Son Dakika
|
Bursa’da avukat cinayeti: 7 şüpheli gözaltında
Bursa’da 25 yaşındaki avukata silahlı saldırı düzenleyen şüpheli yakalandı
İzmir'de freni boşalan tır 10 araca çarptı
İstanbul'da sokak çetelerine yönelik operasyon
Trump: "İran işleri yoluna koyamıyor, akıllanmaları gerek"
Bartın’da halk otobüsü otomobilin üzerine devrildi: 44 yaralı
Şemdinli’de dereye düşen çocuğun cansız bedeni bulundu
Devler Ligi’nde 9 gollü maçın kazananı PSG
Edirne-İstanbul arası 1,5 saate düşüyor, ilk test sürüşü başarılı geçti
Tefecilere şafak operasyonu: Evden servet çıktı
Abone
Gündem
Politika
Ekonomi
Dünya
Asayiş
Spor
Video
Yerel
Belgesel
Daha
Fotogaleri
Aktüel
Sağlık
Çevre
Magazin
Kültür Sanat
Eğitim
Teknoloji
Hava Durumu
Tüm Haberler
Tüm Manşetler
RSS
Abone
Gündem
Politika
Ekonomi
Dünya
Asayiş
Spor
Video
Yerel
Belgesel
Daha
Fotogaleri
Aktüel
Sağlık
Çevre
Magazin
Kültür Sanat
Eğitim
Teknoloji
Hava Durumu
Tüm Haberler
Tüm Manşetler
RSS
Whatsapp
İHA Kurumsal
EN
Taiwan’s Epic Spiritual Journey with the Sea Goddess Mazu
Bayraklı Belediyesi’nde memurların hak arayışı sürüyor
Siirt’te heyelan: Minibüs mahsur kaldı
Mabel Matiz’e 3 yıla kadar hapis talebi
Trendyol Süper Lig’de 32. hafta heyecanı
Karayazı’da gölet taştı, yol ulaşıma kapatıldı
İngiltere Kralı III. Charles 11 Eylül Anıtı’nı ziyaret etti, kurban yakınlarıyla bir araya geldi
ABD ordusu: "Abluka kapsamında 42 gemi geri döndürüldü, İran 6 milyar doları aşkın gelirden mahrum kaldı"
SAĞLIK
Hasta, doktoruna böbreğini verdi
30 Nisan 2026 Perşembe - 14:44:35
Kilis’te aile sağlığı merkezinde hekim olarak görev yapan ve böbrek yetmezliği yaşayan doktor Turgay Happani, yıllardı muayene ettiği hastasının bağışladığı böbrekle hayata tutunarak sağlığına kavuştu. Kilis’te aile sağlığı merkezinde hekim olarak görev yapan, daha önceleri ise Çorum ve Kilis İl Sağlık Müdürlüğü görevlerini de yürüten Turgay Happani (56), yıllardır proteinüri (idrarda protein yüksekliği) rahatsızlığıyla mücadele ediyordu. Yıllar içerisinde hastalığı giderek ilerleyen Turgay Happani’ye böbrek nakli yapılması kararlaştırıldı. Bu kez hasta doktora şifa oldu Uzun arayışların ardından uygun donör bulunamayan, kan uyuşmazlığı nedeniyle yakınlarının da organ bağışlayamadığı Happani’ye, görev yaptığı Kilis’te hastası Mehmet Kın (52) böbreğini vermek istedi. Hastasının duyarlı düşüncesine teşekkür edip ilk etapta organ verme teklifini kabul etmeyen Happani, Mehmet Kın’ın ısrarlarının ardından nakil teklifini kabul etti. Yapılan tetkiklerin ardından uygun görülen böbrek, Gaziantep’te Kahraman Eruslu Böbrek Nakil Hastanesi’nde başarılı bir operasyonla nakledildi. Kronik böbrek hastalığıyla mücadele eden doktor 35 yıl sonra sağlığına kavuştu Yapılan nakilin ardından yıllar sonra tekrar sağlığına kavuşan doktor Turgay Happani, yaklaşık 35 yıldır kronik böbrek hastalığıyla mücadele ettiğini ve tedavi gördüğünü belirterek tekrar sağlığına kavuştuğu için mutlu olduğunu söyledi. Happani, "Yaklaşık 30-35 yıldır proteinüri (idrarda protein yüksekliği) diye bilinen kronik bir böbrek hastasıydım. Nakil için ailemde uygun donör araştırdım ama maalesef kan grubum uymadı. Ailemde uygun bir donör bulamadım. Mehmet Kın kardeşim, aynı zamanda yıllardır hastam. Benim bu durumu görünce çok üzülmüş. Sonrasında böbreğini bana vermek istedi. Yanıma gelerek böbreğini vermek istediğini söyledi. İlk başta açıkçası bunu çok ciddiye alamadım. Çünkü hekim olarak, bu tür durumlarda aile bireylerinin bile bağış konusunda ne kadar zorlandıklarına defalarca şahit olmuştum. Ben de Mehmet beye teşekkür ettim ama ısrarla yine geldi. Hatta ortak tanıdıklarımızı araya koyarak ne kadar ciddi olduğunu anlatmaya çalıştı. Sonrasında eşiyle birlikte yanıma geldi. Bu kararlılığı ve samimiyeti karşısında artık durumu ciddiye aldım ve tahliller yapılarak organ nakli gerçekleştirildi. Çok teşekkür ediyorum" dedi. "İlk başta kabul etmedi" Kendisini defalarca tedavi eden doktoruna böbreğini verdiğini söyleyen Mehmet Kın ise "Kendisi yıllardır aile hekimimizdi. Çocuklarımıza ilaçlarımızı yazdı, her zaman yardımcı oldu. Gerçekten yardımsever ve iyi niyetli bir insandır. Hocamın rahatsızlandığını, ailesinden uygun donör bulunamadığını ve arayış içinde olduklarını duydum. Bir gün tesadüfen kimliğime ve ehliyetime bakarken kan gruplarımızın aynı olduğunu fark ettim. Buna gerçekten çok sevindim. Hocamın yanına gidip durumu anlattım, böbreğimi veririm dedim. Hiçbir karşılık beklemeden, sorgusuz, sualsiz bunu yapabileceğimi söyledim. Hocam bana teşekkür etti ve kabul edemeyeceğini söyledi. Aradan yaklaşık bir hafta geçti. Bu süreçte hocamın durumunu takip ediyordum ve iyiye gitmediğini hissediyordum. Daha sonra hemşirelerle birlikte tekrar yanına giderek niyetimizin ciddi olduğunu söyledim. Hocam da bir süre sonra bizi kırmadı ve bu isteğimizi kabul etti. Ardından tahliller yapıldı ve güzel çıktı. Bu işe gönüllü olarak helali hoş olsun. Rabbim kendisini de bana da sağlık, sıhhat, mutluluk ve huzur versin" diye konuştu.
30 Nisan 2026 Perşembe - 14:31
Şırnak’ta sağlık gündemi masaya yatırıldı
Şırnak Devlet Hastanesi ev sahipliğinde düzenlenen "Değişen Dünyada Güncel Sağlık Sorunları ve Hemşirelik" paneli, sağlık çalışanları, öğrenciler ve davetlilerin yoğun katılımıyla gerçekleştirildi. Programda, değişen dünya koşullarında sağlık hizmetlerinin dönüşümü ve hemşirelik mesleğinin sağlık sistemindeki stratejik rolü ele alındı. Panelin açılış konuşmasını yapan Şırnak Devlet Hastanesi Sağlık Bakım Hizmetleri Müdürü Hüseyin Çakır, hemşireliğin yalnızca bir meslek değil, bilgi, emek, sabır, fedakârlık ve insan sevgisini bir arada taşıyan kutsal bir sorumluluk olduğunu ifade etti. Hemşirelerin sağlık hizmetlerinde üstlendikleri kritik role dikkat çeken Çakır, kaliteli bakım, güvenli hizmet ve şefkatli yaklaşımın en önemli temsilcilerinin hemşireler olduğunu belirtti. Sağlık sisteminin her alanında özveriyle görev yapan hemşirelerin, hastalar için umut ve güven kaynağı olduğunu vurgulayan Çakır, panel kapsamında yapılacak değerlendirmelerin tüm katılımcılar açısından önemli katkılar sağlayacağını söyledi. Konuşmasında birlik ve dayanışma mesajı veren Çakır, emeği geçen tüm paydaşlara teşekkür ederek panelin verimli, faydalı ve güzel sonuçlara vesile olmasını temenni etti. Program boyunca güncel sağlık sorunları, küresel değişimlerin sağlık sektörüne etkileri ve hemşirelik mesleğinin geleceği üzerine kapsamlı değerlendirmeler yapıldı. Katılımcılar, panelin mesleki gelişim ve farkındalık açısından önemli bir platform sunduğunu ifade etti.
30 Nisan 2026 Perşembe - 14:18
Bebeklerin glütensiz beslenmesi konusunda uzmanlardan kritik uyarı
Toplumda giderek yaygınlaşan glütensiz beslenme eğilimi, bebeklik döneminde de yanlış uygulamalara neden olabiliyor. Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Uzm. Dr. Belgin Özbek, sağlıklı bebeklerde glütenin diyetten tamamen çıkarılmasının tıbbi bir gereklilik olmadığını vurguladı. Çölyak hastalığı toplumda yaklaşık yüzde 1 oranında görülürken, glüten tüketimi özellikle sindirim sistemi üzerinde çeşitli etkiler oluşturabiliyor. Medicana Kadıköy Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Bölümü’nden Uzm. Dr. Belgin Özbek, sağlıklı bebeklerde glütenin tamamen diyetten çıkarılmasının rutin bir yaklaşım olmadığını vurguladı. Bebek beslenmesinin yaşamın ilk yılında büyüme ve gelişmenin yanı sıra uzun vadeli metabolik sağlık açısından da kritik önem taşıdığını belirten Uzm. Dr. Belgin Özbek, son yıllarda yaygınlaşan glütensiz beslenme eğiliminin bebeklik döneminde glüten tüketimine ilişkin soru işaretlerini artırdığını söyledi. Ek gıdaya geçiş sürecinin genellikle altıncı ay civarında başladığını ifade eden Özbek, bu dönemde farklı besin gruplarının kontrollü şekilde beslenmeye dahil edilmesinin bağışıklık sistemi gelişimi açısından önemli olduğunu söyledi. Uzm. Dr. Belgin Özbek, konuyla ilgili şu değerlendirmede bulundu: "Glütenin uygun zamanda ve kontrollü şekilde beslenmeye eklenmesi, bağışıklık sisteminin gelişimine katkı sağlar. Gereksiz eliminasyon diyetleri, besin çeşitliliğini azaltarak büyüme ve gelişmeyi olumsuz etkileyebilir." Bebek beslenmesinde glütenin rolü Glütenin buğday, arpa ve çavdar gibi tahıllarda bulunan bir protein grubu olduğunu ve günlük beslenmenin önemli bir parçası olan bu proteinin bazı bireylerde bağışıklık sistemi aracılığıyla hassasiyet oluşturabildiğini söyleyen Dr. Özbek, "Ancak bu durum, her birey için geçerli değildir. Bebeklik döneminde besin çeşitliliğinin sağlanması, yalnızca fiziksel büyüme açısından değil, aynı zamanda bağışıklık sisteminin farklı besinlere tolerans geliştirmesi açısından da önem taşımaktadır. Glüten içeren tahılların tamamen diyetten çıkarılması, bu çeşitliliğin azalmasına yol açabilmektedir. Bu noktada temel yaklaşım, glütenin belirli bir zaman diliminde, küçük miktarlarda ve kontrollü biçimde beslenmeye dahil edilmesi yönündedir. Bu süreçte bebeğin verdiği tepkilerin gözlemlenmesi ve düzenli hekim kontrolü ile ilerlenmesi önem taşımaktadır" dedi. Çölyak hastalığı ve risk faktörleri Çölyak hastalığı, glüten tüketimi sonrasında ince bağırsakta bağışıklık sistemi aracılığıyla hasar oluşmasıyla karakterize kronik bir sindirim sistemi hastalığıdır. Toplumda yaklaşık yüzde 1 oranında görülmekte olup, genetik yatkınlığı bulunan bireylerde daha sık ortaya çıkmaktadır. Hastalığın belirtileri yaşa göre farklılık gösterebilmektedir. Bebeklik döneminde en sık karşılaşılan bulgular arasında kilo alımında yavaşlama, karın şişliği, kronik ishal ve gelişim geriliği yer almaktadır. Bununla birlikte her glüten tüketen bebekte çölyak hastalığı gelişmediği ve tanının yalnızca klinik değerlendirme ile laboratuvar testleri sonucunda konulabildiği bilinmektedir. Bu nedenle yalnızca belirtilere dayanarak glüteni tamamen kesmek yerine, şüpheli durumlarda uzman değerlendirmesine başvurulması gerekmektedir. Glütensiz beslenme her bebek için gerekli mi Glütensiz beslenme, yalnızca çölyak hastalığı veya glüten duyarlılığı tanısı almış bireyler için tıbbi bir zorunluluk olarak değerlendirilmektedir. Bunun dışında kalan sağlıklı bebeklerde glütenin tamamen diyetten çıkarılması önerilmemektedir. Uzm. Dr. Belgin Özbek, bu konuda toplumda yaygınlaşan yanlış algılara dikkat çekerek, "Sağlıklı bebeklerde glütensiz beslenme uygulamak, gereksiz kısıtlamalara neden olabilir. Bu durum, hem besin çeşitliliğini azaltır hem de büyüme sürecini olumsuz etkileyebilir. Her bebeğin beslenme planı, bireysel gelişim özellikleri ve tıbbi öyküsü doğrultusunda değerlendirilmelidir" dedi. Ek gıda döneminde dikkat edilmesi gerekenler Dr. Özbek, sözlerini şöyle tamamladı: "Ek gıdaya geçiş süreci, bebeklerin yeni besinlerle tanıştığı ve beslenme alışkanlıklarının temellerinin atıldığı önemli bir dönemdir. Bu süreçte dengeli ve kontrollü bir yaklaşım benimsenmesi gerekmektedir. Besinlerin tek tek ve belirli aralıklarla beslenmeye eklenmesi, muhtemel alerjik reaksiyonların veya intoleransların daha kolay tespit edilmesini sağlamaktadır. Aynı zamanda aşırı kısıtlayıcı diyetlerden kaçınılması, besin çeşitliliğinin korunması ve düzenli büyüme-gelişme takibinin yapılması önerilmektedir. Glüten içeren tahıllar da bu süreçte uygun zamanlama ve miktar ile beslenmeye dahil edilebilmektedir. Bu yaklaşım, bağışıklık sisteminin farklı besinlere adaptasyonunu desteklemektedir."
30 Nisan 2026 Perşembe - 14:11
Tekrarlayan omuz çıkıklarına dikkat
SANKO Üniversitesi Tıp Fakültesi Ortopedi ve Travmatoloji Anabilim Dalı Başkanı Doç. Dr. Burçin Karslı, omuz ekleminin vücudun en hareketli, aynı zamanda da en sık çıkan eklemi olduğunu söyledi. İlk omuz çıkığının genellikle travma sonrası meydana geldiğini belirten Doç. Dr. Karslı, "Bazı hastalarda ise omuz, başlangıçta travmayla çıkmış olsa bile, daha sonra çok daha küçük hareketlerle tekrar tekrar çıkmaya başlar. Bu tablo tekrarlayan (Rekürren) omuz çıkığı olarak tanımlanıyor" dedi. Tekrarlayan omuz çıkığının en önemli mekanizmasının ilk çıkık sırasında omuzu yerinde tutan yapılarda oluşan kalıcı hasarlar olduğunu ifade eden Doç. Dr. Karslı, bu hasarları şöyle sıraladı: "Labrum yırtığı (Bankart lezyonu), kapsül gevşekliği, kemik kayıpları, doğuştan bağ gevşekliği, uygun olmayan veya gecikmiş tedavi." Görülme sıklığı Omuz çıkığının genel popülasyonda sık görüldüğünü hatırlatan Doç. Dr. Karslı, "Genç ve aktif bireylerde daha fazladır. İlk çıkık özellikle 25 yaş altı dönemde olmuşsa, takip eden yıllarda tekrar çıkma ihtimali belirgin şekilde artar. Sporcularda (Özellikle temas sporları ve kolun baş üstü kullanıldığı branşlarda) tekrarlama oranları çok daha yüksektir" şeklinde konuştu. Tekrarlayan omuz çıkığı olan hastalarda, omuzun bazen ‘tam çıkma (Dislokasyon)’ şeklinde, bazen de ‘kısmi çıkma (Subluksasyon)’ hissi verdiğini kaydeden Doç. Dr. Karslı, diğer belirtileri şöyle sıraladı: "Kol belli bir pozisyona geldiğinde (Genellikle kol baş üstüne kalkıp geriye döndüğünde) ‘boşalma, yerinden çıkacakmış gibi olma, güvensizlik hissi’ tarif edilir. Tekrarlayan çıkık sonrası ağrı, güçsüzlük, omuzda hareket kısıtlılığı gelişebilir.- Bazı hastalar omuzlarının çıkmaması için günlük hayatta bazı hareketlerden kaçınmaya başlar (Örneğin yüksekten bir şey alma, arka cebe uzanma)." Omuz hareket açıklığı, kas gücü ve omuz etrafındaki hassasiyetin muayenede önemli olduğunu belirten Doç. Dr. Karslı, "Stabiliteyi değerlendiren özel testler (Apprehension, relocation vb.) yapılır. Direkt röntgen, MR veya MR artrografi, BT (Bilgisayarlı tomografi) kullanılan görüntüleme teknikleridir" dedi. Tedavinin hastanın yaşı, aktiviteleri, mesleği, spor düzeyi, çıkık sayısı ve görüntüleme izlerine göre planlandığını belirten Doç. Dr. Karslı, tedavi yöntemleri hakkında şu bilgileri paylaştı: "Konservatif (Ameliyatsız) tedavi: Daha ileri yaşta, aktivitesi düşük, çıkık sayısı az ve stabilite sorunu hafif hastalarda düşünülebilir. Cerrahi tedavi: Tekrarlayan omuz çıkığı olan, günlük hayatı ve spor aktiviteleri etkilenen hastalarda cerrahi tedavi genellikle kalıcı çözüm sağlar. Tekrarlayan omuz çıkıklarında uygulanan cerrahi seçenekleri iseartroskopik bankart onarımı ve kemik bloğu ameliyatlarıdır." Ameliyat sonrası Tekrarlayan omuz çıkıklarında ameliyat sonrasının da önemli bir süreç olduğunu vurgulayan Doç. Dr. Karslı, "Bir süre omuz askısı kullanımı önemli, Ardından kontrollü pasif ve aktif hareketlerle başlayan rehabilitasyon programı, Kas güçlendirme ve propriosepsiyon (Eklem hissi) egzersizleriyle devam eden bir süreç gerekir. Spora dönüş süresi uygulanan cerrahiye ve hastanın durumuna göre değişmekle birlikte genellikle birkaç ayı bulur" ifadelerini kullandı. "Ortopedi ve travmatoloji uzmanına ne zaman başvurulmalıdır" "Omuzunuz bir kez bile çıkmışsa, özellikle genç ve aktifseniz, mutlaka bir ortopedi ve travmatoloji uzmanı tarafından değerlendirilmelisiniz" diyen Doç. Dr. Karslı, aşağıdaki durumlarda da hiç zaman kaybetmeden bir uzmana başvurulması gerektiğini bildirdi: "Omuzunuz tam çıkmasa bile, belirli hareketlerde yerinden oynayacakmış gibi his, güvensizlik veya ani boşalma hissi varsa. Tekrarlayan ağrı, gece ağrısı, güçsüzlük veya hareket kısıtlılığı yaşıyorsanız. Spor yaparken omuzunuzda sık sık ‘atlama, takılma, yerinden çıkacak gibi olma’ hissi oluşuyorsa." Erken tanı ve tedavi Erken tanı ve uygun tedavi ile tekrarlayan çıkıkların önüne geçmenin mümkün olduğunu söyleyen Doç. Dr. Karslı, "Omuzdaki kalıcı hasarı ve ileride gelişebilecek kireçlenmeyi (Artroz) azaltmak, hastanın spora ve günlük hayatına güvenli şekilde dönmesini sağlamak mümkündür" ifadelerini kullandı.
Çok Okunan Kategori Haberleri
1
29 Nisan 2026 Çarşamba- 10:56
Op. Dr. Şanal: "Verilen kiloların kalıcı olup olmayacağı hastanın ameliyat sonrasındaki yaşam tarzına bağlı"
2
30 Nisan 2026 Perşembe- 10:04
İstanbul İl Sağlık Müdürü Doç. Dr. Güner: "1 yılda 300 kere doktora giden hasta var"
3
25 Nisan 2026 Cumartesi- 10:31
Muğla Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde ebeler unutulmadı
4
29 Nisan 2026 Çarşamba- 12:27
Uzmanlardan ’Kene’ uyarısı: "Vaka sayısı artacak, ölümcül olabiliyor, ciddiye alalım"
5
29 Nisan 2026 Çarşamba- 09:57
Karnında 8 kiloluk böbrekle yaşayan hasta, 30 dakikalık ameliyatla sağlığına kavuştu
04 Eylül 2025 Perşembe - 10:34
Okul çağında sağlıklı beslenme fiziksel ve zihinsel gelişimi doğrudan etkiliyor
Büyüme çağındaki çocukların okul başarısı, bağışıklık sistemi ve günlük enerjileri doğrudan beslenme alışkanlıklarıyla ilişkili oluyor. Uzm. Dyt. Yağmur Satıroğlu, okul döneminde çocukların düzenli ve dengeli beslenmesinin hem zihinsel hem fiziksel gelişim açısından kritik önem taşıdığına dikkat çekti. Çocukluk döneminde kazanılan beslenme alışkanlıkları, hem okul başarısını hem de uzun vadeli sağlık durumunu doğrudan etkiliyor. Kahvaltının atlanması, düzensiz öğünler ya da yetersiz sıvı alımı; dikkat eksikliği, yorgunluk ve bağışıklık sistemi zayıflığı gibi sorunlara yol açabiliyor. Medicana Kadıköy Hastanesi Beslenme ve Diyet Bölümü’nden Uzm. Dyt. Yağmur Satıroğlu, çocukların okulda geçirdikleri uzun saatlerin sağlıklı ve düzenli bir beslenme planıyla desteklenmesi gerektiğini belirterek şunları söyledi: "Çocukların enerji seviyelerini korumaları, konsantrasyonlarını artırmaları ve genel sağlıklarını sürdürebilmeleri için okullarda sağlıklı beslenmeleri büyük önem taşır. Dengeli bir kahvaltıyla güne başlamak, gün boyu dikkat ve öğrenme kapasitesini olumlu yönde etkiler." Sağlıklı beslenme için uzmanından temel öneriler "Çocukların okul döneminde dengeli beslenmesi için dikkat edilmesi gereken bazı temel noktalar bulunur" diyen Uzm. Dyt. Yağmur Satıroğlu, bunları şöyle sıraladı: "Kahvaltı atlanmamalı: Protein (örneğin yumurta, süt), tam tahıllar (örneğin yulaf, tam buğday ekmeği) ve meyve içeren bir kahvaltı tercih edilmelidir. Sağlıklı atıştırmalıklar seçilmeli: Paketli ürünler yerine yoğurt, taze meyve, kuruyemiş veya tam tahıllı kraker gibi seçenekler sunulmalıdır. Yeterli su tüketilmeli: Şekerli içecekler yerine gün boyu su içmeye teşvik edilmelidir. Sebze ve meyve tüketimi artırılmalı: Özellikle öğle yemeklerinde renkli sebzeler ve meyveler menüye eklenmelidir. Tam tahıllar tercih edilmeli: Enerji ve lif ihtiyacını karşılamak için beyaz undan yapılan ürünler yerine tam buğday, bulgur veya kepekli seçenekler tercih edilmelidir." "Eğitim ve örnek davranışlar belirleyici rol oynar" Beslenme konusunda bilinç oluşturmanın erken yaşlarda başlaması gerektiğini vurgulayan Uzm. Dyt. Yağmur Satıroğlu, çocuklara sağlıklı beslenme alışkanlıklarını kazandırmak için ailelerin ve öğretmenlerin örnek teşkil etmesinin önemine de dikkat çekti. Özel beslenme ihtiyacı olan çocukların durumuna da değinen Uzm. Dyt. Yağmur Satıroğlu, "Alerji veya intolerans gibi nedenlerle özel diyete ihtiyaç duyan çocuklar için okul yönetimiyle aile arasında iletişim kurulmalı, çocukların ihtiyaçları göz ardı edilmemelidir" diyerek sözlerini tamamladı.
04 Eylül 2025 Perşembe - 10:09
Balıkesir’de ’Sağlıklı Yaşam’ için sigara bırakma ofisi kuruldu
Balıkesir Gençlik ve Spor İl Müdürlüğü ile Balıkesir İl Sağlık Müdürlüğü iş birliğiyle, sağlıklı yaşamı teşvik etmek ve sigara bağımlılığından uzaklaşmayı sağlamak amacıyla yeni bir kampanya başlatıldı. Bu kapsamda, Balıkesir Olimpik Yüzme Havuzunda "Sigarayı Bırakma Ofisi" açıldı. Balıkesir İl Sağlık Müdürü Dr. Miraç Çavdar’ın da katılımıyla gerçekleştirilen açılışta, ofisin sigara içen tüm personele kapsamlı tıbbi destek sunacağı ve sigara alışkanlıklarından kurtulmak isteyenlere önemli bir fırsat tanıdığı belirtildi. Ayrıca, kişiye özel hazırlanan yol haritaları ile sigara bırakma sürecinde rehberlik yapılacağı, sağlanacak destek ile sağlıklı bir yaşam için güçlü bir adım atılmasının hedeflendiği ifade edildi. Balıkesir’de sağlıklı yaşam bilincini artırmayı amaçlayan bu girişim, toplumsal sağlığa katkı sağlamayı ve sigara kullanımının sonlanmasına yönelik farkındalık oluşturmayı amaçlıyor. Uzman doktor, haftanın belirli günlerinde sigara içen bireylerle birebir görüşmeler yaparak kişiye özel bırakma planları hazırlayacak. Ayrıca, sigarayı bırakan personellerin sağlık durumları düzenli olarak takip edilerek, sürecin etkin bir şekilde ilerlemesi sağlanacak. Bu proje, sigara alışkanlıklarını terk etmek isteyenler için kapsamlı bir destek sunarken, Balıkesir’de daha sağlıklı bir yaşam kültürünün yaygınlaşmasına katkı sunmayı hedefliyor.
04 Eylül 2025 Perşembe - 09:49
Öğretmenlere SAHA Sağlık Elçileri Akademi Eğitimi
Her yıl 3-9 Eylül tarihleri arasında kutlanan Halk Sağlığı Haftası, Erzurum’da anlamlı bir etkinlikle kutlanmaya başlandı. Erzurum Sağlık İl Müdürlüğü tarafından yapılan açıklamada, " Sağlık okuryazarlığının artırılmasını hedefleyen SAHA Sağlık Elçileri Akademi Eğitimi kapsamında öğretmenlere; sağlıklı yaşam alışkanlıklarının önemi, koruyucu sağlık hizmetleri, obezite ve bağımlılıkla mücadele, kanser taramaları, ruh sağlığı farkındalığı ve acil durumlarda yapılabilecek müdahaleler gibi konularda bilgi verildi. Öğretmenlerimiz, edindikleri bilgileri öğrencilerine ve velilere aktararak toplumda sağlık okuryazarlığının artmasına elçi olacaklar" denildi.
04 Eylül 2025 Perşembe - 09:40
Uzmanı yüksek topuklu ayakkabılara karşı uyardı: "Doğal duruşu bozabilir"
Memorial Kayseri Hastanesi Ortopedi ve Travmatoloji Bölümü’nden Op. Dr. Muhammed Melez, yüksek topuklu ve dar ayakkabıların uzun süreli kullanımında ortaya çıkabilecek sorunlarla ilgili bilgi verdi. Yüksek topuklu ve dar ayakkabılar, kadınlarda hoş ve zarif bir görünüm sağlıyor olsa da insan ayağının ergonomisine uymadıkları için çeşitli sağlık sorunlara neden olabiliyor. Yüksek topuklu ayakkabılar zamanla ağrı, duruş bozuklukları ve uzun vadede ayak hasarına yol açabiliyor. "Şık ve uzun görünmek isterken doğal duruşunuzu bozabilirsiniz" Yüksek topuklu ayakkabıların doğal duruşu bozduğunu söyleyen Op. Dr. Muhammed Melez, "Dar ve yüksek topuklu ayakkabılar, kadınların daha şık görünmesini sağlamasının yanı sıra onları daha uzun boylu gösterir. Ancak yüksek topuklu ayakkabılar doğal duruşu bozmaktadır. Giyildiğinde ayak topuğunu parmakların üzerine çıkaran yüksek topuklu ayakkabılar, göz alıcı ama doğal olmayan bir duruş oluşturmaktadır. Şıklık ve uzun görünmek için tercih edilen ayakkabılar vücut ağırlığını ayakların ön kısmına kaydırmaktadır. Bu da zamanla ayaklarda sorunlara neden olabilmektedir. Ayrıca ayak parmaklarının ayak kemikleriyle birleştiği noktada (falankslar ve metatars başları) bükülmesine neden olarak, vücudun doğal yastıkçığını ayak tabanının altından kaydırmakta ve bölgeye ek baskı uygulamaktadır" dedi. "Omurga eğriliklerine yol açabilir" Melez, "Rahatsızlığa ve ayak hasarına neden olmalarıyla bilinen bu ayakkabılar, özel günlerde ve sosyal etkinliklerde popüler bir seçenek olmaya devam etmektedir. Yapılan araştırmalarda uzun süreli kullanım nedeniyle yüksek topuklu ayakkabıların kadınların omurgasına, kalçalarına, dizlerine, ayak bileklerine ve ayaklarına zarar verdiği, hatta duruşlarını ve yürüyüşlerini değiştirdiği belirlenmiştir. Özellikle kemikleri henüz tam olarak gelişmemiş genç kadınlarda omurga eğriliğine bile neden olduğu tespit edilmiştir" ifadelerini kullandı. Muhammed Melez, topuklu ayakkabıların vücuttaki olumsuz etkilerini ise şu şekilde sıraladı: "Yüksek topuklu ayakkabılar, bel ağrısından ayak bileği burkulmalarına kadar pek çok olumsuz etkiye neden olabilmektedir. Bel ağrısı; yüksek topuklu ayakkabılar ayaklarda dengeli yük dağılımına engel olduğu için ve özellikle bel bölgesinde inflamasyona, ağrı ve sızıya neden olabilir. Ayak ağrısı; Yüksek topuklu ayakkabılar estetik açıdan iyi görünse de genellşkle kullanıcıyı rahatsız eder. Yüksek topuklu ayakkabı kullanmayanlar buna alışmakta zorlanabilmektedir. Alışma aşamasında uzun süre kullanım sonucunda bu tür ayakkabılar rahatsızlığın ve ayak ağrısının nedenidir. Bu sürede topukta, belde, ayak tabanında veya parmaklarda keskin ağrılar ortaya çıkar. Damarlara baskı; Yüksek topuklu ayakkabıların uzun süre kullanımı kan damarlarının normal seyrini bozmakta ve ayağa uygulanan baskı nedeniyle kan akışı kısıtlayarak ve vasküler (damar) yapılara zarar verebilir. Omurgada kamburlaşma; yüksek topuklu ayakkabıların uzun süre kullanımı vücut aksını bozduğu için sırtın normalden daha fazla kamburlaşmasına yol açabilir. Topuğun yüksekliği, sırttaki kamburluk derecesiyle orantılıdır. Kamburluk zamanla üst ve alt sırtta şiddetli ağrıya neden olabilir. Değişen ayak yapısı; uzun süre yüksek topuklu ayakkabı giymek ayağın doğal yapısını değiştirebilir ve başparmak çıkıntısı ya da çekiç parmak gibi deformitelere yol açabilir. Kas ve tendon sorunları; bu ayakkabılar ayaktaki kas ve tendonları, özellikle de Aşil tendonunun çalışma mekanizmasını bozabilir. Zamanla Aşil tendonunun kısalması ile ağrı ve sertliğe neden olabilir. Zayıflamış bağlar; yüksek topuklu ayakkabıların uzun süre kullanımı bağları zayıflatabilir. Yüksek topuklu ayakkabıların sık kullanımı bağların gücünü olumsuz etkileyip, ikincil ayak ve ayak bileği problemlerine sebep olabilmektedir. Diz ağrısı; yüksek topuklu ayakkabı giymek, vücut ve bacaklarda çalışma aksında yaptığı dengesizlik nedeni ile diz ekleminin yük taşıma mekanizmasını bozarak artroza (kireçlenme) neden olabilmektedir. Ayak bileği burkulmaları; hem düz hem de engebeli zeminlerde yüksek topuklu ayakkabı giymek, ayak bileği burkulmasına, düşmelere ve ayak bilekleri ile dizlerde kırılmaya dene olabilir. Tırnak batması; uzun süreli kullanımda parmakların duruşunu bozan bu ayakkabılar, tırnak batmasına neden olabilmektedir. Ayak sağlığının korunması vücut sağlığı açısından da çok önemlidir. Günlük yaşamda mümkün olduğunca rahat ayakkabılar tercih edilmelidir. Topuklu ve dar ayakkabıların olumsuz etkilerinin görülmesi durumunda mutlaka doktora danışılmalı ve ayaklar mümkün olduğunca dinlendirilmelidir."
04 Eylül 2025 Perşembe - 09:16
Prof. Dr. Adnan Çalık: "Kanser kelimesi eskisi gibi ‘son’ anlamına gelmiyor"
Kanser kelimesinin eskisi gibi bir ’son’ anlamına gelmediği, eskiden ölümcül olan birçok kanser türünün bugün uzun süreli kontrol altına alınabildiği belirtildi. Konuyla ilgili açıklamalarda bulunan İmperial Hastanesi Genel Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Adnan Çalık, 30 yıl önce birçok kanser için tedavi şansının oldukça sınırlıyken, bugün pek çok tipte sağ kalım oranının 1,5 ila 2 kat arttığını söyledi. Son 30 yılda kanser tedavilerinde başarı oranının ciddi bir şekilde artığını kaydeden Çalık, "Son 30 yılda (1995 - 2025) kanser tedavilerinde başarı oranı ciddi şekilde arttı. Bu artışı ölçmek için genelde 5 yıllık sağ kalım oranları kullanılır. Dünya genelinde ve Türkiye’deki verilerde genel sağ kalım oranı artışı; 1990’larda tüm kanserlerde 5 yıllık sağ kalım oranı yüzde 50. Günümüzde (2020’ler) tüm kanserlerde yüzde 68-70. Tedavi başarısında yaklaşık yüzde 18-20’lik mutlak artış var. Erken tanı yöntemleri (mamografi, kolonoskopi, düşük doz BT ile akciğer taraması), cerrahi tekniklerde ilerleme (laparoskopik ve robotik cerrahi), radyoterapi optimizasyonu (IMRT, stereotaktik RT), Kemoterapi protokollerinin iyileştirilmesi, hedefe yönelik tedaviler (ör. HER2 pozitif meme kanseri için trastuzumab) İmmünoterapiler (checkpoint inhibitörleri, CAR-T hücre tedavileri) ve kişiselleştirilmiş onkoloji (genetik ve moleküler biyobelirteçlere dayalı) kanserlerde tedavi sürecini pozitif etkiliyor" dedi. Yaklaşık 30 yıl öncesine göre kanser vakalarında sağ kalım oranının 1,5-2 kat arttığına dikkat çeken Çalık, "30 yıl önce birçok kanser için tedavi şansı oldukça sınırlıyken, bugün pek çok tipte sağ kalım oranı 1,5 ila 2 kat arttı. Özellikle meme, prostat, hematolojik kanserlerde dramatik ilerleme var; akciğer ve pankreas gibi kanserlerde ise artış daha sınırlı ama son 10 yılda immünoterapi ile hızlı bir yükseliş var. Bu çok önemli bir nokta. ’Kanser’ kelimesi hâlâ toplumda ölümle eş anlamlı algılanıyor ama bu algı günümüzde tıbbi gerçeklikle tamamen örtüşmüyor. Kanser, her zaman ölüm değil. Son 30 yılda tedavi başarısı dramatik biçimde arttı. Meme, prostat, tiroit, cilt kanserleri gibi birçok türde 5 yıllık sağ kalım yüzde 85-95’e ulaştı. Çocukluk çağı lösemilerinde başarı oranı yüzde 90’ın üzerinde. Erken evrede yakalanan birçok kanserde tamamen iyileşme mümkün" diye konuştu. Bazı kanser türlerinde iyileşme oranları gripten bile daha yüksek hale geldi Bazı türlerde iyileşme oranları gripten bile daha yüksek hale geldiğini belirten Çalık, kanser kelimesinin eskisi gibi ‘son’ anlamına gelmediğini belirterek "Eskiden ölümcül olan birçok kanser, bugün uzun süreli kontrol altına alınabiliyor. Erken teşhis, başarı oranını katlıyor. Tarama programlarına katılım hayat kurtarıyor. Meme, kolon, rahim ağzı kanserlerinde bu çok belirgin. Tedavi yöntemleri çok gelişti. İmmünoterapi, hedefe yönelik ilaçlar ve minimal invaziv cerrahiyle yan etkiler azaldı, yaşam kalitesi arttı. Kanser kelimesi eskisi gibi ‘son’ anlamına gelmiyor. Bazı türlerde iyileşme oranları gripten bile daha yüksek hale geldi (ör. erken tiroit kanseri) Yaşam beklentisi uzadı, umut çok daha güçlü. Günümüzde bazı ileri evre hastalarda bile 5-10 yıl yaşam olasılığı mümkün, bu bir devrim" şeklinde konuştu.
04 Eylül 2025 Perşembe - 03:18
Çift taraflı diz proteziyle 73 yaşındaki hastanın ağrıları giderildi
Bayburt Devlet Hastanesinde yapılan çift taraflı total diz protezi operasyonuyla 73 yaşındaki hastanın dizlerindeki ağrı giderildi. Başarılı geçen ameliyatla hasta sağlığına kavuştu. Ortopedi polikliniğine dizlerindeki yoğun ağrı şikayetiyle başvuran 73 yaşındaki hastanın her iki dizinde ileri derecede kireçlenme tespit edildi. Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Op. Dr. Reşat Arıkan tarafından gerçekleştirilen operasyonda, hastanın her iki dizine çift taraflı total diz protezi uygulandı. Tek seferde yapılan ve başarılı geçen bilateral ameliyatının ardından hastanın sağlık durumunun iyi olduğu öğrenildi.
04 Eylül 2025 Perşembe - 01:43
Bayburt Devlet Hastanesi ‘Anne Dostu Hastane’ ünvanı aldı
Sağlık Bakanlığı tarafından yürütülen ’Anne Dostu Hastane’ programı kapsamında yapılan değerlendirmeler sonucunda Bayburt Devlet Hastanesi, kriterleri başarıyla karşılayarak ’Anne Dostu Hastane" ünvanı almaya hak kazandı. Anne Dostu Hastane Programı ile gebelik, doğum ve lohusalık dönemlerinde annelerin hasta hakları, güvenliği ve mahremiyeti dikkate alınarak, kaliteli doğum hizmetlerine ulaşmaları hedefleniyor. Bu kapsamda Sağlık Bakanlığı Kamu Hastaneleri Genel Müdürlüğü Sağlık Hizmetleri Dairesi Başkanlığı Koruyucu Sağlık Hizmetleri Biriminden İlkay Zengin ve beraberindeki ekip, Bayburt Devlet Hastanesinde yürütülen Anne Dostu Hastane uygulamalarını yerinde inceledi. İncelemelerde, doğum öncesi ve sonrası süreçlerin işleyişi, anne mahremiyeti, hasta güvenliği ve doğum ortamlarının uygunluğu gibi pek çok başlıkta değerlendirmeler yapıldı. İncelemeler sonucunda hastanenin anne sağlığına yönelik sunduğu hizmetlerin kalitesi takdir edilerek, Anne Dostu Hastane ünvanı verildi. Bayburt Devlet Hastanesi Başhekimi Dr. Murat Canpolat, alınan ünvanda emeği geçen sağlık çalışanlarına teşekkür ederek, annelerin güvenli ve sağlıklı doğum süreçleri geçirmesi için çalışmaların süreceğini bildirdi.
04 Eylül 2025 Perşembe - 01:12
Sağlık Bakanlığı "Ulusal Doku ve Hücre Bankacılığı" sistemini hayata geçiriyor
Sağlık Bakanlığı "Ulusal Doku ve Hücre Bankacılığı" sistemi hakkında İnsan Doku ve Hücrelerinden Elde Edilen Ürünler ve Bu Ürünler ile İlgili Merkezler Hakkında Yönetmelik Resmi Gazete’de yayımlandı. Sağlık Bakanlığı, Ulusal Doku ve Hücre Bankacılığı Sistemi’ni hayata geçiriyor. Artık ameliyat ve tedavilerde, ithal doku ve hücre ürünlerinin yerine hastaların kendi hücre ve dokularından veya uygun donörlerden alınan hammaddelerden elde edilen yerli üretim ürünler kullanılacak. Bu sayede bağışıklık sistemi reddi riski en aza indirilecek ve tedavi başarı oranları artırılacak. Ülke genelinde kurulacak olan Hücre ve Doku Ürünleri Üretim Merkezlerinde ürünler yerli imkânlarla üretilecek. Hücre ve Doku Ürünleri Üretim Merkezleri sayesinde yerli üretim kapasitesi artırılacak ve dışa bağımlılık büyük ölçüde azaltılacak. Üretim, uygulama ve tedavi süreçleri dijital ortamda izlenecek Sağlık Bakanlığı, tedavilerin güvenli şekilde uygulanabilmesi için ürünlerin üretimden kullanım aşamasına kadar tüm sürecini dijital ortamda takip edecek. Geliştirilen takip sistemiyle, hangi ürünün, hangi hastaya, nerede ve kim tarafından uygulandığı güvenli şekilde dijital ortamda kayıt altına alınacak ve izlenecek. Üretim güvenliği sağlanacak İnsan doku ve hücrelerinden elde edilen hammaddeler, yüksek biyogüvenlik standartları altında toplanacak. Üretim, Hücre ve Doku Ürünleri Üretim Merkezlerinde, Sağlık Bakanlığı ve Türkiye İlaç ve Tıbbi Cihaz Kurumu (TİTCK) denetiminde gerçekleştirilecek. Böylece üretim güvenliği ve ürün kalitesi en üst düzeye çıkarılacak. Ürün çeşitliliği artırılacak ve yeni tedavi yöntemleri geliştirilecek Kişiye özel tedavi ürünleri, Sağlık Bakanlığı öncülüğünde ve Türkiye Sağlık Enstitüleri Başkanlığı (TÜSEB) koordinasyonunda yürütülecek çalışmalarla geliştirilecek. Bu sayede yeni tedavi yöntemlerinin geliştirilmesine ve ürün çeşitliliğinin artırılmasına da katkı sağlanacak. Geleceğin tedavisi olan kişiye özel üretilecek ürünler ile hastaların tedavi etkinliği üst seviyelere çıkarılacak. Vatandaşlar ürün ve tedavilerden kolayca faydalanabilecek Tedavi ihtiyacı hekimler tarafından belirlenecek ve reçetelenen ürünler hastane eczaneleri, yetkili merkezler ve Devlet Malzeme Ofisi (DMO) aracılığıyla vatandaşlara ulaştırılacak. Hastaların ürün ve tedavilere erişimleri Sağlık Bakanlığı ve Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı’nca güvenli ve uygun şartlarda sağlanacak.
03 Eylül 2025 Çarşamba - 21:49
Manisa’da mobil sigara bırakma aracı sahaya indi
Manisa’da tütünle mücadele kapsamında sigarayı bırakmak isteyen vatandaşlara kolay ulaşım sağlamak amacıyla Mobil Sigara Bırakma Aracı hizmet vermeye başladı. Manisa İl Sağlık Müdürlüğü tarafından hayata geçirilen proje çerçevesinde, "Tütün Bağımlılığı Tedavisi Eğitimi" almış hekimler aracılığıyla mobil poliklinik hizmeti sunuluyor. Manisa İl Sağlık Müdürü Uzm. Dr. Mehmet Fatih Zeren, mobil aracın önemine dikkat çekerek, "Manisa’mızda tütünle mücadeleyi sokağa, mobil sigara bırakma aracı ile sahaya indirdik. Vatandaşlarımıza her yerde bu hizmeti verebilmek, dumansız hava sahasını genişletmek ve sağlıklı bir toplum için tütün ile mücadeleye devam edeceğiz. Bu mücadelede mobil olarak hizmet verebilmek, daha fazla kişiye ulaşmamızda çok önemli" dedi. Uzmanlar, sigaranın doğum öncesi dönemden itibaren 50’nin üzerinde hastalığa neden olduğuna, önlenebilir ölüm sebeplerinin başında geldiğine dikkat çekiyor. Dünya genelinde 1,3 milyar, Türkiye’de ise yaklaşık 15 milyon kişinin sigara içtiği, ülkemizde her yıl 100 bin kişinin tütün kullanımına bağlı hastalıklar nedeniyle hayatını kaybettiği bildirildi. Pasif içiciliğin de ciddi bir tehdit oluşturduğunu hatırlatan uzmanlar, her yıl dünyada yaklaşık 1 milyon kişinin sigara dumanına maruz kaldığı için yaşamını yitirdiğini belirtiyor. Sigara dumanında 4 binden fazla kimyasal madde bulunduğu, bunların en az 50’sinin kanserojen olduğunun bilimsel olarak kanıtlandığı ifade ediliyor. Sağlık yetkilileri, sigarayı bırakmak isteyen vatandaşların Alo 171 Sigara Bırakma Hattı ve sigara bırakma polikliniklerinden destek alabileceklerini hatırlattı.
03 Eylül 2025 Çarşamba - 20:26
Bolu’da operasyonda polisleri zehirleyen 58 litre sıvı araştırmaya gönderildi: 2 tutuklama
Bolu’da bir aracın yakıt deposunda bulunan 58 litre sıvı metamfetaminden etkilenen 9 polisten 8’i taburcu edildi, 1 polisin tedavisi sürüyor. Olayla ilgili 2 kişi tutuklanırken, kimyasal maddenin içeriği incelenmek üzere laboratuvara gönderildi. Olay, dün gece saatlerinde Anadolu Otoyolu’nun Bolu geçişinde meydana geldi. Edinilen bilgilere göre, Bolu İl Emniyet Müdürlüğü Narkotik Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü ekiplerince durdurulan yabancı plakalı bir araçta arama yapıldı. Yapılan aramada, aracın benzin deposuna gizlenmiş halde 58 litre sıvı halde kimyasal madde bulundu. Kimyasal maddenin sıvı metamfetamin olduğu değerlendirilirken, maddenin yaydığı yoğun koku nedeniyle görev yapan 9 polis memuru gazdan etkilendi. Durumun bildirilmesi üzerine olay yerine sağlık ve AFAD ekipleri sevk edildi. Güvenlik önlemlerinin alındığı bölgede, gazdan etkilenen polis memurları özel koruma tedbirleriyle Bolu merkezde bulunan KBRN (Kimyasal, Biyolojik, Radyolojik ve Nükleer) ünitesine sevk edildi. Tedavi altına alınan 9 polis memurundan 8’i taburcu edilirken, 1 polis memurunun hastanede tedavisinin sürdüğü öğrenildi. 2 kişi tutuklandı Öte yandan araçta bulunan İran uyruklu S.M. ve O.S. gözaltına alındı. Emniyetteki işlemlerinin ardından adliyeye sevk edilen 2 şüpheli, çıkarıldıkları nöbetçi mahkeme tarafından tutuklanarak cezaevine gönderildi. Kimyasal maddenin ne olduğunun belirlenmesi için çalışmalar devam ediyor
03 Eylül 2025 Çarşamba - 16:34
Çocuk Kardiyolojisi Uzmanı Dr. Köse, SANKO Üniversitesi Hastanesi’nde hasta kabulüne başladı
Çocuk Kardiyolojisi Uzmanı Dr. Ahmet Köse, SANKO Üniversitesi Hastanesi’nde hasta kabulüne başladı. Uzm. Dr. Ahmet Köse, 1974 yılında Adıyaman’da doğdu. İlköğrenimini Adıyaman’da, orta öğrenimini Gaziantep Cumhuriyet Lisesi’nde tamamladı. İstanbul Üniversitesi Çapa Tıp Fakültesi’nden 1998 yılında mezun oldu. Tıpta Uzmanlık Sınavını kazanarak, T.C. Sağlık Bakanlığı Bakırköy Kadın Doğum ve Çocuk Hastalıkları Hastanesi’nde Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları uzmanlık eğitimini aldı. Çocuk hekimi olarak kamuda görev yaparken Tıpta Yandal Uzmanlık Eğitimi Sınavı’nı kazanarak Kahramanmaraş Sütçü İmam Üniversitesi Tıp Fakültesi’nde Çocuk Kardiyolojisi Ana Bilim Dalı’nda uzmanlık eğitimini aldı. Adıyaman Üniversitesi Tıp Fakültesi’nde iki yıl Çocuk Kardiyoloji Uzmanı olarak çalıştı. Beş yıl boyunca çalıştığı Gaziantep Cengiz Gökçek Kadın Doğum ve Çocuk Hastalıkları Hastanesi’nden ayrılarak Gaziantep’teki özel muayenehanesinde hastalarına hizmet verdi. Evli ve üç çocuk babası olan Uzm. Dr. Ahmet Köse’nin mesleki ilgi alanları doğuştan kalp hastalıklarının (Kalp delikliği, damar darlığı ve kalp kapak problemleri) tanı, tedavi ve takibi. Sonradan edinilmiş kalp hastalıklarının (Akut romatizmal ateş, Kawasaki hastalığı vb.) tanı, tedavi ve izlemi. Kalp ritim bozukluklarının (Taşikardi-bradikardi) tanısı-izlemi (EKG ve 24 saatlik Holter ritim kaydı ve Efor testi ile) ve tedavisi. Spor öncesi kalp sağlığı değerlendirilmesi ve fetal ekokardiyografi (Anne karnında bebek kalbinin muayenesi).
03 Eylül 2025 Çarşamba - 16:29
Türkiye ile Guatemala arasında sağlık ve inovasyon odaklı yeni iş birliği vizyonu
Sağlık Turizmi Konfederasyonu (SATKOF) Genel Başkanı Prof. Dr. Aysun Bay, beraberindeki heyetle birlikte Guatemala’nın Ankara Büyükelçisi Eduardo Hernndez Recinos’u makamında ziyaret etti. Görüşmede, iki ülke arasında sağlık, inovasyon, bitkisel ekstraktlar, ilaç sektörü, tıbbi bitkiler, değerli taşlar (yeşim, altın, pırlanta), sağlık yazılımları, yapay zeka tabanlı sistemler, savunma sanayii, sağlık turizmi, akademik ve kültürel iş birlikleri alanlarında yeni iş birliği fırsatları ele alındı. Prof. Dr. Aysun Bay, Türkiye’nin son yıllarda sağlık, savunma sanayii ve yapay zeka teknolojilerinde önemli ilerlemeler kaydettiğini vurgularken, Guatemala’nın doğal kaynak zenginliğinin Türkiye’nin sağlık turizmi ve ilaç sektöründeki tecrübesiyle birleşmesinin her iki ülke için stratejik ortaklıklar oluşturabileceğini ifade etti. Guatemala Büyükelçisi Eduardo Hernndez Recinos ise iki ülke arasındaki dostane ilişkilerin, özellikle sağlık ve ekonomi alanlarında daha da geliştirilmesinden memnuniyet duyduğunu belirtti. Ayrıca Guatemala, 21-22 Kasım 2025 tarihlerinde İzmir’de düzenlenecek olan Uluslararası Sağlık Turizmi Köprüleri Kongresi’ne resmi olarak davet edildi.
Daha Fazla Yükle
GERİ BİLDİRİM
Geliştirme sürecine katkıda bulunmak için lütfen sitede karşılaştığınız hataları bize bildirin.
Gönder