SAĞLIK
28 Nisan 2026 Salı - 14:55 Uzmanı uyardı: Baharda cilt hastalıkları artıyor Acıbadem Bodrum Hastanesi Dermatoloji Uzmanı Prof. Dr. Muhsin Akbaba, bahar aylarında artan güneş ışınları, yükselen sıcaklık, polen yoğunluğu ve terleme gibi çevresel faktörlerin cilt sağlığını doğrudan etkilediğini belirterek, "Bu dönemde hem mevcut deri hastalıkları alevlenebilir hem de bazı cilt sorunları ilk kez ortaya çıkabilir" dedi. "Güneş alerjisi baharda daha sık görülüyor" Bahar aylarında cildin dış etkenlere karşı daha hassas hale geldiğini vurgulayan Akbaba, "Kış aylarında güneşten uzak kalan cilt, bahar aylarında ani şekilde güneşe maruz kaldığında savunmasız kalır. Bu nedenle baharın ilk dönemlerinde güneş alerjisi vakalarında belirgin bir artış gözlemliyoruz. Bu durum genellikle güneşe çıkıldıktan kısa süre sonra ortaya çıkar. Özellikle yüz, boyun, kol ve dekolte gibi güneşe açık bölgelerde kaşıntılı, kızarık ve kabarık döküntüler görülür" diye konuştu. "Bitki teması kalıcı lekeler bırakabilir" Açık havada geçirilen sürenin artmasıyla birlikte bitkilerle temasın da arttığını belirten Akbaba, şu uyarılarda bulundu: "Özellikle limon, incir ve bazı yabani bitkilerle temas sonrası gelişen fitodermatit sık görülür. Bu durumda ciltte önce kızarıklık ve yanma hissi oluşur ardından güneş ışığıyla etkileşime girerek kahverengi lekeler ortaya çıkabilir. Bu lekeler bazı hastalarda uzun süre kalıcı olabilir." "Terleme mantar enfeksiyonlarını tetikliyor" Hava sıcaklıklarının yükselmesiyle birlikte artan terlemenin cilt üzerinde nemli bir ortam oluşturduğunu belirten Akbaba, "Bu durum mantar enfeksiyonları için uygun zemin hazırlar. Özellikle ayaklarda, kasık bölgesinde ve vücudun kıvrım alanlarında kaşıntılı, kızarık ve bazen pullanma ile seyreden lezyonlarla kendini gösterir. Kişisel hijyenin yanı sıra uygun kıyafet seçimi de mantarı önleme noktasında önemlidir. Sentetik ve hava almayan kıyafetler enfeksiyonları artırabilir" uyarısında bulundu. "Polen ve çevresel faktörler alerjiyi artırıyor" Bahar aylarında polen yoğunluğunun artmasıyla sadece solunum yollarının değil, cilt hastalıklarının da tetiklendiğini söyleyen Akbaba, "Kontakt dermatit vakalarında da bu dönemde belirgin artış görülür. Polenler, bitkiler ve bazı kozmetik ürünleri ciltte kaşıntı, kızarıklık ve hassasiyete yol açabiliyor. Ayrıca atopik dermatit (egzama) hastalarında da bu dönemde alevlenmeler görülebilir. Cilt bariyeri zaten hassas olan bireylerde çevresel alerjenler kaşıntı ve kuruluğu daha da artırır" dedi. "Ani güneş maruziyeti yanıklara neden olabiliyor" Bahar aylarında güneş daha masum gibi algılansa da UV etkisinin oldukça güçlü olduğunu söyleyen Akbaba, "Özellikle ilk güneşlenmelerde cilt korunmasız kalabiliyor. Bu durum güneş yanıklarına neden olabiliyor. Ciltte kızarıklık, hassasiyet, yanma hissi ve bazı durumlarda su toplaması gibi bulgular ortaya çıkabiliyor" diye konuştu. "Akne şikayetleri artış gösterebilir" Artan sıcaklık ve terlemeyle birlikte ciltte yağ üretiminin de arttığını belirten Akbaba, "Akneye yatkın bireylerde sivilce oluşumu artabilir. Gözeneklerin tıkanmasıyla birlikte iltihaplı lezyonlar oluşabilir. Bu dönemde uygun cilt temizliği ve bakımı önem kazanır" dedi. "Basit önlemlerle korunmak mümkün" Bahar aylarında cilt sağlığını korumak için alınacak basit önlemlerin büyük fark gösterebileceğini vurgulayan Akbaba, şunları kaydetti: "Güneşten korunmak en önemli adımdır. Yüksek koruma faktörlü güneş kremi kullanımının yanı sıra cilt tipine uygun nemlendiriciler düzenli olarak kullanılarak cilt bariyeri güçlendirilmeli. Ayrıca pamuklu ve hava alabilen kıyafetler tercih edilmeli, terleme sonrası cilt temizlenmeli ve bitki teması sonrası cilt yıkanmalıdır. Bahar aylarında ortaya çıkan veya artış gösteren cilt problemleri hafife alınmamalı özellikle uzun süren, şiddetlenen ya da yayılım gösteren lezyonlarda bir dermatoloji uzmanına başvurulması önemlidir."
Karın zarı metastazlarında yeni umut: HIPEC ve PIPAC
16 Eylül 2025 Salı - 10:46 Karın zarı metastazlarında yeni umut: HIPEC ve PIPAC Kanser tedavisinde son yıllarda geliştirilen yeni yöntemler, karın zarı (periton) metastazı olan hastalara umut oluyor. Medicana Sağlık Grubu Genel Cerrahi Bölümü’nden Prof. Dr. Koray Topgül, geçmişte tedavisi oldukça zor kabul edilen bu hastalıkta HIPEC ve PIPAC adı verilen modern uygulamalar sayesinde yaşam süresi ve yaşam kalitesinde önemli ilerlemeler sağlandığını söyledi. Kanser tedavisinde tıbbi gelişmeler hızla ilerlerken, karın zarı (periton) metastazı yaşayan hastalar için yeni yöntemler gündeme geliyor. Medicana International İzmir Hastanesi Genel Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Koray Topgül, HIPEC ve PIPAC gibi modern tedavi yaklaşımlarının, uygun hasta gruplarında yaşam süresini ve yaşam kalitesini artırmada önemli katkılar sağladığını belirtti. Bu yöntemlerin her hastaya uygulanamayacağını, yalnızca uzman hekimlerin değerlendirmesi ve yetkin merkezlerde yapılması gerektiğini vurguladı. Prof. Dr. Koray Topgül, peritonun karın içindeki organları saran ve karın duvarını örten ince bir zar olduğunu hatırlatarak bazı kanserlerde tümör hücrelerinin bu zara tutunabildiğini belirtti. Bu durumun periton metastazı olarak adlandırıldığını ifade eden Prof. Dr. Koray Topgül, "Periton metastazı en sık kolon, mide ve yumurtalık kanserlerinde görülür. Daha nadir olarak apendiks, pankreas, safra yolları ve meme kanserlerinde de karşımıza çıkabilir" dedi. "Eskiden sağkalım 6 ayı geçmezdi" Geçmişte periton metastazı gelişen hastalarda yalnızca sistemik kemoterapi ya da palyatif cerrahinin uygulandığını söyleyen Prof. Dr. Koray Topgül, bu nedenle sağkalımın çoğu zaman 6 ayı geçmediğini vurguladı. Ancak son yıllarda geliştirilen yöntemlerle bu tablonun değiştiğine dikkat çekti. Prof. Dr. Koray Topgül, HIPEC’in (Hipertermik İntraperitoneal Kemoterapi) cerrahiyle tümörlerin temizlenmesinden sonra karın boşluğuna 42-43 dereceye ısıtılmış kemoterapi ilaçlarının verilmesiyle uygulandığını anlattı. Prof. Dr. Koray Topgül, "Bu yöntemle kemoterapi doğrudan tümörün olduğu bölgeye veriliyor. Isı, kanser hücrelerini daha duyarlı hale getiriyor. Sistemik kemoterapiye göre yan etkisi daha az, etkinliği daha fazladır" dedi. Prof. Dr. Koray Topgül, uygun seçilmiş kolon ve over kanseri hastalarında HIPEC ile 5 yıllık sağkalım oranlarının yüzde 30-40’a kadar çıktığını söyledi. PIPAC’ın (Basınçlı Aerosol Kemoterapisi) daha yeni bir yöntem olduğunu belirten Prof. Dr. Koray Topgül, laparoskopik yöntemle karın boşluğuna girildiğini ve kemoterapi ilaçlarının sis şeklinde basınçlı olarak püskürtüldüğünü ifade etti. Prof. Dr. Koray Topgül, "Bu yöntem daha az invazivdir, tekrarlanabilir ve ileri evre, cerrahi şansı olmayan hastalarda bile hastalığı kontrol altına almada etkilidir. Ayrıca karın içi sıvı birikiminin önlenmesinde de fayda sağlar" dedi. "Her hasta için multidisipliner değerlendirme şart" Başarı oranlarının kanser türüne ve evresine göre değiştiğini vurgulayan Prof. Dr. Koray Topgül, over kanserinde yaşam süresini anlamlı şekilde uzatan, mide kanserinde yaşam kalitesini artıran sonuçlar elde edildiğini aktardı. Prof. Dr. Koray Topgül, "Bu tedaviler mutlaka deneyimli merkezlerde, multidisipliner ekipler tarafından uygulanmalıdır" ifadelerini kaydederek, periton metastazı için artık umut verici seçenekler bulunduğunu sözlerine ekledi.
Çocuğunuzun dikkat durumunu 20 dakikada ölçümleyin
16 Eylül 2025 Salı - 10:20 Çocuğunuzun dikkat durumunu 20 dakikada ölçümleyin Dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğunun (DEHB) dünya genelinde okul çağı çocuklarının yaklaşık yüzde 5-7’sinde görüldüğünü hatırlatan Klinik Psikolog Cansu Kaya; MOXO Dikkat Testi ile 20 dakikalık bir sürede ölçülebilen bu durumun, yalnızca ders başarısını değil çocukların arkadaş ilişkilerini, özgüvenini ve aile içi iletişimini de etkilediğini belirtiyor. Dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğunun değerlendirilmesinde objektif ölçümün büyük önem taşıdığını vurgulayan Medicana Çamlıca Hastanesi Psikoloji Bölümü’nden Klinik Psikolog Cansu Kaya, bilgisayar tabanlı MOXO Dikkat Testi sayesinde özellikle 6-12 yaş çocuklarda dikkat, dürtüsellik, zamanlama ve hiperaktivitenin objektif olarak ölçülebildiğini, böylece erken dönemde önlem alınabileceğini söylüyor. "Okul öncesi dönemde yapılan test, çocuğun dikkat becerileri ve dürtü kontrolü hakkında erken bilgi verir. Böylece okul başarısını ve sosyal uyumunu olumsuz etkileyebilecek sorunlar erken fark edilebilir" diyen Klinik Psk. Cansu Kaya, testin ailelere ve öğretmenlere yol gösterici olduğuna dikkat çekiyor. Okul başarısını doğrudan etkiliyor Çocuklarda dikkat eksikliği, aşırı hareketlilik veya dürtü kontrolü zayıflığı olduğunda akademik başarının da olumsuz etkilendiğini belirten Klinik Psk. Cansu Kaya, şunları aktarıyor: "Test bu alanları netleştirir. Erken dönemde fark edilmesi, öğretmenlerin ve ailelerin çocuğa uygun destek sağlamasını kolaylaştırır. Bilgisayar üzerinden 15-20 dakika süren test, çocuklar için genellikle oyun formatında eğlenceli bulunmaktadır. Çocuğun verilen kurala uygun şekilde doğru zamanda tepki verip vermediği, gereksiz tepkilerden kaçınıp kaçınmadığı ölçülür. Böylece dikkat süresi, dürtüsel davranışlar, verilen tepkinin zamanlaması ve aşırı hareketlilik düzeyleri analiz edilir." MOXO dikkat testinin diğer dikkat ölçüm testlerinden farkının günlük yaşamı taklit eden görsel ve işitsel dikkat dağıtıcı unsurları içermesi olduğunu belirten Klinik Psk. Cansu Kaya, "Bu sayede çocukların yalnızca laboratuvar şartlarında değil, gerçek hayata daha yakın bir ortamda nasıl tepki verdikleri gözlemlenebilir. Bu da testin güvenilirliğini artırır" dedi. Sonuçlar yol haritası oluyor Klinik Psk. Cansu Kaya, "Test sonuçları uzman psikolog veya psikiyatrist tarafından değerlendirilir. Bu test, çocuğun güçlü ve zayıf yönlerini gösterir. Aileler ve öğretmenler bu raporu dikkate alarak çocuğun eğitim planını, sınıf içi desteklerini veya gerekirse psikolojik / psikiyatrik desteğini planlayabilir. Böylece çocuk hem akademik hem de sosyal hayatında daha sağlıklı bir gelişim süreci yaşayabilir" şeklinde konuştu. Veliler için dikkat geliştirme önerileri Klinik Psk. Cansu Kaya, velilere okul çağı çocuklarının dikkat gelişimini desteklemeleri için şu önerilerde bulundu: Oyunlar ve aktivitelerle dikkat geliştirme çalışmaları yapmak: Yapboz, eşleştirme, hafıza oyunları, satranç gibi zihinsel aktiviteler çocuğun dikkat becerisini güçlendirir. Çocuğun ekran süresini sınırlamak: Fazla ekran maruziyeti dikkat süresini olumsuz etkiler. Ekran yerine kitap okuma veya sanatsal faaliyetler teşvik edilmelidir. Düzenli uyku ve sağlıklı beslenme sağlamak: Kaliteli uyku ve dengeli beslenme beyin gelişimi için temel unsurlardır. Hareket ihtiyacını karşılayacak fiziksel aktiviteler sunmak: Spor, dans veya açık havada yapılan etkinlikler çocukların enerjisini sağlıklı bir şekilde yönlendirmesine yardımcı olur. Günlük rutinler oluşturmak ve kuralları netleştirmek: Çocuğun gününü planlı yaşaması dikkat becerilerinin gelişmesine destek olur." Klinik Psikolog Cansu Kaya son olarak "Her çocuk farklıdır. Doğru zamanda doğru destek sağlandığında dikkat eksikliğinin veya odaklanma sorunlarının çocuğun geleceğini olumsuz etkilemesinin önüne geçilebilir. MOXO testi bu sürecin ilk adımında önemli bir yol haritası sunmaktadır" ifadelerini kullandı.
Manuel terapi ile doğal ve etkili ağrı yöntemi
16 Eylül 2025 Salı - 10:01 Manuel terapi ile doğal ve etkili ağrı yöntemi Manuel tıp, kas-iskelet sistemi bozukluklarının teşhis ve tedavisinde bilimsel yöntemlerle manuel terapi tekniklerini kullanan bir tıp dalıdır. Bu yöntemler, eklem blokajlarını ve kas spazmlarını ellerle yapılan özel tekniklerle düzeltir, böylece ağrıyı azaltır ve hareket kabiliyetini artırır. Manuel terapi, hastaların hayat kalitesini iyileştirmek için etkili bir tedavi seçeneği olduğunu belirten Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanı Dr. Büşra Yeşil, "Doğru ellerde uygulanan manuel terapi, ağrının azaltılmasında ve hareket kabiliyetinin artırılmasında oldukça güçlü bir yöntemdir. Kas-iskelet sistemi rahatsızlıklarının teşhis ve tedavisinde etkili bir yöntemdir. Manuel terapi, tamamen elle uygulanan, doğal ve bilimsel temellere dayanan özel bir tedavi yöntemidir" diye konuştu. Bu yaklaşımın eklem, kas ve sinir dokularına yönelik çeşitli teknikler içerdiğini belirten Medicana Bursa Hastanesi Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanı Dr. Büşra Yeşil, "Bel-boyun ağrılarından, donuk omuza, fibromiyaljiden postür bozukluklarına kadar birçok hastalıkta manuel terapiden faydalanıyoruz. Tedaviyi hastanın şikâyetine ve fiziksel yapısına göre kişiye özel planlıyoruz. Bu yönüyle manuel terapi, hem etkili hem de güvenli bir yöntem olarak öne çıkıyor" dedi. Dr. Büşra Yeşil, manuel terapinin ilaçsız ve cihazsız uygulanmasının, bu yöntemi daha doğal hale getirdiğine dikkat çekti. "Mobilizasyon, manipülasyon, yumuşak doku teknikleri ve nöromobilizasyon gibi özel tekniklerle hem ağrıyı azaltıyor hem de hareket kısıtlılıklarını ortadan kaldırıyoruz. Hastalarımız genellikle ilk seanstan itibaren rahatlama hissediyor" şeklinde konuştu. "Mutlaka uzman eller tarafından uygulanmalı" Manuel terapinin etkili sonuçlar doğurabilmesi için alanında uzman kişilerce uygulanmasının büyük önem taşıdığını vurgulayan Dr. Büşra Yeşil, şu uyarılarda bulundu: "Bu tür uygulamalar, ehil olmayan kişilerce yapıldığında fayda yerine ciddi zararlar verebilir. Eklem, kas veya sinir dokusunda kalıcı hasarlar oluşabilir. Bu yüzden manuel terapi, mutlaka fiziksel tıp ve rehabilitasyon uzmanları ya da eğitimli fizyoterapistler tarafından yapılmalıdır." Kişiye özel, bütüncül bir yaklaşım Manuel terapinin yalnızca ağrıyı geçici olarak gidermediğini; aynı zamanda hareket özgürlüğünü artırarak kişinin yaşam kalitesini yükselttiğini belirten Dr. Büşra Yeşil, sözlerini şöyle tamamladı; "Modern tıbbın önemli bir parçası haline gelen manuel terapi, bütüncül bir iyileşme sürecine katkı sağlar. Hastalarımızın yaşamlarını daha konforlu ve ağrısız sürdürebilmeleri için bu yöntemi başarıyla uygulamaya devam ediyoruz."
Avrupa’da bulamadığı çareyi Türkiye’de buldu
16 Eylül 2025 Salı - 09:58 Avrupa’da bulamadığı çareyi Türkiye’de buldu Kos Adası’nda denizcilik yapan İngiliz vatandaşı Daniel John Norcott, bel fıtığı nedeniyle yürüyemez hale gelince Memorial Bodrum Hastanesi’nde gerçekleştirilen başarılı bir operasyonla yeniden sağlığına kavuştu. Uzun süredir bel ve bacak ağrıları yaşayan Norcott, siyatik sinirine baskı yapan fıtık nedeniyle işini bırakmak zorunda kaldı. Hastalığı ilerledikçe oturamaz hale gelen denizci, ülkesine dönmeyi planladı ancak uçakta oturması mümkün olmadığı için bu seçeneği değerlendiremedi. Daha önce Bodrum’da MR çektirdiği sırada tanıştığı Memorial Bodrum Hastanesi Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Alper Karaoğlan’ın yönlendirmesiyle tek çare olarak yeniden Bodrum’a geldi. Kos’tan feribotla uzanarak gelen hasta, Bodrum İskelesi’nde ambulansla karşılanarak doğrudan hastaneye getirildi. Yaşadıklarını anlatan Norcott, "Oturamadığım için feribot iskelesinde beni ambulans karşıladı. Yatarak hastaneye ulaştırıldım. Buraya geldiğim andan itibaren inanılmaz bir ilgi ve destek gördüm" dedi. Prof. Dr. Alper Karaoğlan ve ekibi tarafından gerçekleştirilen mikrodiskektomi ameliyatıyla Norcott’un siyatik sinirine baskı yapan fıtık çıkarıldı. Minimal invaziv yöntemle yapılan operasyonun ardından hasta yalnızca bir gece hastanede kaldı ve ertesi gün ayağa kalkarak yürümeye başladı. Prof. Dr. Karaoğlan, erken tanı ve doğru müdahalenin önemine dikkat çekerek, "Hastamızın bel omurları arasında oldukça büyük bir fıtık vardı. Gecikilseydi kalıcı sinir hasarı oluşabilirdi. Mikrodiskektomi sayesinde ağrıları anında sona erdi. Bu yöntem hem güvenli hem de hızlı iyileşme sağlıyor" ifadelerini kullandı. Sağlığına kavuşan Daniel John Norcott, "Aylardır dayanılmaz bir ağrı içindeydim, hayatım durmuştu. Burada gördüğüm ilgi ve profesyonel yaklaşım sayesinde yeniden doğmuş gibiyim" diyerek hastane ekibine teşekkür etti.
İyi huylu prostat büyümesinin 6 belirtisine dikkat
16 Eylül 2025 Salı - 09:54 İyi huylu prostat büyümesinin 6 belirtisine dikkat Memorial Bodrum Hastanesi Üroloji Bölümü’nden Prof. Dr. İlter Alkan, iyi huylu prostat büyümesinin nedenleri, belirtileri ve tedavi yöntemleri hakkında açıklamalarda bulundu. Prostat’ın, erkeklerde idrar torbasının çıkışında yer alan ve idrar kanalını çevreleyen ceviz büyüklüğünde bir salgı bezi olduğunu belirten Memorial Bodrum Hastanesi Üroloji Bölümü’nden Prof. Dr. İlter Alkan, "Erkek üreme sisteminin doğal bir parçası olan prostat, her erkekte bulunan normal bir organdır. Ancak yaşla birlikte bu bezde çeşitli hastalıklar gelişebiliyor. Sık, acil ve gece idrara çıkma ile idrar yolu enfeksiyonlarına yol açabilen iyi huylu prostat büyümesi (BPH), günümüzde ileri lazer teknolojileriyle tedavi edilebiliyor. Büyüyen prostat yaşam kalitesini düşürüyor. İdrar kanalını bir yüzük gibi saran prostat bezindeki büyüme, idrar akışını zorlaştırarak mesane kaslarının daha fazla çalışmasına yol açıyor. Bu durum mesane duvarının kalınlaşmasına, ileri evrelerde ise mesanenin tamamen boşalamamasına sebep olabiliyor. Mesanede idrar kalması enfeksiyon ve böbrek hasarı riskini artırırken, bazı vakalarda idrar yapamama durumu ortaya çıkıyor ve cerrahi müdahale gerekebiliyor" dedi. Dr. Alkan, "Kesik kesik idrar, prostat büyümesinin belirtisi olabilir. Sık idrara çıkma, ani idrar yapma hissi, idrar kaçırma, zorlanarak ya da ıkınarak idrar yapma, kesik kesik idrar ve mesanenin tam boşalmadığı hissi, prostat büyümesinin en yaygın 6 belirtisi arasında yer alıyor. Bu belirtiler tedavi edilmediğinde mesane fonksiyon bozukluklarına ve böbrek yetmezliğine yol açabiliyor. Risk faktörleri arasında yaşlanma, genetik yatkınlık, etnik köken ve obezite bulunuyor. 50 yaş üstü erkeklerin yarısında, 75 yaş üstü erkeklerin ise yüzde 70-80’inde BPH görülebiliyor. Yakın akrabalarında BPH bulunanlarda risk daha yüksek olurken, Asya kökenlilerde daha az, siyah ırkta daha sık rastlanıyor. Kilo problemi yaşayanlarda da risk artıyor" şeklinde konuştu. Dr. Alkan, "HoLEP yöntemi ile konforlu tedavi mümkün" diyerek açıklamasına devam ederek şunları kaydetti: "İyi huylu prostat büyümesinin tedavisinde kullanılan HoLEP (Holmium Lazer ile Prostat Enükleasyonu) yöntemi tamamen kapalı (endoskopik) şekilde uygulanıyor. Son teknoloji Magneto 150W cihazıyla yapılan bu yöntem; hızlı ve hassas doku çıkarımı, minimum kanama riski, büyük prostatlarda güvenli kullanım ve kısa hastanede kalış süresiyle öne çıkıyor. Doğru tedavi ve gelişmiş cerrahi tekniklerle yaşam kalitesini yükseltmek mümkündür. İdrar şikayeti olan erkeklerin vakit kaybetmeden üroloji uzmanına başvurması gerekir" dedi. Prostat büyümesini tamamen önlemek mümkün olmasa da yaşam tarzında yapılacak değişikliklerle riskin azaltılabileceğini vurgulayan Prof. Dr. Alkan, ideal kiloda kalma, sebze ve meyve ağırlıklı beslenme ve düzenli egzersiz yapılmasının prostat sağlığını desteklediğini kaydetti.
Kalça kırıkları kadınlarda 70, erkeklerde 80 yaş sonrası daha sık görülüyor
16 Eylül 2025 Salı - 09:52 Kalça kırıkları kadınlarda 70, erkeklerde 80 yaş sonrası daha sık görülüyor Ortopedist Baran Şen, sağlıksız beslenme, hareketsiz yaşam tarzı ve yaşla birlikte gelen fizyolojik değişikliklerin kemik sağlığını tehdit ettiğini söyledi. Özellikle ileri yaşlarda ortaya çıkan osteoporozun (kemik erimesi), düşme sonucu oluşan kırıkları da beraberinde getirdiğini belirten Uzm. Dr. Şen, "Kadınlarda 70, erkeklerde ise 80 yaşından sonra bu kırıklar daha sık görülüyor. Bu kırıklar genellikle ev içindeki basit düşmelerle oluşuyor. Ancak sonuçları oldukça ciddi olabiliyor, erken müdahale hayati önem taşıyor." dedi. Acıbadem Kent Hastanesi Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Dr. Baran Şen, yaşlı bireylerde görülen kemik kırıkları ve alınması gereken önlemler hakkında önemli bilgiler verdi. Uzm. Dr. Şen, ileri yaşlarda görülen el bileği, omurga ve özellikle kalça kırıklarının, genellikle kemik erimesine bağlı olarak meydana geldiğini belirtti. Dr. Şen, genç yaşlarda yeterli kalsiyum ve D vitamini alınmamasının, ilerleyen yıllarda kemik yoğunluğunun düşük olmasına da neden olduğunu hatırlattı. Genç yaşta dolmayan kalsiyum depolarının, yaşlılıkta büyük risk yarattığını belirten Dr. Şen, şöyle konuştu: "Yaşlılıkta kemik erimesinin yanı sıra görme ve denge problemi yaratan rahatsızlıklar da söz konusu. O nedenle özellikle yaşlı bireylerin evlerinde halı, paspas gibi kayma tehlikesi yaratacak yer örtüleri kaldırılmalı ya da takılmayacak, kaymayacak şekilde önlemi alınmalı, evin ışıklandırılması bir yerlere çarpmayı engelleyecek ölçüde iyi olmalı. Yaşlılarımız gerekirse ev içinde de baston kullanmalı. Osteoporoz ve buna bağlı kırıkların önlenebilmesi için gençlikte sağlığımıza, kemiklerimize yatırım yapmamız gerekir. Bunun için de dengeli beslenme, düzenli egzersiz ve yürüyüş, risk faktörlerinden uzak durmak çok önemli." Öte yandan Uzm. Dr. Şen, kalça kırıklarının, yaşlı bireylerde genellikle cerrahi müdahale gerektirdiğini söyledi. Uzm. Dr. Şen, bu tür kırıklarda ameliyatın ilk 48 saat içinde yapılması gerektiğini, ideal sürenin ise ilk 24 saat olduğunu belirti. Kalça kırığı sonrası yatağa bağlı kalmanın zatürreden pıhtı atmasına, kas kaybından yatak yarasına kadar ciddi komplikasyonlara yol açabildiğini ifade eden Uzm. Dr. Şen, "Kalça kırıkları ameliyat edilmezse hastalarda kalıcı ağrılar, hareket kısıtlılığı, bacak boyu kısalığı gibi sorunlar görülebilir." dedi.