SAĞLIK
Tekrarlayan omuz çıkıklarına dikkat 30 Nisan 2026 Perşembe - 14:11:58 SANKO Üniversitesi Tıp Fakültesi Ortopedi ve Travmatoloji Anabilim Dalı Başkanı Doç. Dr. Burçin Karslı, omuz ekleminin vücudun en hareketli, aynı zamanda da en sık çıkan eklemi olduğunu söyledi. İlk omuz çıkığının genellikle travma sonrası meydana geldiğini belirten Doç. Dr. Karslı, "Bazı hastalarda ise omuz, başlangıçta travmayla çıkmış olsa bile, daha sonra çok daha küçük hareketlerle tekrar tekrar çıkmaya başlar. Bu tablo tekrarlayan (Rekürren) omuz çıkığı olarak tanımlanıyor" dedi. Tekrarlayan omuz çıkığının en önemli mekanizmasının ilk çıkık sırasında omuzu yerinde tutan yapılarda oluşan kalıcı hasarlar olduğunu ifade eden Doç. Dr. Karslı, bu hasarları şöyle sıraladı: "Labrum yırtığı (Bankart lezyonu), kapsül gevşekliği, kemik kayıpları, doğuştan bağ gevşekliği, uygun olmayan veya gecikmiş tedavi." Görülme sıklığı Omuz çıkığının genel popülasyonda sık görüldüğünü hatırlatan Doç. Dr. Karslı, "Genç ve aktif bireylerde daha fazladır. İlk çıkık özellikle 25 yaş altı dönemde olmuşsa, takip eden yıllarda tekrar çıkma ihtimali belirgin şekilde artar. Sporcularda (Özellikle temas sporları ve kolun baş üstü kullanıldığı branşlarda) tekrarlama oranları çok daha yüksektir" şeklinde konuştu. Tekrarlayan omuz çıkığı olan hastalarda, omuzun bazen ‘tam çıkma (Dislokasyon)’ şeklinde, bazen de ‘kısmi çıkma (Subluksasyon)’ hissi verdiğini kaydeden Doç. Dr. Karslı, diğer belirtileri şöyle sıraladı: "Kol belli bir pozisyona geldiğinde (Genellikle kol baş üstüne kalkıp geriye döndüğünde) ‘boşalma, yerinden çıkacakmış gibi olma, güvensizlik hissi’ tarif edilir. Tekrarlayan çıkık sonrası ağrı, güçsüzlük, omuzda hareket kısıtlılığı gelişebilir.- Bazı hastalar omuzlarının çıkmaması için günlük hayatta bazı hareketlerden kaçınmaya başlar (Örneğin yüksekten bir şey alma, arka cebe uzanma)." Omuz hareket açıklığı, kas gücü ve omuz etrafındaki hassasiyetin muayenede önemli olduğunu belirten Doç. Dr. Karslı, "Stabiliteyi değerlendiren özel testler (Apprehension, relocation vb.) yapılır. Direkt röntgen, MR veya MR artrografi, BT (Bilgisayarlı tomografi) kullanılan görüntüleme teknikleridir" dedi. Tedavinin hastanın yaşı, aktiviteleri, mesleği, spor düzeyi, çıkık sayısı ve görüntüleme izlerine göre planlandığını belirten Doç. Dr. Karslı, tedavi yöntemleri hakkında şu bilgileri paylaştı: "Konservatif (Ameliyatsız) tedavi: Daha ileri yaşta, aktivitesi düşük, çıkık sayısı az ve stabilite sorunu hafif hastalarda düşünülebilir. Cerrahi tedavi: Tekrarlayan omuz çıkığı olan, günlük hayatı ve spor aktiviteleri etkilenen hastalarda cerrahi tedavi genellikle kalıcı çözüm sağlar. Tekrarlayan omuz çıkıklarında uygulanan cerrahi seçenekleri iseartroskopik bankart onarımı ve kemik bloğu ameliyatlarıdır." Ameliyat sonrası Tekrarlayan omuz çıkıklarında ameliyat sonrasının da önemli bir süreç olduğunu vurgulayan Doç. Dr. Karslı, "Bir süre omuz askısı kullanımı önemli, Ardından kontrollü pasif ve aktif hareketlerle başlayan rehabilitasyon programı, Kas güçlendirme ve propriosepsiyon (Eklem hissi) egzersizleriyle devam eden bir süreç gerekir. Spora dönüş süresi uygulanan cerrahiye ve hastanın durumuna göre değişmekle birlikte genellikle birkaç ayı bulur" ifadelerini kullandı. "Ortopedi ve travmatoloji uzmanına ne zaman başvurulmalıdır" "Omuzunuz bir kez bile çıkmışsa, özellikle genç ve aktifseniz, mutlaka bir ortopedi ve travmatoloji uzmanı tarafından değerlendirilmelisiniz" diyen Doç. Dr. Karslı, aşağıdaki durumlarda da hiç zaman kaybetmeden bir uzmana başvurulması gerektiğini bildirdi: "Omuzunuz tam çıkmasa bile, belirli hareketlerde yerinden oynayacakmış gibi his, güvensizlik veya ani boşalma hissi varsa. Tekrarlayan ağrı, gece ağrısı, güçsüzlük veya hareket kısıtlılığı yaşıyorsanız. Spor yaparken omuzunuzda sık sık ‘atlama, takılma, yerinden çıkacak gibi olma’ hissi oluşuyorsa." Erken tanı ve tedavi Erken tanı ve uygun tedavi ile tekrarlayan çıkıkların önüne geçmenin mümkün olduğunu söyleyen Doç. Dr. Karslı, "Omuzdaki kalıcı hasarı ve ileride gelişebilecek kireçlenmeyi (Artroz) azaltmak, hastanın spora ve günlük hayatına güvenli şekilde dönmesini sağlamak mümkündür" ifadelerini kullandı.
30 Nisan 2026 Perşembe - 13:46 Uyku apnesi kalp krizi ve inme riskini artırıyor Uyku apnesinin birçok hastalığın temel nedenlerinden biri olduğuna dikkat çeken Kulak Burun Boğaz Uzmanı Opr. Dr. Yunus Karadavut, "Kuvvetli baş ağrısı, cinsel isteksizlik, iktidarsızlık, kalp krizi, inme, depresyon gibi problemler, uyku apnesinin neden olabileceği sıkıntılar arasındadır. Bunlar çok ciddi sorunlar olduğu için mutlaka böyle şikâyetleri olan kişilerin uyku apnesi yönünden testler yaptırması, uzman doktorları ziyaret etmesi gerekmektedir" uyarısında bulundu. Dünya Uyku Günü dolayısıyla "uyku apnesi" hakkında bilgiler veren Liv Hospital Samsun Kulak Burun Boğaz Uzmanı Opr. Dr. Yunus Karadavut, hastalığın en önemli belirtisinin horlama olduğuna dikkat çekerek, "Bazen yan odalarda uyuyanlar bile hastanın uyku apnesi durumunu anlayabilir. Kişinin uyurken solunumunun durmasını ise yanında yatan kişi fark eder. Uyku apnesi belirtilerinden bir diğeri ise gündüz uyuklama durumudur. Hasta gece boyunca bahsedilen uykuda nefesin durması, horlama gibi faktörler yüzünden uyku düzenini kaybeder. Hasta sabah kalktığında yorgun ve bitkin bir şekilde kalkacaktır. Kaliteli uyku olmadığı için de hasta gündüz uyuklama halindedir" dedi. Opr. Dr. Karadavut, uyku apnesinin sebep olduğu problemleri ise şöyle sıraladı: "Uyku apnesi yaşayan hasta, uykusunu yeterli ve düzenli olarak alamadığı için sabah kalktığı zaman ciddi bitkinlik, yorgunluk hali yaşar. Hasta uykusunu tam alamaz. Buna bağlı olarak sinirli olma, konsantre olamama durumları da kendini gösterir. Ciddi baş ağrısı yakınmaları vardır, gece boyunca sık sık idrara çıkma söz konusudur. Uygunsuz yerlerde uyuma vardır. Bu da hastanın iş ve okul performansını ciddi oranda azaltır." Tedavide yüksek hava basıncı uygulanabilir Tedaviyle alakalı da bilgilendirmelerde bulunan Opr. Dr. Yunus Karadavut, "Uyku apnesi, birçok hastalığın temel nedenlerinden biridir. Kuvvetli baş ağrısı, cinsel isteksizlik, iktidarsızlık, kalp krizi, inme, depresyon gibi problemler uyku apnesinin neden olabileceği sıkıntılar arasındadır. Bunlar çok ciddi sorunlar olduğu için mutlaka böyle şikâyetleri olan kişilerin uyku apnesi yönünden testler yaptırması, uzman doktorları ziyaret etmesi gerekmektedir. Unutulmamalıdır ki uyku apnesi tedavisi olmayan bir hastalık değildir. Yüksek derecede uyku apnesi için pozitif hava basıncı tedavisi uygulanmaktadır. Yukarıda bahsedilen belirtileri taşıyan kişilerin mutlaka kulak burun boğaz konusunda uzmanlaşmış kişilere görünmeleri gerekmektedir" diye konuştu. Bu hastalıklar uyku sorunlarına yol açıyor Opr. Dr Yunus Karadavut, uyku sorunlarına yol açan hastalıklara dikkat çekerek, "Depresyon ve kaygı bozuklukları, astım ve akciğer hastalıkları, kalp yetmezliği, kronik böbrek yetmezliği, fibromiyalji, parkinson, MS, kas hastalıkları ve ALS gibi bazı hastalıklar farklı tiplerde uyku sorunlarına yol açabilmektedir. Ek olarak Covid-19 hastalarında uyku apne riski yüksek bulunan vakalarda klinik seyrin, düşük riskli gruba göre iki kat daha ağır geçtiği gözlemlenmiştir. Uyku apne tanı ve tedavisinin daha etkin bir şekilde yapılmasıyla bu risklerin de azaltılabileceği kanısındayız" dedi. Bu belirtilerde hemen doktora başvurun Hangi belirtilerde doktora başvurulması gerektiğine de değinen Dr. Karadavut, "Uykuya dalmakta zorluk, nedensiz şekilde sık uyanma, sabah çok erken saatte uyanıp bir daha uyuyamama, gece en az bir kez tuvalet ihtiyacıyla uyanma, uykuda terleme, uykuda sık pozisyon değiştirme veya sık hareket etme, sabah dinlenmemiş ve yorgun uyanma, gündüz yorgunluğu, gün içinde uyku ihtiyacı veya uyuklama, zihinsel aktivitelerde giderek bozulma, normal beslenmeye karşın giderek kilo alma, sebepsiz mizaç bozuklukları, sinirlilik ve gerginlik gibi önemli problemler olduğunda mutlaka bir doktora başvurulmalıdır" diye konuştu.
Telefon sakinleştirici olmasın: Uzmanlardan ebeveynlere uyarı
04 Eylül 2025 Perşembe - 11:33 Telefon sakinleştirici olmasın: Uzmanlardan ebeveynlere uyarı Ondokuz Mayıs Üniversitesi (OMÜ) Sağlık Bilimleri Fakültesi Çocuk Gelişimi Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Yaşar Barut, çocukların çok erken yaşta dijital cihazlarla tanışmasının zihinsel, duygusal ve sosyal gelişimleri üzerinde ciddi olumsuz etkiler oluşturduğunu söyledi. Barut, özellikle 0-6 yaş arasındaki çocukların, ekran başında geçirdikleri zamanın artmasının gelişimsel açıdan kritik riskler taşıdığına dikkat çekti. Çocukların erken yaşta telefonla tanışmasının olumsuz etkilerine değinen Doç. Dr. Yaşar Barut, "Çocukların erken yaşta telefonla tanışması, özellikle beyin gelişiminin en hızlı olduğu 0-6 yaş döneminde olumsuz etkiler oluşturabilir. 0-6 yaş grubundaki çocuklar için deneyimsel öğrenme, oyun ve insan etkileşimi kritik önemdedir. Telefon gibi pasif ekranlar, dili anlama, duyguları tanıma ve ifade etme gibi gelişim alanlarında gecikmelere neden olabilir" dedi. Ekran süresi dikkat eksikliğini ve uyku problemlerini tetikliyor Telefon ve tablet gibi dijital cihazların uzun süreli kullanımı, çocuklarda dikkat eksikliği, uyku bozuklukları ve sosyal becerilerde zayıflık gibi sorunlara yol açabildiğini söyleyen Doç. Dr. Barut, "Bilimsel araştırmalar, uzun süreli ekran maruziyetinin çocuklarda dikkat eksikliği, hiperaktivite belirtileri, uyku problemleri ve sosyal etkileşimlerde zayıflık ile ilişkilendirildiğini ortaya koyuyor. Özellikle hızlı görsel geçişler içeren dijital içerikler, çocukların dikkat sürelerini kısaltabiliyor. Ayrıca mavi ışık, uyku hormonlarını baskılayarak çocukların uykuya geçişini zorlaştırabiliyor. Sosyal gelişim açısından da yüz yüze etkileşimlerin yerini ekranın alması, empati gelişimini ve sosyal ipuçlarını okuma becerilerini olumsuz etkiliyor" diye konuştu. "Telefonun bir sakinleştirici olarak kullanılması ilerleyen yaşlarda stres, kaygı veya öfke gibi duygularla başa çıkmakta zorluk yaşamalarına neden olabilir" Birçok ebeveynin, çocuklarını sakinleştirmek ya da oyalamak için dijital cihazlara başvurduğunu belirten Doç. Dr. Yaşar Barut, bu yaklaşımın uzun vadede duygusal düzenleme sorunlarına yol açabileceğini "Telefonun bir ‘sakinleştirici’ ya da ‘ödül-ceza aracı’ olarak kullanılması, çocukların duygusal düzenleme becerilerinin gelişmesini engelleyebilir. Çocuklar zorlayıcı duygularla başa çıkmayı öğrenmek yerine, bu duyguları bastırmak için dışsal araçlara bağımlı hale gelebilirler. Telefonun bir sakinleştirici olarak kullanılması ilerleyen yaşlarda stres, kaygı veya öfke gibi duygularla başa çıkmakta zorluk yaşamalarına neden olabilir" şeklinde ifade etti. "Çocuklarınıza teknoloji kullanımı konusunda mutlaka rol model olun" Çocukların teknolojiyle sağlıklı bir ilişki kurabilmeleri için ailelere ve öğretmenlere büyük sorumluluk düştüğünü belirten Doç. Dr. Barut, teknoloji kullanımına dair uygulanabilir önerilerde bulundu: "Çocuklarınıza teknoloji kullanımı konusunda mutlaka rol model olun. Ebeveynler ve öğretmenler, kendi davranışlarıyla çocuklara örnek olmalı; sınırsız ve dikkatsizce ekran kullanan bir yetişkinin, çocuğa sınır koyması pek mümkün değildir. Özellikle çocuğunuzun okul öncesi dönemde ekran süresinin günde 1 saati geçmemesine dikkat edilmelidir. Bunun yerine çocukları kitap okumaya, açık havada oyun oynamaya ve çeşitli etkinliklerle meşgul olmaya teşvik etmek çok daha faydalı olacaktır. Çocuğunuzla birlikte dijital içerikleri izlemek ve sonrasında bu içerikler hakkında konuşmak, onun dijital dünyayı anlamasını ve medya okuryazarlığını geliştirmesini sağlar. Ayrıca, günlük yaşamda ekranlardan uzak kalınacak zaman dilimleri planlamak; örneğin yemek saatlerinde ya da yatmadan önce dijital molalar vermek, sağlıklı bir kullanım alışkanlığı kazandırmada oldukça etkilidir." "Medya okuryazarlığı okul müfredatlarına entegre edilmeli" Çocukların telefon bağımlılığı ve ekran süresiyle mücadele noktasında devlet politikaları tarafından da desteklenmesi gerektiğini belirten Doç. Dr. Yaşar Barut, "Devlet politikaları, çocukların sağlıklı dijital medya kullanımı konusunda bilinçli bireyler olarak yetişmeleri için medya okuryazarlığını okul müfredatlarına entegre etmeli. Ailelere rehberlik hizmetleri sunulmalı ve ekran yerine aktif öğrenme desteklenmeli. İskandinav ülkelerinde uygulanan ‘ekran detoksu günleri’ veya Japonya’daki sınırlı ekran politikaları, çocukların teknolojiyle sağlıklı bağlar kurmasına yardımcı olan başarılı örnekler arasında yer alıyor" ifadelerini kullandı.
Sağlıklı beslenme, öğrencilerin öğrenme gücünü artırıyor
04 Eylül 2025 Perşembe - 11:23 Sağlıklı beslenme, öğrencilerin öğrenme gücünü artırıyor SANKO Üniversitesi Hastanesi Uzman Diyetisyeni Meltem Demirci, sağlıklı beslenmenin, öğrencilerin öğrenme gücünü artırdığını söyledi. Besleyici bir beslenme planının yalnızca fiziksel sağlık için değil, aynı zamanda genç bireylerin zihinsel performansı için de önemli olduğunu belirten Demirci, kahvaltı yapan öğrencilerin okula daha enerjik, dikkatli ve öğrenmeye hazır başladıklarının, kahvaltıyı atlayan öğrencilerin ise dikkat ve konsantrasyonlarını sürdürmekte güçlük yaşadıklarının gözlemlendiğini ifade etti. Özellikle sabah öğününde tercih edilen doğru besinlerin, çocukların bağışıklık sistemi, dikkat süresi, hafıza gücü ve sınav başarısı üzerinde belirleyici bir etkiye sahip olduğunu kaydeden Demirci, şöyle devam etti: "Gece boyunca süren açlık döneminin ardından, beynin yeniden enerji, protein, yağ, vitamin ve minerallere ulaşabilmesi için kahvaltı kritik bir fırsat sunar. Bu sayede öğrenciler gün boyu zihinsel odaklarını koruyabilirler. Araştırmalar, düzenli kahvaltı yapan çocukların hafıza ve dikkat gerektiren görevlerde daha yüksek performans gösterdiğini ortaya koymaktadır. Beyin gelişimi ve bilişsel fonksiyonlar için protein, sağlıklı yağlar, demir, B vitaminleri ve D vitamini gibi öğeler vazgeçilmezdir. Bu öğelerin düzenli beslenme planı içinde yer almaması, çocuklarda yorgunluk, baş ağrısı ve öğrenme güçlüğü gibi olumsuzluklara yol açabilir. Özellikle sabah saatlerinde, kan şekeri seviyesinin dengelenmesi için kahvaltı önem taşır. Türkiye’de yapılan çalışmalar da düzenli kahvaltı alışkanlığı ile akademik başarı arasında güçlü bir ilişki bulunduğunu doğrulamaktadır. Tam tahıllı ekmek, yumurta, süt ürünleri, taze meyve ve sebze içeren dengeli bir kahvaltı, çocukların bilişsel süreçlerini desteklerken, kahvaltıyı atlayan öğrencilerde dikkat dağınıklığı ve öğrenme zorlukları daha sık görülmektedir." Başarılı bir beslenme planının sürdürülebilirliği için ebeveynlerin, öğrencilerin ve eğitim kurumlarının iş birliğinin önemine değinen Demirci, şu önerilerde bulundu: " Dengeli öğün planlaması yapın, Kahvaltıda süt veya yoğurt, tam tahıllı ekmek ve meyve kombinasyonları besin çeşitliliği sağlar. Atıştırmalıklarda ise kuruyemiş, peynir veya taze meyve tercih edilebilir. Kahvaltıyı günlük rutine dâhil edin, Çocukların her sabah kahvaltı yapması teşvik edilmeli, yoğun sabahlar için akşamdan pratik alternatifler hazırlanmalıdır (Örneğin, haşlanmış yumurta, dilimlenmiş meyve veya tam buğday ekmeğiyle hazırlanmış sandviç). Sandviçler hem taşınabilir hem de çocukların severek tüketebileceği pratik seçeneklerdir. Şeker tüketimini sınırlayın, Su ve süt gibi içecekler önerilmeli, şekerli içecekler dikkat ve enerji düzeyleri üzerinde olumsuz etki oluşturabileceği için sınırlandırılmalıdır. Okul için sağlıklı ara öğünler hazırlayın: Öğrencilere gün içinde tüketebilecekleri meyve, yoğurt veya tam tahıllı sandviç gibi seçenekler sunulabilir. Rol model olun, Ebeveynler ve öğretmenler, çocuklara sağlıklı beslenme konusunda örnek olmalı, öğünlerin birlikte tüketilmesi, ekran kullanımının sınırlandırılması ve beslenmenin önemi hakkında farkındalık çalışmaları yapılmalıdır. Düzenli ve bilinçli beslenme alışkanlıklarının kazandırılması, çocukların hem fiziksel hem de zihinsel açıdan güçlenmelerini sağlayarak akademik başarılarını destekleyecektir."
Niğde’de çocuklara özel ’Premedikasyon Ünitesi’ hizmete girdi
04 Eylül 2025 Perşembe - 10:56 Niğde’de çocuklara özel ’Premedikasyon Ünitesi’ hizmete girdi Niğde Ömer Halisdemir Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde çocuk hastaların ameliyat öncesi kaygısını azaltmak amacıyla özel olarak tasarlanan Premedikasyon Ünitesi hizmet vermeye başladı. Ameliyathane içerisinde oluşturulan bu özel ünite sayesinde çocuklar, anneleriyle birlikte beklerken sakinleştirici ilaçlarını güvenli bir ortamda alabiliyor. Böylece ameliyat sürecine daha huzurlu, uyumlu ve kontrollü bir şekilde hazırlanıyorlar. Anestezi ve Reanimasyon Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Seval Kılbasanlı, uygulamanın önemine dikkat çekerek şunları söyledi: "Ameliyat öncesi dönemde çocuklarda görülen anksiyete cerrahi sürecin hem psikolojik hem de fizyolojik açıdan olumsuz etkilerine yol açabilmektedir. Bu nedenle ameliyathanemizde özel bir premedikasyon odası oluşturduk. Çocuklar, bu renkli odada anneleriyle birlikte beklerken sakinleştirici ilaçları güvenle almaktadır. Böylece ameliyat öncesi kaygı düzeyi azalmakta, ameliyata geçiş süreci daha kontrollü ve güvenli hale gelmektedir" Hastane Başhekimi Dr. Öğr. Üyesi Ramazan Kürşad Zor ise yeni ünitenin hastalara sağlayacağı katkılara vurgu yaparak, "Çocuk hastalarımız için hazırladığımız premedikasyon odasıyla ameliyat gibi zorlu bir sürecin daha az travmatik geçmesini hedefliyoruz. Bu yeni hazırladığımız odanın çocuklarımıza, ailelerimize ve tüm hastalarımıza hayırlı olmasını diliyorum. Çocuklarımızın sağlığı ve mutluluğu için her adımda yanlarındayız" ifadelerini kullandı. Yeni açılan ünite, hem çocuk hastaların hem de ailelerin ameliyat sürecini daha güvenli, huzurlu ve travmasız bir şekilde geçirmesini amaçlıyor.
Yüksek nabızla gelen tehlike, tek seansta son buldu
04 Eylül 2025 Perşembe - 10:43 Yüksek nabızla gelen tehlike, tek seansta son buldu Rutin bir sağlık taramasında 56 yaşındaki Sabahattin Bayrak’ın tesadüfen fark edilen 148 nabzı, İzmir Ekonomi Üniversitesi Medical Point Hastanesinde tek seansta kontrol altına alındı. İzmir Ekonomi Üniversitesi Medical Point Hastanesi Kardiyoloji Bölümü’nden Doç. Dr. Mustafa Doğduş ve ekibi, 30 yıldır özel sektörde çalışan 56 yaşındaki Sabahattin Bayrak’ın hayatını değiştiren başarılı bir ablasyon operasyonuna imza attı. Rutin bir iş yeri sağlık taramasında ortaya çıkan yüksek nabız, Bayrak’ın hayatında yeni bir dönüm noktası oldu. 148’e kadar çıkan nabız değeri üzerine yapılan detaylı tetkikler, iki farklı ritim bozukluğunu Atrial Fibrilasyon ve Atrial Flutter ortaya çıkardı. "Nefes nefese kalıyordum, ama farkında değildim" Sabahattin Bayrak, operasyon öncesi yaşadığı şikayetleri şöyle anlattı: "Aslında çok çabuk yoruluyordum, 100 metre yürüyünce bile nefes nefese kalıyordum. Ben bunu yaşımın doğal etkisi sandım. İş yerinde yapılan sağlık taramasında nabzımın 148 olduğunu öğrendim. İlk başta korktum ama doktorlarımız bana süreci çok güzel anlattı. Ablasyon denilen operasyonu geçirdim, bir gece hastanede kaldım ve şimdi hem psikolojik hem de fiziksel olarak çok rahatım. Hayata daha güzel bakıyorum." Çifte ritim bozukluğuna tek seansta müdahale Doç. Dr. Mustafa Doğduş, hastanın durumunun ciddiyetini ve operasyonun başarısını şöyle açıkladı: "Hastamızda aynı anda iki farklı ritim bozukluğu tespit ettik: Atrial Fibrilasyon ve Atrial Flutter. Bu durum, uzun vadede kalp yetmezliğine yol açabilecek ciddi bir tabloydu. Üç boyutlu elektroanatomik haritalama yöntemiyle kalbin sol ve sağ kulakçıklarını ayrıntılı şekilde görüntüledik ve tek seansta iki odaktaki ritim bozukluğunu da ablasyon yöntemiyle başarıyla tedavi ettik." Operasyon sonrası Bayrak’ın kalp ritmi normale dönerken, nefes darlığı ve çabuk yorulma şikâyetleri de büyük oranda ortadan kalktı. "Korkmayın, doğru ekip ve doğru tedavi ile risk minimum" Kalp rahatsızlıklarının çoğu zaman hastalar tarafından geç fark edildiğini belirten Doç. Dr. Mustafa Doğduş, erken teşhisin önemine vurgu yaptı: "Hastalar bazen çabuk yorulmayı veya nefes darlığını normal yaşlanma belirtisi olarak yorumlayabiliyor. Oysa bu, kalp ritim bozukluklarının habercisi olabilir. Doğru ekip, doğru teknoloji ve doğru tedavi ile riskler minimuma indiriliyor. Bizim amacımız hastalarımızın yaşam kalitesini artırmak ve uzun vadede ciddi kalp problemlerini önlemek."
Okul çağında sağlıklı beslenme fiziksel ve zihinsel gelişimi doğrudan etkiliyor
04 Eylül 2025 Perşembe - 10:34 Okul çağında sağlıklı beslenme fiziksel ve zihinsel gelişimi doğrudan etkiliyor Büyüme çağındaki çocukların okul başarısı, bağışıklık sistemi ve günlük enerjileri doğrudan beslenme alışkanlıklarıyla ilişkili oluyor. Uzm. Dyt. Yağmur Satıroğlu, okul döneminde çocukların düzenli ve dengeli beslenmesinin hem zihinsel hem fiziksel gelişim açısından kritik önem taşıdığına dikkat çekti. Çocukluk döneminde kazanılan beslenme alışkanlıkları, hem okul başarısını hem de uzun vadeli sağlık durumunu doğrudan etkiliyor. Kahvaltının atlanması, düzensiz öğünler ya da yetersiz sıvı alımı; dikkat eksikliği, yorgunluk ve bağışıklık sistemi zayıflığı gibi sorunlara yol açabiliyor. Medicana Kadıköy Hastanesi Beslenme ve Diyet Bölümü’nden Uzm. Dyt. Yağmur Satıroğlu, çocukların okulda geçirdikleri uzun saatlerin sağlıklı ve düzenli bir beslenme planıyla desteklenmesi gerektiğini belirterek şunları söyledi: "Çocukların enerji seviyelerini korumaları, konsantrasyonlarını artırmaları ve genel sağlıklarını sürdürebilmeleri için okullarda sağlıklı beslenmeleri büyük önem taşır. Dengeli bir kahvaltıyla güne başlamak, gün boyu dikkat ve öğrenme kapasitesini olumlu yönde etkiler." Sağlıklı beslenme için uzmanından temel öneriler "Çocukların okul döneminde dengeli beslenmesi için dikkat edilmesi gereken bazı temel noktalar bulunur" diyen Uzm. Dyt. Yağmur Satıroğlu, bunları şöyle sıraladı: "Kahvaltı atlanmamalı: Protein (örneğin yumurta, süt), tam tahıllar (örneğin yulaf, tam buğday ekmeği) ve meyve içeren bir kahvaltı tercih edilmelidir. Sağlıklı atıştırmalıklar seçilmeli: Paketli ürünler yerine yoğurt, taze meyve, kuruyemiş veya tam tahıllı kraker gibi seçenekler sunulmalıdır. Yeterli su tüketilmeli: Şekerli içecekler yerine gün boyu su içmeye teşvik edilmelidir. Sebze ve meyve tüketimi artırılmalı: Özellikle öğle yemeklerinde renkli sebzeler ve meyveler menüye eklenmelidir. Tam tahıllar tercih edilmeli: Enerji ve lif ihtiyacını karşılamak için beyaz undan yapılan ürünler yerine tam buğday, bulgur veya kepekli seçenekler tercih edilmelidir." "Eğitim ve örnek davranışlar belirleyici rol oynar" Beslenme konusunda bilinç oluşturmanın erken yaşlarda başlaması gerektiğini vurgulayan Uzm. Dyt. Yağmur Satıroğlu, çocuklara sağlıklı beslenme alışkanlıklarını kazandırmak için ailelerin ve öğretmenlerin örnek teşkil etmesinin önemine de dikkat çekti. Özel beslenme ihtiyacı olan çocukların durumuna da değinen Uzm. Dyt. Yağmur Satıroğlu, "Alerji veya intolerans gibi nedenlerle özel diyete ihtiyaç duyan çocuklar için okul yönetimiyle aile arasında iletişim kurulmalı, çocukların ihtiyaçları göz ardı edilmemelidir" diyerek sözlerini tamamladı.
Balıkesir’de ’Sağlıklı Yaşam’ için sigara bırakma ofisi kuruldu
04 Eylül 2025 Perşembe - 10:09 Balıkesir’de ’Sağlıklı Yaşam’ için sigara bırakma ofisi kuruldu Balıkesir Gençlik ve Spor İl Müdürlüğü ile Balıkesir İl Sağlık Müdürlüğü iş birliğiyle, sağlıklı yaşamı teşvik etmek ve sigara bağımlılığından uzaklaşmayı sağlamak amacıyla yeni bir kampanya başlatıldı. Bu kapsamda, Balıkesir Olimpik Yüzme Havuzunda "Sigarayı Bırakma Ofisi" açıldı. Balıkesir İl Sağlık Müdürü Dr. Miraç Çavdar’ın da katılımıyla gerçekleştirilen açılışta, ofisin sigara içen tüm personele kapsamlı tıbbi destek sunacağı ve sigara alışkanlıklarından kurtulmak isteyenlere önemli bir fırsat tanıdığı belirtildi. Ayrıca, kişiye özel hazırlanan yol haritaları ile sigara bırakma sürecinde rehberlik yapılacağı, sağlanacak destek ile sağlıklı bir yaşam için güçlü bir adım atılmasının hedeflendiği ifade edildi. Balıkesir’de sağlıklı yaşam bilincini artırmayı amaçlayan bu girişim, toplumsal sağlığa katkı sağlamayı ve sigara kullanımının sonlanmasına yönelik farkındalık oluşturmayı amaçlıyor. Uzman doktor, haftanın belirli günlerinde sigara içen bireylerle birebir görüşmeler yaparak kişiye özel bırakma planları hazırlayacak. Ayrıca, sigarayı bırakan personellerin sağlık durumları düzenli olarak takip edilerek, sürecin etkin bir şekilde ilerlemesi sağlanacak. Bu proje, sigara alışkanlıklarını terk etmek isteyenler için kapsamlı bir destek sunarken, Balıkesir’de daha sağlıklı bir yaşam kültürünün yaygınlaşmasına katkı sunmayı hedefliyor.