirici broşürler de dağıtıldı. Stantta ayrıca eğitim amaçlı maketler kullanılarak uygulamalı anlatımlar yapılırken, erken tanının hayat kurtarıcı rolü vurgulandı ve düzenli taramaların önemi konusunda bilgilendirme gerçekleştirildi. Etkinlik boyunca OMÜ öğrencileri ile Yaşam Merkezi’ni ziyaret eden personel bilgilendirme standına yoğun ilgi gösterdi. Ebelik öğrencileri etkinlik sayesinde mesleki bilgi ve becerilerini toplum yararına kullanma fırsatı bulurken, toplum temelli sağlık eğitimine de katkı sundu.
Çok Okunan Kategori Haberleri
1
10 Mart 2026 Salı- 11:37
Batman Eğitim ve Araştırma Hastanesine yeni kardiyoloji uzmanı atandı
2
10 Mart 2026 Salı- 10:20
Op. Dr. Karagözoğlu: "Sünnet, uzman hekimler tarafından yapılmalı"
3
10 Mart 2026 Salı- 10:53
Kolon kanseriyle mücadelede erken teşhis hayat kurtarıyor
4
07 Mart 2026 Cumartesi- 01:15
Erzincan İl Sağlık Müdürlüğü personeline temel ilk yardım eğitimi verildi
5
10 Mart 2026 Salı- 12:07
Prof. Dr. İrfan Koca’dan "Geçmeyen ağrı" uyarısı
11 Şubat 2026 Çarşamba - 13:20
Ramazan’da tatlı tercihi hafiflerken, kestane şekeri öne çıkıyor
Ramazan’da uzun süren açlık sonrası ağır şerbetli tatlılar yerine daha dengeli seçeneklere yönelim artıyor. Bu dönemde ölçülü tüketildiğinde kestane şekeri, hem pratik hem de geleneksel bir tatlı alternatifi olarak öne çıkıyor. Ramazan ayı yaklaşırken, iftar ve sahur sofralarında tatlı tüketimi de yeniden gündeme geldi. Uzun süren açlık sonrası vücudun bir anda ağır şeker ve yağ yüküyle karşılaşması, sindirim sistemi ve kan şekeri dengesi açısından dikkat gerektirirken, Ramazan’da tatlı tercihlerinin daha "hafif ve dengeli" seçeneklere yöneldiği ifade ediliyor. Bu dönemde özellikle ağır şerbetli tatlılar yerine, daha kontrollü içeriklere sahip geleneksel lezzetler ön plana çıkıyor. Lif, mineral ve vitamin içeriğiyle bilinen kestanenin tatlı formu olan kestane şekeri ise ölçülü tüketildiğinde hem tatlı ihtiyacını karşılayan hem de daha dengeli bir seçenek olarak değerlendiriliyor. Kardelen ve Yaylacık markalarıyla iç pazara, Cardelion markasıyla ise yurt dışına Bursa kestane şekeri üreten İlka Şekerleme’nin Genel Müdürü Mümin Akgün, Ramazan’da tatlı tüketiminde "ölçü" vurgusunun daha da önem kazandığını belirtti. Akgün, kestanenin doğal yapısının potasyum başta olmak üzere çeşitli minerallerle desteklendiğini, B grubu vitaminleri ve lif oranı sayesinde sindirim açısından daha dengeli bir seçenek sunduğunu dile getirdi. Bu özellikleriyle kestanenin, özellikle iftar sonrası ağır tatlılar yerine daha kontrollü bir alternatif arayan tüketiciler için öne çıktığını ifade eden Akgün, kestane şekerinin de bu doğal ürünün kontrollü bir tatlı formu olarak Ramazan sofralarında yer bulabileceğini söyledi. "Ölçü çok önemli, doğal tatlılar tercih edilmeli" Ramazan döneminde tatlı tüketiminin kontrolsüz şekilde artabildiğine dikkat çeken Mümin Akgün, bu süreçte vücudu zorlamayan, dengeli içeriklere sahip tatlıların tercih edilmesi gerektiğini vurguladı. Akgün, "Ramazan’da iftar sonrası tatlı tüketimi artabiliyor. Bu süreçte ağır seçenekler yerine, daha dengeli içeriklere sahip ürünler tercih edilmeli. Kestane şekeri de ölçülü tüketildiğinde hem tatlı ihtiyacını karşılayabilen hem de enerji desteği sunabilen seçeneklerden biri olarak değerlendirilebilir" ifadelerini kullandı. Ramazan sofralarında geleneksel bir Bursa lezzeti Bursa’nın simge lezzetlerinden biri olarak kabul edilen kestane şekeri, Ramazan döneminde de hem iftar sonrası hem de sahurda küçük porsiyonlarla tüketilebilecek pratik bir seçenek olarak öne çıkıyor. Özellikle ağır şerbetli tatlılar yerine daha dengeli bir alternatif arayan tüketiciler için kestane şekeri, geleneksel lezzetiyle Ramazan sofralarında yerini koruyor.
11 Şubat 2026 Çarşamba - 13:09
Özel öğrenciler "Birlikte pişirdik, birlikte başardık" etikliğinde buluştu
Medical Point Gaziantep Hastanesi ve Gaziantep Büyükşehir Belediyesi Engelsiz Yaşam Merkezi iş birliğinde gerçekleştirilen anlamlı sosyal sorumluluk projesi, özel öğrencilerimizin katılımıyla unutulmaz anlara sahne oldu. "Birlikte Pişirdik, Birlikte Başardık" sloganıyla hayata geçirilen etkinlikte, Özel ihtiyaçlı öğrenciler Gaziantep yöresine ait geleneksel lezzetler omaç ve bastık yaparak hem kültürel mirasa sahip çıktı hem de mutfaktaki hünerlerini sergiledi. Gaziantep mutfağının önemli değerlerinden olan omaç ve bastık, öğrencilerin emeği ve özeniyle hazırlanırken ortaya hem lezzetli hem de duygu dolu anlar çıktı. Etkinlik boyunca öğrenciler takım ruhu içinde çalışarak üretmenin ve paylaşmanın mutluluğunu yaşadı. Etkinliğe ev sahipliği yapan Gaziantep Büyükşehir Belediyesi Engelsiz Yaşam Merkezi, özel bireylerin sosyal hayata aktif katılımını destekleyen örnek bir organizasyona imza atarken; etkinliğin tüm malzeme temini, mutfak kurulumu ve organizasyon altyapısı Medical Point Gaziantep Hastanesi tarafından sağlandı. Programın jüri koltuğunda ise birbirinden değerli isimler yer aldı. Mutfak Sanatları Merkezi’nin önemli temsilcilerinden, aynı zamanda Musem Akademi’nin kurucularından ve koordinatör şefi Doğa Çitçi, Gaziantep Büyükşehir Belediyesi Engelsiz Yaşam Merkezi Şube Müdürü Yılmaz Kayalı, Türkiye Sakatlar Konfederasyonu Başkanı ve Engelli Yaşlı ve sağlık hizmetleri daire başkanı Yusuf Çelebi, Gaziantep’in bağrından çıkmış sevilen komedyen Ali Celal Aydıner ve Gaziantep’in ünlü şeflerinden Cuma Kaplan jüri üyeleri oldu. Jüri üyeleri, öğrencilerin büyük emek ve özenle hazırladığı yöresel lezzetleri değerlendirirken günün sonunda en anlamlı kararı verdi. Tüm öğrenciler birinci ilan edilirken salonda duygu dolu anlar yaşandı. Medical Point Gaziantep Hastanesi tarafından etkinliğe katılan öğrencilere ayakkabı hediye edilerek günün anısına anlamlı bir armağan takdim edildi. Etkinliğe Medical Point Gaziantep Hastanesi’ni temsilen, Başhekim Yardımcısı ve Biyokimya Uzmanı Uzm. Dr. Nuri Orhan, Baş Hemşire Sema Serpil Kılıç, İnsan Kaynakları Müdürü Osman Tan, Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Uzm. Dr. M. Erkan Altuncu, Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanı Uzm. Dr. Özer Erzurumluoğlu, Nöroloji Uzmanı Uzm. Dr. Şeyda Çevik Güneri, Klinik Psikolog Selin Seda Koçakgöl ve Ayaktan Hasta Hizmetleri personeli Gizem Beyza Tunç katıldı. Yetkililer, bu tür projelerin özel bireylerin özgüven gelişimine katkı sağladığını ve toplumsal farkındalığı artırdığını vurgulayarak sosyal sorumluluk çalışmalarının artarak devam edeceğini ifade etti.
11 Şubat 2026 Çarşamba - 12:58
Sivas’ta 100 özel çocuğa akıllı takip cihazı dağıtıldı
Sivas Belediyesi, Akıllı Takip Projesi kapsamında özel ihtiyaçlı çocukların güvenliği için 100 akıllı takip cihazı dağıttı. Sivas Belediyesi tarafından yürütülen Akıllı Takip Projesi kapsamında, özel ihtiyaçlı çocukların güvenliğini artırmak ve ailelerin günlük yaşamda daha huzurlu hissetmelerini sağlamak amacıyla 100 adet akıllı takip cihazı dağıtıldı. Proje çerçevesinde; ağır otizmli, ağır ve çok ağır zihinsel gelişim farklılığı bulunan, az gören ve görme güçlüğü yaşayan 7-15 yaş aralığındaki özel ihtiyaçlı çocuklar için yeni bir destek çalışması başlatıldı. Cihazlar, isminin açıklanmasını istemeyen hayırsever bir iş insanı tarafından Sivas Belediyesi’ne bağışlandı. İl Millî Eğitim Müdürlüğü’nün katkılarıyla belirlenen öğrencilere cihazların dağıtımı gerçekleştirildi. Fidan Yazıcıoğlu Kültür Merkezi’nde düzenlenen dağıtım programına; Belediye Başkanı Dr. Adem Uzun, kurum müdürleri, sivil toplum kuruluşu temsilcileri, özel çocuklar ve aileleri katıldı. "Yanımızda birilerinin olduğunu hissediyoruz" Dağıtım programında veliler adına konuşan Dilek Çakmak, özel ihtiyaçlı çocuk annesi olmanın zorluklarına dikkat çekerek, "Özel çocuk annesi olmak gerçekten çok zor; anlatılmaz, yaşanır. Bu tür programlar bizi çok duygulandırıyor, çünkü yanımızda ve arkamızda birilerinin olduğunu hissediyoruz. Sayın Belediye Başkanımız Dr. Adem Uzun’a anlamlı destekleri için yürekten teşekkür ediyorum" dedi. Annelerin gözü arkada kalmayacak Millî Eğitim Müdür Yardımcısı Hüseyin Özcan ise Başkan Dr. Adem Uzun’un hem akademisyen kimliği hem de özel ihtiyaçlı çocukların eğitimine verdiği destekten duydukları memnuniyeti ifade ederek "Bugün en çok da annelerin gözünün arkada kalmaması için çok kıymetli bir cihaz desteği sağlanıyor. Sayın Başkanımızın bu cihazların temini ve öğrencilerimize ulaştırılması noktasındaki katkısı son derece değerlidir. Kurumumuz ve şahsım adına kendilerine şükranlarımı sunuyorum" şeklinde konuştu. "Cihazlar ailelerimize büyük kolaylık sağlayacak" Belediye Başkanı Dr. Adem Uzun da yaptığı konuşmada, dağıtılan cihazların hem çocukların güvenliğini artıracağını hem de velilere büyük kolaylık sağlayacağını vurgulayarak "Anahtarlık formunda olan bu cihazlar çocuklarımızın en önemli ihtiyaçlarından birine cevap verecek. Velilerimiz, Android ya da iOS işletim sistemine sahip telefonları üzerinden çocuklarını kolaylıkla takip edebilecek. Cihaz; çocuğun kıyafetine, çantasına ya da engelli aracına rahatlıkla yerleştirilebiliyor. Zaman zaman basında kaybolan çocuk haberleriyle karşılaşıyoruz. Bu çalışmayla olumsuzluklara karşı da bir önlem almış oluyoruz" dedi. Projeye destek veren hayırsever iş insanına da teşekkür eden Uzun, "İstanbul ziyaretlerimiz sırasında Sivaslı iş insanlarımızla bir araya geliyoruz. Bu projeye 100 cihaz bağışlayan kıymetli iş insanımız isminin açıklanmasını istemedi. Ben de huzurlarınızda kendisine teşekkür ediyorum. Göreve geldiğimiz ilk günden itibaren engelli kardeşlerimizin yanındayız ve yanında olmaya devam edeceğiz" ifadelerini kullandı.
11 Şubat 2026 Çarşamba - 12:50
Tunceli’de 11 yıllık sigara bağımlılığı son buldu
Tunceli Sağlıklı Hayat Merkezi’nden destek alan 27 yaşındaki Seçil Kılıç, 11 yıllık sigara bağımlılığını bıraktı. Tunceli İl Sağlık Müdürlüğü bünyesinde hizmet veren Sağlıklı Hayat Merkezi, sigara bağımlılığıyla mücadelede yürüttüğü çalışmalarla vatandaşlara umut olmaya devam ediyor. Uzman hekimler tarafından sunulan ücretsiz tıbbi ve psikolojik destek sayesinde birçok kişi sigarayı bırakırken, bunlardan biri de 11 yıldır sigara kullanan 27 yaşındaki Seçil Kılıç oldu. Günde 2 pakete kadar çıkan sigara tüketimi ve buna bağlı sağlık sorunları yaşayan Kılıç, merkeze başvurmasının ardından başlatılan tedavi süreciyle sigarayı bırakarak sağlıklı bir yaşama adım attı. "Sigarayı resmen tiksinerek bıraktım" Sigarayı bırakma sürecinden bahseden Kılıç, "Son zamanlarda keskin bir mide ağrısı yaşamaya başladım, dişlerimde sıkıntılar olmaya başladı. İlk önemi adımım Sağlıklı Hayat Merkezi’ne başvurmak oldu. Buradaki hekim arkadaşların önerdiği ilacı kullanmak gerçekten hayatımın dönüm noktası oldu, hayatım gerçekten değişti. İlk gün ilaçla beraber 5 sigara içmiştim. 5’inci sigaraya doğru tat ve kokunun değiştiğini ilk günden fark etmeye başladım. 2’nci gün sigaranın kokusu ve tadı daha da kötüleşti. 3’üncü gün daha da kötüleşti. Sigarayı resmen tiksinerek bıraktım. Şu an 3 aydır sigara kullanmıyorum. Sigara ortamlarında bulundum fakat hiç sigara içmedim. Kendime kızmak yerine kendime destek olmayı seçtim. Bir uzmana danıştım, bir ilaç kullandım ve her aynaya baktığımda gözlerimde gururdan başka hiçbir şey göremiyorum" dedi.
11 Şubat 2026 Çarşamba - 12:29
Uzmanından kritik uyarı: "Dizde sesle birlikte ağrı, şişlik ve hareket kısıtlılığı varsa mutlaka hekim değerlendirmesi gerekir"
Güven Hastanesi Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Prof. Dr. Serkan İltar, "Dizde sesle birlikte ağrı, şişlik ve hareket kısıtlılığı varsa; kireçlenme, kıkırdak aşınması, menisküs ya da bağ lezyonu açısından mutlaka hekim değerlendirmesi gerekir" dedi. Güven Hastanesi Ortopedi ve Travmatoloji Bölümü’nden Prof. Dr. Serkan İltar, dizden gelen tıkırtı ve çıtırtı seslerinin çoğu zaman tek başına endişe nedeni olmadığını fakat ağrı ve şişlik olması durumunda mutlaka doktora başvurulması gerektiğini belirtti. İltar, diz ekleminden gelen tıkırtı ve benzeri seslerin son dönemde hastaların en sık sorduğu konular arasında yer aldığını ifade ederek, bu seslerin her zaman bir hastalık anlamına gelmeyebileceğini söyledi. "Normalde dizimizden ses gelmesi endişe edecek bir şey değil" Seslerin yalnızca eklem içinden gelmediğini ifade eden İltar, "Normalde dizimizden ses gelmesi endişe edecek bir şey değil. Eklem içi ya da eklem çevresi dışındaki kasların, tendonların ya da bağların kemik çıkıntılar üzerinde hareketleriyle ortaya çıkan sesler var. Tıkırtı sesine ağrı eşlik ediyorsa, şişlik gelişiyorsa, hareket kısıtlılığı ortaya çıkıyorsa o zaman kaygılanmalı ve mutlaka doktora müracaat etmeliyiz. Bu sesler; osteoartrit (kireçlenme), kıkırdak aşınması, menisküs lezyonu ya da bağ lezyonu gibi problemlerle ilişkili olabilir. Araya sıkışıp takılan bir şey var mı yok mu araştırılmak üzere doktora başvurulması gerekir" ifadelerini kullandı. Diz kireçlenmesi için 3 ana risk: Yaş, kilo, genetik Diz ekleminde kireçlenme gelişimiyle ilgili risk durumlarına da değinen İltar, "Üç majör faktör var. Genetik yatkınlık, fazla kilo ve yaş alma. Birkaç kilo bir şey olmaz demeyelim. Dizin taşıdığı yük çok büyük" cümlelerine yer verdi. Robotik uygulama önerdi İleri düzey diz osteoartritinde son aşama tedavilerden birinin diz protezi olduğunu açıklayan İltar, "Robotik uygulama, ameliyattan önce planlamayı hatasız şekilde sunuyor. Daha iyi bağ dengesi kurmaya yardımcı olabiliyor. En önemli dezavantajı günümüz şartlarında ekonomik yük" ifadelerini kullandı.
11 Şubat 2026 Çarşamba - 12:25
Elazığ Medilines Hospital ile 3 esnaf odası arasında sağlık protokolü
Elazığ Medilines Hospital, 3 esnaf odası ile imzaladığı iş birliği protokolüyle esnaf ve ailelerine özel sağlık imkanı sağladı. Elazığ’da sağlık alanında önemli bir iş birliğine imza atıldı. Elazığ Medilines Hospital ile kentte faaliyet gösteren üç ayrı esnaf odası arasında sağlık protokolü imzalandı. Hastanede düzenlenen imza törenine Medilines Hospital Yönetim Kurulu Başkanı Celal Çoban, Elazığ Tuhafiyeciler ve Konfeksiyoncular Esnaf Odası, Elazığ Bakırcılar, Kalaycılar ve Züccaciyeciler Esnaf ve Sanatkarlar Odası ile Elazığ Madeni İmalatçılar ve Camcılar Esnaf ve Sanatkarlar Odası başkanları katıldı. Oda üyeleri ve birinci derece yakınları hastanenin sunduğu sağlık hizmetlerinden protokolde belirtilen şartlar dahilinde yararlanacak. Tören, tarafların imzaları atmasının ardından fotoğraf çekimiyle sona erdi.
11 Şubat 2026 Çarşamba - 12:13
Sigara Bırakma Polikliniği tiryakileri bekliyor
Uzman Doktor Ebru Kazandırmak Oflaz, sigaranın dünyada ve Türkiye’de önlenebilir hastalık ve ölüm nedenlerinin başında geldiğini vurguladı. Şükrüpaşa Sağlıklı Hayat Merkezi Sorumlu Hekimi ve Sigara Bırakma Polikliniği sorumlusu olan Oflaz, sigaranın kalp-damar hastalıklarından kansere, KOAH’tan inmeye kadar birçok ciddi sağlık sorunuyla doğrudan ilişkili olduğunu belirterek, "Sigara bir alışkanlık değil, tedavi edilebilir bir bağımlılıktır" dedi. Sigara Bırakma Polikliniğinde bilimsel ve etkili yöntemler uygulandığını ifade eden Oflaz, polikliniğe başvuran bireylerde öncelikle nikotin bağımlılık düzeyinin ve bırakmaya hazır oluşun değerlendirildiğini söyledi. Değerlendirme sonrası kişiye özel bırakma planı oluşturulduğunu aktaran Oflaz, motivasyonel görüşme teknikleri ve gerekli görülen hastalarda farmakolojik tedavilerle sürecin tıbbi çerçevede yürütüldüğünü kaydetti. Toplumda sıkça dile getirilen "çok denedim ama olmadı" düşüncesinin çoğunlukla nikotin bağımlılığının güçlü etkisinden kaynaklandığını belirten Oflaz, nikotinin yüksek derecede bağımlılık yapıcı bir madde olduğuna dikkat çekti. Profesyonel destek alınmadan yapılan bırakma girişimlerinin çoğu zaman başarısızlıkla sonuçlandığını ifade eden Oflaz, destek almanın bırakma sürecini kolaylaştırdığını ve başarı oranını önemli ölçüde artırdığını vurguladı. "Sigarayı bırakmak mümkün" Sigarayı bırakmanın sağlık üzerindeki olumlu etkilerinin çok kısa sürede başladığını belirten Oflaz, "Bıraktıktan yalnızca 20 dakika sonra kalp atım hızı ve kan basıncı düşmeye başlar. İlk 24 saat içinde kanda karbonmonoksit seviyesi normale inerken oksijen düzeyi yükselir. İlk haftalarda tat ve koku duyusu düzelir, öksürük, balgam, nefes darlığı ve yorgunluk azalır. Uzun vadede ise kalp krizi, inme ve birçok kanser türü açısından risk belirgin şekilde düşer" dedi. Ayrıca sigarayı bırakan bireylerin ailelerini ve özellikle çocuklarını pasif dumandan koruduğunu da sözlerine ekledi. Vatandaşlara çağrıda bulunan Oflaz, sigarayı bırakmanın mümkün olduğunu ve doğru yöntemlerle planlandığında çok daha başarılı sonuçlar elde edildiğini ifade etti. Sigara Bırakma Polikliniklerinin ücretsiz hizmet verdiğini hatırlatan Oflaz, sigarayı bırakmak isteyen vatandaşların ALO 171 Sigara Bırakma Danışma Hattı, MHRS üzerinden randevu alarak, Sağlıklı Hayat Merkezlerine doğrudan başvurarak ya da MHRS üzerinden Uzaktan Değerlendirme randevusu ile online görüşme yaparak hizmetten faydalanabileceklerini söyledi. "Bırakmak için doğru zaman yoktur, en doğru zaman bugündür" diyen Oflaz, sigarayı bırakmak isteyen tüm vatandaşları Sigara Bırakma Polikliniğine davet etti.
11 Şubat 2026 Çarşamba - 11:36
Gereksiz antibiyotik kullanımına dikkat: Yüzbinlerce insan dirençli enfeksiyonlar nedeniyle hayatını kaybediyor
Antibiyotiğin etkinliğinin gereksiz kullanımdan dolayı ciddi bir tehdit altında olduğuna dikkat çeken Prof. Dr. Yusuf Ziya Demiroğlu, "Dünya Sağlık Örgütü’nün verilerine göre her yıl 700 bin ile 1,5 milyon arasında insan, doğrudan dirençli bakteriyel enfeksiyonların tedavi edilememesi nedeniyle hayatını kaybediyor" dedi. Başkent Üniversitesi Adana Dr. Turgut Noyan Uygulama ve Araştırma Merkezi Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Anabilim Dalı’ndan Prof. Dr. Yusuf Ziya Demiroğlu yaptığı açıklamada, tüm dünyada giderek büyüyen bir halk sağlığı sorunu haline gelen antibiyotik direncine karşı farkındalık çağrısında bulundu. Demiroğlu, "Antibiyotikler, modern tıbbın en önemli buluşlarından biri olarak insanlık tarihine damgasını vurdu. 1928 yılında penisilinin keşfiyle başlayan bu süreç, 1940’lı yıllarda klinik kullanıma girmesiyle birlikte milyonlarca insanın hayatını kurtardı. Ancak bugün, bu ilaçların etkinliği dünya genelinde ciddi bir tehdit altında" diye konuştu. Antibiyotiklerin bilinçsiz ve yaygın kullanımının, bakterilerde güçlü direnç mekanizmalarının oluşmasına neden olduğunu vurgulayan Demiroğlu, bu durumun özellikle Türkiye, bazı Akdeniz ve OECD ülkelerinde kritik seviyelere ulaştığını söyledi. Demiroğlu, "Bir bakteri belirli bir antibiyotiğe direnç geliştirdiğinde artık o tedavi yöntemi geçerliliğini yitiriyor. O ilacı kullanımdan kaybediyoruz ve tedavi edilemeyen enfeksiyonlar hasta kayıplarına yol açıyor. Dünya Sağlık Örgütü’nün verilerine göre her yıl 700 bin ile 1,5 milyon arasında insan, doğrudan dirençli bakteriyel enfeksiyonların tedavi edilememesi nedeniyle hayatını kaybediyor. Dolaylı etkilerle bu sayı 5 milyon kişiye kadar ulaşabiliyor" ifadelerini kullandı. "Gereksiz antibiyotik kullanımı direnci hızlandırıyor Demiroğlu, antibiyotiklerin yalnızca insan sağlığında değil, hayvancılık sektöründe de yoğun şekilde kullanıldığını belirterek dünyadaki antibiyotik tüketiminin yaklaşık yüzde 70’inin büyükbaş, küçükbaş, kanatlı hayvan yetiştiriciliğinde gerçekleştiğini vurgulayarak bu durumun çevresel ve tarımsal alanlarda da dirençli bakterilerin yayılımını kolaylaştırdığına söyledi. Dünya Sağlık Örgütü’nün antibiyotik farkındalığına yönelik çalışmalarının, FAO ve diğer çevresel paydaşlarla birlikte yürütüldüğünü belirten Demiroğlu, şöyle devam etti: "Bu iş birliğinin temel hedefleri gereksiz antibiyotik kullanımını azaltmak, farkındalığı artırmak ve küresel bir eylem planı oluşturmaktır. Ülkelerin "tek sağlık yaklaşımı" çerçevesinde tarım, gıda ve sağlık sektörlerini birlikte değerlendirerek ortak stratejiler geliştirmeleri gerekmektedir. Türkiye’de reçetesiz antibiyotik satışının yasaklanması bu amaç doğrultusunda atılmış önemli bir adım. Buna rağmen hâlâ gidilecek çok yol var. Özellikle bazı dirençli gram - negatif bakterilerde direnç oranları yüzde 60’ın üzerine çıktı. En güçlü antibiyotiklere karşı bile etkisiz hale gelen bakterilerle karşılaşıyoruz. Bu durum hastalar için hayat kaybettiren sonuçlar doğurabiliyor." "Antibiyotik ateş düşürücü değildir, gelişigüzel kullanılmamalıdır" Yanlış kullanımın en yaygın sebeplerinden birinin antibiyotiklerin ateş düşürücü veya ağrı kesici gibi değerlendirilmesinden kaynaklandığını belirten Demiroğlu, ,"Üst solunum yolu enfeksiyonlarının çok büyük bölümü viral kaynaklıdır. Gereksiz antibiyotik alımı vücuttaki yararlı bakterilerin yok olmasına, dirençli bakteri türlerinin çoğalmasına ve bu bakterilerin diğer kişilere bulaşmasına neden olmaktadır. Semptomları olan kişiler en az 3-4 gün sıvı desteği, istirahat ve destekleyici tedavilerle takip edilmesi gerekir. Ancak bu yaklaşım çocuklar, ileri yaşta olanlar ve kronik hastalığı bulunanlar için geçerli değildir" şeklinde konuştu. Antibiyotik kullanımında doktor önerisinin mutlaka dikkate alınması gerektiğini söyleyen Demiroğlu, özellikle idrar yolu enfeksiyonu gibi durumlarda mümkünse kültür ve antibiyogram sonucuna göre ilaç başlanmasının önemine değindi. Demiroğlu, "Antibiyotik tedavisinin mutlaka doğru dozda ve önerilen sürede kullanılması gerekir. Hastaların, birkaç gün içinde kendilerini iyi hissettiklerinde tedaviyi yarıda bırakmaları ciddi bir direnç problemine yol açar. Ayrıca gereksiz antibiyotik kullanımının önüne geçmek, direnç gelişimini azaltmanın en güçlü yoludur. Her bireyin bu konuda sorumluluk taşıdığını unutmamalıyız" diyerek sözlerini tamamladı.
11 Şubat 2026 Çarşamba - 11:07
Alaplı köylerinde alınan su numuneleri temiz çıktı
Zonguldak’ın Alaplı’da geçtiğimiz günlerde su kuyularına telef tavuk karıştığı iddiası sonrası bazı köylerde yaşanan susuzluk ve kirlilik endişesi, yapılan incelemelerle sona erdi. Alınan su numunelerinin temiz çıktığı bildirildi. Olayın ardından harekete geçen köy muhtarları, su kuyularının uzun süredir temizlenmediğine yönelik bilgilerin ortaya çıkması üzerine önlem amaçlı temizlik çalışmaları başlattı. Bu kapsamda Kürkükler, Çamcılar, Sabırlı, Sarıkadı, Çamlıbel, Çiçekli ve Mollabey köylerinde su kuyularında temizlik ve dezenfekte işlemleri gerçekleştirildi. Alaplı İlçe Sağlık Müdürlüğü, su kuyularının hijyen durumu konusunda muhtarlara gerekli uyarılarda bulunarak, kuyuların hijyenik şartlarda temizlenmesini ve yeniden güvenli hâle getirilmesini sağladı. Yapılan çalışmaların ardından alınan numunelerde herhangi bir olumsuzluğa rastlanmadığı belirtildi. Yetkililer ayrıca, köylerdeki tüm su kuyularının kontrollü klorlama yöntemiyle en az altı ayda bir temizlenmesi gerektiğini vurgulayarak muhtarlara düzenli bakım konusunda uyarılarda bulundu.
11 Şubat 2026 Çarşamba - 11:04
Kepez’de akılcı ilaç kullanımı eğitimi
Kepez Belediyesi, Yaşlı Dostu Kepez Projesi kapsamında toplum sağlığını güçlendirmeye yönelik, "İlacını Doğru Kullanıyor musun" konulu akılcı ilaç kullanımı hizmet içi eğitimi düzenledi. Kepez Belediyesi tarafından akılcı ilaç kullanımı konusunda "İlacını Doğru Kullanıyor musun" başlıklı hizmet içi eğitimi gerçekleştirildi. Eğitim programında, akılcı ilaç kullanımının temel ilkeleri, ilaçların doğru dozda ve doğru sürede kullanılması, bilinçsiz ve gereksiz ilaç tüketiminin yol açabileceği sağlık riskleri ele alındı. Özellikle yaş almış bireylerde sıkça karşılaşılan çoklu ilaç kullanımına bağlı sorunlar hakkında önemli bilgiler paylaşıldı. Prof. Dr. Hicran Bektaş, ilaçların doktor önerisi dışında kullanılmasının ciddi sağlık sorunlarına yol açabileceğini vurgulayarak, bilinçli ilaç kullanımının hem bireysel hem de toplumsal sağlık açısından hayati öneme sahip olduğunu ifade etti. Hizmet içi eğitim kapsamında, sahada görev yapan personelin bilgi ve farkındalık düzeyinin artırılması hedeflenirken, yaşlı bireylere sunulan hizmetlerde ilaç kullanımı konusunda dikkat edilmesi gereken hususlar katılımcılara aktarıldı. "Sağlıklı bir toplum ancak bilinçli bireylerle mümkündür" Kepez Belediye Başkanı Mesut Kocagöz, eğitime ilişkin yaptığı açıklamada "yaşlı dostu Kepez" anlayışıyla hareket ettiklerini belirterek, şu ifadeleri kullandı: "Yaş almış bireylerimizin sağlığını korumak ve yaşam kalitelerini yükseltmek, sosyal belediyeciliğin en temel sorumluluklarından biridir. Akılcı ilaç kullanımı, özellikle ileri yaşlarda hayati sonuçlar doğurabilen bir konudur. Personelimizin bu alandaki bilgi ve farkındalığını artırmak, sahada sunulan hizmetlerin güvenliğini ve niteliğini doğrudan güçlendirmektedir. Sağlıklı bir toplum ancak bilinçli bireylerle mümkündür."
11 Şubat 2026 Çarşamba - 11:02
Çocuklarda tedavi edilmeyen seröz otit kalıcı işitme kayıplarına sebep olabiliyor
Çocuklarda sık görülen seröz otit rahatsızlığı hakkında önemli açıklamalarda bulunan Denizli Özel Egekent Hastanesi Kulak Burun Boğaz Hastalıkları Uzmanı Op. Dr. Emrah Yücel; "Seröz Otit, tedavi edilmez ve kronikleşirse kalıcı işitme kayıplarına sebep olabilir" dedi. Denizli Özel Egekent Hastanesi Kulak Burun Boğaz Hastalıkları Uzmanı Op. Dr. Emrah Yücel, çocuklarda sık görülen akut ve kronik seröz otit rahatsızlıkları hakkında önemli uyarılarda bulundu. Seröz otitin çocuklar için "sessiz bir tehlike" olduğunu belirten Yücel, hastalığın çoğu zaman geç fark edildiğine dikkat çekti. Op. Dr. Yücel, seröz otitin genellikle ateş ve ağrı gibi belirgin şikâyetlere yol açmaması nedeniyle fark edilmesinin zor olduğunu ifade ederek, "Seröz otitte orta kulakta sıvı birikimi olur. Özellikle küçük yaştaki çocuklarda bu durum uzun süre fark edilmeyebilir" dedi. Hastalığın çocukların gelişimini olumsuz etkileyebileceğini vurgulayan Yücel, küçük yaş grubunda konuşma gelişiminde akranlarına göre gecikme görülebildiğini belirtti. Daha büyük çocuklarda ise konuşulanları anlamada zorluk, söylenenleri sık sık tekrarlatma, televizyonu ya da okulda öğretmeni daha yakından dinleme isteği, okul başarısında düşüş ve dikkat dağınıklığı gibi belirtilerin ortaya çıkabildiğini söyledi. Çocuklarda seröz otitin daha sık görülmesinin nedenlerine de değinen Op. Dr. Emrah Yücel, "Çocuklarda orta kulak havalanmasını sağlayan Östaki kanalı yetişkinlere göre daha dar, kısa ve yatay seyirli olduğu için tıkanmaya daha yatkındır. Bu durumu tetikleyen çeşitli faktörler de bulunmaktadır" diye konuştu. Yücel, alerjiler, okula veya kreşe erken yaşta başlama, geniz eti büyümesi ve sık geçirilen üst solunum yolu enfeksiyonlarının çocuklarda seröz otit riskini artırdığını belirterek, ailelerin bu belirtiler konusunda dikkatli olmaları gerektiğini vurguladı. "Ameliyat olan hastalarımızda ekseriya ameliyat sonrası ciddi bir ağrı olmaz ve aynı gün taburcu edilir" Çocuklarda görülen rahatsızlık için tedavileri dile getiren Kulak Burun Boğaz Hastalıkları Uzmanı Op. Dr. Emrah Yücel, "Tanıda ise öncelikle kulak muayenesi eğer gerekli görülürse işitme testleri yapıyoruz. Bu testler çocuklar için ağrısız güvenilir testlerdir. Bunun sonrasında tedaviye geçiyoruz. Tedavilerde her zaman antibiyotik ya da ameliyat gerekmiyor. Bazen sadece takip ve burun açıcı tedaviler yeterli oluyor. Bazı hastalarda duruma göre antibiyotikler gerekebiliyor. Eğer tablo kronikleşirse yani 3 aydan uzun sürecek olursa da ameliyat gerekebiliyor. Ameliyatla kulak zarına küçük bir çizik yapıp ventilasyon(havalandırma)tüpü yerleştiriyoruz. Ameliyat sonrası işitmede çok hızlı düzelme oluyor. Kulak tüpü ameliyatı genellikle günübirlik yapılan bir cerrahidir. Ekseriya geniz eti ameliyatı ile birlikte yapılır. Çocuklar ameliyat sonrasında çok ciddi bir ağrı hissetmezler. Ameliyat sonrasında genellikle aynı gün evlerine taburcu ediliyorlar" diye konuştu. "Seroz Otit, tedavi edilmez ve kronikleşirse kalıcı işitme kayıplarına sebep olabilir" Çocuklarda konuşma gecikmesi veya söylenenleri tekrarlatma durumu olursa ailelerin en kısa sürede kulak burun boğaz hastalıkları uzmanına başvurması gerektiğini belirten Op. Dr. Emrah Yücel, "Çocuklarda konuşma gecikmesi varsa akranlarına göre geç konuşuyorsa veya daha büyük yaş gurubu çocuklarda konuşmaları tekrarlatma gibi durumlar varsa aileler kulak burun boğaz hastalıkları uzmanına danışmaları gerekiyor. Eğer tedavi edilmez ve kronikleşirse seröz otit kalıcı işitme kayıplarına sebep olabiliyor" dedi.
11 Şubat 2026 Çarşamba - 10:50
Kanser tedavisinde doğru beslenme hayati önem taşıyor
Kanserle mücadelede ilaç ve tıbbi uygulamalar kadar doğru ve yeterli beslenmenin de büyük önem taşıdığını belirten uzmanlar, bağışıklığı destekleyen dengeli bir beslenme programının tedavi sürecine güçlü katkı sağladığını söyledi. Kanserle mücadelede tedavi yöntemlerinin yanı sıra doğru ve yeterli beslenmenin de önemli rol oynadığına dikkat çeken Pamukkale Sağlıklı Hayat Merkezi’nde görevli Diyetisyen Sümeyra Sarı, tedavi sürecinde artan enerji ihtiyacı ve bağışıklık sistemi yükü nedeniyle beslenmenin ihmal edilmemesi gerektiğini belirtti. Diyetisyen Sarı, dengeli ve kişiye özel planlanan bir beslenme programının hem tedaviye uyumu artırdığını hem de yaşam kalitesini desteklediğini ifade etti. kanserle mücadelede ilaç tedavisi kadar beslenmenin de önemli olduğunu vurgulayan Diyetisyen Sümeyra Sarı, "Kanserle mücadelede çoğu zaman aklımıza ilk olarak ilaç tedavileri, ameliyatlar ya da radyoterapi geliyor. Oysa tedavinin görünmeyen ama en güçlü destekçilerinden biri de doğru ve yeterli beslenmedir. Çünkü vücudumuz, tedavi sürecinde adeta ekstra bir maraton koşar. Bağışıklık sistemi daha fazla çalışır, doku onarımı hızlanır, enerji ihtiyacı artar. Eğer bu süreçte yeterince beslenemezsek; halsizlik, kas kaybı, enfeksiyonlara yatkınlık ve tedaviye uyumda azalma görülebilir. Kısacası beslenme, sadece karın doyurmak değil, iyileşmenin temel taşlarından biridir" diye konuştu. "‘Mucize besin’, ‘kanseri bitiren kür’ ya da bilinçsiz takviyeler bilimsel değildir" Kanser hastalarında bağışıklık sistemini güçlendirmenin önemli olduğunu ifade eden Diyetisyen Sümeyra Sarı, "Kanser hastalarında sıkça görülen iştahsızlık, bulantı, tat değişiklikleri, yutma güçlüğü ve kilo kaybı beslenmeyi zorlaştırabilir. Bu nedenle uzun süre aç kalmak yerine küçük ve sık öğünlerle beslenmek, her öğünde mutlaka protein almak çok önemlidir. Yumurta, yoğurt, süt ürünleri, et, tavuk, balık ve kurubaklagiller kas kaybını önlemeye ve vücudu güçlü tutmaya yardımcı olur. Bağışıklık sistemini desteklemek için vitamin ve minerallerden zengin bir beslenme düzeni de büyük rol oynar. C vitamini, A vitamini ve beta karoten, çinko, D vitamini ve omega-3, demir ve folat bu besin öğeleri bağışıklığın güçlenmesine, hücrelerin korunmasına ve vücudun enfeksiyonlarla savaşmasına katkı sağlar. Renkli sebze ve meyvelerle dolu bir tabak, aslında doğal bir ‘antioksidan kalkanı’ gibidir. Ancak burada önemli bir nokta var: ‘Mucize besin’, ‘kanseri bitiren kür’ ya da bilinçsiz takviyeler bilimsel değildir ve bazen tedaviyle etkileşime girerek zarar bile verebilir. Bu nedenle internetten duyulan her bilgiye güvenmek yerine, beslenme planı mutlaka kişiye özel ve uzman kontrolünde olmalıdır. Sağlıklı Hayat Merkezlerimizden ücretsiz sağlıklı beslenme danışmanlığı alınabilir. Unutmayalım; doğru beslenme tek başına tedavi değildir ama tedavinin etkinliğini artıran, yaşam kalitesini yükselten güçlü bir destektir. Dünya Kanser Günü’nü içinde barındıran Şubat ayında kendimize ve sevdiklerimize bir hatırlatma yapalım: Dengeli beslenelim, hareket edelim, düzenli kontrollerimizi aksatmayalım ve sağlığımızı ertelemeyelim. Çünkü bazen en büyük destek, tabağımızdan başlar" dedi.
Daha Fazla Yükle
GERİ BİLDİRİM
Geliştirme sürecine katkıda bulunmak için lütfen sitede karşılaştığınız hataları bize bildirin.
Gönder