SAĞLIK
01 Mayıs 2026 Cuma - 15:00 Sınav döneminde kontrolsüz ilaç kullanımı Sınav hazırlık sürecinde dikkat artırma vaadiyle kullanılan ürünler, doğru tedavinin önüne geçebiliyor. Ailelerin bilinçsiz yönlendirmeleri çocukların sağlığını riske atıyor. Türkiye’de milyonlarca öğrencinin geleceğini etkileyen LGS ve YKS sürecinde artan stres ve başarı baskısı, öğrenci ve aileleri "kısa yoldan çözüm" arayışına itiyor. Son dönemde özellikle dikkat ve odaklanmayı artırdığı iddia edilen bazı ilaçların, hekim kontrolü olmadan kullanılması ciddi bir tartışma konusu haline geldi. Çocuk ve Ergen Psikiyatrisi Uzmanı Dr. Cansu Gerçek, kamuoyunda "zihin açıcı" olarak bilinen ürünlere ilişkin önemli bilgiler paylaştı. Dr. Gerçek, bu ürünlerden biri olan sitikolin; beyin hücre zarının yapısında yer alan fosfolipitlerin sentezine katılan, nörolojik süreçlerde rol oynayan bir madde oldğunu belirterek, "Sitikolin, çocuk ve ergen psikiyatrisinde bazı seçilmiş vakalarda destekleyici amaçla kullanılabilir. Ancak hiçbir şekilde temel tedavinin yerine geçmez. Dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğunda birinci basamak tedavi, bilimsel etkinliği kanıtlanmış stimülan ilaçlardır. Sitikolin bu tedavilere alternatif değildir; yalnızca gerekli görüldüğünde ek destek olarak değerlendirilebilir. Kkontrolsüz kullanımın en büyük tehlikesi, çocukların doğru tanı ve tedaviye ulaşmasının gecikmesi ve farklı sağlık sorunlarına yol açabilme riski. Çünkü her dikkat sorunu aynı nedene dayanmayabilir. Her dikkat sorunu DEHB değildir. Bu nedenle hekime danışmadan yapılan her müdahale, asıl sorunun gözden kaçmasına neden olabileceği gibi farklı sağlık sorunlarına da yol açabilir" dedi. Dr. Cansu Gerçek özellikle sosyal medya ve kulaktan dolma bilgilerle yapılan yönlendirmelerin ciddi risk taşıdığını belirterek, "Hekim önerisi olmadan ilaç kullanmayın, arkadaş tavsiyesi ile ilaca başlamayın ve gelişme çağındaki çocukların akademik başarısı için kimyasal destek arayışına girmeyin. Sitikolin gibi maddeler, doğru hastada ve doğru endikasyonla kullanıldığında fayda sağlayabilecek nörobiyolojik ajanlar arasında yer alıyor. Ancak bu durum, onların "herkes için uygun" olduğu anlamına gelmiyor. Gelişigüzel ‘zihin açıcı’ kullanımı doğru değildir. Kalıcı başarı, doğru tanı, uygun tedavi ve sağlıklı yaşam alışkanlıklarıyla mümkündür" dedi.
01 Mayıs 2026 Cuma - 14:22 Milas Veteriner Fakültesi 17 Üniversiteden 250 öğrenciyi ağırladı Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesi Milas Veteriner Fakültesi ev sahipliğinde, IVSA Muğla tarafından düzenlenen VETWISE’26 I. Ulusal Öğrenci Kongresi, MSKÜ Atatürk Kültür Merkezi’nde yapıldı. 28-30 Nisan tarihleri arasında gerçekleştirilen kongre, IVSA Muğla’nın ilk ulusal öğrenci kongresi olma özelliğini taşıdı. Türkiye’nin 17 üniversitesinden gelen veteriner fakültesi öğrencilerini buluşturan kongre; ‘Muğla Gençlik Yılı’ vizyonu ve Dünya Veteriner Hekimler Günü kapsamında önemli bir bilimsel platform oluşturdu. Cerrahi, dahiliye, yaban hayatı, sucul hayvan hastalıkları, arıcılık, klinik uygulamalar ve sektör buluşmalarını kapsayan oturumlar ve workshoplar düzenlendi. Açılışta konuşan MSKÜ Rektörü Prof. Dr. Turhan Kaçar, kongrenin yalnızca bir öğrenci etkinliği değil, gençlerin bilimsel üretim ve mesleki gelişime katılımını gösteren önemli bir organizasyon olduğunu vurguladı. Etkinliğin, öğrencilerin akademi ve sektörle doğrudan temas kurmasına katkı sağladığını belirtti. Milas Veteriner Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Artay Yağcı ise veteriner hekimliğin hayvan sağlığının ötesinde insan sağlığı, çevre, gıda güvenliği ve biyoteknolojiyle doğrudan ilişkili geniş bir alan olduğunu ifade etti. Tek sağlık yaklaşımının önemine dikkat çeken Yağcı, gelecekte salgın hastalıklarla mücadelede ve ekosistemin korunmasında veteriner hekimlerin kritik rol üstleneceğini belirtti. Muğla’nın arıcılık, çam balı, su ürünleri ve hayvancılık açısından güçlü bir potansiyele sahip olduğunu vurgulayan Yağcı, iklim değişikliği ve hastalıklar gibi sorunlara bilimsel çözümler üretilmesi gerektiğini söyledi. Kongrenin, teorik bilginin ötesinde tartışma ortamı sunacağını ifade etti. IVSA Muğla Koordinatörü Dr. Öğretim Üyesi Neslihan Sürsal Şimşek de kongrenin Dünya Veteriner Hekimler Günü ile aynı dönemde düzenlenmesinin anlamına dikkat çekti. Veteriner hekimliğin zoonozlardan gıda güvenliğine kadar geniş bir sorumluluk alanına sahip olduğunu belirterek, mesleğin Tek Sağlık yaklaşımındaki temel rolünü vurguladı. Farklı üniversitelerden öğrencilerin bir araya gelmesinin mesleki dayanışma açısından önemli olduğunu ifade eden Şimşek, kongrenin bilim, iş birliği ve gençlik enerjisini buluşturan bir platform olduğunu söyledi. Organizasyona katkı sağlayan tüm paydaşlara teşekkür etti. Üç gün süren kongreye, akademisyenler ve sektör temsilcilerinin yanı sıra Muğla İl Milli Eğitim Müdürü Emre Çay, Muğla İl Tarım Orman Müdür Yardımcısı Dr. Songül Topal, Muğla Valiliği Proje Koordinatörü Dr. Ahmet Esen, Muğla Ticaret Borsası Yönetim Kurulu Başkanı Hurşit Öztürk, Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesi Sağlık Kültür Spor Daire Başkanı Şamil Türkay Aktürk katıldılar. Kongre boyunca gerçekleşen oturumlar ve uygulamalı workshoplar ile öğrencilerin bilimsel vizyonunun güçlendirmesi ve mesleki farkındalıklarının artması hedeflendi.
01 Mayıs 2026 Cuma - 14:10 19 yıl ömür biçilen 39 yaşındaki Müge 11 gündür süren yaşam mücadelesini kaybetti Bursa’da doğumundan itibaren nadir görülen Rubistein-Taybi Sendromu ile mücadele eden 39 yaşındaki Müge Demirci, Bursa Kestel Devlet Hastanesi’nde 11 gündür süren yaşam mücadelesini kaybetti. Doktorların en fazla 19 yıl ömür biçtiği evladını azmi ve sevgisiyle 39 yıl hayatta tutmayı başaran annesi organ bağışına onay vererek, üç hastanın hayata tutunmasına vesile oldu. Kestel’de bulunan özel bir rehabilitasyon merkezinde tedavi gören Müge Demirci, 17 Nisan’da kalp durması teşhisi ile Kestel Devlet Hastanesi’ne kaldırıldı. Yoğun bakımda 11 gün süren yaşam mücadelesinin ardından 28 Nisan’da Demirci’nin beyin ölümü gerçekleşti. Hastane organ nakli koordinatörlerinin görüştüğü aile, organ bağışına onay verdi. 30 Nisan’da gerçekleştirilen operasyonla Demirci’nin karaciğeri ve iki böbreği, nakil bekleyen hastalara ulaştırılmak üzere alındı. Kızı Müge Demirci’ye henüz 16 günlükken Rubestein-Taybi Sendromu teşhisi konulduğunu anlatan anne Sema Öztekin, yıllar boyunca hastalıkla mücadele ettiklerini vurguladı. Müge’nin en son Kestel’de özel bir rehabilitasyon merkezinde tedavi gördüğünü ifade eden Öztekin, "Orada da ses getirdi. ’Nasıl yetiştirdiniz?’ dediler ve özel görevler üstlendi, saf sevgiyi yaydı. Sonra 13 gün önce kalbi durmuş kurumda ve bu hastaneye getirilmiş. Kalbi iki kez burada da durmuş. Ben Yalova’dan acil geldim. Dün akşam tekrar çağırıldım. Beyin ölümünün gerçekleştiğini ve artık geri dönüşün olmadığını söylediler. Ertesi gün Ayşegül Hanım, Büşra Hanımlarla ağlayarak konuşmalar yaptık. Organ bağışını ağlayarak kabul ettim. O annesinin inci çiçeğiydi. Giderken bile üç cana can oldu" şeklinde konuştu. "İyi ki onun annesi oldum" Doktorların hastalığı nedeniyle kızına en fazla 19 yıl ömür biçtiğini belirten Öztekin, "Bize dediler ki ’En fazla 19 yaşına kadar yaşar’. Onunla anne-kız sevgi seli olduk. Oğlum da bize dahil oldu. Özel bakımla gecemizi gündüzümüze kattık. Sevgiyle 39 yaşına kadar baktım. İyi ki öyle bir evladın annesi olarak bunları tatmışım. İyi ki o beni anne olarak seçmiş. Onun annesi olmaktan gurur duyuyorum" diye konuştu. Operasyon hakkında bilgi veren Anestezi ve Reanimasyon Uzmanı Dr. Ayşegül Aydemir ise, aileye beyin ölümünün tıbbi gerçeklerini titizlikle anlattıklarını belirtti. Aydemir, "Beyin ölümünün geri dönüşsüz bir durum olduğunu, bitkisel hayattan farklı olduğunu, tıbbi olarak ölü olduğunu hasta yakınlarına bildirdik. Hasta yakınlarıyla bu süreçte uzun konuşmalar yaptık. Onlara durumu, gerekliliğini, organ naklinin önemini anlattık. Aile için zor bir karardı ama hasta yaşadığı süre boyunca zorluklar yaşamış, bu zorluklardan insanlara faydası olabilmiş bir insandı. Onlar da hayattaki misyonunun bir parçası olarak ölürken de insanlara faydalı olabileceği kanaatine vardı ve organ naklini kabul ettiler. Hastanemiz, Organ Nakli Bölge Koordinasyon Merkezi, İl Sağlık Müdürlüğü, üniversite, tüm ekip bir arada çalıştık. Hastamızdan karaciğer ve iki böbrek alındı. Organların üç insana umut olmasını umuyoruz" dedi.
Muş’a 111 hekim atandı
29 Ağustos 2025 Cuma - 16:25 Muş’a 111 hekim atandı Sağlık Bakanlığı tarafından gerçekleştirilen 124. Devlet Hizmeti Yükümlülüğü (DHY) kurası sonuçlarına göre, Muş’a 111 hekim ataması yapıldı. Muş’un merkez ve ilçelerinde görevlendirilecek hekimlerden 76’sı pratisyen tabip, 35’i ise uzman tabip olacak. Atamalar kapsamında en fazla hekim kadrosu Muş Devlet Hastanesi’ne 20, Bulanık Devlet Hastanesi’ne 10 ve Hasköy Devlet Hastanesi’ne 10 hekim olarak belirlendi. Bunun yanı sıra Malazgirt, Varto ve Korkut Devlet Hastaneleri’ne de çok sayıda hekim ataması yapıldı. Uzman tabip kadrolarında ise acil tıp, algoloji, anesteziyoloji ve reanimasyon, çocuk sağlığı ve hastalıkları, kadın hastalıkları ve doğum, ortopedi ve travmatoloji, radyoloji ve üroloji gibi farklı branşlarda hekimler görev alacak. Muş İl Sağlık Müdürü Dr. Erol Emre Ömür, atamalara ilişkin yaptığı açıklamada, "Sağlık Bakanlığı’mız tarafından gerçekleştirilen 124. Devlet Hizmeti Yükümlülüğü kurasıyla ilimize 111 hekimin atanması, Muş’un sağlık altyapısı için çok önemli bir kazanımdır. Özellikle uzman tabip branşlarında yapılan görevlendirmeler, vatandaşlarımızın sağlık hizmetlerine erişimini kolaylaştıracak ve kaliteyi artıracaktır. Yeni görev yerlerine atanan tüm hekimlerimize başarılar diliyorum. İl Sağlık Müdürlüğü olarak onların her zaman yanında olacağız. Başta Sağlık Bakanı’mız Prof. Dr. Kemal Memişoğlu olmak üzere emeği geçen herkese teşekkür ediyoruz" dedi.
Denizli’de kamu hastanelerinde QR kodlu yeni dönem
29 Ağustos 2025 Cuma - 16:11 Denizli’de kamu hastanelerinde QR kodlu yeni dönem Denizli’de kamu hastanelerinde hijyen standartlarını artırmaya yönelik dikkat çeken bir uygulama hayata geçirildi. Denizli’de başlatılan ‘QR Kod Temizlik Uygulaması’ ile hastane tuvaletlerinde ve ortak kullanım alanlarında temizlik ve peçete eksikliği sorunları QR kod ile anında bildirilerek hızlı çözüme kavuşturuluyor. Sağlık Bakanlığı tarafından birkaç ilde yapılan pilot çalışmadan sonra ülke genelinde uygulamaya konulan ‘QR Kod Temizlik Uygulaması’, Denizli’de tüm kamu hastanelerinde başlatıldı. Uygulama kapsamında hastanelerdeki tuvaletler ve ortak kullanım alanlarının temizlik durumu artık cep telefonları üzerinden anlık olarak değerlendirilebiliyor. Hastalar, hasta yakınları ve hastane çalışanları, tuvalet ve ortak kullanım alanlarındaki temizlik ihtiyaçlarını, alanlara yerleştirilen QR kodlarını cep telefonlarıyla okutarak anında bildirebilmekteler. Bu bildirimler, temizlik personeline ve ilgili yöneticilere eş zamanlı olarak SMS ile iletilerek, rutin temizlik süresi beklenmeden kısa sürede müdahale edilmesine imkan vermektedir. QR Kod ile temizlikte hızlı müdahale dönemi Denizli İl Sağlık Müdürü Uz. Dr. Berna Öztürk, ‘QR Kod Temizlik Uygulaması’ ile hastanelerde temizlik süreçlerini daha hızlı ve etkin hale getirmeyi amaçladıklarını belirterek şunları söyledi: "Bu uygulama ile hastanelerimizden hizmet alan hastalar, hasta yakınları ve hastane personellerimiz, tuvalet ve ortak kullanım alanlarındaki temizlik durumunu cep telefonlarıyla okuttukları QR kodlar üzerinden "temiz", "kısmen temiz", "kirli" olarak değerlendirebilmektedirler. Yapılan değerlendirmelerin sonucu anında ilgili temizlik personeline ve yöneticilere SMS bildirimi ile gönderilmektedir. Böylece hastanelerimizde anlık temizlik ihtiyaçları kısa sürede giderilerek, özellikle yoğun hasta trafiğine sahip alanlarda hijyen kesintisiz sürdürülebilmektedir. Daha önce yalnızca belirli zaman dilimlerinde yapılan temizlik kontrolleri, artık ihtiyaç duyulan her an yapılabilmekte olup temizlik hizmetlerinin performansı da dijital olarak izlenebilir hale gelmiştir. Hastalarımız, yakınları ve sağlık çalışanlarımız temizlikle ilgili gözlemlerini doğrudan sisteme aktarabilmekte, böylece hizmet alan herkes, hastanelerimizin hijyen süreçlerine doğrudan bir katkı sağlayabilmektedirler. Hastalarımız ve personellerimize hijyenik, daha temiz bir ortam sunmayı amaçlayan bu yenilikçi uygulama sayesinde; İlimizdeki kamu hastaneleri, hijyen alanında örnek teşkil ederek temizlik kalitesini artıracak ve hasta memnuniyetini üst düzeye çıkaracaktır. Herkesin hastanelerde hijyenik ve sağlıklı bir ortamda hizmet alması her zaman önceliğimiz olup vatandaşlarımızın ve sağlık çalışanlarımızın bu uygulamaya göstereceği ilgi, temizlik kalitesinin sürekli yüksek tutulmasını sağlayacaktır" dedi.
Cilt yeniliğinde yeni dönem
29 Ağustos 2025 Cuma - 15:39 Cilt yeniliğinde yeni dönem Dermatoloji Uzmanı Dr. Mediha Yılmaz, cilt gençleştirme uygulamaları arasında son yıllarda öne çıkan ‘gençlik aşısı’ hakkında önemli bilgiler verdi. Dermatoloji Uzmanı Dr. Mediha Yılmaz, cilt sağlığını desteklemek ve yaşlanma belirtilerini geciktirmek isteyenlerin tercih ettiği gençlik aşısının aslında bir mezoterapi yöntemi olduğunu söyledi. Açıklamasında gençlik aşısının klasik mezoterapilere kıyasla daha yoğun içeriklere ve daha derin uygulama alanına sahip olduğunu belirten Hayat Hastanesi Dermatoloji Uzmanı Dr. Mediha Yılmaz, "Gençlik aşısı, deri altına çok ince iğnelerle enjekte edilen yoğun hyaluronik asit içerir. Hyaluronik asit, markaya göre kollajen sentezini uyaran kalsiyum hidroksiapatit ve çeşitli peptidlerle de desteklenebilir" dedi. Gençlik aşısının temel amacının cilt kalitesini artırmak ve yaşlanma sürecini yavaşlatmak olduğuna dikkat çeken Dermatoloji Uzmanı Dr. Yılmaz, "Uygulama sonrası cilt daha parlak, daha sağlıklı görünür. İnce kırışıklıklarda azalma sağlanır. Ayrıca hyaluronik asidin etkisiyle cilt nem desteği kazanır" şeklinde konuştu. Gençlik aşısının etkin sonuçlar vermesi için birkaç seansın gerektiğini ifade eden Hayat Hastanesi Dermatoloji Uzmanı Dr. Mediha Yılmaz, "Bir ay arayla 2 ila 3 seans uygulanmalıdır. Elde edilen etki kalıcıdır ancak yaşlanma devam eden bir süreç olduğu için yılda bir kez hatırlatma seansları öneriyoruz" diyerek düzenli bakımın önemini vurguladı. Estetik kaygıların ötesinde, sağlıklı ve canlı bir cilt görünümüne kavuşmak isteyen herkesin bu uygulamayı değerlendirebileceğini belirten Dermatoloji Uzmanı Dr. Mediha Yılmaz, doğru zamanda ve doğru uzman eliyle yapılan işlemlerin cilt sağlığı açısından önemli kazanımlar sunduğunu söyledi.
Obezite cerrahisinde yeni dönem
29 Ağustos 2025 Cuma - 14:55 Obezite cerrahisinde yeni dönem Doruk Yıldırım Hastanesi Gastroenteroloji Cerrahi Uzmanı Doç. Dr. Doğukan Durak, obezite cerrahisinde son yıllarda yaygınlaşan tek trokar yöntemi sayesinde hastaların hem sağlık hem de estetik açıdan önemli kazanımlar elde ettiğini söyledi. Obezitenin Türkiye’de giderek artan bir sağlık sorunu haline geldiğini vurgulayan Doç. Dr. Durak, "Sağlık Bakanlığı’nın son verilerine göre Türkiye’de her üç kişiden biri obez. Diyet ve egzersizle başarılı olamayan hastalar için en etkili ve kalıcı tedavi yöntemi ise obezite cerrahisidir" dedi. Modern cerrahi yaklaşımların daha az kesiyle yapılan, yani minimal invaziv yöntemlere yöneldiğini belirten Doç. Dr. Durak, bu alandaki en son yeniliğin ‘tek trokar obezite cerrahisi’ olduğunu ifade etti. "Geleneksel tüp mide ameliyatı genellikle 4-5 küçük kesi ile yapılırken, bu yeni yöntemde yalnızca göbek deliğinden yapılan tek bir kesi ile operasyon gerçekleştiriliyor. Cerrahi prosedür klasik tüp mide ameliyatıyla aynı; yalnızca kesi sayısı farklı" dedi. Tek trokar yöntemiyle yapılan ameliyatların enfeksiyon riskini azalttığını, hastalarda ağrıyı minimuma indirdiğini ve kozmetik olarak daha iyi sonuçlar verdiğini söyleyen Doç. Dr. Durak, "Bu yöntem sayesinde hastalarımız neredeyse hiç ağrı hissetmiyor ve çok daha kısa sürede günlük yaşamlarına ve işlerine dönebiliyor" şeklinde konuştu. Yöntemin her hastaya uygun olmadığını da belirten Doruk Yıldırım Hastanesi Gastroenteroloji Cerrahi Uzmanı Doç. Dr. Doğukan Durak, uygunluk kriterlerini şöyle sıraladı; "Vücut kitle indeksi 35’in üzerinde olup ek hastalığı olanlar ya da vücut kitle indeksi 40’ın üzerinde olanlar bu cerrahi için adaydır. Ayrıca göğüs kafesi ile göbek deliği arasındaki mesafenin kısa olması ve karaciğerin küçük olması da operasyonu teknik olarak kolaylaştıran etkenlerdir." Doç. Dr. Durak, tek trokar yönteminin özellikle kozmetik sonuçlarıyla öne çıktığını belirterek, "Obezite cerrahisinde son yıllarda artan bir şekilde tercih edilen bu yöntem, hastaların hem sağlığına daha hızlı kavuşmasını hem de sosyal yaşantılarına çabuk adapte olmasını sağlıyor" dedi.
Okul çantası ağır olmamalı
29 Ağustos 2025 Cuma - 13:53 Okul çantası ağır olmamalı Memorial Kayseri Hastanesi Ortopedi ve Travmatoloji, Spor Yaralanmaları, Robotik Diz ve Kalça Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Fatih Karaaslan, çocukların ders çalışma masasının dirsek hizasında olması gerektiğini söyleyerek, "Çanta ağırlığı çocuğun ağırlığının yüzde 10-15’ini geçmemelidir" dedi. Çanta ağırlıklarının çocukların vücut ağırlıklarının yüzde 10-15’ni geçmemesi gerektiğini söyleyen Prof. Dr. Fatih Karaaslan, "Bütün öğrenci kardeşlerimize 2025-2026 eğitim öğretim döneminde başarılar diliyorum. Çanta seçimi özellikle omurga sağlığında çok önemlidir. Bu büyüyen organizma olan çocukların omurgası ile ilgili bir problemin söz konusu olmaması için çanta seçerken birkaç hususa dikkat etmekte fayda var. Bunlardan bir tanesi çanta ağrılığıdır. Özellikle çanta çocuğun ağırlığının yüzde 10-15’ini geçmeyecek. Aynı zamanda ortopedik problemlere neden olmaması amaçlanarak, özellikle omurga sorunlarını engellemek adına 2 askılı olması, bel desteğinin olması ve çantanın hiçbir zaman tek taraflı taşınmamasını tavsiye ediyorum. Çocuklarımızın hem çanta kullanımı hem de çanta seçerken ergonomiye ve omurga yapılarına uygun çanta seçimi yapılmasını velilerimize tavsiye ediyorum" dedi. Prof. Dr. Karaaslan, ders çalışma masalarının da dirsek hizasında olması gerektiğini söyleyerek, "Çocukları yoğun bir tempo bekliyor ve çok ders çalışacaklar. Özellikle LGS veya YKS’ye çalışan çocuklar ile anasınıfı çocuklarda birincisi masa seviyesi dirsek seviyesi ile aynı olmalı. Aynı zamanda çocuklarımızın ayakları sandalyeden yere değmelidir. Mümkünse kullandıkları sandalyenin bel desteğinin olması ve uzun süreli öne doğru eğilmesini gerektirecek ders çalışma saatlerinden uzak durmaları gerekmektedir. Yani 30 ya da 40 dakikada bir çocukların mola vermesini tavsiye ediyoruz. Ben bütün çocuklarımıza sağlıklı eğitim öğretim hayatı dilerken, bu çocuklarımız büyüme yaşlarındadır. İnşallah hepsi dengeli beslenecekler. Hayatlarının bir kısmında spor yapacaklar. Başta omurga olmak üzere insan vücudundaki kas sisteminin de sağlıklı gelişmesi adına sağlıklarını desteklemelerini tavsiye ediyorum" ifadelerini kullandı.
İngiltere uyruklu turist çocuğun bağışlanan organı 15 yaşındaki Türk gencine yaşam oldu
29 Ağustos 2025 Cuma - 13:43 İngiltere uyruklu turist çocuğun bağışlanan organı 15 yaşındaki Türk gencine yaşam oldu Karaciğer yetmezliği nedeniyle üç yıldır hastalıkla mücadele eden 15 yaşındaki Ahmet Eren Timurtaş, Sağlık Bakanlığı bekleme listesine girdikten yalnızca iki gün sonra İngiltere’den Antalya’ya tatile gelen 10 yaşındaki bir çocuğun bağışlanan organıyla nakil oldu. Anne Handan Timurtaş, "Oğlum, ‘Ben kardeşim için, sizin için ve bana can olan o tanımadığım çocuk için yaşayacağım’ dedi, hayata böyle tutundu" derken, Ahmet Eren, "Arkadaşlarım gibi sokakta oynayabileceğim" diyerek sevincini paylaştı. Operasyonu yapan Prof. Dr. İbrahim Aliosmanoğlu ise, "Bu kadar kısa sürede organ çıkması çok nadir, bağışın önemini bir kez daha gördük" ifadelerini kullandı. Üç yıldır karaciğer yetmezliğiyle mücadele eden 15 yaşındaki Ahmet Eren Timurtaş, organ bağışıyla yeniden hayata tutundu. İstanbul’da yaşayan Timurtaş, ailesiyle birlikte 11 Ağustos’ta Medical Park Antalya Hastanesi Organ Nakli Merkezi’ne başvurdu. Ancak anne ve babanın testleri uygun çıkmadı. Sağlık Bakanlığı Karaciğer Bekleme Listesi’ne alınan Ahmet için tek umut, bağışlanacak bir kadavra organıydı. 12 Ağustos’ta Antalya’ya tatile gelen 10 yaşındaki İngiliz bir çocuğun beyin ölümünün gerçekleşmesinin ardından ailesi organlarını bağışladı. Yapılan incelemede karaciğerin Antalya’daki üç çocuğa uygun olduğu belirlendi. İlk sıradaki 2 yaşındaki hasta için organ büyük geldi, ikinci sıradaki 9 yaşındaki hasta ailesiyle şehir dışında olduğu için yetişemedi. Sıra üçüncü sıradaki Ahmet Eren’e geldi. O sırada ailesiyle birlikte dostlarının yanında moral bulmak için Isparta’da bulunan genç, hemen hastaneye getirildi. Bir gün önce tüm testleri yapıldığı için vakit kaybedilmeden operasyona alındı. "Bu kadar kısa sürede çok nadir" Operasyonu gerçekleştiren Medical Park Antalya Hastanesi Organ Nakli Merkezi Genel Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. İbrahim Aliosmanoğlu, nakil sürecini şöyle anlattı: "11 Ağustos’ta geldi, 13 Ağustos’ta nakil yaptık. Ahmet, 15 yaşında genç bir hastamız. Yaklaşık 3 yıldır otoimmün hepatit tanısıyla tedavi alıyordu. Son dönemde siroz ve komplikasyonları gelişmişti. Anne ve babanın testleri uygun çıkmayınca, kadavra listesine aldık. Bu kadar kısa sürede organ çıkması çok nadir. Yurt dışından gelen bir turistin beyin ölümünün gerçekleşmesi ve organlarının bağışlanmasıyla Ahmet’e nakil gerçekleştirdik. Ve 10 gün sonra taburcu ettik. Şu an sağlığına kavuşmuş durumda. Ülkemizde bağış oranı düşük, maalesef yüzde 90 canlıdan, yüzde 10 kadavradan yapılıyor. Avrupa ve Amerika’da bunun tam tersi. Kadavra bağışını artırmamız gerekiyor. Ahmet gibi gençlerin ve çocukların yeniden sağlığına kavuşabilmesi için bağış çok önemli." "Biz o aileye ömür boyu dua edeceğiz" Anne Handan Timurtaş ise yaklaşık üç yıldır süren mücadelelerin ardından duygularını gözyaşlarıyla şöyle anlattı: "İki çocuğum var. Bu benim mutluluk gözyaşlarım. Üç yıldır bu hastalıkla mücadele ediyoruz. Bizim için çok zor yıllardı. İngiltere’den turist olarak gelen aile bağış yaptı, onların 10 yaşındaki çocuğu bize can oldu. Oğlum, ‘Ben kardeşim için, sizin için ve bana can olan o tanımadığım çocuk için yaşayacağım’ dedi. Hayata böyle tutundu. Organ bağışı sevindirici sonuçlar getiriyor, kimse karamsar bakmasın. Biz o aileye ömür boyu dua edeceğiz. Ahmet’in yüzündeki gülücük bize bir ömre bedel. Rabbim kimseyi evladıyla sınamasın." "Artık sokakta oynayabileceğim" Ahmet Eren Timurtaş ise üç yıl süren hastalık sürecinde yaşadıklarını ve nakil sonrası hislerini şu sözlerle dile getirdi: "Yaklaşık üç senedir karaciğer yetmezliğiyle mücadele ediyordum. Psikolojik ve fiziksel olarak çok zordu. Defalarca hastanede yattım. Arkadaşlarım dışarıda oynarken ben hastanedeydim. Sürekli oyun oynamak istiyordum ama zamanımın çoğu kontrollerle geçiyordu. Daha önce de kadavra listesine girmiştim, aylar geçti, organ bulunmadı. Antalya’ya geldikten sadece iki gün sonra nakil oldu. Bu kadar çabuk beklemiyordum. Organ çıktığında çok heyecanlandım, mutluluk, şaşırma, üzüntü, hepsini aynı anda yaşadım. Ameliyat sonrası yeniden yürümeye başladığımda bile sevinçten mutlu oldum. Babam taburcu olduktan sonra bana futbol topu aldı. Artık arkadaşlarım gibi sokakta koşup oynayabileceğim. Umarım bundan sonra normal bir hayatım olur."