SAĞLIK
Sınav döneminde kontrolsüz ilaç kullanımı 01 Mayıs 2026 Cuma - 15:00:44 Sınav hazırlık sürecinde dikkat artırma vaadiyle kullanılan ürünler, doğru tedavinin önüne geçebiliyor. Ailelerin bilinçsiz yönlendirmeleri çocukların sağlığını riske atıyor. Türkiye’de milyonlarca öğrencinin geleceğini etkileyen LGS ve YKS sürecinde artan stres ve başarı baskısı, öğrenci ve aileleri "kısa yoldan çözüm" arayışına itiyor. Son dönemde özellikle dikkat ve odaklanmayı artırdığı iddia edilen bazı ilaçların, hekim kontrolü olmadan kullanılması ciddi bir tartışma konusu haline geldi. Çocuk ve Ergen Psikiyatrisi Uzmanı Dr. Cansu Gerçek, kamuoyunda "zihin açıcı" olarak bilinen ürünlere ilişkin önemli bilgiler paylaştı. Dr. Gerçek, bu ürünlerden biri olan sitikolin; beyin hücre zarının yapısında yer alan fosfolipitlerin sentezine katılan, nörolojik süreçlerde rol oynayan bir madde oldğunu belirterek, "Sitikolin, çocuk ve ergen psikiyatrisinde bazı seçilmiş vakalarda destekleyici amaçla kullanılabilir. Ancak hiçbir şekilde temel tedavinin yerine geçmez. Dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğunda birinci basamak tedavi, bilimsel etkinliği kanıtlanmış stimülan ilaçlardır. Sitikolin bu tedavilere alternatif değildir; yalnızca gerekli görüldüğünde ek destek olarak değerlendirilebilir. Kkontrolsüz kullanımın en büyük tehlikesi, çocukların doğru tanı ve tedaviye ulaşmasının gecikmesi ve farklı sağlık sorunlarına yol açabilme riski. Çünkü her dikkat sorunu aynı nedene dayanmayabilir. Her dikkat sorunu DEHB değildir. Bu nedenle hekime danışmadan yapılan her müdahale, asıl sorunun gözden kaçmasına neden olabileceği gibi farklı sağlık sorunlarına da yol açabilir" dedi. Dr. Cansu Gerçek özellikle sosyal medya ve kulaktan dolma bilgilerle yapılan yönlendirmelerin ciddi risk taşıdığını belirterek, "Hekim önerisi olmadan ilaç kullanmayın, arkadaş tavsiyesi ile ilaca başlamayın ve gelişme çağındaki çocukların akademik başarısı için kimyasal destek arayışına girmeyin. Sitikolin gibi maddeler, doğru hastada ve doğru endikasyonla kullanıldığında fayda sağlayabilecek nörobiyolojik ajanlar arasında yer alıyor. Ancak bu durum, onların "herkes için uygun" olduğu anlamına gelmiyor. Gelişigüzel ‘zihin açıcı’ kullanımı doğru değildir. Kalıcı başarı, doğru tanı, uygun tedavi ve sağlıklı yaşam alışkanlıklarıyla mümkündür" dedi.
01 Mayıs 2026 Cuma - 14:22 Milas Veteriner Fakültesi 17 Üniversiteden 250 öğrenciyi ağırladı Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesi Milas Veteriner Fakültesi ev sahipliğinde, IVSA Muğla tarafından düzenlenen VETWISE’26 I. Ulusal Öğrenci Kongresi, MSKÜ Atatürk Kültür Merkezi’nde yapıldı. 28-30 Nisan tarihleri arasında gerçekleştirilen kongre, IVSA Muğla’nın ilk ulusal öğrenci kongresi olma özelliğini taşıdı. Türkiye’nin 17 üniversitesinden gelen veteriner fakültesi öğrencilerini buluşturan kongre; ‘Muğla Gençlik Yılı’ vizyonu ve Dünya Veteriner Hekimler Günü kapsamında önemli bir bilimsel platform oluşturdu. Cerrahi, dahiliye, yaban hayatı, sucul hayvan hastalıkları, arıcılık, klinik uygulamalar ve sektör buluşmalarını kapsayan oturumlar ve workshoplar düzenlendi. Açılışta konuşan MSKÜ Rektörü Prof. Dr. Turhan Kaçar, kongrenin yalnızca bir öğrenci etkinliği değil, gençlerin bilimsel üretim ve mesleki gelişime katılımını gösteren önemli bir organizasyon olduğunu vurguladı. Etkinliğin, öğrencilerin akademi ve sektörle doğrudan temas kurmasına katkı sağladığını belirtti. Milas Veteriner Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Artay Yağcı ise veteriner hekimliğin hayvan sağlığının ötesinde insan sağlığı, çevre, gıda güvenliği ve biyoteknolojiyle doğrudan ilişkili geniş bir alan olduğunu ifade etti. Tek sağlık yaklaşımının önemine dikkat çeken Yağcı, gelecekte salgın hastalıklarla mücadelede ve ekosistemin korunmasında veteriner hekimlerin kritik rol üstleneceğini belirtti. Muğla’nın arıcılık, çam balı, su ürünleri ve hayvancılık açısından güçlü bir potansiyele sahip olduğunu vurgulayan Yağcı, iklim değişikliği ve hastalıklar gibi sorunlara bilimsel çözümler üretilmesi gerektiğini söyledi. Kongrenin, teorik bilginin ötesinde tartışma ortamı sunacağını ifade etti. IVSA Muğla Koordinatörü Dr. Öğretim Üyesi Neslihan Sürsal Şimşek de kongrenin Dünya Veteriner Hekimler Günü ile aynı dönemde düzenlenmesinin anlamına dikkat çekti. Veteriner hekimliğin zoonozlardan gıda güvenliğine kadar geniş bir sorumluluk alanına sahip olduğunu belirterek, mesleğin Tek Sağlık yaklaşımındaki temel rolünü vurguladı. Farklı üniversitelerden öğrencilerin bir araya gelmesinin mesleki dayanışma açısından önemli olduğunu ifade eden Şimşek, kongrenin bilim, iş birliği ve gençlik enerjisini buluşturan bir platform olduğunu söyledi. Organizasyona katkı sağlayan tüm paydaşlara teşekkür etti. Üç gün süren kongreye, akademisyenler ve sektör temsilcilerinin yanı sıra Muğla İl Milli Eğitim Müdürü Emre Çay, Muğla İl Tarım Orman Müdür Yardımcısı Dr. Songül Topal, Muğla Valiliği Proje Koordinatörü Dr. Ahmet Esen, Muğla Ticaret Borsası Yönetim Kurulu Başkanı Hurşit Öztürk, Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesi Sağlık Kültür Spor Daire Başkanı Şamil Türkay Aktürk katıldılar. Kongre boyunca gerçekleşen oturumlar ve uygulamalı workshoplar ile öğrencilerin bilimsel vizyonunun güçlendirmesi ve mesleki farkındalıklarının artması hedeflendi.
01 Mayıs 2026 Cuma - 14:10 19 yıl ömür biçilen 39 yaşındaki Müge 11 gündür süren yaşam mücadelesini kaybetti Bursa’da doğumundan itibaren nadir görülen Rubistein-Taybi Sendromu ile mücadele eden 39 yaşındaki Müge Demirci, Bursa Kestel Devlet Hastanesi’nde 11 gündür süren yaşam mücadelesini kaybetti. Doktorların en fazla 19 yıl ömür biçtiği evladını azmi ve sevgisiyle 39 yıl hayatta tutmayı başaran annesi organ bağışına onay vererek, üç hastanın hayata tutunmasına vesile oldu. Kestel’de bulunan özel bir rehabilitasyon merkezinde tedavi gören Müge Demirci, 17 Nisan’da kalp durması teşhisi ile Kestel Devlet Hastanesi’ne kaldırıldı. Yoğun bakımda 11 gün süren yaşam mücadelesinin ardından 28 Nisan’da Demirci’nin beyin ölümü gerçekleşti. Hastane organ nakli koordinatörlerinin görüştüğü aile, organ bağışına onay verdi. 30 Nisan’da gerçekleştirilen operasyonla Demirci’nin karaciğeri ve iki böbreği, nakil bekleyen hastalara ulaştırılmak üzere alındı. Kızı Müge Demirci’ye henüz 16 günlükken Rubestein-Taybi Sendromu teşhisi konulduğunu anlatan anne Sema Öztekin, yıllar boyunca hastalıkla mücadele ettiklerini vurguladı. Müge’nin en son Kestel’de özel bir rehabilitasyon merkezinde tedavi gördüğünü ifade eden Öztekin, "Orada da ses getirdi. ’Nasıl yetiştirdiniz?’ dediler ve özel görevler üstlendi, saf sevgiyi yaydı. Sonra 13 gün önce kalbi durmuş kurumda ve bu hastaneye getirilmiş. Kalbi iki kez burada da durmuş. Ben Yalova’dan acil geldim. Dün akşam tekrar çağırıldım. Beyin ölümünün gerçekleştiğini ve artık geri dönüşün olmadığını söylediler. Ertesi gün Ayşegül Hanım, Büşra Hanımlarla ağlayarak konuşmalar yaptık. Organ bağışını ağlayarak kabul ettim. O annesinin inci çiçeğiydi. Giderken bile üç cana can oldu" şeklinde konuştu. "İyi ki onun annesi oldum" Doktorların hastalığı nedeniyle kızına en fazla 19 yıl ömür biçtiğini belirten Öztekin, "Bize dediler ki ’En fazla 19 yaşına kadar yaşar’. Onunla anne-kız sevgi seli olduk. Oğlum da bize dahil oldu. Özel bakımla gecemizi gündüzümüze kattık. Sevgiyle 39 yaşına kadar baktım. İyi ki öyle bir evladın annesi olarak bunları tatmışım. İyi ki o beni anne olarak seçmiş. Onun annesi olmaktan gurur duyuyorum" diye konuştu. Operasyon hakkında bilgi veren Anestezi ve Reanimasyon Uzmanı Dr. Ayşegül Aydemir ise, aileye beyin ölümünün tıbbi gerçeklerini titizlikle anlattıklarını belirtti. Aydemir, "Beyin ölümünün geri dönüşsüz bir durum olduğunu, bitkisel hayattan farklı olduğunu, tıbbi olarak ölü olduğunu hasta yakınlarına bildirdik. Hasta yakınlarıyla bu süreçte uzun konuşmalar yaptık. Onlara durumu, gerekliliğini, organ naklinin önemini anlattık. Aile için zor bir karardı ama hasta yaşadığı süre boyunca zorluklar yaşamış, bu zorluklardan insanlara faydası olabilmiş bir insandı. Onlar da hayattaki misyonunun bir parçası olarak ölürken de insanlara faydalı olabileceği kanaatine vardı ve organ naklini kabul ettiler. Hastanemiz, Organ Nakli Bölge Koordinasyon Merkezi, İl Sağlık Müdürlüğü, üniversite, tüm ekip bir arada çalıştık. Hastamızdan karaciğer ve iki böbrek alındı. Organların üç insana umut olmasını umuyoruz" dedi.
Türkiye yoğun bakım yatırımlarında liderliğe oynuyor
01 Eylül 2025 Pazartesi - 12:45 Türkiye yoğun bakım yatırımlarında liderliğe oynuyor Tekirdağ Şehir Hastanesi’nde düzenlenen Yoğun Bakım Hemşireliği Sertifikalı Eğitim Programı ile hemşireler eğitim alırken, Türkiye’nin yoğun bakım yatak sayısında dünya ülkelerinin önüne geçtiği vurgulandı. Bugüne kadar 91 hemşirenin sertifika aldığı programda bu yıl 10 hemşire eğitim sürecine dahil oldu. Programın hem güncel bilgi hem de pratik beceri kazandırarak ülke genelinde nitelikli sağlık hizmetine katkı sunacağı ifade edildi. "Türkiye yoğun bakım yatak sayısında Avrupa ülkelerini geçti" Tekirdağ İl Sağlık Müdürü Uzm. Dr. Çağatay Onar konuşmasında, "2008 yılında yönergesi yayınlanan hizmetlerde, hizmete sunulması ve hizmet standartlarını arttırması adımı üzerine bizde bu işin hakkını vermemiz lazım. Yeni yetiştirdiğimiz arkadaşlarımız, klinik rehberlerimiz ve eğitimcilerimiz sayesinde bilgilerine bilgi katıyorlar. Teorik eğitimlerini aldıkları, işin pratiğini de kavramaları ve uygulamaları sağlanıyor. Övünerek söylememiz gerekir ki son 20 yılda yapılan yatırımlar sayesinde ülkemiz 100 bin kişiye düşen yoğun bakım yatak sayısında dünyada ilk sıralarda gelen ülkelerden. Örnek vermek gerekirse sistemi ile çok övünen Amerika Birleşik Devletleri’nde 100 bin kişiye 36 yatak düşüyor. İspanya’da 7, İngiltere’de 4, Çin’de bu sayı 0.5, Meksika’da 4, İsviçre’de 10’un altında. 2017 verisi bu arada. Türkiye’de ise sonrasında şehir hastanelerinin açılması ile bu sayı çok daha ön plana çıktı ama Türkiye’de 100 bin kişiye düşen yatak sayısı 47, bu 2017 verisi. Şimdi bu sayının 60’a yaklaştığı düşünülüyor. Bunları da gözlemliyoruz ve iftihar ediyoruz. Ben emeği geçen tüm hocalarımıza, eğitim birimimize, devlet büyüklerimize ve başhekimimize teşekkür ediyorum" dedi. "Yoğun bakım en kritik hizmet alanıdır" İsmail Fehmi Cumalıoğlu Şehir Hastanesi Başhekimi Prof. Dr. Erhan Tabakoğlu ise, "Yoğun bakım hizmetleri esasen sağlık hizmetleri içerisinde belki de işi en yüksek tabakası olarak düşünebilirsiniz. En önemli, en yoğun ve yaşamla ölümün çarpıştığı bir alanda verilen bir sağlık hizmetidir. Burada bilgi önemli, bilenle bilmeyen bir olur mu? İyi bilmek, yaptığımız işin farkında olarak hayatlara hayat kazandırıyoruz. Bir hayatı kurtaranda bütün insanlığı kurtarmış gibi oluyor. O yüzden yaptığınız işin çok değerli olduğunu, yoğun bakımı seven, burada çalışan, burada emek veren arkadaşlarım bilgilerini sürekli güncelleyerek arttırmasının kıymetli olduğunu biliyorum ve bu kursa katılan, bu kursa eğitimci olarak katılan tüm arkadaşlarıma teşekkür ediyorum" ifadelerini kullandı.
Bitlis’te tıp fakültesi sevinci yaşanıyor
01 Eylül 2025 Pazartesi - 11:41 Bitlis’te tıp fakültesi sevinci yaşanıyor Bitlis’te, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın imzasıyla Bitlis Eren Üniversitesi (BEÜ) bünyesinde kurulma kararı alınan tıp fakültesinin sevinci yaşanıyor. Bitlis Eren Üniversitesi bünyesinde tıp fakültesinin kurulması Yükseköğretim Kurulu (YÖK) tarafından onaylandı. Kararın açıklanmasıyla birlikte kentte büyük bir sevinç ve gurur yaşandı. BEÜ Rektörü Prof. Dr. Necmettin Elmastaş, fakültenin açılmasının hem eğitim hem de sağlık alanında önemli bir adım olacağını vurguladı. Yeni fakülte ile birlikte Bitlis’te sağlık hizmetlerinin kalitesinin artması, gençlerin başka illere gitmeden tıp eğitimi alabilmesi ve şehre bilimsel katkının sağlanması bekleniyor. Konuyla ilgili açıklama yapan Bitlis Eren Üniversitesi Rektörü, "Bu fakülte sadece Bitlis için değil, tüm bölge için büyük bir kazanımdır. Hem gençlerimize eğitim imkânı sunacak hem de sağlık alanında güçlü bir altyapı oluşturacaktır. Emeği geçen herkese teşekkür ediyoruz" dedi. 27 Ağustos tarihinde Resmi Gazetede çıkan karara göre tıp fakültesinin kurulduğunu ifade eden Rektör Elmastaş, "Sayın Cumhurbaşkanımız geçen yıl Malazgirt etkinliklerinde tıp fakültesinin kurulma talimatını verdi ve bizlerde çalışmalarımızı hızlandırarak hazır hele getirdik. Kısa bir süre önce fakültemiz kurulmuş oldu. Bu fakültenin kurulmasında Cumhurbaşkanımız da imza atarak şehrimize ve üniversitemize kazandırması çok önemli. Onun için ben Sayın Cumhurbaşkanımıza şükranlarımı arz etmek istiyorum. Yine YÖK Başkanımız, YÖK kurul üyelerimiz Ak Parti Bitlis Milletvekilimiz Turan Bedirhanoğlu yine Cumhurbaşkanımızın Baş Danışmanı Vedat Demiröz ve emeği geçenlerin hepsine teşekkür etmek istiyorum. Çünkü önemli bir projeydi. Aslan biz üç yıl önce başvurumuzu yapmıştık ve kurulmasını istemiştik. Mutlaka Bitlis’te hep bir Tıp Fakültesinin olmasını düşündük. Nihayetinde 27 Ağustos itibari ile bu fakültemiz kurulmuş oldu. Biz şu anda çalışmalara başladık. İnşallah iki yıl içinde hem morfoloji binası hem de hastane binası bitecek. Burayı hem fakülte anlamında hem de hastane anlamında aktif hale getirmiş olacağız. Bu anlamda üniversitemizin her döneminde yanımızda olan Bitlisli Eren ailesine teşekkür etmek gerekiyor. Çünkü bizim hali hazırda hastanemizi onlar inşa ediyor. Bitlis’te önemli bir ihtiyaçtı. Özellikle sağlık hizmeti anlamında ve özellikle ilde cevap verilemeyen bazı hastalıklar anlamında hastalarımız Van, Diyarbakır, Ankara ve İstanbul gibi başka illere gitmek durumundaydı. Dolayısıyla bu anlamda araştırma hastanemiz ve Tıp Fakültemiz çok önemli bir boşluğu dolduracak" diye konuştu.
Okul alışverişinde çocuk sağlığına dikkat
01 Eylül 2025 Pazartesi - 11:23 Okul alışverişinde çocuk sağlığına dikkat Okulların açılmasına günler kala öğrenciler kadar veliler de hazırlık telaşı yaşıyor. Ancak uzmanlar, okul alışverişinde estetikten çok çocuk sağlığının ön planda tutulması gerektiğine dikkat çekiyor. Bilinçsiz yapılan alışverişlerin alerji, duruş bozukluğu, solunum problemleri ve kaza riskini artırabileceği uyarısı yapılıyor. Memorial Bodrum Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Bölümü’nden Uz. Dr. İncilay Üstündağ, velilere önemli tavsiyelerde bulundu. Okul kıyafeti alerji nedeni olmasın Üstündağ, okul kıyafetlerinde sentetik yerine nefes alan pamuklu kumaşların tercih edilmesi gerektiğini söyledi. Kullanılan boyaların toksik madde içermemesine dikkat edilmesi gerektiğini vurgulayan Üstündağ, "Çok bol ya da uzun kıyafetler çocukların düşme ve yaralanma riskini artırır. Ayakkabı seçiminde bağcıklı yerine cırt cırtlı ve kaymaz tabanlı modeller tercih edilmelidir" dedi. Okul çantasını boy ve kiloya göre seçin Okul çantasının çocukların sağlığını doğrudan etkilediğini belirten Üstündağ, "Yanlış çanta kullanımı omurga eğrilikleri, sırt ve bel ağrılarına yol açabilir. Çantanın çocuğun boy ve kilosuna uygun, hafif ve ergonomik olması, omuz askılarının geniş ve ayarlanabilir olması gerekir. Çantadaki ağırlık, çocuğun vücut ağırlığının yüzde 10-15’ini geçmemelidir" diye konuştu. Çantanın iki omuzla taşınması gerektiğine değinen Üstündağ, "Ağırlık eşit dağılmalı, gereksiz eşyalar çantada tutulmamalıdır. Ağır kitaplar sırta yakın bölmede yer almalıdır" ifadelerini kullandı. Silgi ve kalem kapaklarına dikkat Kırtasiye ürünlerinin seçiminde de dikkatli olunması gerektiğini hatırlatan Üstündağ, "Renkli, kokulu ürünler cazip gelse de alerji ve zehirlenmeye yol açabilir. Kokulu silgiler solunum yollarında sorunlara neden olabilir. Küçük silgiler ve kalem kapakları ise boğulma riski taşır. TSE veya CE belgeli ürünler tercih edilmelidir" dedi. Üstündağ, güvenli alışveriş için su bazlı boyalar, kokusuz silgiler, sertifikalı kalemler ve küçük parça içermeyen ürünlerin seçilmesi gerektiğini belirtti. Çocuklara malzemeleri ağızlarına almamaları gerektiğinin de mutlaka öğretilmesi gerektiğini sözlerine ekledi.
Mikroplastiklerin kadın sağlığına olumsuz etkileri saymakla bitmiyor
01 Eylül 2025 Pazartesi - 11:11 Mikroplastiklerin kadın sağlığına olumsuz etkileri saymakla bitmiyor Günlük hayatın vazgeçilmez parçası haline gelen plastikler, kadın sağlığını tehdit ediyor. Araştırmalarda rahim dokusunda ve plasentaların yüzde 60’ında mikroplastik izlerine rastlandığını belirten Prof. Dr. Onur Erol, "Her gün farkında olmadan mikroplastikleri yutuyor, soluyor ya da cildimizden emiyoruz" dedi. Hayatımızın hemen her alanına sızan plastikler, artık yalnızca çevre kirliliğinin değil sağlığın da sessiz düşmanı oldu. Bilimsel araştırmalara göre ortalama bir yetişkin yılda yaklaşık 50 bin mikroplastik parçacığı yutuyor. "Mikroplastik" adı verilen 5 milimetreden küçük parçacıkların kadın sağlığını beklenenden çok daha fazla etkilediği ortaya konuldu. Üstelik bu parçacıklar yalnızca cilt ya da akciğerlerle sınırlı kalmayıp üreme organlarına kadar ulaşabiliyor. Yapılan çalışmalarda rahim içi dokuda ve plasentaların yüzde 60’ında mikroplastik izlerine rastlanması, anne karnındaki bebeklerin bile bu kirlilikten etkilenebileceğini gösterdi. "Farkında olmadan vücudumuza alıyoruz" Memorial Antalya Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Bölümü’nden Prof. Dr. Onur Erol, mikroplastiklerin kadın sağlığı üzerindeki etkilerini anlattı. Prof. Dr. Erol, "Her gün, farkında olmadan mikroplastikleri yutmakta, solumakta veya ciltten emilmesiyle vücudumuza almaktayız" diyerek plastik şişeler, damacana sular ve plastik paketlerde saklanan yiyeceklerde bu parçacıklara rastlandığını aktardı. Hatta beş dakika boyunca plastik bardakta bekleyen sıcak içeceklerde milyonlarca mikroplastik taneciği bulunduğunu belirten Erol, kozmetik ürünlerinde kullanılan parlatıcılar, peeling jelleri ve rujlarda da mikroplastiklerin görülebildiğini söyledi. Ayrıca trafik, sanayi atıkları ve sentetik kumaşlardan çıkan liflerin solunan havaya karıştığını vurguladı. Kadın sağlığı üzerindeki riskler Mikroplastiklerin hormon sistemine müdahale eden "endokrin bozucu" maddeler taşıdığını ifade eden Prof. Dr. Erol, bunun adet düzensizlikleri, yumurtalık rezervinde azalma ve Polikistik Over Sendromu riskinde artış gibi sonuçlara yol açabileceğini dile getirdi. Hamilelik döneminin ise bu açıdan çok daha hassas olduğunu söyleyen Erol, plasentada biriken parçacıkların bebeğe besin ve oksijen geçişini bozabileceğini, iltihaplanmalara yol açarak erken doğum riskini artırabileceğini ve organ gelişiminde geriliğe sebep olabileceğini aktardı. Korunma yolları BPA ve ftalatlar gibi maddelerin östrojen benzeri etki göstererek vücudu yanılttığını kaydeden Erol, bunun adet sancılarının şiddetlenmesi, yumurtlama problemleri ve tüp bebek tedavilerinde başarı oranının düşmesi gibi olumsuzluklara neden olabileceğini belirtti. Prof. Dr. Onur Erol, mikroplastiklerden korunmak için cam sürahilerde su saklanmasını, filtreli içme suyu tüketilmesini, plastik poşetler yerine bez çanta tercih edilmesini, plastik mutfak gereçlerinin ahşap veya metal alternatiflerle değiştirilmesini ve tek kullanımlık plastiklerin tamamen hayatımızdan çıkarılmasını önerdi.
’Çocuklarda tablet kullanımına sınır konulmalı’
01 Eylül 2025 Pazartesi - 10:39 ’Çocuklarda tablet kullanımına sınır konulmalı’ Zorunlu durumlar dışında belli kurallar çerçevesinde çocukların teknolojik cihazları kullanmasına izin verilebileceğine değinen Çocuk Nörolojisi Uzmanı Prof. Dr. Ömer Faruk Aydın, "Özellikle okul öncesi dönemde anne-baba etkileşimine açık ve doğru programlarla teknolojik aletlerin çocuklar üzerinde olumlu etkileri olabilir. Uygun kullanım kuralları ve sınırlamalar çerçevesinde bu araçların faydalı olabileceği unutulmamalıdır" dedi. Liv Hospital Samsun Çocuk Nörolojisi Uzmanı Prof. Dr. Ömer Faruk Aydın, çocuklarda teknolojik cihaz kullanımı hakkında bilgilendirmelerde bulundu. Prof. Dr. Ömer Faruk Aydın, zorunlu durumlar dışında belli kurallar çerçevesinde ve belirli sürelerle çocukların teknolojik cihazları kullanmasına izin verilmesinin uygun olabileceğini belirtti. "Okul öncesinde günlük kullanım süresi 1 saati geçmemeli" 2 yaşından küçük çocukların teknolojik aletlerin kullanmalarının önerilmediğini vurgulayan Prof. Dr. Aydın, "Çünkü dil, zihinsel, hareket ve sosyal-duygusal becerilerin gelişimi için anne-baba ve diğer yetişkinlerle sosyal etkileşim gereklidir. Okul öncesi dönemde günlük kullanım süresi 1 saati geçmemelidir. İlk ve ortaokul döneminde ise hafta içi okul günlerinde 1 saat, tatil günlerinde ise 2 saati aşmamalıdır" diye konuştu. "Uykudan önce kullanılmamalı" Uykudan önceki 1 saatlik zaman diliminde dijital elektronik aletlerin kullanımının önerilmediğini belirten Prof. Dr. Aydın, "Ayrıca kullanılacak sürenin bölünerek birkaç seferde kullanılması uygun olabilir. Ancak eğitim amaçlı kullanımlar, görüntülü görüşmeler veya konuşmalar bunun dışında tutulabilir" bilgilerini verdi. "Uygun sınırlar konulmalı" Günümüzde çocuklar ve ergenler arasında dijital elektronik aletlerin yaygın kullanılmasının, bu araçların eğlence aracı haline gelmesine ve özel dillerin oluşmasına yol açtığını söyleyen Prof. Dr. Aydın, "Ayrıca, sosyal iletişimde bu aletler önemli bir rol oynamakta ve teknolojiyle olan bağlantılarını sağlamaktadır. Özellikle okul öncesi dönemde anne-baba etkileşimine açık ve doğru programlarla teknolojik aletlerin çocuklar üzerinde olumlu etkileri olabilir. Uygun kullanım kuralları ve sınırlamalar çerçevesinde bu araçların faydalı olabileceği unutulmamalıdır" şeklinde konuştu.
Okul çantaları için uzmandan uyarı: "5 kiloyu geçmemeli"
01 Eylül 2025 Pazartesi - 09:11 Okul çantaları için uzmandan uyarı: "5 kiloyu geçmemeli" Doç. Dr. Özcan Kaya, okul çantalarının omurga sağlığı üzerindeki etkilerine dikkat çekerek, yanlış taşınan ve ağır yüklenmiş çantaların çocuklarda sırt ağrısı, duruş bozukluğu ve düztabanlık riskini artırabileceğini söyledi. Okulların başlamasını sayılı gün kala Biruni Üniversitesi Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Doç. Dr. Özcan Kaya, ağır okul çantalarıyla ilgili uyarılarda bulundu. Okul çantalarının sırt sağlığı açısından kritik olduğunu vurgulayan Doç. Dr. Kaya, "Çantaların tek omuzda taşınması kesinlikle doğru değildir. Omurga sağlığı açısından oturma alışkanlıkları, sıra ve masa yüksekliği, çantaların ağırlığı oldukça önemlidir" diye konuştu. "Çanta 4-5 kiloyu geçmemeli" Çocukların yaşlarına göre taşıyabilecekleri çanta ağırlığının değiştiğini belirten Doç. Dr. Kaya, "12 yaşından küçük çocuklar en fazla 4 kilogram, 12-15 yaş arası çocuklar ise en fazla 5 kilogramlık çanta taşımalıdır. Ayrıca çantaların uzun süre omuzda kalmaması gerekir" ifadelerini kullandı. "Ayak sağlığını da etkiliyor" Ağır okul çantalarının yalnızca sırtı değil duruşu ve ayak sağlığını da olumsuz etkilediğini dile getiren Kaya, "Çocukluk çağında uzun süre ağır yük taşınması, duruş bozuklukları ve düztabanlık gibi problemlere yol açabilir. Bu nedenle aileler çocuklarını bu konuda yakından takip etmelidir" dedi. "Dik oturuş ve egzersiz çok önemli" Çocukların sıralarda doğru oturmasının omurga sağlığı açısından büyük önem taşıdığını vurgulayan Kaya, "Çocuklar derste arkalarına yaslanarak dik oturmalı, teneffüslerde sıralarından kalkıp hareket etmelidir. Küçük sırt egzersizleri hem derslerde hem de evde yapılmalıdır" değerlendirmesinde bulundu. Beden eğitimi derslerinin de çocukların omurga sağlığına katkı sağladığını kaydeden Kaya, "Haftada iki saatlik beden eğitimi dersi bile çocukların sırt kaslarını güçlendirir. Ancak bu egzersizlerin evde de devam etmesi gerekir" ifadelerini kullandı.
Sağlık-Sen heyeti Silopi Devlet Hastanesi Müdürü ile bir araya geldi
31 Ağustos 2025 Pazar - 14:35 Sağlık-Sen heyeti Silopi Devlet Hastanesi Müdürü ile bir araya geldi Sağlık-Sen Silopi İlçe Devlet Hastanesi iş yeri yönetimi ve sendika üyelerinden oluşan heyet, Silopi Devlet Hastanesi İdari ve Mali İşler Müdürlüğüne atanan Fırat Karahan’ı makamında ziyaret etti. Sağlık-Sen Silopi Devlet Hastanesi iş yeri yönetimi ve sendika üyelerinden oluşan heyet, Silopi Devlet Hastanesi İdari ve Mali İşler Müdürlüğüne atanan Fırat Karahan ile makamında bir araya gelerek idari çalışanlar ile hastanenin fiziki açıdan değerlendirmelerde bulundu. Ziyarette üstlendiği yeni görev vesilesi ile Karahan’a hayırlı olsun temennisinde bulunan heyet, hastanenin idari çalışanların da beklentileri üzerinde genel istişarelerde bulunuldu. Ziyarette kurum çalışanların beklenti ve sendikal çalışmalarla ilgili bilgilendirme yapılırken aynı zamanda vatandaşa sunulan sağlık hizmetin idari açıdan ulaşılabilirliği ile ilgili de değerlendirmelerde bulunuldu. Sağlık-Sen heyeti adına Silopi Devlet Hastanesi işyeri temsilcisi Serhat Uyğur, "Değerli müdürümüzün üstlenmiş olduğu yöneticilik görevinde yapacağı her hayırlı işlerde başarılar dilerim. Sağlık çalışanlarının özveri ile yaptığı hizmet çok değerli. Çalışanların da beklentilerine cevap verebilecek yöneticilerin görevde bulunması bizleri ziyadesi ile mutlu ediyor. Müdürümüz ve yönetimine başarılar diliyoruz’’ dedi. Hastane Müdürü Fırat Karahan ise heyete yaptıkları ziyaretlerinden ötürü teşekkür ederek sivil toplum örgütleri ile istişare kültürüne önem vereceklerini ifade etti.
İl Müdürü Bildirici’den sağlık çalışanlarının geçirdiği 2 trafik kazasıyla ilgili taziye mesajı
31 Ağustos 2025 Pazar - 14:14 İl Müdürü Bildirici’den sağlık çalışanlarının geçirdiği 2 trafik kazasıyla ilgili taziye mesajı Eskişehir İl Sağlık Müdürü Doç. Dr. Yaşar Bildirici, Diyarbakır ve Kahramanmaraş’ta sağlık çalışanlarının geçirdiği 2 ayrı trafik kazasıyla ilgili bir taziye mesajı yayımladı. Diyarbakır’da kadınları taşıyan minibüsün kontrolden çıkarak devrilmesi sonucunda 2 kadın sağlık çalışanı hayatını kaybetmiş, 15 kişi yaralanmıştı. Kahramanmaraş’ta ise, otomobille çarpışan motosikletin sürücüsü olan hastane güvenlik görevlisi Sait Tolu ve arkasında oturan yolcu yaralanmış, hastaneye kaldırılan Tolu tüm müdahalelere rağmen kurtarılamamıştı. Eskişehir İl Sağlık Müdürü Doç. Dr. Yaşar Bildirici, sağlık çalışanlarının geçirdiği bu trafik kazalarıyla ilgili bir taziye mesajı yayımladı. İl Müdürü Bildirici’nin mesajında, "Sağlık camiamız 2 ayrı elim kazanın acısını yaşamaktadır. Diyarbakır-Eğil karayolunda meydana gelen trafik kazasında hayatını kaybeden sağlık çalışanlarımıza Allah’tan rahmet, yaralı meslektaşlarımıza geçmiş olsun dileklerimizi iletiyoruz. Kahramanmaraş Necip Fazıl Şehir Hastanesi’nde görev yapan Sait Tolu’nun da sabah mesaisi sonrası evine giderken geçirdiği kaza sonucu hayatını kaybettiğini derin bir üzüntüyle öğrenmiş bulunuyoruz. Merhuma Allah’tan rahmet; ailesine, yakınlarına ve sağlık camiamıza başsağlığı diliyoruz" ifadeleri yer aldı.
Uzmanı uyardı: "Meme kanseri tedavisinde dişler tehlike altında, tamoksifen kullanan her 10 hastadan 1’i tüm dişlerini kaybediyor"
31 Ağustos 2025 Pazar - 11:29 Uzmanı uyardı: "Meme kanseri tedavisinde dişler tehlike altında, tamoksifen kullanan her 10 hastadan 1’i tüm dişlerini kaybediyor" Uzman Diş Hekimi ve Ağız Diş Çene Cerrahı Prof. Dr. Birkan Taha Özkan, "Bilim dünyasını sarsan yeni bir araştırma, meme kanseri tedavisinde yaygın olarak kullanılan bir ilacın beklenmedik bir yan etkisini ortaya çıkardı. 140 hasta üzerinde yapılan klinik çalışma, ‘tamoksifen sitrat’ etken maddeli ilacı uzun süre kullanan hastalarda diş kaybı riskinin 2.75 kat arttığını tespit etti" dedi. Özkan, yaptığı açıklamada, meme kanseri tedavisinde kullanılan ilaçların yapılan bilimsel deneylerde dişleri çok büyük zarar verdiğinin ortaya çıktığını söyledi. Özkan, meme kanseri tedavisinde yaygın olarak kullanılan bir ilacın beklenmedik bir yan etkisini ortaya çıkardı. 140 hasta üzerinde yapılan klinik çalışma, ‘tamoksifen sitrat’ etken maddeli ilacı uzun süre kullanan hastalarda diş kaybı riskinin 2.75 kat arttığını tespit etti. Daha da çarpıcı olanı, hastaların %10,7’sinin tedavi sürecinde tüm dişlerini kaybettiği belirlendi" diye konuştu. Özkan, şöyle devam etti: "Meme kanseri tedavisinde kullanılan "tamoksifen" ilacının diş kaybı ve çene kemik ölümü gibi yıkıcı etkilerini bu kadar net görüyoruz. Araştırmanın en ürkütücü sonuçlarından biri de, meme kanserinin yüzde 6-10 oranında çene kemiğine metastaz yapabilmesi. Uzmanlar, bu durumun özellikle ileri evre hastalarda çene kırıklarına ve ciddi ağız sağlığı sorunlarına yol açabileceği konusunda uyarıyor. Tamoksifen, meme kanseri tedavisinde kullanılan ve östrojen hormonunun etkisini değiştiren güçlü bir ilaçtır. Östrojen, kadınlarda kemik sağlığını koruyan önemli bir hormondur; kemiklerin dayanıklılığını sağlar, kemik yıkımını önler ve kemik yapımını destekler. Tamoksifen ise bu hormonun etkisini hem engelleyebilir hem de bazı durumlarda taklit edebilir. Ancak, özellikle menopoz sonrası dönemde tamoksifen, östrojen dengesini değiştirerek çene kemiğinde zayıflamaya yol açabilir. Çene kemiği, dişlerin sağlam bir şekilde tutunması için hayati öneme sahiptir. Tamoksifen kullanımı sırasında kemik yapımının yavaşlaması ve kemik yıkımının artması sonucunda çene kemiği incelir, güçsüzleşir. Bu da dişlerin destek kaybına, diş eti çekilmesine ve sonunda dişlerin sallanarak düşmesine sebep olabilir. Ayrıca, tamoksifenin sık görülen yan etkilerinden biri olan ağız kuruluğu, ağız içindeki doğal temizleyici ve koruyucu mekanizmaların zayıflamasına neden olur. Bu durum, diş ve diş eti hastalıklarının daha kolay gelişmesine ve ilerlemesine zemin hazırlar." "Tomoksifen kullananlar diş kaybına çözüm olarak implant yaptırabilir mi?" Özkan, "Uzun süre tamoksifen kullanan hastalarda, bu etkiler birleştiğinde diş kaybı riski önemli ölçüde artar. Çene kemiğinin zayıflaması ayrıca implant gibi ileri tedavi seçeneklerini zorlaştırır ve iyileşme süreçlerini geciktirir. Bu nedenle, tamoksifen tedavisi gören hastaların sadece kanser takibi değil, ağız ve çene sağlığı kontrollerini de aksatmadan sürdürmeleri gerekir. Yapılan çalışmaya göre, bir yıldan uzun süre ilaç kullanan hastalarda ortalama diş kaybı sayısı 14’e yaklaşıyor. En dikkat çekici sonuçlardan biri ise, tamoksifeni uzun süre kullanan kadınların yaklaşık üçte birinde 12’den fazla dişin eksik olması. Ayrıca 65 yaş üzeri hastalarda bu risk daha da katlanıyor" dedi. Diş hekimine gitmeyi ihmal etmeyin Özkan, tamoksifen kullanan hastalarda aşağıdaki durumlara özellikle dikkat edilmesi gerektiğini belirterek şöyle devam etti: " 1 yıldan uzun süredir tamoksifen kullananlara 6 ayda bir ağız ve çene muayenesi öneriliyor. Ağız kuruluğu yaşayan hastalarda diş kaybı oranı yüzde 67’ye kadar çıkabiliyor. Tat değişikliği, diş eti kanaması veya çene hassasiyeti olan hastalar derhal diş hekimine başvurmalı. 65 yaş üzeri veya düzenli diş kontrolü yaptırmayan bireylerde risk daha yüksek. Diş sağlığı sadece estetik bir mesele değil. Bu tür hastalarda hayati sonuçları olabilecek sistemik bir göstergedir. Ağız sağlığının da onkolojik takibin bir parçası olması gerekiyor. Ayrıca Tamoksifen kullanan meme kanseri hastalarının, tedaviye başlamadan önce ağız diş ve çene cerrahisi uzmanına konsültasyonu yapılması gerekiyor. Meme kanseriyle savaşan ya da bu savaşı kazanan kadınların yaşam kalitesini koruyabilmesi için, yalnızca tümöre odaklanmak yetmez. Ağız sağlığı da en az tedavi kadar önemlidir." Meme kanserini atlatmanın bir zafer olduğunu ifade eden Özkan, "Ancak bu zaferin bedelini yıllar sonra, birer birer kaybedilen dişlerle ya da sessizce ilerleyen çene kemiği sorunlarıyla ödememek gerekir. Bu genel sağlık zaferinin elde etmeye çalışırken ağız diş ve çene kemik sağlığının korunarak çifte zafer elde edilmesi gerekir. Hastalarımızın hayat kalitesini korumak, sadece kanserle savaşmakla olmaz. Ağız sağlığını da onkolojik tedavi kadar ciddiye almak zorundayız" diye konuştu.