Son Dakika
|
Yasa dışı bahis operasyonunda yakalanan 81 şüpheli adliyeye sevk edildi
Sahte vekâletle 770 milyon liralık vurguna suçüstü
Almanya: "BM'nin yenilenmesi gerekmektedir"
Arnavutköy sahilinde erkek cesedi bulundu
Ayasofya’da dev restorasyonda kritik aşama: Kubbe kapatılıyor
Kene kabusu geri döndü, 21 yaşındaki genç hayatını kaybetti
Çocukluk arkadaşına IBAN’ını verdi, hakkında 70 dava açıldı
Ertan Torunoğulları: "Yönetim olarak bazı kararlar alacağız"
Samandıra’da Fenerbahçeli taraftarlar takım otobüsünü taşladı
Domenico Tedesco: "Bu akşam gol atamamamız çılgınca geliyor"
Abone
Gündem
Politika
Ekonomi
Dünya
Asayiş
Spor
Video
Yerel
Belgesel
Daha
Fotogaleri
Aktüel
Sağlık
Çevre
Magazin
Kültür Sanat
Eğitim
Teknoloji
Hava Durumu
Tüm Haberler
Tüm Manşetler
RSS
Abone
Gündem
Politika
Ekonomi
Dünya
Asayiş
Spor
Video
Yerel
Belgesel
Daha
Fotogaleri
Aktüel
Sağlık
Çevre
Magazin
Kültür Sanat
Eğitim
Teknoloji
Hava Durumu
Tüm Haberler
Tüm Manşetler
RSS
Whatsapp
İHA Kurumsal
EN
Taiwan’s Epic Spiritual Journey with the Sea Goddess Mazu
Servis minibüsü kaldırıma çarparak durağı yere serdi!
ABD basını: "Trump, İran’ın son teklifini beğenmedi"
Cumhurbaşkanı Erdoğan İstanbul’da film galasına katıldı
Irak’ta yeni Başbakan adayı Ali el-Zeydi oldu
Rubio: 'İran’a olağanüstü bir baskı uygulanıyor, bu baskı daha da artırılabilir'
Macron, İranlı yetkililerle Hürmüz Boğazı’nı görüşecek
Bakan Gürlek: "27 Nisan E-muhtırası, hukuk devletine karşı bir müdahale girişimiydi"
SAĞLIK
Bağırsağı kangrene gidiyordu, kapalı ameliyatla kurtarıldı: "Bir gün geç kalsam bugün burada olmayacaktım"
28 Nisan 2026 Salı - 10:46:39
Antalya’da yaşayan 66 yaşındaki Ayşe Zülal Berksoy, şiddetli ve durmaksızın devam eden karın ağrısı, kramp, sürekli geğirme isteği ve yeşil renkli kusma şikayetiyle başvurduğu hastanede acil ameliyata alındı. Açık karın ameliyatları sonrası gelişen yapışıklıklara bağlı iç fıtık ve bağırsak tıkanıklığı tespit edilen Berksoy, laparoskopik cerrahiyle sağlığına kavuştu. Genel Cerrahi Uzmanı Op. Dr. Gökhan Ateş, "Bağırsak neredeyse kangren oluyordu, dolaşımı bozulmuştu. Erken müdahale ile bağırsağı kurtardık" derken, Berksoy ise "Bir gün geç kalsam bugün burada olmayacakmışım" sözleriyle yaşadığı süreci anlattı. Antalya’da yaşayan 66 yaşındaki Ayşe Zülal Berksoy, karnında şiddetli, sürekli ve durmaksızın devam eden ağrı, kramp, sürekli geğirme isteği ve yeşil renkli kusma şikayetiyle Medical Park Antalya Hastanesi Genel Cerrahi Uzmanı Op. Dr. Gökhan Ateş’e başvurdu. Yapılan değerlendirmelerin ardından açık karın ameliyatları sonrası gelişen karın içi yapışıklıklarına bağlı iç fıtık ve bağırsak tıkanıklığı yaşadığı belirlenen Berksoy, aynı gün laparoskopik yöntemle ameliyata alındı. Op. Dr. Gökhan Ateş ve ekibi tarafından gerçekleştirilen kapalı ameliyatla hastanın kangrene doğru ilerleyen bağırsağı kurtarıldı. Ameliyatın ardından kısa sürede rahatlayan Berksoy, aynı gün ayağa kalkarak beslenmeye başladı. "Bağırsak içeride sıkıştığında hayatı tehdit eden tabloya gidebiliyor" Medical Park Antalya Hastanesi Genel Cerrahi Uzmanı Op. Dr. Gökhan Ateş, özellikle açık karın ameliyatlarından sonra karın içinde yapışıklıklar gelişebildiğini belirterek, bu durumun bazı hastalarda bağırsak tıkanıklığı ve iç fıtığa yol açabildiğini söyledi. Op. Dr. Ateş, "Ameliyatlardan sonra, özellikle açık karın ameliyatlarının ardından karın içerisinde yapışıklıklar olabiliyor. Bu yapışıklıklara bağlı olarak bazen bağırsaklar, iç fıtık dediğimiz açıklıklardan geçerek sıkışabiliyor. Bağırsak içeride sıkıştığında başlangıçta tıkanıklık bulguları ortaya çıkıyor. İlerleyen dönemde ise kangrene, hatta hayatı tehdit eden tam kangren tablosuna kadar gidebiliyor" dedi. "Bağırsak neredeyse kangren oluyordu" Hastanın bulantı, kusma ve şiddetli karın ağrısı şikayetlerinin ilerlemesi üzerine hastaneye başvurduğunu ifade eden Op. Dr. Ateş, ameliyatta bağırsaktaki dolaşım bozukluğunu gördüklerini belirterek, "Hastamızda bağırsak tıkanıklığı olmuş, bulantı ve kusmaları başlamış, şiddetli karın ağrısı gelişmiş. Daha önce takip edilmiş ancak şikayetleri ilerleyince bize müracaat etti. Laparoskopik, yani kapalı ameliyatla müdahale ettik. Bağırsak neredeyse kangren oluyordu; simsiyah hale gelmişti, dolaşımı bozulmuştu ve nekroza doğru gidiyordu. Erken müdahale ile bağırsağı kurtardık. Kapalı ameliyat sayesinde hastamız aynı gün hayata dönebildi. Şu an gayet rahat, genel durumu iyi, değerleri de iyi. Takiplerimiz devam edecek" ifadelerini kullandı. "Şiddetli karın ağrısı ve ölüm hissiyle geldi" Hastanın hastaneye geldiğinde oldukça ağır bir tablo yaşadığını dile getiren Op. Dr. Ateş, belirtilerin dikkate alınması gerektiğini vurguladı. Ateş, "Sürekli kusma, şiddetli karın ağrısı, özellikle spazm tarzı çok şiddetli ağrılar önemli bulgulardır. Hastamız şiddetli karın ağrısı ve ölüm hissiyle geldi. Sürekli kusuyordu. Ameliyattan hemen sonra dramatik şekilde rahatladı. Ameliyat 23 Nisan’da gerçekleşti, 23 Nisan aynı zamanda hastamızın da bayramı oldu. Ameliyattan 2-3 saat sonra yürümeye başladı. Aynı gün yeme içmeye başladı" diye konuştu. "5 yıl önce kızını da benzer şikayetlerle ameliyat ettik" Op. Dr. Gökhan Ateş, Ayşe Zülal Berksoy’un kızının da 5 yıl önce benzer şikayetlerle kendisine başvurduğunu belirterek, onun da laparoskopik cerrahiyle sağlığına kavuştuğunu söyledi. Op. Dr. Ateş, "5 yıl önce hastamızın kızı da gelmişti. Onun da 25 yıldır devam eden karın ağrısı şikayeti vardı. Laparoskopik olarak baktığımızda karın içerisinde doğuştan gelen, kendiliğinden oluşmuş yapışıklıklara bağlı iç fıtıklar olduğunu gördük. Çok zor bir süreç yaşamıştı; çaresiz kaldığını, derdine derman bulamadığını söylüyordu. Laparoskopik olarak o bağlardan kurtulduğunda, hayatındaki bağlardan da kurtulmuş gibi rahatladı" dedi. "O zümrütler beni öteki tarafa götürüyormuş" Yaşadığı süreci anlatan 66 yaşındaki Ayşe Zülal Berksoy ise karın ağrısının sürekli ve dayanılmaz şekilde devam ettiğini, kusma şikayetinin de yeşil renkte olduğunu söyledi. Berksoy, "Karnımda şiddetli, sürekli, durmaksızın devam eden ağrı ve kramplar vardı. Hiçbir şey içemiyordum. Sürekli geğirmek istiyordum ve kusuyordum. Kusmuğun renginin yeşil olduğunu gördüm. Ben biraz esprili bir insan olduğum için eşime, ‘Bak senin karın çok mücevherli. Senin için zümrütleri dünyaya getiriyor’ diyordum. Ama o zümrütler var ya, beni öteki tarafa götürüyormuş" ifadelerini kullandı. "Bir gün geç kalsam bugün burada olmayacakmışım" Ameliyatın ardından sağlığına kavuştuğunu belirten Berksoy, doktoruna duyduğu minnettarlığı şu sözlerle anlattı: "İyi ki Gökhan Hocam varmış. Bir gün geç kalsam bugün burada olmayacakmışım. Kendisine ne kadar teşekkür etsem az, kelimeler yetmez. Kızım adına, kendi adıma yaşadığım sürece hep minnettar kalacağım. Eğer bugün bu kadar iyiysem onun sayesinde çok iyiyim." Ameliyat öncesi ve sonrası arasında büyük fark olduğunu söyleyen Berksoy, "Şimdiki halimle geldiğim halime bakıyorum, arada dağlar kadar fark var. Ne kadar rahatım, ne kadar mutluyum anlatamam. Nasıl geldim, nasıl çıkıyorum ben de şaşırıyorum. Ne yaptı, nasıl tedavi uyguladı bilmiyorum ama eskisinden çok daha iyi çıkıyorum" dedi.
28 Nisan 2026 Salı - 10:32
Doç. Dr. Murat Doğan: "Çocuklarda büyüme geriliğine dikkat"
Medical Point Gaziantep Hastanesi Çocuk Endokrinolojisi Uzmanı Doç. Dr. Murat Doğan, çocuklarda sıkça göz ardı edilen büyüme geriliği hastalığına dikkat çekerek erken teşhisin önemini vurguladı. Doç. Dr. Murat Doğan, "Aileler çoğu zaman çocuklarının gelişimini fark etmekte gecikebiliyor. Oysa büyüme geriliği erken dönemde tespit edilirse tedavi başarısı oldukça yüksektir. Büyüme geriliği, çocukların yaş ve cinsiyetlerine göre beklenen boy ve kilo değerlerinin altında kalmasıyla ortaya çıkan önemli bir sağlık sorunudur" dedi. "Yaşıtlarına göre geri kalma" Büyüme geriliğinin en belirgin işaretinin çocuğun akranlarına kıyasla daha kısa boylu veya düşük kilolu olması olduğunu belirten Doğan, "Büyüme hızında belirgin yavaşlama, iştahsızlık ve beslenme sorunları, gelişim basamaklarında gecikme, sık hastalanma, bu belirtilerin göz ardı edilmemesi gerekiyor" ifadelerini kullandı. "Nedenleri çok çeşitli olabilir" Büyüme geriliğinin yalnızca genetik faktörlerden kaynaklanmadığını ifade eden Doç. Dr. Murat Doğan, "Yetersiz beslenme, hormon eksiklikleri, kronik hastalıklar ve psikososyal etkenler bu duruma yol açabilir. Bu nedenle mutlaka uzman değerlendirmesi gereklidir" ifadelerine yer verdi. "Erken tanı hayat boyu etkiyi değiştirir" Düzenli boy ve kilo takibinin önemine değinen Doç. Dr. Murat Doğan, "Çocuğunuzun büyümesini düzenli olarak takip edin. ‘Zamanla düzelir’ düşüncesiyle hareket etmeyin. Erken tanı sayesinde çocuklar sağlıklı büyüme potansiyeline ulaşabilir" diye konuştu. Büyüme geriliğinde tedavi sürecinin altta yatan nedene göre değiştiğini belirten Doç. Dr. Murat Doğan, beslenme düzenlemelerinden hormon tedavilerine kadar farklı yaklaşımların uygulanabileceğini ifade etti. Toplumda farkındalık artmalı Medical Point Gaziantep Hastanesi olarak çocuk sağlığına yönelik bilinçlendirme çalışmalarına önem verdiklerini belirten Doç. Dr. Murat Doğan, ailelerin düzenli doktor kontrollerini ihmal etmemesi gerektiğini sözlerine ekledi.
28 Nisan 2026 Salı - 08:57
Erzincan’da kene sezonu açıldı
Havaların ısınmasıyla birlikte kenelerde çıkmaya başladı. Kene ısırması sonucu meydana gelebilecek Kırım Kongo Kanamalı Ateşi (KKKA) hastalığının insan sağlığını ciddi şekilde tehdit ettiğini belirtilerek vatandaşlar uyarıldı. Erzincan’da kene ısırması sonucu 1 kişi hastanede tedavi altına alındı. Erzincan’da her yıl Toplum Sağlığı Merkezi personelleri tarafından, köylerde yaşayan vatandaşlara Kırım Kongo Kanamalı Ateşi (KKKA) hastalığı hakkında eğitim verilerek, bilgilendirmeler yapılıyor. Sağlık ekipleri "Keneyi hafife almayın tedbiri elden bırakmayın" sloganıyla uyarılarda bulunarak şu bilgilere yer verdi: "Kırım-Kongo Kanamalı Ateşi, keneler tarafından taşınan Bunyaviridae ailesine bağlı Nairovirüs grubuna ait bir virüsle oluşan ateş, halsizlik, iştahsızlık, kas ağrısı, baş ağrısı, bulantı, kusma, ishal ve ağır vakalarda kanama gibi bulgular ile seyrederek ölümlere neden olabilen zoonotik (hayvanlardan insanlara bulaşan) karakterli bir enfeksiyon hastalığıdır. KKKA ilk olarak 12. yüzyılda Tacikistan’da tanımlanmıştır. Hastalık, keneler tarafından insanlara tutunmasını takiben idrarda, tükürükte, rektumda ve abdominal kavitede kan görülmesi ve vücutta yaygın kanamalarla tarif edilmiştir. 1944-45 yıllarında Rusya’nın Kırım bölgesindeki Batı Kırım steplerinde çoğunlukla ürün toplamaya yardım eden Sovyet askerleri arasında görülmüştür. Hastalığa Kırım Hemorajik Ateşi adı verilmiştir. 1956 yılında Zaire’de de ateşli bir hastadan Kongo virüsü tespit edilmiştir. 1969 ise Kongo virüs ve Kırım hemorajik ateşi virüslerinin aynı virüs olduğu belirlenmiş ve Kırım-Kongo Kanamalı Ateşi olarak hastalık yeniden adlandırılmıştır. Hastalık ülkemizde ilk olarak 2002 yılında dikkatleri çekmiş ve 2003 yılında kesin tanısı konmuştur. KKKA vakaları, hastalığın başlıca bulaştırıcısı olan kenelerin aktifleştiği dönemden başlayarak ülkemizde bahar ve yaz aylarında görülmektedir. Hastalık ülkemizde bulaştırıcısı kene türünün yaşam alanlarıyla uyumlu bir şekilde görülmektedir. İlk kez Tokat ili ve civarında dikkatleri çeken Kırım Kongo Kanamalı Ateşi vakaları çoğunlukla İç Anadolu’nun kuzeyi, Orta Karadeniz ve Doğu Anadolu’nun kuzeyinde yoğunlaşmaktadır. Etken Bunyaviridae ailesinden Nairovirus grubundan tek sarmallı RNA virüsü olan Crimean-Congo haemorrhagic fever virüsüdür. Hastalık ülkemizde başlıca hastalık etkenini taşıyan kenenin tutunması veya bununla temas sonucunda bulaşmaktadır. Ülkemizde hastalığın bulaştırıcısı asıl kene türü Hyalomma marginatum’dur. Bunun yanı sıra hastalık viremik dönemdeki hayvanların veya hasta kişilerin kan, doku, vücut çıkartılarına korunmasız temas sonucunda da bulaşabilmektedir. İnkübasyon süresi kene tutunmasından sonra genellikle 1-3 gün, en fazla 9 gün olabilmektedir. Enfekte kan, vücut sıvısı ve diğer dokularla temas sonrasında 5-6 gün; en fazla ise 13 gün olabilmektedir. Hastalığın tedavisinin esasını destek tedavisi seçenekleri oluşturmaktadır. Bu gün için hastalıktan korunmaya yönelik etkinliği kanıtlanmış bir aşı veya etkene spesifik bir ilaç bulunmamaktadır. Ülkemizde hastalığa karşı aşı geliştirme çalışmaları devam etmektedir. Kırım Kongo Kanamalı Ateşi hastalığının kontrolüne yönelik çalışmalar Bakanlığımız tarafından bir program dâhilinde yürütülmektedir. Kişisel korunma önlemlerinin alınması hastalığın kontrolü için ön planda olduğundan Bakanlığımızca vatandaşlarımızın hastalık ve korunma önlemleri konusunda bilgilendirilmesi ve toplumda farkındalık oluşturulması çalışmaları yoğun bir şekilde yürütülmektedir. Ülkemizde KKKA bahar aylarında görülmeye başlamakta olup yaklaşık %4-5 fatalite hızıyla seyretmektedir. Yıllar itibariyle vaka görülme durumlarına bakıldığında artış ve azalış eğilimlerinden bahsedilebilmekte olup en yüksek vaka 2009 yılında 1318 vaka olarak gerçekleşmiştir. Her ne kadar 2017 yılında 343 KKKA vakası tespit edilmiş olsa da ülkemizde hala önemini korumaktadır. Kırım Kongo Kanamalı Ateşinden korunmak için; Tarla, bağ, bahçe, orman ve piknik alanları gibi kene yönünden riskli alanlara gidilirken, kenelerin vücuda girmesini engellemek maksadıyla mümkün olduğu kadar vücudu örten giysiler giyilmeli, pantolon paçaları çorapların içerisine sokulmalı ve ayrıca kenelerin elbise üzerinde rahat görülebilmesi için açık renkli kıyafetler tercih edilmelidir. Kene yönünden riskli alanlardan dönüldüğünde kişi kendisinin ve çocuklarının vücudunda (kulak arkası, koltuk altları, kasıklar ve diz arkası dâhil) kene olup olmadığını kontrol etmeli, kene tutunmuş ise hiç vakit kaybetmeden çıplak el ile dokunmamak şartıyla vücuda tutunduğu en yakın yerden tutarak uygun bir malzeme ile (bez, naylon poşet, eldiven gibi) çıkarmalıdır. Kişi keneyi kendisi çıkaramadığı durumlarda en yakın sağlık kuruluşuna başvurmalıdır. Kene ne kadar erken çıkarılırsa hastalığın bulaşma riskinin de o kadar azalacağı unutulmamalıdır. Hastalık hayvanlarda belirti göstermeden seyrettiğinden hastalığın sık olarak görüldüğü bölgelerde bulunan hayvanlar sağlıklı görünse bile hastalığı bulaştırabilirler. Bu sebeple hayvanların kanlarına, vücut sıvılarına veya dokularına çıplak el ile temas edilmemelidir. Hastalığa yakalanan kişilerin kan, vücut sıvıları ve çıkartıları ile hastalık bulaşabildiğinden, hasta ile temas eden kişiler gerekli korunma önlemlerini (eldiven, önlük, maske v.b.) almalıdır. Kene tutunan kişiler, kendilerini 10 gün süreyle halsizlik, iştahsızlık, ateş, kas ağrısı, baş ağrısı, bulantı, kusma veya ishal gibi belirtiler yönünden izlemeli ve bu belirtilerden bir veya bir kaçının ortaya çıkması halinde derhal en yakın sağlık kuruluşuna müracaat etmelidirler. Hastalığa sebep olan mikrobun taşıyıcısı, saklayıcısı ve bulaştırıcısı olan keneler uçmayan, zıplamayan, yerden yürüyerek vücuda tırmanan eklem bacaklı hayvanlardır. Vücuda tutunan veya hayvanların üzerinde bulunan keneler kesinlikle çıplak el ile öldürülmemeli ve patlatılmamalıdır. Keneler üzerine sigara basmak, kolonya, gaz yağı gibi maddeler dökmek kenenin kasılmasına sebep olarak vücut içeriğini kan emdiği kişiye aktarmasına sebep olacağı için yapılmamalıdır."
28 Nisan 2026 Salı - 08:41
Hindistan’dan Erzincan’a sağlık yolculuğu
Mengücek Gazi Eğitim ve Araştırma Hastanesi, sağlık turizmi kapsamında Hindistan’dan gelen bir hastayı tedavi etti. Hindistan’da tıp eğitimi gören Abhishek Jatwal, estetik operasyon için Erzincan’ı tercih ederek hastaneye başvurdu. Sağlık turizmi sertifikasına sahip hastanede, hastanın sosyal medya üzerinden ulaştığı KBB Uzmanı İsmail Salcan ile yapılan görüşmelerin ardından tedavi süreci planlandı. Burun bölgesindeki fonksiyonel sorunlar ve göz kapaklarındaki şikayetler nedeniyle ameliyata alınan hastaya, Salcan ve ekibi tarafından burun ve göz kapağı operasyonları gerçekleştirildi. Hastanın bir haftalık klinik takip sürecinin ardından taburcu edildiği bildirildi. Başhekim Ufuk Kuyrukluyıldız, hastanenin sağlık turizmi vizyonu doğrultusunda uluslararası hasta kabulüne devam ettiğini belirterek, "Amacımız sahip olduğumuz tıbbi donanım ve personel tecrübesini uluslararası alanda da hizmete sunmaktır." dedi. Operasyonu gerçekleştiren Doç. Dr. Salcan ise hastanın sosyal medya aracılığıyla kendilerine ulaştığını ifade ederek, yapılan değerlendirmeler sonucunda cerrahi müdahale kararı alındığını kaydetti. Tedavi sürecinden memnun kaldığını belirten Jatwal da, doktorun daha önce gerçekleştirdiği operasyonları inceleyerek Erzincan’a gelme kararı aldığını dile getirdi.
Çok Okunan Kategori Haberleri
1
24 Nisan 2026 Cuma- 10:38
Erzurum’da 261 işletmeye denetim
2
27 Nisan 2026 Pazartesi- 11:10
Uzmanlar uyarıyor: "PCOS hastası çocuk sahibi olamaz’ gibi bir durum söz konusu değil"
3
26 Nisan 2026 Pazar- 12:32
Burun tıkanıklığı ve işitme kaybı şikayetiyle gitti, ameliyatta dev bir polip çıkartıldı
4
27 Nisan 2026 Pazartesi- 15:09
Van’da optisyenlerden sahte güneş gözlüğü uyarısı
5
27 Nisan 2026 Pazartesi- 13:43
Uzmanı Dr. Merve Dede Akpınar: "Nefesinizin çığlığını duyun"
16 Eylül 2025 Salı - 10:49
Bakan Işıkhan: "64 ilacı daha geri ödeme listesine aldık"
Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı, "Sosyal Güvenlik Kurumumuz tarafından 64 ilacı daha geri ödeme listesine aldık" dedi.
16 Eylül 2025 Salı - 10:46
Karın zarı metastazlarında yeni umut: HIPEC ve PIPAC
Kanser tedavisinde son yıllarda geliştirilen yeni yöntemler, karın zarı (periton) metastazı olan hastalara umut oluyor. Medicana Sağlık Grubu Genel Cerrahi Bölümü’nden Prof. Dr. Koray Topgül, geçmişte tedavisi oldukça zor kabul edilen bu hastalıkta HIPEC ve PIPAC adı verilen modern uygulamalar sayesinde yaşam süresi ve yaşam kalitesinde önemli ilerlemeler sağlandığını söyledi. Kanser tedavisinde tıbbi gelişmeler hızla ilerlerken, karın zarı (periton) metastazı yaşayan hastalar için yeni yöntemler gündeme geliyor. Medicana International İzmir Hastanesi Genel Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Koray Topgül, HIPEC ve PIPAC gibi modern tedavi yaklaşımlarının, uygun hasta gruplarında yaşam süresini ve yaşam kalitesini artırmada önemli katkılar sağladığını belirtti. Bu yöntemlerin her hastaya uygulanamayacağını, yalnızca uzman hekimlerin değerlendirmesi ve yetkin merkezlerde yapılması gerektiğini vurguladı. Prof. Dr. Koray Topgül, peritonun karın içindeki organları saran ve karın duvarını örten ince bir zar olduğunu hatırlatarak bazı kanserlerde tümör hücrelerinin bu zara tutunabildiğini belirtti. Bu durumun periton metastazı olarak adlandırıldığını ifade eden Prof. Dr. Koray Topgül, "Periton metastazı en sık kolon, mide ve yumurtalık kanserlerinde görülür. Daha nadir olarak apendiks, pankreas, safra yolları ve meme kanserlerinde de karşımıza çıkabilir" dedi. "Eskiden sağkalım 6 ayı geçmezdi" Geçmişte periton metastazı gelişen hastalarda yalnızca sistemik kemoterapi ya da palyatif cerrahinin uygulandığını söyleyen Prof. Dr. Koray Topgül, bu nedenle sağkalımın çoğu zaman 6 ayı geçmediğini vurguladı. Ancak son yıllarda geliştirilen yöntemlerle bu tablonun değiştiğine dikkat çekti. Prof. Dr. Koray Topgül, HIPEC’in (Hipertermik İntraperitoneal Kemoterapi) cerrahiyle tümörlerin temizlenmesinden sonra karın boşluğuna 42-43 dereceye ısıtılmış kemoterapi ilaçlarının verilmesiyle uygulandığını anlattı. Prof. Dr. Koray Topgül, "Bu yöntemle kemoterapi doğrudan tümörün olduğu bölgeye veriliyor. Isı, kanser hücrelerini daha duyarlı hale getiriyor. Sistemik kemoterapiye göre yan etkisi daha az, etkinliği daha fazladır" dedi. Prof. Dr. Koray Topgül, uygun seçilmiş kolon ve over kanseri hastalarında HIPEC ile 5 yıllık sağkalım oranlarının yüzde 30-40’a kadar çıktığını söyledi. PIPAC’ın (Basınçlı Aerosol Kemoterapisi) daha yeni bir yöntem olduğunu belirten Prof. Dr. Koray Topgül, laparoskopik yöntemle karın boşluğuna girildiğini ve kemoterapi ilaçlarının sis şeklinde basınçlı olarak püskürtüldüğünü ifade etti. Prof. Dr. Koray Topgül, "Bu yöntem daha az invazivdir, tekrarlanabilir ve ileri evre, cerrahi şansı olmayan hastalarda bile hastalığı kontrol altına almada etkilidir. Ayrıca karın içi sıvı birikiminin önlenmesinde de fayda sağlar" dedi. "Her hasta için multidisipliner değerlendirme şart" Başarı oranlarının kanser türüne ve evresine göre değiştiğini vurgulayan Prof. Dr. Koray Topgül, over kanserinde yaşam süresini anlamlı şekilde uzatan, mide kanserinde yaşam kalitesini artıran sonuçlar elde edildiğini aktardı. Prof. Dr. Koray Topgül, "Bu tedaviler mutlaka deneyimli merkezlerde, multidisipliner ekipler tarafından uygulanmalıdır" ifadelerini kaydederek, periton metastazı için artık umut verici seçenekler bulunduğunu sözlerine ekledi.
16 Eylül 2025 Salı - 10:20
Çocuğunuzun dikkat durumunu 20 dakikada ölçümleyin
Dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğunun (DEHB) dünya genelinde okul çağı çocuklarının yaklaşık yüzde 5-7’sinde görüldüğünü hatırlatan Klinik Psikolog Cansu Kaya; MOXO Dikkat Testi ile 20 dakikalık bir sürede ölçülebilen bu durumun, yalnızca ders başarısını değil çocukların arkadaş ilişkilerini, özgüvenini ve aile içi iletişimini de etkilediğini belirtiyor. Dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğunun değerlendirilmesinde objektif ölçümün büyük önem taşıdığını vurgulayan Medicana Çamlıca Hastanesi Psikoloji Bölümü’nden Klinik Psikolog Cansu Kaya, bilgisayar tabanlı MOXO Dikkat Testi sayesinde özellikle 6-12 yaş çocuklarda dikkat, dürtüsellik, zamanlama ve hiperaktivitenin objektif olarak ölçülebildiğini, böylece erken dönemde önlem alınabileceğini söylüyor. "Okul öncesi dönemde yapılan test, çocuğun dikkat becerileri ve dürtü kontrolü hakkında erken bilgi verir. Böylece okul başarısını ve sosyal uyumunu olumsuz etkileyebilecek sorunlar erken fark edilebilir" diyen Klinik Psk. Cansu Kaya, testin ailelere ve öğretmenlere yol gösterici olduğuna dikkat çekiyor. Okul başarısını doğrudan etkiliyor Çocuklarda dikkat eksikliği, aşırı hareketlilik veya dürtü kontrolü zayıflığı olduğunda akademik başarının da olumsuz etkilendiğini belirten Klinik Psk. Cansu Kaya, şunları aktarıyor: "Test bu alanları netleştirir. Erken dönemde fark edilmesi, öğretmenlerin ve ailelerin çocuğa uygun destek sağlamasını kolaylaştırır. Bilgisayar üzerinden 15-20 dakika süren test, çocuklar için genellikle oyun formatında eğlenceli bulunmaktadır. Çocuğun verilen kurala uygun şekilde doğru zamanda tepki verip vermediği, gereksiz tepkilerden kaçınıp kaçınmadığı ölçülür. Böylece dikkat süresi, dürtüsel davranışlar, verilen tepkinin zamanlaması ve aşırı hareketlilik düzeyleri analiz edilir." MOXO dikkat testinin diğer dikkat ölçüm testlerinden farkının günlük yaşamı taklit eden görsel ve işitsel dikkat dağıtıcı unsurları içermesi olduğunu belirten Klinik Psk. Cansu Kaya, "Bu sayede çocukların yalnızca laboratuvar şartlarında değil, gerçek hayata daha yakın bir ortamda nasıl tepki verdikleri gözlemlenebilir. Bu da testin güvenilirliğini artırır" dedi. Sonuçlar yol haritası oluyor Klinik Psk. Cansu Kaya, "Test sonuçları uzman psikolog veya psikiyatrist tarafından değerlendirilir. Bu test, çocuğun güçlü ve zayıf yönlerini gösterir. Aileler ve öğretmenler bu raporu dikkate alarak çocuğun eğitim planını, sınıf içi desteklerini veya gerekirse psikolojik / psikiyatrik desteğini planlayabilir. Böylece çocuk hem akademik hem de sosyal hayatında daha sağlıklı bir gelişim süreci yaşayabilir" şeklinde konuştu. Veliler için dikkat geliştirme önerileri Klinik Psk. Cansu Kaya, velilere okul çağı çocuklarının dikkat gelişimini desteklemeleri için şu önerilerde bulundu: Oyunlar ve aktivitelerle dikkat geliştirme çalışmaları yapmak: Yapboz, eşleştirme, hafıza oyunları, satranç gibi zihinsel aktiviteler çocuğun dikkat becerisini güçlendirir. Çocuğun ekran süresini sınırlamak: Fazla ekran maruziyeti dikkat süresini olumsuz etkiler. Ekran yerine kitap okuma veya sanatsal faaliyetler teşvik edilmelidir. Düzenli uyku ve sağlıklı beslenme sağlamak: Kaliteli uyku ve dengeli beslenme beyin gelişimi için temel unsurlardır. Hareket ihtiyacını karşılayacak fiziksel aktiviteler sunmak: Spor, dans veya açık havada yapılan etkinlikler çocukların enerjisini sağlıklı bir şekilde yönlendirmesine yardımcı olur. Günlük rutinler oluşturmak ve kuralları netleştirmek: Çocuğun gününü planlı yaşaması dikkat becerilerinin gelişmesine destek olur." Klinik Psikolog Cansu Kaya son olarak "Her çocuk farklıdır. Doğru zamanda doğru destek sağlandığında dikkat eksikliğinin veya odaklanma sorunlarının çocuğun geleceğini olumsuz etkilemesinin önüne geçilebilir. MOXO testi bu sürecin ilk adımında önemli bir yol haritası sunmaktadır" ifadelerini kullandı.
16 Eylül 2025 Salı - 10:07
Ticari yatta rahatsızlanan vatandaşa Sahil Güvenlik tıbbi tahliye gerçekleştirdi
Muğla’nın Fethiye ilçesi açıklarında seyreden ticari yatta rahatsızlanan vatandaş için tıbbi tahliye gerçekleştirildi. Fethiyle açıklarında bulunan ticari yatta rahatsızlanan vatandaş için yardım çağrısı yapıldı. Yapılan yardım çağrısı üzerine yönlendirilen Sahil Güvenlik ekipleri yaralanan çocuğu bota alarak 112 ambulans ekiplerine teslim etti.
16 Eylül 2025 Salı - 10:01
Manuel terapi ile doğal ve etkili ağrı yöntemi
Manuel tıp, kas-iskelet sistemi bozukluklarının teşhis ve tedavisinde bilimsel yöntemlerle manuel terapi tekniklerini kullanan bir tıp dalıdır. Bu yöntemler, eklem blokajlarını ve kas spazmlarını ellerle yapılan özel tekniklerle düzeltir, böylece ağrıyı azaltır ve hareket kabiliyetini artırır. Manuel terapi, hastaların hayat kalitesini iyileştirmek için etkili bir tedavi seçeneği olduğunu belirten Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanı Dr. Büşra Yeşil, "Doğru ellerde uygulanan manuel terapi, ağrının azaltılmasında ve hareket kabiliyetinin artırılmasında oldukça güçlü bir yöntemdir. Kas-iskelet sistemi rahatsızlıklarının teşhis ve tedavisinde etkili bir yöntemdir. Manuel terapi, tamamen elle uygulanan, doğal ve bilimsel temellere dayanan özel bir tedavi yöntemidir" diye konuştu. Bu yaklaşımın eklem, kas ve sinir dokularına yönelik çeşitli teknikler içerdiğini belirten Medicana Bursa Hastanesi Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanı Dr. Büşra Yeşil, "Bel-boyun ağrılarından, donuk omuza, fibromiyaljiden postür bozukluklarına kadar birçok hastalıkta manuel terapiden faydalanıyoruz. Tedaviyi hastanın şikâyetine ve fiziksel yapısına göre kişiye özel planlıyoruz. Bu yönüyle manuel terapi, hem etkili hem de güvenli bir yöntem olarak öne çıkıyor" dedi. Dr. Büşra Yeşil, manuel terapinin ilaçsız ve cihazsız uygulanmasının, bu yöntemi daha doğal hale getirdiğine dikkat çekti. "Mobilizasyon, manipülasyon, yumuşak doku teknikleri ve nöromobilizasyon gibi özel tekniklerle hem ağrıyı azaltıyor hem de hareket kısıtlılıklarını ortadan kaldırıyoruz. Hastalarımız genellikle ilk seanstan itibaren rahatlama hissediyor" şeklinde konuştu. "Mutlaka uzman eller tarafından uygulanmalı" Manuel terapinin etkili sonuçlar doğurabilmesi için alanında uzman kişilerce uygulanmasının büyük önem taşıdığını vurgulayan Dr. Büşra Yeşil, şu uyarılarda bulundu: "Bu tür uygulamalar, ehil olmayan kişilerce yapıldığında fayda yerine ciddi zararlar verebilir. Eklem, kas veya sinir dokusunda kalıcı hasarlar oluşabilir. Bu yüzden manuel terapi, mutlaka fiziksel tıp ve rehabilitasyon uzmanları ya da eğitimli fizyoterapistler tarafından yapılmalıdır." Kişiye özel, bütüncül bir yaklaşım Manuel terapinin yalnızca ağrıyı geçici olarak gidermediğini; aynı zamanda hareket özgürlüğünü artırarak kişinin yaşam kalitesini yükselttiğini belirten Dr. Büşra Yeşil, sözlerini şöyle tamamladı; "Modern tıbbın önemli bir parçası haline gelen manuel terapi, bütüncül bir iyileşme sürecine katkı sağlar. Hastalarımızın yaşamlarını daha konforlu ve ağrısız sürdürebilmeleri için bu yöntemi başarıyla uygulamaya devam ediyoruz."
16 Eylül 2025 Salı - 09:58
Avrupa’da bulamadığı çareyi Türkiye’de buldu
Kos Adası’nda denizcilik yapan İngiliz vatandaşı Daniel John Norcott, bel fıtığı nedeniyle yürüyemez hale gelince Memorial Bodrum Hastanesi’nde gerçekleştirilen başarılı bir operasyonla yeniden sağlığına kavuştu. Uzun süredir bel ve bacak ağrıları yaşayan Norcott, siyatik sinirine baskı yapan fıtık nedeniyle işini bırakmak zorunda kaldı. Hastalığı ilerledikçe oturamaz hale gelen denizci, ülkesine dönmeyi planladı ancak uçakta oturması mümkün olmadığı için bu seçeneği değerlendiremedi. Daha önce Bodrum’da MR çektirdiği sırada tanıştığı Memorial Bodrum Hastanesi Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Alper Karaoğlan’ın yönlendirmesiyle tek çare olarak yeniden Bodrum’a geldi. Kos’tan feribotla uzanarak gelen hasta, Bodrum İskelesi’nde ambulansla karşılanarak doğrudan hastaneye getirildi. Yaşadıklarını anlatan Norcott, "Oturamadığım için feribot iskelesinde beni ambulans karşıladı. Yatarak hastaneye ulaştırıldım. Buraya geldiğim andan itibaren inanılmaz bir ilgi ve destek gördüm" dedi. Prof. Dr. Alper Karaoğlan ve ekibi tarafından gerçekleştirilen mikrodiskektomi ameliyatıyla Norcott’un siyatik sinirine baskı yapan fıtık çıkarıldı. Minimal invaziv yöntemle yapılan operasyonun ardından hasta yalnızca bir gece hastanede kaldı ve ertesi gün ayağa kalkarak yürümeye başladı. Prof. Dr. Karaoğlan, erken tanı ve doğru müdahalenin önemine dikkat çekerek, "Hastamızın bel omurları arasında oldukça büyük bir fıtık vardı. Gecikilseydi kalıcı sinir hasarı oluşabilirdi. Mikrodiskektomi sayesinde ağrıları anında sona erdi. Bu yöntem hem güvenli hem de hızlı iyileşme sağlıyor" ifadelerini kullandı. Sağlığına kavuşan Daniel John Norcott, "Aylardır dayanılmaz bir ağrı içindeydim, hayatım durmuştu. Burada gördüğüm ilgi ve profesyonel yaklaşım sayesinde yeniden doğmuş gibiyim" diyerek hastane ekibine teşekkür etti.
16 Eylül 2025 Salı - 09:57
Sağlığı yapay zekaya emanet etmek sakıncalı
Beyin, Sinir ve Omurilik Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Orhan Şen, sağlık sorunlarının yapay zekaya danışarak bilgi alınmasına karşı uyarıda bulunarak, "Yapay zeka bütünsel bakamaz. Sizin oraya verdiğiniz bilgiyle aldığınız cevap sınırlı. Lütfen hekiminize başvurun" dedi.
16 Eylül 2025 Salı - 09:54
İyi huylu prostat büyümesinin 6 belirtisine dikkat
Memorial Bodrum Hastanesi Üroloji Bölümü’nden Prof. Dr. İlter Alkan, iyi huylu prostat büyümesinin nedenleri, belirtileri ve tedavi yöntemleri hakkında açıklamalarda bulundu. Prostat’ın, erkeklerde idrar torbasının çıkışında yer alan ve idrar kanalını çevreleyen ceviz büyüklüğünde bir salgı bezi olduğunu belirten Memorial Bodrum Hastanesi Üroloji Bölümü’nden Prof. Dr. İlter Alkan, "Erkek üreme sisteminin doğal bir parçası olan prostat, her erkekte bulunan normal bir organdır. Ancak yaşla birlikte bu bezde çeşitli hastalıklar gelişebiliyor. Sık, acil ve gece idrara çıkma ile idrar yolu enfeksiyonlarına yol açabilen iyi huylu prostat büyümesi (BPH), günümüzde ileri lazer teknolojileriyle tedavi edilebiliyor. Büyüyen prostat yaşam kalitesini düşürüyor. İdrar kanalını bir yüzük gibi saran prostat bezindeki büyüme, idrar akışını zorlaştırarak mesane kaslarının daha fazla çalışmasına yol açıyor. Bu durum mesane duvarının kalınlaşmasına, ileri evrelerde ise mesanenin tamamen boşalamamasına sebep olabiliyor. Mesanede idrar kalması enfeksiyon ve böbrek hasarı riskini artırırken, bazı vakalarda idrar yapamama durumu ortaya çıkıyor ve cerrahi müdahale gerekebiliyor" dedi. Dr. Alkan, "Kesik kesik idrar, prostat büyümesinin belirtisi olabilir. Sık idrara çıkma, ani idrar yapma hissi, idrar kaçırma, zorlanarak ya da ıkınarak idrar yapma, kesik kesik idrar ve mesanenin tam boşalmadığı hissi, prostat büyümesinin en yaygın 6 belirtisi arasında yer alıyor. Bu belirtiler tedavi edilmediğinde mesane fonksiyon bozukluklarına ve böbrek yetmezliğine yol açabiliyor. Risk faktörleri arasında yaşlanma, genetik yatkınlık, etnik köken ve obezite bulunuyor. 50 yaş üstü erkeklerin yarısında, 75 yaş üstü erkeklerin ise yüzde 70-80’inde BPH görülebiliyor. Yakın akrabalarında BPH bulunanlarda risk daha yüksek olurken, Asya kökenlilerde daha az, siyah ırkta daha sık rastlanıyor. Kilo problemi yaşayanlarda da risk artıyor" şeklinde konuştu. Dr. Alkan, "HoLEP yöntemi ile konforlu tedavi mümkün" diyerek açıklamasına devam ederek şunları kaydetti: "İyi huylu prostat büyümesinin tedavisinde kullanılan HoLEP (Holmium Lazer ile Prostat Enükleasyonu) yöntemi tamamen kapalı (endoskopik) şekilde uygulanıyor. Son teknoloji Magneto 150W cihazıyla yapılan bu yöntem; hızlı ve hassas doku çıkarımı, minimum kanama riski, büyük prostatlarda güvenli kullanım ve kısa hastanede kalış süresiyle öne çıkıyor. Doğru tedavi ve gelişmiş cerrahi tekniklerle yaşam kalitesini yükseltmek mümkündür. İdrar şikayeti olan erkeklerin vakit kaybetmeden üroloji uzmanına başvurması gerekir" dedi. Prostat büyümesini tamamen önlemek mümkün olmasa da yaşam tarzında yapılacak değişikliklerle riskin azaltılabileceğini vurgulayan Prof. Dr. Alkan, ideal kiloda kalma, sebze ve meyve ağırlıklı beslenme ve düzenli egzersiz yapılmasının prostat sağlığını desteklediğini kaydetti.
16 Eylül 2025 Salı - 09:52
Kalça kırıkları kadınlarda 70, erkeklerde 80 yaş sonrası daha sık görülüyor
Ortopedist Baran Şen, sağlıksız beslenme, hareketsiz yaşam tarzı ve yaşla birlikte gelen fizyolojik değişikliklerin kemik sağlığını tehdit ettiğini söyledi. Özellikle ileri yaşlarda ortaya çıkan osteoporozun (kemik erimesi), düşme sonucu oluşan kırıkları da beraberinde getirdiğini belirten Uzm. Dr. Şen, "Kadınlarda 70, erkeklerde ise 80 yaşından sonra bu kırıklar daha sık görülüyor. Bu kırıklar genellikle ev içindeki basit düşmelerle oluşuyor. Ancak sonuçları oldukça ciddi olabiliyor, erken müdahale hayati önem taşıyor." dedi. Acıbadem Kent Hastanesi Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Dr. Baran Şen, yaşlı bireylerde görülen kemik kırıkları ve alınması gereken önlemler hakkında önemli bilgiler verdi. Uzm. Dr. Şen, ileri yaşlarda görülen el bileği, omurga ve özellikle kalça kırıklarının, genellikle kemik erimesine bağlı olarak meydana geldiğini belirtti. Dr. Şen, genç yaşlarda yeterli kalsiyum ve D vitamini alınmamasının, ilerleyen yıllarda kemik yoğunluğunun düşük olmasına da neden olduğunu hatırlattı. Genç yaşta dolmayan kalsiyum depolarının, yaşlılıkta büyük risk yarattığını belirten Dr. Şen, şöyle konuştu: "Yaşlılıkta kemik erimesinin yanı sıra görme ve denge problemi yaratan rahatsızlıklar da söz konusu. O nedenle özellikle yaşlı bireylerin evlerinde halı, paspas gibi kayma tehlikesi yaratacak yer örtüleri kaldırılmalı ya da takılmayacak, kaymayacak şekilde önlemi alınmalı, evin ışıklandırılması bir yerlere çarpmayı engelleyecek ölçüde iyi olmalı. Yaşlılarımız gerekirse ev içinde de baston kullanmalı. Osteoporoz ve buna bağlı kırıkların önlenebilmesi için gençlikte sağlığımıza, kemiklerimize yatırım yapmamız gerekir. Bunun için de dengeli beslenme, düzenli egzersiz ve yürüyüş, risk faktörlerinden uzak durmak çok önemli." Öte yandan Uzm. Dr. Şen, kalça kırıklarının, yaşlı bireylerde genellikle cerrahi müdahale gerektirdiğini söyledi. Uzm. Dr. Şen, bu tür kırıklarda ameliyatın ilk 48 saat içinde yapılması gerektiğini, ideal sürenin ise ilk 24 saat olduğunu belirti. Kalça kırığı sonrası yatağa bağlı kalmanın zatürreden pıhtı atmasına, kas kaybından yatak yarasına kadar ciddi komplikasyonlara yol açabildiğini ifade eden Uzm. Dr. Şen, "Kalça kırıkları ameliyat edilmezse hastalarda kalıcı ağrılar, hareket kısıtlılığı, bacak boyu kısalığı gibi sorunlar görülebilir." dedi.
16 Eylül 2025 Salı - 09:33
Elazığ’da HIPEC yöntemi ile kanser tedavisi uygulanıyor
Elazığ Fırat Üniversitesi Hastanesi’nde Hipertermik Intraperitoneal Kemoterapi (HIPEC) yöntemiyle kanser tedavisi uygulanıyor. Fırat Üniversitesi Hastanesi Genel Cerrahi Anabilim Dalı Dr. Öğretim Üyesi Serkan Yılmaz, karın içi kanserlerin tedavisinde kullanılan HIPEC yöntemi hakkında bilgiler verdi. Dr. Yılmaz, "Hastanede HIPEC yöntemi ile ısıtılmış sıcak kemoterapi karın boşluğuna verilmesi işlemi yapılmaktadır. Bu bazı yumurtalık, mide, apandis ve bağırsak kanseri vakalarında uygulanan yeni bir yöntemdir. Yöntemin temel amacı gözle görülemeyen mikroskobik tümör hücrelerini ısıtılmış sıcak kemoterapi yöntemi ile yok etmektir. Bu tedavi sırasında hastanın karın boşluğuna yaklaşık 42 dereceye ısıtılmış kemoterapi ajanları, kapalı bir devir daim sistemi ile yaklaşık 90 dakika boyunca veriliyor. Böylece kemoterapi ilaçlarının doğrudan tümör hücrelerine ulaşması ve etkinliğin artırılması sağlanıyor. Bu yöntem, klasik kemoterapiye önemli bir alternatif. Fırat Üniversitesi Hastanesinde beş yıldır başarıyla uygulanan HIPEC yöntemi sayesinde, kemoterapi ilaçları karın boşluğuna daha etkili bir şekilde nüfuz ediyor. Bu yöntem ile hastaların yaşam sürelerini uzatmayı hedefliyoruz" dedi.
16 Eylül 2025 Salı - 09:11
Kan bağışına teşekkür belgesi
Erzurum Valisi Mustafa Çiftçi, "Birbirimize Candan Bağlıyız Horasan" etkinliğinde emeği geçenlere teşekkür etti. "Birbirimize Candan Bağlıyız Horasan" kan bağışı etkinliği vesilesiyle; Horasan Kaymakamı Mesut Ozan Yılmaz, Horasan Belediye Başkanı Hayrettin Özdemir, Doğu Anadolu Kızılay Bölge Kan Merkezi Müdürü Dr Abdullah Üzer ve Horasan Şube Temsilcisi Melikşah Yılmaz ile beraberindeki heyet; Vali Mustafa Çiftçi’yi ziyaret etti. Vali Mustafa Çiftçi, Valilik himayesinde, Horasan Kaymakamlığı, Horasan Belediye Başkanlığı ve Kızılay Doğu Anadolu Kan Merkezi iş birliğiyle düzenlenen "Birbirimize Candan Bağlıyız Horasan" kan bağışı etkinliğinden dolayı Horasan Kaymakamı Mesut Ozan Yılmaz’a başarı belgesi ve Horasan Belediye Başkanı Hayrettin Özdemir ile Kızılay bünyesinde emeği geçenlere ise teşekkür belgesi takdim etti.
15 Eylül 2025 Pazartesi - 22:03
Beypazarı’nda Prostat Kanseri Farkındalık Günü standı açıldı
Beypazarı İlçe Sağlık Müdürlüğü tarafından 15 Eylül Prostat Kanseri Farkındalık Günü nedeniyle bilgilendirme standı açıldı. Beypazarı İlçe Sağlık Müdürlüğü girişine 15 Eylül Prostat Kanseri Farkındalık Günü için stant açıldı. Beypazarı İlçe Sağlık Müdürlüğü ekipleri, vatandaşları prostat kanseri konusunda bilgilendirdi. Sağlık ekipleri gün boyunca ilçedeki iş yerlerini de ziyaret ederek, çalışanlara prostat kanserinin belirtileri, erken teşhisin önemi ve düzenli sağlık kontrollerinin gerekliliği hakkında bilgiler verdi. Ayrıca risk faktörleri ve sağlıklı yaşam alışkanlıklarının hastalığın önlenmesindeki rolü vurgulandı.
Daha Fazla Yükle
GERİ BİLDİRİM
Geliştirme sürecine katkıda bulunmak için lütfen sitede karşılaştığınız hataları bize bildirin.
Gönder