SAĞLIK
Yüksek riskli beyin ameliyatı Ardahan’da ilk kez yapıldı 10 Mart 2026 Salı - 16:08:13 Ardahan’da sağlık hizmetleri her geçen gün geliştirilerek önemli bir başarıya daha imza atıldı. İl genelinde ilk kez gerçekleştirilen yüksek riskli beyin ameliyatı, uzman doktorların titiz çalışması sonucu başarıyla tamamlandı. 29 yaşındaki Emre Toptaş, geçirmiş olduğu rahatsızlık ve buna bağlı olarak gelişen ani bilinç kaybı ve solunum kaybı sonrası Ardahan Devlet Hastanesine kaldırıldı. Hastaya yapılan tetkiklerde kanamanın damar yumağından kaynaklandığı belirlendi. Ardahan Devlet Hastanesi’nin 2. basamak sağlık kuruluşu olması dolayısıyla, dijital substraksiyon anjiyografi (DSA) imkanının bulunmaması ve sevkin zaman kaybına yol açacak olması nedeniyle hasta ameliyata alındı. Hastanın entübe halde ve bilincinin kapalı olarak acil servise getirildiğini hatırlatan Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Dr. Halit Anıl Eray, "Biz gördüğümüzde hastayı şuuru yerinde değildi. Beyin kanaması olduğu zaman hani tomografi çektiğimizde anlayabiliyoruz bunu. Ama bu yaşta bir kaza geçirmeden birden bu kadar büyük bir beyin kanaması olması bizi şüphelendirdi. Damar yumağı olabilir mi ya da damar büyümesi, anevrizma dediğimiz şey olabilir mi? Ona bakmak için bir tomografisini gördük. Tomografide AVM olduğunu gördük. Yani beyinde damar yumağı dediğimiz damarların iç içe geçmiş ve kanamış hali beyin cerrahisinin en zor dediğimiz ameliyatlarından birini yapacağımızı anladık o sırada. Sonra acil ameliyat kararı verdik. Yakınlarına da bilgi verdik. Ardahan’da DSA imkanlarının bulunmadığı, söz konusu hasta için sevk şanslarının olmadığı ve kanama kontrolü yapıp bunu planlayarak ameliyata almak için hızlıca hareket ettik. Şahdamarı dediğimiz damarını bağladıktan sonra ameliyatta kanamasını kontrol edebilmek için kafatasını kaldırarak beyindeki o damar yumağını çıkardık. Kanamalı bir ameliyattı kendisi. Zor bir ameliyattır. Süresi de uzundur. Hayati riski de çok yüksektir. Çok nadir görülür beyin kanamalarında. 10 binde 5 kadar görülen bir durum. Hani onu görmüş olduk ve müdahale ettik. Şahdamarı bağlamamızın avantajı şu oldu. Kanamamızı kontrol etmemizi sağladı. Büyük ihtimal hani hayata tutunmasını sağlayan manevralardan biri oldu" dedi. Ameliyatı bitirdikten sonra yoğun bakımda 2 hafta takip ettiklerini aktaran Dr. Eray, "Kemiğini karnına koymuştuk kendisinin. Onu tekrar kafasına koymak için ikinci bir ameliyatı bekliyoruz. Sonra bir anjiyo görüntüleme yaptık tekrar. AVM dediğimiz damar yumağı çıktı mı diye. Onun da total olarak hepsinin çıktığını gördük. O yüzden içimiz de rahat şu aşamada" diye konuştu. Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Halit Anıl Eray, erken teşhisin beyin hastalıklarında hayati önem taşıdığına da dikkat çekerek, şiddetli baş ağrısı, denge kaybı ve görme bozukluğu gibi belirtiler yaşayan vatandaşların vakit kaybetmeden sağlık kuruluşlarına başvurmaları gerektiğini de söyledi. Hasta Emre Toptaş da şu an kendisini çok iyi hissettiğini belirterek, "Durumum iyi. Hocam sağ olsun, hayatımızı kurtardı" dedi. İl Sağlık Müdürü İshak Askeroğlu ise Sağlık Bakanlığı’nın "Sağlıklı Türkiye Yüzyılı" kapsamında, projeleri Ardahan’da artırarak uygulamak istediklerini söyledi. Askeroğlu, "Bu zamana kadar ilimizde yapılamaz denilen ameliyatları, tedavileri yaptık. Onlardan birisi de Emre’ye uygulandı. Kendisine yaptığımız uygulama normalde ilimizin şartlarında bu tür hastaların ameliyatı oldukça büyük bir risk taşıyor. Ancak cerrahi ekibimiz ve sonrasında yoğun bakım ekibimizin yapmış olduğu özverili çalışmayla ilimizde daha önce hiç yapılmayan bu ameliyatı başarıyla yapmış oldular. Hastamız şu an itibarıyla sağlığına kavuşmuş durumda. Yakın zamanda geçireceği ikinci bir ameliyatla da tedavisi tamamlanmış olacak. Ardahan’daki vatandaşlarımız için sağlık hizmetlerini en iyi şekilde sunmaya devam edeceğiz" şeklinde konuştu.
10 Mart 2026 Salı - 16:02 Yüksek riskli beyin ameliyatı Ardahan’da ilk kez yapıldı Ardahan’da sağlık hizmetleri her geçen gün geliştirilerek hasta odaklı tedavilerine bir yenisini daha ekledi. Kentte sağlık alanında önemli bir başarıya daha imza atıldı. İl genelinde ilk kez gerçekleştirilen yüksek riskli beyin ameliyatı, uzman doktorların titiz çalışması sonucu başarıyla tamamlandı. 29 yaşındaki Emre Toptaş, geçirmiş olduğu rahatsızlık ve buna bağlı olarak gelişen ani bilinç kaybı ve sonum kaybı sonrası Ardahan Devlet Hastanesine kaldırıldı. Hastaya yapılan tetkiklerde kanamanın damar yumağından kaynaklandığı belirlendi. Ardahan Devlet Hastanesi’nin 2. basamak sağlık kuruluşu olması dolayısıyla, dijital substraksiyon anjiyografi (DSA) imkanının bulunmaması ve sevkin zaman kaybına yol açacak olması nedeniyle hasta ameliyata alındı. Hastanın entübe halde ve bilincinin kapalı olarak acil servise getirildiğini hatırlatan Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Halit Anıl Eray, "Biz gördüğümüzde hastayı şuuru yerinde değildi. Beyin kanaması olduğu zaman hani tomografi çektiğimizde anlayabiliyoruz bunu. Ama bu yaşta bir kaza geçirmeden birden bu kadar büyük bir beyin kanaması olması bizi şüphelendirdi. Damar yumağı olabilir mi, ya da damar büyümesi, anevrizma dediğimiz şey olabilir mi? Ona bakmak için bir tomografisini gördük. Tomografide AVM olduğunu gördük. Yani beyinde damar yumağı dediğimiz damarların iç içe geçmiş ve kanamış hali beyin cerrahisinin en zor dediğimiz ameliyatlarından birini yapacağımızı anladık o sırada. Sonra acil ameliyat kararı verdik. Yakınlarına da bilgi verdik. Ardahan’da DSA imkanlarının bulunmadığı, söz konusu hasta için sevk şanslarının olmadığı ve kanama kontrolü yapıp bunu planlayarak ameliyata almak için hızlıca hareket ettik’’ dedi. Dr. Eray, "Şahdamarı dediğimiz damarını bağladıktan sonra ameliyatta kanamasını kontrol edebilmek için kafatasını kaldırarak beyindeki o damar yumağını çıkardık. Kanamalı bir ameliyattı kendisi. Zor bir ameliyattır. Süresi de uzundur. Hayati riski de çok yüksektir. Çok nadir görülür beyin kanamalarında. 10 binde 5 kadar görülen bir durum. Hani onu görmüş olduk ve müdahale ettik. Şahdamarı bağlamamızın avantajı şu oldu. Kanamamızı kontrol etmemizi sağladı. Büyük ihtimal hani hayata tutunmasını sağlayan manevralardan biri oldu." Ameliyatı bitirdikten sonra yoğun bakımda 2 hafta takip ettiklerini aktaran Eray, "Kemiğini karnına koymuştuk kendisinin. Onu tekrar kafasına koymak için ikinci bir ameliyatı bekliyoruz. Sonra bir anjiyo görüntüleme yaptık tekrar. AVM dediğimiz damar yumağı çıktı mı diye. Onun da total olarak hepsinin çıktığını gördük. O yüzden içimizde rahat şu aşamada." Dedi. Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Halit Anıl Eray, erken teşhisin beyin hastalıklarında hayati önem taşıdığına da dikkat çekerek, şiddetli baş ağrısı, denge kaybı ve görme bozukluğu gibi belirtiler yaşayan vatandaşların vakit kaybetmeden sağlık kuruluşlarına başvurmaları gerektiğini de söyledi. Hasta Emre Toptaş da şu an kendisini çok iyi hissettiğini belirterek, "Durumum iyi. Hocam sağ olsun, hayatımızı kurtardı." dedi. İl Sağlık Müdürü İshak Askeroğlu ise Sağlık Bakanlığı’nın "Sağlıklı Türkiye Yüzyılı" kapsamında, projeleri Ardahan’da artırarak uygulamak istediklerini söyledi. Askeroğlu, "Bu zamana kadar ilimizde yapılamaz denilen ameliyatları, tedavileri yaptık. Onlardan birisi de Emre’ye uygulandı. Kendisine yaptığımız uygulama normalde ilimizin şartlarında bu tür hastaların ameliyatı oldukça büyük bir risk taşıyor. Ancak cerrahi ekibimiz ve sonrasında yoğun bakım ekibimizin yapmış olduğu özverili çalışmayla ilimizde daha önce hiç yapılmayan bu ameliyatı başarıyla yapmış oldular. Hastamız şu an itibariyle sağlığına kavuşmuş durumda. Yakın zamanda geçireceği ikinci bir ameliyatla da tedavisi tamamlanmış olacak. Ardahan’daki vatandaşlarımız için sağlık hizmetlerini en iyi şekilde sunmaya devam edeceğiz." dedi.
10 Mart 2026 Salı - 14:41 Türkiye’de 10 milyon kişi böbrek hastalığı riski altında Prof. Dr. Aydın Türkmen, Türkiye’de 10 milyon kişinin böbrek hastalığı riski altında olduğunu söyledi. Dünya Böbrek Günü dolayısıyla açıklama yapan Türkiye Nefroloji Derneği Yönetim Kurulu Başkanı ve İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi Nefroloji Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Aydın Türkmen; Türkiye’de kronik böbrek hastalığının ciddi boyutlara ulaştığını belirterek, organ bağışı ve erken tanının hayati önem taşıdığını söyledi. Prof. Dr. Aydın Türkmen tarafından paylaşılan verilere göre, Türkiye’de kronik böbrek hastalığı görülme sıklığı yüzde 16 seviyesine ulaştı. Bu oranın yaklaşık 10 milyon kişinin böbrek yetersizliği riskiyle karşı karşıya olduğunu gösterdiğini belirten Türkmen; hastalığın sinsi ve ilerleyici yapısına dikkat çekerek erken tanının süreci durdurabileceğini veya yavaşlatabileceğini ifade etti. Vatandaşların düzenli sağlık kontrolü yaptırmasının büyük önem taşıdığını belirten Türkmen; hastalık, böbrek fonksiyonlarının yüzde 15’in altına düştüğü son evreye ulaştığında hastalar için diyaliz veya organ naklinin hayati seçenekler olduğunu söyledi. Her yıl yaklaşık 13 bin yeni hastanın diyaliz sistemine dahil olduğunu belirten Türkmen, Türkiye’de yıllık organ nakli sayısının yaklaşık 3 bin 500 seviyesinde kaldığını ifade etti. Organ naklinin hastalara yalnızca daha yüksek yaşam kalitesi sunmadığını, aynı zamanda diyalize göre yaşam süresini de anlamlı şekilde uzattığını dile getirdi. Türkiye’nin organ nakli cerrahisinde önemli başarılar elde ettiğini belirten Türkmen, bağış oranlarının ise istenilen seviyede olmadığını vurguladı. Batı ülkelerinde organ nakillerinin yüzde 90’ının kadavradan gerçekleştirildiğini ifade eden Türkmen, Türkiye’de ise bu oranın tam tersi olduğunu ve nakillerin yüzde 90’ının canlı donörlerden yapıldığını söyledi. Milyon nüfus başına düşen kadavra bağış sayısının Türkiye’de 5 civarında olduğunu belirten Türkmen, bu rakamın ABD ve İspanya gibi ülkelerde 50 seviyelerinde olduğunu dile getirdi. Çapraz nakil sistemi nakil sayısını artırabilir Donör sıkıntısının aşılması için çapraz nakil sisteminin önemine dikkat çeken Türkmen; doku veya kan grubu uyumsuzluğu nedeniyle nakil olamayan ailelerin ulusal bir havuzda toplanmasının, nakil sayılarını en az %10 artırabileceğini söyledi. Yeni yönetmeliklerle beyin ölümü tespit edilen vakalarda aileye haber verme sürecinin kolaylaştırılmasının bilimsel açıdan olumlu bir gelişme olduğunu belirten Türkmen, toplumsal farkındalığın da artırılması gerektiğini ifade etti. Nakilli annelerin başarı öyküsü Organ naklinin yalnızca bir tedavi yöntemi olmadığını, aynı zamanda hastalar için yeni bir hayat anlamına geldiğini belirten Türkmen; diyaliz aşamasındaki kadın hastaların anne olma ihtimalinin oldukça düşük olduğunu söyledi. Başarılı bir böbrek nakli sonrası ise birçok hastanın sağlığına kavuşarak bebek sahibi olabildiğini ifade eden Türkmen, kliniklerinde nakil sonrası anne olan yaklaşık 200 hastanın bulunduğunu belirtti. Türkmen; erken tanı, organ bağışı bilincinin artırılması, nakil sonrası düzenli takip ve merkezlerin sağ kalım oranlarına göre denetlenmesinin Türkiye’nin böbrek sağlığı politikası açısından büyük önem taşıdığını sözlerine ekledi.
El Bebek Gül Bebek Derneği’nden RSV İçin toplumsal farkındalık çalışması
11 Şubat 2026 Çarşamba - 10:44 El Bebek Gül Bebek Derneği’nden RSV İçin toplumsal farkındalık çalışması El Bebek Gül Bebek Derneği, Respiratuvar Sinsityal Virüs’ün (RSV) yalnızca bebekleri değil, ailelerin de tüm yaşam dengesini etkileyen çok boyutlu sonuçları olduğunu gösteren kapsamlı araştırmasını paylaştı. El Bebek Gül Bebek Derneği, RSV sürecinin ebeveynler üzerindeki duygusal, sosyal ve ekonomik etkilerini tüm boyutlarıyla ortaya koymak amacıyla kapsamlı bir araştırma gerçekleştirdi. Araştırma, RSV’nin yalnızca bir enfeksiyon hastalığı değil, aile sistemini, çalışma hayatını ve ruh sağlığını doğrudan etkileyen önemli bir halk sağlığı meselesi olduğunu gösterdi. Araştırma bulgularını "RSV’yi Tanı" başlığıyla düzenlenen basın toplantısında paylaşan El Bebek Gül Bebek Derneği Başkanı Uzman Psikolog İlknur Okay, RSV konusunda bilgiye zamanında ulaşamamanın süreci daha yıpratıcı hale getirdiğini vurguladı. Ailelerin gerçek yaşam hikâyelerinin de paylaşıldığı toplantıda, Sağlık Bilimleri Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Vefik Arıca, RSV’nin çocuk sağlığı üzerindeki kritik etkilerini güncel bilimsel verilerle ele alırken, Cerrahpaşa Üniversitesi Sağlık Yönetimi Bölüm Başkanı Prof. Dr. S. Haluk Özsarı ise RSV’nin sağlık sistemleri üzerindeki yükünü değerlendirdi. Ailelerin yaşadıkları ilk kez bu kapsamda ölçüldü Araştırma bulguları; ailelerin yaşadığı yoğun kaygı, bilgi eksikliği, iş gücü kaybı ve ekonomik yükün, RSV sürecini daha da ağırlaştırdığını ortaya koyuyor. RSV sürecinde bir bebeğin nefes almakta zorlandığı her an, ebeveynler için hayatın adeta durduğu bir döneme dönüşüyor. O dönemlerde ailelerin sosyal yaşamları askıya alınıyor, günlük rutinler yerini derin bir endişeye, belirsizliğe ve sürekli tetikte olma haline bırakıyor. Türkiye’de bebeklerin büyük çoğunluğu, yaşamlarının ilk iki yılında RSV kaynaklı bronşiolit ve zatürre gibi ciddi solunum yolu enfeksiyonlarıyla karşı karşıya kalıyor. Ancak, uzmanlar RSV’nin yalnızca tıbbi bir sorun olmadığının fark edilmesi için uyarıyor. Bu süreç, ailelerin sosyal yaşamlarını, iş hayatlarını, psikolojik dayanıklılıklarını ve ekonomik dengelerini derinden etkileyen çok katmanlı bir yük oluşturuyor. Araştırma, RSV’ye yönelik toplumsal farkındalığın hâlen istenilen düzeyde olmamasının, ailelerin bu zorlu süreçte kendilerini çoğu zaman yalnız ve desteksiz hissetmelerine neden olduğunu ortaya koyuyor. Araştırma bulguları; ailelerin yaşadığı yoğun kaygı, bilgi eksikliği, iş gücü kaybı ve ekonomik yükün, RSV sürecini daha da ağırlaştırdığını ortaya koyuyor. "RSV, aileler açısından bilinmeze karşı bir mücadeledir" Uzman Psikolog İlknur Okay ise araştırma sonuçlarına ilişkin değerlendirmesinde şunları söyledi: "RSV 0-2 yaş bebeklerde çok sık görülmesine, ayaktan tedavi ve hastane yatışına kadar giden bir süreç olmasına rağmen, 1061 anne-baba ve hamilelerle Türkiye genelinde yaptığımız araştırmaya göre, ebeveynlerin yüzde 87’sinin bu virüsü daha önce hiç duymadığını tespit ettik. Ayrıca, çocuğu olan ailelerin yüzde 90’ı doğum sonrası hastaneden taburcu olurken veya rutin kontroller sırasında, doktor veya hemşirelerinden RSV konusunda bilgi alamadıklarını belirttiler. Bu sonuç, aileler açısından bilinmeze karşı bir mücadeledir." "RSV, yalnızca riskli bebeklerin değil, tüm bebeklerin hastalığıdır" RSV’nin aslında ne olduğunu ve kimlere bulaştığını aktaran Sağlık Bilimleri Üniversitesi Tıp Fakültesi, Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Vefik Arıca şu değerlendirmeyi yaptı: "RSV, çoğu zaman basit bir nezle gibi başlıyor ancak, özellikle ilk iki günden sonra hızla bronşit ve zatürreye ilerleyerek küçük bebeklerde ciddi solunum sıkıntısına yol açabiliyor. En çarpıcı gerçek ise, RSV sebebiyle hastaneye yatırılan bebeklerin büyük bölümünün zamanında doğmuş ve daha önce tamamen sağlıklı çocuklar olmasıdır. Bu nedenle RSV, yalnızca riskli bebeklerin değil, tüm bebekleri etkileyebilen bir virüs olarak ele alınmalıdır." "RSV’nin yükü iyi yönetilirse, önlenebilir" RSV’nin sağlık sistemine etkisini değerlendiren Cerrahpaşa Üniversitesi Sağlık Yönetimi Bölüm Başkanı Prof. Dr. S. Haluk Özsarı ise sözlerine şöyle devam etti: "RSV, sadece bir virüs değil, aynı zamanda sağlık sistemleri açısından iyi yönetilmesi gereken hastalık yükü olarak değerlendirilmelidir. Her yıl yüz binin üzerinde hastane yatışına ve giderek artan yoğun bakım ihtiyacına yol açan bu yük, doğru ve zamanında önleyici yaklaşımlarla büyük ölçüde azaltılabilir. Ancak gerekli adımlar atılmadığı sürece, bu tablo ne yazık ki her yıl tekrar etmektedir." Dernek, RSV konusunda erken farkındalığın artması, ailelerin doğru bilgiye zamanında ulaşabilmesi ve önleyici yaklaşımların güçlenmesi için kamu kurumları, sağlık profesyonelleri ve tüm paydaşlarla birlikte hareket etmenin önemine dikkat çekiyor.
OMÜ’de ilk kez ameliyatsız "Mandallama" operasyonu gerçekleştirildi
11 Şubat 2026 Çarşamba - 09:50 OMÜ’de ilk kez ameliyatsız "Mandallama" operasyonu gerçekleştirildi Ondokuz Mayıs Üniversitesi (OMÜ) Sağlık Uygulama ve Araştırma Merkezi, Kardiyoloji Anabilim Dalı, kalp sağlığı alanında önemli bir ilke imza attı. Üniversitenin kateter laboratuvarlarında, ileri derecede mitral kapak yetersizliği bulunan ve ameliyat riski yüksek olan hastalara yönelik ilk kez ameliyatsız "mandallama" (MitraClip) yöntemi uygulandı. Dünyada 2014 yılında onaylanan ve Türkiye’de bugüne kadar genellikle Ankara ve İstanbul gibi büyük merkezlerdeki seçilmiş hastalara uygulanan bu tedavi yöntemi, artık Samsun’da da hayata geçirildi. İşlem, açık kalp ameliyatı olamayacak kadar veya cerrahi riski çok yüksek olan hastalar için hayati bir alternatif sunuyor. Güçlü bir ekip çalışması Hastanenin Kardiyoloji Anabilim Dalı öğretim üyelerinden Doç. Dr. Metin Çoksevim ve ekibinin öncülük ettiği bu zorlu operasyonlarda, İstanbul Aydın Üniversitesi ve Medical Park Florya Hastanesi’nden gelen tecrübeli isimler Prof. Dr. Hakan Uçar ve Doç. Dr. Sinem Özyılmaz da yer alarak destek verdiler. Prof. Dr. Mahmut Şahin ise bu girişimin üniversite ve hastalar için hayırlı olmasını dileyerek ekibe desteklerini sundu. Hastanın konforu ve işlemin başarısı için büyük önem taşıyan Prof. Dr. Deniz Karakaya ve Doç. Dr. Sezgin Bilgin liderliğinde anestezi ekibi de operasyon boyunca kardiyoloji ekibiyle omuz omuza çalışarak sürecin sorunsuz ilerlemesini sağladı. Yaşam kalitesini artıran teknoloji Tıbbi literatürde "Transkateter Uçtan Uca Tamir" (TEER) olarak da bilinen bu yöntem hakkında bilgi veren uzmanlar, işlemin hastaların yaşam kalitesini artırdığını, hastaneye yatış sıklığını düşürdüğünü ve ölüm oranlarını azalttığını vurguladı. İlk etapta iki vakanın alındığı laboratuvarda, işlemlerin başarıyla sonuçlanması ve bu tedavinin bölgedeki hastalar için standart bir hizmet haline gelmesi hedefleniyor.
OMÜ’de ilk kez ameliyatsız "Mandallama"  operasyonu gerçekleştirildi
11 Şubat 2026 Çarşamba - 09:44 OMÜ’de ilk kez ameliyatsız "Mandallama" operasyonu gerçekleştirildi Ondokuz Mayıs Üniversitesi (OMÜ) Sağlık Uygulama ve Araştırma Merkezi, Kardiyoloji Anabilim Dalı, kalp sağlığı alanında önemli bir ilke imza attı. Üniversitenin kateter laboratuvarlarında, ileri derecede mitral kapak yetersizliği bulunan ve ameliyat riski yüksek olan hastalara yönelik ilk kez ameliyatsız "mandallama" (MitraClip) yöntemi uygulandı. Dünyada 2014 yılında onaylanan ve Türkiye’de bugüne kadar genellikle Ankara ve İstanbul gibi büyük merkezlerdeki seçilmiş hastalara uygulanan bu tedavi yöntemi, artık Samsun’da da hayata geçirildi. İşlem, açık kalp ameliyatı olamayacak kadar veya cerrahi riski çok yüksek olan hastalar için hayati bir alternatif sunuyor. Güçlü bir ekip çalışması Hastanenin Kardiyoloji Anabilim Dalı öğretim üyelerinden Doç. Dr. Metin Çoksevim ve ekibinin öncülük ettiği bu zorlu operasyonlarda, İstanbul Aydın Üniversitesi ve Medical Park Florya Hastanesi’nden gelen tecrübeli isimler Prof. Dr. Hakan Uçar ve Doç. Dr. Sinem Özyılmaz da yer alarak destek verdiler. Prof. Dr. Mahmut Şahin ise bu girişimin üniversite ve hastalar için hayırlı olmasını dileyerek ekibe desteklerini sundu. Hastanın konforu ve işlemin başarısı için büyük önem taşıyan Prof. Dr. Deniz Karakaya ve Doç. Dr. Sezgin Bilgin liderliğinde anestezi ekibi de operasyon boyunca kardiyoloji ekibiyle omuz omuza çalışarak sürecin sorunsuz ilerlemesini sağladı. Yaşam kalitesini artıran teknoloji Tıbbi literatürde "Transkateter Uçtan Uca Tamir" (TEER) olarak da bilinen bu yöntem hakkında bilgi veren uzmanlar, işlemin hastaların yaşam kalitesini artırdığını, hastaneye yatış sıklığını düşürdüğünü ve ölüm oranlarını azalttığını vurguladı. İlk etapta iki vakanın alındığı laboratuuvarda, işlemlerin başarıyla sonuçlanması ve bu tedavinin bölgedeki hastalar için standart bir hizmet haline gelmesi hedefleniyor. (FAU
Fabrikalar sağlık merkezine dönüştü, hastaneye gitmeye gerek kalmadı
11 Şubat 2026 Çarşamba - 09:43 Fabrikalar sağlık merkezine dönüştü, hastaneye gitmeye gerek kalmadı DÜZCE (İHA) – Sağlık Bakanlığı himayesinde Düzce İl Sağlık Müdürlüğü tarafından başlatılan "Sağlığım İş Yerinde" projesi kapsamında, Organize Sanayi Bölgelerindeki (OSB) 15 bin çalışan kanserden diyabete, psikolojik destekten sigara bırakma yardımına kadar geniş bir yelpazede taramadan geçiriliyor. Fabrika sahalarında gerçekleştirilen taramalarla hastalıkların erken teşhisi ve çalışan sağlığının korunması hedefleniyor. Düzce 1. OSB’de başlatılan projeyle, işçilerin mesai saatleri içinde sağlık hizmetlerine erişimini kolaylaştırmak hedefleniyor. Fabrika bahçelerine kurulan mobil araçlarda çalışanlara kanser, diyabet ve solunum yolu taramaları yapılırken; psikolog, diyetisyen ve sigara bırakma birimleri de danışmanlık hizmeti veriyor. Çalışmaları yerinde inceleyen Düzce İl Sağlık Müdürü Dr. Yasin Yılmaz, Sağlık Bakanı Prof. Dr. Kemal Memişoğlu’nun liderliğinde projeyi hayata geçirdiklerini belirterek, "Düzce’de 15 bine yakın vatandaşımızın tarama programına almış bulunuyoruz. Sağlık taraması programı içinde kanser taraması yapacağız, diyabetle ilgili çalışmalar yapacağız. Diyetisyenimiz, psikologlarımız, doktorlarımız burada olacak; mobil sigara bırakma aracımızda iş yerlerinde olacak. Bu şekilde bütün çalışanlarımızı tarayarak, onların sağlıklarına bir nebze olsun dokunma noktasında çalışma yapmış olacağız. İnşallah hayırlara vesile olur" dedi. "Parmak ısırtan ülkeler arasında yer alıyoruz" Ayrıca Dr. Yasin Yılmaz, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın liderliğinde sağlık alanında yapılan önemli yatırımlara dikkati çekerek, şöyle konuştu: "Sağlık alanında dünyada parmakla gösterilen ülkeler arasında yer almaktayız. Milli ilaç, milli tıbbi cihaz konusunda da büyük hamleler gerçekleştirdik. Bunun yanında covid döneminde de güçlü sağlık altyapımızla birçok dünya ülkesine göre başarılı çalışmalar yaptık ve vatandaşlarımıza çok güzel hizmetler sunduk. Bunun yanında daha önceki zamanlarda doktora ulaşma konusunda büyük sıkıntılar yaşanırken, şuanda bu projede de bir örneğini göreceğiniz üzere vatandaşlarımızın ayağına kadar sağlık hizmetini götürme noktasına gelmiş durumdayız." "Ayağımıza kadar geldi" İşçilerden Berfin Cebeci, sağlık taramasının kendileri için oldukça avantajlı olduğunu belirterek, "Biz sağlık taramasına gidemiyoruz ancak özellikle kadınlar için yapılan bütün sağlık tarama hizmeti ayağımıza kadar geldi. Katkısı olan herkese teşekkür ediyoruz. Bütün her şey mevcut. Kan alma biriminden, kadınlarla ilgili tüm hastalıklara kadar kontrol ediliyoruz. Daha önce böyle bir tarama yaptırmadık. Burada çok kapsamlı bir tarama oluyor. Çok memnunuz. Kan verdik, mamografi çekilecek. Diyetisyen ve sigara bırakma birimi de geldi. Hastaneye gitsek yaklaşık 5 günümüzü alacaktı. Burada hepsini yaptırma şansı bulduk. Çok şanslıyız" diye konuştu. "Erken tanı önemli’ Engelli bir kadın çalışan ise erken teşhisin önemine değinerek, hastane ortamında beklemenin kendisi için zor olduğunu, bu hizmet sayesinde kontrollerini kolayca yaptırdığını ifade etti. İşçi, "Hizmet ayağımıza geldi. Ben engelliyim ve hastanede beklemek zor oluyor. Benim açımdan güzel bir hizmet. Erken tanı hayat kurtarır" şeklinde konuştu.
Fabrikalar sağlık merkezine dönüştü, hastaneye gitmeye gerek kalmadı
11 Şubat 2026 Çarşamba - 09:42 Fabrikalar sağlık merkezine dönüştü, hastaneye gitmeye gerek kalmadı Sağlık Bakanlığı himayesinde Düzce İl Sağlık Müdürlüğü tarafından başlatılan "Sağlığım İş Yerinde" projesi kapsamında, Organize Sanayi Bölgelerindeki (OSB) 15 bin çalışan kanserden diyabete, psikolojik destekten sigara bırakma yardımına kadar geniş bir yelpazede taramadan geçiriliyor. Fabrika sahalarında gerçekleştirilen taramalarla hastalıkların erken teşhisi ve çalışan sağlığının korunması hedefleniyor. Düzce 1. OSB’de başlatılan projeyle, işçilerin mesai saatleri içinde sağlık hizmetlerine erişimini kolaylaştırmak hedefleniyor. Fabrika bahçelerine kurulan mobil araçlarda çalışanlara kanser, diyabet ve solunum yolu taramaları yapılırken; psikolog, diyetisyen ve sigara bırakma birimleri de danışmanlık hizmeti veriyor. Çalışmaları yerinde inceleyen Düzce İl Sağlık Müdürü Dr. Yasin Yılmaz, Sağlık Bakanı Prof. Dr. Kemal Memişoğlu’nun liderliğinde projeyi hayata geçirdiklerini belirterek, "Düzce’de 15 bine yakın vatandaşımızın tarama programına almış bulunuyoruz. Sağlık taraması programı içinde kanser taraması yapacağız, diyabetle ilgili çalışmalar yapacağız. Diyetisyenimiz, psikologlarımız, doktorlarımız burada olacak; mobil sigara bırakma aracımızda iş yerlerinde olacak. Bu şekilde bütün çalışanlarımızı tarayarak, onların sağlıklarına bir nebze olsun dokunma noktasında çalışma yapmış olacağız. İnşallah hayırlara vesile olur" dedi. "Parmak ısırtan ülkeler arasında yer alıyoruz" Ayrıca Dr. Yasin Yılmaz, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın liderliğinde sağlık alanında yapılan önemli yatırımlara dikkati çekerek, şöyle konuştu: "Sağlık alanında dünyada parmakla gösterilen ülkeler arasında yer almaktayız. Milli ilaç, milli tıbbi cihaz konusunda da büyük atılımlar gerçekleştirdik. Bunun yanında covid döneminde de güçlü sağlık altyapımızla birçok dünya ülkesine göre başarılı çalışmalar yaptık ve vatandaşlarımıza çok güzel hizmetler sunduk. Bunun yanında daha önceki zamanlarda doktora ulaşma konusunda büyük sıkıntılar yaşanırken, şuanda bu projede de bir örneğini göreceğiniz üzere vatandaşlarımızın ayağına kadar sağlık hizmetini götürme noktasına gelmiş durumdayız." "Ayağımıza kadar geldi" İşçilerden Berfin Cebeci, sağlık taramasının kendileri için oldukça avantajlı olduğunu belirterek, "Biz sağlık taramasına gidemiyoruz ancak özellikle kadınlar için yapılan bütün sağlık tarama hizmeti ayağımıza kadar geldi. Katkısı olan herkese teşekkür ediyoruz. Bütün her şey mevcut. Kan alma biriminden, kadınlarla ilgili tüm hastalıklara kadar kontrol ediliyoruz. Daha önce böyle bir tarama yaptırmadık. Burada çok kapsamlı bir tarama oluyor. Çok memnunuz. Kan verdik, mamografi çekilecek. Diyetisyen ve sigara bırakma birimi de geldi. Hastaneye gitsek yaklaşık 5 günümüzü alacaktı. Burada hepsini yaptırma şansı bulduk. Çok şanslıyız" diye konuştu. "Erken tanı önemli’ Engelli bir kadın çalışan ise erken teşhisin önemine değinerek, hastane ortamında beklemenin kendisi için zor olduğunu, bu hizmet sayesinde kontrollerini kolayca yaptırdığını ifade etti. İşçi, "Hizmet ayağımıza geldi. Ben engelliyim ve hastanede beklemek zor oluyor. Benim açımdan güzel bir hizmet. Erken tanı hayat kurtarır" şeklinde konuştu. (TS-HFV-
Kolesterol tedavisinde kullanılan ilacın damar sağlığına etkileri mercek altında
11 Şubat 2026 Çarşamba - 09:28 Kolesterol tedavisinde kullanılan ilacın damar sağlığına etkileri mercek altında Biruni Üniversitesi Tıp Fakültesi Tıbbi Farmakoloji ana bilim dalı Öğretim Üyesi Doç. Dr. Burak Önal, yüksek kolesterol hastalarında yaygın olarak kullanılan ilacın etken maddesi olan atorvastatinin, damar sağlığıyla ilişkili biyolojik göstergeler üzerindeki etkilerinin bilimsel olarak araştırıldığını belirtti. Doç. Dr. Önal, araştırmanın; Prof. Dr. Cemil Taşçıoğlu Şehir Hastanesi Kardiyoloji Kliniği’nden Doç. Dr. Sezai Yıldız, Dr. Tuğçe Kaya ve İstanbul Üniversitesi-Cerrahpaşa, Cerrahpaşa Tıp Fakültesi’nden Dr. Melik Yiğit Bayındır ile iş birliği içinde planlandığını ifade etti. Çalışmaya ayrıca Biruni Üniversitesi’nden Zülal Çelik ve Aslıhan Şeyda Doğan da katkı sağlayacağını dile getirdi. Kolesterol düşürmenin ötesine bakılıyor Doç. Dr. Burak Önal, araştırmanın atorvastatinin vücutta oluşturduğu etkileri daha kapsamlı şekilde değerlendirmeyi amaçladığını belirterek, "Atorvastatin çoğu zaman yalnızca kolesterol düşürücü bir ilaç etken maddesi olarak biliniyor. Oysa bu tür ilaçların damar duvarı, iltihaplanma süreçleri ve damar sertliğiyle ilişkili mekanizmalar üzerinde de etkileri olabileceği düşünülüyor. Biz bu çalışmada bu etkileri güncel bilimsel verilerle ortaya koymayı hedefliyoruz" dedi. Damar sertliğiyle ilişkili göstergeler izleniyor Araştırma hakkında bilgi veren Doç. Dr. Burak Önal, "Yüksek kolesterol tanısı olan hastalarda atorvastatin tedavisi süresince kanda ölçülebilen ve damar sağlığıyla ilişkili olduğu bilinen bazı biyobelirteçlerde meydana gelen değişimler takip ediliyor. Bu göstergeler, kalp ve damar hastalıklarının gelişim sürecinde erken ipuçları sunuyor. Damar sertliği çoğu zaman sessiz ilerliyor. Bu nedenle erken dönemde değişen biyolojik işaretleri takip etmek, riskin daha iyi anlaşılmasını sağlayabilir" diye konuştu. Tedavi sonuçları daha bütüncül değerlendirilecek Çalışmanın, kolesterol tedavisinin yalnızca sayısal kolesterol değerleri üzerinden değil, damar sağlığı üzerindeki etkileriyle birlikte değerlendirilmesine katkı sağlamasının hedeflendiğini söyleyen Doç. Dr. Önal, "Bir ilacın etkisini değerlendirirken sadece kan tahlilindeki düşüşlere bakmak yeterli olmayabilir. Bu tedavinin damar sağlığı açısından ne anlama geldiğini de görmek gerekiyor. Bu yaklaşım, tedaviye bakış açısını daha bütüncül hale getiriyor" ifadelerini kullandı. Bilimsel literatüre katkı hedefleniyor Doç.Dr. Önal, "Araştırmanın, yüksek kolesterol ve buna bağlı kalp-damar hastalıkları alanında yürütülecek yeni çalışmalara zemin oluşturmasını bekliyoruz. Çalışmayla elde edilecek bulguların, klinik uygulamalarda ve bilimsel literatürde yol gösterici nitelik taşımasını amaçlıyoruz" dedi.
"Doğru beslenme ile böbrek taşı riskini azaltmak mümkün"
11 Şubat 2026 Çarşamba - 09:22 "Doğru beslenme ile böbrek taşı riskini azaltmak mümkün" Böbrek taşlarının ciddi ağrıya ve böbrek fonksiyonlarında bozulmaya yol açabildiğini belirten Üroloji Uzmanı Prof. Dr. Cevdet Kaya, "Doğru beslenme ve yaşam tarzı değişiklikleriyle hastaların büyük bir kısmında taş oluşumu önlenebilir" dedi. Böbrek taşlarının yaşam kalitesini ciddi şekilde düşüren önemli bir sağlık sorunu olduğunu dile getiren İstinye Üniversitesi Medical Park Gaziosmanpaşa Hastanesi Üroloji Uzmanı Prof. Dr. Cevdet Kaya, taş oluşumunun idrardaki bazı minerallerin kristalleşmesi sonucu meydana geldiğini söyledi. Prof. Dr. Kaya, "Kalsiyum, oksalat ve ürik asit gibi maddeler idrarda yoğunlaştığında ve yeterli sıvı alınmadığında kristaller birleşerek taş halini alır. En sık görülen taş türü ise tüm taşların yaklaşık yüzde 80’ini oluşturan kalsiyum oksalat taşlarıdır" diye konuştu. Kimler risk altında? Böbrek taşı oluşumunda bazı grupların daha yüksek risk taşıdığına dikkat çeken Prof. Dr. Kaya, "Yetersiz su tüketimi en önemli risk faktörüdür. Ailesinde böbrek taşı öyküsü bulunan kişilerde risk daha yüksektir. Ayrıca fazla tuz tüketenler, aşırı hayvansal protein alanlar ile obezite ve hareketsiz yaşam tarzına sahip bireylerde taş oluşumu daha sık görülmektedir" ifadelerini kullandı. "Taş oluşumunu önlemek için öneriler" Koruyucu önlemlerin büyük önem taşıdığını vurgulayan Prof. Dr. Kaya, böbrek taşından korunmak için şu önerilerde bulundu: "Günde ortalama 1,5-2 litre su içerek idrar renginin açık sarı ya da renksiz olmasını hedeflemek gerekir. Tuz tüketiminin azaltılması, idrarda kalsiyum atılımını düşürerek taş oluşumunu tetikler. Limon ve portakal gibi sitrat bakımından zengin içecekler kristal oluşumunu doğal yoldan engelleyebilir. Halk arasında sanılanın aksine, süt ve yoğurt gibi besinlerle alınan kalsiyum taş riskini azaltır; çünkü kalsiyum bağırsakta oksalata bağlanarak emilimini önler. Sebze ve meyve ağırlıklı beslenmek ise idrarın asit dengesini düzenler." "Bazı besinlere dikkat" Özellikle kalsiyum oksalat taşı olan hastaların bazı gıdalara dikkat etmesi gerektiğini belirten Prof. Dr. Kaya, "Ispanak, pancar, çikolata ve kabuklu yemişler gibi yüksek oksalat içeren besinlerin aşırı tüketilmemesi gerekir. Gazlı ve şekerli içecekler de taş riskini artırabilir" dedi. "Ağrıdan önce uyarı veren belirtiler" Böbrek taşlarının bazen uzun süre belirti vermeden böbrekte kalabildiğini ifade eden Prof. Dr. Kaya, "Taş hareket ettiğinde ya da idrar yolunu tıkadığında vücut çeşitli sinyaller verir. İdrarda kan görülmesi, ateş, bulantı, kusma, titreme, idrar yaparken yanma, sık idrara çıkma ve genital bölgede ağrı bu belirtiler arasında yer alır" açıklamasında bulundu. "Ağrı bel ve kasık bölgesine yayılabilir" Ağrının genellikle taşın idrar yoluna girmesiyle başladığını belirten Prof. Dr. Kaya, "Kaburga altından başlayıp bel ve yanlara yayılan ağrı, zamanla kasıklara ve cinsel organlara kadar ilerleyebilir. Ağrı bazen hafif ve sürekli, bazen de dalgalar halinde şiddetli olabilir" dedi. "İdrar ve sindirim sistemi bulguları" İdrarda renk değişikliğinin önemli bir bulgu olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Kaya, "İdrar pembe, kırmızı ya da çay rengi olabilir. Sık idrara çıkma, yanma hissi veya idrar akışının aniden kesilmesi görülebilir. Ayrıca böbreklerle mide arasındaki sinirsel bağlantılar nedeniyle bulantı, kusma ve soğuk terleme de sık karşılaşılan şikâyetlerdir" ifadelerini kullandı. "Enfeksiyon hayati risk taşıyabilir" Taşın idrar akışını engellemesi durumunda enfeksiyon gelişebileceğine dikkat çeken Prof. Dr. Kaya, "Ateş, titreme ve idrarın bulanık ya da kötü kokulu olması ciddi bir tabloya işaret eder ve acil müdahale gerektirir" uyarısında bulundu. "Çocuklarda belirtiler farklı seyredebilir" Çocuklarda böbrek taşı belirtilerinin daha farklı olabildiğini söyleyen Prof. Dr. Kaya, "Bebeklerde huzursuzluk ve sürekli ağlama, küçük çocuklarda ise karın ağrısı ve idrarda kanama ön planda olabilir. Bu belirtiler fark edildiğinde vakit kaybetmeden bir uzmana başvurmak, böbrek fonksiyonlarının korunması açısından büyük önem taşır" dedi.
Manisa CBÜ’nün uzmanları uyardı: "Su buharı değil, ağır metal karışımı"
10 Şubat 2026 Salı - 16:53 Manisa CBÜ’nün uzmanları uyardı: "Su buharı değil, ağır metal karışımı" Manisa Celal Bayar Üniversitesi’nden (MCBÜ) yayımlanan açıklamada, elektronik sigaranın sanıldığı gibi masum olmadığı vurgulanarak, bu ürünlerin akciğerde geri dönüşü olmayan hasarlara ve ölümcül EVALI hastalığına yol açabileceği uyarısında bulunuldu. MCBÜ’lü uzmanlar, tütün endüstrisinin özellikle gençleri ve sigarayı bırakmak isteyenleri hedef alarak elektronik sigarayı "daha az zararlı" algısıyla pazarladığı, bunun ise büyük bir yanılgı olduğunu belirtti. MCBÜ Tıp Fakültesi Göğüs Hastalıkları Anabilim Dalı tarafından yapılan açıklamada, elektronik sigaranın akciğerdeki doğal savunma mekanizmasını ciddi şekilde bozduğu ifade edildi. Normalde mikropları dışarı atan mikroskobik tüycüklerin (silya), elektronik sigara kullanımıyla kısaldığı, yavaşladığı ve bazı bölgelerde tamamen yok olduğu vurgulandı. Bu durumun ise kronik öksürük, balgam ve sık tekrarlayan akciğer enfeksiyonlarına zemin hazırladığı kaydedildi. "Su buharı değil, ağır metal karışımı" Halk arasında elektronik sigaranın "sadece su buharı" olduğu yönündeki yanlış algıya dikkat çeken uzmanlar, bu ürünlerin aslında nikotin, ağır metaller, ince partiküller ve uçucu organik bileşikler içerdiğini belirtti. Açıklamada, bu kimyasal karışımın akciğer dokusunda sessiz ve ilerleyici hasara yol açtığı, EVALI adı verilen ve ani solunum yetmezliğiyle seyreden ölümcül tabloların ortaya çıkabildiği ifade edildi. Gençler sosyal medya tuzağında MCBÜ Göğüs Hastalıkları Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ayşın Şakar Coşkun, özellikle gençler arasında elektronik sigara kullanımının hızla arttığına dikkat çekerek, "Sosyal medya üzerinden oluşturulan ‘modern ve daha az zararlı’ algısı, gençlerde çok daha güçlü bir bağımlılığa neden oluyor. Sigarayı bırakmak için elektronik sigaraya yönelenlerin büyük bölümü ya sigarayı bırakamıyor ya da her iki ürünü birlikte kullanarak vücuduna aldığı toksik yükü iki katına çıkarıyor" dedi. Elektronik sigaranın bir bırakma yöntemi olmadığını vurgulayan MCBÜ’lü uzmanlar, sigarayı bırakmak isteyen vatandaşlara bilimsel olarak kanıtlanmış yöntemleri önerdi. Açıklamada, bilişsel ve davranışsal psikolojik danışmanlık ile kanıta dayalı ilaç tedavilerinin, kişisel denemelere göre başarı şansını en az 3 kat artırdığı belirtildi. Uzmanlar, vatandaşların MHRS üzerinden randevu alarak Uzaktan Hasta Değerlendirme çevrimiçi danışmanlık hizmetlerinden ya da Sigara Bırakma Polikliniklerinden profesyonel destek alabileceğini hatırlattı.